
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Yıldız Oyuncu Sisteminin tarihini, önemini, az bilinenlerini ve bugüne yansımalarını konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Çok az bilinen ya da sadece konuyla ilgisi olanların bildiği birçok şey var.
Bu yıldız sisteminin tarihi, ortaya çıkışı hiç de bugün sanıldığı ya da bilindiği gibi değil.
Bundan dolayı da aslında yıldız sisteme dışarıdan göründüğü gibi bir şey değil.
Tarihinden bahsetmek istiyorum.
Nasıl ortaya çıktığını söylemek istiyorum size.
Hollywood'un kuruluşuyla, film stüdyolarının ortaya çıkmasıyla, Hollywood'un bir sektör olmasıyla...
Direkt ilgili bir konu bu.
Şimdi hareketli fotoğrafı ilke edison icat etti dedik.
Biliyorsunuz geçtiğimiz programlarda bundan bahsettik.
Edison'un yanında başka bazı film yapımcıları var.
İlk erken nesil film yapımcıları New York'ta faaliyet gösteriyorlar.
Batı 42. Cadde diye tüm dünyada bilindiği adıyla Broadway denen yerde faaliyet gösteriyor bu film şirketleri.
Dönemin en büyük film yapımcıları kendi aralarında bir sözleşme yapıyorlar.
İşte biz olmadan hiç kimse film yapamaz, film dağıtamaz, tehlifatları alınıyor falan filan.
Orada baya bir tekelleşme var.
Bu tekelleşmenin dışında kalan...
Bazı yapımcılar New York'ta faaliyet gösteremiyorlar ki Edison'un baskıcı ve rakiplerini saf dışı bırakmaya çalışan stratejiler güden bir kişi olduğu üzere birçok şey söylenmiştir.
Detayına girmeyeceğim.
Bir şekilde bu yapımcılık sisteminin dışında kalan ırımsız yapımcı diyebileceğimiz bazı isimler New York'ta faaliyet gösteremedikleri için New York'tan Los Angeles'a geliyorlar.
ne demek hani Amerika'nın bir ucundan doğu yakasından batı yakasına gidiyorlar hatta bir anlamda kaçıyorlar ki diyorum bunun üzerine çok fazla şey anlatılır yani baya böyle öldürülmekten falan korktuklarına
kadar varıyor olay Los Angeles'a geliyorlar işte orada Hollywood'u kuruyorlar vesaire hatta Hollywood'un yerinin seçilmesiyle ilgili notlar arasında Eğer işte Edison bu
yapımcıları öldürmek isterse kolayca Meksika'ya kaçabilmeleri için Meksika'ya da yakın bir yerde konuşlandıkları falan söylenmiştir.
Neyse diyorum bakın çok detay var bunları biraz hızlı geçelim.
Şöyle şimdi. New York'tan Los Angeles'a göçüp orada Hollywood ve kendi film şirketlerini kuran 3 tane büyük erken dönem yapımcı var.
Bir tanesi Cecil Demil ki Cecil Demil sinema tarihinin en girişimci, en yaratıcı böyle en büyük yapımcılarından bir tanesi olarak sürekli anılmıştır.
Bir tanesi Cecil Demil.
İkincisi Paramount yapım şirketini kullan Adolf Zucker ve bir de Universal yapım şirketini kuran Carl Lamle.
Şimdi bakarız Carl Lamle'nin adını bir kenara yazalım şimdilik.
Tekrar buraya geleceğiz. Şimdi bu üç yapımcı Los Angeles'e geliyorlar.
İşte burada Hollywood'u kuruyorlar, stüdyolar kuruyorlar ve film yapmaya başlıyorlar.
Şimdi şunu hatırlatmam lazım.
O zamanlar henüz uzun metraj film yok.
Bu ne demek? Bu şu demek.
Seans diye bir şey yok.
Yani hiç kimse bir filmin başlangıç saatini bilip sinema salonuna o şekilde gidip film izlemiyor.
Bildiğimiz bugünkü büyük sinema tiyatroları, salonları yok.
Neler var? Nickelodeon diyor isimlendirdiğimiz sürekli film gösterimi yapan yani işte sabah saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar hiç saat belirtmeksizin sürekli filmlerin
gösterildiği salonlar var.
Nickelodeon denmesinin de sebebi şu ki Kapısında bu sinema salonlarının para attığınız kumbara gibi bir kutu var.
Bir nikel para atıyorsunuz.
Yani işte 50 cent gibi küçük bir rakam böyle parayı atıyorsunuz kutunun içerisine.
İçeriye giriyorsunuz ve sürekli yapılan film gösterimini izliyorsunuz.
İsterseniz girin bir film izleyip çıkın.
İsterseniz bütün gün orada 15 saat boyunca film izleyin.
Şimdi bu şekilde gösterim yapıldığı için o zamanlar filmlerin afişlerinde oyuncu isimleri yok.
Film yapımcıları ve yapım şirketlerinin adıyla filmler dağıtılıyor.
Bu ne demek? İlk yıllarda yıldızlar yapımcılar ve yapım şirketleri.
İşte Honubut'a taşınan ve burada filmler üretip Nikoladeonlar'da gösterilen yapımcılar bir girişimde bulunuyorlar.
İşte Carl Lamle demiştim ya Carl Lamle bir şey yapıyor.
Fark ediyorlar ki belirli oyuncuların oynadığı filmler izleyicilerden daha fazla ilgi çekiyor.
Bu yapımcılar da diyor ki biz o zaman oyuncuların isimlerini afişlere yazalım ve filmlerimizi oyuncularla tanıtıp pazarlayalım.
Yani Yıldız Onca sistemi aslında bir ticari hamle bir ticari gelişim olarak ortaya çıkıyor.
Tamam bunu yapacaklar ancak hiçbir oyuncu o zamanlar meşhur değil ki.
Çünkü o zamana kadar filmler oyuncularla pazarlanmamış.
Ama kaldemle belli oyuncuların oynadığı filmler daha çok izleniyor fark ediyor dedim ya.
İlk farkettiği oyuncu ise Biograf diye bir şirketin altında çalışan baya biograf girl yani biograf kızı diye lakabıyla anılan bir oyuncu
ki Bakınız yapım şirketleri isimleri o zamanlar kullanmıyor dedik ya oyuncuların isimlerini.
Bir lakap takmışlar hani biyograf kızı bizim şirketimizin kızı gibi onu sahiplenmişler ama gerçek ismini vermiyorlar.
Bunun da temel sebebi şu ki o zamanlar oyuncular belli yapım şirketlerinin altında mesaili maaşlı çalışanlar gibiler.
Sabah kalkıyor sete gidiyor.
Ona script diye senaryoyu veriyorlar.
İşte üç sayfa bunu oynayacaksın.
Onu oynuyor akşam evine geri dönüyor.
Ve haftalıkta işte 50 dolar, 100 dolar, 200 dolar gibi gayet de mütevazi kabul edilebilecek paraları oynuyorlar.
İşte bu biyograf görülü de Carl Lamle kendi şirketinde istiyor.
Bir anlamda ne lazım? Futbolcu transferi gibi bir oyuncu transferi lazım.
Ancak bu girişim de o zamanlar sektörde hiç de hoş karşılanan bir şey değil.
İşte bu noktada Carl Lamle bir hinlik yapıyor.
Sinema tarihinin ilk sansasyonel, magazinel ve yalan haberini yayıyor.
Kendisi basına bir yalan haber sızdırıyor.
Diyor ki biyograf kızı ölmüş.
Şimdi söz konusu biyograf şirketi yapıcıları falan bunların hiç haberi bile yok.
Ondan sonra da kendisi o haberi yalanlayıp diyor ki hayır biyograf kızı ölmedi.
Artık bizim şirketimizde.
Ve bugüne kadar lakaplarla tanıtılan oyuncunun gerçek ismini açıklıyoruz.
Adı da Florence Lawrence diyor.
Biz o haberi yalanlıyoruz ve doğrusunu söylüyoruz.
Geri bir karşı haber yapınca da bu oyuncunun şirketler arasında bir tür transferle Karl Lamner'in şirketine geldiği durumu tamamen unutuluyor.
Bakın tam bir herif şaşırtma.
İşte Florence Lawrence Carl Lamle'nin şirketine geliyor ve orada oynamaya başlıyor ve o noktadan sonra Florence Lawrence'ın adı afişlere basılıyor ve ondan sonra da filmler oyuncularla
anılmaya başlanıyor. Ve ondan sonra da gerçekten gişe gelirleri artıyor ve Carl Lamle'yi hem...
Diğer bahsettiğim bağımsız yapımcılar Adolf Zukor ve Cecil Demir takip ediyorlar.
Onlar da yeni yeni oyuncuları yıldızlaştırıyorlar ve filmlerini oyuncularla pazarlamaya başlıyorlar.
Peki oyuncuların isimlerinden açıklanmamasının sebebi neydi?
Şundan korkuyorlardı.
Biz onları tanıtırsak bizden çok daha fazla para isterler.
O zamana kadar böyle düşünülmesine rağmen bundan sonra yapımcılar oyunculara çok daha fazla para verme pahasına Oyuncularını yıldızlaştırıyorlar.
Hatta bunun üzerine magazin haberlerine sürekli kendi oyuncularının özel hayatları ile ilgili de bilgiler veriyorlar.
O zamana kadar adı bile anılmayan oyuncular magazinin odağı haline geliyorlar ve Özel hayatları da kamuya açılıyor.
Herkes bu oyuncular ne yiyor, ne içiyor, kiminle birlikte, nerede tatil yapıyor falan gibi bir sürü özel hayatlarıyla ilgili detayları haber yapıyorlar.
Şimdi bakınız bu noktada küçük bir mola vermek istiyorum.
Şöyle ki bu bir ticari hamle dedik ya.
Çok başarılı oluyor arkadaşlar.
İşte Edison'un baskı kurduğu, dönemin şirketlerinin kurduğu söz konusu ortaklık New York'ta hala faaliyet gösterirken Hollywood'a taşınan bağımsız yapımcılar özellikle bu hamleleriyle
New York'taki sinemacıları geçiyorlar.
Çok daha fazla film üretiyorlar.
Çok daha fazla para kazanıyorlar ve büyüyorlar.
Kısa süre içerisinde Hollywood New York'u geçiyor devasa bir film endüstrisi haline geliyor.
Bu anlamda diyebiliriz ki aslında Hollywood'un bir film endüstrisi haline gelmesinin ve dünyanın sinema başkenti olmasının sebeplerinden bir tanesi Hollywood'daki yıldız oyuncu
sisteminin ortaya çıkmasıdır.
Şimdi buraya kadar her şey güzel değil mi?
Sıkıntı yok. Okey. Ancak bundan sonra işler pek de beklendiği gibi yolunda gitmiyor.
Şöyle ki... Yıldız oyuncuların güçleri o kadar artıyor ki artık oyuncular yapımcılarından inanılamayacak kadar fazla paralar istemeye başlıyorlar
ve hatta filmlere ortak oluyorlar, yapım şirketlerine ortak oluyorlar ve hatta bir kısmı kendileri yapım şirketleri kuruyorlar.
Bundan sonra özel hayatları da kamuya yani magazin basınına mal olan söz konusu oyuncuların özel hayatlarındaki hataları, sıkıntıları, sorunları, boşanmaları,
alkol kullanmaları, cinsel hayatları, uyuşturucu kullanıyor olmaları, büyük servetlere ulaşmaları, evlerinde verdikleri devasa partiler vs.
tüm harcadıkları para magazin basınına o kadar fazla yansıyor ki İzleyiciler sinema severler sinema filmleri kadar söz konusu yıldızı oyuncuların özel hayatlarıyla
ilgilenmeye başlıyorlar. İşte bu oyuncuların özel hayatlarındaki bu sorunlar ahlaki olarak pürüzlü görünen her türden durum o kadar fazla konuşuluyor ki Bir
süre sonra Hollywood daha çok tabi Amerika'nın dindar ve muhafazakar kesimi tarafından bir ahlaksızlık yuvası olarak görülmeye başlıyor.
Ve söz konusu magazin haberleriyle alakalı o kadar büyük bir kamuoyu baskısı oluşuyor ki oyuncular da yapımcılar da ne yapacağını şaşırıyorlar.
Hani Hollywood artık pisliktir gibi bir imaj çıkıyor ortaya.
Bunlardan birkaç tane örnek vereceğim size bakın olay nerelere varıyor.
Mesela Charlie Chaplin sinema tarihinin en büyük en güçlü oyuncularından bir tanesi elbette.
Charlie Chaplin'in 15 yaşındaki Lita Gray adlı genç bir kadını hamile bırakması üzerine davalar açılıyor ve Charles Chaplin evleniyor ve
ondan sonra halkın gözünde Charles Chaplin bir nebze olsun aklanıyor mu diyeyim yani diyor o zamanlar için herhalde bu aklanmak için yeterli bir tercih olsa gerek.
Charlie Chaplin'in hakkındaki şikayetler, davalar, eleştiriler zaten kariyeri boyunca neredeyse hiç bitmemiştir.
Başka bir örnek Rudolf Valentino diye bir oyuncu var.
Bildiğim kadarıyla Rudolf Valentino kadar sansasyonel başka bir oyuncu hiç olmamıştır.
Rudolf Valentino bazı filmlerinde böyle makyaj falan yapan bir adam.
Çok da yakışıklı karizmatik falan bir adam gerçekten böyle.
Şimdi makyaj falan yapıyor ve Rudolf Valentino ile ilgili bir gazeteci onun eşcinsel olduğuna dair...
Bundan dolayı ortalıkta bir karışıyor bağırış çağırış kavga gürültü falan.
Valentino da söz konusu dedikoduyu çıkaran gazeteciyi boks maçına davet ediyor.
Şimdi sanırım bu boks maçı detayı erkek olmanın bir tür kanıtı mıdır bilmiyorum.
Ama gazeteciyle Valentino boks maçı yapıyorlar.
Ve bu boks maçında Valentino aldığı bir darbeden dolayı apandisti patlıyor ve ölüyor.
Bunun üzerine çok sayıda hayranının ise üzüntüden intihar ettiği üzerine bazı bilgiler var.
Bakınız bunlar birçok sinema tarihi kaynağında vardır.
Doğrulamakta zorlandım.
Merak eden arkadaşlar araştırabilir.
Gerçi Türkçe kaynak bulmanız biraz zor.
İngilizce kaynaklara gitmeniz lazım.
Ama şimdi küçük bir parantez açayım.
Bakınız buradaki hayranlığı görebiliyor musunuz?
Bugün günümüzde hayran olduğu sinema oyuncusu öldü diye intihar edecek bir sinema sever var mıdır?
Herhalde yoktur değil mi?
İnanılmaz bir şey yani.
Başka bir örnek vereceğim.
Patty Arbaki diye bir oyuncu var.
1920'lerin güçlü iyi oyuncularından bir tanesidir.
Bir mankene tecavüz edip öldürdüğüne dair bir dava açılıyor.
Bunun üzerine hiçbir kanıtlayıcı delil bulunamayıp söz konusu oyuncu beraat ediyor.
Ancak bununla ilgili magazin masanında o kadar fazla haber yapılıyor ki Arbaki'nin Kariyeri bitiyor, hayatı bitiyor, Hollywood'dan kaçmak zorunda kalıyor.
Anlatılmayacak kadar çok şey başına geliyor ve kesinlikle kariyeri bitiyor.
O kesin. Başka bir örnek, Clara Bow diye bir oyuncu var.
Zamanının gayet iyi, önemli oyuncularından bir tanesidir.
Ve birlikte çalıştığı birçok filmin yapımcısı tarafından taciz edildiği söyleniyor.
Ve hatta yapımcılarını...
Baştan çıkardığına dair bazı dedikodular çıkıyor ve artık bu oyuncu hiçbir filmde rol alamaz oluyor.
Başka bir tane örnek dönemin önemli yönetmeninden William Desmond Tyler öldürülüyor.
Ve söz konusu cinayetle ilgili olarak Mabel Normand.
Mabel Normand Hollywood'un erken dönem en güçlü oyuncularından bir tanesidir.
Söz konusu yönetmeni öldürdüğüne dair çıkan dedikodular.
Öyle seviyelere varıyor ki hangi bilgi doğru, hangi bilgi gerçek hiçbir şekilde bilinemiyor.
Söz konusu cinayet aydınlatılamıyor zaten.
Hukuki olarak bir sonuca varmıyor ve Mabel Normans mahkum olmuyor.
Ancak ortaya çıkan dedikodular, tüm bu hukuki davaları falan filan her şeyi bastırıyor.
Önümde arkadaşlar başka birçok örnek var.
Sohbeti uzatmamak için başka örnek vermeyeceğim ama bunun gibi uyuşturucu, seks, öldürme, cinayet falan ya Hollywood.
tam bir ahlaksızlık yuvası olarak görülmeye başlanıyor.
Şimdi ne oldu?
Yapımcılar daha çok para kazanmak için oyuncuları ve oyuncularının özel hayatlarını, rollerini değil kendilerini, gerçek kişiliklerini bu kadar öne çıkarınca Hollywood
bu yıldız oyuncuların hayatları üzerinden süre giden bir magazin dünyası haline geliyor.
İşte bu durumda da yapımcılar, biz ne planlıyorduk, ortalık ne hale geldi diye batağa saplanıyorlar ve bir çözüm bulmak zorunda kalıyorlar.
Ne yapacaklar? Bir şekilde sinema severlerin Hollywood'un bir şer yuvası olduğu görüşünü değiştirmeleri gerekiyor.
İşte bu noktada da buldukları çözüm...
Sansür. Ne alaka diyeceksiniz değil mi?
Hiç de alakasız değil.
Hatta çok alakalı.
Şöyle ki Hollywood yapımcıları diyor ki tamam bu halk bizi böyle görüyor.
Sürekli magazindeyiz.
Biz şunu yapacağız. Kendi aramızdan olmayan bir yönetici seçeceğiz.
Amerikan film yapımcıları derneğinin başına getireceğiz ve Getireceğimiz bu kişi ahlaki olarak pürüzlü olan konuları belirleyecek bir tür
gereklilikler listesi oluşturacak.
Ve biz yapımcılar da söz konusu gereklilikler listesinin doğrultusunda filmler yapacağız.
Ahlaken pürüzlü konuları filmlerimize konu etmeyeceğiz.
Yani bir anlamda halka ahlaken şüpheli filmler sunmadığımızı göstereceğiz.
hakkımızdaki ön yargıları, fikirleri değiştirmeye çalışacağız.
İşte 1922 yılında...
Sinema tarihinin ilk kurumsal sansürücüsü William Harrison Hice Amerikan Film Yapımcıları Derneği'nin başına getiriliyor.
Söz konusu Hice zaten muhafazakar bir politikacı ve ekibinin oluşturduğu gereklilikler listesine göre o tarihten sonra filmlerde küfürlü konuşmalar, erotizm, uyuşturucu
kullanımı, suçu teşvik eden eylem ve faaliyetler Din, devlet, bayrak, devlet adamları gibi saygınlık sahibi imgeler, olgular, kişiler üzerine herhangi
bir söylem, kasıt ya da yaralayıcı hiçbir şey olmayacak diye filmlerin uyması gereken çok ciddi bir gereklilikler listesi hazırlıyorlar.
Ondan sonra da Hollywood'da sansür dönemi başlıyor.
Şimdi bakınız bu sansür dönemi bazı yorumcular, bazı sinema tarihçileri Bu sansürü işte Hays geldi ve bütün Hollywood yapımcılarını baskıladı.
Hollywood'u baskıladı ve bir sansür ortamı oluşturdu gibi anlatılıyor.
Aslında bu yorum da pek doğru değil.
Hollywood yapımcılarının kendi kendilerine yaptıkları yani kendilerini denetleme çabalarından doğan bir yasadır bu sansür yasası.
Ve hatta neden böyle bir ihtiyaç doğmuştur?
İşte az önce bahsettiğim.
Yıldız sisteminden ortaya çıkan magazinel sansasyonlardan dolayı.
Peki bunun üzerine ne oluyor?
Evet Hollywood sansür yasasını getiriyor.
Artık belli kıstaslara uyan filmler yapılıyor.
Ve Hollywood yapımcıları da oyunculara evet artık çok daha büyük paralar veriyorlar.
Artık yıldız oyuncular var.
Ancak şöyle bir şart koşuyorlar ki daha önce de bu şart vardı ama daha da katılaşıyor.
Hangi şart bu? Oyuncular da sadece tek bir film şirketinin altında çalışabiliyorlar.
Başka şirketlerde çalışamıyorlar.
Ta 60'lara 70'lere kadar bu yapı devam etmiştir.
Şimdi bu noktada da şunu belirtmek lazım ki yıldız oyuncu sistemi filmlerin hasılatını arttırdığı için yapımcıların işine gelen bir şey.
Yargısı ve yorumu doğru değildir.
Yapımcılar pişman olmuştur ama artık yapacak bir şey kalmamıştır.
İş zıvanadan çıkmıştır ki sinema tarihinde bunun üzerine çok fazla örnek verebilirim.
Nasıl örnek? Şöyle ki...
Artık yıldız oyuncular belli aşamalardan sonra kişi getirisinden pay istemek diye bir şey vardır.
Bir oyuncu çok yüksek para istiyor.
Yapımcılar peşinden bu kadar para vermek istemediği için derler ki biz sana gişe getirisinden de belli bir hisse verelim.
Yani gişe getirisinin yüzde üçünü beşini olduğunu sana verelim gibi bir sözleşme yaparlar.
Hatta yönetmenlerle de bazen bu tip sözleşmeler yapılıyor.
Oyuncular belli bir süre sonra nasıl sözleşmeler yaptılar biliyor musunuz?
Bana gişe getirisinden pay vermeyeceksin.
Filmin maliyetinden pay vereceksin.
Bu ne demek biliyor musunuz? Film gişede batarsa ne oluyor?
Hiçbir şey olmuyor. Oyuncu alacağı parayı sonuna kadar alıyor.
O filmin para kazanıp kazanmadığı, zarar edip etmediği oyuncunun umurunda bile değil.
Yani gişede eğer film çökerse tüm zararı yapımcı üstlenmek zorunda kalıyor.
Bakınız size gerçek bir örnek vereyim sinema tarihinden.
1996 tarihli Demi Moore'un başrolünde oynadığı striptease filmi 50 milyon dolar gibi bir paraya mal olmuştu yanlış hatırlamıyorsam.
Ve Demi Moore bu filmden 12,5 milyon dolar para almıştı.
Toplam bütçenin dörtte biri kadar bir ücret alıyor ve bu film Amerika'da sadece 30 milyon dolar para kazanmıştı.
Söz konusu zarar yapım şirketi karşılıyor.
Bakınız oyuncular Hollywood'da bu kadar güçleniyorlar ki bu seri sonra devam etti.
Sürekli yeni rekorlar kırıldı.
Oyuncuların büyük çoğunluğu zaten yapımcı konumuna çıktılar.
Bugün bile mesela Tom Cruise oyunculuktan gelme bir sinemacı ve şu an kendi yapım şirketi var.
Yaptığı filmlerin yönetmenlerini kendisi seçiyor.
Diğer oyuncularını kendisi seçiyor.
Bütçesindeki her şeyini kendi seçiyor.
Tam bir film maker'a dönüştü adam.
Hollywood'un sayısız yapımcısından çok daha güçlü.
Bu nasıl oldu?
İşte en başta bahsettiğim yapımcıların...
Biz filmlerimizi yıldız oyuncularla satalım.
Girişiminin sonucu yapımcılardan çok daha güçlü oyunculardır arkadaşlar.
Sinema tarihinde farklı sinemacıların sektör üzerine ve filmler üzerine etkileri zaman zaman değişmiştir.
İşte en başta yapımcılar daha güçlüydü.
Sonra oyuncular daha güçlü oldu.
Bir dönem mesela 70'lerde yönetmenler daha güçlü oldu.
Hani zaman zaman bu güç dengeleri değişiyor.
Farklı isimlerde de değişiyor.
Yani bazı yapımcılar çok güçlü, bazı oyuncular çok güçlü, bazı da yönetmenler çok güçlü.
Mümkün ancak şu nokta unutulmamalı.
Bütün bu anlattıklarımdan çıkan sonuç olarak Hollywood yapımcılar film sektörü yıldız oyuncu sistemini ortaya çıkarak aslında hiç de iyi bir şey yapmadılar kendileri açısından.
Buna pişman oldular.
Ve bunun ulaştığı nokta aslında Hollywood'un büyümesi olsa da sanayinin, endüstrinin dengelerinin tamamen alt üst olması anlamına geldi ki günümüzde hala filmler yıldız
oyuncularla satılıyor aslında.
Hala biz oyuncuların işlerinden, filmlerinden, rollerinden çok özel hayatlarını konuşuyoruz.
Oyuncular sinema dünyasından çok magazin dünyasının birer malzemesi haline geldiler.
Hatta hani o Oscar diyoruz değil mi?
Oscar. Yani dünyanın en büyük sinema organizasyonu elbette Oscar.
En başında ne var?
İki saat kırmızı halı var arkadaşlar.
Kim ne giydi? O kapıdaki kırmızı halıdaki o fotoğraflar, o magazin, o pozlar vesaireler ödünün kendisinden daha çok izleniyor olabilir.
İşte şu kadar yüz milyon insan Jolideple Enbrunurt'un davasını takip ediyor falan.
Ya film niye bu kadar izlenmiyor bu insanların?
Filmleri batıyor ya da kariyerleri batıyor.
Artık roller teklif edilmiyor ama boşanıyorlarsa bu tüm dünyanın ilgisini çekiyor.
Özetle Hollywood Yıldız Sistemi sektörü kurtaran, yukarıya çıkaran, yapımcıların dört elle sarıldığı icat gibi görünse de hiç de öyle değil.
Yapımcılar dönemler boyunca hangi oyuncularla nasıl çalışmaları gerektiği konusunda defalarca kez güncellemeler yaptılar.
daha genç, daha tanınmayan oyuncularla büyük bütçeli filmlere de girildiği ve başarılı olunduğu oldu.
Ondan dolayı yani star sistemini hani öyle çok şey gibi görmeyelim arkadaşlar.
Çok böyle yaldızlı bir dünya.
Hani dışarıdan öyle görünüyor olabilir ama.
Sektörün içinde durumlar hiçbir zaman öyle olmadı.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
