
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Aksiyon kahramanları dosyamızın üçüncü bölümünde konumuz, türün en ayrıksı dramatik kahramanı Jason Bourne. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bugünkü programımızda Aksiyon Kahramanları serimize devam ediyoruz.
Üçüncüsünü yapıyoruz ve bugünkü konumuz...
Jason Bourne karakteri ve Jason Bourne karakterinin sürüklediği 4 farklı film başlarında olduğu 4 farklı film.
Aslında 4,5 film demem lazım.
Çünkü 5 tane film yapıldı ama bir tanesi Jason Bourne Legacy diye hani onun mirası diye anıldı.
Öyle isim verildi ama baş karakter Jason Bourne değil.
O dünyayla bağlantılı bir film sadece.
Orada da bazı Jason Bourne karakteriyle ilgili ya da Jason Bourne'un içerisinde olduğu dünya ile ilgili birçok bilgi var.
Bir bağlantısı var ama karakter olmadığı için onu tam olarak saymayayım.
4 film diyelim.
Aslında bence 4. son film de o kadar iyi değil.
Çok da gerekli bir film değildi.
Neyse onu birazdan anlatacağım filmleri anlatırken.
Jason Bourne karakterinden bahsedeceğiz.
Bugün bayağı daha farklı bir karakter arkadaşlar.
Filmleri de oldukça farklı.
Diğer aksiyon kahramanlarının öne çıktığı serilere göre.
Jason Bourne karakteri de filmleri de farklı.
Hemen şöyle söyleyeyim.
İlk film mesela Geçmişi Olmayan Adam diye başladı ve aslında bir seriye dönüşeceğini ben tahmin etmiyordum en azından.
Bilmiyorum ben mi görememiştim ama James Bond gibi Jason Bourne'da bir roman uyarlaması Robert Ludlum'un romanından uyarlanmıştı.
Ben romanı okumadım. Aslında okumayı istiyorum ama böyle ajan, casusluk veya işte aksiyon romanları öncelikli olarak ilgi duyduğum edebiyat türü değil ama romandaki doku ve duygu tam olarak nasıl bilmiyorum.
Onun için sizi yanıltmak istemem ama ilk bölümü biz izlediğimizde bir seriye dönüşeceğini düşünmemiştik aslında.
Hani buna dair de çok fazla bilgiyle karşılaşmamıştım ben.
Karakter güzel. Aslında bir seri olmaya uygun ama ilginç olan şu.
Evet bir aksiyon filmiydi.
Geçmişi olmayan adam. Bir casusluk ajan veya aksiyon filmiydi ama ilginç olan şuydu.
Dramatik tarafı çok daha ön plandaydı.
Filmi ayrıntılı biçimde anlatmayayım.
Çok kısaca şöyle söyleyeyim.
Filmin esas numarası bir aksiyon eylemi.
Yani aksiyona uygun bir durumun içerisinde olup vurulmuş.
Böyle denizin ortasında bir karakter.
İlginç olan şu geçmişini unutmuştu.
Geçmiş olmayan adam zaten belirtece oradan geliyor.
Filmin adı oradan geliyor. Kim olduğunu bilmiyordu.
Bu karakter kendisini tanımaya çalışıyordu.
Kendi geçmişini hatırlamaya çalışıyordu.
Ve hatırladığında ortaya çıkan gerçekten hiç hoşlanmıyordu.
Aksine rahatsız oluyordu, tedirgin oluyordu ve korkuyordu.
Bir ajan olduğu hatta bir suikastçi olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyordu.
Ve ilginç biçimde Jason Bond karakteri bütün filmlerde ve ayırt edici noktası da bu.
Yani buraya bir ünlem koyuyorum, tırnak içine alıyorum bu noktayı.
Önemli olan tarafı bu ve ayırt edici tarafı da bu.
Jason Bond karakteri bir aksiyon karakteri olmasına rağmen onu aksiyon karakteri kılan özelliklerinden hiç de memnun olmayan, hiç de bir aksiyon karakteri olmaktan da memnun olmayan,
aksine bundan rahatsız olan, bunu bir lanet olarak gören ve bundan kurtulmaya çalışan bir karakter arkadaşlar.
İlginç tarafı bu, farklı tarafı bu.
Diğer aksiyon filmlerinde de veya aksiyon karakterlerinin hayatlarında da dramatik ögeler vardır.
Onlar da çeşitli dramatik mücadeleler verirler belki ama...
Yani Jason Bourne karakteri gerçekten istemiyor.
Bir aksiyon karakteri ama aksiyon karakteri olmayı istemiyor.
Aksiyon istemiyor.
Hani çok güçlü, kuvvetli, bir aksiyon kahramanı olabilmek için gereken tüm vasıfları barındıran bir karakter ama bunları bir lanet olarak görüyor.
İlginç biçimde de ilk filmde kim olduğunu anlamaya çalışıyordu ve...
Burada ister istemez spoiler veriyorum ama herhalde bu sohbeti dinleyen arkadaşlar az çok sohbetin konusu olan karakterleri ve filmleri en azından tanıyorlardır veya biliyorlardır diye tahmin ediyorum.
Eğer bilmiyorsanız dinlemeyin lütfen.
Yani filmleri izledikten sonra dinlemeniz daha keyifli olacaktır sizin için, sizin adınıza.
Karakter ilk filmde kendisini tanımaya çalışıyordu.
İşin içinde bir gizem tarafı vardı.
Allah Allah ben kimim acaba böyle açık denizin ortasında sırtımdan vurulmuş bir şekilde.
Balıkçılar beni buluyor. Geçmişimi hatırlamıyorum.
Geçmişimi öğrenmeye çalışıyorum.
İşte kalçamda küçük bir hap gibi mikroçip gibi bir şey var.
Onu çıkarıyor. Orada bir tane işte banka hesap numarası var.
Kalkıyor oraya gidiyor. Orada kendine ait işte pasaport ne bileyim para, silah falan çıkıyor.
Hani böyle silahla iştigal eden bir mesleğim var benim demek ki falan hep.
Hani bunlar normalde bir aksiyon filmi ve eğlenceli ya da heyecan verici böyle sunulacak olsa da normalde bir aksiyon filminde Jason Bourne filminde bunlar hep bir gerilim unsuru olarak sunulmuştu ve...
Jason Bourne ilk filmde kim olduğunu anlayınca, kim olduğu ortaya çıkınca ilginç biçimde bundan korkmuştu.
Yani bir gerilim filmi gibiydi aynı zamanda.
Evet Jason Bourne bir suikastçıydı ve bir ajandı.
Bir casustu. Kendi yöneticisini buluyordu.
Kendisini bu duruma sokan kişiyi buluyordu mesela.
Hani onu gidip öldürecek mi?
O onun patronu kardeşim o senin.
O direktörün senin yöneticin yani.
Hani ona gidiyordu filmin sonunda.
Hani ona ulaşıyordu. İşte kimim ben falan bağırıyor çağırıyor.
O da ona kızıyordu. Ya sen ne yapıyorsun?
Senin işin bu mesleğin bu gibi bir durum ortaya çıkıyordu böyle.
Çok garip biçimde. Bunu bir aksiyon ögesi olarak sunmaktansa.
Bir gerilim ögesi ve karakterin de o halde olmaktan hiç de mutlu ve memnun olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorduk biz.
O anlamda Jason Bourne karakteri aksiyon dünyasında oldukça farklı bir ayrıksız bir durumda arkadaşlar.
Aksiyon karakteri olmaktan hoşlanmayan ve bunu bir lanet olarak görüp bundan kurtulmaya çalışan nadir karakterlerden bir tanesidir Jason Bourne.
İlk film iyi bir filmdi. Çok iyi değildi bence ama iyi bir filmdi.
Genel aksiyon sineması seviyesine göre bakıldığında iyi olarak görülebilecek filmlerden bir tanesiydi.
Onu Doug Liman diye bir Amerikalı yönetmen yönetmişti.
Ama özellikle ikinci ve üçüncü film Paul Grangras diye bir yönetmenin yönettiği.
O ikinci ve üçüncü film bence aksiyon sineması tarihinde bile çok özel filmler arkadaşlar.
Gerçekten o iki film çok özel.
Hem nefis aksiyon filmi ikisi de çok iyi aksiyon filmleri.
Kurgusu, yönetmenliği her şeyi on numara.
İlginç tarafı şu sinemada görsel olarak bence başka filmlerde de var olan bir şey ama en çarpıcı biçimde kullanıldığı ve bence sinema tarihine de katkı yapma seviyesinde ayrıcalık teşkil
eden filmlerden de bu ikisi.
Kararsız kadraj kullanımı arkadaşlar.
Kamera hep omuzda. Hep böyle bir hareket halinde karakter.
Kamera karakter gibi öyle söyleyeyim.
Ve çok sürükleyici.
Sadece kurguyla sürükleyicilik sağlamayan kameranın kendisiyle de sürükleyicilik sağlayan filmlerden bir tanesi.
Çok sarsıcıydı gerçekten bu yönetmenlik tercihi bence.
Aksiyonun içerisinde kamera hopluyor, koşuyor, düşüyor.
Kalkıyor falan filan. Acayip bir görselliği var filmin.
Çok etkileyici. Şimdi ilk filmde kim olduğunu öğrendi ya Jason Bourne.
Ben buymuşum. Ve bundan hiç memnun değildi.
Kaçıp gitti zaten ondan sonra.
Filmde zaten bir yerden kaçarken bir kadınla karşılaşıyor.
İşte çok zor durumda. Peşinde adamlar var falan.
İşte kadının da arabası var.
Kadına para veriyor. Diyor ki hani...
Al şu parayı beni buradan atıyorum işte beni Berlin'e götürmek için sana işte 10 bin euro vereyim.
Kadınla birlikte kaçıyorlar ve sonra sevgili oluyorlar.
İlk filmde kim olduğunu anlıyordu ve bundan hiç hoşlanmıyordu.
Kaçıp kendini kaybettirmeye çalışıyor bak.
Ha işte ben bir ajanmışım, casusmuşum hadi gelsin aksiyon filmleri gelsin.
Hiç öyle değil yani.
Hiç öyle davranmıyordu. Aksine kaçıp gidiyordu.
Uzaklaşıyordu, uzaklaşmaya çalışıyordu.
Ama... Hem mesleği hem geçmişi hem işte uzmanlığı ya da ne bileyim bir uzantısı ya da bir zamandır en azından bir üyesi olduğu oluşum, organizasyon ya da o dünya onun peşini bırakmıyordu.
Ve o da fark ediyordu ki...
Fark ediyordu ki ben beni bu kahraman yeterliliklerine ulaştıran ya da bana bu görevleri veren, beni bu dünyaya sokan kişilerle ben yüzleşmedikçe, bu organizasyonla yüzleşmedikçe ya
da hatta belki de bu organizasyonu ortadan kaldırmadıkça nasıl yapacaksa ben bu lanetten kurtulamayacağım, geçmişim beni bırakmayacak deyip başlıyordu kendi geçmişini.
Hani kim olduğunu öğrendi ya sonra tüm geçmişini araştırmaya, incelemeye başlıyordu.
Bir şeyi çözmeye çalışmıyor. Hani gidip birini öldürme, kötü bir adam öldürmeye çalışmıyor.
Ya da devletin ona verdiği bir görevi falan yapmıyor.
Kendisiyle mücadele ediyor.
Kendi geçmişini arıyor.
Kendi tırnak içinde annesini, anne derken hani onu dünyaya getiren, onu oluşturan, onu ortaya çıkaran yapıyla mücadele ediyordu.
O yapı da kendi adamını, Jason Moore'unu sanki çift taraflı ajan.
İşte bir zamanlar bizim adamımızdı.
Sonra bizim yapımızdan kaçtı gitti, karşı tarafa geçti.
Öyle değil aslında tabii de. Onlar biraz öyle görüyordu.
Karşı tarafa geçti. Bizi tehdit ediyorlar.
CIA diyordu ki bu adam bize döndü şimdi.
Bizim kökümüzü kurutmaya çalışıyor.
CIA ile savaşıyordu aslında.
Kendi geçmişiyle savaşıyordu Jason Bourne.
Ve hep bunu bir lanet olarak görüyordu.
Mesela dövüşmelerinde, aksiyon saatlerinde hep peşinde kendisi gibi...
Eğitilmiş, kendisinin yeterliliklerine ulaştırılmış başka kişilerle, aslında meslektaşlarıyla dövüşüyor, kavga ediyor.
Ama oradaki kavgalar, oradaki dövüşler, oradaki mücadeleler hiç diğer aksiyon filmlerindeki gibi değil.
Hep Jason Bourne böyle mecburen dövüşüyor.
Birileri onu öldürmeye geliyor, birileri onu veya yakalamaya geliyor.
O da mecburen dövüşüyor.
Kaçarak böyle hani üzerine giderek değil adam kaçıyor.
Onun üzerine geliyorlar o da dövüşmek zorunda kalıyor.
Bir yere gidiyor oradan bir bilgi alacak.
Karşısında birileri çıkıyor ve onlarla dövüşüyor, kavgalışıyor.
Patlamalar, çatlamalar, aksiyon sahneleri falan.
Jason Bourne birini kovalamıyor aslında.
Birilerini dövmeye, öldürmeye, yenmeye çalışmıyor.
O kendi geçmiş.
İşini öğrenmeye çalışıyor, geçmişini ortaya çıkarmaya çalışıyor ve işin başındaki kişiye ulaşıp ona şunu demek istiyor.
Yani ya bırakın benim peşimi, ben artık sizin ajanınız değilim, suikastçiniz değilim, sizin casusunuz değilim.
Ben istemiyorum bu işi de, bu mesleği de, bu dünyayı da istemiyorum.
Beni rahat bırakın demeye çalışıyor aslında.
Niyeti bu. Ama bir türlü bunu yapamıyor.
Çünkü hep engellemeye çalışıyorlar.
Aksine onu düşman olarak görmeye çalışıyorlar.
Zaten filmin temel çelişkisi de biraz bu.
Bırakın o zaman. Ama olay şu.
Jason Bourne'un varlığı zaten uzantısı ve temsilcisi olduğu teşkilatın içerisindeki bazı utanç verici gerçeklere ulaşıyor zaten.
O yüzden zaten o adamı yok etmeye çalışıyorlar.
Ve her zaman da aslında karşı tarafta tüm filmlerde kendi teşkilatı onu yok etmeyi öldürmeye çalışıyor.
Ama kendi teşkilatının içerisinde bir kişi de bir karakter de Jason Bourne'un farklı bir şeyin peşinde olduğunu anlıyor.
John Allen'la oynadığı karakter de bu ilk, ikinci ve üçüncü filmlerde.
Üçüncü filmde başka bir karakter oldu.
Şey dördüncü filmde başka bir karakter oldu.
Ya bırakın bakalım şu Jason bize bir gelsin.
Başka bir şey arıyor o galiba.
Bizim düşmanımız değil. Diyen bir tip de vardı teşkilatın içerisinde.
Ama ötekiler onu öldürmeye çalışanlar hayır Jason Bourne artık bizim düşmanımızdır onu asalım keselim öldürelim öldürün falan diye böyle emir veren tiplerdi hepsi.
Çünkü iş kaba tabirle biraz kötü tarafları kaba tabir kullanamadım bu arada.
Bir şeye sarıyordu yani anlayın siz.
İlginç olan şu arkadaşlar. Yine spoiler veriyorum.
Hani filmi izledikten sonra bunu dinleyin.
Ya da umursamıyorsanız dinleyebilirsiniz.
Bence dinlemenizde bir sakınca yok.
Hani filmi izleyecek olsanız da filmden alacağınız keyfi çok fazla yer alamaz.
İlginç olan şuydu arkadaşlar. Jason Bourne en sonunda amacına ulaşıyor.
İlk onu bu işin içerisine sokan ya da böyle bir suikastçı yapan kişi diyeyim.
Suikastçı haline getiren kişiye ulaşıyor.
Ve ona hesap sürüyor.
Diyor ki... Kimim ben?
Beni niye böyle yaptınız?
Ben istemiyorum artık bunu. Adam ne diyor biliyor musun?
Bunu söylemeyeyim arkadaşlar.
Tamam izleyin. Çok istiyorum aslında bunu söylemeyi de.
Şöyle söyleyeyim.
Aslında bir anlamda şu.
Jason Bourne filmlerinin tamamı geçmişi olmayan adamdan zaten başlayan yapı şu.
Jason Bourne aslında...
Biraz kendi geçmişini ararken kendisini arıyor.
Kendi geçmişindeki kendisiyle ilgili gizli gerçekleri ve bir uzantısı olduğu teşkilatın gizli gerçeklerini ortaya çıkarma sürecini yaşadığını fark ediyor.
İlginç olan bu arkadaşlar.
Yani aslında karşıda bir düşman yok.
İlginç olan bu. Garip olan bu.
İyi adam kötü adam diye bir şey yok.
Jason Bourne'da kötü bir kutup varsa o da onun bir uzantısı.
Öyle söylemeye çalışayım.
En sakin biçimde aslında az çok anlaşılıyor birçok şey ama şu an bu kadar saklayabiliyorum.
En güzel tarafı bu ki Jason Bourne işte bir James Bond gibi ya da atıyorum Ethan Hunt gibi bir saf böyle nasıl diyeyim bir aksiyon kahramanı değil aslında arkadaşlar.
Dramatik bir kahraman Jason Bourne.
Sahip olduğu tüm Tüm o meslek, o yeterlilikler, o güç, o kuvvet, o karizma hep onun istemediği şeyler.
Bunun nefret ettiği şeyler aslında.
Hayatını kararttığını düşünüyor.
Şimdi şöyle küçük bir bağ yapacağım.
Bir önceki bölümde şeyi demiştim ya.
Ethan Hunt hani işte bir aşık oluyor falan sonra işte düşmanları gidip karısını kaçırıyor vesaire.
Hani bu meslek, bu iş, bu yapı aslında o karakterlerin...
çok da istedikleri hayatı yaşamalarına olanak vermeyen bir dünya olduğuna dair birçok zaten alt metin vardır bu filmlerde.
Hep vardır. Bundan tamam en başta belki işte karizmatik bir aksiyon kahramanısın.
Vur, kır, patlat. Harika kadınlarla birlikte ol.
Çok çıkıcısın. Çok seksisin.
Tamam işte para pul hiç mesele değil.
Dünya kazan sen kepçe.
Sürekli bir yerlerde böyle serüven peşindesin.
Tamam dışarıdan çok hoş görünür belki ama birçok aksiyon filmi bunun aslında Ölü olmadığını yani işin içine girdiğinde çok da ölü olmadığını anlatmaya çalışmıştır birçok aksiyon filmi.
İşte Jason Bourne bunun tam şeyi aslında.
Feriştahı yani. Aynı zamanda düzenli bir hayata sahip olamıyorsun.
Evlenemiyorsun. Çoluk çocuk sahibi olamıyorsun.
Ne bileyim bir kadını seviyorsun ama onunla birlikte olamıyorsun.
Hayatında sevdiğin kimse olamıyor.
Herkesten seni seven ve senin sevdiğin herkesten uzak olmak zorundasın.
Çünkü düşmanların senin zayıflıklarını hani bu sevdiğin insanlara zarar verebilirler.
gibi bir şey var hani bu dünyada.
Bu aksiyon dünyasında.
Jason Bourne aynı zamanda bunu başka da bir platforma taşıyor.
Ya sürekli hayatın riski altında.
Ne uyku uyuyabiliyorsun ne hani her an birileri seni öldürmek istiyor.
Her an dövüşüyorsun. Kemiklerin kırılıyor.
Dayak yiyorsun. Tamam belki çok güçlüsün.
Hep galip çıkıyorsun ama hani Böyle hayat mı olur arkadaş diyen karakterlerin gerçekten en üst noktasındaki temsilcisi Jason Bourne oluyor arkadaşlar.
Ve bunu bir dram olarak sunuyor film.
Gerçekten çok başarılı bence.
Matt Damon'dan mükemmel oynadı bu karakteri.
Normalde Matt Damon eski filmlerinde iyi de oynar Matt Damon.
Kötü karakteri de oynar. İkisini de oynar yani.
İyi de bir oyuncu zaten. Ama burada Jason Bourne karakterinin o içerisindeki o ızdırabı, o acıyı, o ben geçmişte böyle miymişim eyvah ya da hay lanet olsun duygusunu.
Oyunculuğuyla falan o kadar güzel veriyor ki.
Yani böyle kararmış bir karakter.
Bakışları karanlık, kendisi karanlık, yüzü karanlık.
Çok az konuşur.
İnsanlarla diyalog kurmakta zorlanır.
Hep böyle az kelimelerle konuşur, az cümleler kurar ama bu konu üzerine konuşmak bile istemiyormuş gibi davranır hep.
Aynı zamanda hep böyle...
İşte otel odalarında, terk edilmiş evlerde falan kalır veya çok uzakta böyle.
Hep terk edilmiş bir adamdır yani.
Hani kendisini böyle toplumdan, her şey, herkesten uzak tutmaya çalışır.
Adına üzülen bir karakterdir ya.
Yani aksiyon karakterleri için normalde pek üzülmeyiz yani.
Diyorum James Bond ya da işte Ethan Hunt ilk bölümde bahsettiğim kahramanlar hiç böyle değildir mesela.
Onlar zorlanıyor olsalar da bazen böyle içerisinde bulundukları durumdan rahatsız oldukları ya da çok üzücü şeyler hani onlar da yaşıyor olsalar da neticede...
Oturdukları koltuğu, sahip oldukları meslekleri, işleri, üstün yeterliliklerini falan...
Baya böyle üstlenmiş karakterlerdir onlar yani.
Hay Allah ya ben niye gidip bir masa başı iş yapmıyorum dediklerini pek görmeyiz onların.
Mutlulardır aslında bir anlamda.
Rahatlardır yani. İşte Jason Mom böyle değil.
O başka bir şey istiyor adam.
Başka bir şeyin peşinde.
Hiç memnun değil sahip olduğu şeylerden.
Ve bunu film gerçekten çok güzel anlatıyor bence.
Çok dramatik anlatıyor bunu aynı zamanda.
Sinematografik olarak güzel anlatıyor.
İşin drama tarafı da bana göre en güçlü tarafı o filmin ve aksiyon filmi.
içerisinde de işin dramatik tarafının en fazla öne çıktığı filmlerden bir tanesi Jason Bourne filmleri bence arkadaşlar çok keyifli.
Filmlerin genel yapısı da dediğim gibi normal aksiyon filmlerine göre biraz daha farklı.
Biraz daha yorucu, biraz daha sürükleyici böyle.
Özellikle kalabalıkların içerisinde kendisini takip eden adamlardan falan.
Bir de çok gerçekçi. Evet yani Ethan Hunt ya da James Bond filmlerinde böyle çok fantastik sahneler vardır.
Böyle uçaktan atlayıp öteki uçağın içerisine binmeler.
Yok bilmem işte ne bileyim binadan atlayıp helikoptere gitmeler falan.
Zırva saçmasıdır yani.
Böyle şovdur ya.
tam gösteri böyle ilizyon gibi sihirbaz gibi adamlardır yani oradakiler.
Gerçekçi bir tarafı yoktur.
Jason Bourne'ın aksiyon sahneleri de çok gerçekçi.
İzlediğinizde böyle insanüstü bir şey görmüyorsunuz.
Gerçekten o karakterin o kadar...
Atıyorum işte her tarafta kameralar var.
Peşinde 10 tane adam var. Onlardan kalabalığın içerisinde bir izini kaybettirişi var mesela.
İkna oluyorsunuz yani.
Hani böyle 20 tane adamı sırayla dövmüyor.
Mecbur kaldığında dövüşüyor.
Birisi ona fiziken temas edebildiği anda veya onu yakalayadığı anda dövüşüyor mesela.
Kimseyle dövüşüp kimseyi yenmekle falan bir derdi yok Jason Bourne'ın.
Öyle dertleri yok. Mecburen dövüşüyor.
Tamam iyi araba kullanıyor, iyi motosiklet kullanıyor falan filan da bunların hepsi hep aslında amacına ulaşırken mecburen ortaya çıkan şeyler oluyor.
O anlamda filmler çok daha gerçekçi, çok daha biraz daha böyle çiğ yani çok estetik, şık aksiyon sahneleri yok filmlerinde.
Kalıbanın arasında kaçıp duruyor.
Sürekli koşar yani. Hep Jason Bourne tamam Ethan Hunt da iyi koşar.
James Bond da iyi koşar da Jason Bourne bir başka koşuyor kardeşim.
Acayip koşuyor adam. O nedenle onun filmlerini kendi adıma James Bond'u da ben bir sinema sever olarak severim.
Ethan Hunt'ı da çok severim. Filmleri çok keyiflidir, eğlencelidir falan ama Jason Bourne'un hem karakterini, karakter özelliklerini hem de filmlerini diğer aksiyon filmlerinden ben daha fazla seviyorum.
Sinema tarihi açısından da daha değerli buluyorum.
Daha farklı ve ayrıksız buluyorum.
Ve aksiyon sineması klişelerine çok fazla dayanmayan filmler olsa da bu kadar etki yaratmış olmaları, bu kadar çok sevenin olması da bana çok şey geliyor.
Yani saygı uyandırıcı bir durum gibi geliyor arkadaşlar.
Onun için Jason Bourne serisine hani diğerleri kadar hakim değilseniz ya da o kadar iyi bilmiyorsanız bir izlemenizi öneririm.
Dediğim gibi ilk film iyi.
Çok iyi değil ama iyi bence.
Özellikle ikinci ve üçüncü film.
Harika ya. Çok iyi aksiyon filmleri.
Gerçi bu kadar iyi olabilir. Daha iyisi artık başyapıt olur diyeyim.
Dördüncü film kötü demeyeyim ama çok da olmasaydı da olurdu gibilerinden bir şey.
Bir şey katmıyor çünkü serinin üzerine ama diğer bölümlerde hep bir şeyler katılıyor seriye.
Daha da zenginleştiriyor. Neyse bugün fazla bile uzattım.
Jason Bourne'a olan sevgime verin lütfen.
Bir dahaki programda görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
