
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve yılın en iyi korku filmi olarak görülen Weapons filmini inceledik. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bir tane ve çok önemli bir başlığımız var.
Bu da İsrail'in Gazze'de uykuladığı soykırım arkadaşlar.
Son 2-3 haftada sinema dünyasında bu soykırım üzerine ve İsrail karşıtı çok sayıda eylem, söylem, taahhüt, tartışma bitmiyor.
Evet bu çok güzel bir şey.
Sinema dünyası sanatçılar elbette hemen her zaman dünyadaki politik gelişmelere ses çıkarmışlardır, tepki göstermişlerdir ve fikirlerini dile getirmişlerdir.
İşte geçtiğimiz hafta yaklaşık 1200 kadar sinemacının imza attığı bir açık mektup ortaya çıktı arkadaşlar.
Çok önemli sinemacılar var.
Bu tahitname çok da uzun değil ama yine de ben burada okumayayım sizin zamanınızı almayayım.
Merak eden arkadaşlar çok kısa bir aramayla bu metni okuyabilirler.
Yorgos Lantimos, Olivia Colman, Mark Ruffalo, Tilda Swinton, Javier Bardem, Reza Ahmed, Gael Garcia Bernal.
Gerçekten çok sayıda çok önemli sinemacı.
Şimdi bu birinci başlık aslında.
Söz konusu soykırım üzerine dile getireceğimiz başlıklardan birincisi.
İkincisi, iki hafta önce biliyorsunuz sinematristle konu etmiştik.
82. Venedik Film Festivali kapılarını açmıştı.
Ve burada da bugüne kadar yapılmış...
En büyük İsrail karşıtı yürüyüş düzenlendi.
Özgür Filistin sloganları ve temalı bir yürüyüştü bu.
Gerçekten çok etkileyiciydi.
Youtube'da ve sosyal medyada bu yürüyüşün görüntüleri, videoları yayıldığı, paylaşıldığı ve Venedik Film Festivali'ndeki çok sayıda sinemacı ve protestocu da İsrail'in uyguladığı
bu soykırımın asla kabul edilemeyeceğini ve buradan da bir çağrı yapıldı zaten sinema dünyasındaki hiçbir sinemacının da...
İsrail'le bağlantısı olan herhangi bir şirketle, oluşumla, yapıyla iş yapmaması gerektiği üzerine de çağrılar yapıldı.
Gerçekten çok etkileyici bir etkinlikti bu yani.
Burada detayına girmeyeceğim.
Çok fazla detayı var. Yani söylemler var, ünlüler var falan.
Yine kısa bir aramayla Venedik Film Festivali'ndeki bu etkinliğin detaylarına ulaşabilirsiniz arkadaşlar.
Şimdi... Bu başlık altında yani İsrail karşıtı başlığın altında özellikle anmamız gereken bir isim var.
Bu isim de Hollywood'un en aktivist ve hem çok sevdiğimiz saygı duyduğumuz isimlerinden biri olan Mark Ruffalo.
Mark Ruffalo'yu nereden tanıyabilirsiniz?
Marvel sinematik evreninde...
Hulk karakterini oynayan oyuncu ve en son kendisi Instagram'dan bir açıklama yaptı.
Gazze'de yaşanan bu soykırıma insan eliyle yaratılmış bir kıtlık olarak tanımladı ve insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu söyledi.
Mark Ruffalo'nun kişisel tepkisi de İsrail'e karşı çıkarılan seslerin en önemlilerinden bir tanesi olarak kabul edilebilir.
Bu başlığın altındaki başka bir alt başlık ama bu belki de en önemlilerinden bir tanesi.
Şimdi bunu uzun anlatmak lazım ama ben yine kısaca anlatmaya çalışacağım.
Şimdi MUBI biliyorsunuz çok büyük bir sinema platformu.
MUBI'nin CEO'su Efe Çakarel, İsrail'in askeri yatırımlarına hem ekonomik hem teknolojik destek veren Sequoia Capital diye bir şirket var.
Bu şirketten MUBI...
Yatırım almıştı ve yönetim kurulunda Sequoia Capital'de yatırımlara olan bazı isimlerin yer aldığı haberi alınmıştı.
Buna karşı bazı sinemacılar Mubi'ye ve Efe Çakarel'e tepki göstermişlerdi.
Bu tepkilere karşı da Çakarel bir açıklama yapmıştı.
Bakın bunların detaylarına girmiyorum çok uzun çünkü.
Ve Efe Çakarel'in yaptığı bu açıklamaya karşı da çok daha fazla sayıda sinemacı bu açıklamayı ikna edici bulmadıklarını ve Mubi'nin söz konusu
yatırımdan vazgeçmesi gerektiği, Sequoia kapitalde yatırımı olan kişileri yönetim kurulundan çıkartması gerektiği, bundan sonra da İsrail'e ve her türden savaş
suçlarına imza atan ülke ve oluşumlara karşı hassasiyet göstermesi gerektiğine dair de bir açıklama yapması gerektiği yönünde tepki belirttiler.
Çakaleli'nin bu açıklamasının da ikna edici bulunmaması, tartışmayı büyüttü.
Bu da çok büyük ve uzun bir konu.
Detaylarına kısa bir aramayla ulaşabilirsiniz.
Ben buradan kısaca anmış ve hatırlatmış olayım.
Ancak gördüğünüz gibi yani ben sadece 4 büyük başlık belirttim.
Bunların hepsini toplarsak tüm sinema dünyasında İsrail'in Gazze'ye uyguladığı soykırıma karşı çok ciddi tepkilerin dile getirildiğini buradan görüyoruz.
Elbette Buna benzer başka gelişmeler, başlıklar ortaya çıkarsa ben sizinle paylaşmaya çalışacağım.
Şimdi bu haftanın bir başka önemli gündemi Toronto Film Festivali idi.
Şimdi Toronto Film Festivali yılın...
İlk ve öncü ödül sistemlerinden bir tanesi olarak görülüyor.
Yani o yılın en öne çıkan filmleri hangileri olacak?
Bunu önce Toronto Film Festivali'nde takip edebiliyorsunuz.
Hatta burada halkın seçimi ödülü diye bir kategori var.
Bu halkın seçimi ödülü çoğunlukla da Oscar'da en iyi film dalında aday olan filmlerin de habercisi olarak kabul ediliyor.
Ve işte Toronto Film Festivali'nde ödüller de dağıtıldı ve bu yılın halkın seçkisi ödülünün sahibi Claude Zaho'nun Hamnet filmi oldu.
Şimdi Claude Zaho çok önemli bir yönetmen.
2020 yılında yaptığı Normandland filmi 2021 yılında Oscar'larda hem en iyi film hem en iyi yönetmen hem de başroldeki Frances McDormand'a en iyi kadın
oyuncu ödülünü getirmişti.
Ondan önce de çok iyi filmleri var.
Ben Claude Zahoy'u No Man's Land'de tanımıştım.
Daha önceki filmlerini bilmiyordum ama hemen açtım diğer filmlerine baktım.
Onları da buldum izledim ve gerçekten çok iyi bir yönetmen.
İşte bu yılın Oscar'larında da adını duyuracağını tahmin ediyoruz ki Toronto Film Festivali bunu gösteriyor diyebiliriz.
Onun dışında Toronto Film Festivali'ndeki bu halkın seçkisi ödülünde de ikinciliği Guillermo del Toro'nun merakla beklediğimiz Frankenstein filmi 3.
Üçüncülüğü de Rian Johnson'ın Bıçaklar Çekildi diye bir filmi vardı.
Çok iyiydi. Onun bir devam filmi yapılmıştı.
O pek iyi değildi.
İşte onun üçüncü filmi şimdi yapıldı gelecek.
Ben size ayrıca duyurup üzerine bilgi vermeye çalışacağım.
İşte Bıçaklar Çekildi'nin üçüncü bölümü halkın seçkisi ödülünde üçüncülüğe kavuştu.
Bu sene Toronto Film Festivali'nde ilk kez...
uluslararası halkın seçimi diye yeni bir kategori açıldı ve ilk kez açılan bu kategorinin bu yılkı galibi ise benim yani 2000'ler sonrası sinemanın en önemli
yönetmeni olarak gördüğüm hatta şu an içinde en sevdiğim yönetmen olan Chan-Wook Park'ın son filmi No Other Choice filmi kazandı.
Henüz bu film yaygın gösterime girmedi.
Türkiye'ye de tabii ki gelmedi.
Merakla bekliyoruz diyebiliriz.
Yani geldiğinde ben hemen izleyeceğim zaten.
O filmden de size bahsetmeye çalışırım izlediğimde.
Yani evet 50.
kez düzenlenen Toronto Film Festivali...
yılın en önemli filmlerini bize haber veren ve gayet renkli bir etkinlik olarak 2025 yılını kapatmış oldu diyelim.
Şimdi bir başka önemli başlığımız The Demon Slayer filmi.
Bir anime bu. Şu an gösterimde zaten ben de izlemek istiyorum.
Fragmanını izledim gerçekten çok etkilendim.
Ben de bir anime severim aynı zamanda.
Bu filmi izlemeye çalışacağım.
Ancak bu başlıkta özellikle şunu belirteceğim.
Şimdi animeler özellikle 90'lardan sonra tüm dünyada popüler oldular.
Özellikle 99 tarihli Matrix filminin animeleri biraz daha parlattığını, geniş kitleleri duyurduğunu söyleyebiliriz.
Ondan dolayı işte 2000'li yıllarda animeler yeni bir...
Atalım yaptı diyebiliriz. İşte bu Demon Slayer filmi de 26 yıllık bir rekoru kırdı.
Hangi rekor bu?
1999 yılında Pokemon'un yapılan ilk uzun metraj filmi 31 milyon dolarlık açılış hasılatı ile o zaman için bir rekor kırmıştı.
Bu çok büyük bir başarıydı gerçekten.
İşte Demon Slayer filmi 33 milyon dolarlık açılış günü hasılatına imza atarak Pokemon First Movie'nin 26 yıllık rekorunu kırmış olduğu
filmin puanları da çok yüksek.
Demon Slayer yıla damga vuran filmlerden bir tanesi olacak.
Anime severler zaten biliyordur Demon Slayer'ı bekliyorlardır ya da izlemişlerdir bile diyeyim ama eğer duymamış dinleyici arkadaşım varsa ve özellikle anime severse Demon Slayer'ı takip etsin ve mutlaka
izlesin diye buradan duyurmuş ve haber vermiş olalım.
Geçtiğimiz haftanın bir başka çok önemli gündemi elbette.
Elbette 2025 yılı Emmy ödülleriydi.
Emmy ödülleri neydi?
Televizyon yapımlarının Oscar'ı olarak isimlendirilen bir ödül sistemiydi.
Emmy ödüllerine bu sene Apple Plus'ın The Studio dizisi damga vurdu.
Toplam 13 dalda ödül alan dizi gecenin de şampiyonu oldu.
Başka önemli birçok dizi ödül aldı elbette.
Buradan detayına girmeyeceğim.
Merak eden arkadaşlar. kısa bir aramayla ödül gecesinin ve ödüllerin detaylarına ulaşabilirler arkadaşlar.
Bir başka başlık...
Biliyorsunuz Süper Mario'nun bir filmi yapıldı ve bu film 1.3 milyar dolar hasılatla hem yılın en çok izlenen filmlerinden bir tanesi oldu hem de animasyon tarihinin
de en çok izlenen 4.
ya da 5. filmi oldu yanlış hatırlamıyorsam.
Yani çok başarılı oldu diyebiliriz filmi.
E tabi bu başarının ardından ne olacak?
Devam filmi yapılacak elbette.
İşte stüdyo Süper Mario filminin devam bölümünün hem vizyon tarihini hem de adını açıkladı.
Devam filminin adı Super Mario Galaxy Movie olacak ve 3 Nisan 2026'da gösterime girecek.
O zaman tabii ben tekrar bu filmi hatırlatmaya çalışırım.
Çünkü yüksek olasılıkla da bu devam filmi 2026'nın en çok hasılat yapan filmlerinden bir tanesi olacaktır.
Yani mutlaka sinematristte adı geçecektir.
Dediğim gibi elbette onu da yılın önemli filmleri arasında anarak sizlere hatırlatacağım arkadaşlar.
Evet bu haftanın son gündemi ise sevdiğimiz ama bizim sevmemiz bir yana onlar birbirini o kadar çok seviyorlar ki yani onların adını son 20 yılda o kadar
çok kez bir arada andık ki hani artık çok böyle alışkanlık oldu ağzımız alıştı diyelim.
Kim bu birbirini çok seven iki sinemacı?
Elbette Matt Damon ve Ben Affleck.
Bu ikisi... Can Dostum filmiyle en iyi senaryo oscarını almışlardı.
Çok gençlerdi yani kaç 24-25 yaşlarında falan bir senaryo yazdılar ve en iyi senaryo oscarını aldılar.
Bu muhteşem bir başarı.
Harika iki sinemacının geldiğini bize göstermişlerdik.
Bu süre içerisinde birçok kez birlikte çalıştılar ve bir arada olduklarını ve çok iyi dost olduklarını hatırlatan çok sayıda paylaşımda bulundular.
İşte Matt Damon ve Ben Affleck Joe Carnahan'ın yeni filmi The Rip'te bir arada oynuyorlar.
Yüksek olasılıkla da iyi bir film olacaktır diye tahmin ediyorum.
Bir suç öyküsü bu.
Ne zaman gösterime girecek?
Netflix için yapılan bir proje 16 Ocak 2026'da gösterime girecek.
Bu projeyi de takibimize şimdiden alalım diyorum.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim Weapons filmine.
Şimdi Silahlar evet iyi bir film bence de ama biraz abartılmış.
Böyle uf muhteşem öldüm bittim diyeceğim bir film değil benim.
Kısaca öyküsünden bahsedeyim.
Orada hani siz biraz daha filmle ilgili fikir edinmiş olacaksınız.
Şimdi Silahlar filmi benim 80'ler ten slasher coğrafyası dediğim bir coğrafyada geçiyor.
Nasıl bir coğrafya bu? Amerika'nın küçük bir kasabası.
Güzel bahçeli müstakil evler.
Orta üst seviye halk kitlesi.
Her taraf yemyeşil.
Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir Amerikan kasabası burası.
Hani hatırlayın Scream filmini hatırlayın ya da Halloween filmini hatırlayın.
Hep orada böyle coğrafyalarda süre gider korku filmleri.
İşte burada da böyle bir kasabadayız.
Ve bu kasabada bir gece ansızın 2'yi 17 geçe 17 çocuk evlerinden çıkıp Ellerini böyle iki
yana açıp koşa koşa bir yana doğru gidiyorlar.
Gece 2'yi 17 geçe.
17 çocuk ortadan kayboluyor.
Nereye gidiyor bu çocuklar?
Hiç kimse bilmiyor.
Ve bu 17 çocuğun ortaklığı incelendiğinde o kasabanın okulundaki aynı sınıftaki 18 çocuktan 17'si olduğunu fark ediyoruz.
Film böyle başlıyor arkadaşlar.
Gerçekten ilginç değil mi? Burada bir sürü soru işareti var.
Ekilmiş bir sürü güzel tohum var.
Bir toplumsal inceleme filmi aynı zamanda ve filmin başında da zaten bir dış sesli çocuk bu olayı anlatıyor.
İşte 17 çocuk kayboldu.
Uzun yıllar boyunca bu olay üstü kapatıldı.
Neden? Çünkü hem aileler hem polis birimi devlet birimleri bu olayı çözemedikleri için Çözememekten dolayı, utandıkları için bu olayı kimseye duyurmadılar, üzerini kapattılar falan diye böyle bir
dış sesle küçücük bir kardeşimiz bize olayı anlatıyor.
Ve sonra bu olay nasıl süre gitmiş, nasıl çözülmüş?
Film bunu anlatıyor.
Şimdi filmin iki tane belirtilmesi gereken özelliği var.
Birincisi, bu film arkadaşlar korku ana türünün gayet bilinen ve sinema tarihinde çok sayıda örneğini gördüğümüz bir alt türünün örneği.
Hangi alt tür bu?
Okült korku. Okült korku filmleri büyü konulu filmlerdir.
Yani korkutucu imginin bir büyücü olduğu, büyü yapıldığı...
Tabii şimdi büyü deyince elbette bu fantastik bir şey.
Yani biliyorsunuz büyü deyince aklınıza ne geliyor?
Büyü dediğimiz hani bir zamanlar hani geçtiğimiz yüzyıllarda insanların inandığı işte kurbağa bacağını aldık biraz karga kanı.
Büyü yapacağımız kişinin saçından bir tutam falan onu böyle kaynayan bir suyun içerisine atıyoruz.
Genelde böyle yeşil falan pembe böyle garip renkli bir sıvı olur değil mi?
Onun içerisine atarız bir iksir yaparız.
İşte o iksiri o kişiye bir şeyler yaptırmak için kullanırız falan filan işte.
Bahsettiğimiz tam büyü meselesi işte büyü konulu filmlere de korku filmi literatüründe sinema literatüründe okült korku filmi deniyor.
Şimdi bu filmde evet bir büyü söz konusu merak etmeyin filmin çok büyük bir sürprizini açık etmiş değilim.
Filmde tabi sürprizler var hemen her korku filminde olduğu gibi ama bunu söylemem lazım en azından bu bir.
İkincisi filmin numarası şu ki bir öyküyü O öykünün içerisinde yalalan farklı karakterlerin gözünden anlatma gibi bir senaryo numarası kullanıyor.
Mesela Quentin Tarantino'nun ucuz roman filmini hatırlayın.
Ya da Alejandro González Inarritu'nun Paramparça Aşklar Köpekler 21 Gram ve Babil filmlerini hatırlayın.
Hani ortada bir olay var. Bu olayı farklı karakterler kendi gözünden görüyorlar.
İşte Weapons filmi bu çocukların evden kaçıp kaybolması...
Olayını o öykünün içerisinde olan yani hayatları o olayla kesişen farklı karakterlerinin gözünden anlatıyorlar.
Şimdi ne dedim? 18 kişilik bir sınıftaki 17 öğrenci kayboluyor.
Bir tane öğrenci kaybolmuyor.
Şimdi elbette öykünün merkezindeki karakterlerden bir tanesi bu çocuk.
Bu bir. İkincisi elbette o sınıfın öğretmeni değil mi?
O sınıfın öğretmeni Justin diye bir karakter ve onu yakın zamanın parlayan yıldızlarından bir tanesi olan Julia Garner oynuyor.
Öğretmen Justin karakteri büyük bir tepki görüyor ve kendisi de elbette bu olayı çözmeye çalışıyor.
Kaybolan çocukların bir tanesinin babası olan Archer diye bir karakter var.
Josh Brolin oynuyor.
Şimdi Josh Brolin de...
Olayı çözmeye yönelik adım atan kaybolan çocukların bir tanesinin babasını oynuyor.
Ve öykünün bir kısmında işte öğretmen Justin ile acılı baba Archer'ın yolları kesişiyor.
İkisi birlikte bu olayı çözmeye çalışıyorlar falan.
Tabi bu öyküde başka birçok karakter var.
İşte bu karakterlerin her birinin bakışından öyküyü biz izliyoruz.
Ancak bu noktada şunu söyleyeyim.
Şimdi güzel bir kesişim gibi değil mi?
Okült korku evet. Geçmişte güzel örnekleri olan bir korku alt türü.
Ve söz konusu korkutucu öyküyü farklı karakterlerin gözünden görmek de ilginç bir fikir.
Ancak bu öyküyü biz farklı karakterlerin gözünden görerek çok farklı açılımlar görmüyoruz arkadaşlar.
Yani olay böyleymiş de bunun gözünden baktığımızda meğersem böyleymiş.
Onun gözünden baktığımızda bambaşka bir öykü varmış gibi.
Hem dramatik hem düşünsel ya da duygusal diyeyim.
Hangi açıdan bakarsanız bakın.
Çok da farklı açılımlar elde ediyor muyuz?
Hayır. İşte bence film burada sadece böyle bir ilginçlik yapıyor yani.
Çok güçlü bir açılıma, çok güçlü bir bakış açısına sahip olduğunu düşünmüyorum ben.
Ondan dolayı işte bu senaryo numarası sadece yani öyküyü biraz ilginçleştiren bir senaryo numarası gibi görünüyor yani.
Çok da etkileyici değil.
Ve bu söylediklerime ek olarak da şimdi bir korku filmi tamam okült korku filmi olarak geçiyor ama...
Yani ne yalan söyleyeyim çok mu korktum?
Valla çok da korkamadım arkadaşlar.
Korkutuculuk düzeyinin de çok yüksek bir film olduğuna inanmıyorum ben.
Korku filmi olarak başarılı olmaktansa bir drama ya da bir polisiye amatör dedektiflik filmi ya da bir polisiye film olarak belki biraz daha etkili bir film olduğunu iddia edebilirim
burada. İşte hani bu bahsettiğim eksikliklerinden dolayı hani yine diyorum kötü bir film demiyorum yine iyi bir film yine izlemenizi öneririm ama IMDB'deki o 7.6 izleyici puanı
ya da 81 puanlık eleştirmen puanını hak edecek kadar da iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Düşünmüyorum şahsen. Ama yine de böyle güzel başlayan yani gizemli başlayıp da acaba bu olay nereye varacak sorusunu canlı tutmaya çalışan filmleri seviyorsanız yine
de Weapons filmini izlemenizi öneririm.
Halen gösterimde ve bir süre daha kalacak gibi görünüyor.
Hasılatı falan da fena olmadı.
Ki zaten bir süredir çok da iyi korku filmi gösterime girmemişti.
Ondan dolayı Weapons filminin şu aralar...
Tatlı bir boşluğu doldurduğunu iddia etmek pek de abartılı olmayacaktır.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
