
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, şu an gösterimde olan İlgi Manyağı ve Çığlık 6 filmleri üzerine konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Kuzeyden gelen bir film ve baya sanat filmi dediğimiz filmlerin içerisinde bulunan bir film.
Böyle çok entelektüellere böyle çok felsefi, çok sanatsal böyle sinemaya yaklaşan kişileri can damarından yakalayacak bir film tam.
Bir de şu an zaten gösterimde ve merakla da beklediğimiz bir filmdi.
2023'ün önem atfettiğimiz filmlerinden bir tanesiydi.
Scream 6, Çığlık 6 filminden bahsedeceğim.
Bu arada hani gündemde bazı sinema haberleri falan var ama bu filmlerin biraz derinine inmeye çalışacağım.
Uzunca bir program olabilir diye düşündüm.
Onun için çok fazla gündem haberlerine girmeyeyim.
Direkt filmlerden bahsetmeye çalışayım dedim.
Şimdi konu edeceğim ilk film bu İlgi Manyağı.
Gerçekten manyak bir film diyebiliriz aslında.
Kendi içindeki manyaklığını, karakterine ya da yaklaşım biçimine ve hatta bizlere doğru kelime nedir?
Sıçratma diyeyim aslında. Hani sunma falan demeyeceğim.
Sıçratmaya çalışan bir film.
İnsanın ne kadar iğrenç bir varlık, ne kadar iğrenç bir yaratık olduğunu hem iddia eden hem de göstermeye çalışan filmler imparatorluğu orası.
Şimdi bu çok şüpheli bir durum ama bir yandan da güzel bir durum aslında.
Yani yaklaşım biçimi olarak bir felsefi, bir sosyal, bir kültürel ya da bir nasıl diyeyim kültürel değil aslında biraz daha...
felsefi diyeyim biraz psikolojik diyeyim bir inceleme filmleri oluyor.
Bunların büyük çoğunu insanın, insan zihninin derinliklerine pencere açmaya çalışan diyorum bize insanın nasıl bir varlık olduğunu, nasıl bir hayvan olduğunu sunmaya çalışan, bunu incelemeye çalışan, bunun üzerine kayda değerli bir şeyler
söylemeye çalışan filmler oluyorlar.
Arasında gerçekten çok değerli filmler var sinema tarihinde de.
Yani yakın zamanda da birçok film yapıldı buna benzer.
İşte Michael Haneke bunun üzerine iyi filmler yapmıştır.
Lars von Trier yapmıştır.
Peter Greenaway yapmıştır.
Stanley Kubrick yapmıştır.
Başka birçok böyle çok değerli yönetmen var.
Okey. Andrei Tarkovsky tabii.
Onu da anmadan geçmeyeyim.
Dayak yemeyeyim. Tarkovsky sever arkadaşlardan.
Andrei Tarkovsky de tabii bu grubun içerisindeki önemli ve değerli yönetmenlerden bir tanesi.
Ama başka bir grup filmde sırtını bu felsefi ve psikolojik açılımlar yapan yönetmenlere, türlere ya da bunun da kendi içinde klişelerini diyeyim.
Hani bu türün bu alanın da klişeleri var.
Biraz da onlara yaslayıp.
çok entelektüel, çok dolu, çok felsefi gibi görünüp aslında hiç de öyle olmayan ve öyle olmadığını da gizleyemeyen belli başlı bazı açıklar verip
biraz dikkatli gözlerin o açıkları yakalamasıyla aslında bu filmlerin ve bu yönetmenlerin iddia ettiklerini aslında yapmadıklarını hatta yapmak için yola dahi çıkmadıklarını gösteren filmler oluyorlar.
Şimdi İlgi Manyağı bence bu açıdan böyle bir film.
Kabaca filminin öyküsünden bahsetmeye çalışayım size.
Zaten biraz adı üzerinde bir film.
İlgi Manyağı. Bu filmde bir karakterimiz var.
Bir kadın karakter. Bu gerçekten ilgi manyağı.
Yani bulunduğu bütün sosyal ortamlarda, insan ilişkilerinde falan tüm ilginin kendi üzerinde olmasını sağlamaya çalışıyor.
Bu yönde bir psikolojik rahatsızlık denebilir herhalde buna.
Bilmiyorum psikolojide ya da tıpta nasıl bir adı var tam olarak ama.
Hani ilgi manyağı dediğimiz türden bir insan ve...
Böyle insanlar var mıdır? Vardır.
Okey. Hani çevremizde de biz de birçok kez görmüşüzdür.
Belki biraz daha böyle şoven biraz öne çıkmaya çalışan diyorum ilgi çekmeye çalışan falan filan.
Okey. Ancak ancak şimdi siz birincisi bu insanları incelemeye başladığınızda ya da hani bunu bir psikolojik rahatsızlık ya da bir karakter bozukluğu olarak göreceksek eğer bilmiyorum hani ben bu
yargıyı koyacak kişi ben değilim ama öyle olduğunu varsayalım.
Şimdi bu insanları incelemek bir insanoğlunu incelemek oluyor mu?
Yani insanoğlu böyle bir varlıktır ya da insanın garip psikolojisinin, garip zihin yapısının vardığı noktalar buralar kadar geliyorsa eğer.
Tamam geliyor okey buna kabul.
Ama bu insanı incelemek oluyor mu?
İnsan nasıl bir varlıktır?
Sorusuna cevap vermek oluyor mu?
Şimdi bu soru bir. İkincisi diyelim ki oluyor buna evet cevabını verdiğimizi varsayalım.
Okey. Bunun içerisindeki seviyeler nereye kadar varıyor?
Yani insan... Atıyorum işte 10 üzerinden 8 seviyesinde sapıktır.
Hayır hayır 9 seviyesinde sapıktır.
Ya da hayır 11 seviyesinde sapıktır.
Demek ne kadar değerli ve kayda değer bir inceleme oluyor?
Soru 2. Şimdi ben bu noktadan sonra işin sarpa sardığını düşünüyorum.
Buna dair diyorum çok fazla film var.
Bunu neye benzetiyorum biliyor musunuz?
Şöyle bir analoji kurmaya çalışayım.
Diyelim ki bir seri katilin ne bileyim cinayet işleme yöntemlerini falan veren bir film düşünelim.
Benzer birçok film var ama direkt analoji kurmayacağım.
Çünkü hani bir filmi başka bir filme direkt benzetmek gibi olacak.
Biraz sadece kavramsal konuşmak istiyorum.
Fikir verme babında konuşmak istiyorum.
Diyelim ki sapık bir katilimiz var.
Garip garip cinayete işliyor tamam mı?
Şimdi ortada bir sapık var değil mi?
Okey. Hani bu kişinin sapık olduğunu filmimize veriyor diyelim ki.
Aklıma mesela Tarsem Sait'in The Cell, Jennifer Lopez'in başrolde oynadığı The Cell filmi geldi mesela.
Şimdi bakın film örnek vermeyeceğim dedim ama hani görkem kafadan sallıyorsun gibi düşünecek dinleyici arkadaşlarımız olabilir diye bunu söylüyorum.
Yani hani filmleri direkt benzetmiyorum.
Neyse şimdi orada mesela sapık bir katil vardı falan.
Şimdi bu sapık katilin ne kadar sapıkça cinayetten işlediğini filmin bize göstermesi daha iyi bir insan psikolojisi inceleme filmi ortaya çıkarır mı?
Şimdi bakın lütfen bu noktaya bir dikkat edin.
Bu bir. İkincisi söz konusu cinayetler ne kadar daha sapıkça, ne kadar akla gelmez, ne kadar daha vahşi olursa bir o film o kadar etkileyici
mi olur? İki o film o kadar ince bir insan tahlili, insan açılımı filmi midir?
Şimdi bakın böyle bir denklik kurmaya çalışıyorum.
İşte bence değildir. İşte ilgi manyağı da İlgi manyaklığı dediğimiz psikolojik garipliği inceleyen bir film mi?
Yoksa bir ilgi manyağının ne kadar daha fazla hani level dedim ya seviye yani ne kadar seviye ilgi manyağı olabileceğini mi göstermeye çalışıyor
bize? Ve eğer bu film bize ilgi manyaklığı dediğimiz psikolojik rahatsızlığı anlatma üzerinden insanın ne kadar garip, ne kadar sapık, ne kadar manyak bir varlık olduğunu incelemeye mi soyunuyor?
Şöyle bir durum var ki ilgi manyaklığını incelemek başka bir şey.
Yani herhangi bir psikolojik rahatsızlığı ya da insanın içerisine girdiği garip psikozları, ruh hallerini, zihin durumlarını falan veya psikolojik hastalıkları diyeyim.
İncelemek başka bir şey.
Söz konusu rahatsızlıklarının, söz konusu anormalliklerin level'larının nereye vardığını incelemek başka bir şey.
Çünkü bence bu aşamaya geçtiğinizde artık insanı inceliyor olmuyorsunuz.
İnsan ilgi manyağıdır demek tamam.
Hani bir sapıklıktan, bir anomaliden bahsettiğinizde zaten o anomali adı üzerinde bir anomali artık.
Hani insan incelemesi değil de o.
Ya da insanların genelini hani bizleri, sizleri, onları, dünya insanları inceliyor olmuyorsunuz.
Hani hasta bir grubu inceliyor oluyorsunuz.
Hasta bir grubu incelediğinizi itiraf ettiğinizde zaten siz genelden dünyadaki çok geniş kitleleri temsil eden bir film yapmıyor oluyorsunuz zaten.
Yani orada insan incelemesi yaptığınız iddiası zaten bir kesintiye uğruyor.
Bu bir. İkincisi o hastalığın içerisinde ne kadar derin saçmalıklara, derin sapıklıklara, garipliklere pencere açtığınız sorusuysa aslında bir
nevi bilimsel incelemeye, tıbbi incelemeye, psikolojik incelemeye giriyor ve orada da sizin biraz bilimsel, biraz felsefi ve biraz da aslında gerçekçi yaklaşma yükümlülüğüne maruz kalıyorsunuz.
Ama filmler kurmaca oluyor.
Nasıl dedim ya işte bir seri katil böyle böyle sapık sapık cinayetler işliyor.
Şimdi öyle biri var mı gerçek dünyada?
Yok. Yani olması da gerekiyor mu?
Hayır. Ama ne kadar sapık cinayete işlediği filmi daha etkileyici kılmıyorsa sapıklık da olsun torba dolsun gibilerinden de hani bir filmler vardır.
Biraz o kapsama girmeye başlıyorsa film işte burada da manyaklık olsun torba dolsun gibi bir fantaziye kayıyor olay ve hiçbir gerçekliği olmuyor olayın.
Bundan dolayı da aslında film en başında söylediğim gibi insanın ne kadar garip, ne kadar sapık, ne kadar anormal Ne kadar hastalıklı bir varlık olduğunu incelemekten çıkıp insanın hastalıklı
haller üzerine bir fantezi kurma becerisini sunan bir film haline geliyor.
Ve ondan dolayı da hiçbir gerçekliği kalmıyor.
Bir nevi böyle hayali bir zemin üzerinde yürümeye başlıyor film.
İşte İlgi Manyağı filmi, Sick Myself filmi tam olarak bu kalıba uyan bir film.
Filme herkes gebermiş, bayılmış.
Yani filmin IMDB'deki eleştirmen notu 80, işte izleyici notu 7.2 falan.
Şimdi bu kadar insan bayıldı da bir ben miyim akıllı görkem olarak hani diyorum işte herkes yanılıyor.
Bence bu film çok kötü mü diyorum.
Hayır. Tabii ki böyle bir hani kibre giremem kendimi.
O konumda görmem mümkün değil ama şunu söylemeye çalışıyorum.
Bu filmler aslında insanı incelemiyor.
Arada bir kopukluk var.
Arada bir boşluk var. Diyorum isimler verdim ya birkaç tane.
İşte Michael Haneke, Andrea Tarkovski diyorum.
Peter Groeneve, Lars von Trier falan.
Bu isimler bu insanı inceleme filmleri yaparlarken.
İnanılmaz incelikli inanılmaz alt metinlerle dolmuş filmler metinler ortaya çıkarıyorlar arkadaşlar bu çok zor bir şey filmi izlediğinizde bu isimleri yani filmlerini izlediğinizde
ben sen o biz ilgi manyağı olmayabiliriz ama kendimizden de bir şeyler görebiliyoruz o filmlerin içerisinde ki filmler bize felsefi olarak psikolojik olarak sosyal olarak gayet etkileyici gelebiliyor.
Yalan entelektüel filmlerde bana göre, ben öyle görüyorum bu filmleri, kendimizden bir şeyler bulamıyoruz.
Çünkü dediğim gibi filmler ilgi manyaklığını ya da konu edindiği psikolojik rahatsızlığı değil, o rahatsızlığın içerisinde bulunan kişilerin hangi seviyelerde sapıklaştığının
resimlerini gösteriyorlar bize.
Hani öyle bir bağlantı kuramıyorum.
Mesela bu filmde ilgi manyağı bir kadın karakter var ki bence hani karakter çok güzel çizilmiş.
İşte oyunculuğu, hali, tavrı falan filan çok güzel.
Güzel bir karakter. Ama ilgi manyağı ve çevresinden yeterince ilgi çekemiyor falan.
Hani bir boşluğa düşüyor.
Daha çok ilgi çekmem lazım.
Ne yapmam lazım? Yasal olarak üzerine deneyler yapılıp yasaklanmış çok korkutucu, ürkütücü yan etkileri olan bir ilacı bilinçli olarak alıp kendisini hasta ediyor
bu karakter. Ve bunun üzerinden insanların ilgisini çekmeye çalışıyor.
Şimdi bakar mısınız bu nasıl ne kadar ikna edici.
Hani bir insan ilgi manyaklığı olan bir insan gerçekten böyle bir şey yapar mı yapmaz mı?
Şimdi film belgesel mi değil bir kurmaca.
Yani aslında bu bir az önce belirtmeye çalıştığım gibi bir fantezi.
Yönetmen ve yazar bize diyor ki insan ilgi manyaklığı hani ilgi manyaklığı rahatsızlığına düşebilmiş insanlar böyle bir şey yapabilir.
Yapmış bir örnek var mı yok yapabilir diyor.
Peki diyelim ki yapabilir. Diyelim ki biz bunu kabul edelim.
Ben görkem olarak diyelim ki belli bir hani hepimizin vardır.
Benim de hem atıyorum karakter olarak kişilik olarak ya da yaptığım iş olarak bir sinema konuşmacısı ya da sinema yazarı olarak belli bir ilgi çekme eğilimim olduğunu varsayalım.
Normaldir bu olabilir okey.
Bu hangi seviyeden sonra hastalık olur?
Ya da ben ilgi çekme ihtiyacımı eğilimimi karşılamak için ne tür saçmalıklara sapıklıklara başvurabilirim?
Şimdi orada bir ahlaki denge var değil mi?
Ne bileyim ben bu programda kalkıp da sırf ilgi çekmek için çok uç, çok saçma, çok hani normalde inanmadığım şeyler yapacak olsam ahlaki olarak, psikolojik olarak kendimi rahatsız hissederim.
Görkem ne yapıyorsun? Kendine gel derim.
Yani ya düşünmediğim bir şeyi söyleme ya da insanları rahatsız edebilecekse senin düşüncen, mümkün olduğunca bunu hani nazikçe söylemeye çalış, hani ben bu fikirdeyim, hani herkes benimle aynı fikirde olmayabilir,
ben böyle düşünüyorum gibi bir şerh koy mümkün olduğunca.
Fikrini paylaşmaya çalıştık.
Saf bir ilgi çek...
Eğilimiyle yırtıcı ya da böyle hani nasıl diyeyim sıçratma diyorum ben ona güzel bir tabir bence o.
Dinleyicilere bir şeyler sıçratmamaya çalış gibi bir kendi iç ahlaki şey koymaya çalışırım mümkün olduğunca.
İşte bunu koymuyor filmdeki karakter hatta öyle bir seviyeye vardırıyor ki bunu.
Kendi hayatını kaybetme, çevresindeki herkesi rahatsız etme, yalancı konumuna düşme, tüm sağlığını kaybetme, sosyal...
Hani o kadar ilgi manyağı bir kadın ki kendi hayatını mahvediyor.
Peki okey bunun da bir inceleme filmi olduğunu varsayalım.
Diyorum bakın şu şehri koyuyorum artık geniş kitleleri temsil eden ve insanı inceleyen bir film olmuyor artık çünkü o.
Onu koyuyorum. Onun ötesinde bu hastalığa düşmüş ya da bu rahatsızlığı içeren insanları inceleyen bir film olduğunu varsaysak bile bu hastalığın bu seviyelere varıyor olması gerçekten
bir fantezi oluyor yani ikna edicilikten tamamen çıkmış oluyor.
Hemen parantez az önce verdiğim örnekteki gibi sapıkça cinayetler işleyen bir katilin hangi sapıklıkları uyguladığını ne kadar merak ettiğimiz gibi yani hiç hemen
hemen içtiğim ya da gibi bir denge çıkıyor ortaya.
Hani artık o bizi çok da ilgilendirmiyor aslında çünkü fantezi orası.
Diyorum bu bir belgesel değil, geniş kitleyi temsil etmiyor, biz izleyiciler bir bağlantı kuramıyoruz falan filan vesaire.
İşte ama bu filmlerin hemen hemen hepsi arkadaşlar insan denen varlığı incelediklerini iddia ediyorlar.
Ama ortada çok ciddi bir kopukluk ve aslında temsil etmiyor olma durumu var.
Evet tam olarak söylemek isteyeceğim bu işte Michael Haneke ile diyorum işte Tarkovski ile işte Lars von Trier ile.
ayrım noktası diyeyim ortaklığı değil aslında ortak olamadığı nokta diyecektim ayrım noktasını görebilmek gerekiyor bir parça özetlemeye çalıştım bilmiyorum özetleyebildim mi ama bence ilgi manyağı gördüğü
bu inanılmaz ilgi hani işte yüksek notlar falan filan ben bu fikirlere hiç de katılmıyorum bence kötü bir film bayağı bir kötü bir film hatta entelektüel tırnak içinde hani Kokuşmuşluk mu diyeyim
entelektüel yozlaşma mı diyeyim ben biraz öyle söylüyorum.
Entelektüel yozlaşmaya düşmüş bir film.
Çünkü aslında bize bir pencere açmaya çalışırken insanoğlunu inceliyorum gibi bir iddiada bulunurken aslında bunu hiç yapmıyor.
Bizimle hepimiz ve hepimiz insanız yani değil mi?
Neticede bir şeyler bulabilmeyi umuyoruz filmlerden.
Aa bakın ne kadar da sapık insanlar varmış deyip geçeceğimiz bir filmden ötesini bence sunmuyor ve...
Çok böyle diyorum insanlar bu filme çok bayılıyorlar.
Çünkü dediğim gibi insanoğlunun farklı yüzlerini sunduğunu düşünüyorlar ama bence hiç de öyle bir şey yok.
Bilmiyorum belki ben yanılıyorumdur.
Belki gerçekten bu filmler çok derin entelektüel böyle inceleme filmleridir ama bahsettiğim sebeplerden dolayı ben hiç de öyle olmadığını düşünüyorum.
Şimdi bambaşka sulara geleceğiz.
Bambaşka bir türe alt türe vesile diyoruz.
Çığlık 6'ya. Geçtiğimiz programlarda ben hem 2022'de Çığlık 5 gösterimi girmişti hem de diyorum 2023'ün merakla beklenen filmleri dosyasında Çığlık altından uzun uzun bahsetmiştim.
Kabaca hatırlatayım şöyle ki Çığlık serisi daha 90'lı yıllarda Kevin Williamson'ın yazdığı Wes Craven'ın yönettiği çok önemli bir ten slasher yani gençlerin kesici aletlerle öldürüldüğü korku filmlerinin
En güçlü örneklerinden bir tanesiydi.
Özelliği neydi? Söz konusu türün ve alt türün klişelerini konu eden, klişelerinin üzerinden giden yani filmin baş karakterlerinin Ten Slasher hayranı olduğu, sürekli bu korku filmlerinden konuştuğu
falan karakterlerin o konuştuğu şeylerin başına geldiği filmlerdi bunlar.
Nefis inceleme filmleriydi.
Daha çok Quentin Tarantino işte Tim Burton, Michael Mann, Coen kardeşler gibi sinema üzerinden sinema yapma akımının 90'larda başlayan en güçlü üyelerinden bir tanesiydi çığlık serisi.
4 tane film yapılmıştı 90'lı yıllarda 2000'li yıllara kadar.
Hani ilk film tabi çok çok iyiydi yani başyapıt seviyesindeydi.
Sinema tarihine geçmiş bir filmdir.
2 onun kadar iyi olmasa da iyiydi ama bence 3 ve 4 çok iyi değildi ama yine de işte kayda değer çığlık serisi filmleriydi.
İşte ta 2020'ye kadar arada başka filmler yapılmadı.
2022'de 5 yapıldı.
Hem kendi efsanesine yani hem Scream serisine hem Wes Craven'a hem de bu türe gerçekten yeni bir soluk getiren hem türü hem de öncüsü olan filmleri nefis
biçimde taşıyan, sırtlayan onların tüm numaralarını gayet başarılı biçimde günümüze yansıtan bir filmdi bence Scream 5.
Ve bunun üzerine katkılar da yapan bir filmdi.
O katkı neydi? Hem günümüz sinemasını, 2020'lerin sinemasını incelemeye soyunuyordu.
Hem de direkt olarak kendisini.
Yani kendisinden bahsediyordu.
Bizim içerisinde bulunduğumuz şey bir film diyordu.
Ve bu filmde klişeler göre yüksek olasılıkla şunlar şunlar olacak diyordu.
Bakın bu Wes Craven'ın 90'larda yaptığı şeyi bir adım ileriye taşımaktı.
Yani sadece türü incelemiyordu.
Kendisini bile inceliyordu film.
Çok iyiydi 5. Gerçekten muhteşem bir filmdi.
Şimdi 6'ya geldik.
6. Beşin de üzerine bir şeyler ekliyor.
Ne ekliyor biliyor musunuz?
Muhteşem bir şey yapıyor. Şimdi onu söyleyeceğim.
Filmden bahsedeyim öncelikle.
Şimdi burada karakterler artık kendi kasabalarında vız vız durulmaya çalışılmışlardı.
Bu kardeşle, bu abla ve en yakın iki tane dostu artık New York'a taşınıyorlar.
Yani oradan kaçıyorlar. Bizi burada öldürecekler falan.
Hadi biz kaçalım. New York'ta yeni bir hayat kuruyorlar ve orada tekrar cinayetler işlenmeye başlıyor.
Tekrar hani benzer olaylar karşılarına geliyor.
Tekrar bir kabusla karşı karşıya geliyorlar.
Şimdi. Öykü kabıcı bu.
Tabi oradan çok güzel sahneler falan akıcı.
Gayet iyi bir film karşımızda.
İki şey dedim ya bunlar ne?
Birincisi bu filmlerin klişelerini hem konuşuyorlar tabi aynı zamanda söylüyorlar işte sen şurada geldin işte katil olmaya çok müsaitsin.
Seninle sadece 6 aydır tanışıyoruz.
Katil sen olabilirsin. İşte ben baş karakterim.
Bütün olaylar beni çok kötü yönde etkilemiş olabilir ve ben katile dönüşmüş olabilirim falan böyle.
Baya kendilerini hani ne kadar katil olabilir ne kadar olmayabilir falan diye konuşuyorlar böyle.
Çünkü kampa gidip ölen gençler bir alt türü vardır.
Hani bunun dost alt türüdür diyebiliriz.
Orada hani dışarıdan bir etki gelip bu grubu dağıtıyordu.
Scream serisindeki fark neydi?
Ekibin içinden birileri cinayet işliyordu.
O çok güzel bir hamleydi. Burada da aynı şey var.
İşte karakterler de kendi içinde konuşuyorlar.
Yani sen de olabilirsin ben de olabilirim falan filan okey.
Bu bir. Bunu yapıyordu.
Peki bu film... Bak bir türlü getiremiyorum.
Pardon kusura bakmayın. İki tane yenilik yapıyor dedim.
Birincisi eski filmlerle yeni filmler arasında bağlantı kurarken artık devam filmi yapılamaz.
Yani onun modası geçti.
Nasıl diyeyim? Efsaneyi sürdüren yeni nesil filmler yapılması lazım.
Bunun kuralları ne?
Bunu yazıyor. Ve ne diyor biliyor musunuz?
Artık baş karakter ölmeli diyor.
O yüzden sen öleceksin diyor arkadaşı.
Bizim baş karakter bunu diyor ya.
Düşünüyor musunuz? Bakın hani biz filmi ne diye izliyoruz?
Hani o baş iki karakter ablayla kız kardeş hani ölecekler mi işte başaracaklar mı katili öldürecekler mi ne olacak yani onu biz izliyoruz.
Arkadaşlar ona diyor ki sen diyor yeni nesil 2020'lerin artık devam filmi olamayan devam filmlerinin baş karakterisin ve sen ölmek zorundasın.
Ve baş karakterlerin öldüğü filmlerden örnek veriyor.
Nasıl? İşte Luke Skywalker öldü diyor.
James Bond öldü diyor.
Neo Matrix'de öldü diyor.
Bak baş karakter öldü artık diyor.
O yüzden senin de ölmen lazım.
Şimdi bakın sinema üzerinden sinemaya akımının son noktasını o kadar güzel temsil ediyor ki film.
Gerçekten 2020'lerin klişeleriyle oynuyor film.
Şimdi bakın bu çok güzel. Gerçekten çok güzel ki Scream 5'te de aynı şeyi yapmıştı.
Bunu ben de konu etmiştim.
Oradaki ayrıcalık neydi?
Sinema tarihinde de bu bir ayrıcalık yani.
2020'lere ait bir ayrıcalık.
Bu ne biliyor musunuz? Öncü filmlerden 20 yıl sonra yeni filmler yapıldı.
Terminatör yapıldı. Matrix yapıldı.
Star Wars yapıldı.
Star Trek yapıldı. Bu bir.
İki. Eski filmlerin efsane baş karakterleri yeni filmlerde birer efsane olarak geri dönüp yeni baş karakterlere yardımcı oldular.
Bakın Han Solo tekrar çıktı Star Wars'ta.
Mesela işte Terminator'da ta eski Sarah Connor yeni karakterlerin yanına geldi.
Anlatabildim mi? Bakın bunlar yeni.
Sinemat halinde böyle bir şey yoktu. İşte Scream 5'te de Ta 90'lardaki Scream'in baş karakterleri gelip yeni karakterlere bir nevi abilik, ablalık falan hocalık yaptılar.
Bu çok güzel bir hamleydi.
Sinema tarihinde böyle bir örnek yok başka.
Bu döneme ait bir şey.
İşte burada da aynı şey var ve diyor ki senin ölmen lazım artık.
Bu filmde öleceksin sen diyor.
Bu harikaydı bakın. Bu çok iyi bir hamle.
Hani filmdeki gerilimi bir üst seviyeye taşıyor.
İkincisi de şu. Bu filmlerde bazı güvenilir alanlar vardır.
Neresi biliyor musunuz? İki tane.
Temel olarak iki tane. Birincisi kalabalık ortamlar.
Yani bir partinin içerisinde insanlardan ayrılmayacaksın.
Yani bodrum kata gitmeyeceksin.
Mesela klasik şey vardır bu bütün screen filmlerinde bu replik vardır.
Hemen döneceğim dersen dönemezsin.
Ölürsün ve bunun şakasını da yapıyorlar.
Ben hemen giriyorum duruyor falan diye gülüyor böyle.
Çok güzel yani o. İkincisi ev.
Evin içeri yuvan yani kendi odan.
Kendi evin içerisinde kapıyı pencereyi her tarafı kilitlersin.
Orası senin koruma alanındır abi.
Kolay kolay bir şey olmaz. Bir partiye gidip de bodrum kata inersen ölürsün.
Yapacak bir şey yok. Veya bir parkta seni enseleyebilir katil yani.
İşte bu film bu iki klişeyi de yıkıyor arkadaşlar ve muhteşem sahnelerle.
Katil grubun içerisinden çıkıyor dedim ya Scream serisinde farklı olarak.
Katil evin içinden çıkıyor düşünebiliyor musunuz?
Bakın inanılmaz bir hamle.
Yani tedirgin ediciliği.
Çok yukarıya taşıyan bir hamle.
Gerçekten çok iyi. Ve iki, filmde karakterler kalabalık yerlere kaçıyorlar.
İki ayrı sahnede. Ve o kalabalık yerlerde de öldürülüyorlar.
O kadar güzel, o kadar tedirgin edici ki.
Yani film, işte tüm o sinema klişeleri, türün klişeleri, günümüz filmlerini inceleme vs.
vs. Bu güzellikleri yaparken nefiste bir gerilim atmosferi kuruyor.
Filmde bir tren sahnesi var arkadaşlar.
Tren sahnesi. Ya inanılmaz iyi ya.
Bence sinema tarihine geçecek seviyede upuzunda bir sahne.
Ya inanamadım ya. Dakikalar süren sahnede böyle yani gerilim sahneleri kısa sürer değil mi?
Yani böyle çok uzun sürmez. Çok uzun sürerse ne olur?
O gerilim hani biraz düşer artık.
Hani sabredemezsiniz. Bir an gerilim yaşadınız.
Yükseldi yükseldi yükseldi.
Patlaması lazım değil mi noktada?
O devam edemez. O tren sahnesi dakikalar sürüyor ve ya böyle terledim resmen sinema salonda.
Hadi arkadaş artık ne olacaksa olsun.
Dedim gerçekten. Nefis sahneler var.
Film çok da iyi bir gerilim vurucu film olarak karşımıza geliyor.
Çok güzel karakterler var.
Eski karakterler de devam ediyor.
Yeni karakterler de var. Yani diyorum Çığlık 6, 5 ile birlikte tam da birbirine zaten çok entegre filmler.
Bence çok iyi arkadaşlar.
Gerçekten çok iyi. Şimdi...
Sosyal medyada bu film üzerinde kötü bir sürü şey söyleyen oldu.
Ya bence iyi değil çok kötü falan filan.
Hiçbir şekilde bu fikirlere katılmıyorum.
Bence çok iyi. Ve filmin şeyi de yüksek zaten.
IMDB notları iyi. Critical notu iyi.
Rotun tomatoes notu iyi falan.
Hani ben gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Diyorum türü pek sevmiyorsanız yapacak bir şey yok.
Hani bu türün örneklerine eğiliminiz yoktur.
Beğenmiyorsunuzdur. Okey ona bir şey demiyorum ama.
Biraz olsun korku filmlerini seviyorsanız.
Biraz olsun gerilim filmlerini seviyorsanız.
Ve günümüz sineması üzerine ve bu tür ve alt tür üzerine.
Böyle inceleme yapan, oyunbazlıklar yapan falan filmlere.
Yani kabaca screen formülüne diyeyim.
Biraz olsun ilginiz varsa ben filme bayılacağınızı düşünüyorum.
Geniş kitle bayılmış durumda.
Sevmeyenlerin de artık tabii kendi zevkidir.
Kendi bakışıdır. Bir şey söylemeye gerek yok.
Diyorum ben gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
