
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve Marvel Sinematik Evreni'nin son filmi olan Thunderbolts Filmi'ni inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bugüne kadar izlediğimiz tüm Marvel sinematik evreni kahramanlarının arkada bırakılanları, dışlananları diyebiliriz.
Neyse bu konuya uzun uzun gireceğiz.
Filmden bahsedeceğim size ama önce bir sinemanın gündemine göz atalım.
Salonlar hayrı neşeli, hayrı renkli diyebiliriz ama yine şikayetçi olduğumuz bazı şeyler var tabii ki sinema gündeminde.
Birincisi her zamanki şikayetimiz...
Çok sayıda çocuk animasyonu var.
Evet bu çocuk animasyonları sektöre katkı sağlıyorlar.
Bu gerçek. Ancak biz yetişkin sinema severler için elbette cazip projeler değil hemen hiçbiri.
Bu birinci sıkıntı.
İkinci sıkıntı da şu ki...
Bir süredir bu vardı zaten ben sinematristlerde de birkaç kez bundan bahsettim.
Eski sevdiğimiz bildiğimiz filmlerin hatta birçoğu da başyapıtlar oluyor.
Tekrar gösterime girmesi.
Arkadaşlar şu an yanlış saymadıysam belki gözümden kaçan film olabilir ama.
6 farklı eski film şu an farklı dağıtıcılarda ve farklı salonlarda gösterimde.
Star Wars, Leon, Inception, ucuz roman, Interstellar.
Salonlarda böyle eski filmlerin afişlerini görmek bana garip hissettiriyor yani.
Hem birçok şeyi gösteriyor hem de...
Birçok farklı şeye sebep olabilir.
Bu konuyu ayrıca inceleyeceğiz.
Sadece burada alıp geçeyim dedim.
Hangi filmler gündemde?
Elbette birkaç haftadır hem ülkemizde hem de dünyada en çok izlenen filmlerden bir tanesi olan bir Minecraft filmi gösterimde.
Bu hafta gösterime giren ve bugün de konu edileceğim tabii ki Thunderbolts filmi.
Çokça izleniyor, çokça konuşuluyor.
Yine geçtiğimiz hafta size bir incelemesini sunduğum Günahkarlar filmi hala dünya gişelerinde en çok izlenen film.
Ve hemen bir parantez açayım.
Geçtiğimiz hafta benim bahsettiğim hatta biraz gecikmeyle ne yazık ki size bahsettiğimden de bahsettiğim Neza 2 filmi şu an tüm dünyada yaklaşık 2 milyar
dolar hasılat yapmış olan film.
Ben o programı hazırladım.
Altyazı M.K.
Onun dışında birkaç tane gündemde ilginç film var arkadaşlar.
Onları belirtmek istiyorum. Bir tanesi Öldürdüğün Şeyler filmi.
Ben bu filmden birkaç ay önce bahsetmiştim.
Sundance Film Festivali'nde ödül alan Ale Reza Katemi'nin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği psikolojik suç öyküsü diyebileceğimiz bir alt türün örneği bu.
Ve bizim için önemi de aynı zamanda Filmin tüm oyuncuları Türk, Ekin Koç, Ercan Kesal ve Hazar Ergüş'ünün başrollerini paylaştığı film puanları da fena değil yani
çokça sevilmiş gibi görünüyor.
Belli bir kesimin ilgisini çekti.
Bu tip bir projeye ilginiz varsa öldürdüğün şeylere bir göz atmanızı öneririm.
Onun dışında şu an sinemalarda...
Franz Kafka'nın hem hayatını hem de yaşadığı romantik bir ilişkiyi anlatan The Glory of Life filmi var.
Franz Kafka'yı tabii duyunca bu filme ilgi duyacak.
Çok sayıda sinema sever olacaktır.
Yine ilgisini çeken arkadaşların bu filmi bir göz atmasını tavsiye ederim.
Aynı zamanda oyuncu ve müzisyen ya da besteci diyelim Charles Aznavur'un hayatını anlatan Monsher Aznavur filmi şu an gösterimde.
O da çok ilginç bir film. İlgisini çeken arkadaşlar mutlaka bir göz atsın.
Ve bir de ülkemizin önemli değerli yönetmenlerinden daha önce yine Sundance Film Festivali'nde büyük ödülü almış olan Tolga Karaçeli'nin yazıp yönettiği Psychotherapy Bir
Seri Katil hakkında yazmaya karar veren yazarın sığ hikayesi adındaki filmi.
Herhalde gördüğüm en uzun film adı bu olsa gerek.
Ve ilginç bir şekilde Tabii Tolga Karaçelik'le bir dostluğu olduğunu biliyoruz.
Filmin başrolünde Amerikan sinemasının çok kendine has özel bir oyuncu diyebiliriz.
Steve Buscemi var.
Ben çok severim. Bayılırım gerçekten.
Çok nefis bir oyuncudur. Daha çok Coen kardeşlerin filmlerindeki performanslarıyla onu hatırlıyoruz ama kariyeri gerçekten çok zengin.
Biraz da Amerikan bağımsızlarının böyle işte Coen'lerle çalıştığı gibi diyelim.
Favori oyuncularından bir tanesidir.
İşte Tolga Karaçelik'in başrolünde...
Steve Buscemi'nin oynadığı kısaca Psychotherapy diyelim.
Filmi de gösterimde. O da gayet enteresan bir film.
İlgisini çeken arkadaşlar bir göz atsınlar.
Bu filmler benim de ilgimi çekiyor.
Eğer izleyebilirsem bu filmler üzerine de size birer inceleme sunmaya çalışacağım.
Şimdi haftanın önemli sinema gündemlerinden bir tanesi elbette geri sayım başladı.
78. Cannes Film Festivali.
Cannes Film Festivali 13-24 Mayıs tarihleri arasında perde açacak ve 24 Mayıs'taki kapanış töreninde de tabii ödüller sahiplerini bulacak.
Bu sene Cannes Film Festivali'nin jüri başkanlığını...
Çok sevdiğimiz, çok saygın bir oyuncu olan Juliette Binoche üstleniyor.
Onun dışında jüri de...
Hal Berry, Jerome Strong gibi Amerika'dan gayet prestijli iyi oyuncular var.
Ve geçtiğimiz yılda yine Cannes Film Festivali'nde ödül alan Hindistanlı yönetmen Payal Kapadia var.
Gayet seçkin bir jüri oluşturmuş bu sene Cannes Film Festivali.
Elbette yine tüm dünya sinema severlerinin dikkatini üzerine çekecektir.
Ben de Cannes Film Festivali üzerine size bir program yapmaya çalışacağım.
Şimdi dedik eski filmler, eski başyapıtlar tekrar gösterime giriyor.
Bu rüzgarın diyelim herhalde en büyük örneği de siz bu programı dinlediğiniz tarih itibariyle gösterime girmiş olacak.
Hangi film? The Godfather.
Bu eski filmler restore edilir işte sesleri, renkleri vesaire düzenlenir ve elbette...
4K'ya taşınırlar.
Daha detaylı, daha büyük, daha iyi görüntü kalitesi sunma amacıyla.
İşte 4K Godfather'da yine sinema salonlarında olacak.
İlgisini çeken arkadaşlar büyük perdede Godfather'ı izleme şansını kaçırmayacaklardır diye tahmin ediyorum.
Buradan duyurusunu da yapmış olmak istiyorum.
Şimdi Roadhouse diye bir film gösterime girmişti.
Ama sinema salonlarında değil Amazon Prime'da gösterime girmişti.
Roadhouse 80'li 90'lı yılların çok sevilen bir kült filmiydi.
Başrolünde Patrick Schweiss vardı.
Ve Roadhouse filminin yeniden çevriminin başrolünde Jackie Glenhole vardı.
Yönetmenlik koltuğundaysa...
Dog Liman vardı. İyi bir ekipti, güzel bir bütçeydi, güzel bir senaryoydu.
Yani hemen herkes filmi izleyen çoğu kişi memnun kalmıştı ki buna ek olarak da Roadhouse 80 milyon izleyiciye ulaşarak Amazon Prime'da
bugüne kadar en fazla izlenen film olmuştu.
Bu gerçekten büyük bir başarıydı yani çok iyiydi.
İşte bu başarının üzerine Roadhouse'un İkinci bölümünün yapılacağı açıklandı.
Evet tamam bu güzel bir haber.
Oturalım izleyelim memnun kalmıştık.
Ancak belirtmemiz gereken bir şey daha var.
Bu kez filmin yönetmenlik koltuğunda Guy Ritchie var.
İşte... Bu gerçekten fark oluşturuyor.
Çünkü tamam Doug Liman iyi bir yönetmendir.
Yani Hollywood'un kalbur üstü aksiyon yönetmenidir.
Ama Guy Ritchie elbette biraz daha kendine as bir yönetmen.
Biraz daha özel bir yönetmen.
Onun adını duyduğumuzda elbette beklentiler böyle biraz çıta yükseliyor değil mi?
Evet ikinci bölümü Guy Ritchie yönetecek.
Ben birincisinden daha iyi bir film bekliyorum.
Bu filmin gösterim tarihi henüz belli değil.
Bu tarih belli olduğunda sizinle paylaşmaya çalışacağım arkadaşlar.
Evet yine geçmiş sinematristlerde bir iki kez andığım çok daha fazla haberini gördüm ama tekrar tekrar aynı filmleri anlamak istemiyorum ama artık iyice yaklaştık diyebiliriz.
Hangi film? Jurassic World Rebirth filmi.
İşte az önce de...
Daha yeni döndüm yani Thunderbolts'u sinemada izledim.
Hemen geldim buraya sizinle sıcak sıcak paylaşmak istedim.
İşte o filmi izlerken de fragmanların arasında da Jurassic World'un fragmanını da izledim.
Hoş ben biraz böyle merakla beklediğim filmlerin fragmanlarını pek izlemiyorum yani.
Böyle tamamen temiz bir zihinle.
O filmin karşısına geçmek istiyorum ama Jurassic World deli bir merakla izlediğim bir film olmadığı için hadi dedim izleyeyim yani.
Bakayım. Güzel görünüyor ya fragman.
Hoş yani. O Scarlett Johansson'u da dinozorlardan kaçan...
Bir tipleme olarak görmek beni çok da rahatsız etmedi.
Ondan dolayı Jurassic World'da da iyi bir performans sergileyeceğini düşünüyorum.
Evet film ne zaman gösterime girecek?
4 Temmuz'da arkadaşlar.
Jurassic Park ya da Jurassic World filmleri çok izlendi.
Bu film de yüksek olasılıkla çok izlenecektir.
Gördüğümüz kadarıyla yapım şirketi hiç hız kesmiyor böyle.
En büyük yıldızları filmlerine koyuyor.
Yüksek bütçeler, muhteşem efektler falan.
Yine Jurassic World sevenlerini memnun edecek bir film olacak gibi görünüyor.
Evet bir başka önemli başlık yine 2000'li yılların en büyük en sevdiğimiz yönetmenlerinden birinin filmi ve başrolde de yine yakın zamanın en parlak oyuncularından
biri var. Yönetmen kim?
Darren Aronofsky.
Başrolde kim var?
Austin Butler var.
Darren Aronofsky hangi filmden hatırlıyorsunuz diye soracak olsak.
Yani herhalde çok sayıda film söylersiniz.
Darren Aronofsky sevenlerin kendine özel filmleri de var.
Yani Siyah Kuğu mu diyelim, Wrestler mi diyelim ya da daha eski filmlerine Bir Rüya İçin Anıt falan mı diyelim.
Çok sayıda muhteşem filmi olduğu için Darren Aronofsky severler diye bir kulüp kursak kulüp pek de tenha kalmaz gibi geliyor bana.
Austin Butler'da birçok harika film yaptı.
Henüz gayet genç bir oyuncu olmasına rağmen.
Elvis projesinde mesela Elvis Presley oynamıştı.
Muhteşem bir oyuncuk sergilemişti gerçekten yani.
Oscar'a dayı olmuştu.
Hoş Oscar'ı...
Darren Aronofsky'nin Balina filmiyle Brandon Fraser'a kaptırmıştı.
O da çok iyiydi yani. O film de iyiydi.
Brandon Fraser da o rolde gerçekten çok iyiydi ama Aston Butler da alsaydı hiç şaşırmazdık.
İşte bu iki parlak sinemacının yeni filmi Couch Sailing.
Couch Sailing nasıl bir çeviri oluyor hani orijinal adıyla?
Suçüstü yakalamak...
gibi bir şey ya da bir şey çalarken yakalamak gibi bir anlama geliyor.
Henüz dağıtıcılar Türkiye'de hangi isimle gösterime sokacak bilmiyorum.
Bu film Ağustos sonunda gösterime girecek.
90'lı yılların suç dünyasına bir pencere açmaya çalışacak ve elbette Darren Aronofsky'nin kendine has sinematografisi, yaklaşımı, kurgusu yüksek olasılıkla da filme yansıyacaktır.
Bu filmi merakla bekliyoruz.
Gösterime girdiğinde ben izleyip size bir inceleme sunmaya çalışacağım arkadaşlar.
Evet bu haftanın sinema gündemi benim biraz daha böyle gözüme çarpan öne çıktığını düşündüğüm gündemler yaklaşık olarak bunlardı.
Şimdi gelelim Thunderbolt filmine.
Film iyi bence.
Puanları da fena değil.
Hem IMDb'de hem Letterboxd'da Rotten Tomatoes'da işte Critical.com'da falan puanları güzel.
İnsanlar yani genel olarak filmi sevmiş gibi görünüyor.
Şimdi bugüne kadar tabi çok sayıda Marvel filmi yapıldı biliyorsunuz.
yaklaşımı biraz böyle nasıl diyeyim tırnak içinde kendini iyi hisset filmi değil hepsi ama hemen hepsinde öyle bir ton da var yani arada ufak tefek istisnalar vardır belki ama neticede
bütün Avengers karakterleri bütün Marvel karakterleri hep güzel hoş işte Güçlü, iyiliksever hani hep her birinin ufak tefek zayıflıkları tabii olsa da tırnak içinde
hep böyle kahraman ve hep iyi karakterler.
Kaptan Amerika'yı düşünsenize yani uzun boylu, kaslı, yakışıklı, akıllı, onurlu böyle yani tamam fiziksel özellikler açısından, gücü, kuvveti falan açısından tırnak içinde üstün insan ama
hani neredeyse...
Marvel sinematik evreni biraz aşındırdı.
Zaten ilk filmlerden sonra yavaş yavaş karakterlerinin zayıflıklarının üzerine biraz daha oynamaya başladı böyle.
İşte Kaptan Amerika'nın biraz kafası karışmaya başladı.
Ne iyi ne kötü bilmiyorum demeye başladı.
Hatta sonra... Kendi oluşumuna şılsa sığıp döndü suçlu konumuna düştü değil mi?
Tony Stark mesela hani her zaman kibirlidir her zaman konu odur yani başrolde her zaman o vardır.
Bu çok eleştirildi ve o kendi egosunu biraz kırmaya çalıştı.
Natasha geçmişiyle hesaplaşmaya çalıştı.
Okey işte Hulk ne yaptı?
Artık dönüşmeyip o eski canavar her şeyi ezen geçen tarafını bırakıp daha böyle akıllı sakin biraz böyle bilim insanı haline dönüşmeye başladı.
Thor ne oldu? Yine o işte kraldı.
Bütün Asgard onundu falan.
Asgard yıkıldı gitti. Bütün sevdikleri öldü.
Hani en başta mükemmel çizdiği böyle bütün o olağanüstü kahramanları Marvel sinematik dünyası biraz biraz ezdi, üzdü.
Biraz yalnız bıraktı, kanun dışına itti falan.
Hani öyle olmak zorunda.
Hani herkes hep böyle mükemmellerin öykülerini izleyemeyiz değil mi?
Onların zayıflıklarının da öne çıkması ve o karakterlerin zayıflıklarını da bizim görmemiz gerekiyor.
Yoksa... O evren ve tüm o filmler, tüm o karakterler böyle birer yalana dönüşüyor, birer fantaziye dönüşüyor.
İşte Marvel bunu yaptı.
Güzel de yaptı bence yani.
Ancak elbette bu da yetmedi.
Neden? Çünkü Marvel sinematik evreninde hemen her harika kahramanın elbette bir de şeyi var böyle.
İhmal ettiği kardeşi, işte babası, kurtaramadığı dostu, kahramanlık yaparken hayatını kurtaramadığı bazı normal insanlar.
Hiçbir şey o kadar mükemmel değil.
Hiçbir şey o kadar... Kusursuz değil, pürüzsüz değil, güzel değil yani ve zaten olmaması lazım.
İşte Thunderbolts filmi ve ekibi Marvel'ın bir anlamda kenara itilen, arkada bırakılan, bir türlü ön plana çıkamamış, belki
de hakkı yenmiş bütün süper kahramanlarını ya da en azından süper demesek de kahramanlarını bir araya getiren bir film.
Bence çok iyi bir fikir.
Bu en başında iyi bir fikirdi zaten.
Yani ben Thunderbolt projesinin yapılacağını duyduğumda, böyle filmin bir tanıtımını okuduğumda zaten çok mutlu olmuştum.
Yani hep şunu demiştim.
Marvel evlenip fazla renkli, fazla iyi, fazla...
Bizi iyi hissettiriyor yani.
Sonunda ne bileyim Tony Stark ölse bile ağlarken bile tırnak içinde kendimizi iyi hissediyoruz.
Çünkü dünyayı kurtardı Tony Stark.
Natasha dünyayı kurtardı.
Bütün kahramanlar dünyayı kurtardı.
Sadece böyle olmaz diye düşündüğümü birçok kez hatırlıyorum.
İşte bu anlamda Thunderbolts...
Bugüne kadar çizilmiş bütün Marvel sinematik evreninin ve özellikle de elbette merkez kahramanlar olan Avengers ekibinin hem antitezi hem
madalyonun öteki yüzü hani nasıl isimlendirirsek isimlendirelim fark etmez.
Antisi diyelim.
Anti-Avengers diyebiliriz buna.
İşte bundan dolayı da Thunderbolts Marvel sinematik evreninde gerçekten ayrıksı bir noktada duran bir ekip ve bir film olmuş.
Peki zaten az çok ilgiliyseniz hani afişini ya da tanıtımını falan görmüşsünüzdür sosyal medyada ama ben yine de size karakterleri bir saymaya çalışayım.
Şimdi bir de film tabii tamam bir ekip sunuyor ama her zaman biraz daha öne çıkan tek bir karakter olur ya yani.
Hepsi başrol ama bir tane daha esas başrol var.
Bu filmi Scarlett Johansson'un canlandırdığı Natasha Romanoff karakterinin...
Kız kardeşi Yalana Bolova'nın üzerine inşa etmiş Marvel.
Bence çok da güzel bir şey yapmış.
Yalana'yı Florence Pugh oynuyor.
En başından beri de bence çok iyi oynuyor.
Harika uyumuş. Natasha'nın kendi solo filminde biz Yalana ile tanışmıştık.
Harika bir ikili olmuşlardı gerçekten.
Film Yalana karakterinin üzerine inşa edilmiş.
Onun dışında kim var mesela?
Bucky Barnes var. Kaptan Amerika'nın çok sevdiği eski dostu.
Onunla birçok bölümünde tabii bir arada olmuştu.
Winter Soldier filminde düşmanlarla birbirleriyle dövüşmüşlerdi.
Sebastian Stan Bucky Barnes rolünde yine.
Bence gayet iyi. Başka kim var?
David Harbour'ın canlandırdığı Alexi karakteri var.
Bu kim? Natasha ve Yelena'nın babası.
Kaptan Amerika'nın Rusya'daki yansıması diyelim.
Yani Ruslar da kendi teknolojileriyle bir Kaptan Amerika ortaya çıkarmaya çalışmışlar.
Ona da... Kızıl Asker, Red Soldier gibi bir şey söylemişler.
Alexi karakteri David Harbour yine Natasha'nın solo filminde tanışmıştık bu karakterle.
Harika bir karakterdi bence çok iyi.
Yine Olga Kurlenka'nın canlandırdığı Antonia diye bir karakter var.
O da yine aynı solo filmde karşımıza gelmişti.
Hannah John Kamen'ın canlandırdığı Eva Star diye bir karakter var.
Bu karakter Karıncı Adam'ın ikinci bölümünde karşımıza gelmişti.
Eva Star biraz karanlık bir kahraman gibiydi.
Yani fiziksel varlığını yok edip görünmez olup bir yerden başka bir yere bir nevi böyle ışınlanabiliyordu.
O da çok güzel bir karakterdi.
Biraz karmaşık bir karakterdi böyle.
Kötüydü de iyiye dönüşüyordu falan.
Onun dışında burada...
yepyeni bir karakter var.
White Russell diye John Walker'ın canlandırdığı.
Tırnak içinde sosyal medyada sürekli onun hani işte böyle görselleri fotoğrafları falan paylaşılıyordu.
Sahte Kaptan Amerika gibi bir şey.
Kaptan Amerika normalde Chris Evans'ın canlandırdığı nasıl bir karakterdi?
Çok zayıf bir askerdi.
Onu bir solüsyonla böyle bir antidotla süper asker haline getiriyorlardı.
İşte bu Kaptan Amerika dediğimiz savaşçı biz böyle aramızdaki en güçlü İşte askeri ne yapalım?
Kaptan Amerika diyelim. İşte o kahramanlık yapsın diye.
Bir fikir üretilmiş.
Ancak bu pek tutmamış.
Çünkü işte o Kaptan Amerika hani tırnak içinde sahte Kaptan Amerika.
pek de iyi bir aile babası olamamış askerlik görevinde ona verilen görevlerde çok başarılı olamamış ve kaptan Amerikalıktan hani ne diyelim bir nevi böyle uzaklaştırılmış seni
denedik senden kaptan Amerika olmuyormuş biz başka bir şey yapacağız demişler çok uzatmayayım yani özetle işte bütün bu arkada kalmış başarısız olmuş karakterleri Thunderbolt
filmi bir araya getirmiş.
Ve filmin öyküsünde de devlet onlara gizli görevler veriyor ama işte bu gizli görevler biraz aslında tırnak içinde yasa dışı görevler.
Yani bu ekip devletin kirli işlerini yapan bir ekip.
Ve bu filmde Valentina diye bir karakter var.
O Shields'ın ya da işte CIA'ın kirli yöneticisi gibi bir tipleme böyle.
İşte Shields'la veya CIA'yla ilgili Bir şikayetler çıkıyor böyle.
Bak sen işte süper insanlar yarattın, kahramanlar yarattın.
Ama bu kahramanlar...
Bizi korumak yerine yani Amerika'yı ve aynı zamanda tabii ki dünyayı korumak yerinde ona zarar veriyor.
Siz pis kirli işler çeviriyorsunuz.
Biz sizin işte ipliğinizi pazara çıkaracağız diye CIA sorgulamaya tutuluyor.
İşte bu sorgulama sırasında da bu Valentina dediğimiz CIA'ın başkanı olan karakterde işte bu pis işlerini yaptırdığı bizim ekibimizi gözden çıkarıyor.
Yani hani bunları artık öldürün yok edin bütün kayıtları falan yok edin.
hapse götürecek tüm kanıtları ortadan kaldırın diye talimat veriyor ve tabi ne olacak ama Thunderbolt bir şekilde bir ekip olmak zorunda olduklarını fark edecekler ve
tekrar geri dönüp kendilerini öldürmek isteyen bu Valentina dediğimiz karaktere karşı direniş gösterecekler savaşacaklar Kabaca öykü böyle.
Şimdi öykü çok yaratıcı değil gördüğünüz gibi.
Yani buna benzer öyküleri birçok yerde çok kez rastladık.
Ancak film güzel.
Bence karakterleri hem güzel işlemiş, öykünün akışı güzel, teknik olarak zaten hani hemen hemen bütün Marvel filmleri iyi.
Bu filmin de teknik işçiliği, işte efektleri, görselliği falan her şeyi çok güzel.
Karakterlerin o arka plana atılmışlığı, o dışlanmışlığı.
Bizler yaralı eski ve bir anlamda işe yaramaz kahramanlarız.
Dramatik derinliği bu filmde gayet güzel işlenmiş.
Ancak bu filmin de şöyle bir zayıflığı var.
Birincisi elbette diğer tüm Marvel filmlere benziyor zaten.
Yani sohbetin en başında biraz farklı ve ayrıksız bir Marvel filmiyle karşı karşıyayız dedim ya.
Burada karakterler farklı olduğu için.
Farklı bir Marvel filmiyle karşı karşıyayız diyorum yalnız.
Bunu yanlış anlamayın. Filmin öyküsü, akışı, dramatik yapısı, tavrı falan tamamen diğer Marvel filmleriyle uyum içerisinde.
Bu sizin için sıkıcılık anlamına gelir mi?
Yani Marvel işte aynı yemeği pişirip pişirip önümüze tekrar koyuyor.
Diyen bir sinema severseniz bu filmi çok da beğenmeyebilirsiniz.
Ben kendi adıma söylüyorum.
Çok da rahatsız değilim.
Neden? Çünkü bu yemek zaten...
1970'lerden 80'lerden beri tekrar pişirilip pişirilip karşımıza geliyor.
Hangi yemek bu? George Lucas'ın Star Wars'la Steven Spielberg'in de Indiana Jones'la ilk kez pişirdiği yemek arkadaşlar.
Tüm Marvel filmleri Hatta günümüzde neredeyse tüm gişe filmleri zaten aynı formülü uygulayıp karşımıza getirdiği için yani ben bundan çok da rahatsız değilim.
Çok nadir yönetmen bu formülü uygulamıyor zaten.
Sizi rahatsız ediyorsa tabii ki o sizin zevkiniz, sizin sinema algınız diyebilirim.
Ha neler sizi rahatsız edebilir diyordum, ondan bahsediyordum.
Evet, Marvel'la benzerliği rahatsız edebilir.
Bu bir. İki, biraz klişe olması rahatsız edebilir.
Okey. Üç... Ama bu beni de rahatsız etti.
Şöyle söyleyeyim. Filmde hani bu dışlanmış kahramanlar dedik ya bu.
Bu dışlanmış hissini film güzel uyguluyor okey.
Ama bu karakterlerin dışlanmışlıklarıyla yüzleşmesini geçmişteki pişmanlıklar diyebileceğimiz bir yakıtla ateşlemeye
çalışıyor. Bu bence yani biraz fazla klişe.
Hani geçmişte işte ya filmde bir ara böyle Fantastik bir evrene geçiş yapıyor karakterler.
Öyle söyleyeyim şimdi çok filmin sürprizlerini de açık etmek istemiyorum ama bu fantastik paralel evrende diyeyim şöyle bir durum var.
Pişmanlıklar odaları var mesela.
Bu filmde bir baş karakter var Bob diye.
O Bob dediğimiz karakterin pişmanlıklarıyla yüzleşmesini sağlamaya çalışıyorlar ve onun geçmişteki hesaplarını kapat ki günümüzde hayatına devam edebil gibi.
Bir dramatik alt metine dayanıyor filmin.
Önemli bir kısmı hatta finali geçmişteki pişmanlıklarla yüzleşmek gerçekten artık yani...
Çok fazla sömürülmüş bir klişe.
Filmin o tarafı beni çok etkilemedi.
Ondan çok da hoşlanmadım.
O anki dışlanmışlık, dramatik derinliği üzerine gitseydi film bence daha iyi bir şey yapmış olurdu.
Filmin zayıflığı olarak anayım okey ama bence Thunderbolts güzel bir film olmuş arkadaşlar.
Diyorum Marvel sinematik evrenindeki dışlanmış kahramanları bir araya getiren, onların bir ekip olmaya çalışmasını...
öykü olarak anlatan hem o dışlanmışlıklarını hem gerçek birer kahramanlık özelliğine sahip olamamalarını hem işte geçmişteki hesaplarını tekrar görmeye çalışmalarını falan
böyle hani o dramatik tarafı da fena değil görseli aksiyonu kurgusu vesairesi her şeyiyle en azından Marvel sinematik evreninin Ortalamasını tutturan bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Marvel filmlerine ilginiz varsa ve ekibi biraz daha farklı bir Marvel filmi izlemek isterseniz Thunderbolt filmini izlemenizi öneriyorum arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
