
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve yakın dönemin en çarpıcı filmlerinden biri olan Athena'yı konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Haftanın sinema gündemine bir göz atalım.
Bu haftanın en önemli sinema haberi 59.
Antalya Film Festivali'ydi.
Festival sonuçlandı, ödüller dağıtıldı.
Oradaki konuşulanlar, söylenenler, filmler, sinemacılar tabii ki sinemanın gündemine oturdu.
En önemli nokta iki filmin Antalya Film Festivali'nde öne çıkmasıydı.
Bir tanesi Özcan Alper'in Karanlık Gece filmi, diğeri de Emin Alper'in Kurak Günler filmiydi.
En iyi film ve en iyi senaryo ödüllerini Özcan Alper'in Karanlık Gece filmi aldı.
En iyi yönetmen ödülüyle birlikte 8 başka ödülü de Emin Alper'in Kurak Günler filmi aldı.
Şimdi bu ödül dağıtımı aslında biraz eleştirildi.
Çünkü 8 ayrı ödül alan filmin yani Emin Alper'in Kurak Günler filminin en iyi film ödülünü alamaması hemen eleştirildi.
Zaten bu hemen hemen bütün festivallerde ödül törenlerinde.
Eleştirilen noktalardan bir tanesidir.
Hani en çok ödülü alan hani işte teknik dallarda ödül alan filmler genellikle en iyi film ödülünü de alır.
Ancak senaryo ya da yönetmen ödülleri başka isimlere başka filmlere gidebilir.
Antalya'daysa dediğim gibi 8 ödül alan Emine Alper'in Kurak Günler filminin en iyi film ödülünü almaması eleştirildi.
Emine Alper ise en iyi yönetmen ödülünü aldı aslında.
Bu da çok önemli tabii festivalin en önemli ödüllerinden bir tanesi.
Artık diyebiliriz. Emin Alper birçok sinema severe göre, birçok sinema yazarına göre ülkenin en önemli yönetmenlerinden, en ağır, en değerli yönetmenlerinden biri olarak kabul gördü diyebiliriz.
4 tane uzun metraj filmi var Emin Alper'in hemen onları size sayayım.
Bir tanesi Tepe'nin Ardı 2012 yılında yaptığı ilk filmi.
2015'te Abluka, 2019'da Kız Kardeşler ve nihayet 2022 yılında Kurak Günler.
Artık 4 uzun metrajla hani...
Rüştünü ispat etmiş bir yönetmen olan Emin Alper'in ne kadar değerli bir yönetmen olduğunu diyorum.
Artık hemen herkes kabul etti.
Hatta bazı tweetlerde, eksisözlükte bazı sinema yazarları Emin Alper için Nuri Bilge Ceylan ağırlığına yavaş yavaş erişiyor gibilerinden yorumlar var.
Değerli bir yönetmen filmlerini ve kariyerini takip etmenizi öneririm.
Ve son filmi Kurak Günleri de ben de henüz izleyemedim.
Üzerine bir şey söyleyemeyeceğim ama mutlaka izleyeceğim.
Onun üzerine de bir şeyler söylemeye çalışacağım ilerleyen programda.
Özcan Alper ise en iyi film ve en iyi senaryo ödüllerini aldı.
Gecenin aslında en önemli 3 ödül dersek senaryo, yönetmen ve en iyi film.
2 tanesini Özcan Alper'in Karanlık Gece filmi almış oldu.
O anlamda film gerçekten öne çıktığı festivale damgasını vurdu.
Altın Portakal Türkiye'nin en önemli film festivallerinden bir tanesi.
Sinemanın gündemi Antalya'da tutuluyor diyebiliriz.
Bir de tarihinden dolayı yılın sonlarına doğru yapıldığı için de o yılın bir özeti.
Gibi bir şey oluyor böyle hani Türk sinemasında bu yıl neler yapıldı, neler konuşuldu, neler öne çıktı gibilerinden.
Güzel bir organizasyon oldu.
Önümüzdeki senede tabii bu yıl olduğu gibi Antalya Film Festivali'ni dikkatle takip edeceğiz ve merakla da bekleyeceğiz.
Şimdi haftanın önemli, benim için en azından önemli diyeyim sizin için de önemli olacaktır diye tahmin ediyorum haberlerinden bir tanesi.
Şimdi daha önce dedim ya hani haberleri süzerken önemli isimlerin ve sinema tarihinde böyle adını yazdırmış kişilerin gelişmelerini mutlaka anmaya çalışıyorum.
90'ların en önemli en güçlü yönetmenlerinden bir tanesi olan Michael Mann.
Şimdi Michael Mann'i tanımıyor olabilirsiniz.
Hani bir 10-15 yıldır çok fazla böyle adı sinema haberlerinde sinema gündemlerinde geçmiyor.
Ancak çok önemli bir yönetmendir.
Çok güçlü bir yönetmendir.
Dediğim gibi hani bilmiyorsanız tanımıyorsanız hemen size şuradan onu hatırlatayım.
Mutlaka biliyorsunuzdur ki yine sinema tarihinin en büyük en güçlü oyuncularından iki tanesi olan Al Pacino ve Robert De Niro 1995 tarihli The Heat filminde ilk kez
karşı karşıya gelmişlerdi.
Ondan önce Baba filminde birlikte oynamışlardı ancak hani bir tanesi Vito Caglione'nin gençliğini bir tanesi de Michael Caglione'nin yetişkinliğini.
Oynadığı için bu iki oyuncu karşı karşıya gelmemişti o filmde.
Michael Mann'in The Heat filminde karşı karşıya gelip hatta bir masaya oturup kahve içmişlerdi.
İşte o sahne sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden bir tanesiydi.
Hala böyle caps'leri falan yapılıyor hatta işte Pacino'ya da denir söz konusu olduğunda.
O sahneden ve The Heat filminden tabii mutlaka bahsediliyor.
İşte o filmin yönetmeniydi Michael Mann.
Onun dışında tabii çok iyi filmleri var 2000'li yıllara kadar yaptığı 90'larda ve 80'lerde.
Ancak işte 2005'lerden sonra falan hani üretmeye devam etti ama çok da önemli filmler yapmadı.
Birkaç vasat film yaptı ve aynı zamanda bir yapımcı olduğu için hani tam bir sinema insanı hani sadece yönetmen değil.
Yapımcı olduğu için de yönetmenlik kariyerini biraz ara vermiş gibi oldu falan.
Ancak gördüğümüz kadarıyla Michael Mann geri dönüyor.
Michael Mann neyle geri dönüyor?
Ferrari filmiyle geri dönüyor.
Bu gerçekten çok önemli bir haber bence.
Çünkü... Ferrari zaten hani tabii önemli bir firma otomotiv dünyasının gelmiş geçmiş en büyük firmalarından bir tanesi.
Ve tabii ki Ferrari'nin sahibi kurucusu Enzo Ferrari'nin hayatını anlatacak film.
Ferrari firmasını anlatacak, otomobillerini anlatacak.
Ve Enzo Ferrari'yi ise filmde 50'li yaşların sonundaki halini izleyeceğiz biz.
Ve yine yakın dönemin en parlak, en güçlü oyuncularından bir tanesi olan Adam Driver oynayacak.
Ve Adam Driver şu an 40 yaşına yeni geldi diyebiliriz.
Şimdi bir Enzo Ferrari'yi oynayacak.
Adam Driver'ın Enzo Ferrari'yi oynadığı bir fotoğrafı basına sızdırıldı.
Bütün sosyal medyada falan hemen patladı olay.
İşte Michael Mann geri dönüyor.
Ferrari filmiyle ve Enzo Ferrari'yi de Adam Driver oynayacak diye.
Bu çok güzel bir haber.
Umarım Michael Mann'in o 90'lı yıllardaki karizmasını, o çok hayran olduğumuz Michael Mann sinematografisini ve seçkin bir filmi diyeyim en azından.
Merakla bekleyeceğiz. Genellikle Michael Mann çok büyük filmler yapar.
Yani bol miktarda oyuncu, bol miktarda set, işte hani yüksek bütçeli vs.
böyle. Ondan dolayı Ferrari'nin çok güçlü ve hani yılın en önü çıkan 2023'te filmlerinden biri olacağını tahmin ediyorum diyeyim şimdiden.
Bunu müjdelemiş olayım. Siz de takipte olursunuz eğer ilginiz varsa.
Hani bu tip filmlere, Ferrari'ye ve Michael Mann'e.
Haftanın üçüncü haberi aslında geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim.
Avatar'ın ikinci bölümü The Way of Water Suyun Yolu filmi Aralık ayında gösterime girecek demiştim.
Ancak ondan önce hem James Cameron hem yapımcılar ta 2009 yılında gösterime girmiş olan Avatar'ı tekrar gösterime soktular.
Hani büyük efsaneyi sinema tarihinin en çok izlenmiş filmi olan Avatar'ı hani de bir hatırlatalım diye Avatar filmini tekrar gösterime soktular demiştim.
Film ne kadar izlendi biliyor musunuz?
2,5 milyonu geçti Türkiye'de.
Şimdi bakınız zaten tüm dünya tarafından izlenmiş bir efsaneye dönüşmüş filmi yapımcılar tekrar gözlerime sokuyor.
Ve yılın en çok izlenen filmlerin listesinde daha şimdiden giriyor Avatar.
Hani bu nasıl bir güçtür, nasıl bir sevgidir.
Bazı sinema severler, sinema yazarları Avatar'ı kötü yönde de eleştirmişler.
Hatta kötü yönde eleştirmeyi bir kenara atıyorum.
İyi bir film değil diyenler olmuştu Avatar için.
Ben de diyorum ki ya lütfen yapmayın yani sevmiyor olabilirsiniz kimsenin zevkine hani sinema anlayışına kabullerine ya da tabii ki eleştirilene saygımız var yorum yapamayız ancak.
Bu kadar zaman sonra 13 yıl sonra tekrar gösterime giriyor bir film.
2,5 milyon kişi tabii şimdi geçmiştir yani belki 3 milyon olmuştur birkaç gün önce bakmıştım.
3 milyona doğru gidiyordur diyeyim ya da en azından.
Hani insanlar hani o kadar çok sevini var ki koşa koşa Avatar'ın o enfes görselliğini, o eşsiz, o renklerini, o tabiatını, o yaratılmış devasa dünyayı tekrar beyaz perdede
deneyimlemek isteyen hani Türkiye'de bile 3 milyon insanın olması gerçekten...
sarsıcı bir şey bence.
Saygı uyandırıcı bir şey.
Tahmin ediyorum ki Avatar tekrar sinema tarihinin en çok izlenen filmleri listesine zaten kesin girecektir de devam filmi diyorum.
Way of Water'ı diyorum.
Zaten girecektir de yüksek olasılıkla Bir numaraya da çıkacaktır.
Bunu elbette tabi sinematristle konuşacağız, hatırlatacağız.
Avatar'ın devamını mutlaka konu edeceğiz zaten.
Ama dediğim gibi şimdiden söylüyorum çok yüksek olasılıkla Way of Water sinemataryanın en çok izlenen filmi olacaktır diye tahmin ediyorum.
İlerleyen zamanlarda bu konuya tekrar döneriz.
Evet bu haftanın sinema gündeminden size değerlemeye çalıştığım haberler bunlar.
Gelelim şimdi Athena'ya.
Athena o kadar çarpıcı, o kadar güçlü bir film ki.
Hemen size kabaca filmden bahsediğim Romain Gavras yönetmeni.
Fransız bir yönetmen. Daha önce birkaç filmi var.
Hani adını duyduğumuz bir yönetmen.
Ancak bu kadar sarsıcı, bu kadar güçlü bir proje yaptığını en azından ben görmemiştim.
Film bir aksiyon drama diye geçiyor aslında.
Hani tür olarak aksiyon dram ve hani suç öyküsü olarak sınıflandırabiliriz.
Ancak biraz daha böyle hani bir alt tabakaya indiğimizde biraz daha detaylı incelemeye çalıştığımızda tam bir kaos filmi olduğunu görüyoruz.
Hemen öyküsünden kısaca size bahsedeyim.
Fransa'nın daha çok Arap Müslüman hani göçmenlerinin hani bir kısmı Müslüman nüfusun yaşadığı bir banliyosunda bir kenar mahallesinde diyeyim polis şiddeti.
Söz konusu. Ve bu polis şiddetinde en son çok küçük bir çocuk öldürülüyor.
Bununla ilgili video görüntüleri falan var ama o polislerin kim olduğunu halka öğrenemiyor.
Devlet bununla ilgili açıklama yapıyor.
Biz o polislerin peşindeyiz.
Gerekeni yapacağız. Suçlu polisleri cezalandıracağız vs.
diye açıklama yapıyor devlet.
Ancak o mahallenin sakinleri bundan pek ne ikna olmuyorlar.
Şimdi burada bir virgül koyuyorum.
Şimdi bu açıklamayı yapan kişi.
Bir polis ve söz konusu ölen çocuğun abilerinden bir tanesi.
3 tane abisi var bu çocuğun.
Yani 4 kardeşliği.
Hani bir ailenin diyelim hani o çocuklarının öyküsü aynı zamanda.
Baş karakterler bunlar. Şimdi ortanca kardeş polis ve tabii ki polis güçleri söz konusu açıklamayı hani kardeşi ölen polise yaptırıyorlar.
Gayet anlaşılır biçimde.
Hani bu polis tabii ki çok üzgün.
Tabii ki çok öfkeli. Ancak neticede bir polis ve işin kanun tarafında.
Kanunun karşısındaki tarafta.
Bu polisin bir küçük kardeşi var daha genç bir çocuk ve o ne polise ne abisine yani hiç kimseye devlete mevlete hiçbir şekilde inanmıyor güvenmiyor.
Ve bu açıklama yapılırken karakola koskoca bir böyle molotof kokteyli atıyor ve bir anda ortalık cehenneme dönüyor.
Ve hani kendi banyosuna dönüyor kendi yuvasına dönüyor diyeyim mahallesine dönüyor.
Ve orada hani koskoca bir orduya dönüşmüş ayaklanma.
Ekibi diyeyim hani bu çocuğun çevresindeki dostları, arkadaşları bir artık mahalle olarak ayaklanmışlar devlete karşı.
Gidip karakola yıkıyorlar, yakıyorlar.
Hadi gelin bakalım savaşalım diye bir isyan başlatıyorlar.
Şimdi kabaca öykü böyle ama ilk 10 dakikasını anlattım yani en fazla.
Ama öykü aslında filmde gerçekten yönetmenin de dile getirdiği gibi ikinci planda.
Çünkü filmin sinematografisi, anlatım biçimi, üslubu...
O kadar çarpıcı, o kadar güçlü ki.
Hani buna mezer filmler hiç yok demeyeyim ama filmin öne çıkan tarafı ne biliyor musunuz?
Şöyle. Filmde çok çok çok uzun plan sekanslar var.
Plan sekans ne demek? Hani kamerayı çalıştırıyorsunuz ve dakikalar boyunca hiç kesmiyorsunuz.
Sanki siz hani kamerasınız.
Yönetmen kamerayı izleyici olarak algılar, izleyicinin yerine koyar.
Bizi kamerayla...
Bir tutup olayları bize deneyimletmeye çalışır.
İşte ortada hiç kesme olmayınca, hiç açı değişmeyince, kurgu vesaire hiçbir şey olmayınca o kameranın yerinde de biz varız ya olayı resmen gerçek zamanlı ve bir oradaymış gibi
deneyimliyoruz.
Hani deneyimlediğimiz olay böyle basit bir olay olsa hadi neyse diyeceğim çok çarpıcı olmaz diyeceğim ama tam anlamıyla gerçekten bir kaos ortamına soktuğu için yönetmen kamerayı ve izleyiciyi gerçekten...
Benzerine zor rastladığımız bir kaosun içerisinde yer alıyoruz.
Kamera kilometrelerce hareket ediyor.
Patlamalar, silahla çatışmalar, yanan devasa binalar, ölen insanlar.
Öyle bir kaosun içerisindeyiz ki gerçekten insan inanamıyor.
Film bu açıdan çok güçlü.
Yani gördüğüm gerçekten en güçlü örneklerden bir tanesi.
Bazen böyle hani yönünüzü kaybediyorsunuz.
Kim öldü kim kaldı.
Hani tamamen bir karmaşa ve dediğim gibi kaos ortamı.
Gerçekten Athena filmi inanılmaz bir görsel deneyime davet ediyor izleyicisini.
Filmin öyküsü ya da vardığı nokta hani bazı detayları biraz eleştirildi.
Mesela filmin finali beğenilmedi.
Şöyle olsaydı daha iyi olurdu.
Hiç de ikna edici değil. Hani finali beğenmedik.
Hani o kadar güzel bir yapı kurdun yönetmen.
Olayı buraya mı vardırdın yapmaya gibilerinden böyle eleştiriler gördüm ancak.
Ben aslında bu fikirlere tam da katılmıyorum.
Bence filmin finali de iyi.
Elbette daha iyi olabilir. Hani finalde zaten bir sürpriz falan var.
Hani biraz beklenmedik noktalara gidiyor olay böyle.
Filmin ortalarında tabii twistler, böyle bir dönüşler, hiç beklenmedik gelişmeler oluyor falan.
Hani bir şekilde film öyküsünü besliyor.
O açıdan ben filmin sıkıntısı olduğunu düşünmüyorum.
Dediğim gibi elbette daha iyi noktaları evrilebilir de ancak bütün bunları bir kenara atalım.
Sadece hani o... kesintisiz çekimleri, o kaos ortamını, o patlamaları, o havai fişekleri, o karakterlerin zaten hani içerisinde bulunduğu durumları hani iç çatışmalarını tabii aynı
zamanda dış çatışmalarını görebilmek için Athena filmini hani gerçekten kesinlikle görmenizi öneriyorum.
Çok sarsıcı bir film ve çok iyi bir film.
Şimdi şöyle de bir durum var filmle alakalı.
Şimdi biliyorsunuz Amerika'da siyahi ayrımcılıktan dolayı, polis şiddetinden dolayı vs.
çok ciddi bir polis düşmanlığı ya da...
muhafazakar kitlede de tabi bir siyahi hani azınlığa karşı duyulan bir muhafazakar hani antipati diyeyim hep var her zaman var zaman zaman olaylar patlıyor hani biraz gündeme geliyor biraz arka plana düşüyor falan ama
bu durum hiçbir şekilde bitmiyor işte bu Amerika'daki gündem de aslında bize başka bazı ülkelerdeki ayrımcılıkları ya da muhafazakar görüşleri de biraz unutturuyor gibi bir durum oluyor.
Fransa aslında Amerika'dan da daha bu konularla meşgul olmak zorunda kalan bir ülke.
Fransa'da çok fazla Müslüman nüfus var.
Çok fazla Afrikalı göçmen var.
Ve oradaki muhafazakar kitle ve göçmenler arasında da her zaman çok ciddi bir tansiyon ve gerilim var.
O açıdan da o kadar tartışmalı bir noktaya da parmak basıyor ki aslında.
Hani o görsel tarafını, o güçlü sinematografisini diyelim bir kenara atarsanız.
Film tematik olarak çok önemli noktalara dokunuyor.
Çok önemli tespitler yapıyor.
Nefis anlar, karakterler, tartışmalı tiplemeler karşımıza getiriyor.
Yani neresinden bakarsanız ister görsel olarak ister de tematik olarak çok güçlü ve çok sarsıcı bir film olmuş Athena.
Ve ben son olarak şunu söyleyeyim.
Hani Athena ile ilgili şöyle bir yorum yapmak istiyorum ki.
Benim hani Athena'yı tanıtma yöntemim aslında biraz da bu.
Hani şimdi sinemanın en güçlü ülkesi.
Dünyadaki en fazla hani işte film üreten, en çok konuşulan vesaire sinema ülkesi deyince aklımıza neresi geliyor?
Tabii ki Hollywood geliyor. Amerika geliyor değil mi?
Evet. İşte İtalyan sineması çok önde.
İşte Alman sineması, İspanyol sineması güçlüyü.
Son 10-20 yılda Kore, Çin, Uzakdoğu çok güçlü geldi.
Böyle Amerika'yı geçti falan dedik ama.
Ben diyorum ki Fransa sineması arada bir ne der biliyor musunuz?
Hani der ki arkadaşlar sinemayı kim buldu hatırlıyor musunuz?
Sinemayı biz bulduk.
Sinema bizim. Hani bunu hatırlamanızda fayda var.
Deyip muhteşem bir film ortaya çıkarır.
Ara ara olmuştur yani böyle birkaç yılda bir.
Fransa'nın ne kadar güçlü, ne kadar önemli ve aslında sinemayı bulan, ortaya çıkaran ve dünyaya hediye eden ülke olduğunu hatırlatan bazı Fransız filmleri olur.
İşte Athena bunun son örneği bence.
Gerçekten hani herkesin, tüm sinema ülkelerinin, tüm yönetmenlerin böyle bir adım genere çekilip...
Anteplomim demek istedim böyle Fransa'ya hani...
hürmetlerini sunması gereken bir film olarak görüyorum ben Athena'yı.
Tüm dünya sinema severlerinin ya da sinemacılarının diyeyim.
O kadar güçlü bir film, o kadar iyi bir film.
İzlemenizi öneriyorum. İncelemenizi öneriyorum.
Bunun üzerine zaten internette de birçok şey de var.
Hemen incelemeler yazıldı.
Diyorum işte Twitter'da falan patladı.
Ekşi Sözlük'te üzerine birçok şey söylendi.
Letterboxd'da, Critical.com'da, IMDB'de puanlar gayet yüksek.
Diyorum hani başka birçok film var tabii şu an gündemde konuşulan.
Ama bir yandan da bu hafta Athena'nın yanına başka bir iki film daha koyacaktım.
Athena'yı gerçekten tek başına anmak istedim.
Dediğim gibi çok değerli, çok güçlü bir film ve Netflix'te şu an gösterimde.
Hararetle izlemenizi öneriyorum diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
