
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinematris'te günümüz sinemasını inceliyoruz. Bugünün sinemasını biçimlendirip ortaya çıkaran tüm tarihsel, sanatsal, sektörel ve kültürel etkileri konu edinmeye çalışıyoruz.
Transkript
Selamlar arkadaşlar. Sinema Sohbeti programımıza hoş geldiniz.
Bugün ilk programımızı gerçekleştiriyoruz.
İlerleyen programlarda sinemanın hem bugünü hem de tarihi üzerine mümkün olduğunca derin ve ayrıntılı bilgiler vermeye, tespitler ve yorumlar yapmaya çalışacağız.
Ancak bugün için hem günümüz sinemasına hem de sinema tarihine şöyle genel bir bakış atalım, kabaca birkaç şey söyleyelim istedik ve özellikle günümüz sinemasının...
günümüz sinemasındaki bazı eğilimler üzerine dile getirilen şikayetlerin ve bazı rahatsızlıkların da bir adını analım.
Onların da üzerine küçük birkaç yorum yapalım istedik.
Şimdi bildiğiniz gibi yakın zamanda sinemaya çizgi roman uyarlamaları hakim oldu.
Daha çok süper kahraman öykülerinden oluşan ve Marvel ve DC'nin başını çektiği bir akımdı bu.
Aslında akım demek çok da doğru olmayabilir.
Bunu da incelemeye çalışacağız.
Ancak en fazla hasılat yapan filmler dünyanın tüm ülkülerine hemen hemen tüm sinema severlerine ulaşmaya çalışan Projelerdi bunlar.
Oldukça yüksek bütçeli projelerdi.
Teknik işçilikleri üstündü.
Çok bildiğimiz, tanıdığımız, sevdiğimiz yıldız oyuncular bu filmlerde yer alıyorlardı.
Ve aynı zamanda çizgi roman severlerin bu filmlere ne kadar ilgi gösterdiği malum.
Ancak bu filmlerle ilgili çok ciddi eleştiriler de söz konusu.
Bunlardan da biraz bahsetmeye çalışacağız.
Hatta madem bu rahatsızlıklardan bahsettik, nereden geldiğini de hemen söyleyelim konuyu açmışken.
Martin Scorsese ve Francis Ford Coppola yakın zaman önce gişeye hakim olan Marvel ve DC filmlerinin aslında sinema olmadığını, sinemanın böyle bir şey olmadığını ve söz konusu gidişten rahatsız olduklarını
söylemişti. Bu filmlerin sinemanın...
bitişini temsil ettiğini söylemişlerdi.
Sinemanın böyle bir şey olmadığını söylemişlerdi.
Ve tabii bu şikayetler bu kadar büyük ustalardan gelince kayıtsız kalmak da tabii ki mümkün olmuyor.
Ciddi tartışmalar yarattı bu demeçler, bu açıklamalar.
Ve her şekilde filmler istediği kadar yüksek kalite olsun, istediği kadar yıldız oyuncular oynasın, iyi yönetmenler yönetsin, dünyanın her tarafına hakim olsun.
Söz konusu eleştirileri tüm sinema yazarları da, sinema camiası da dikkate aldı ve bunun üzerine Çeşitli fikirler yürütüldü.
Gerçekten bu filmler iyi midir, kötü müdür?
Sinema iyiye mi gidiyordur, kötüye mi gidiyordur diye herkes bir fikir muhakemesi yaptı.
Bunun üzerine de bir şeyler söylemek, günümüz sinemasını incelemek istediğimiz takdirde yapmadan duramayacağımız bir şey.
Ve bir yandan da sinemanın iyiye gittiğini düşünen sinema severler de var, kötüye gittiğini düşünen sinema severler de var.
Peki konuya nasıl bakacağız? Hangi taraf haklı, hangi taraf haksız?
Tabii ki iki tarafın da haklı ve haksız olduğu noktalar vardır ancak şu noktayı gözden kaçırırsak doğru tespit yapmamızın pek de mümkün olmadığını düşünüyorum.
O da şu. Sinema tarihine baktığımızda arkadaşlar birbirinden belirgin çizgilerle ayrılmış dönemler olduğunu görüyoruz.
Ve bu farklı sinema...
dönemlerinin ayırt edici taraflarını belirleyen şeyin de aslında sanatsal ve sinemasal kaygılar kadar dünyanın içerisinde bulunduğu sosyal, kültürel, ekonomik, politik durumun
olduğunu görüyoruz. Ve tabi bunlara ek olarak da teknolojik gelişmeler de ki sinemada dünyadaki teknolojik gelişmelerin bir parçasıdır.
Özellikle görüntü ve ses teknolojilerinin dünyadaki teknolojik gelişmeler de, iletişim biçimi de, haberleşme biçimi de sinemanın gelişimini ve ilerlemesini en yüksek seviyede etkiliyor.
Peki günümüzde karşımıza çıkan ve eleştirdiğimiz, bahsettiğimiz büyük ustaların eleştirdiği sinema hangi küresel nedenlerle bu hale gelmiştir acaba?
Bunu incelemek çok keyifli olacaktır diye düşünüyorum.
Son 10 yılın, son 20 yılın insan hayatına, dünyaya en fazla damga vuran tarafı nedir arkadaşlar?
Yüksek olasılıkla bireysel internet kullanımı ve artık günümüzde hemen her şeyi kontrolü altına alan sosyal medya.
Artık sosyal medya kullanıyoruz hepimiz.
Televizyon eski bir teknolojiye dönüştü.
Artık neredeyse hiçbirimizin ev telefonu yok.
Hepimiz cep telefonu kullanıyoruz ve cep telefonlarına da internet girdikten sonra hepimiz sürekli her an çevrim içiyiz ve Sürekli bilgi alıyoruz, sürekli haber alıyoruz, eğleniyoruz, aynı zamanda birbirimizle
haberleşiyoruz. Sosyal medya dünyaya damgasını vurdu.
Bunun da sinemaya çok ciddi etkileri oldu gerçekten.
İşte bu noktanın biraz göz ardı edildiği kanısındayım ve bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.
Şimdi az önce söylemiştik ya arkadaşlar sinema tarihinde birbirinden kalın çizgilerle ayrılmış dönemler var.
Ve bu dönemlerin her biri de...
Sinemanın farklı becerilerinin, farklı vasıflarının öne çıktığı dönemler olmuş genellikle.
Nedir bu vasıflar?
Mesela sinema bir sanattır.
Sinema aynı zamanda bir eğlencedir.
Sinema aynı zamanda bir iletişim yöntemidir, iletişim yoludur.
Farklı kültürler ve farklı toplulukların birbiriyle haberleşmesini sağlar.
Ve aynı zamanda tabii ki toplu faaliyettir, toplu eğlencedir.
Hep birlikte bir sinema salonuna gidip aynı duygulanmayı yaşarız.
Ne dedik? Sanat, eğlence, iletişim.
Ve toplu faaliyet, toplu duygulanma.
Arkadaşlar şu noktaya dikkat edebilir miyiz?
Sosyal medyanın neredeyse bunların hepsini bize sağladığının farkında mıyız acaba?
Mesela eskiden çok değerli sanat eserlerine insanlar nasıl ulaşabilirdi?
Bir sergiye gitmesi gerekirdi ya da televizyonda bir sanat programı izlemesi gerekirdi ya da herhangi bir...
sanat içerikli, sanatsal içerikli bir dergi veya bir gazete iki vs.
eğer varsa ve mümkünse ya da yaygınsa ya da ulaşabiliyorsa bunlara açıp bakması gerekirdi.
Şimdi tekrar bir düşünelim.
Facebook'a ya da Twitter'a ya da Instagram'a ya da başka herhangi bir sosyal medya ortamına tek tıkla girip sayısız ve ölçeksiz miktarda sanat eserini deneyimlememiz mümkün.
Ya da sanat dünyası üzerine haber almamız, gelişmeleri takip etmemiz, sanatçılardan haberler almamız gayet mümkün.
Eğlence desek? Sosyal medyada yani muhtemelen mizah tarihinin en verimli ve en zengin dönemlerinden birini yaşıyoruz gibi düşünüyorum ben.
Herkes aynı fikirde olmayabilir ama sosyal medyanın insanlara sınırsız eğlence sunduğuna herhalde hiç kimse karşı çıkmayacaktır.
İletişim zaten...
İnternet en güncel, en yeni, en gelişmiş iletişim biçimi, en hızlı, en ucuz, en basit iletişim biçimi zaten.
Zaten internet diğer neredeyse tüm kendisinden önceki tüm iletişim biçimlerini tamamen saf dışı etti.
Tek başına iletişim dünyasına ve haberleşme dünyasına hakim oldu.
Toplu faaliyet dedik, birlikte duygulanma dedik.
Muhtemelen bir tweete kaç kişinin like attığı bile bu tip bir ortak duygulanmayı...
Bize yaşatabiliyor diye düşünüyorum.
Arkadaşlar sinema eski öneminde ve eski gücünde değil artık ve bunun temel nedeni sosyal medya.
Çünkü bir zamanlar insanların sinemadan aldıklarını şu an ona sosyal medya veriyor.
Düşünelim ki sadece YouTube gibi bir site ve ortam bile belki de sinemadan beklediğimiz, sinemanın karşılamasını beklediğimiz tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak güce ulaştı
artık. Sanat var, eğlence var, iletişim var ve toplu duygulanma, toplu faaliyet neredeyse o da var.
Sadece YouTube'u düşünelim, ne kadar büyüdüğünü ve ne kadar güçlendiğini düşünelim.
Ve tıpkı bir zamanlar televizyonun sinemaya çok büyük bir rakip olarak ortaya çıkmasına benzer bir durum gibi internet dünyası, özellikle sosyal medya dünyası sinemanın
bize sunduklarını sunarken sinemayla deneyimlememiz için harcamamız gereken zaman, enerji ve paranın çok daha azını harcayarak benzer deneyimlere ulaşma şansını
bize verdi. Yani siz örneğin bir film izlemek için işte giyinmek, hazırlanmak, evinizden çıkmak, taksiye, otobüse veya işte metroya bir şeye binip bir ulaşım biçimini kullanıp sinema
salonuna gitmek, orada bir bilet almak ve koltuğunuza oturmak zorundaydınız.
Ancak evinizde bilgisayarın başına oturup ya da telefonunuzu elinize alıp tek tıkla Sinemadan alacağınız bazı şeyleri ya da en azından bir kısmını çok daha basit ve kolay biçimde almanıza izin veriyor.
Tıpkı televizyon gibi. Bir zamanlar televizyon da sinemaya rakip olmuştu ki.
Bizim sinemamızda da Yılmaz Erdoğan'ın yönettiği Vizontele.
Bunun Türkiye'deki resmidir.
Cezmi Baskı'nın oynadığı karakter.
Sinema salonu işleten karakter.
Hani Vizontele geliyormuş falan diye böyle endişeli bir şekilde durumu ve olayı soruşturuyordu ya.
İşte aynı şey. Tamamen aynı şey şu an internet dünyası artık sosyal medya dünyası o kadar güçlendi ve ilerledi ki hayatlarımızda o kadar geniş bir alan kaplıyor ki biz sinemaya
eskiden duyduğumuz kadar ihtiyaç duymuyoruz.
En başta iletişim biçimi olarak bakarsak bir zamanlar sinemanın tarihinde dünyanın farklı bölgesindeki insanların, toplumların, toplulukların yaşamlarını biz sinemayla deneyimlerdik.
Örneğin 1950 yılında yaşayan bir sinema sever 2.
Dünya Savaşı İtalya'sını İtalyan yeni gerçekçiliği akımından öğrenirdi.
Ya da 1960'lı yıllarda yaşayan bir sinema sever Fransa'daki...
Başıboş gençliğin nasıl bir psikolojik duruma, nasıl bir sosyal kültürel duruma sahip olduğunu Fransız Yeni Dalgası'ndan öğrenebilirdi.
Peki şimdi biz dünyanın herhangi bir bölgesindeki bir insan topluluğunun içerisinde bulunduğu sosyal kültürel ekonomik durumu tek tıkla öğrenebiliyoruz.
Böyle bir iletişim biçimi için sinemaya ihtiyacımız kalmadı.
Peki sinema bunun farkında değil mi?
Elbette farkında. O yüzden sinema bize başka alanlarla özellikle sosyal medyayla aldığımız şeyleri sinemayla vermeye ihtiyaç duymuyor.
Çünkü biz buna ihtiyaç duymuyoruz aslında.
Mesela yakın zamanda...
Bu bahsettiğim iletişim, sinemanın iletişim görevini gören çok nadir bir iki ülke sineması var.
Benim tespit edebildiğim kadarıyla bir İran sineması, iki Kore sineması bu açığı kapatan filmler sunuyor ama onun dışında özellikle ana akım sinemada Bu niyete göz kırpan, bu tip bir vaatle
ortaya çıkan fazla proje olduğunu düşünmüyorum.
Bir yandan da artık tüm dünyada, tüm özellikle şehirleşmenin arttığı dünyada metropoller büyüyor, hayat bağlanıyor, insanlar artık çok daha fazla çalışıyor ancak daha az para kazanıyor.
Söz konusu sinemanın toplu faaliyet tarafı da insanların hayatları için birçok açıdan, farklı açılardan hem ekonomik olarak hem de insanların enerji bulması, buna zaman ve enerji...
...ayırabilmesi açısından da daha külfetli ve zor bir hale gelmiş durumda.
Bundan dolayı da ev sineması sistemleri, tabii teknolojik gelişmelerin de buna etkisi çok büyük.
Ev sineması sistemleri eskiye göre çok daha fazla önem sunuyor.
Televizyonlar artık daha büyüdü, işte gösterim olanakları arttı, görüntü kaliteleri arttı, ses sistemlerinin kaliteleri arttı.
Ve tabii ki ev sineması sistemleri 80'lerdeki video çılgınlığından bu yana...
İşte bir zamanların ucuz teknolojisi VCD ve DVD'ye ek olarak günümüzde artık Netflix'le tavan yapmış durumda.
İnsanlar artık sinema salonuna gidip sinema filmleri deneyimlemektense evlerinde aynı filmleri deneyimlemeyi tercih ediyorlar.
Bunun da birçok haklı tarafı var.
Peki bütün bunları alt alta toplarsak şunu mu diyeceğiz?
Artık sinemaya ihtiyacımız yok, sinema bitti.
Tabii ki bunu demeyeceğiz.
Ancak işte bu belirttiğimiz birçok nokta...
Başka birçok şey de vardı tabi anmadığımız.
En azından belirttiklerimizi bile toplasak sinemanın değişmesi ve dönüşmesi için yeterli etkinin ortada olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz.
Peki sinema buna karşı ne yapıyor?
Sinema buna karşı aslında şöyle bir şey söyleyeyim.
James Cameron yapıyor.
Christopher Nolan yapıyor.
Çok daha büyük, çok daha güçlü, çok daha pahalı, çok daha hızlı akan, bol efektli.
çok daha fazla tür kaynaşmalarına olanak sağlayan ve yer veren projelerle karşımıza geliyor sinema.
Yani aslında sosyal medyada, internette hani ev sineması...
sistemlerinde ya da şirketlerinde diyeyim Netflix'te ya da televizyonda hala mümkün olduğu kadar kaldığı kadar sinemayı deneyimlediğimiz kısmıyla karşılaştırırsak çok daha büyük ve güçlü projelerle
bizim karşımıza gelmeye çalışıyor sinema dünyası ve sektörü ki bizi salona çekebilsin.
Genel olarak bakarsak sinemada çok fazla hasılat yapan, çok iyi para kazanan büyük gişe filmlerinin genellikle entelektüel kitle tarafından Çok da başarılı bulunmadığı hani başarı derken sanatsal anlamda
tabii ki ya da düşünsel ya da kuramsal anlamda çok fazla saygı görmediğini ya da ilgiye değer bulunmadığını görürüz.
Ve gişe filmleri giderek büyüyor ve giderek güçleniyor.
Dediğim gibi James Cameron mesela bunun en ateşleyicisi yönetmenlerden bir tanesi.
Sinema tarihinin şu an için en çok izlenen ilk üç filminin ikisi onun.
Filmleri, Titanic ve Avatar projeleri biliyorsunuz.
İşte Avengers Endgame en son Avatar'ı geçti ama Endgame'den önce sinematörün en çok hasılat yapmış ilk iki filmi James Cameron filmiydi.
Ve James Cameron birçok röportajında hep şunu söyler.
Sinema... Giderek güçlenmek zorunda.
Sinema zenginleşmek zorunda.
Biz izleyicileri de biraz eleştirir.
İnsanlar artık sinemadan çok daha fazlasını deneyimlemek istiyor.
Ancak aynı parayı vermek istiyor gibi bir şikayette bulunur.
Ne kadar haklı ve ya da ne kadar haksız olduğu tabii tartışmaya açık olabilir.
Ancak neticede sinema dünyası ev sinema sistemlerinden, evde sinema deneyimi sunan şirketlerden ve sosyal medyadan alabildiklerimizin fazlasını, çok daha büyüğünü, çok
daha şatafatlı, gösterişlisini bize sunmaya çalışarak bizi salona çekmeye çalışıyor.
Bunu da nasıl yapacak? En başta Türk kaynaşmalarıyla yapacak, bir projenin içerisine birden çok projede deneyimleyebileceğimiz duyguları katarak yapacak ve dikkat edersek de son
yılların yüksek hasılat yapan filmleri, adını verdiğim gibi örneğin James Cameron filmleri ya da çizgi roman uyarlamanı, süper kahraman öyküleri ya da Geçmişe aslında biraz eskiye dayanan Star Wars
'un devamları ya da Harry Potter ya da Yüzüklerin Efendisi gibi ya da Matrix gibi sadece birer bölüm ya da bir filmlik sinema deneyimi değil bir sinema dünyası kurarak bize
birden çok film vererek çok daha büyük duygulanmalar ve ortak hisler yaşayabileceğimiz projelerle karşımıza gelerek bunu başarıyorlar.
Çünkü biz daha fazlasını istiyoruz.
James Cameron'ın dediği gibi.
Daha fazlasını bekliyoruz.
Çünkü daha azını tırnak içinde daha azını sosyal medyada ya da televizyonda ya da ev televizyonu şirketlerinde deneyimleyebiliyoruz.
Niye sinemaya gidelim ki?
İşte bu soruya cevap verebilmesi için sinemanın geçmiş dönemlerden çok daha büyük projelerle çok daha dolu, zengin ve tabii zenginliği metin anlamında söylüyorum aslında.
Bunu da ayrıca konuşabiliriz başka bir programımızda sinema zenginleşiyor mu diye.
Bunu yaparak sağlamaya çalışıyorum.
Tabi bir yandan sosyal medya sinemayı bu derece sarsarken ve ona rakip olurken televizyon da boş durmuyor bildiğimiz gibi hepimizin bildiği gibi.
Özellikle dizi sektörü öyle tahmin ediyorum ki Lost'un yarattığı büyük fırtınadan sonra çok ciddi bir ivme kazandı.
Andığımız gibi Netflix'in televizyonda ev sinemasında bize sunduğu deneyimler oldukça önem arz eder hale geldi.
Hatta ta Oscar'larda bile adını duyuracak kadar büyüdü ve güçlendi Netflix.
Tüm bunlar sinemaya bu kadar büyük ölçekte darbe vururken sinemada kendisini güncellemek, büyütmek ve başka mecralarda deneyimleyemeyeceğimiz filmleri bize sunarak hepimizi
sinemaya çekmeye çalıştı.
İşte bunun da sonucu olarak...
Her şekilde daha büyük ölçekli ve birden çok filmi bir arada sunabilen, birden çok duyguyu bir arada sunabilen ve özellikle de Farklı türde filmlerin insanlara
sunduklarını tek pakette yani tek filmde sunmaya çalışan projeler karşımıza geldi.
Bugün adını andığımız örneğin bir Christopher Nolan filmine baktığımızda işin içerisinde dram da var, aksiyon da var, felsefi ya da düşünsel bir alt metinde var.
Çok ciddi bütçe var, çok sağlam efektler var, aksiyon sahneleri var, çok iyi oyunculuklar var.
Yani sinema adına aslında ne ararsanız var.
Ancak böyle projeler söz konusu olduğu takdirde ortaya yıldız yönetmenler çıkabiliyor, yıldız projeler çıkabiliyor ve biz sinema severler de sinemaya olan ilgimizi kaybetmiyoruz.
Yakın zamanda Kevin Spacey'nin verdiği bir röportajda söylediği bir nokta çok dikkat çekiciydi.
Demişti ki sinemada dram kalmadı.
Ne demek bu? Eskiden geçmiş dönemlerde mesela benim en son aklıma gelen örneklerden bir tanesi Amerikan Güzeli filmiydi.
Kevin Spacey'nin oynadığı. Bütçesine göre hatırı sayılır miktarda gişe hasılatına ulaşmıştı.
Yanlış hatırlamıyorsam 5 tane Oscar almıştı ve tüm dünya filmi izlemişti.
İncelemişti, düşünmüştü, konuşmuştu.
Ve film gerçekten büyük bir rüzgar yaratmıştı.
Şimdi bu proje 1999 tarihliydi.
2020 yılındayız ve Amerikan Güzeli filminin Tekrar gösterime girdiğini düşünelim.
Yani o zaman gösterim almadığını ve şu an yapılıp gösterime girdiğini düşünelim.
Benzer bir ilgiyi görmesi çok güç arkadaşlar.
Çünkü günümüzde artık bizim sinemadan beklentilerimize karşı Amerikan güzelliğini sunacakları muhtemelen mütevazı kalacaktır.
Film entelektüel camiada ya da o türün meraklıları açısından yine sevgi ve saygıyla karşılanacak olsa da genel gişe izleyicileri açısından biraz mütevazı kalabilir ki buna benzer.
Projeler elbette hala çekiliyor.
Biraz daha karakter dramına dayalı.
Biraz daha böyle aksiyon, efekt, heyecan falan sunmayıp biraz daha insan odaklı, biraz daha aile odaklı, biraz daha dramatik içerikli filmler elbette yine gösterim alıyor.
Ancak bu filmlerin günümüzde ana akım olması, gişede ciddi miktarda ilgi görmesi çok daha düşük bir olasılık.
Neden? Peki neden?
Bunu da çok kısaca şöyle özetleyebiliriz.
Çünkü aile ve karakter odaklı sinema projelerinin bize vereceklerini ya da bizim bu projeden beklediklerimizi düşünürsek televizyon zaten bunu çok iyi yapıyor.
Çok sayıda televizyon dizisi ya da Netflix gibi platformların bize sunduğu filmler zaten bunu çok iyi yapıyorlar.
Neden biz aynı şeyi çok daha ucuz, kolay, enerji ve zaman harcamadan alabilecekken sinemada bunu deneyimleyelim?
Yine dediğim gibi elbette bu türün meraklıları bu türün sinema severleri hala varlar.
Ve buna benzer projeler tabii ki yapılıyor.
Ancak eskisi kadar değil.
Çünkü biz sinema severler sinemadan çok daha fazla şey bekliyoruz.
Ve bu da sinemanın ister istemez başka bir kanala başka bir alana doğru kaymasına sebebiyet veriyor.
birden çok türü bir arada barındıran, başka platformlarda deneyimleyemeyeceğimiz şeyleri bize sunan bir mecra haline geliyor sinema.
Ondan dolayı da bu bahsettiklerimize biraz daha fazla alışmış, sinemada daha karakter, daha insan odaklı projelere alışmış olan ve sinemayı biraz bu şekilde tanımlayan sinema severlere
günümüzün süper kahraman öyküleri ya da işte Christopher Nolan veya James Cameron sineması veya işte Star Warslar, Matrixler...
gibi büyük dünyalar sunan çok daha şatafatlı gösterişli dünyalar sunan filmler Bazı sinema severlere belki biraz abartılı, belki biraz hesaplı ve hesapçı geliyor
olabilir. Ne yazık ki sinemanın tarihinde de dönem dönem sinema farklı biçimler aldı, farklı yüzlere büründü.
Günümüzdeki sinemanın mevcut hali de mutlaka bir kesim için rahatsızlık yaratıyor ve onlar da kendi açılarından haklı olsalar da neticede sinema her şekilde geniş kitlelere hitap etmeye çalışan.
İster sanat, ister eğlence, ister iletişim olsun tüm dünya insanlarına hitap etmeye çalışan bir mecra olarak dünyadaki sosyo-kültürel durumu, ekonomik, politik durumu yansıtan
bir mecradır ve her şekilde sinema bizi aynı tutar.
Biz neyi talep ediyorsak ya da ne üzerine fikir ve akıl yürütüyorsak onun üzerine bize bir dönüş yapma ihtiyacında olan bir mecradır ki sinemanın farklı becerilerine sahip alanları
da zaman zaman öne çıkar dediğimiz gibi zaman zaman biraz daha arka plana düşer.
Geçmişte de böyle olmuştur ve muhtemelen de çok yüksek olasılıkla da gelecekte de böyle olacaktır.
Tüm sanatlar ve anlatılar tarihlerinde çeşitli dönüşümler yaşamışlardır.
Tabii ki sinemada bundan nasibini alacaktır ve umuyoruz ki bugününden bazı şikayetlerimiz olsa da sinema her şekilde hayatımızın önemli ve değerli parçalarından biridir.
İlerleyen programlarda bu konuyu daha da derinlemesine incelemeye çalışacağız.
Teşekkürler, görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
