
Haftanın Gündemi: Venom Son Dans ve Yalnız Kurtlar
31 Ekim 2024 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda haftanın gündemini, yakın zamanlı etkinlikleri, gösterimdeki filmleri inceledik ve şu an gösterimde olan Venom Son Dans ve Yalnız Kurtlar filmlerinden bahsettik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Tam bir spin-off üçleme Venom, Mustafa Kemal'in çocukluğunu anlatan Mustafa animasyonu şu an gösterimde.
Onun dışında Gülümse 2, Gülümse iyi bir korku filmiydi.
Onun devamı Gülümse 2 gösterime girdi.
Hem... Geçedeki durumu hem de eleştiriler iyi görünüyor.
Korku filmi severleri Gülümse'nin ikinci bölümü mutlu etmiş gibi görünüyor.
Şu an gösterimde Joker ikili delilik yılın en büyük hayal kırıklıklarından biri olsa da herhalde hala hani hastalı hayranları var diye tahmin ediyorum.
Hala gösterimde.
Ters Yüz hala gösterimde inanılır gibi değil.
Haziran ayında gösterime girmişti.
Yani artık dört ayı geçti.
Beş aya doğru geliyor diyebiliriz.
Ters Yüz 2.
Ama tarihinin en çok izlenen animasyon filmi olduğu 1.7 milyar dolar hasılat yaptı.
Çılgın Hırsız 4 yine yılın en çok izlenen üçüncü filmi konumunda halen gösterimde.
Onun dışında başka güzel filmler, ilgi çekici filmler de gösterime girdi.
Bir tanesi Monte Cristo Conto.
Monte Cristo Conto ta 1800'lerin ortasında Alexander Dumas tarafından yazılan edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük aksiyon macera romanlarından biri.
Bir tanesidir muhtemelen ve sinema tarihinde daha önce birçok kez uyarlaması yapıldı.
Birçoğu da iyi filmlerdi zaten.
Hani böyle çok klasik eserler böyle 20-30 yılda bir güncelleme yaşar.
Yani hani tamam işte 90'larda yapıldı tamam bitti.
Yok öyle değil. Yeni oyuncular işte yeni efektler yeni görsel tercihler.
Elbette sinema değişiyor farklı bir şeye evriliyor.
İşte bu evrilen sinema kendi döneminde...
Edebiyat tarihinin, sinema tarihinin klasiklerini bir tekrar güncellemeye çalışıyor böyle.
Monte Cristo Conto da hani baktım şöyle bir inceledim görebildiğim kadarıyla tamamen Fransız sinemasının bir eseri.
Yani hiç Hollywood bütçesi katkısı yönetmeni oyuncusu falan yok.
Tamamen Fransız sinemasının ortaya çıkardığı yüksek bütçeli, yüksek ölçekli, kocaman 3 saatlik bir serüven aksiyon filmi gibi göründü bana.
Henüz izleyemedim ama izlemeyi gerçekten çok istiyorum Monte Cristo Conto'nun.
2020'lerdeki güncellemesi gayet ilginç olabilir.
Notlarına falan da baktım.
Film sevilmiş gibi görülüyor.
Eğer tarihsel böyle hani aksiyon, serüven, edebiyat klasiklerini falan seviyorsanız Monte Cristo kontuna göz atabilirsiniz.
Onun dışında birçok yerli animasyon film yine sık sık karşımıza gelen.
Türk korku filmleri gösterimde yani şu an sinemanın gündeminin ve gösterimdeki filmlerinin hayli zengin olduğunu söyleyebiliriz.
Hemen yakın zamanda gösterime girecek birkaç önemli filmden daha bahsetmeye çalışayım size yani hatırlatmış olayım.
Birincisi bu yıl Cannes Film Festivali'nde altın palmiyeyi almış olan Anora filmi 1 Ekim'de gösterime girecek.
Ve yine Pedro Almodovar'ın son filmi Yandaki Oda 1 Ekim'de gösterime girecek.
Onun dışında henüz bizde gösterime girmedi ama dünyada başka birçok ülkede Hollywood'da falan gösterime girdi ve denebilir ki şu an bir rüzgar estiriyor.
Hangi film? Vahşi robot filmi Wild Robot filmi Hollywood'da ya da ilk haftada böyle 200 milyon dolar falan hasılat yaptı ilk iki haftasında falan.
Çok iyi bir animasyon film olduğu söyleniyor.
Puanlar gerçekten çok yüksek.
Yani hem IMDb'de, Letterboxd'da, Kritiker'da falan.
İnsanlar filme bayılmış gibi görünüyor.
Vahşi Robot filmini size hatırlatmış olayım.
Çok enteresan da bir konusu var gibi görünüyor.
Şimdi detaya inmeyeyim.
İlerleyen haftalarda ben filmi izlemeye çalışacağım.
Çok ilgimi cezbetti gerçekten.
Eğer filmi izleyebilirsem o film üzerine de size bir inceleme sunmaya çalışacağım.
8 Ekim'de gösterime gireceğimde hatırlatmış olayım.
Ve ondan sonraki hafta...
Hani artık aylardır artık üzerine haberlerden sıkıldığımız bunaldığımız diyeyim Ridley Scott'ın efsane projesi Gladyatör'ün devam filmi olan Gladyatör 2
gösterime girecek. 15 Ekim'de tekrar söylemiş olalım.
Beklentiler çok büyük.
Fragmanlar, haberler falan biliyorsunuz yani.
Aylardır Gladyatör 2 gündemi meşgul ediyor.
Artık yani sonuna geliyoruz.
Evet 15 Ekim'de gösterime girecek.
Geçtiğimiz haftalarda anlamadığımız Antalya Altın Portakal Film Festivali bu yıl 61.
kez düzenlendi ki bu sene biraz daha parlaktı.
Neden? Detaylı bir şekilde bahsetmiştim.
Hatta ayrı bir program yapmıştım.
Geçen yıl 60. Altın Portakal Film Festivali iptal edilmişti.
Kanun hükmünde adlı bir belgeselden dolayı hani belgesel tekrar seçkiye alındı tekrar çıkarıldı tekrar alındı tekrar çıkarıldı falan çok ortalık çok karışmıştı.
Sansür tartışmaları falan olmuştu.
Ondan dolayı geçen sene iptal edilince elbette hani bu sene biraz daha böyle hevesle istekle sahne almış olması bekleniyordu zaten festivalin.
Ondan dolayı bu sene gayet renkli geçti diyebiliriz.
Altın Portakallı Film Festivali'ni bu sene Nedim Güç'ün yönettiği Mukadderet filmi en iyi film ödülüne kavuştu.
En iyi yönetmenliği ise Ayşe filmiyle Necmi Sancak aldı.
Neyse ki bu sene iptal falan olmadı ama ne yazık ki sansür tartışmaları...
Bu senede festivale damgasını vurdu diyebiliriz.
Şöyle ki festivalin ön jürilerinden biri olan sinema yazarı Tunç Arslan ki ben sosyal medyadan da takipleşirim.
Çok uzun yıllardır tanıdığım bildiğim.
Çok da saygı duyduğum bir sinema yazarıdır.
Tuncay Aslan'ın yaptığı bir açıklama gerçekten tepki yarattı.
Tuncay Aslan demiş ki bu yılki Altın Portakal Film Festivali'ne gelen filmler için LGBT propagandasına geçit verilmedi.
Ve fonlanan sinemalara da yer açılmadı gibi bir açıklama yapmış.
Hani bu şöyle bir anlama geliyor.
Sinema sevenlerde ya da festivaller kapsamında genelde şöyle bir eleştiri var ya.
Hani festivallerde ödül almak için kendi ülkenin bir kö...
Kötülemen lazım hani illa hani Nobel'de falan da orantum için falan böyle eleştiriler yapılmış diye yani kendi ülkeni kötüle ödülü kap gibi bir formül olduğu söyleniyor ve iddia ediliyor ya.
Ve onun dışında tabii tüm dünyada da hani Netflix'in tırnak içinde başını çektiği LGBTİ propagandası var ya hani LGBTİ öyküsü anlat yine ödülü kap.
Ya da yurt dışındaki çeşitli Türkiye antipatisi olan odaklardan fon alıp da Türkiye'yi kötüleyen filmler yapıldığı üzerine de çok sayıda sohbet dönüyor biliyorsunuz.
Hani bu tip filmlerin festival seçkilerine alınıp alınmaması ile ilgili bir açıklama yapıyor yani burada Tuncay Aslan.
Bu şekilde hani kabaca açıklamış olayım bu açıklamanın anlamını ve çok sayıda sinemacı ve sinema yazarı da Tuncay Aslan'ın bu açıklamasını son derece sıkıntılı buldular.
Bu başlı başına bir salsör itirafıdır dediler hani fonlanıyorsa fonlansın veya LGBT propagandası yapıyorsa yapsın bir film.
Bu bir filmin festival kapsamına alınmasını engellememelidir.
başlığı altında değerlendirebilecek açıklamalar yaptı.
Hani ben bu kadar anlatmış olayım.
Kısaca özetlemiş olayım. Konu çok uzun.
Yani üzerine ayrıca detaylı bir program yapmam gerekir.
Daha detaylı bilgi için kısa bir Google araması yaparsanız festivaldeki bu tartışmalarla ilgili detaylı demeçlere, açıklamalara ve makalelere ulaşacaksınız.
Yani Antalya 6 Portugal Film Festivali bu sene daha renkli oldu.
Ama yine de ne yazık ki sağ sür tartışmalarından kurtulamadı.
Bir başka önemli etkinlik ise Ankara Film Festivali bu yıl 35.si düzenlenecek ve 7-15 Kasım tarihleri arasında Büyülü Fener Kızılay
sinemasında düzenlenecek olan festival bu yıl 35.si düzenlendiği için 35.
yıl özel seçkisi diye bir seçki yapmışlar.
Ömer Kavur'un Gizli Yüz filmi, yakın zamanda kaybettiğimiz Tomris Gritlioğlu'nun Salkım Hanım'ın Taneleri filmi ve Özcan Arper'in de Sonbahar filmlerinin gösterimi yapılacağı
söylendi. Ankara'daki sinema sever arkadaşlarımıza ya da o tarihlerde yolu Ankara'ya düşecek olan arkadaşlara bunu hatırlatmış olalım.
Ve son olarak da Ankara Film Festivali ile ilgili şöyle bir not da var.
Bu yılki Ankara Film Festivali'nde bir kadın filmi başlıklı bir seçki de olacak.
Şimdi küçük bir parantez açayım.
Benim şahsen bu konuda kafam biraz karışık.
Bir yandan evet bir kadın sineması, kadın öykülerini anlatan ya da kadın sinemacıların yaptığı filmlerin ayrıca ilgiyi hak eden bir sinema adası olduğunu düşünmüyor da değilim.
Ama bir yandan da böyle yani işte yönetmen yönetmendir, yapımcı yapımcıdır, yazar yazardır.
Yani kadın ya da erkek olması çok da göz önüne alınmamalı.
çok da öne çıkarılmamalı gibi bir hani fikrim ve yaklaşımım da yok değil ama diyorum böyle biraz aradayım yani hani ne bileyim böyle sinema tarihinin ilk kadın sinemacısı diye bir başlık açmışlığım vardır
mesela hani sinema tarihi dersi verirken sinema tarihi anlatırken bundan mesela ayrıca bahsettiğimi hatırlıyorum ama bir yandan da yani yani kadın ya da erkek fark etmez yönetmen yönetmendir sinema sinemacıdır diyorum ama işte
elbette bu tip hani kadın sineması kadınlara ait sinema üzerine de ayrıca başlıklar işte gösterimler, etkinlikler yapan festivalleri, etkinlikleri görünce de ayrıca hoşuma gitmiyor
da değil. Ondan dolayı bunu da hatırlatmış olayım.
35. Ankara Film Festivali'ndeki bir kadın filmi başlıklı seçkiye de ilgi duyan arkadaşlar ayrıca bir göz atabilirler.
Şimdi yakın zamanda sosyal medyada bol bol hani eminim siz de görsellerini görmüşsünüzdür.
Bir filmin ama hangi film olduğu da çok önemli değil.
Özellikle iki kişinin hatta daha da özüyle ineyim bir kişinin özel özel böyle fotoğrafları görselleri paylaşıldı.
Kim bu? Haluk Bilginer.
Neden? Çünkü yeni filminde Angelina Jolie ile başrol oynuyor.
Gördünüz değil mi? Yani mutlaka görmüşsünüz.
Twitter'da, Instagram'da falan her yerde Haluk Bilgiler'le Angelina Jolie'yi yay yana böyle Haluk Bilgiler'in bayağı ağır bir neredeyse onu tanınmayacak hale getiren bir makyajın altında Haluk Bilgiler'i gördük böyle
tırnak içinde bir gurur veriyor değil mi?
Böyle hani işte sinemamızın en güçlü en güzel oyuncularından bir tanesi hani sinemanın Bugün için en büyük oyuncularından biri olarak kabul edilebilecek Angelina Jolie ile başrol oyunu bası.
Hani birçok sinema severimizin böyle koltuklarını kabartıyor gibi görünüyor da.
Kendi adıma söyleyeyim bence...
Benim için hiçbir anlamı yok arkadaşlar.
Yani Türk oyuncularının Hollywood'da rol alması, oynaması falan tam güzel bir şey.
Yani kötü bir şey demiyorum falan ama beni çok da gururlandıran bir şey gibi gelmiyor.
Geçtiğimiz yıllarda zaten birçok oyuncumuz Hollywood'da oynamışlığı var ki Haluk Bilgiler zaten herhalde Türkiye'de en çok Hollywood'da rol almış oyuncu başka birçok projede başrolde de oynadı.
Ama çok da gurur...
kaynağı olacak bir durum olduğunu düşünmüyorum ama yine de o görselleri görmek güzeldi.
Peki hangi film? Hani filmin işte çok az anıldığını duydum ben mesela.
Tamam. İşte Haluk Bilgiler, Angelina Jolie ile Başölde.
Okey. Herkes bunun haberini yapıyor da iyi de kardeşim film ne?
Rol ne? Biraz da bundan bahsedin değil mi?
Hiç bundan bahsedilmiyor.
Hiç bunu anan yok yani.
Ya bu kadar popülist, bu kadar reklamcı olmayın arkadaşlar ya.
Biraz da sinema konuşalım lütfen.
Film ne? Ünlü opera sanatçısı Maria Callas'ın son günlerini konu alan Pablo Larraín diye bir yönetmen.
Bildiğimiz bir yönetmendir.
Onun hayatını anlatan bir film ve Haluk Beligeler de onun sevgilisini oynuyor yani.
Öyle söyleyeyim. Filmin gösterimiyle ilgili ya da öyküsüyle ilgili çok fazla detay yok.
Sadece bu görseller diyorum sosyal medyaya böyle biraz salladığı için öne çıktı gibi oldu.
Bu filmin de takipçisi olmaya çalışacağız.
Haluk Beligeler çok büyük bir üstad elbette.
Sevgimiz, saygımız sonsuz.
Eminiz ki bu rolde de nefis bir performans çıkarmıştır diyorum.
Şimdi çok... Değerli bir hani devasa bir evrenin diyeceğim aslında bu bir evren neticeli bir evren filmi.
Onun son filmi çok başarılı olmuştu.
Hangi film? Predator.
Predator ta 1989'da John McTiernan'ın yönettiği Arnold Schwarzenegger'in başrolünde oynadığı en aynısı çok güçlü, ürkütücü, korkunç bir uzaylı avcı türün örneğini
anlatan bir hem korku hem aksiyon baş karakteriydi diyelim.
Tarihte birçok Predator filmi yapıldı.
Kimisi çok iyiydi, kimisi çok kötüydü falan filan.
Çok farklı bir yolculuğu var.
Sinematristlerle ben bahsetmiştim.
Ancak yakın zamanda Ben Trostenberg diye bir yönetmen Prey adlı bir film yaptı.
Arkadaşlar bu film çok iyiydi.
Hani neredeyse ilk öncü film kadar bence iyi bir filmdi ki ben sinematristlerde 2022 yılında bu film üzerine bir program yapmıştım.
Hani gerçekten çok iyiydi.
Şimdi detayına inmeyeyim.
Eğer filmi izlemediyseniz asla bu filmi izlemek için geç değildir.
Bakın öyle söyleyeyim. 2022 yapımı Prey filmin adı.
Çok iyi bir filmdi gerçekten. Hem eleştiren anlamda hem de kişiye de başarılı olmuştu.
Hemen kısaca geçiyorum.
Bu filmin bir devamının yapılacağı devamının da Predator Badlands adıyla gösterime gireceği şimdiden açıklanmıştı zaten.
Ancak filmin yönetmeni Dan Treschtenberg o kadar başarılı bir iş çıkarmıştı ki ve gördüğümüz kadarıyla da devam filmin çekimleri falan başlamıştı hatırladığım kadarıyla.
O çekimler de herhalde o kadar başarılı geçti ki Bunun devamı hani daha gösterime girmeden yapılıp bitmeden onun da devamının yapılacağını açıkladılar.
Hani böyle bir şey çok devam filmi yapıla yapıla yapıla genelde kötüleşir değil mi?
Ondan dolayı ben biraz endişeliyim şahsen kendi adıma ama yine ekip aile, yapımcı aile, yönetme aile falan olunca tabii insan biraz daha umutlanıyor.
Sadece burada hatırlatmış olayım ben bunun takipçisi olmaya çalışacağım diyorum.
Şimdi bir başka başarılı seri.
Yine tırnak içinde ben çok da meraklısı ve hayranı olmasam da Keanu Reeves'ın başrolünde oynadığı John Wick serisiydi değil mi?
Evet. 4 tane film yapıldı.
Genel olarak sevildi.
Ancak artık hani 4 tane yeter dediler.
Ve o filmin içinden çıkan spin-off filmi Ballerina.
gösterime girecek. Ana de Armas başrolünde oynayacak.
Ancak John Wick o kadar çok sevildi ki tamamen de John Wick'i bitirmek herhalde yapım şirketinin pek de razı gelemediği bir durum oldu gibi geliyor bana.
Ve şöyle bir açıklama geldi.
John Wick'in animasyonu yapılacak.
Şimdi bu nasıl bir fikirdir bilmiyorum.
Göreceğiz yani hani ben yani izlemem yüksek olasılıkla diyorum hani John Wick'in zaten pek hayranı sayılmam ama çok sayıda hayranı olduğunu biliyorum.
Eğer John Wick hayranlıysanız en azından John Wick'in bir animasyon devamının yapılacağını size burada ben duyurmuş olayım.
Meraklısı olan arkadaşlar bu projeyi takibe alabilirler diyorum.
Oh evet biraz yoruldum hala başlıklarım var bakın hani anlatacak ne kadar çok şey var.
Pek fazla ara vermesek iyi olur değil mi ya?
Böyle daha hafta hafta yakalamak daha iyi ama.
Neyse şimdilik arkadaşlar.
Diğer gündem başlıklarımı bir kenara atayım.
İlerleyen haftalarda tekrar alırız diyorum.
Ben filmlerime geçmeye çalışayım.
Evet. İki tane filmden bahsedeceğim.
Bir tanesi Venom son dans filmi.
Venom 3 demesinin son filmi.
Ya çok kötü bir film ya kötü yani gerçekten kötü neden olduğunu hemen size kabaca anlatacağım ama nasıl diyeyim öyküsü bir kere o kadar yüzeysel o kadar basit o kadar yani.
Ne izliyoruz biz ya?
İnanın filmde birkaç yerde, üç dört yerde bunu söyledim.
Hiçbir dramatik derinlik yok, düşünsel.
Düşünseli geçtim zaten. Zaten pek beklemiyoruz ama herhangi bir duygumuzu bir küpürtsün değil mi bir film?
En azından bir gişe filmi yani.
Bunu bekliyoruz değil mi? Yok abi yok öyle bir şey yok.
Çok fasad bir film.
Ben üçlemeyi şöyle kabaca size bir özetlemeye çalışayım.
İlk önce kaçtı? 2018 miydi?
İlk bir Venom filmi gösterime girdi.
O çok kötü değildi.
Çok da böyle sıkılarak falan izlemediğimizi hatırlıyorum.
Ama ondan sonra ikinci film özellikle çok kötüydü.
Sıfır dramatik derinlik, sıfır duygu, sıfır öykü.
Ya onun neredeyse bir öyküsü yoktu bile yani.
Çok yorucu, gürültülü falan bir filmdi böyle.
İşte üçüncüsü neredeyse ikinci film gibi olmuş.
Ve bu üçlemenin diyeyim yani Venom üçlemesinin temel sorunu ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Şöyle bir şey var. Şimdi Venom nasıl bir tipleme, nasıl bir karakter?
Simbiyoz deniyor, simbiyotik canlı.
Uzaydan geliyor, sizin bünyenize giriyor.
Yani kendi başına aslında hayatiyetini sürdüremez, başka bir organizmanın içinde hayatiyetini sürdürebilen canlılara simbiyotik canlı deniyor.
Hani bir anlamda ortak yaşar.
Şimdi işte bu Venom bir uzaylı türdü.
Hani yapışan, bulaşan, onun içine giren böyle garip formlu bir canlıydı.
Esas Örümcek Adam öyküsünden çıkmadır dediğim gibi bir spin-off karakter ve öyküdür.
Örümcek Adam'ın taa Tobey Maguire'ın oynadığı eski bölümlerde tabi çizgi romanda tabi bir geçmişi var da.
O kadar detayına girmeyeyim.
En azından Sirenalik serüveninden bahsedeyim.
Tobey Maguire'ın oynadığı 3.
bölümde uzaydan geliyor.
Örümcek Adam'a bulaşıyor.
Nasıl bir karakter? Şöyle.
Venom öfkeli bir...
Uzaylıdır böyle yani çok dik duygulara sahiptir ve çok yırtıcıdır çok güçlüdür işte ne bileyim kendi ağırlığının işte bilmem kaç yüz katını kaldırır falan filan.
Çok güçlü bir tip zaten çok güçlü bir canlı ama duygularınızı da öfkeye biraz çeker böyle sizi öfkelendirir sizi taşkınlaştırır öyle bir tiplemedir.
Bundan dolayı da bulaştığı kişinin karakterin içindeki öfkeyi dışarı çıkaran bir ortak yaşardır.
Kabaca Venom'un esas olayı budur.
Ancak burada şöyle bir sıkıntı var ki aslında hani sinema tarihinde ya da çizgi roman tarihinde çift kişilikli bütün kahramanlara bakarsak biz o ikinci kişiliğin yani hani hemen örnek
vereyim işte mesela Bruce Wayne Batman değil mi?
Tony Stark Iron Man gibi böyle hani çift kişilik ya bunlar.
Şöyle bir durum vardır, şöyle bir dramatik derinlik vardır tüm bu çift kişilik hikayelerinde.
Baş karakterin ikinci kişiliği onun içerisindeki dramatik bir eksikliği ortaya çıkaran karakter halindedir.
Hemen hemen her zaman.
Ancak bu olduğu takdirde o ikinci kişiliğin hem dramatik bir anlamı olur hem de hani nasıl diyeyim duygusal olarak bizi etkileyebilir.
Mesela hani Bruce Wayne ailesi gözünün önünde öldürülmüştür.
Çok ciddi bir intikam duygusu vardır.
Ama hani çok önemli güçlü zengin bir ailenin oğlu olduğu için ona da devasa bir kültürel miras kaldığı için hani böyle çok da taşkın hareketleri falan gelişemez değil mi?
Daha böyle hani şehrin ileri geleni olduğu için daha bir efendi düzgün takılması lazım.
İşte iyi giyinecek, herkese nazik olacak falan.
İntikam alacak taşkın hareketlerde, tavırlarda bulunacak bir karakter değildir Bruce Wayne.
Ama işte Batman kostümünü giydiğinde gidip bütün suçluları böyle karanlık Gotham sokaklarında böyle patakladıkça o içindeki intikam duygusunu açığa çıkarır değil mi?
Yani Batman'deki dramatik dengi budur.
İşte Iron Man'de de mesela buna benzer bir şey vardır.
İlk bölümde Robert Downey Jr.
nefis oyunculuğuyla Tony Stark, Gwyneth Paltrow'un o neydi adı?
Hani yardımcısı vardı işte sonra karısı sevgilisi oldu.
Ona şey diyordu. Hayatımda ilk defa anlamlı bir şey yaptığımı hissediyorum diyordu.
Şimdi Tony Stark nasıl bir karakterdi?
Bir zengin züppesiydi yani.
Yiyen, içen, sevişen, eğlenen falan hani tamam inanılmaz bir deha gerçekten.
Müthiş bir mucit ama...
işe yarar bir şey yaptığı, anlamlı bir şeyleri hayatına katabildiği ya da hayatını anlamlı bir hale getirebildiği konusunda şüpheleri olan bir karakterdi.
İşte Iron Man ile gerçekten iyi bir şeyler yapıyordu.
Hayatına bir anlam katıyordu.
İyinin, doğrunun, güzelin peşinde gidiyordu falan filan.
Yani işte bakın ikinci kişilik yani Iron Man, Tony Stark'ın içindeki dramatik boşluğu dolduran bir ikinci kişilik haline geliyordu.
İşte başka birçok örnek verebilirim ama bu iki örnek herhalde yeterlidir konuyu açıklamak için.
İşte arkadaşlar Venom'da böyle bir şey yok.
Bu üçlemenin ve Venom karakterinin zaten sıkıntısı bu.
Dramatik bir derinliği yok.
Kimin içine girerse girsin onu öfkeye çekiyor gibi bir şey oluyor.
Yani onun öfkeli yüzünü ortaya çıkarıyor.
E iyi de kardeşim öfke hepimizin içinde saklayıp da dışarı çıkaramadığı bir duygu değil ki.
Herkes öfkeli değildir ki.
Öyle olmak zorunda da değil ya da yani.
Burada mesela baş karakter Tom Hardy'nin canlandırdığı karakter nasıl bir tipti?
Pek de başarılı olmayan bir gazeteciydi.
Biraz böyle sorunsuz bir tip.
Çok böyle hayata sağlam bağlanla bağlanmış bir tip değil.
Hani bir sevgilisi vardı falan.
Hani onu kaybediyordu. Biraz böyle düşüşe geçmiş.
Ezik bir karakter haline geliyordu ilk filmde.
İşte bakın bu karakterin dramatik eksikliğini tamamlayacak bir ikinci kişilik değil Venom.
Sorun burada zaten. Onun eksikliğini tamamlayacak bir ikinci kişilik olsaydı Venom gerçekten bu seri hani daha dramatik daha böyle psikanalize kucak açan bir kişisel dönüşüm hikayesini anlatabilen
daha derin daha karakter analizcisi bir film haline gelebilirdi ama böyle bir şey yok ondan dolayı Venom üçlemesi dramatik olarak çok eksikliği.
Hiçbir karakter derinliği olmayan çok yüzeysel bir üçleme oldu.
Ve diyorum son filminde bu açıdan hiçbir ayrıcalığı yok.
Hani ben hayal kırıklığına uğradım mı bile demeyeceğim.
Aslında çok da iyi bir şey beklemiyordum.
Yani fragmanı da izlediğimde ya çok da iyi bir şey gelmiyor herhalde demiştim zaten.
Pek de şaşırmadım açıkçası.
Hani Marvel dünyasının, Marvel karakterlerinin ve özellikle de Venom'un.
Çok hastalıklı hayranı değilseniz bu filmi size pek tavsiye edemeyeceğim.
Ama böyle çok gürültü, çok aksiyon, çok efekt, çok Allah Allah böyle bağırış çağırış kavga gürültü seviyorsanız hani biraz böyle bu aralar hayatım çok sıkıcı biraz başımı ağrıtayım diyorsanız Venom Son Dans filmini
izleyebilirsiniz diyorum.
Evet anacağım son film.
Şimdi diyorum hani iki haftadır gündem konularından, gündem filmlerinden bahsedememiştik.
Hani biraz böyle eskili gibi olabilir ama bir iki üç hafta önce bu film çok anılıyordu, çok görseli çıkıyordu.
Ondan dolayı hani ben unutmadım.
Ben şu an diyorum çok böyle gündemde değil gibi ama ben bir daha hatırlatmış olayım size.
Orijinal adı Waltz.
Bizde yalnız Kutlar adıyla gösterime girdi.
Ha nerede gösterime girdi?
Apple TV'de gösterime girdi tabi onu belirtmiş olayım sinema salonlarında değil ama dijital platformlar tabi sinema salonlarından daha da ulaşılır olduğu için hani izlemek isteyen hemen her arkadaşım izleyebilecektir herhalde.
Şimdi çok güzel bir film.
Neden gündemde oldu aslında yani gösterime girdiğinde çok böyle sosyal medyada paylaşıldı.
Elbette başrollerinde George Clooney ve Brad Pitt'in olması sebebiyle.
George Clooney ve Brad Pitt daha önce hangi filmde başroldeydiler?
Ocean's Eleven filminde tabi ondan sonra onun devamları falan yapıldı.
Çok sevimli çok tatlış bir soygun üçlemesiydi.
Ocean serisi diyelim.
Orada Brad Pitt ve George Clooney gerçekten hani nefis performans sergilemişlerdi ve aralarında da hem nefis bir dostluk, nefis bir kimya oluşmuştu gerçekten.
Aradan yıllar geçtikten sonra yine bir başka suç öyküsünde George Clooney ile Brad Pitt'i bir arada görmek için sinema sitelerindeki notu orta üstü.
Yani iyi gibi, fena değil gibi ama bence fena değilden biraz daha iyi bir film.
Ya ben çok keyif aldım izlemekten.
Kalıcı filmden bahsedeyim.
Ya da aslında Bahsetmeyeyim yani öyküsünü falan anlatmama gerek yok.
Çok özel bir öyküsü yok ama en azından türünden bahsedeyim.
Tersliklerle süre giden bir gecelik bir suç öyküsünü anlatıyor.
Bir yerde bir kişi ölüyor ve o ölen kişiyi ve hani onun işte cesedini falan ortadan kaldırmak, tüm izleri silmek zorunda kalan iki karakterin öyküsünü anlatıyor.
Ve başroldeki diyorum hani George Clooney ve Brad Pitt'in yine performansları, inşa ettiği karakterler, birbirleriyle uyumları, kimyaları.
Arkadaşlar o kadar güzel ki çok güzel replikler yazılmış.
Çok güzel paslaşmalar var.
Çok güzel oyunculuklar var. Çok keyifli bir film olmuş.
Filmi yazan yöneten John Watts en son Tom Holland'ın başrolünde oynadığı Örümcek Adam 3 demesini yapmış yönetmen.
Son film zaten sinema tarihinde en çok izlenen filmlerin listelerine girdi.
Çok yüksek bütçeli, çok yüksek hasılatlı filmler yapmış bir yönetmen yani John Watts.
Ama bakın o devasa projeden çıkıp Herhalde şunu demiş ya ben kendim yazacağım kendim yöneteceğim küçücük şirin seve bir film yapacağım demiş John Watts.
Ve tam olarak da bu amacına ulaşmış.
Yani bu tip öykülere ilginiz varsa hani bir suç komedisi biraz gerilim biraz suç öyküsü yani çok böyle vurdu kırdı dövüş falan yok filmde aksiyon falan yok.
Tatlı bir suç öyküsü bir gizem öyküsü denebilir Yalnız Kurtlar için ama tekrar hatırlatayım George Colony ve Brad Pitt'in başrolde olması.
ve yine nefis bir kimya tutturmuş olmaları bu filmin gerçekten esas numarası.
Gayet iyi bir film olduğunu düşünüyorum ve izlemenizi öneriyorum arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Altyazı
M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
