
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda yeni bir dosyaya başlıyoruz: Karakter incelemeleri. Karakter incelemeleri dosyamızda unutulmaz filmlerin unutulmaz karakterlerini incelemeye ve onları unutulmaz kılan tarafları da vurgulamaya çalışacağız. Dosyamızın ilk konuğu, Dune Çöl Gezegeni Evreni'nin baş karakteri Paul Atreides.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda yepyeni bir dosyaya başlıyoruz.
Karakter incelemeleri.
Bu yeni bir şey değil.
Sinema üzerine yazan, konuşan birçok eleştirmen bunu geçmişte yaptı.
Çünkü dramatik sanatların en önemli unsurlarından biri...
Elbette yaratılan karakterler.
Sinema tarihinde unutamadığımız ne kadar öykü ve film varsa en az o kadar da unutulmaz karakter olsa gerek ve işte bu nedenle de özel ve derin karakterler üzerine
ayrıca konuşulmayı hak ediyorlar.
Ben de bu konuda bazı öneriler almıştım sinemanın unutulmaz karakterleri üzerine programlar yapmamı öneren isteyen Arkadaşlarımız dinleyicilerimiz olmuştu.
Programımızın içeriğiyle ilgili beklenti ve taleplerinizi bana iletmeye devam edin lütfen.
Umarım bu dosya sizler için de keyifli ve bilgilendirici olur.
Peki karakter incelemeleri dosyamıza hangi karakterle başlayalım diye düşündüğümde aklıma gerçekten çok sayıda harika karakter geldi arkadaşlar.
Ama önemli ve unutulmaz filmler denince seri filmler hatta Evren filmleri biraz daha öne çıkıyorlar değil mi?
İşte içinde bulunduğumuz 2020'lerin de en büyük ve en önemli evreni hangisi?
Elbette Dune Çöl Gezegeni serisi.
Dune Çöl Gezegeni evreninin en önemli karakteri de elbette Paul Atreides karakteri.
Bu hafta karakter incelemelerinin birinci bölümünde Paul Atreides karakterinin bir incelemesini sunacağım size.
Şimdi önce şunu hatırlatmak istiyorum.
Ben 2021 yılında sinemasal açılımlar dosyamızın 9.
bölümünde seçilmiş kişi adında bir program sunmuştum size.
Orada evet adı üzerinde seçilmiş kişi kimdir nedir nasıl bir karakterdir üzerine bir program yapmıştım.
Orada uzun uzun seçilmiş kişiden bahsetmiştim.
Ve evet Paul Atreides karakteri Tam bir seçilmiş kişi ama kendine has özellikleri de var.
İşte Paul Atreides'den bahsederken biraz da buna gireceğiz.
Dune çöl gezegeni kaba bir hesaplamayla günümüzden 20 bin yıl sonrasında geçen bir öykü.
Elbette artık uzay yolculukları mümkün olmuş, galaksiye yayılmış insanlı medeniyeti ve bambaşka bir evrende, bambaşka bir dünyadayız.
Ve burada farklı gezegenlere hükmeden hanedanlıklar var.
Ve Paul Atreides karakteri de Atreides hanedanlığının kendi gezegeni olan Kaladan'da doğmuş büyümüş bir karakter.
Ve daha sonra tabii öykü gereği çöl gezegeni olan Arrakis'e geliyor ve oranın başına geçiyor diyebiliriz.
Kendisi elbette bir...
Dük'ün oğlu yani bir kralın oğlu aynı zamanda da bir prens denebilir ona.
Çok iyi bir eğitim almış, çok sevilmiş, güzel harika şartlarda büyümüş.
Buna ek olarak da çok yüksek yeterlilikleri de var.
Aklı, zekası, savaşma becerileri zaten üstün insan.
Ve buna ek olarak da bazı genetik özellikleri var.
Bundan da birazdan bahsedeceğim.
Öyküsü gereği kendi hanesine bir saldırı yapılıyor ve kendi hanesini terk edip Çöle Arrakis'in yerel halkı olan Fremenlerin arasına karışıyor.
Burada bir savaşçı olarak hayatına devam ediyor.
Yeni isimler alıyor, yeni dostluklar ediniyor.
Ve hatta Fremenlerin arasında da hızla yükselerek...
Bir lider, bir komutan hatta bir kurtarıcı mertebesine erişiyor.
Fremenler zaten bir çöl topluluğu oldukları için çok zor şartlarda hayatiyetlerini sürdürüyorlar.
Aynı zamanda gezegenlerindeki...
çok değerli baharattan dolayı da başka hanedanlıklar tarafından yüzyıllar boyunca da sömürülmüşler.
Bundan dolayı da sürekli ezilmiş bir halk.
İşte Paul Atreides, Fremenleri hem bu ezilmişlikten hem bu sömürüden hem de yaşadıkları bu sert coğrafyadan kurtarıp bir nevi kendi ifadeleriyle
yeşil cennetlerine götürecek olan kurtarıcı haline geliyor.
Şimdi bu seçilmiş kişilik meselesi zaten başka öykülerde de hemen her zaman benzer şekilde ele alınmıştır.
Üstün bir karakter gelir bizi kurtarır.
Ancak bu noktada şöyle bir ayrıma girmemiz lazım arkadaşlar.
Birincisi şimdi örneklerden gideyim daha da kolay anlaşılsın konu.
Bu seçilmiş kişi hangi motivasyonla acaba son derece çetin bir yol olan seçilmiş kişi olma yoluna girecek.
Bakınız burada bir ayrım var.
Hemen bir örnek vereyim.
Mesela Star Wars evreninin seçilmiş kişisi olan Luke Skywalker'u düşünelim.
Luke Skywalker da hatta bir çölden çıkar.
Yani Paul Atreides'le bir benzerliği vardır.
Ancak tam tersi biçimde Luke Skywalker en alt tabakadır.
Çok fakir, hiçbir vasfı olmayan ailenin oğludur.
Oradan yükselir.
Luke Skywalker'ı seçilmiş kişi olma yoluna iten şey tamamen macera ve serüven arayışıdır.
O sadece o çölden kurtulmak ve bir serüvene atılıp gezegen gezegen gezmek istercesine bir acemi motivasyonuyla bu işin içerisine gider.
Hemen bir başka seçilmiş kişi Harry Potter.
Tam bir seçilmiştir.
Harry Potter'ı seçilmiş kişi olma yoluna iten şey nedir?
Hem başındaki çok daha bilge insanlardır.
Mesela Dumbledore gibi.
Yani onu zaten yönlendirirler.
Belli bir yola iterler.
Ama onun esas motivasyonu nedir?
İntikamdır. Annesini ve babasını öldüren korkunç büyücü Lord Voldemort'u öldürmektir aslına bakarsanız.
İntikamını almaktır.
Başka bir seçilmiş kişi?
Neo mesela. Neo'nun motivasyonuysa biraz istemeden de olsa o yola girmektir.
Yani tamam insanlığı kurtarayım ben.
Erdemli iyi bir insanım ama aslında ben seçilmiş falan değilim.
Buna çok uygun da değilim.
Bence Morpheus yanılıyor.
Ama üzerime böyle bir görev düştü.
E tamam ben de bunu üstleneyim bari gibilerinden.
Yani çok da aslında istekli ve niyetli olmadığı bir yola girer Neo.
Şimdi bakınız. Birkaç başka çok sayıda seçilmiş kişi örneği var tabi ama sohbetin bu kısmını uzatmayayım.
Yani seçilmiş kişiler aslında bu yola girerlerken Hep farklı motivasyonlarda, farklı kafalarda.
Tabi bunlar tamamen aynı karakterler de değiller.
Ufak tefek farklılıkları da var.
Ve bunlar sonucunda da elimize farklı seçilmiş kişiler düşüyor arkadaşlar.
İşte Paul Atreides seçilmiş kişiler tarihi içerisinde gerçekten çok farklı bir konumda.
Onun farklılığı ne biliyor musunuz?
Onun farklılığı şu. Bu noktada biraz daha detaya inmem lazım Paul üzerine.
Şimdi Paul Atreides'in annesi kim?
Lady Jessica. Lady Jessica kim?
Lady Jessica Dune çöl gezegeni evreninde son derece gizli ve çok güçlü Bene Cezerit denen bir rahibe tarikatının
bir üyesi. Güçlü bir Bene Cezerit zaten.
Bazı... özellikleri var.
Geleceği görme, zehirlere, toksinlere direnebilme.
Buna ek olarak da karşısındakinin iradesini etkileme, ona bir şeyler yaptırabilme.
Şimdi Bene Cezerit rahibe tarikatı yüzlerce yıl boyunca ortaya genetik seçilimle bir karakter çıkarmaya çalışıyorlar.
Bir mesih gibi bir şey çıkarmaya çalışıyorlar.
Bunu da belli özelliklere sahip Anne ve babaları evlendirerek onların çocuklarını başka üstün özelliklere sahip kişilerle bir araya getirerek bir nevi üstün
gen elde etmeye çalışıyorlar.
Tabi en sonunda ortaya çıkacak olan karakterse bir kadın olacak elbette.
Şimdi rahibe tarikatı ya bu Benecezeritler.
Elbette ortaya da çok üstün özelliklere sahip bir baş rahibe çıkacak.
Bu sürecin de Lady Jessica ile sona ulaştığını düşünüyorlar.
Ancak tabii ki genetik dediğimiz alan o kadar da kontrol edilebilir bir alan değil.
Çünkü Lady Jessica kız çocuğu doğurmak yerine bir erkek çocuğu doğuruyor.
Benecezeritler de...
Tamam artık safkene neredeyse ulaştık.
Bakalım onu bir test edelim.
Bir test yöntemlerim var. Kendi içlerinde ne kadar güçlü bir kişiliğe, iradeye sahip olduğunu ölçüyorlar bu karakterin.
Ve Paul bu sınavı geçiyor ama bir erkek olduğu için tam da kendi stratejileri, planları doğrultusunda onu yönlendirip yönlendiremeyeceği konusunda pek de emin
değiller. Hatta bu karaktere de çok önceden, yüzyıllar öncesinden bir isim vermişler.
Kwisatz Haderach bu hem romanlarda tabi filmlerde de geçiyor.
Bu karakter bir gün gelecek o da Bene Cezeritlerin seçilmiş kişisi olacak.
Şimdi bakınız bu bağlamda Paul Atreides karakteri yüzyıllar süren bir genetik seçilimin de ürünü olan bir karakter.
Yani gerçekten üstün özellikleri de var zaten.
Şimdi bu noktada da şunu belirtmem lazım.
Evet. Seçilmiş kişi, güçlü, akıllı, zeki, zaten bir prens olduğu için çok iyi eğitilmiş, savaş becerileri, aklı zekası, her şeyi harika.
Ki buna ek olarak da hiç kibir yok, bir şey yok, çok çalışır, çabalar, savaşır.
Yani kendisini en alt konumda görüp de oradan yükselmeye de üşenmeyen de bir Erdem'de zaten bu karakter biliyorsunuz.
fremenlere katılırken otomatik olarak çok üst seviye bir insan olabilecekken kendisi basit bir savaşçı olmayı istemişti zaten.
Bunu kendi istemişti. Ona demişlerdi sen Mehdi'sin sen Mesih'sin sen işte bizi kurtaracaksın falan.
Hayır benim böyle bir niyetim yok.
Ben o kişi değilim. Ben bir savaşçı olarak sizlerle birlikte savaşıp fremenleri yukarı çekmek istiyorum demişti.
Hatırlayın. İşte bu onun ne kadar da mütevazi ne kadar da yani bir şeylere baştan başlayıp hak ederek elde etme erdeminde olduğunu bize gösteren bir yan öyküydü.
Harikaydı yani. Bu bağlamda Paul Atreides ya o kadar harika bir karakter ki o kadar farklı erdemleri bünyesinde barındırmış bir karakter ki gerçekten onun bir seçilmiş kişi olduğuna
yani daha baştan ikna oluyorsunuz diyeyim neredeyse yani öyküyü ya da filmi izlerken.
Şimdi burada da şunu belirteceğiz.
Bu karakterin Adı neydi ilk adı?
Paul Atreides.
Sonra Fremenlerin arasına girdiğinde onların bir bireyi olma yeterliliğine geldiğinde ona diyorlardı ki kendine artık bir isim seçebilirsin.
Artık sen de bizden birisin.
O da kendine Muadip adını seçiyor.
Muadip çöl faresi demek.
Ya onun da başka açıklamaları var çok da detayına inmeyeyim.
Bir de ona Usul adını veriyorlar.
Bu bağlamda Paul Atreides'in adı Paul Muadip Usul.
Onun adı bu. Bu da şu anlama geliyor bakın.
Hem prenslikten geliyor ama çok da mütevazi.
Hem kendi asker arkadaşı, general arkadaşı ya da fremenlerdeki en alt seviye arkadaşları.
Herkesle güzel iyi ilişkiler içerisinde.
Yani hem bir soylu ama aynı zamanda çok alt tabaka tırnak içinde bir insan.
Bir sürü ismi var. Hem bir savaşçı, hem bir İsa Mesih, hem bir prens.
O kadar farklı karakterleri, tipleri, tabakaları, özellikleri bir arada barındırması gereken bir karakter ki kafası karışık aslında.
İlk bölümde annesiyle yaptığı sohbetleri hatırlarsanız Arakes gezegenine gidiyorlardı.
Orada ona oranın yerel halkı Mehdi, Mehdi diye sesleniyorlardı.
O da diyordu ki Bak bana sesleniyorlar.
Annesi diyordu ki sen onlar için bir kurtarıcısın bak.
O da diyordu ki sizin söylediğiniz yalanlardan yola çıkarak beni öyle görüyorlar.
Aslında ben öyle değilim.
Siz burada bir din yarattınız.
Beni burada bir kurtarıcı konumuna siz getirdiniz.
Yani aslında ben o değilim diyordu.
Annesinin ait olduğu tarikatın kendi siyasi politik emelleri için uydurduğu bir yalan.
Yaratılmış bir din yani.
Ondan dolayı bunu hiçbir şekilde istemiyordu aslında.
Ancak şuna dikkat edelim.
Seçilmiş kişi olma yolunda yükseldikçe, güçlendikçe gerçek kimliğini o Mesih, Mehdi özelliğini sırtlanma yeterliliğine kavuşuyordu.
Bu da ne anlama geliyordu?
Dedim ya bakın bir sürü adı var.
Yani ben kimim? Alt tabaka mıyım?
Üst tabaka mıyım? Kurtarıcı mıyım?
Savaşçı mıyım? Pol muadip miyim?
Usul müyüm? Atreides miyim?
Neyim kardeşim ben? Gibi bir karmaşa içerisindeydi Pol aslına bakarsanız.
isimler, karakterler, sorumluluklar, çok sayıda gerekliliğin arasında kaybolmuş, zorlanmış bir Paul Atreides karakteri görüyorduk biz.
İlk filmde özellikle.
Ve az önce söylediğim gibi Paul Atreides'in seçilmiş kişi olma yolunda ilerlemesi, yükselmesi bu karmaşaya da bir son vermesi anlamına geliyordu arkadaşlar.
Yani bunu bir şekilde yapmak zorundaydı.
Bunu yapmadan bu karmaşalardan kurtulması mümkün değildi.
Böyle bir dramatik alt metni vardı.
Paul Atreides karakterinin.
Ancak şimdi burada bir durmamız lazım.
Çünkü şimdi madem biz diyoruz ki Paul'ün tüm bu karmaşa...
Kurtulmasının yolu bir seçilmiş kişi o mertebeye gelmesi.
Evet geleceği görüyor.
Gelecekte ne görüyordu?
Eğer kendisi bir seçilmiş kişi olursa...
Çok büyük felaketlere sebep olacaktı arkadaşlar.
İşte Paul Atreides'in esas dramı.
İkinci bölümde özellikle şimdi ilk bölümde seçilmiş kişi olmak istemiyordu.
Bunun sebebi neydi?
Çünkü onu seçilmiş kişi olarak gören herkes annesinin tarikatı Benecezeritlerin uydurduğu dine inanmış kişilerdi bunlar.
Yani Arrakis gezegeninin yerlileri.
Onlara söylüyordu bakın ben seçilmiş değilim olmak istemiyorum falan ama onlar ona o kadar inanıyorlar ki ona o kadar güveniyorlar ki yani gerçekten Paul de bir noktadan sonra kendisi
istemese de bakınız dikkat edin bu nokta çok önemli.
Yani benim bildiğim gördüğüm kadarıyla seçilmiş kişiler tarihinde seçilmiş kişi olmayı istemeyip de mecburen olmak zorunda kalan tek seçilmiş kişi
Paul Atreides. Az önce verdiğim örnek Neo'yu da öyle görebilirsiniz.
Yani Neo da aslında kendisini seçilmiş kişi olarak görmüyor.
Ama işte Morpheus'un gazlamasıyla, Trinity'nin gazlamasıyla bir de ne yapalım insan makine savaşında da hani herhalde her şeyi biz kurtarmak zorundayız bari kurtaralım.
Diye seçilmiş kişi oluyor ama arada bir fark var bakınız.
Neo kendisini o yeterlilikte görmüyor aslında.
Hani ilk binadan binaya atlarken düşüyor yapamıyor.
Ajanlarla ilk dövüştüğünde beceremiyor.
Hatta Morpheus'la yaptığı ilk hani o antrenman dövüşünde bile yeniliyor falan.
Yani hani o yeterlilikte değil.
Neo'nun aslında kendine güveni özgüveni yüksek bir seçilmiş kişi değil Neo.
Hatta Neo'nun tüm öyküsü boyunca hiçbir noktada özgüveni yüksek bir kahramana dönüşemediğini bile iddia edebilirim.
Mesela hatırlayın 3.
bölümde Zaya'nın sağlam kalmış son iki gemisinden birini alıp da makinelerin başkentine gitmek istediğini söylediği bir sahne vardı.
Hatırlıyor musunuz böyle salonu giriyordu.
Bütün karakterler, kaptanlar konuşuyorlardı falan.
O geminin kaptanı adı neydi?
Roland'tı yanlış hatırlamıyorsam.
Roland'dan gemisini istiyordu ve Roland ona gemisini vermiyordu.
Ve o durumda Neo hiçbir şey yapamıyordu.
Ki o diyorum odaya girişi, planını söyleyişi falan o kadar tedirgin, kendisinden emin değil.
Sonra Niobe ona kendi gemisini veriyordu.
Yani ona bir gemi vermeseler Neo'nun yapabileceği hiçbir şey yok.
Tüm bölümlerde Neo'nun bir kurtarıcı olduğuna inanmayanların sayısı inananlardan bile daha fazlaydı hatta.
Bakınız Paul Atreides de öyle değil.
Paul'ün özgüveni de çok yüksek, her şeyin farkında, geleceği de görüyor.
Hiç yani o ünvanı, o mertebeyi hak ettiğinin farkında, özgüveni çok yüksek.
İkinci bölümü hatırlayın.
Harkonnen hanedanlığının yeğeni olan Astin Butler'ın canlandırdığı Fate Routa diye bir karakter vardı.
O karakter gezegene geliyordu ve Fremenlere saldırıyordu.
Kuzeydeki bütün Fremenleri püskürtüyordu.
Ciddi bir kısmını öldürüyordu zaten.
Ve Fremenler güneye kaçmak zorunda kalıyorlardı.
Kuzeydekiler güneye giderlerken...
Pole de diyorlardı sen de bizimle gelmek zorundasın.
Ancak o biliyor ki güneyde daha dindar, daha muhafazakar fremenler var.
Ve onlar zaten kendisine inanıyorlar.
Yani kendisini bir peygamber olarak görüyorlar.
O da diyordu ki ben güneye gelirsem eğer tam bir peygambere dönüşürüm yani.
Ve ben Mesih olursam çok büyük kıyametlere sebep olacağım.
Çok sayıda insan benim yüzümden açlıktan ölecek bunun kabuslarını görüyordu.
Bakın her şeyin farkında yani istesem olurum tamam herkes benim arkamda ben ne dersem herkes yapar.
Zaten ikinci bölümde imparatoru tahtından indiren o saldırıyı o planlamayı...
Paul bizzat kendisi yapıyordu.
Fremenler arkasında Fremenlerin savaşçı lideri Javier Bardem'in canlandırdığı Stilgar mesela.
Sevgilisi, sevdiği kadın Chani yanında.
Babasının da çok yakın dostu hem danışmanı hem de savaşçı yöneticisi olan Josh Brolin canlandırdığı Gurney karakteri mesela.
Gurney de Paul'ü...
Aynı babası gibi kralı olarak görüyor zaten.
Ona şartsız bir bağlılık hissediyor.
Yani Paul'ün arkasında gerçekten çok değerli, çok güçlü insanlar var.
Ve o genç yaşına rağmen hepsi ona bakıyor.
Yani o ne derse onu yapıyorlar.
Bakınız ne kadar büyük bir güce ve yeterliliğe ulaşıyor Paul zaten.
Yani onun Neo gibi bir özgüven sorunu yok.
Ben o değilim, yapamam, beceremem falan.
Hiç böyle şeyleri yok. Gerçekten çok genç yaşta, çok büyük bir güce, özgüvene sahip bir seçilmiş kişi.
Paul Atreides. Yani hiçbir eksiği yok.
Ama buna rağmen istemiyor arkadaşlar.
Bence Paul Atreides karakterinin en büyük ayırt ediciliği de bu.
Evet seçilmiş kişi olana kadar belli sınavlardan aşamalardan geçiyor.
Ünvanını inşa ediyor.
Onu seviyorlar ona güveniyorlar.
Gerçekten hak ederek elde ediyor o seçilmiş kişiliği.
Doğaüstü güçleri de var.
Arkasında genetik miras, işte düklük, prenslik, savaş, güce ne ararsanız var.
Hatta ikinci bölümde hatırlayın ailesi Arrakis gezegenine nükleer silahlar getirmiş ve o nükleer silahları açan kapı genetik mirasla açılıyor.
Elini böyle küçük bir delik gibi bir şeyin içerisine sokuyordu.
Pat kapı açılıyordu. Orada da nükleer silahlar var.
Bakın ne kadar güçlü ama istemiyor.
Hadi buyurun. İşte bu noktada çöl gözegeni evreninin yine Paul Atreides gibi en ayırt edici noktalarından bir tanesine geliyoruz.
Ortadaki inanç, ortadaki Fremenler, ortadaki Atreides hanedanlığının ünvanı, şanı, onuru, tarihi.
Bir yandan Benecezeritler, bir yandan yanındaki dostları işte Görneğiz, Stilgar falan çok sayıda karakter.
Orada öyle bir yoğunluk oluşuyor ki bu girişimde bulunma mecburiyeti diyeyim buna öyle bir seviyeye geliyor ki artık Paul seçilmiş kişi olmak istemese
de gelecekte binlerce belki milyonlarca insanın ölmesine sebep olacak olsa da ve bu süreç hemen hemen her çok
güçlü insanın düşmekten asla kaçamadığı tuzağa Düşecek de olsa o tuzak da nedir?
Francis Ford Coppola'nın tüm kariyerini inşa ettiği o ana cümle.
Güç yozlaştırır.
İşte Paul Atreides er geç yozlaşacağını da bile bile seçilmiş kişi olmaktan geri duramıyordu arkadaşlar.
Arrakis gezegeninin tüm klanlarının birleştiği o koskoca toplantının ortasına girerek doğaüstü güçlerini göstererek yani bir nevi o devasa
kalabalığa bir seçilmiş kişi olduğunu ispat ederek evet orada peygamberliğini ilan edip istemeye istemeye seçilmiş kişi mertebesine
çıkıyordu ve işte bundan sonra da herkes hiçbir şüphe duymadan Paul Atreides karakterinin peşine düşüyordu.
Ama elbette bunun da Tek bir istisnası vardı.
O istisna da kimdi?
Zendaya'nın canlandırdığı Chani karakteriydi.
Onun sevdiği kadın, onun partneri ve aslında ikinci bölümün sonunda üzgün bir yüzle yani o sahne de çok etkiliydi bence çok güzeldi.
Orada diyordu ki sonsuza kadar seni seveceğim diyordu Chani'ye ama Arkasını dönüp imparatorun atadığı savaşçı olan az önce adını andığım
Faith Rota karakterini yenerek imparatoru tahtından düşürüyordu.
Ve ona diyordu ki tamam ben seni tahttan düşürüyorum ama senin genin ve adın kızınla devam edecek.
O da Florence Pugh'un canlandırdığı Prenses Irulan diye bir karakter vardı.
Senin kızınla evleneceğim.
O kraliçe olacak.
Ben de senin koltuğuna geçeceğim diyordu.
Evet bu şekilde hem seçilmiş kişi olduğunu artık...
Kanıtlayıp o mertebeye çıkıyordu.
Hem de imparatoru indirip imparator koltuğuna oturuyordu.
Ancak bunu yapabilmek için ne yazık ki sonsuza kadar seveceğine söz verdiği Chani karakterinden hani buna ayrılmak mı deriz onu bir
nevi zaten kendi babası da Leto'da Annesi Lady Jessica ile evli değildi.
Yani Paul'ün esas aşık olduğu kadın olan Chani aslında onun ikinci kadını olma durumuna düşüyordu.
Elbette bundan hiç hoşlanmayıp Paul'ün imparatorluğunu ve seçilmiş kişiliğini ilan ettiği salondan Öfkeyle, üzüntüyle uzaklaşıyordu Chani.
Bu onu terk etmek anlamına mı geliyor bilmiyorum.
Onu üçüncü bölümde göreceğiz ama elbette terk etmeyecektir.
Çünkü Paul'ün hala onu sevdiğini, ona aşık olduğunu biliyoruz.
Ama ne yazık ki konumu ve görevi gereği...
başka bir kadınla evlenmek zorunda kalıyordu ki bu noktada şunu da hatırlatayım az önce dedim ya kuzeyden güneye gitmek zorunda kalıyorlardı.
Faith Rauta'nın baskıları sonucunda annesi de pole diyordu ki bak sen Chani ile bir yakınlaşıyorsun hani onunla sevgilisin, birliktesin tamam anlıyorum ama senin bir kadınla
hayatını birleştirmen bizim kullanacağımız bir koz O kozu saklaman lazım gibi bir cümle sarf ediyordu Lady Jessica Pole'e.
Bakınız Benecezeritler tamamen siyasi stratejilerle varlıklarını sürdüren bir rahibe tarikatı ya annesine göre yani Lady Jessica'ya göre evlenmek,
bir eş seçmek tamamen bir siyasi strateji ve oğlunun da tamamen bu yönde hareket etmesini istiyor bakar mısınız?
Ancak Paul Chaney'i gerçekten seviyor.
Chaney'den savaşçılığı ve bir çöl faresi yani muhaddip olmayı isterken ondan eğitim alıyordu.
Chaney de zaten herhangi bir savaşçı.
Bir farkı yok yani diğerlerinden.
Hiyerarşide üst noktalarda falan değil.
Stilgar zaten onların askeri lideri ve Stilgar'ın başta öğrencisiydi zaten.
Pol'ü Stilgar eğitiyordu.
İşte en başta da Chani ile yakınlaşıyorlardı zaten.
Herhangi iki savaşçı onlardan yani fremenlerin arasında binlerce var.
İşte o mütevazilikte daha işin başındayken Chani ile harika bir ilişki kurması onun gerçek...
Sevgiye dayalı bir ilişki ve eşleşme inşa ettiğini gösteriyor bize zaten.
Chani'yi gerçekten seviyor yani.
Ancak işte ulaştığı o noktada bakın zaten burada da bir ikinci yan öykü ortaya çıkıyor bakın.
Kendisi seçilmiş kişi olduğunda çok büyük felaketlere sebep olacağını biliyor dedim ya.
Binlerce belki de milyonlarca kişi o seçilmiş kişi olduğu nedeniyle ölecek.
Paul bunu bildiği için istemiyor ama belki de alttan alta biliyor ki seçilmiş kişi ve imparator olduğunda sevdiği kadından da uzaklaşmak zorunda kalacak.
Chani'yi de diyorum bu terk etme anlamına gelmiyor belki ama onu ikinci kadını olma durumuna itmek zorunda kalacak Paul.
Bunu da görüp istememiştir belki de.
Çok büyük bir dramatik derinlikle başa çıkmak zorunda kalan bir seçilmiş kişi olduğunu bize gösteriyor arkadaşlar.
Paul Atreides karakterinin yani başa çıkmak zorunda kaldığı tüm bu derin ve içinden çıkılamaz ikilikler Bence gerçekten Paul Atreides
'i çok özel bir karakter ve aynı zamanda elbette özel bir seçilmiş kişi haline getiriyor.
Şimdi birkaç ay sonra Aralık ayında zaten düğün çöl gezegeni gösterime girdiğinde tüm benim bugün bahsettiğim ve elbette fazlası üzerine mutlaka
başka açılımlar göreceğiz.
Çok zor bir sınav bekliyor Paul Atreides'i.
Ve aynı zamanda bakın ortada tüm işte savaşlar, başka hanedanlıklar, çöldeki baharat, imparatorluk vs.
Yani çok bir sürü odak var Dün Çöl gezegeninde.
Zaten onun zenginliği de buradan geliyor.
Ancak filmi izlerken Paul Atreides'in kendi içinde yaşadığı o kişisel paradoksa da mutlaka bir dikkat etmenizi öneriyorum size.
Eminim ki Denis Villeneuve, Paul'ün...
iç çatışmalarına da ayrıca alan açacak, dikkat çekecektir diye düşünüyorum.
Evet, karakter incelemeleri başlığımızın ilk bölümünde Dune çöl gezegeni evreninin baş karaktere olan Paul Atreides karakterini tanıtmaya,
incelemeye ve onu özel kılan tarafları sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
