
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda usta yönetmen James Cameron'ı inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
James Cameron konuşacağız.
Aslında bunu bir seri haline getirebilirdik.
Birçok yönetmenin sinemasını detaylıca incelediğimiz programlar yaptık.
Christopher Nolan yaptık, Donny Villeneuve yaptık, Jean-Luc Godard yaptık, Stephen Spielberg yaptık, Stanley Kubrick yaptık.
Sinema tarihinin ama daha çok tabii ki günümüzün en önemli, en güçlü yönetmenlerinin sinemasını incelemek...
Çok güzel oluyor, çok keyifli oluyor.
Tabii günümüz sinemasını da incelemek anlamına geliyor bu aynı zamanda.
James Cameron bugün için en çok hasılat yapan dört filmin...
Üçünü yapmış bir yönetmen zaten.
Yani daha ötesi var mı? Elbette sadece bu bile onun üzerine konuşmak için yeterli sebeptir ama başka birkaç şey daha var.
Bugün ondan da bahsetmeye çalışacağım.
Ama önden önce ben size James Cameron'ı biraz tanıtmaya çalışayım.
Şimdi James Cameron alakım sinemanın en güçlü ve en önemli yönetmenlerinden bir tanesi.
Günümüz sinemasının merkezi olarak Hollywood'u kabul edersek...
Hollywood sinemasını neredeyse domine etmiş ve onun kurallarını yazmış bir yönetmenden bahsediyoruz.
Ancak böyle söyleyince işin içerisinde tabi yazarlık da oluyor, yapımcılık da oluyor, sinema teknolojilerine hakimiyet de oluyor.
Yani bir filmi meydana getiren hemen hemen tüm ayrı uzmanlıklarda usta olmuş bir yönetmenden bahsediyoruz.
Şimdi sahip olduğu bu güce bu payeye nasıl erişiyor elbette bu bir tesadüf değil.
Yaptığı ilk filmlerden bugüne James Cameron'ın taşıdığı bazı misyonlar var.
Böyle sıkı sıkı sarıldığı bazı konular var.
Bunları özellikle belirttirsek James Cameron'dan kabaca özetlemiş olacağız zaten.
James Cameron anlatım özellikleri açısından senaryo tekniği açısından geleneksel ve klasik sinemanın en güçlü taşıyıcısı ve uygulayıcısı olan bir yönetmen.
Ne demek bu? Şöyle ki günümüz ana akımını ve günümüz kişi sinemasını belirleyen yönetmenler, aslında ben daha çok birçok kez bunların adını andım, 1970'li yıllarda ilk filmlerini
yapıp sinemaya damgasını vuran George Lucas ve Stephen Spielberg'ti.
Stephen Spielberg ve George Lucas ne yapmıştı?
Temel olarak 15 dakikada bir aksiyon formülü, Son derece kolay tanınır ve özdeşleşilir kahramanlar, ileri sinema teknolojilerini kullanmak, filmdeki
tansiyonun bir yükselmesi bir alçalması şeklinde uygulanan bir senaryo formülü ve tüm bunların izleyiciyi hiç sıkmadan öyküsünü anlatan ve kahramanının
temel motivasyonlu izleyiciye hiç de zorlanmadan aktaran bir sinema anlayışı formülüydü bu.
Steve Spielberg'in ve George Lucas'ın uyguladıkları sinema formülü.
George Lucas Yıldız Savaşları serisiyle ve Steven Spielberg'de Indiana Jones serisiyle bu formülü uygulamışlardı.
Hem entelektüel anlamda hem de kişi anlamında son derece başarılı olmuşlardı.
Şimdi bu formülü bir adım ileriye taşımış bir yönetmen varsa eğer bunu deneyen ve başaran kişi de gerçekten James Cameron oldu.
Ve özellikle de Titanic projesiyle başarılı olmuş oldu.
Ama oraya gelmeyeceğim önce şunu söylemem lazım.
George Lucas'ın ve Steven Spielberg'in bahsettiğim formülü uyguladığı ve başarılı olduğu filmler daha çok eğlenceli kişi sineması olarak adlandırabileceğimiz projelerdi bunlar.
Bakınız ilk fark burada ortaya çıkıyor.
James Cameron aynı formülü uyguladı ancak hem Terminator filmi hem de Yaratık 2 filmi Bilimkurgu ve gerilim hatta korku türünün bir örneği olan
projelerdi bu ikisi.
Ancak Lucas ve Spielberg'in anlatım dinamini ve kişi formülünü uygulayan filmlerdi.
Bakınız burada bir farklılık ve bir anlamda ileriye götürme var.
O formülü başka bir türe aktarma becerisi var.
Birinci ilginçliği burada.
Ondan sonra...
1989'da Abyss diye bir film yaptığı çok iyi bir bilim kurgu gerilimdir o da.
Ondan sonra 1991 tarihli Terminator 2 projesini yaptı James Cameron.
Gerçekten olağanüstü bir filmdir Terminator.
Sinema tarihinin en iyi bilim kurgu aksiyonlarından da bir tanesi olarak anabiliriz.
Bakınız bu filmlerin hepsinde aslında temel olarak hem George Lucas'ın ve Steven Spielberg'in uyguladığı akış dinamiği geşe formülü vardır.
Ancak o formülü...
Eğlenceli gişe aksiyonundan çıkarıp bilim kurguya, gerilime ve korku türüne aktarma ve bir anlamda tercüme etme vardır diyebiliriz.
James Cameron'ın George Lucas'ın ve Steven Spielberg'in formüllerini bir adım ileriye götürme yaklaşımı özellikle tür bağlamında ortaya çıkar.
Şimdi bu bir. İkincisi 1997'de Titanic projesi geldi.
Şimdi burada bir durmak lazım.
Çünkü James Cameron'ın o bahsettiğim gişe formülünü...
Bir adım ileriye götürdüğü ikinci noktaya denk geliyoruz.
Bu noktada az önce andığım mesele aynı formül o güne kadar 3 saatlik bir gişe filminde hiç uygulanmamıştı.
Sinema tarihinde 3 saatlik 4 saatlik bir sürü film yapılmıştı.
Yapılmadı değil ya ta 1900 onlara bile gitseniz.
Yani Grafton yaptığı 3 saatlik 3,5 saatlik bir sürü film var.
O başka bir şey. Onun dışında başka çok büyük prodüksiyonlar yapıldı hep sinema tarihinde.
Ancak bahsettiğim gişe formülünü...
ana akım formülünü uygulayarak çok geniş kitlelere hani izleyiciyi hiç sıkmadan pürüzsüz akan yine tansiyonun bir yükselip bir alçaldığı senaryo tekniğini uygulayan
sinema tarihindeki ilk film Titanic'tir ki Titanic'in yapım notlarını falan okursanız James Cameron'ın bu projeyi yapımcılara kabul ettirme süresince o yaptığı toplantılarda falan yapımcıların
sürekli James Cameron'ın Daha kısa yani 2 saatlik işte en fazla işte 2 saat 15 dakika işte 2,5 saat falan.
Yani bu projeyi 2,5 saate kadar kısaltabilir misin diye baskılar yaptığı notlarına rastlayacaksınız.
Çünkü... Hadi bu konudan bahsettik o zaman biraz daha detay vermeye çalışayım.
Sinema tarihinde diyorum 3 saatlik falan çok büyük prodüksiyonlar yapılmıştı, sevilmişti, para kazanmışlardı falan.
Ancak özellikle 1963 yılında Kleopatra diye bir film yapılmıştı.
O geleneğin son örneği olarak ortaya çıkmıştı.
Hani işte uzun çok büyük bütçeli falan böyle.
Ancak Kleopatra filmi gişede çökmüştü.
O zaman için sinema tarihinin en büyük bütçeli, en ölçekli.
En gösterişli filmiydi.
Ancak işte gişede çok da başarılı olmayınca Hollywood yapımcıları arasında demek ki bu kadar büyük bu kadar uzun özellikle 3 saat gibi sürelere taşan filmler Herhalde artık
para kazanmayacak hani biz buna girersek çok büyük paralar kaybedebiliriz falan gibi bir algı oluşuyor Hollywood'da.
Ondan dolayı çok uzun, çok yüksek bütçeli ve ölçekli projelere Hollywood sıcak bakmamaya başlıyor.
İşte bu süreç ta 1997 yılındaki Titania'ya kadar böyleydi.
Yapımcıları bu anlamda James Cameron çok yüksek bütçeli ve süresi 3 saati geçen bir filme ikna etmekte zorlanmıştı.
Ancak o zaman yapımcıları yani şöyle ikna ediyor.
Diyor ki bakınız mesele süre değil.
Mesele akış. Akış dinamiği.
Eğer film doğru akarsa hatta bir futbol maçından falan örnek veriyor.
Yani notlarında vardır James Cameron'ın.
Hani üç saatlik üç buçuk saatlik Amerikan futbolu.
bulu müsabakaları falan seyrediliyor işte reklam giriyor bilmem ne giriyor falan ama insanlar neticede ekran başından kalkmıyor nasıl oluyor bu çünkü maç boyunca heyecan merak acaba kim kazanacak kim kaybedecek heyecan duygusu devam
edebildiği için bu maçlar izleniyor merak etmeyin ben de ona göre bir senaryo yazacağım hatta yazdım işte önünüzde o yüzden Bu projeye cesaret etmeniz lazım falan diye yapımcıları ikna
ediyor. Ki hatta Titanic'in ilk kurgusunda süresinin 3 saat 25 dakika falan olduğu söylenir.
Yani gerçekten çok uzun bir film.
Yapımcılarla bir sürü kavgalar ediyor.
Titanic'in çok uzun bir yapım macerası vardır falan neyse.
Ve sonunda Titanic 3 saat 15 dakika.
Ya bakın 3.25 olmuş en fazla 10 dakika kısaltmış James Cameron.
Yani yapımcıları dinlememiş yani ısrar etmiş.
Neyse 3 saat 15 dakika.
O zaman için yapım şirketleri tarafından asla kabul edilemeyecek bir süreye sahip bir film olarak gösterime girmişti.
Ve o gün için sinema tarihinin böyle açık ara en çok izlenen filmi olmuştu.
Yıkmıştı yani gişeleri.
Yıllarca gösterimde kalmıştı falan.
İşte bakın başarılı olmuştu.
İşte aslında James Cameron'ın sinematik, ya o zamana kadar da işte hani Terminatör 2'ye bayis falan Terminatör 1 zaten çok başarılı bir yönetmendi ama Titanic'te çok büyük bir şey başarmıştı James Cameron'ın çok zor
bir proje olmasına rağmen ve yine konuyu az önceye bağlayayım işte George Lucas'ın ve Steven Spielberg'in başarılı olan ana akın kişi formülünü ilk filmlerinde başka türlere, bilimkurguya
ve korkuya adapte etme başarısını göstermiş.
İşte Titanic'te de aynı formülü 3 saatin üzerinde bir projeye aktarabilmiş ve başarılı olmuş bir yönetmen diyeceğimiz Cameron.
O anlamda diyebiliriz ki geniş kitlelere hitap eden, çok yüksek ölçekli, çok yüksek bütçeli ve sinema tarihinin en çok izlenen listelerine girmeye aday.
Blockbuster diyeceğim de onun bile ötesi yani.
Filmleri yapan en büyük en güçlü yönetmen gerçekten günümüzde James Cameron.
Ancak elbette sadece bununla sınırlı değil.
Nedir James Cameron'ı bu kadar güçlü ve büyük yapan noktalar?
Birincisi sinema teknolojilerine çok hakim hatta onları bir adım ileriye götüren bir yönetmen.
Steven Spielberg'e bu açıdan da çok benzer hatta onun bile ötesindedir diyebiliriz.
Spielberg dosyasında demiştim ya yani sinema teknolojilerinde Spielberg kadar...
Hakim pek yönetmen yoktur ya da azdır.
İşte James Cameron. Onun en büyük rakibi James Cameron.
Örneğin sinemada 3 boyut teknolojisi tabiriniz 30'larda 40'larda bile vardı.
Yeni bir şey değildi. Ancak Avatar'da özellikle 3D'yi tekrar gündeme getiren ve sinemaya yayan tekrar James Cameron oldu.
Ve yeni teknoloji 3 boyutlu sinema kamerasını bizzat tasarlayıp icat eden James Cameron'ın kendisi oldu.
Bakalım mesela. Ne kadar üstün.
İkincisi yeşil perde dediğimiz arka planların bilgisayarla yapılması olayını James Cameron kadar güçlü ileri seviye kullanan bir yönetmen gerçekten yoktur ya da çok azdır.
Onun dışında inanılmaz bir tasarım anlayışı vardır.
Yani filmlerinin hepsinde zamanının çok ilerisinde tasarımlar vardır.
Örneğin ya işte 1980'li yıllarda o zaman için hayal bile edilemeyecek diyeceğim ki Terminator zor şartlarda çekilmiş bir filmdir.
Ona rağmen inanılmaz iyi görünür.
Ben 1984 yılında yapıldığı o film benim tam çocukluğuma falan denk geliyor.
Çok küçüktüm o zamanlar yani. Zor zor hatırlıyorum o filmi izlediğimi ama.
İnsanları öldürmesi için tasarlanmış bir robot imgesi.
Gerçekten sinema tarihine var olmuş bir imgedir.
O derinin cildin altından çıkan o metal iskelet olayı vardı ya.
İnanılmaz. Hala çok iyi değil mi arkadaşlar?
Hala muhteşem. Hala çalışıyor yani.
En son Terminatör filmlerinde bile hala onun takipçiliğini görüyoruz.
Ve hala etkileyici.
Gerçekten muhteşem yani.
İşte bakınız bu tasarım konusunda James Cameron inanılmaz bir yönetmen gerçekten.
İşte diyoruz ya. Sadece bir yönetmen değil, gerçek bir sanatçı.
Açıdan bir üretken, üretici ve tasarımcı yani öyle söyleyelim.
Bunun dışında...
Mükemmelliyetçi bir yönetmen. Bakınız mükemmelliyetçi yönetmen deyince tabii aklınıza kim gelecek?
Stanley Kubrick gelecek değil mi?
Tabii. Onun üzerine yaptığımız programda da zaten bundan uzun uzun bahsetmiştik.
Stanley Kubrick olağanüstü teknik işçiliğe sahip, olağanüstü mükemmelliyetçi bir yönetmen.
Evet işte James Cameron da öyle.
inanılmaz tekrarlar alan, setler inşa eden, tasarlayan, inanılmaz uzun çekim süreçlerine sahip filmler yapan, filmleri için yıllarca, onlarca yıl hazırlıklar
yapan falan inanılmaz bir yönetmen.
Yani James Cameron'la çok fazla örnek verebilirim.
Yani James Cameron'ın üzerine çok fazla not vardır.
Şimdi her filmi sinema tarihinin en büyük filmlerinden bir tanesi olduğu için yani bakar mısınız hani...
diyorum sinemadan en çok izlenen 4 filminden 3'ü James Cameron'ın yani.
Onun için her filmi çok büyük film olduğu için neredeyse bütün filmlerinin de belgeselleri, yapım notları falan doludur yani ortalıkta.
Filmlerinin yapım aşamalarında bütün ekibini böyle neredeyse ağlatan çekimlerinde bütün oyuncularını perişan eden ki kendisi de öyle kendisi de perişan olan artık işte Titanik'in falan
çekimlerinde böyle işte bacaklarına B12 şarngaları enjekte ediyormuş defalarca sette bayılmış yorgunluktan hani günlerce haftalarca doğru dürüst uyumayan böyle ya çalışma konusunda galiba
Stanley Kubrick'i falan bile solda sıfır bırakacak bir adam yani.
İnanılmaz çalışkan, inanılmaz ısrarcı, inanılmaz baskıcı ve Titanik'te Bütün ekibiyle kavga ediyor.
Görüntü yönetmeni setten kovuluyor.
Yapımcılarla papaz oluyor falan.
Ya işte bir tane figüranlardan bir tanesi kameraya yüzerek çekimi bozuyor falan.
James Cameron bağırıyor böyle.
Yani işte bana bir silah getirin falan diye böyle.
İnanılmaz bir adam. Ya sette figüranlar, teknik ekip falan James Cameron'ın üzerine yürümüş.
Dövecekler adamı. Bodyguard ekibi tutulmuş falan.
James Cameron hani bu adamı dövmesinler, öldürmesinler diye.
Titanic'te bütün set ekibi.
Bakın işte morluklarıma bakın çünkü ben Titanic'te çalışıyorum falan diye tişörtler bastırmışlar falan.
Böyle komik ya da dramatik ya da saçma sayısız şey örneği vardır.
James Cameron setlerinle ilgili notlar vardır, anılar, hatıralar vardır falan.
İnanılmaz mükemmelliyetçi bir yönetmen.
Deli, gerçek bir deli yani.
Ama işte hemen bakın bir parantez açayım.
Çok uzun çekim süreçleri, o mükemmelliyetçiliği falan.
Stanley Kubrick'in... En güçlü, en saygı duyulan, en sevilen taraflarından bir tanesi oluyor da niye James Cameron için olmuyor acaba?
Neden James Cameron bu kadar mükemmelliyetçi ve inanılmaz bir sinemacı diye kimse James Cameron'ı sevmiyor da herkes Stanley Kubrick seviyor?
Bakınız sadece bu soru üzerine bir program yapmak isterim de çok bulandırmak istemiyorum.
Neyse devam edeyim.
Şöyle bir nokta var mesela.
Şimdi James Cameron son derece geleneksel ve klasik bir sinemacı.
Onun filmlerinde inanılmaz düzgün akış, inanılmaz bir senaryo tekniği, inanılmaz bir akış dinamiği görüyoruz.
Mükemmel senaryoları var.
Yani senaryolarından böyle bir sayfa çıkarıp atamazsınız.
O kadar mükemmeldir, çok düzgündür.
Ancak şöyle bir durum var.
Bu öykülerinde geleneksellikle yenilikçilik arasında çok ince bir şey tutturur böyle.
Yani bir avantgard tarafı var, bir ilerici tarafı var.
O da ne? Öyküleri.
Şimdi bakınız az önce ne dedim?
George Lucas da Steven Spielberg'in formülünü korku gerilime adapte etmiş bir yönetmendir dedim ya.
Şimdi bakınız bu bir tık ötesi.
Çünkü normalde o türler bu formüle çok da uygun bir şey gibi görünmüyor.
Özellikle korku gerilim yani Terminatör filmi alenen bir bilim kurgu korkudur aslında.
Şimdi artık sonra tabi ikinci bölümde veya sonraki bölümlerde bilim kurgu aksiyon projesi oldu.
Yani Terminatör deyince aklımıza korku gelmiyor ama ilk film gerçekten korku filmi seviyesinde ürkütücü ve tedirgin edici bir filmdir.
Bir de o zamanlar bütçesi düşüktü James Cameron.
O yüzden hani aksiyon filmi çekmek çok bütçe falan gerektiriyor ya.
Onun için aksiyona... Çok yürümedeceğimiz kemanın biraz korku gerilime yürüdü falan.
Neyse. İşte bakınız.
Öykü tarafında avantgard tarafı var.
Son avantgardlığı da Avatar'daydı aslında.
Bu neydi biliyor musunuz? Şöyle bir olay var.
Cyberpunk bilim kurgu diye bir alt tur vardır.
Sinematrisin birçok bölümünde Cyberpunk'ın sohbeti geçti ama özellikle diyorum onun üzerine bir bölüm yapamadım.
Umarım sinematristi Cyberpunk'tan daha detaylı bir şekilde bahsedebilirim size.
Terminatör projesi bir Cyberpunk örneğiydi.
Ve Cyberpunk'ta işte insanın makineleşmesi, robotlaşması işte bak yani yanağını böyle bir yırtıyorsun altından metal iskelet çıkıyor falan.
Tam yani insanın makineleşmesi biliyorsunuz.
Cyberpunk'ta bu bilim kurgu türünde işte Matrixler, Terminatörler falan.
İnsanın makineleşmesi, işte Siber A, Siber Uzay temaları.
çok vardır. James Cameron da bunun üzerine güzel örnekler yapmıştır.
Avatar'da James Cameron ne yaptı biliyor musunuz?
Cyberpunk'ı organikleştirdi.
Pandora gezegenine gidiyor insanlar biliyorsunuz Avatar projesinde.
Orada ağaçlar kökleriyle birbirlerinden bilgi alışverişi yaparak bütün gezegeni bir nevi tüm canlıların ve bitki aleminin birbiriyle
haberleştiği ve veri alışverişi yaptığı bir gezegen inşa edeceğimiz Kimmer'ın.
Bakınız bizim dünyamızdaki internet ağı verisiyle birbiriyle haberleşen bir insan dünyasından bahsederken hepimiz kendisi Pandora'da organik dünyanın,
bitki dünyasının bir tür organik internet ağı inşa ettiğine dair bir öykü ve dünya inşa ediyor.
Bakınız bu İşte Cyberpunk'ın ve internet ağ teknolojisinin organik hali ve bir adım ilerisidir.
Ve Avatar'daki yerel halk olan Naviler, saçlarının ucundaki sinir ağıyla bitkilerin inşa etmiş olduğu o organik haberleşme ağına bağlantı
kurabiliyorlardı. Ve hatta bu bağlantıyla kendi atalarının geçmişte biriktirdikleri veri ağına ulaşabiliyorlardı.
Tıpkı şimdi bizim bilgisayarlarımızla belki de gelecekte hani organik olarak ya bilmiyoruz hani Matrix'teki gibi enseden bir şey girecek işte ağa bağlanacağız.
Ghost in the Shell'deki falan gibi.
Bunu James Cameron Avatar projesinde organikleştirdi ve siber ağ dediğimiz net dediğimiz yapının organikleşmiş hali ve hatta evrimsel
hali. İşte James Cameron'ın bir adım ileriye götürdüğü Bilim kurgu alt türü ya da nasıl diyeyim bilim kurgu imgesi diyeyim mi?
Olgusu diyeyim mi? Hani hangisi uygun gelir bilmiyorum.
İşte bu bir örnek yani.
James Cameron her ne kadar senaryo tekniği olarak, anlatı olarak son derece geleneksel ve ana akım bir sinemacıysa, ülke olarak, imge olarak, alt tür olarak bir
adım ileriye götürmeye çalışan bir...
Yazar oldu, yönetmen oldu diyelim aynı zamanda.
Mesela Alien'da Ridley Scott nefis bir bilim kurgu korku filmi yaptı.
James Cameron'ın ikinci filmde Alien'lar bakın bir adım ileriye taşıyor.
Çok sayıda yaratık oldu.
Aynı zamanda Mother Alien yani bir anne alien karşımıza getirdi.
Ripley karakterine annelik duygusunu kattı falan.
Bakın yani her türden öyküyü, her türden türü, alt türü...
Bir adım ileriye götürme konusunda James Cameron kadar güçlü ve gelişimci bir yönetmen bulmak gerçekten çok güçtür.
Devam filmleri genelde ne yapar?
Devam filmleri genelde öncüsü olan filmin formüllerini muhafaza ederek o yapıyı bir adım ileriye götürmeye, zenginleştirmeye çalışır.
James Cameron sadece zenginleştirmekle kalmıyor.
Ona yepyeni olgu var.
yepyeni alt türler, dünyalar ve belki de sinemasal imajlar eklemeye çalışan bir yönetmen.
O açıdan da gerçekten çok güçlüdür, çok olağanüstüdür yani.
Bilmiyorum başka ne söyleyebilirim.
James Cameron hani...
Olağanüstü bir yönetmen. Muhteşem bir yönetmen.
Sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden bir tanesi aslında.
Şimdi ben böyle söyleyince elbette abarttığımı düşünen dinleyici arkadaşlarımız olabilir.
Onlar şu açıdan hoklu olabilirler ki aslında ben James Cameron'ın çok fazla eleştirildiğini ya da entelektüel kitle tarafından ve tırnak içinde salat sinemasına daha çok ilgi duyan, o sinemayı seven, sinema
severlerce çok da önemsenmeyen, hep aynı şeyi yapan, fazla geleneksel, fazla klişe falan.
bir yönetmen olduğu için bunun kıvrılan ve abartılan bir yönetmen olduğunu düşünen ciddi bir kitle var.
Ancak ben o arkadaşlara hiç de katılamıyorum.
Herkesin zevkine tabii söyleyecek bir şey yok.
Seversiniz, sevmezsiniz James Cameron'ın filmlerini ona bir şey söylemiyorum.
Ama gücü, büyüklüğü, senaryo tekniği, yönetmenlikteki mükemmelliyetçiliği, sinematografideki mükemmelliyetçiliği açısından bakarsak James Cameron'a hayran olmamanın
pek de mümkün olduğunu düşünmüyorum ben açık söylemek gerekirse.
Ondan dolayı şu an Avatar projesine girişti.
Toplamda 5 film olacağı söyleniyor Avatar'ın.
Diyorum artık o kadar büyük bir yönetmen ki hem sinema tarihinin en çok izlenen 4 filmini 3'ü James Cameron'ın en büyük bütçeli filmleri o yaptı ve muhtemelen Avatar serisi de sinema tarihinin en
büyük sinema serisi olacak gibi görünüyor.
Düşünülürse her film 300 milyon dolar işte her film 3 milyar dolara 2,5 milyar dolara asılat falan diye inanılmaz büyük bir evren inşa ediyor gibi görünüyor James Cameron.
Yani anca herhalde hani geçmişteki başarıları düşünülürse ancak herhalde böyle bir proje ve seri James Cameron'ı hani tatmin edecek olsa gerek öyle görüyoruz.
Tabi bunun dışında başka projelere de işte yapımcılık yapıyor yazar kadrosunda oluyor öykü veriyor falan mesela Battle Angel Alita filmi.
James Cameron'ın projesiydi.
Robert Rodriguez çekti birincisini.
Şimdi ikincisi olacak falan. Yani ben ah keşke James Cameron çekse diye böyle hani tırnaklarını yedim gerçekten.
Çünkü Robert Rodriguez bence Battle Angel Elite'a da çok da iyi bir iş çıkaramadı.
Yani film kötü değil. Fena değil yine ama.
Çok daha iyi bir proje olmasını umuyordum ben o projenin.
İşte James Cameron da Avatar'ı yaptığı için o filmi yönetemedi.
Sadece hem yapımcısı oldu hem de ortak yazarı oldu diye biliyorum ama ah keşke o filmi her şeyiyle James Cameron'ın yapsaydı.
Neyse yani başka projelere de bir yandan böyle uzanıyor yani katkılar yapıyor bir şeyler yapıyor falan.
Ama diyorum bundan sonra herhalde artık ölene kadar zaten 80 yaşını falan bulacak herhalde James Cameron'ın Avatar'ın 5.sini çektiğinde.
Ondan dolayı yani diyorum sinema tarihinin en büyük serisini de yapmaya soyulmuş durumda James Cameron.
Tamam okey seven sevsin sevmeyen sevmesin ona söyleyecek bir şey yok dediğim gibi zevklere yorum yapmak haddimiz değil ama.
Bugüne kadar yaptığı her proje neredeyse sinema tarihine geçmiş, damgasını kurmuş içerisinde bulunduğu döneme yegane yönetmen olduğu için Janis Cameron'ın diyorum hem gönlümüzün
hem de sinema tarihinin en büyük, en güçlü ve en değerli sinemacılarından biri olduğunu söylemek herhalde çok da abartılı olmaz.
Ben kendime yanında mı söyleyeyim?
Elbette çok seviyorum, çok saygı duyuyorum, çok önemli bir yönetmen olduğunu düşünüyorum.
Ondan dolayı işte bugün size James Cameron'ı nedir bu kadar büyük, nedir bu kadar güçlü yapan anlatmaya çalıştım.
Umarım dilim dönmüştür.
Bu hafta James Cameron'ı ve onun sinemasını anmaya çalıştık.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
