
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematriste, sona eden Hollywood Yazarlar ve Oyuncular Derneği Grevini ve Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin iptal edilmesi sürecini anlatmaya çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögeli birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Sinemacıları etkileyen olayları, sinemacıları etkileyen direnişleri konuşuyoruz diyebiliriz.
Bunların bir tanesi 2 Mayıs'tan beri Hollywood'da süre giden hem senaristlerin hem daha sonra oyuncuların da katıldığı Hollywood grevi.
Bu grev bitti.
Biraz bundan bahsedeceğiz.
Bir de Eylül ayının son haftasına damgasını vuran Ekim'in 7'si ile 14'ü arasında düzenlenmesi planlanıp Altın Portakal Film Festivali'nin iptal edilmesinden
bahsedeceğiz. Bu iptal sürecine gelene kadar gerçekten organizasyonda çok sayıda gelişme oldu.
Bunları adım adım size anlatmaya çalışacağım.
Çok karıştı ortalık. Bu olayların bir hani oluş sırası var ve bu oluş sırası ne yazık ki dediğim gibi festivalin iptal edilme noktasına kadar geldi.
Bu süreçleri de size anlatmaya çalışacağım ama önce şu Hollywood grevini kabaca özetlemeye çalışayım.
Yaklaşık 150 gündür sürüyordu.
11.500 senaristin katılımıyla ortaya çıkan bu grev senaristlerin haklarının korunması işte ne kadar para alacaklar, telif hakları ne olacak.
Yakın zamanda artık kullanıma iyiden iyiye giren bu yapay zeka programlarının Hollywood senaryolarında proje yaratımında nasıl bir etkisi olacak gibi birçok konuyu kapsayan bu direniş şu
anki hesaplara göre yaklaşık 5 milyar dolarlık bir zarara sebep olmuş durumda zaten.
Ve sonunda yapımcılar senaristlerin direnişine dayanamadılar.
Ha bu arada tabii oyuncular da katıldı.
Temmuz ayında 65 bin oyuncu da...
Senaristlerin grevlerine katıldılar.
Yani 5 bin kişinin katıldığı bir greve dönüştü bu.
Yani çapı çok daha arttı.
Ve dediğim gibi sonunda senaristler, oyuncuların grevi bitmedi bu arada.
O hala devam ediyor ama herhalde artık o da bitecektir diye tahmin ediliyor.
Yani şu an için diyebiliyoruz ki senaristler grevlerinde başarılı oldular.
Söz konusu grevin bitmesi ne şekilde oldu?
Şu şekilde oldu. Yapımcılarla senaristlerin derneği arasında bir ön anlaşma yapıldı.
Ön anlaşmaya göre yapımcılar senaristlerin taleplerini kabul etmiş durumdalar.
Henüz aralarında yapılacak olan yeni sözleşmenin tüm maddeleri açığa çıkmadı.
Herhalde hani pazarlıklar devam ediyor ama ön anlaşma grevin sona erdirilmesine yeterli oldu diye anlıyoruz biz şimdilik.
Önümüzdeki yıl 2024'te gerçekten çok az sayıda proje karşımıza gelecek denmişti.
Aynı zamanda birçok filmin tanıtımı ve Gösterime giriş tarihleri ertelenmişti.
Düğün Çöl Gezegeni filminin ikinci bölümünün ertelenmesi de bu kapsamdaydı.
Geçtiğimiz haftalarda bundan bahsetmiştim.
Yani özetle anlıyoruz ki Hollywood Krivi şimdilik sona erdi.
Artık 2024'te proje sıkıntısı çekmeyecek herhalde Hollywood.
Biz de sinema severler olarak herhalde film sıkıntısı çekmeyeceğiz gibi görünüyor.
Evet Hollywood Krivi böyle.
Gelelim şimdi Altın Portakal Film Festivali'ne.
Birçok aşaması var. Bu aşamaları tek tek sizinle paylaşmaya çalışayım.
Birçok film Antalya Altın Portakalı Film Festivali'ne katılıyor.
Kısa filmler var, belgeseller var, uzun metraj filmler var.
Necla Demirci'nin yönettiği Kanun Hükmü adlı belgesel film festivalin yöneticisi Ahmet Boyacıoğlu'nun açıklamasıyla festival seçkisinden çıkarılmıştı.
Necla Demirci'nin filminde kendi kardeşi Dr.
Yasemin Demirci ve öğretmen Engin Karataş adlı iki memurun kanun hükmünde kararnameyle memurluktan atılmasını konu ediyordu ve onların hukuk mücadelesini
anlatan bir belgeseldi.
Ahmet Boyacoğlu da diyor ki bu belgeselde konu edilen iki kişiden birinin hukuki süreci devam ediyor.
Bu hukuki süreç devam ettiği için biz belgeselin festival kapsamından çıkarılmasını uygun gördük diyor.
Şimdi bu çıkarılınca tabii festival jüri başkanı Demet Akbağ ciddi bir tepki gösteriyor.
Tabii hani jüri adına konuşuyor tek başına değil.
Jüri olarak diyorlar ki sizin yaptığınız sansürdür biz de...
Söz konusu jürili görevimizden istifa ediyoruz bıraktılar jüri görevlerini ve tabii bir tepki geldi yani sosyal medyada tepki geldi yönetmenler işte oyuncular senaristler birçok kişi söz konusu kararı tepki
gösterdiler. Bunun üzerine Ahmet Boyacıoğlu tekrar bir açıklama yaptı ve söz konusu hukuki sürecin devam etmediği gerekçesiyle tekrar belgeselin seçkiye alındığını duyurdu.
Şimdi burada bir sorun var hukuki süreç devam ediyor mu etmiyor mu?
Önce bunu söylememiz lazım.
Ondan sonra tekrar seçkiye alındığındaysa Kültür ve Turizm Bakanlığı dedi ki siz FETÖ propagandası yapan bir filmi seçkinize ve gösteriminize aldınız.
Ve hani bu anlamda hem bu film FETÖ propagandası yapıyor ve FETÖ propagandası yapan bir filmi seçkisine alan bir festivale biz destek vermiyoruz dedi ve Kültür
ve Turizm Bakanlığı desteğini festivalden çekti.
Ve bunun üzerine Adalet Bakanlığı da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yaptığı bu tercihi haklı buldu.
Asla biz hükümet olarak, bakanlıklar olarak FETÖ terör örgütünün propagandasını yapan bir filmi hiçbir şekilde destekleyemeyiz ya da destekleyen bir organizasyonu kabul
etmeyiz diye açıklama yapmış oldular.
Bunun üzerine de festival yöneticisi Ahmet Boyacıoğlu tekrar filmi...
Seçkiden çıkardığını açıkladı.
Açıklama kararı ise şu ki ölüm tehditleri aldığını söylediği ortada çok ciddi bir tepki olduğunu söyledi ve Türk sinemasının, Türk sinemacılarının, festival katılımcılarının
kendisine yeterince destek olmadığından dem vurdu.
Ve bunun üzerine de festivalde filmi gösterilen Kısa filmciler, belgeselciler ve uzun metrajlılar hepsini saymayayım yani kısa filmcilerin tamamı projelerini geri çektiler.
Belgeselcilerin ve uzun metrajlıların da çok büyük bir çoğunluğu projelerini geri çekti.
Toplamda yaklaşık 60 tane film projeden geri çekildi.
Şimdi bu durumda da ne oldu?
Denebilir ki festivalde film kalmadı yani o kadar çok film geri çekildi ki.
Ve tabii çok ciddi tepki hani sosyal medya çalkalandı.
Bir anlamda da karşı taraf çok ciddi bir sosyal medya kampanyası sürdürdü.
İşte FETÖ propagandası yapıldığına dair ve sinemacılarında bir anlamda kanun hükmü filmine destek verirken aslında terör örgütüne destek veriliyor olduğuna dair böyle bir karalama kampanyası ortaya
çıktı. Şunu söyleyeyim hani ben kendi fikrim aslında bir yana ortadaki çelişki...
Hem de festival yöneticisinin filmi geri çekmesini haklı bulan kim bu filmi izledi ki bu filmin terör örgütü propagandası yaptığını iddia ediyor.
Şimdi böyle bir şey var mı? Hiç kimse filmi izlemedi ki arkadaşlar nasıl siz böyle bir şey iddia ediyorsunuz?
Adı geçiyor. İki kişi kanun hükmünde kararlı ameli memurluktan çıkarılmış onların hukuk mücadelesini anlatıyor.
Şimdi filmin bu kadar basit bir özetinden siz bu filmin FETÖ terör örgütünün propagandasını yaptığını nasıl iddia edebilirsiniz?
Yani en başta burada zaten bir sıkıntı var.
İkincisi az önce söylediğim gibi hukuki süreç devam ediyor mu etmiyor mu?
Ediyor dahi olsa zaten ülkemizdeki ne yazık ki çok sayıda önemli davanın hukuki süreci yıllarca devam ediyor.
Yani herhangi bir konuda hukuki süreç devam ediyorsa biz o konu üzerine film yapamayacağız anlamına mı geliyor?
Yani 5 yıl sürüyor ne olacak?
Hukuki süreç bittikten sonra mı ancak biz o konu üzerine bir film yapabiliriz ya da bir fikir beyan edebiliriz?
Belgesel filmde elbette bir şeyler iddia ediliyordur.
Belli hususuzluklar, belli hukuksuzluklar o kişilerin haklı ya da belki de haksız tarafları belgeselin konusudur elbette.
Ben de dinlemediğim için bir şey diyemiyorum ama siz filmi izlemediğiniz halde birincisi o film FETÖ propagandası yapıyor diyemezsiniz.
Yani derseniz de pek de ikna edici bir iddia olmaz.
İkincisi de... Hukuki süreç devam ettiği için bu filmi ben göstermiyorum diyemezsiniz.
Çünkü zaten hukuki süreçler çok uzun sürebilir.
Daha sonra tekrar temiz davaları açılabilir.
Hukuki süreç bitecek olsa bile onunla ilgili tartışmalar bitmeyebilir.
Ondan dolayı şahsen ben filmin bir nevi evet sansüre uğramış olduğunu düşünüyorum.
Ve ne yazık ki... Söz konusu festivalin aleyhinde yapılan açıklamaların hiç de haklı olmadığını düşünüyorum.
Görebildiğim kadarıyla tarafsız bir gözle bu yorumu yapmaya çalışıyorum.
Ve işte sonunda artık ortada hani film kalmayınca, belgesel kalmayınca, kısa film kalmayınca etkinlikle dımdızlak ortada kalmış olduk.
Devam edeyim sürece bu süreç boyunca tabii çok sayıda sinemacı ve sinema sever, festival yöneticisi Ahmet Boyacıoğlu'nun istifa etmesi gerektiğini söyledi.
Ya kardeşim sen bir şekilde...
Filmi geri çektin, bir daha aldın, bir daha çektin, bir daha aldın.
Yani ne oluyor böyle festival yönetimi mi olur?
Sen istifa et dediler. Ancak şöyle bir durum var ki bunu esas organize eden kurum Antalya Büyükşehir Belediyesi.
Ve söz konusu festival yönetimi Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne çok ciddi ekonomik teminatlar altına girerek yönetim görevine üstlenmiş.
Yani bir şekilde bu yönetim festivalin yönetiminden istifa edecek olursa çok ciddi miktarlarda para ödemek zorunda belediyeye.
Bunu anlıyoruz. Ondan dolayı da festival yönetimi istifa etmiyor.
Şimdi bu durumda da ben festival yönetimini haklı görüyorum.
Tamam bunu yapamamış olabilirler.
Yani hata, eksik, sorun.
Hani belki de adam istifa edecekti ama ortada ciddi bir ekonomik şey varsa, yükümlülük varsa istifa etmekten kaçınmak zorunda kalabilir.
Bu açıdan da hani ben onları çok kabahatli göremiyorum.
Ama en azından şöyle bir açıklama yapabilir ki daha sonra bu açıklamayı yaptılar zaten.
Hani istifa edemiyoruz arkadaşlar.
Milyonlarca liralık bir sorumluluk var üzerimizde.
Hani siz bizi görevden alın dermişçisine bir açıklama yaptılar.
İşte zaten süreç orada noktalandı.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek festival yönetimini görevden aldığını duyurdu.
Ve bunun üzerine de artık Antalya Film Festivali'nin iptal edildiğini duyurdu.
Yani bir şekilde ne yazık ki ülkemizin en değerli, en prestijli sinema etkinliklerinden bir tanesi olan Antalya Altın Portakal Film Festivali bu sene iptal edildi, yapılmayacak.
Gerçekten çok üzücü.
Ara ara böyle baskılar oluyor, böyle sansürler karşımıza geliyor.
Türk ulusu olarak, Türk halkı olarak bir türlü bu, nasıl diyeyim, bu düşünceden kurtulamıyoruz.
Yani yanlış bulduğumuz, işin içerisinde flu çüzgüler söz konusu olduğunda bir sanat eserinin herhangi bir konuda kışkırtıcı bir içeriğe sahip olduğu anda biz baskıcı
ve engelleyici bir tavır sergiliyoruz.
Türkiye gibi. Laik demokratik hukuk devletinde hala anayasasının bu değerler üzerine kurulu olduğu bir ülke olarak bu tip bir sansürücü zihniyetinin hala karşımızda olması gerçekten
çok üzücü. Özet olarak 60.
yılını kutlayacak olan Antalya Altın Portugallı Film Festivali'nin iptal olması baskıcı yaklaşımların etkilerinin nereye vardığını gözler önüne seren bir durum olarak karşımıza
geliyor. Bunun üzerine çok fazla şey söylenebilir ancak bir sinema podcastı yapıyorum ben neticede fazla politik siyasi yorumda incelemede bulunmak istemiyorum.
Kendi şahsi görüşüm olarak asla ve asla sansürü desteklememiz yani bırakın desteklemeyi hani herhangi bir sansürücü yoruma teğet geçmemiz bile mümkün değil.
Her türlü fikir, her türlü sanat eseri, her türlü film özgürce sunulabilmeli, asla engellenmemeli, sansüre uğramamalı.
Sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz.
Hatta belli bir seviyeye kadar linç dahi edebilirsiniz.
Bu linç derken neyi kastediyorum yanlış anlamayın şu anlamda söylüyorum.
Hani sert eleştiri anlamında söylüyorum.
Yani bir filme sen FETÖ propagandası yapıyorsun da diyebilirsiniz bakın.
Bunu da demekte bir fikirdir yani.
Bu da fikir özgürlüğüne girer ama engelleyemezsiniz.
Seçkiden çakıramazsınız, kesemezsiniz, kısaltamazsınız.
Söz konusu yönetmenin üretimini kendi zihninden, kendi yaratıcı ve emekçi zihninden çıktığı gibi tüketiciye ulaşmasını engelleme konusunda hiçbir şey yapamazsınız.
Ama bunu yaptık, buna izin verdikten sonra da istediğiniz her türlü eleştiriyi dile getirebilirsiniz.
Sizin bunu dile getirmenizi de kimse engelleyemez.
O da sansüre, o da baskıya girer.
Diyorum hani o anlamda linç dahi edebilirsiniz diyorum.
Engelleyemezsiniz, baskılayamazsınız, kesemezsiniz, kısaltamazsınız.
Bundan dolayı her şekilde dediğim gibi sansürücü yaklaşımların karşısındayız.
Umuyorum ki önümüzdeki yıllarda bu tip baskılar, bu tip engellemeler, iptaller tekrar karşımıza gelmez.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
