
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve yılın en çarpıcı filmlerinden biri olan The Substance'ı konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Şu an Türkiye gündeminde Sıfır Kilometre, Venom, Son Dans, Vahşi Robot, İllegal Hayatlar Meclis filmi, Bir Cumhuriyet şarkısı, Mustafa animasyonu ve başka birçok daha çok
çocuklara hitap eden animasyonlar, korku filmleri zengin bir gündem olduğunu söyleyebiliriz.
Yakın zamanda gösterime giren bir iki tane farklı film var özellikle vurgulamak istediğim.
Bir tanesi Sapkın adında bir korku filmi orijinal adı Heretik.
Şöyle ki... Bu korku filminin başrolünde Hugh Grant var.
Hugh Grant ise biz daha çok romantik komedilerden tanıyoruz.
Bilinen, sevilen, tüm dünyanın tanıdığı oyuncular kariyerinin bir döneminde mutlaka...
Genellikle bilindiğinin dışında bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.
Şimdi Hugh Grant aslında bunu yaptı.
Daha önce yaptı. Yapmalı değil ama artık Hugh Grant'ı gerçekten bir korku filminin başrolünde bir kötü karakter olarak sapkın bir karakter olarak görmek gerçekten şaşırtıcı.
Bu seviyede farklı bir role soyunacağını şahsen ben beklemezdim.
Ancak işte ben cesurum.
Ben her karakteri oynarım.
Her türlü projede başrol olurum ve oyunculuğumu en iyi şekilde...
sergilerim demeye çalışan oyuncular kervanına Hugh Grant'in de katıldığını söyleyebiliriz ve filmin yönetmeni de hani tam bu benim belirttiğim noktaya vurgu yapabilmek için demiş ki işte Hugh
Grant gerçekten nefis bir oyuncu işte bu role tam uydu senaryo için en uygun oyuncu buydu falan diye böyle Hugh Grant'in tercihini biraz destekleyen demeçler vermiş bir korku filminin
baş kötü karakteri olarak izlemek gerçekten ilginç olabilir.
Korku filmlerini seviyorsanız bir de Huy Grant ülkemize de aslında tanınan, bilinen bir oyuncu.
Romantik komedi Türkiye'de sevilen bir tür olduğu için mutlaka Huy Grant'in başrolünde oynadığı romantik komediler izlemişsinizdir siz de.
Hem de korku filmlerini seviyorsanız hem de Huy Grant'i ilginç ve farklı bir rolde görmek isterseniz bu filme bir göz atabilirsiniz.
Venom Son Dans hem dünyada hem de ülkemizde son haftanın halen en çok izlenen filmi konumunda.
Vahşi Robot halen bu haftanın en çok izlenen filmlerinden bir tanesi.
Gülümse 2 hala dünyada çokça izleniyor, çokça sevildi.
Ülkemizdeki en çok izlenenler listesinde ise birinci sırada İllevel Hayatlar Meclis filmi var.
Geçtiğimiz hafta gösterime girmişti.
Yine Mustafa animasyonu Venom Son Dans, Sıfır Kilometre ve Bir Cumhuriyet Şarkısı filmi.
geçtiğimiz haftanın en çok izlenen 5 filmi olarak listeye girmiş durumda.
Şimdi yakın zamanda çokça konuşulan bir proje var.
Hangisi bu? Penguin dizisi.
Biliyorsunuz yakın zamanda yine Matt Reeves'in yönetmenliğini üstlendiği bir Batman projesi karşımıza gelmişti.
Batman rolünde de Robert Pattinson vardı ve Christopher Nolan'ın projesinden aslında çok da farklı olmamasına rağmen.
Farklı derken hangi noktayı vurga yapmaya çalışıyorum?
Şimdi ta 80'lerdeki Tim Burton'un filmleri biraz fantastikti böyle masalsıydı.
Ancak Christopher Nolan'ın Batman'i biraz daha gerçekçiydi ya böyle.
Biraz böyle dedektiflik filmi gibiydi.
İşte Matt Reeves'in filmi de yine Nolan gibi biraz daha gerçekçi bir...
Batman portresi ve filmi karşımıza getirmişti.
İşlere başarılı oldu.
Eleştirel anlamda başarılı oldu falan.
Ve bu başarıya dayanarak da Matt Reeves yapımcılığını üstlendiği bir penguen dizisinin gösterime gireceğini söylemişti.
Duyurmuştu. Bu dizi yapıldı gösterime girdi ve gerçekten çok sevildi.
Matt Reeves de bu başarıdan sonra demiş ki bizim yaptığımız Batman ve onun içinden çıkan penguen dizisi çok başarılı oldu.
Yine Bu evrene dayanan başka spin-offlar mutlaka çıkacak.
Bilginiz olsun diye bir demeç vermiş.
Bu güzel bir haber gerçekten.
Penguen dizisini seven, sinema sever arkadaşlar yüksek olasılıkla Matt Revis'in yapımcılığını üstleneceği ve...
Matt Reeves'in Batman'inin içinden çıkacak olan başka dizileri de yüksek olasılıkla ilgi göstereceklerdir.
Buradan onun haberini vermiş olalım.
Son haftalarda çokça konuşulan bir başka proje ve elbette çok da merakla beklenen bir proje Nosferatu projesi.
Geçtiğimiz aylarda ben bunu hatırlatmıştım ama çok fazla detay yoktu.
Filmin yönetmeni kim? Robert Eggers.
Robert Eggers yakın zamanın parlak genç yeteneklerinden bir tanesi.
Bir tane The Witch diye cadı diye bir film yapmıştı.
Onun ilk uzun metraj filmiydi ve çok iyi bir korku gerilim filmiydi.
Aynı zamanda bir dönem filmiydi.
1800'lerin İngiltere'sinde geçiyordu.
Nefis bir projeydi yani. Ondan sonra Deniz Feneri diye bir film yaptı.
Baş önüne Robert Pattinson'a William Defoe vardı.
O da çok sevildi.
Ondan sonra da iki yıl kadar önce...
Northman Kuzeyli diye bir film yaptı.
O da hem gişede hem de eleştirel anlamda başarılı oldu.
İşte bu üç başarılı filmden sonra artık Robert Eggers ne yapsa meraklı bekliyoruz diyebiliriz.
Ve gerçekten de bu merakı boşa çıkarmayacak şekilde Nosferatu gibi hem korku sineması tarihinin hem de korku edebiyatı tarihinin en büyük karakterlerinden bir tarihinin
yeniden çevrimini yapıyor.
Filmin gösterim tarihi belli değildi.
O belli oldu. Öncelikle onu söyleyelim.
3 Ocak 2025'te gösterime girecek.
Hani artık Kasım ayındayız.
Çok da zaman yok. Yani 2 ay kadar sonra gösterime girecek.
Ve bu filmin ilk gösterimi yapılmış.
Birkaç işte sinema yazarı, yönetmen, sinemacı.
Bu film izletilmiş ve gelen yorumlar acayip yani.
Müthiş bir film geliyor. Muhteşem bir film geliyor falan diye böyle bir sürü tweetler, sosyal medyada paylaşımlar yapılmış.
Ama bu beni biraz tedirgin ediyor arkadaşlar.
Hangi film? çok büyük vaatlerle gösterime girse ne yazık ki biz o filmle ilgili hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Hatta belki de o film kötü bir film de olmuyor yani.
Gayet iyi bir film oluyor ama o kadar fazla övülüyor ki yani mesela Nosferatu üzerine yapılan yorumlarda işte sinema tarihinin en iyi korku filmlerinden mi tersi geliyor falan diyenler var.
Şimdi yani biz de hani bu demece duyunca öyle bir şey gelecek ki diyoruz böyle işte Exorcist'ler, Shining'ler falan değil mi?
Böyle çok büyük üst... Tatların çok büyük korku filmlerine denk bir şey geleceğini bekliyoruz.
İşte bu çok iyi bir şey değil aslında.
Bu kadar gaz vermek iyi değil.
Biraz daha ölçülü yorumlar yapılsa belki de daha iyi olacak bu filmler için.
Ama öngösterimden çıkan yorumlar olağanüstü.
Robert Eggers çok parlak bir yönetmen.
Eski filmleri gayet iyi.
Ondan dolayı hani her şekilde Nosferatu projesinin 2025'in en parlak projelerinden bir tanesi olmasını bekliyoruz.
Bir başka gündem başlığı ne yazık ki bir yasaklama, bir yayından kaldırma ve bir festival iptali.
Hangi festival? Mubi Fest.
Mubi bildiğiniz gibi en önemli, en güçlü dijital sinema platformlarından bir tanesi ve Mubi 7-10 Kasım tarihleri arasında bir festival düzenliyordu.
Buna da Mubi Fest 2024 adını vermişti.
Bu festivalin açılış filmi olan Daniel Craig'in başrolünde oynadığı Queer filmi Kueri biliyorsunuz de eşcinsel demek gay demek ve filmde elbette adından da anlaşılacağı gibi
eşcinsel iki karakterin hikayesini anlatıyor eşcinsellik üzerine bir film.
İşte bundan dolayı da ne yazık ki Kueri filmi yasaklanmış bu yasaklanma kararı Mubi'ye geldikten sonra da Mubi'de bir resmi açıklama yaptı Instagram hesabından.
Hani açıklama biraz uzun ben tamamını okumayayım ama çok üzgünüz hani bu film yasaklanınca biz de Mubi Fest'i tamamen iptal ettik.
Evet bu haftanın öne çıkan sinema gündemi başlıkları yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim The Substance filmine.
Film az önce söylediğim gibi bir gazla geldi zaten.
Şimdi en başta Cannes Film Festivali'de en iyi senaryo ödülünü alıp adını duyurdu.
Ondan sonra fragman geldi.
Çok çarpıcı bir fragmandı.
İzleyen herkes, yorum yapan herkes...
İnanılmaz övdü filmi tabii ve aynı zamanda bir korku filmi tabii bu.
Son derece korkutucu, son derece rahatsız edici diye böyle aylardır yorumlar geliyor.
Biz de gazımızı aldık aldık aldık meraklı bekliyorduk filmin gösterime girmesini.
Geçen hafta bahsettiğim gibi film hem sinema salonlarında hem de Mubi'de gösterime girdi.
Şimdi ben önce filmin konusundan bahsedeyim.
Filmin başrolünde Demi Moore var ve Demi Moore'un canlandırdığı Elizabeth diye bir karakter var.
Yaşı biraz geçkin.
İnce bir sinema ve televizyon meşhuru bir oyuncu.
Ödüller almış, çok sevilmiş.
Tüm dünyayı tanıyor, biliyor, seviyor.
Ve elbette Hollywood'un kaldırımında meşhurluğu ve saygınlığı tescillenmiş oyuncuların, sinemacıların yıldızları olur ya.
Onun da yıldızı var Hollywood kaldırımında.
Filme öyle başlıyor. Ancak artık yaşlandığı için kariyeri tabii ki eskisi gibi değil.
Artık düşüşe geçmiş.
bir böyle sabah plates programı gibi bir şey yapıyor böyle.
Hani onun kariyerinde çok da parmak işlerden bir tanesi sayılmaz ama neticede hala seviliyor, tanınıyor böyle.
Hala gündemde ama artık gitti gidiyor gibi bir durum var böyle.
Ve bu televizyonun yöneticisi sahibi olan Harvey diye bir karakter var.
Deniz Koyet'in canlandırdığı.
Bu Harvey diyor ki artık onu yönleyin.
O artık yaşlandı gitti bitti.
Bana yeni genç bir yıldız bulun.
Ve bunu da Elizabeth duyuyor.
Tam bu sırada onun evine bir zarf geliyor.
Bu zarfın içi son derece gizemli bir zarf.
Böyle hiç açıklama yok.
Nereden geliyor, kim yolluyor falan hiçbir şey bilinmiyor.
Zarfı açıyor. Bir adres ve bir tane manyetik kart var.
Üzerinde de 503 diye bir numara yazıyor.
Söz konusu adresi gidiyor Elizabeth ve son derece böyle terk edilmiş metrop...
Bir adres böyle yani hani orada bir şeylerin olabileceğini ki hiç kimse beklemez.
Zar zor böyle işte açılmayan kapılardan, karanlık koridorlardan, pisliğin işte yıkıntının falan içinden geçiyor.
Bir odaya geliyor. Odada dolaplar var.
Mayatik kartını üzerinde kendi numarasının olduğu dolabı okutuyor.
Şak bu dolap açılıyor.
Küçücük bir dolap zaten. İçinden bir kutu çıkıyor.
Bunu alıp evine geliyor ve görüyoruz ki öyle bir teknoloji varmış ki bir solüsyon gibi bir şey böyle vücudunuzu enjekte ediyorsunuz.
Bunu enjekte ettiğiniz takdirde en iyi haliniz diyor.
Şimdi o kutunun içinden böyle çok net kocaman harflerle yazılmış kısa kısa tanıtımlar ve açıklamalar geliyor.
Diyor ki en iyi halin için falan gibi böyle.
Hani onu kendine enjekte ediyorsun.
İşte atıyorum sen 60 yaşındasın 25 yaşındaki halini kendi içinden doğuruyorsun gibi bir şey.
Yani bir tür senin genç klonun.
Genç kopyan hatta senin daha iyi halin, daha iyileştirilmiş halin gibi bir teknoloji bu.
Şimdi önce tabi buna inanmıyor falan hani bunu böyle atıyor çöpe yani böyle bir şey olmaz elbette diyor.
Ama kariyerinin bitişi, yaşlanıyor olma durumu o kadar zorlayıcı geliyor ki Elizabeth'e bu teknolojiyi denemeye karar veriyor.
Ve bunu işte kendisine enjekte ediyor ve içinden gerçekten...
Çok daha genç yine çok güzel onun gibi yetenekli harika bir kadın çıkıyor.
Su diye bir karakter bu da Margaret Coyle'nin canlandırdığı aynı karakterin yani Elizabeth'in genç ve daha iyi hali diyelim.
Böyle isimlendirebiliriz ancak.
Şimdi filmin ilk yarım saati bu kadar.
Önce birkaç yorum yapayım sonra spoilerli.
incelememe geçeyim. Şimdi arkadaşlar film hem sinema ve televizyon dünyası üzerine bir eleştiri meşhur olma bunun psikolojik açılımları ve yaşlanma işe yaramaz hale gelme hem de düşmekte
olan bir yıldızın psikolojisi bir anlamda sosyolojisi falan çok güzel incelemeler var filmde bu açıdan gerçekten nefis.
Hele hele o ilk yarım saatte ya da hani filmin ilk yarısı diyebileceğim kısmında Film o kadar güzel akıyor, o kadar iyi yönetilmiş.
Her çekim birden çok anlam barındırıyor.
Demi Umur'un o solüsyonu kendi vücuduna enjekte ettiği bir sahne var mesela.
Bembeyaz bir banyo aynanın karşısında.
Elbette. Neden? Çünkü Demi Moore sinema kariyerinde gayet başarılı işlere de imza atmış bir oyuncu.
Ama linçlenmiş ve hatta sinema tarihinin en kötü projeleri arasında da anılmış bazı filmlerin başrol oyuncusu mesela.
Demi Moore'un seçilmesi öyle boş değil.
Herhangi bir oyuncu değil yani Demi Moore.
Neyse mesela orada işte enjektörü kendine vuruyor.
Orada işte yere düşüyor, cenin pozisyonu alıyor ve içinden kendi genç ve daha iyi hali çıkıyor.
Buna benzer çok çarpıcı bir sürü sahne var.
O banyo bir rahim.
Cenin pozisyonu olan Demimur, bakın tam cenin pozisyonu diyoruz.
Hani böyle yan yatıp kıvrılırsınız ya.
O bir doğum sembolizasyonu.
Gerçek doğumu sembolize eden onun simgesel hali.
Demimur bir cenin haline geliyor.
Tekrar doğuyor, tekrar dünyaya geliyor.
Çift anlamlar her çekimde.
Enfes çift anlamlar ve alt metinler var arkadaşlar.
Çok iyi filmin kurgusu, görüntü yönetimi, oyunculukları, açıları, kadrajları, ışıkları, sanat yönetimi falan müthiş bir sinematografi var filmde her açıdan.
Hem Demi Burun'un oyunculuğu çok iyi hem Margaret Cullen'in oyunculuğu çok iyi ve...
Bir yan karakter olan söz konusu az önce bahsettiğim televizyon şirketinin yöneticisi olan Dennis Quaid müthiş bir karakter çizmiş ve enfes oynamış gerçekten.
Yani filmin çok küçük bir kısmında onu görüyoruz.
Birkaç sahnede görüyoruz ama filme çok şey katmış Dennis Quaid.
Nefis bir oyunculuk sergilemiş.
Yani her şekilde film sinematografik olarak diyorum oyunculuk tekniği her açıdan çok iyi.
İlk yarıda en azından.
Şimdi bundan sonra spoilerli olacak öyküyü biraz daha anlatmaya devam edeceğim ve anlattığım kısım üzerine eleştiriler yorumlar sunmaya çalışacağım.
Eğer filmin devamını ve sürprizlerini görmek istemiyorsanız bundan sonra sılı dinlemeyin diyorum.
Filmi izleyip gelip dinlerseniz çok daha iyi olur.
Evet devam ediyorum.
Şimdi bundan sonra ne oluyor?
Şöyle kendi içinden kendi genç ve daha iyi hali çıkıyor ya.
İşte o daha iyi hali hani artık televizyon kanalından Elizabeth'i kovuyorlar ya.
Sue yani kendisinin genç ve daha iyi hali gidiyor.
O televizyona iş başvurusu yapıyor.
Elizabeth'in programını Sue'ya veriyorlar.
O programı devralıyor.
Ve ondan sonra hayatlarına sürüyor biliyor musunuz?
Çok enteresan. Bir hafta Elizabeth yani yaşlı hali evde yatıyor böyle.
Hani dinlenme halinde gibi, uyku halinde gibi.
Ve genç hal ayakta.
hayatiyetine devam ettiriyor ve onu kutuda çıkan bir solüsyonla besliyor.
Baya böyle damardan serum gibi takıyor.
O solüsyonla hayatına uykulu olarak devam ediyor yaşlı olan Elizabeth.
Su karakteri ise genç olansa yaşlı olanın belinden bir sıvı çekip onu kendisine enjekte ediyor.
O da onun besine oluyor ve bu teknoloji hiçbir şekilde hani o kutudan çıkan uyarılar da şey diyor bunun Hiçbir istisnası yok diyor.
Biz sana nasıl söylüyorsak bunu öyle uygulayacaksın diyor.
Bu noktada kesin talimatlar çıkıyor kutudan.
Biz buradan neyi anlıyoruz?
Buna uymazsanız bir şeyler yolunda gitmez değil mi?
Şimdi normal şekilde böyle devam etmesi gereken süreç ilerleyen zamanlarda sekteyi oruyor.
Ne oluyor? Genç karakter Su her gün için bir dost.
Toplam 7 dost. Yaşlı Elizabeth'in belinden solüsyon almak zorunda.
Hani 7 kere sen bunu yapabilirsin demiş talimatlar genç olana ama o daha fazla yapıyor.
Bu sefer kendisi uykuya geçip yaşlı Elizabeth uyandığında vücudunda bazı deformasyonlar görmeye başlıyor.
Bu anlamda genç olan yaşlı olana kötü davranıyor yani.
Talimatları uymuyor. Yaşlı olanda artık hani yaşlanmış değil mi?
İşi yok, gücü yok, hayranları yok, bir şey yok.
O da çok sağlıksız ve...
Normalde yememesi gereken yiyecekler yemeye başlıyor.
Yani kendisine, kendi bedenine kötü bakmaya başlıyor.
İşte onun sağlıksızlığı da genç olan suyunun bedenini deforme etmeye başlıyor.
Onun o güzelliği, o mükemmelliği falan sekteye uğramaya başlıyor.
Bakınız şöyle bir çelişki var.
Yaşlı karakter gence zarar veriyor.
Genç karakter yaşlı ona da zarar veriyor.
Ve bu iki karakter bir süre sonra birbirine...
Düşman olmaya başlıyor birbirlerine.
Zarar vermeye başlıyorlar.
O noktadan sonra hani en başında tedirgin edici bir sinema dünyası, meşhurluğu, selebriti dünyası eleştirisi gibi başlayan film.
İlk yarıdan sonra baya gerilime, korkuya evriliyor.
Ve bu filmin türü tam olarak zaten tanıtımlarda da bu vardı.
Body horror diye geçiyor.
Ne demek body horror? Bedensel korku.
Bir karakterin...
Bedenindeki deformasyonları bir korku malzemesine çeviren filmlere body horror diyoruz.
Bu filmde tam bir body horror gerçekten.
Body horror'ın sinema tarihinde ki mucidi kimdir?
Elbette David Cronenberg'tir.
Ve body horror filmleri genellikle izleyicisini rahatsız eden çok kanlı bedensel anomaliler, deformasyonlar.
Bir anlamda bile insanın içini kaldıran, iğrenç diyebileceğimiz filmlerdir çoğunlukla.
Ama bu türün... mucidi ve öncüsü olan David Cronenberg o deformasyonları düşünsel, felsefi, işte psikolojik çok zengin alt metinlerle beslediği için bir anlamda izleyicisine
acı çektiriyor olmayı biraz haklı çıkarabilen bir yönetmendir mesela.
Yani her yönetmen böyle değil gerçekten.
Bir sürü böyle şiddet pornografisi sınmına girip hiçbir alt metin barındırmayıp hani izlediğinize pişman olduğunuz birçok body horror filmi vardır.
Ama diyebiliriz ki Carolee Ferga Body horror'ın altını doldurabilmiş.
Ve bu noktada şunu da belirtmek istiyorum ki.
Filmin ilk yarısında evet birçok böyle bedensel deformasyon sahneleri var ama.
Yine de birçok kişi hani film için şey demiş.
Ay çok iğrenç midem kalktı.
İşte bu body horror çok sert çok rahatsız olduk falan ama.
Bu film o kadar da sert değil arkadaşlar.
Ve hatta birçok body horror anında.
Başka mesela David Cronenberg'in birçok filmine göre.
biraz daha steril, biraz daha temiz bir body horror örneği denebilir The Substance için.
En azından ilk yarısı için söylüyorum.
Şimdi bundan sonra işte işler yolunda gitmiyor falan ya, iş zımanadan çıkıyor, çıkıyor, çıkıyor.
Bu Elizabeth ve Sue karakterleri, yaşlı ve genç karakter arasındaki bu uyumsuzluk birbirini öldürmeye, birbirini yok etmeye kadar varıyor.
Bence filmin senaryosunda ve genel olarak filmde de İki tane temel sorun var ve bu iki sorun da senaryodan kaynaklanıyor.
Bu anlamda şu notu düşünmek isterim.
Cannes Film Festivali en iyi senaryo ödülünü The Substance'a verirken aslında bence daha çok öyküyü çok sevmişler.
Senaryodaki sorunları bir anlamda biraz görmezden gelmişler gibi hissettim ben.
Şimdi haddimi almayan yorumlar yapmak istemiyorum.
Cannes Film Festivali'nin ötesinde bir senaryo analizi yapacak değilim elbette ama...
Ben gördüğüm sıkıntıları söyleyeyim bana hak verip vermeyeceğinize siz karar verin.
Birincisi filmin senaryosunda hiçbir yan öykü yok.
Tek bir ana öykü var.
Şimdi bu kadar zengin bu kadar alt metinli filmde Elizabeth ve Sue karakterlerinin dışında başka hiçbir karakterin öyküsü anlatılmıyor.
En başta bu teknolojiyi Elizabeth karakterine ulaştıran birileri var.
Çinlünler. Filmde hiçbir şey yok onlarla ilgili bu bir.
İki, başka hiçbir karakter yok.
Yaşlı karakterin en azından Elizabeth'in.
Hiç kimsesi yok yani sevgilisi, anası, babası, çocuğu, dıdısı, dostu hiç kimse yok.
Tek başına sadece Elizabeth'i izliyoruz ya da onun içinden çıkan genç Elizabeth olan Sue'yu izliyoruz.
Hiçbir yan karakter yok, hiçbir yan ek yok.
Bu filmin ve senaryonun en büyük zaaflarından bir tanesi bence.
İkincisi de şöyle bir durum var.
Şöyle küçük bir açıklama yaparak bu ikinci sıkıntıyı izah etmem lazım size.
Şimdi body horror filmleri bir cesaret gerektiriyor.
Neticede işte rahatsız edici filmler, vahşet var, kan var.
Hani bir şekilde bir cesaret gerektiren bir tür.
Ve body horror filmi yapan yönetmenlerin hemen hemen hepsinde şöyle bir kafa oluyor arkadaşlar.
Ben madem body horror gibi rahatsız edici bir türe adım atıyorum, bu türde bir film yapıyorum.
Bu cesaretimi sürdürüp filmin istediği kadar rahatsız edici olsun son noktasına kadar zorlamam lazım.
Yani çekingen davranmamalıyım.
Body horror yapıyormuş gibi yapıp bazı hoyratlıklardan kaçınmamam lazım ki insanlar bana hani korkak demesin.
Ya da hani işte şunu da yapsaydı iyi olurdu ama cesaret edememiş demesin gibi bir kafaya giriyor yönetmenler.
İşte Karolin Ferga da bunu yapmış.
Ancak filmin son yarım saati yani buna saçmalamış mı diyeyim abartmış mı diyeyim abartmış dememin sebebi senaryonun ulaştığı nokta değil.
Tamam bu senaryo oraya ulaşsın diyelim ki buna bir şey demiyorum.
Ancak şunu söyleyeceğim bakın az önce özellikle şu noktayı vurgu yapmaya çalıştım.
Filmin ilk yarısı gerçekten Kubrick steriliğinde ya da Cronenberg özeninde çok özenli yani gerçek bir...
A sınıfı yüksek bütçeli çok özenilerek çekilmiş bir film dokusu görselliği kurgusu var.
Ancak filmin yarım saatinde düşük bütçeli özensiz bir B filmi havası var.
Yani Karolin Ferga ben cesur olacağım sonuna kadar gitmekten korkmayacağım derken filmin tavrını ve görsel üslubunu da aşağı çekmiş neredeyse.
Yani bu beni çok rahatsız etti.
Ve bakınız bu bir.
İkincisi hani birincisi dedim.
Yan öykü yok sıkıntı.
İkinci sorun bu. Hatta bir üçüncü sorundan bahsedeceğim.
Ya da iki B dediğim buna bir sorun daha var.
O da şöyle bir sorun ki.
Film o ilk yarım saatinde son derece gerçekçi ya da en azından kendi içerisinde ikna edici, kendi içinde tutarlı bir tavır benimsiyor.
İlk yarısında diyeyim ya da hani son yarım saate kadar.
Ama son yarım saatte o tutarlı.
kendi içinde ikna edici olan tavrı öyle bir bırakıyor ki steril dedim ya böyle hani steril bir tavır kullanmış.
Bu çok güzel bir şey. Bu ödleklik değil yani bu cesur olamama demek değil.
Filmin sonunda o kadar o vahşeti, kanı, bedensel deformasyonu falan öyle bir abartıyor ki ben diyorum ya işte ben cesurum demeye çalışıyor ama işte o filmin başındaki
tavırla çok zıt bir tavır.
Ondan dolayı film arkadaşlar gerçekten iki parça gibi böyle.
İlk yarısı A sınıfı çok iyi çekilmiş pırıl pırıl bağlanmış yüksek kalite bir film gibi görünüyor ama ikinci yarısı ya da en azından son yarım saati düşük kalite bir
B filmi havasında olduğu için bu tutarsızlık beni gerçekten çok rahatsız etti.
Yani özetle diyorum söyleyecek başka birçok şey var ama Hani böyle eksileri artıları böyle bir götürecek olsak elbette yine elimizde önünlü bir film kalır.
Bence iyi bir film. Çok hassas bir mideniz yoksa mutlaka izleyin diyorum arkadaşlar.
Yine böyle kafanızı karıştıracak güzel anlar var.
Canınızı da sıkan bir film aynı zamanda ama işte bunu da iyi kullanmış bir film.
Her ne kadar diyorum zayıflıkları olsa da toplamda gayet iyi ve sarsıcı bir film olduğunu düşünüyorum ben substance'ın her şekilde.
2024'ün el sarsıcı filmlerinden bir tanesi olarak kabul edilebilecek The Substance'ı mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Önümüzdeki yılda da hani yüksek olasılıklarda Oscar'larda da boy gösterir gibi geliyor bana yani.
Mutlaka birçok dalda aday olacaktır.
O zaman tekrar Substance'ın sohbetini açarız tekrar filmi hatırlatırız diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
