
Haftanın Sinema Gündemi, Kerr ve Wakanda Forever
17 Kasım 2022 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündemini, Türkiye'nin oscar aday adayı Kerr filmini ve haftanın gişe şampiyonu Wakanda Forever'ı konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Çoğunlukla oyuncularla ilgili ve bazı da çok da heyecanla beklenmeyen projelerle ilgili haberler dönüyor ortalıkta.
Ve aslına bakarsanız Hollywood'un içerisinde bulunduğu bu sıkıcı durum bu.
Proje üretme sıkıntısının yansıması öyle bir seviyeye geldi ki artık neredeyse gündemde olan yakın zamanda gösterime gireceğini duyduğumuz filmlerin hemen hemen hepsi daha önceden
bildiğimiz projelerden, bildiğimiz oyuncuların yeni projelerinden hatta devam filmlerinden, yeniden çevrimlerden oluşuyor.
O nedenle hani hep diyoruz ya yeni film yok, iyi film yok, istediğimiz filmler gelmiyor falan.
Gerçekten sinema severler olarak büyük bir sıkıntı içerisindeyiz.
Hani ne yapacağız? Başka taraflara, başka ülkelere, başka bölgelere yüzümüzü dönüyoruz.
Oradan gelen projelerle ilgili...
Ciddi eleştiriler söz konusu oluyor.
Hani uzun yıllar boyunca Hollywood'la, Hollywood filmleriyle, gişe filmleriyle ya da bunların tam zıttında yer alan böyle hani Fransız filmi, sanat filmi, sıkıcı film.
Evet ben bunları seviyorum. Tarkovski seviyorum.
Heneke seviyorum. Tayfasının çok böyle ilgi gösterdiği ya da kutsadığı filmlerin beslediği alandan biz de beslenmişiz.
Hani belli alanlardan böyle bir hani sinema algısı, sinema sevgisi, zevki oluşturmuşuz.
Bu kalıplara çok da uymayan filmler.
Filmleri de kolaylıkla kabullenemiyoruz.
Ondan dolayı sinema severler olarak yakın zamanda son dönemlerde ciddi bir kısırlık sendromu içerisindeyiz.
Valla ne olacak hani bu iş nereye varacak?
Yakın zamanda böyle bizim farklı film türlerini, farklı bölgeleri, farklı sinemasal akımları, türleri seven farklı grupları böyle bir çatı altında toplayıp da böyle herkesin ilgisini çekip...
Hani böyle sinema severleri bir sarsacak bir proje bir türlü gelmedi diyebiliriz.
Hani en son neydi bu 90'lı yılların sonunda falan işte Matrix, Fight Club falan tayfası böyle herkesin ilgisini çekmişti galiba.
Herkesin beğenisini cezbetmişti.
Uzun süredir şahsen ben hani gündemi mümkün olduğunca yakından takip eden biri olarak bir türlü...
Tüm sinemasal hani grupları diyeyim tüm sinema severleri bir çatı altında toplayan bir filme bir türlü rastlayamadığımızı görüyorum.
Çok üzülüyorum gerçekten bundan dolayı.
Yani daha da gruplaşıyor böyle sinema dünyası.
Daha da ayrışıyor. Herkes kendi alanında böyle keyfince takılıyor.
Hani her yılın sonunda bu yılın en çok sevilen filmleri falan diye özetliyorum.
Size özetlemeye çalışıyorum. Gündemi bir tutmaya çalışıyorum.
Hani bunların da hemen hemen her biri belli alanlara sahip filmler oluyorlar.
Bunun üzerine zaten ayrıca bir sohbet...
Evet gerçekleştirmek istiyorum. Bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.
Şimdilik bu haftanın gündemine dönmeye çalışalım.
Bu haftanın en büyük gündemlerinden bir tanesi bence haberlerinden diyeyim aslında bir tanesi.
Yine bahsettiğim konu eski mitlerin, eski serilerin, eski sinemasal hani artık olgu haline gelmiş serilerin devamı ile ilgili açıklamaların olmasıydı.
Ve Warner Bros ile Harry Potter serisini devam ettirmek istediğini açıklamış.
Şimdi bu o kadar sıkıntılı ki.
Hani Roaring'in hani malum tabi romanları işte bestseller olduğu en çok satın olduğu kıyamet gibi ortalık Harry Potter diye patladı gitti 2000'li yıllarda.
Hani seri bitti neticede bir şekilde efsanenin sonu gelecekti ve geldi.
Onun üzerine Fantastik Canavarlar diye bir seri yapıldı.
Şimdi o da çok tutmadı açıkçası.
Bence hiçbiri kötü filmler değildi ama yine de o Harry Potter serisinin o heyecanını o hevesini o fantastik dünyasını tam olarak inşa edememişti.
Aynı evrenin devamı olmasına rağmen.
Yüce yakalayamamıştı. Şimdi hani başka bir seriyle devam edeceğiz falan diye.
İşte Rowling de bunun üzerine bir şeyler yapmak yazmak istiyormuş falan.
Valla bence boşa çaba.
Harry Potter'ın ki ben hani artık 40 yaşımı geçmişsin.
Sinema severim. Çok uzun yıllardır sinemayla çok yoğun biçimde ilgileniyorum ki.
Hani yaşıma ya da başka bir dönemin sinema severi olmama rağmen ben Harry Potter'ı çok sevmiştim.
Çok seviyorum. Hani hala ara ara böyle tekrar izliyorum yani filmleri.
Seviyorum o evreni. Çok kendine has bir dünya oluşturduğunu düşünüyorum.
Ancak artık hani bitti ve yapmayın uğraşmayın diyorum.
Bundan sonra hiçbir şeyim Harry Potter'ın devamı olarak karşımıza gelen hiçbir şeyin o duyguyu o dokuyu yakalayamayacağına inanıyorum.
Ama yine de tabii ki çok böyle öngörülü olmaktan hoşlanmam.
Hadi bakalım yapsınlar gelsin karşımıza.
Biz de izleyelim bakalım nasıl bir şey çıkacak yorumlarımızı o zaman yapalım diyorum.
Şimdi bu hafta iki tane filmden bahsetmeye çalışacağım.
Bir tanesi zaten malum şu an gişedeki en büyük film olan Wakanda Forever.
İkincisi de pek az kişi hani duymuştur bilmiştir izlemiştir yüksek olasılıkla ama aslında bence önemli bir film.
Türkiye'nin bu yılki Oscar aday adayı Tayfun Pirselimoğlu'nun Ker filmi.
Mubi'de gösterimdeydi. Hala gösterimde bildiğim kadarıyla.
Ben Mubi'den izlemiştim zaten. Bir süredir onun üzerine konuşmak istiyordum.
Bir türlü fırsat olmamıştı. Bu hafta biraz da ondan bahsetmek istiyorum.
Bir de küçük bir not düşeceğim.
Beni üzen bir durum. İki hafta önce size bundan bahsetmiştim.
Bandırma Füze Kulübü filmi bence yakın zamanın önemli filmlerinden bir tanesiydi.
Hem Mustafa Usta Türkiye'nin büyük güçlü önemli yapımcılarından bir tanesinin...
Yani yaptığı bir filmdi.
Hem de Ömer Faruk Sorak çok Türkiye'nin önemli yönetmenlerinden bir tanesidir.
Nadir formalist diyebileceğimiz hani görselci, üslupçu diyebileceğimiz yönetmenlerinden bir tanesidir.
Aynı zamanda... O zaman da söylemiştim filmin senaristlerinden bir tanesi benim çok yakın arkadaşım Ayberk yazdı filmin ilk draftını.
Tabi bir ekibin elinden çıkmış bir proje önemli bir proje olduğu için Bandırma Füze Kulübü'nü izleyip size anlatacağım demiştim.
Ancak bir hafta bazı böyle aile ve özel meselelerden dolayı işte evde misafirler vardı falan gidemedim ilgilenemedim.
Geçen hafta da gerçekten çok...
Kötü durumda hastaydım yani.
Bütün hafta sonu yattım falan. İzleyemedim.
Dedim ki zaten ya Bandırma Fize Kulübü büyük proje.
Ne bileyim 1-2 ay falan gösterimde kalır dedim.
Erteledim. Ancak ne yazık ki film gösterimden düşmüş.
Ya demek ki ilgi görmedi, sevilmedi diye bir açtım baktım Box Office'de.
120 bin falan gibi bir rakam izlenmiş gördüğüm kadarıyla.
Bu çok düşük bir rakam bence yani öyle bir proje için.
Hani çok mu kötüydü acaba dedim.
İnternette şöyle bir kabaca baktım.
Öyle çok kötü olduğuna dair de pek fazla yorum görmedim.
Genelde ha işte iyi fena değil.
Hani bence gayet iyi ben çok sevdim falan diyen sinema severler olmuş.
Ondan dolayı hani Bandırma Füze Kulübü'nün galiba konu mu hani insanların ilgisini çekmedi bilemiyorum şimdi.
Tam olarak neden film. Filmin hani gişede çok da başarılı olmadığını ama tabii o film yine para kazanacaktır mutlaka.
Dijital platformlarda, farklı ortamlarda mutlaka izleyiciyle buluşacaktır bence.
Yine değerli bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Hani izleyemedim. İyi kötü üzerine yorum yapamayacağım ama hani gişeden çabuk düşmüş ne yazık.
Diyorum izlediğim zaman onun üzerine de bir şeyler söylemeye çalışacağım size.
Şimdi önce Ker'den bahsetmeye çalışayım.
Ker diye uzatmak gerekiyor.
2R ile filmin adı.
Şimdi Tayfun Pirselimoğlu uzun yıllardır sinema yapan artık böyle olgunlaşmış.
Hani kendi en azından alanında usta sinemacı diyebileceğimiz yönetmenlerden bir tanesi.
Ben bugüne kadar 3 tane filmini izledim.
Hani filmleri zaten çok yaygın gösterime girmiş filmler değil.
Biraz böyle kendi alanında takılan yönetmenlerden bir tanesi Tayfun Pirselimoğlu.
Şimdi Ker filmi...
gerçekten iyi ya da kötü gibi değerlendirmek istemiyorum.
Çok böyle kendine has bir film.
Çok ilginç demeye de çok dilim varmıyor.
Gayet de bildiğimiz bir alana ait.
Gayet bildiğimiz hani formül demeyeceğim ama bildiğimiz bir doku.
tavır ve içerik barındıran filmlerden bir tanesi.
Son derece imgesel, son derece alt metinli bir film.
Yani üstte neredeyse hiçbir şey yok desem yeridir.
Çok böyle basit kabaca bir öyküsü var.
İşte orta yaşlarda babası vefat edip kasabasına gelip babasını defneden bir adamın uzun yıllarda da kendi yaşadığı kasabaya gelmiyor anladığımız kadarıyla.
Filmde zaten kasabanın adı hiç anılmıyor.
Filmin çekimleri Kastamonu'nda yapılmış bildiğim kadarıyla.
Hani kasaba adı yok. Böyle hani tamamen sanki böyle fantastik sanki hani bilinmez bir kasabada son derece böyle sarmal baş kahramanı psikozlara sokan garip karakterlerin var olduğu.
İnsanların sürekli bir şeyler söylediği ama söylediklerinin dışında bir şeyleri kastettiği.
Böyle son derece gizemli bir öykü tamamen alt metne hizmet eden.
Her repliğin, her olayın, her çekimin, her böyle dokunun, duygunun, anın ve filmin tabii tamamının da bir alt metne hizmet ettiği ve biraz da aslında hani o alt metinden herkesin
kendisine göre bir şeyler çıkarabileceği bir film.
Birçok kişiye göre... Böyle babalar gibi çok net bir sanat filmi.
Ne anlattığı birçok kişi hani filmi böyle adlandırabilir ya da özetleyebilir.
Ne anlattığı belli olmayan bir film.
Şimdi bunu iyi ya da kötü anlamda söylemiyorum.
Kendi adıma söylüyorum. Ben böyle filmleri hani bir sinema severi olarak neredeyse hiç sevmem.
Hatta neredeyse böyle uzak durmaya çalışırım.
Ancak sinema yazarı ya da sinema incelemecisi...
Bir kişi olarak bakarsam ise filme hiçbir şekilde kötü diyemem.
Kendi içerisinde son derece bütünlük barındıran, bir tarzı olan, bir tavrı olan, kendi amacına ulaşmış bir film gibi göründü bana.
Zaten dediğim gibi Tayfun Pirselimoğlu yılların yönetmeni artık üslubunu, tarzını arayan, biraz daha yeni yetme, işin başında olan bir yönetmen olmadığı için ne istediğini bilen bir yönetmen olduğu gerçekten filmin
her anından anlaşılıyor.
Ama ne anlattığı belli mi?
Bence çok da belli değil.
Herkes farklı farklı şeyler çıkaracaktır filmden.
Hani bu aranan, istenen bir şey midir?
Tabii o tartışmalı.
Hani bu görüşte olan sinemacılar, sinema yazarları, sinema severler var.
Hani ben bir şey yaptım ortaya koydum.
İsteyen istediğini alsın deniyor birçok kişi tarafından.
Ama şahsi fikrimi söyleyecek olursam dediğim gibi ben bu filmleri hiçbir şekilde sevmiyorum.
Benimsemiyorum, benimseyemiyorum.
Ama dediğim gibi ben bu fikirde olduğum için böyle filmlere kötü demeye bilim varmıyor.
Bu üsluba, bu tavra, bu yaklaşıma eğer meyilli ve istekliyseniz Carrie seveceksinizdir diye düşünüyorum.
Ondan dolayı kendi alanında başarılı bir film olduğunu düşünüyorum.
Ama bense çok iyi bir film olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü temel olarak ne anlattığını ben dürüstçe söylemek gerekirse filmi izledim.
Ama ne anlattığını bilmiyorum.
Ben anlayamadım.
Anlayabilen arkadaşları da tebrik ve takdir ediyorum buradan.
Filmle sıcak bir bağ kurabilen sinema severleri de hani gani gani buyurun arkadaşlar filminizi izleyin istediğinizi anlayın ve mutlu olun diyorum.
Eleştirmiyorum da bir şey de söylemiyorum artık bunun üzerine de nasıl bir fikirde olduğum herhalde anlaşılmıştır.
Wakanda Forever'dan bahsedeceğim.
Bir anlamda ortalama bir film diyebilirim.
Marvel aleminin hani ortalamasını tutturan filmlerden bir tanesi.
Genel olarak zaten çok büyük bütçeli bir film.
Hani teknik olarak işte oyunculuk olarak efektleri falan filan hani koskoca bir film.
Bir de zaten hani Wakanda Forever diğer birçok Marvel filmine göre çok daha uzun çok daha büyük bir film olmuş.
Yani ölçekli bir film olmuş. 2 saat 40 dakika çok fazla oyuncu var.
Çok fazla set var. Fazla ekip var.
İşte kostümü efektleri falan diyorum hani teknik olarak ölçek olarak çok büyük bir film.
Bir kere öncelikle şunu söyleyeyim.
Bence film o 2 saat 40 dakikalık süresini dolduramamış.
bu kadar büyük bir film olmasına gerek yokmuş.
Yani hani ortalama gişe süreleri diyebileceğimiz işte 100 dakika, 120 dakika, 140 dakika öyle bir süreye sahip olsaymış bence daha iyi olurmuş.
Biraz fazla uzun bir film.
Ancak hani neden böyle?
Tabii ki burada da Chadwick Boseman'a lafı getireceğim ben.
Esas Black Panther olarak tanıdığımız karakteri canlandıran siyahi oyuncu genç yaşta ne yazık öldü.
Çok üzücü bir şey. Röportajlarından gördüğümüz kadarıyla ya da yakında söylenenlerden duyduğumuz kadarıyla harika bir insanmış.
İyi bir oyuncuydu zaten. Parlak bir oyuncuydu.
Parlak yeni nesil bir yıldızdı.
Çok daha iyi işler yapacaktı mutlaka.
Ancak tabii bu hem Marvel alemini hem Hollywood'u hem de sinema severleri.
Üzmüş bir durum ne yazık ki tabii ki.
İşte film de zaten eski başrol oyuncusunu, eski kara panterini kutsamak için zaten bu kadar büyük bir ölçeğe ve uzun bir süreye sahip olmuş.
Resmen film... Hem ilk film üzerine hem de Chadwick Boseman üzerine, Kara Panther üzerine, Wakanda'nın kralı üzerine inşa edilmiş bir film olduğu için bu kadar ölçekli ve güçlü olmuş.
O kutsama eski krallarının üzerine çok fazla şey olması filmde kötü değil, güzel.
Bazı anlarda benim gözüm bile yaşardı gerçekten.
Çok duygulu bir film olmuş. O açıdan çok güzel olmuş.
Çok başarılı. Ona söyleyecek hiçbir şey yok.
Ancak filmin oyuncu seçiminin ben kastının çok problemli olduğunu düşünüyorum aslına bakarsanız.
Neden? Şimdi birincisi filmde Shuri diye bir karakter var.
Letitia White'ın oynadığı çok hoş, çok tatlış bir kadın gerçekten.
Çok iyi de bir oyuncu bence.
Black Panther'ın yani Wakanda'nın hani kralının kız kardeşiydi.
İlk filmde de ve diğer Marvel filmlerinde de vardı zaten.
Hani o biraz kralın tahtını bir anlamda devralıyor gibi bir durum.
Daha doğrusu Black Panther'ı devralıyor gibi bir durum var ama aslında tabii ki krallığın kraliçesi yani Black Panther'ın annesi Ramonda diye bir karakter vardı.
Eski filmlerde de vardı zaten.
Angela Bassett'ın canlandırdığı bir karakter bu.
Zaten Angela Bassett harika bir kadın, harika bir oyuncu ve filmde harika zaten.
Zaten hani oğlu öldüğü için tekrar krallığı hani kraldan tekrar geri alıyor kraliçe.
O yönetmeye başlıyor falan ve hani çok karizmatik gerçekten.
Filmde Birleşmiş Milletlere giydirdiği bir sahne var.
O kadar güzel ki o kadar karizmatik ki.
Yani direkt şöyle bir şey hissettim.
Hani karşısında Putin ya da Trump gibi böyle baskıcı böyle gıcık hani.
çok böyle bir anlamda despot liderler bile olsa onlara bile böyle sapasağlam giydirip bütün karizmalarını çizecek bir karizmayla karşımıza geliyor filmde.
Çok güzel, çok harika. Tabi burada bir parantez açayım.
Hani eski bölümlerde de bundan bahsetmiştim.
Hollywood'da bir siyahi pozitif ayrımcılık var artık zaten.
Birçok açıdan iyi ki var elbette ancak bunun üzerine de şüpheli bir sürü durumlar var.
Hollywood bundan prim yapıyor da aslında siyahi kitleye hala Amerika'da nasıl ayrımlar yapılıyor, nasıl şiddet uygulanıyor falan biliyorsunuz.
Derin bir sürü politik altmetin var orada zaten.
İşin o tarafı güzel yani. siyahi filmlerin siyahi karakter, hani bu filmde de hiç neredeyse beyaz karakter yok.
Karakterlerin çok büyük çoğunluğu siyahi.
Bu anlamda siyahi sinemanın işte onore edilmesi, siyahi oyuncuların karşımıza gayet güçlü figürler olarak falan gelmesi elbette politik olarak hoşumuza gidiyor.
İşte Angela Bassett'ın Birleşmiş Milletler'de geniş salona böyle hani işte Fransa'ya falan sağa sola çok sağlam bir karizmayla böyle ortama girip de giydirmesi gerçekten çok çok
hoşuma gitti benim. Filmdeki o sahne o Angela Bassett'ın karakteri karizması falan inanılmaz iyi.
Gerçekten çok iyi. Hani iyi demiyorum.
İyinin ötesinde. Çok güçlü.
Angela Bassett de filmde harika zaten gerçekten.
Ancak hani kasttan oyuncu seçiminin çok da iyi olmadığından bu konuya gelmiştim.
Ancak işte Letitia Wright dediğim o Black Panther'ı devralan kadın karakter bence ne yazık ki tek başına bir filmi sürükleyebilecek.
Kara panter karakterini üstlenebilecek ve mirası devralabilecek kadar güçlü bir karakter ve performans bence sergilememiş.
Kötü demiyorum ama diyorum hem Angela Bassett'ın hem de Chadwick Boseman'ın o efsanesini sürdürecek güçlü bir karakter inşa edildiğini düşünmüyorum ben.
Onun dışında... Yepyeni bir kötü adam ve yepyeni bir kötü medeniyet var filmde.
Namor diye bir karakter bir Meksikalı oyuncu.
Teno Kuerta'ymış adı.
Tam bilmiyorum daha önce bir performansını görmemiştim.
O burada kötü karakteri canlandırıyor diyebiliriz.
Pek de güçlü bir oyunculuğu kötü değil bu karakterin bu oyuncunun ama.
Filmdeki karakteri çok da güçlü değil.
Marvel evreni netice çok güçlü kötü karakterlere sahne olmuş bir dünya orası.
Burada da çok kötü karakter çok iyi değil.
Oyuncu seçimi olarak çok da güçlü oyuncularla karşı karşıya kaldığımızı ben düşünmüyorum.
Birkaç odak var. Marvel filmlerinin zaten büyük çoğunluğunda böyle bir şey var biliyorsunuz.
Saf iyi saf kötü gibi olmuyor bu filmler genelde.
Birkaç kutup oluyor. O açıdan film yeterince zengin ama yine de diğer birçok Marvel filmine göre kötü olmasa da biraz böyle ortalama olduğunu düşünüyorum ben.
Filmin teknik işçiliği iyi özellikle Wakanda'nın kültürünü diyorum müzikleri kostümleri işte şehirleri falan çok güzel bir kültür inşa edilmiş.
Kendine has bir dünya tüm görkemiyle karşımıza getirilmiş ancak filmin öyküsünün dramatik yapısının karakterlerinin falan.
Dediğim gibi çok kötü olmasa da zayıflıklar barındırdığını ve hani o genel gişe filmlerinin seviyesinde böyle ortalama.
bir noktada olduğunu düşünüyorum.
Zaten Amerika'da hemen bütçesini falan çıkarmış.
Çok yüksek hasılat rakamına ulaştı daha ilk haftadan.
Gişe lideri oldu yani Wakanda Forever.
Ondan dolayı hem Marvel dünyasına ilginiz varsa hem böyle eğlenceli, serüvenli, vurdulu kırdılı biraz böyle hem duygulu hem hani bu tip gişe filmlerine ilginiz varsa izlemenizi tavsiye ederim.
Sizi mutsuz kılacağını düşünmüyorum.
Sadece diyorum 2 saat 40 dakika olduğunu unutmayın.
İşte reklamıyla girdisiyle çıktısıyla mısır arasıyla tuvaletiyle falan 3 saatten daha uzun bir süreyi sinema salonda geçirmeyi şimdiden göze alın.
Ona göre bir zamanlama yaparak filme gidecekseniz gidin diye hatırlatmak istiyorum.
İzlerseniz pişman olacağınızı pek zannetmiyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
