
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris’te, sinemanın gündemini ve haftanın en tartışmalı filmlerinden biri olan, Marilyn Monroe'nun hayatını anlatan Blonde'u konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Merlin Monroe'dan bahsetmiş olacağız.
Ama öncelikle gündeme bir göz atalım.
Vermek istediğim haberlerden bahsedeyim size.
Şimdi bu arada küçük de bir not düşeyim.
Tabii sinemanın gündeminde birçok haber oluyor.
Yani hani hangisini anlatalım, hangisinden bahsedelim.
Karar vermek de ayrı bir zorluk teşkil ediyor.
Ancak ben daha çok karşımıza gelecek olan filmler, hani sinemanın yakın geleceğinden bahsetmeye çalışıyorum daha çok.
Ya da sinema tarihinin önemli kişilikleri, önemli filmleri, projeleri üzerine bir haber çıktığında çarpıcı, ilginç bir şeyler olduğunu düşünüyorum.
Daha çok onları sizinle paylaşmak istiyorum.
Bence daha çok keyifli oluyor.
Hem böyle gündemin damarını tutmamıza olanak veren bir seçki oluyor bu.
Hem de çok sevdiğimiz, bildiğimiz değerli isimler, filmler, sinemacılar üzerine de bir yorum yapma fırsatı buluyoruz.
Onları tekrar hatırlama fırsatı buluyoruz.
Öncelikle vereceğim haberler yine sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden bir tanesi olup son bir böyle bir 10 yıldır falan biraz böyle hani hala bir şeyler üretiyor olsa da eski gücünle karizmasında olmayan ve
ne yazık ki sevenlerini üzen yönetmenlerden bir tanesi üzerine.
Kim bu? Tim Burton.
Tim Burton çok önemli bir yönetmen gerçekten.
Hayranları olan bir yönetmen.
Çok önemli filmleri olan bir yönetmen.
Hani Edward Makaseller mi diyelim?
Ed Wood mu diyelim? Batman mi diyelim?
Charlie'nin Çikolata Fabrikası mı diyelim?
Hangi filminden bahsetsem bilmiyorum.
Çok zengin bir filmografisi var ve çok kendine has bir sineması var gerçekten.
Tim Burton'dan zaten geçmiş programlarda daha önce bahsetmiştim.
Şimdi uzun uzun anlatmayayım ancak bir süredir Tim Burton eski gücünde değil yakın zamanda Tim Burton'ın Üzerine iki tane çarpıcı haber duydum.
Birincisi Netflix için Wednesday diye bir dizi yaptı Tim Burton.
Bildiğimiz çarşamba tam olarak Türkçedeki.
Hani bu dizi şimdi ilginç bir şey aslında Tim Burton hani daha önce pek dizi yaptığını pek duymadığımız bir yönetmende ama tabii ki Netflix artık tüm sinema dünyasına damgasını çoktan vurduğu, Oscar'larda da boy gösterdiği, en
büyük bütçeli filmler arasına giren projeleri de oldu.
Yani şimdi Netflix zaten artık hani çok güçlü bir platform.
O nedenle hani kim olursa olsun Netflix için çalışırsa aslında artık şaşırmıyoruz.
İşte bu kervana diyelim hani Netflix için çalışan çok değerli, çok önemli yönetmenler.
Sinemacılar kervanına Tim Burton da katıldı.
Bu diziyi merakla bekliyor tüm Tim Burton sevenler aslında.
Duyanlar en azından diyeyim.
Eğer duymadıysanız haberiniz yoksa ve Tim Burton'ı seviyorsanız ve zaten haliyle özlemişsinizdir diye tahmin ediyorum.
Wednesday projesi Tim Burton severlerin merakla beklediği projelerden bir tanesi oldu.
Yakın zamanda da gösterime çıkacak.
Bu Tim Burton'la ilgili birinci haberimiz.
İkinci haberimiz ise bence birinciden çok daha büyük bir haber.
Tim Burton'ın hani önemli filmleri derken hani az önce birkaç örnek verdim ama özellikle bir tanesini vermedim.
Onu da işte şimdi anmak istiyorum.
Hangisi? Tabii ki Beetlejuice, Beter Böcek projesi.
Tim Burton'ın en önemli projelerinden bir tanesi aslında.
Tim Burton'ı diyebiliriz ki Beter Böcek'le tanıyıp ona hayran olan gerçekten çok sayıda sinema sever var.
Ve diyebiliriz ki artık Beter Böcek'in ikinci bölümünü yapacağı kesinleşti Tim Burton'ın.
Ancak henüz bir tarih yok.
Ne zaman olacağı, nasıl olacağı üzerine kesin bir şey söylenmiyor ama hem senaryonun yazıldığı biliniyor, Tim Burton'ın bunun üzerine çalıştığı biliniyor.
Ondan dolayı Tim Burton'ın Beter Böceğin devamını çekecek olması gerçekten çok önemli, çok büyük bir haber.
İkinci haberimiz bir anlamda Tim Burton'la bağlantılı ama...
Ters taraftan biraz bağlantılı.
Maymunlar gezegeni projesi Planet of the Apes ta 1968 yılında yapılmış, çekilmiş ve sinema tarihine damgasını vurmuş bir projeydi.
Çok çarpıcı bir şeydi zaten. Hala da post apokaliptik bilim kurgu tarihinin önemli bir yapıtlarından bir tanesi.
İşte Tim Burton bunun bir tekrarını yapmıştı.
Hani yeniden çevirin remake dediğimiz projesini yapmıştı geçmişte.
Ve ne yazık ki o film pek de iyi bir film değildi ki.
Aslında ben hani ta o zamanlar sinemada izlemiştim bunu.
Ya Tim Burton'ın Maymunlar Cehennemi projesiyle ne işi olur?
Hani niye böyle bir şeyi hani yapılacaksa da Tim Burton yapıyor diye şaşırmıştım.
Çünkü Tim Burton'ın...
Genel bildiğimiz sinema anlayışıyla genellikle ilgilendiği öykülerle pek de alakası olmayan bir projeydi ve pek de iyi olmamıştı.
2011 yılında Maymunlar Cehennemi başlangıç yani Rise of the, hani yükseliş aslında bizde başlangıç diye gösterimi girdi.
Rise of the Planet of the Apes diye bir proje yapılmıştı.
Ve o proje gayet iyi olmuştu.
Hani devamı çekilecek zaten o zaman öyle denmişti.
Bir üçleme olacak bu. Hani o efsanenin bir anlamda başlangıcı olmuştu.
2011'de başlamıştı. 2014 yılında Down of the Planet of the Apes yani şafak vakti diye bizde gösterime girdi.
O film de çok iyiydi.
İkinci bölüm Matt Reeves çekmişti.
Çok da iyi bir film olmuştu gerçekten.
Hem hasılatı iyiydi hem eleştirel anlamda hem de genel izleyici kitlesinin ilgisine baktığımızda gayet de başarılı olan bir proje olmuştu.
Ancak Maymunlar Cehennemi'nin 2017 yılındaki The War of the Planet of the Apes yani Maymunlar Cehennemi Savaş adıyla bizde gösterimi girdi.
Yine Matt Reeves yönetmişti.
Gerçekten harika bir filmdi.
Çok yüksek bütçeliydi.
Çok güçlü bir projeydi ve özellikle şunu belirtmemiz lazım ki canlı performansla, anlık performans yakalama tekniğiyle yapılmış bir filmdi ki bu.
Sonuç o kadar iyiydi ki gerçekten artık bundan sonraki aşama alenen Marilyn Monroe'yu izlemek olur.
Birisi Marilyn Monroe'yu oynar biz de aynen izleriz.
İnsanın gerçekten mükemmel bir şekilde anime edilmesi...
performans yakalama tekniğiyle yakalanması gerektiği ya da artık o aşamaya gelindiğini Maymunlar Cehennemi Savaş filmi bize gerçekten göstermişti.
Her açıdan nefis bir filmdi.
Şimdi bu üçlemeye bakarsak hem Maymunlar Cehennemi başlangıç hem Şafak Vakti hem de Savaş filmleri kendi içinde ta 1968'deki o Maymunlar Cehennemi filminin işte diyorum Tim Burton'unkini onu bir kenara
atalım onu hiç yapılmamış gibi varsayalım.
Bu üçleme Maymunlar Cehennemi projesinin günümüzdeki yansıması olarak gayet başarılı güçlü bir üçleme.
bir post apokaliptik bilim kuru karşımıza getirmişti.
Şimdi habere geldim biraz uzun bir giriş yapmış oldum ama bunu söylemem lazımdı.
İşte bu üçleme o kadar başarılı olmuştu ki her açıdan hem eleştirel olarak hem de gişede artık şu ismin güzeline bakar mısınız?
Kingdom of the Planet of the Apes projesi yani maymunlar gezegeni krallığı adıyla Devam filminin yapılacağı yakın zamanda duyuruldu ve yepyeni bir proje deniyor.
Artık hani yeni bir yönetmen, yeni oyuncular falan böyle yepyeni bir proje ile o Maymunlar Cehennemi'nin efsanesi yeni bir üçleme ile devam edecek.
Artık işte 2020'lere, 2030'lara doğru gidecek gibi görünüyor.
Onun da hayranları mutlaka filmi merakla bekleyecektir diye tahmin ediyorum.
Son haberimiz biraz daha ilginç bir haber.
Çok ilginç geldi. Yine bir sinema teknolojilerinin ilerlemesiyle alakalı bir şey.
Şimdi sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük kötü adamı kim dersek herhalde hemen hemen herkes Darth Vader diyecektir değil mi?
Onu kim seslendiriyordu diye soracak olursanız onu James Earl Jones seslendiriyordu.
Ancak artık James Earl Jones 91 yaşına geldi.
Son filmlere kadar da Darth Vader'ın hani o sesini hala aynı oyuncu seslendiriyordu.
Aynı oyuncunun sesiydi o.
Ancak artık öyle bir seviyeye geldi ki 91 yaşında bundan sonra Darth Vader karakterini seslendiremeyeceği açıklandı.
E peki ne olacak şimdi Darth Vader'ı?
Bu kadar zamandır ta 70'li yıllardan beri aynı oyuncu seslendiriyor da.
Bundan sonra kim seslendirecek?
Hani o seslendirmeyi, o performansı başka birine verebilir misiniz?
Çok zor bir şey değil mi?
Gerçekten çok zor. Bundan sonra Darth Vader'ı kim seslendirecek?
Sohbetine son karar verildi ve az önce Planet of the Apes projesinde bahsettiğim meseleye geldi olay.
Performans yakalama tekniğiyle hani ölmüş oyuncuları bile artık bundan sonra izleyebileceğiz deniyor ya.
Şöyle söyleyeyim. Bundan sonra Darth Vader'ı da yine James Earl Jones seslendirecek.
Aynı ses karşımıza gelecek.
Ancak dijital olarak tekrar yaratılarak.
Şimdi bakın. Bu yaratma kelimesi özellikle kullandığım bir kelime.
Çünkü Tamam aynı oyuncu konuşamayacak.
Hani hiç söylenmemiş replikleri de James Earl Jones söyleyecek.
Teknolojik olarak bunun mümkün olduğu açıklandı.
Bunun yapılacağı açıklandı ve Darth Vader'ı yine aynı oyuncunun seslendireceği açıklandı.
Ama aynı oyuncu konuşmayacak. O anlamda Star Wars severlere buradan güzel bir haber verebiliriz.
Darth Vader severlere, onun hayranlarına.
Aynı sesle bundan sonra sınırsızca artık hani zaten bir kez yapılıyorsa bundan sonra da elbette hani sonsuza kadar böyle olacaktır.
Hani Star Wars'un eğer 48.
bölümünü de izliyor olacaksak ve orada Darth Vader var olacaksa yine aynı sesle Darth Vader'ı deneyimlemek mümkün olacak.
Bu açıklandı bununla ilgili de resmi açıklama yapıldı.
Hiç merak etmeyin hani Darth Vader bundan sonra asla değişmeyecek dendi.
Bu da çok güzel bir haber bence.
İşte hani sinema teknolojilerinin tabii gelişmesi de.
Hani hepimiz için bence iyi.
Hani buna biraz böyle mesafeli yaklaşan şeyler sinema severler.
Hatta sinemacılar olmuştur.
Hep de olacaktır. Yapacak bir şey yok.
Ancak bence bunun çok güzel tarafları da var.
İşte Darth Vader'ın sesinin dijital olarak aynı kişinin sesiyle karşımıza gelecek olması çok da güzel bir haber.
Diyorum ve bu haftanın haberlerini şimdilik bitiriyorum.
Önümüzdeki hafta gündeme tabii ki devam edeceğiz.
Ve esas derdimiz diyeyim aslında Blond derdimiz oldu.
Ne yazık ki bir derde dönüştü.
Blond ne yazık ki şu an...
Tam anlamıyla linç ediliyor.
Çünkü film gerçekten kötü bir film.
Neden kötü bir film? Bunun için de şöyle küçük bir giriş yapmam lazım.
Hani filmlerde bir öykü anlatılır.
Karakterin başına şu geldi bu geldi şöyle oldu böyle oldu.
Hani bir öykü dizisi, eylem dizisi vardır.
Arada da öyküyü devam ettirmeyip...
Meydana gelen bir olayı ya da bir öykü parçasının o karakterin üzerindeki etkilerini gösteren sahneler vardır.
Çok basit bir örnek vereyim.
Atıyorum işte iki sevgili bir araya geldiler.
Öpüştüler, seviştiler, mutlu oldular, güzel bir ilişki yaşadılar.
Sonra ayrıldılar diyelim ki.
Şimdi öykü burada bitti. Sonra ne olur?
Atıyorum işte karakterin bir tanesi odasında hüngür hüngür ağlıyor.
Şimdi o sahne nedir? Aslında bir duygusal sahnedir o.
Orada öykü devam etmiyor.
Şimdi Blonde'da durum ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Andrew Dominic nasıl bir şey yapmış?
Marilyn Monroe'nun başına gelen olayları neredeyse hiç göstermiyor.
Sadece Marilyn Monroe'yu iyi ya da kötü etkileyen olayların Marilyn'in üzerine etkilerini gösteriyor sadece.
Marilyn Monroe'nun esas olayı nedir biliyor musunuz arkadaşlar?
Marilyn Monroe deyince aklınıza nasıl bir şey gelsin?
Onun hani tam böyle odak noktasını size söylemeye çalışayım.
Hiç de aptal olmayan gayet zeki gayet entelektüel hem çok yetenekli hem çok becerikli hem çok çalışkan falan yani harika bir insan aslında Merlin.
Ama herkes ondan aptal sarışın bir aptal selebriti kariyeri aptal sarışın imajı yüklenmeye çalışılan bir kişi oldu.
Merlin her zaman. Ama aslında onun karakteri, kişiliği, yeteneği vesairesi öyle değildi.
O daha çok ciddiye alınacak işler yapmaya çalıştı.
Ancak daha çok magazin dünyası Merlin'le ilgilendi.
Ve o magazin dünyasının beklediklerini vermek zorunda kaldı.
Çok seksisin Merlin, çok harikasın, çok güzelsin falan.
Herkes ona bayıldı, öldü, bitti.
Ama onun istediği imaj, onun inşa etmeye çalıştığı imaj, yapmak istediği şey bu değildi.
Temel olarak Merlin'in iç çelişkisi, iç çatışması bu.
Ve artık o kadar fazla ilgi gördü ki, o kadar fazla hani celebrity camiasının diyeyim o kadar geniş kitlelerin ilgisine masal oldu ki ne yaparsa yapsın istediği kitleye hitap edemedi
gibi bir durum vardır Merlin'in kariyeriyle alakalı.
Ve Merlin bunu ayarlayamamıştır.
Zaten hani şöyle babası hiç yok.
Daha doğrusu babasının kim olduğu belli değil.
iki kişi üzerine hani ya şu hani belki şudur ya da belki budur gibilerinden kesin olmayan bilgiler var böyle.
Merlin'in babasının kim olduğunu net değil öyle söyleyeyim.
Annesi de zaten hani bir anlamda yarı akıl hastası.
Çok hani ruhsal sağlığı, psikolojik sağlığı yerinde olmayan ve hani hiçbir zaman Merlin'e annelik yapamamış bir kadın.
Merlin bir anlamda ailesiz de bir kadın olduğu için çok da böyle bir dayanak bulamadığı için biraz sahipsiz kalmış bir kişilik aslına bakarsanız.
Şimdi Merlin'i Hani psikolojik durumunu sallantıda olan bir karakter hani o işte selebrite dünyasının sinema dünyasının üzerine gelen korkunç o baskının ağırlığını kaldıramayan bir karakter
olarak çizilmesinde bir mahsur yok.
Bu zaten gerçek ancak film hiçbir öykü anlatmıyor dediğim gibi sadece Merlin'in o başa çıkamadığı psikolojik açılımları falan bize görsel olarak...
Göstermeye çalışıyor ama bunu yaparken hiç öykü anlatmadığı için Merlin'in neyi niye tercih ettiği, neyi nasıl yaptığı, hangi tercihleri hangi niyetlerle ya da planlamalarla
yaptığı üzerine film neredeyse hiçbir şey anlatmadığı için tamamen Merlin'in duygusal dünyasına pencere açmaya çalıştığı ancak bu duygusal dünyanın nasıl biçimlendiğini bize göstermediği
için tamamen kendinden kopmuş, neyin için yaptığı bilinemeyen, tamamen kontrolsüz ve sürekli böyle hani o duygu durumundan bu duygu durumuna savrulan bir Merlin
çizmiş film. Şimdi bu durumda hani bu o kadar kötü bir anlatım olmaya başlıyor ki yani film bir seviyeden sonra.
Marilyn o kadar kontrolsüz, o kadar hani saçma sapan bir karaktere dönüşüyor ki inanamazsınız.
Samimi söylüyorum inanamazsınız. Çünkü ben inanamadım.
Olay nereye varıyor biliyor musunuz?
Tabii spoiler vermek istemiyorum.
Filmde ilginç bazı anlar var böyle ama Marilyn Monroe'nun Başkan Kennedy'ye oral seks yaptığı bir an ve o.
anı yönetmen Merlin'in gözlerine yakın çektiği bir plan var mesela filmde.
Bakın hani Merlin öyle yerlere sürükleniyor ki ne, niye, nasıl, niçin oluyor?
Hiç kimsenin bir fikri yok.
Yani izleyicinin de fikri yok.
Merlin'in de fikri yok.
Ve Merlin başkan Kennedy ile böyle Gerçekten çok böyle hani aşağılanısı diyeyim bir cinsel paylaşımda bulunuyor.
Bir seks sahnesi var falan. Hani kapı açık işte adamları içeriği görebiliyor falan.
Ya ne oluyor arkadaşlar diyorsunuz yani film nasıl bu noktaya gelebildi?
Neler oldu? Ne oldu?
Nasıl oldu da Merlin bu kadar...
Diyorum ne yaptığını bilmeyen bu kadar hani kişiliğinden, karakterinden, aklından, mantığından tamamen kopmuş.
Tamamen kontrolsüz ve gerçekten şey böyle hani aşağılayıcı, gerçekten aşağılayıcı bir karakter haline getirmiş film Merlin'i.
Ve bunu da diyorum hani biz hani az çok az önce size bahsettiğim hani Merlin işte...
Hem ailesiz hem de yapmak istediği projeleri yapamayan ve geniş kitlelerin ondan hiç de istemediği, beklemediği bir diyorum celebrity'e dönüşmesinin zorluğunu, yükünü kaldıramaması dedim
ya az önce. Hani bunu anlattım ya.
Tamam hani biz bunu biliyoruz belki ama bunu film anlatmıyor.
Gerçekten film bunu anlatmıyor.
Film savrulan Merlin'in o garip duygusal hallerinden fotoğraflar veriyor bize.
O kadar. Arada Merlin belki ben yanlış anladım bilmiyorum ama anladığın kadarıyla biseksüel olan iki erkekle bir ilişki kuruyorlar.
Hem dostluk ilişkisi hem cinsel ilişki her türden yakınlık diyeyim.
Ve onların yanında hani Merlin kendisini çok iyi hissediyor gibi görüyoruz filmde.
Birden filmden o iki karakter yok oluyor.
Ne oldu? Nasıl oldu da o karakterlerle diyorum Merlin bozuştu mu?
Üzüldü mü? Birbirlerini kırdılar mı?
Onlarla nasıl tanıştı? Onu da göstermiyor film.
Diyorum önce hani işte kocasıyla bir birlikteliği var.
Sonra benim anladığım kadarıyla diyorum bir seksüel olan bir çiftle hem duygusal hem cinsel hem dostane yaklaşımı var.
Sonra başka bir yazarla evleniyor.
Ama onunla da herhalde ayrılıyor.
Hani nasıl ayrılıyor bilmiyoruz.
Sette Billy Wilder'ın meşhur bazıları sıcak sever.
Some Like It Hot diye çok böyle sinema tarihinin çok meşhur önemli filmlerinden bir tanesi vardır.
Onun setinden bir sahne var mesela.
Artık orada Merlin tamamen kendinden geçmiş.
İşte sette bağırıp çağıran hani ben işte oynamayacağım, oynayamıyorum, yapmayacağım deyip seti bağırıp çağırıp insanlara çekip gittiği bir sahne var falan böyle.
Diyorum hani tamam okey.
Merlin zor durumda.
Psikolojik olarak kötü durumda.
Peki anladık. Ama nasıl buraya geldi?
Bunlarla nasıl başa çıktı?
Çıkabildi mi? Hayatını nasıl sürdürmeye çalıştı?
Nasıl devam etti? Hiçbir eylem, olay, öykü, açıklama hiçbir şey yok filmde arkadaşlar.
Onun dışında tamamen sürüklenmiş, ne yaptığını bilmeyen, kendisini utandıran, saçmalıklar yapan, kendini yalnız hisseden, abuk sabuk konuşan, işte baba eksikliğinden kocasına
sürekli baba baba diye hitap eden, savruk ve kendini tamamen kaybetmiş bir Merlin izliyorsunuz.
Neredeyse iki buçuk saat boyunca.
Bu durumda yönetmenin yapmaya çalıştığı şey, ha bir de bu arada şunu da söyleyeyim, bir parantez açayım.
Atıyorum işte Başkan Kennedy ile yaşanan işte seks birlikteliği ya da ne bileyim işte o kocasıyla yaşadıkları falan filan o kadar özel anları, o kadar mahrem anları film bize o
kadar yakın çekim veriyor ki hani şunu demek geliyor benim içimden.
Hiç kimse o an nasıl yaşanmış aslında bilemez.
Yani film ne kadar doğru, ne kadar dürüst, ne kadar yalancı bunu anlamak da pek mümkün değil bence.
Çünkü bir roman uyarlaması bu bu arada.
Merlin Mordo'nun hayatının üzerine yazılmış bir romanın uyarlaması.
Hani o romanı yazan yazar da Bütün bunları nereden bu kadar biliyor diye bir soru akıllara geliyor.
Bu kadar madem mahrem şeyleri yazmış anlatmış.
Ve ben özellikle açtım baktım.
Romanı ben şahsen okumadım.
Onun üzerine bir şey söyleyemeyeceğim ama romanın yazarının nasıl bir demeci var biliyor musunuz?
Bunu bir biyografi olarak okumayın.
Şimdi bu durumda bunu bir biyografi olarak okumayacaksak biz o romanı.
Bu filmi de bir... Biyografi olarak izlemeyeceksek izlediklerimizin gerçeğe ne kadar uygun olup olmadığını, ne kadar yakın olup olmadığını nasıl inceleyeceğiz ve yargılayacağız?
Soru 1. Ve yönetmen bu kadar yakın çekim, bu kadar mahrem şeyleri, bu kadar kontrolsüzce Merlin'in inşa ettiğini ya da deneyimlediğini bize gösteriyorsa bunlardan
nasıl bu kadar emin?
Marilyn Monroe'yu bu kadar kontrolsüz, bu kadar hayatı mahvolmuş bir şekilde göstermeye nasıl cüret ediyor?
Soru 2. Hani kabaca böyle söyleyeyim hani söyleyecek birçok şey daha var film üzerine.
Ancak ne yazık ki Blonde kötü bir film olmuş.
Hatta bence Marilyn Monroe'yu aşağılayan bir film olmuş.
Filmin tavrı, yaklaşımı tercih ettiği benimsediği...
Tarz bence gerçekten eleştirilesi ve ne yazık ki çok kötü.
Ne yazık ki kötü. Dediğim gibi yapmak istediğini yapmış yönetmen ama yapmak istediği şey gerçekten tartışmaya çok açık.
Son olarak da...
Sohbeti bitirmeden önce Anade Armas.
Hani çok kez ondan bahsettik.
Burada da bahsedeyim. Ne yazık ki ben Anade Armas'a çok üzüldüm.
Niye biliyor musunuz? Çünkü Marlon Monroe'yu bence Anade Armas gerçekten güzel oynamış.
Performansı çok iyi. Oscarlarda kesin boy gösterecektir.
Benim hiç şüphem yok. Yani en azından adaylık alacaktır.
Çok yüksek olasılıkla. Ya da şöyle söyleyeyim.
Hani küçük bir esneklik bırakayım.
Şöyle. Film linçlendiği için aslında IMDb notu falan da çok düşük.
Rotten Tomatoes notu da düşük.
Tüm dünya sinema severlerinin girip baktığı böyle.
Böyle ilgilendiği sinema ortamlarında da filmin notu düşük olduğu için belki Ana de Armas aday gösterilmeyebilir.
Yani onu bilmiyorum ama aslında performans olarak hak ettiğine eminim.
İşte bu hani film bu kadar şüpheli olunca da Ana de Armas'ın hani bu performansı biraz araya gidecek.
Ya da hani bu kadar kötü bir filmde bu kadar iyi bir performans.
Ya çok yazık olmuş dedim içimden gerçekten.
Bir yoruma çok uzattım kusura bakmayın.
Kötü bir film derken neden bu filmin kötü bir film olduğunu bu şekilde açıklanması gerektiğini düşündüğüm için bu kadar detaylı bir açıklama yaptım.
Onun dışında daha birçok şey söylenebilir.
Filmin teknik tarafı, görsel tarafı vs.
ama bir de... 2 saat 45 dakika ya çok da uzun bir film.
Neredeyse hiçbir öykü anlatmayan ya da hiç hani kendisini öyküye dayandırmayan diyeyim.
En azından bir filmin 2,5 saatten daha uzun sürmesi de zaten çok zor.
Birçok kişi zaten filmi izlemekte çok zorlandık sıkıldık falan da demişler.
Ondan dolayı arkadaşlar özetle artık tamamlayayım.
Blond filmi ne yazık ki bir hayal kırıklığı bence.
Ondan dolayı filmin akıbeti ne olur?
Filmin üzerine hani başka hani nasıl fikirler döner?
İşte Oscar'da boy gösterilmiyor.
Bunu artık önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Eğer Blond filmiyle alakalı sıra dışı bir yorum, sıra dışı bir ne bileyim eleştiri, inceleme, açıklama vesaire bilmiyorum.
Belki yönetmen yazar ya da işte romanın yazarı ya da belki işte ana deyarmaz yarın öbür gün bir açıklama yapar mı?
Ben takipçisi olacağım çünkü gerçekten çok merakla beklenen bu projeydi.
Çok büyük bir proje, çok önemli bir proje ama dediğim gibi...
linçlenmiş bir proje olduğu için bundan sonra da filmin akıbetinin ne olacağı haber teşkil edecek diye tahmin ediyorum.
Bu konuda da sizi aydınlatmaya, size bir şeyler söylemeye çalışırım diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
