
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini ve 10 dalda oscar adayı olan The Brutalist filmini incelemeye çalıştık.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Oscar'lara kadar Brutalist'i nasıl izleyeceğiz bilmiyorum diye anmıştım bu filmi.
Sonunda 31 Ocak'ta Türkiye'de de gösterime girdi.
Bugün size Brutalist'in detaylı bir incelemesini sunmaya çalışacağım.
Şimdi evet 2025'in Şubat ayına yeni girdik.
Daha hala hani yılın başında sığılabiliriz.
Ondan dolayı henüz 2025'in çok izlenen filmleri, çokça gişe yapan filmleri, listeleri henüz oluştu denemez.
Halen 2024'te gösterime giren bazı filmlerin gösterimi devam ettiği için aslında...
2024 filmlerinin listesi tamamlanmış değil.
Mesela ben size 2024 incelemesini sunarken 2024'ün işte en çok izlenen 10 filmi ilk 5000 falan diye böyle rakamlar vermiştim listeler vermiştim ama bu listeler güncelleniyor hala.
Ondan dolayı hani henüz 2025'e geçemedik hani bakın takvim olarak girdik ama sinema yılı olarak bakarsanız hala 2024'ün rakamları listeleri önemli filmleri hala
değişiyor diyebiliriz.
Filmleri üzerine konuşmak için biraz erken ama yine de 2025 üzerine söyleyebileceğimiz ilk hani en iyi gişe açılışını yapan filmlerden bir tanesi Mel
Gibson'ın yönettiği ve Mark Wahlberg'ün başrolünde oynadığı Flight Risk filmi.
Geçtiğimiz hafta gösterime girdiği ve ilk hafta...
12 milyon dolar kadar bir hasılat yaparak Hollywood'un en çok izlenen filmi oldu.
12 milyon dolar aslında çok da yüksek bir hasılat değil ama hani yavaş yavaş böyle 2025'te hangi filmler öne çıkacak sorusuna cevaplar bulmaya çalışıyoruz da diyebiliriz.
Ama henüz 2025'in büyük...
gişe bombaları gösterime girmedi.
Önümüzdeki haftalarda, aylarda gösterime girecekler.
Onları hemen hatırlatayım. Birincisi Şubat ayında gösterime girecek olan Kaptan Amerika Brave New World filmini bekliyoruz.
Mart ayında Pamuk Prenses girecek ve ondan sonra da Nisan'da Minecraft filmleri gösterime girecek.
Şimdilik 2025'in ilk büyük gişe bombaları bunlar olacak diye tahmin ediyoruz.
Bakalım bu filmlerin gişedeki Seyirleri nasıl olacak göreceğiz.
Türk gişesinde ise yaklaşık 5 haftadır Rafadan Tayfa Kapadokya filmi birinciliği elden bırakmıyor.
Bu hafta da yaklaşık 350 bin kişi tarafından izlendi ve toplamda da 2 milyon izleyici sınırına dayandı Rafadan Tayfa Kapadokya.
Ve yüksek olasılıkla da 2025'in daha şimdiden en çok izlenen filmlerinden bir tanesi olacak gibi görünüyor.
Şimdi bu haftanın önemli sinema başlıklarından bir tanesi Christopher Nolan.
İlgili arkadaşlar mutlaka sosyal medyadan görmüşlerdir.
Christopher Nolan'ın yeni projesi Odyssey olacağı yakın zamanda açıklandı.
Şimdi Christopher Nolan aslında yeni projeleri için hayli ketum bir yönetmen.
Kontrollü demeçler veriyor ya da...
Sosyal medyaya ve sinema gündemine Christopher Nolan'ın yeni filmiyle ilgili böyle çok sınırlı bilgiler sızdırılıyor.
Yani onlar da biraz bence bilinçli sızdırılıyor.
Yani yapım şirketinin ya da Christopher Nolan'ın bilgisi dahilinde bu haberler yayılıyor gibi geliyor bana.
Ki Christopher Nolan bütün oyuncularıyla ve kendi ekibiyle yeni projeyle ilgili asla hiçbir bilgi vermeyeceksiniz diye sözleşmeler yapıldı.
Bilinmeyen bir şey değil. İşte Odyssey filmiyle ilgili hani böyle yavaş yavaş küçük küçük haberler basına sızmaya başladı.
Odyssey filminin 2026 yılında gösterime gireceği şimdiden biliniyor.
Filmde Matt Damon, Tom Holland, Anne Hathaway, Zendaya, Robert Pattinson ve Charlize Theron gibi muhteşem oyuncular yer alacağını da şimdiden biliyoruz.
Peki Odyssey ne anlatıyor derseniz edebiyat tarihinin en erken...
dönem ve en eski yazarlarından, ozanlarından şairlerinden biri olan Homeros'un efsane öyküsü Odysseus'u uyarlıyor Christopher Nolan.
Çok uzun bir öykü.
Hani bir destan zaten.
Önümüzdeki aylarda haftalarda mutlaka Odise ile ilgili yeni haberler gelecek.
Ben de size zaman zaman böyle hatırlatmaya çalışacağım.
Daha bunu çok anacağız. Onun için bugün çok uzatmayın bunun sohbetini.
Ama Christopher Nolan'ın yeni projesini elbette Odise'yi herkes çok merakla bekliyor diyebiliriz.
Şimdi bu haftanın bir başka çarpıcı sinema gündemi.
2025'in Sundance Film Festivali kazananları açıklandı 31 Ocak'ta.
Şimdi şöyle bir durum var arkadaşlar.
Sundance Film Festivali'nin sinema dünyasındaki önemi nedir?
Bağımsız film festivalidir.
Sundance'de yeni yeni yetenekler, yeni yeni filmler, oyuncular, yönetmenler, yapımlar keşfedilir.
Ve ne zaman ben Sundance Film Festivali ile ilgili haber olsa ya da böyle işte kazananların listesine falan bakacak olsam...
Kendimi böyle yani sanki daha dün sinemayla ilgilenen bir sinema sever gibi hissederim.
Yani hani o da kimmiş bu da kimmiş aa hiç duymadım bu yönetmen kim bu film ne hani kim ne zaman yapmış falan.
Hani hiç böyle duymadığımız bilmediğimiz isimler Sundance Film Festivali'nde ödül alır.
Yeni isimler, yeni yönetmenler, yeni oyuncular keşfetmeye biraz olsun niyetli sinema severler için elbette Sundance Film Festivali resmen hazinedir.
İşte bu yılda Sundance hiç adını duymadığımız birçok film, birçok proje yönetmen ödül aldı.
Bu harika bir şey. Ancak bu sene biraz daha ilginç bir durum var Sundance Film Festivali ile ilgili.
Sundance Film Festivali'nde En iyi dramatik film dalında ödül alan bir film var.
The Things You Kill adlı film ve bu filmin tüm kastı yani tüm oyuncuları Türk oyuncuları arkadaşlar.
Hazar Ergüçlü, Ercan Kesal, Ekin Koç ve Erkan Kolçak Kösten Dil adlı oyuncular.
The Things You Kill filminin başrolünde yer alıyorlar.
Filmin yönetmeni kim?
İranlı Ali Reza Hatemi.
Şöyle söyleyeyim şimdi bu film Türkiye'de gösterime girecek mi girmeyecek mi bilmiyoruz.
Ama gerçekten filmin notları çok yüksek çok iyi bir film olduğu söyleniyor.
Hani ben bu filmi yakalamaya çalışacağım.
Eğer yakalayabilirsem haber alırsam sizlerle de paylaşmaya çalışacağım arkadaşlar.
Son olarak bu hafta daha önce andığım bir filmin gösterim tarihi belli oldu.
Merakla bekleyen sinema sever dinleyici arkadaşlarımız olabilir.
Korkunç bir film, Scary Movie diyorduk ya yani Türkiye'de çok fazla seveni ve hayranı olan bir seriydi.
Korku filmlerinin, Ten Slasher'ların ya da yakın zamanda gösterime giren ve çokça konuşulmuş filmleri T'yi alan onların esprilerini şakalarını yapan bir seriydi Scary
Movie serisi. Yanlış hatırlamıyorsam 4 ya da 5 tane Scary Movie filmi yapılmıştı.
Aradan işte uzun yıllardır 2000'lerin başında bu filmler gösterime girmişti.
Çokça da sevilmişti aslında. Filmin işte çekimleri başlamış falan birçok haber gelmişti.
Ancak bu filmin gösterim tarihi belli değildi.
Stüdyonun açıkladığı tarih ise 12 Haziran 2026.
Bir kişide belli bir izleyici kitlesini salona çekecektir diye tahmin ediyorum.
Evet bu haftalık biraz daha önemli görünen sinema başlıkları bunlardı.
Şimdi gelelim Brutalist filmine.
Arkadaşlar iyi bir film.
Bir kere 3,5 saatlik bir filmi hiç sıkılmadan keyifle izlemek...
Gerçekten kolay bir şey değil.
Ondan dolayı böyle temiz temiz brutaliste gayet iyi bir film diyebilirim.
Şimdi peşinen yani öneriyorum arkadaşlar.
İzleyin. Gerçekten çok güzel bir film.
Yönetmenliği çok iyi. Görüntü yönetimi özellikle çok iyi.
Filmin teknik tarafı nefis.
Ses işçiliği özellikle öne çıktığı.
Çok iyi bir ses işçiliği var.
Oyunculukları çok iyi. Adrian Brody.
Mükemmel performans sergilemiş.
Zaten Ezrin Muradi nefis bir oyuncu.
Hiç böyle kötü performansını hatırlamıyorum.
Onun yanında Guy Pearce en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında.
Oscar'a adayı oldu ve bence sonuna kadar hak etmiş bu adaylığı.
Çok iyi bir performans sergilemiş.
Onun dışında yan roller çok iyi.
Sanat yönetimi çok iyi.
Müzikleri harika. Her açıdan nefis bir film Brutalist.
Zaten 10 dalda Oscar'a adayı oldu.
Birkaç dalda alacağı kesin.
Buna ek olarak en iyi yönetmen, en iyi film, en iyi erkek oyuncu gibi Anadallarda da birkaç Oscar alacağını ben tahmin ediyorum.
Yani akademinin çok seveceği bir proje.
Hemen kısaca size filmin öyküsünden bahsetmeye çalışayım.
Şimdi film, Macar mimar ve jeolog Lazio Totun...
İkinci Dünya Savaşı'nda bir Yahudi Lazio Toth ondan dolayı elbette işte Nazi Almanya'sının işte İkinci Dünya Savaşı'ndaki o çok büyük yıkımından dolayı kendisi bir
Nazi toplama kampına düşüyor.
Sonra bu toplama kampından kurtulup filmin öyküsü de zaten buradan başlıyor yani.
O Nazi toplama kampından kurtuluyor Lazio Toth ve Amerika'ya geliyor.
Amerika'da kendi bir kuzeni var.
Atilla diye. Onun yanına yerleşiyor.
Bu sırada eşi Elizabeth Toth da Macaristan'da Başka bir toplama kampında kalıyor.
Yani Lazio eşini alamadan Amerika'ya geliyor.
Amerika'da bir süre kuzeninin yanında kalıyor.
Ondan sonra onun yanından çıkıyor.
Bazı hani çok da vasıflı olmayan işler yapıyor.
Sonra çok zengin bir iş adamı olan Harrison Lee Van Darren tarafından keşfediliyor.
Onun yanında çok büyük bir kültür, sanat, spor ve dini bir kompleks yap...
Bak üzere...
İşe alınıyor bu devasa kompleksin yapımı süresince hem bu aileyle hem de bu büyük mimari yapımın yapım süreciyle ilgili çok ciddi sorunlar sıkıntılar
yaşıyor. Yani Lazio'nun Amerika'daki kişisel macerası hem duygusal macerası hem mesleki macerası üzerine biyografik film arkadaşlar.
Mimar Lazio'nun hayatıyla ilgili çok sayıda detay öğreniyoruz.
Eşi tabii daha sonra hani onu kurtarıyorlar toplama kampından Avrupa'dan Amerika'ya o da geliyor.
Onunla olan ilişkisiyle de ilgili çok sayıda detay var filmde.
Yani gerçekten nefis bir biyografi diyebiliriz The Brutalist için.
Tabii şimdi filmin adı da nereden geliyor?
Ondan da kısaca bahsetmeye çalışayım.
Brutalist mimari öncülerinden bir tanesi olan Mimar Lazio Toth'un da en güçlü temsilcileri.
Bir tanesi olduğu bir mimari üslup bu mimari üslubun en önemli özelliklerinden bir tanesi kaplama süsleme hani dekorasyon falan gibi tırnak
içinde ikincil mimari bileşenleri mümkün olduğunca mimari anlayışın dışında bırakan daha çok betonu öne çıkaran.
Kaba yapıyı öne çıkaran biz kaba inşaat deriz ya böyle.
Kaplama yok, alçı yok işte bir sürü süsler yok, duvar kağıdı yok, şu yok bu yok.
Bu betona daha çok bir estetik bir şıklık katma çabası gibi özetleyebiliriz.
Biz brutalist mimariyi hani soğuk da olsa böyle çok duygusuz da görünüyor olsa o kaba mimariyi şık ve estetik gösterme.
yönünde bir mimari ve sanatsal üslup belirlemiş sanatçıları oluyorlar bunlar.
İşte Lazio Totta bu mimari üslubun gerçekten en çarpıcı temsilcilerinden bir tanesi.
Şöyle söyleyeyim şimdi filmin kötü yönde eleştirebileceğim bir iki tane tarafı var arkadaşlar.
Şöyle söyleyeyim. Elbette 2.
Dünya Savaşı'nda Avrupa harabeye döndü ve en fazla zarar gören topluluk elbette Yahudilerdi.
Bu Yahudilerin bir kısmı da Amerika'ya kaçmıştı.
Şimdi burada Lazio bir mimar olarak geliyor.
Kendi dini inanışıyla, kendi kültürüyle, kendi diliyle.
Tüm o Macarlığı ile ve Yahudiliği ile Amerika'ya geliyor.
Şimdi orada ilk bir süre kuzeninin yanında kalıyor ya.
Orada şöyle bir dramatik alt metin var.
Kuzeni Atilla her şeyiyle Amerikalı olmayı ayak uydurmuş.
Dönüşmüş. Katilik olan bir kadınla evlenmiş.
Tamam güzel işte bir mobilya dükkanı açmış falan.
Güzel harika. Ve orada hani şimdi Amerika tabii Avrupa'ya göre çok daha ne?
Kapitalist değil mi? Okey.
Gelen herkes bir anlamda Amerika'da başarılı olabilmek için ister kültür, ister dil, ister din, ister inanış, ister hani sosyal
gereklilikler. Bir şekilde kapitalist ve Amerikalı.
Ve biraz da tam olarak demiyorum ama biraz da katolik olmak zorundasınız.
Amerika'da başarılı olmak istiyorsanız bunu yapacaksınız arkadaşlar.
Filmde böyle bir alt metin var.
Diyorum kendi yanına yerleştiği ve kendisine destek olan Atilla bunu olmuş ve başarılı olmuş gibi görünüyor.
Çok fazla detay ve spoiler vermiyorum.
Hani çok kaba öyküyü anlattım fark ettiyseniz yani.
Normalde daha öyküyü detaylıca anlatmaya çalışırım size ama çok güzel detaylar ve alt metinler böyle yan öyküler var.
Oralara girmeden kabaca anlatmaya çalışacağım.
Şimdi kuzeninin yanından ayrılıyor ve diyorum bu zengin iş adamı tarafından keşfediliyor ve işe alınıyor.
Ve o zengin iş adamı ile birlikte tabii başka böyle çok nüfuslu kişilerle de tanışıyor orada ve o nüfuslu kişiler.
Lazio'nun eşini Avrupa'dan Amerika'ya getirmek için ona yardımcı oluyorlar yani işte.
Bir şekilde onun eşini de getiriyorlar ve eşini de getirdikten sonra filmdeki en büyük gerilim bu mimar Lazio'nun hem o büyük devasa binayı ve kompleksi
inşa etme sürecindeki gerilimi ve o aileyle ve ailenin hani çevresindeki insanlarla ilişkileri üzerine kuruluyor.
Burada da şöyle bir alt metin çıkıyor.
Lazio değişmiyor arkadaşlar.
Dönüşmüyor yani. Amerika'da hala bir Yahudi olarak, hala kendi kültürü, kendi inanışı, kendi dini, kendi o diyorum özellikle dili
ve aksanı ve insan ilişkileri açısından da böyle çok Amerikalı olamıyor.
Her ne kadar kendisini işe alıp takdir eden o zengin iş adamı Van Buren defalarca kez ona filmde yani şu replik birden çok kez geçiyor.
Bu zengin iş adamı Harrison Lazio'ya diyor ki senin sohbetlerinizden çok keyif alıyorum çünkü entelektüel olarak çok doyurucu sohbetler yapıyorum seninle yani.
Hem o mimari inşaat sırasında hem de o ikili ilişkileri sırasında o zengin iş adamının özellikle oğlu rolünde bir karakter var.
O öykünün belli bir aşamasında bizim baş mimarımıza Lazio'ya size tahammül ediyoruz falan gibi böyle bir replik savuruyor.
Yani tamam onun becerilerini, o sanatkarlığını, o entelektüellerini falan evet çok takdir ediyorlar ama bir anlamda da Amerikalı olmadığı için onlarla böyle tam bir uyum sağlamadığı
için onlarla iç içe olmadığı için bir türlü de orada mutlu olamıyor.
Yani onlarla da aslında tam bir dostluk kuramıyor.
İşte filmin temel gerilimi bunun üzerine kuruluyor diyebiliriz.
Ama şöyle söyleyeyim arkadaşlar kendi adıma.
Yani mimarımız Lazio bir Bir sahnede böyle kendi eşiyle bir kavga ediyor.
Bir tartışıyorlar böyle. Orada diyor ki bizi burada sevmiyorlar diyor.
Bizi burada istemiyorlar.
Buradan da nasıl gerilim çıkıyor?
Yani filmin genel olarak özeti filmin dramatikliği şuradan çıkıyor.
İkinci Dünya Savaşı'nı yaşayan böyle can havliyle Amerika'ya gelip orada bir hayat kurup mutlu olmaya çalışan Lazio Todd aslında Amerika'da
da mutlu olamıyor. Neden?
Çünkü bir Amerikalı olmuyor aslında.
Yani tam bir Amerikalı olmaya evrilmiyor.
Filmin aslında temel gerilimi bu.
Ancak bu noktada benim filmin üzerine çok net bir eleştirim var.
Ve bu eleştiriden dolayı da aslında ben filmin bu temel mesajını ya da bu temel dramatik derinliğini çok da izleyiciye yani bize aktaramadığını düşünüyorum.
Amerika'da böyle bir şey yok ki aslında benim bildiğim.
Oraya giden herkes illa dönüşmek zorunda mı?
Şu anda bile Amerika'da hani biliyorsunuz hani Amerika neticede toplama bir kültür.
Yani Amerikan kültürü diye bir şey yok aslına bakarsanız.
Hani 1500'lerde hani işte 1492'deydi Kristof Korok keşfetti değil mi?
Yanlış hatırlamıyorum. Ondan sonra işte Ameriko Vespucci'yi işte keşfetti.
İşte 1500'lerin başında adını verdi.
Yani topu topu 500 yıllık bir tarihi var toplam Amerika'nın keşfedilme süreci açısından.
1700'lerde, 1800'lerde ve hatta 1900'lerin başında çok ciddi göç alıyor endüstri devriminden sonra.
Ve ondan sonra yani tırnak içinde varsa işte Great Nation, Great America.
Şurada toplansanız 100 senelik, 200 senelik bir geçmişi var Amerikan kültürünün.
Buna bir kültür demek ne kadar doğrudur, ne kadar ikna edici bir...
İsimlendirmedir bu hiç zannetmiyorum herhalde Amerikalılar kendileri bile çok derin ve kadim bir kültür olduklarını iddia etmiyorlardır herhalde.
Ondan dolayı bir Amerikalı olmaya evrilmediğin takdirde Amerika'da dışlanırsın Amerika'da sevilmezsin ve Amerika'da kovulursun.
Var mı böyle bir durum arkadaşlar siz bunu ikna oldunuz mu?
Ben çok da ikna olmadım.
Bizim baş karakterimiz Macar Yahudi mimar Lazio Totun Amerika'ya taşınıp da burada bir Amerikalı'ya dönüşmediği için mutlu olamadığı
ve orayı yurdu ve yeni ülkesi olarak kabul edemediği dramatik derinliği yani beni çok da ikna etmediği orada yaşadığı dramatik olaylar daha çok kendisine iş
veren Büyük ve zengin aile Van Duren ailesiyle yaşadığı gerilim ya da uyumsuzluk olabilir ancak.
Ben öyle gördüm yani.
Bütün Amerika'ya mal edilecek bir dışlanma ve geçinememe uyum sağlayamamaya değil daha çok işvereni olan aileyle yaşadığı bir uyumsuzluk gibi görüyorum
ben bu filmdeki öyküyü ve dramatik derinliği.
Ama film işte böyle anlatmıyor yani bunu böyle vermiyor.
Amerika'nın geneline dair bir eleştiri yöneltmeye çalışıyor film.
Diyorum ben bu açıdan filmi ikna edici ve güçlü bulmadım.
Ve benim filmle ilgili de en büyük eleştirim bu.
Ama... tek bir eleştiri okuması yapmış oldum size ama arkadaşlar bu çok önemli bence.
Yani filmin bu anlamda çok büyük bir eksiği var gibi görüyorum ben bunu.
Yani bu çok büyük bir gedik bence.
Ondan dolayı her ne kadar her açıdan Brutalist'i hani övecek ve alkışlayacak olsam da bu dramatik eksikliğinden dolayı ben Brutalist'in bütün gerilimini de neredeyse öyküsünü de
bütün senaryosunu her şeyini neredeyse bunun üzerine kurduğu için Hani o filmin o temel zemini ve temel dramatik derinliğinde ben bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için çok iyi bir film
de diyemiyorum kendimce.
Bilmiyorum ben mi bir şeyleri gözden kaçırdım, bana mı çok bir ikna edici gelmedi bilmiyorum ama ben size böyle bir eleştiri ve inceleme sunmuş olayım.
Artık gerisi filmini izlemenizi tavsiye ettiğim için gerisini size bakıyorum artık benimle hemfikir olur musunuz olmaz mısınız o artık kendi fikriniz.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
