
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve Dövüş Efsanesi filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
İşte o anlar için yanınızdayız.
Hayata değer katmak için buradayız.
Memorial Göstepe hizmetinizde.
Herkese merhaba. Sinematikiste Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımız da haftanın sinema gündeminden ve...
Smashing Machine dövüş efsanesi filminden bahsedeceğiz.
Geçtiğimiz hafta bu filmin bir incelemesini size sunmaya çalışacağım demiştim.
Ve bu hafta evet Smashing Machine'i konuşacağız.
Ancak bundan önce haftanın sinema gündemine kısaca bir bakalım diyorum.
Geçtiğimiz hafta sinemanın gündemini en çok meşgul eden projelerden ve başlıklardan bir tanesi Miami Vice'tı.
Şimdi Miami Vice'ı elbette bir hatırlatmak lazım.
Tarihe olan bir proje.
1984-1989 yılları arasında televizyon için yapılmış bir dizi projesiydi Miami Vice ve Bu yıllar arasının en çok sevilen
dizilerinden bir tanesiydi gerçekten.
Bir polisiye suç öyküsüydü.
Başrollerinde Don Johnson ve Philip Michael Thomas vardı.
İki dedektifi canlandırıyorlardı ve yeraltı dünyasıyla başa çıkmaya çalışan bu iki dedektifin maceraları büyük hayranlık uyandırmıştı.
Bu dizi 2006 yılında uzun metraj olarak sinemaya uyarlanmıştı ki bu filmin yönetmenlik koltuğunda hem çok sevdiğimiz hem de suç öykülerinin gelmiş geçmiş
en büyük yönetmenlerinden biri olarak kabul edilebilecek Michael Mann vardı.
Michael Mann'ı en çok nereden tanıyoruz ve biliyoruz?
Robert De Niro ve Al Pacino'nun başrollerinde oynadığı The Heat filminden hatırlıyoruz elbette.
İşte Michael Mann'in gerçekleştirmesine çok uygun bir proje olarak görülüyordu Miami Vice.
Ancak ne yazık ki hem eleştirel anlamda hem de gişede pek de başarılı olamamıştı.
İşte bu projenin üzerinden de yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra herhalde Hollywood demiş Miami Vice'i tekrar bir ele alalım.
Ve gerçekten de çok güçlü el alınıyor gibi görünüyor.
Bu projenin yönetmenlik koltuğunda Joseph Kosinski var.
Joseph Kosinski yakın zamanın en parlak yönetmenlerinden bir tanesi.
Mesela son iki projesi hangisiydi?
Tom Cruise'un başrolünde ve yapımcılığında olduğu.
Top Gun Maverick filmini yönetmişti ve Brad Pitt'in başrolünde olduğu F1 filmini yönetmişti.
Bu bağlamda Joseph Kosinski'nin kariyerinin zirvesinde olduğunu söyleyebiliriz.
Ve Joseph Kosinski kadar bu projeyi parlatan iki tane yıldız var.
İşte dizinin baş iki dedektif karakterini bu kez Austin Butler ve Michael B.
Jordan canlandıracak.
Bu iki oyuncu da gerçekten yakın zamanın en parlak oyuncuları diyebiliriz.
Hemen hatırlatayım bu arada sözü geçmişken 2006 yılında Michael Mann'in yaptığı Miami Vice'daki başrol oyuncular kimlerdi?
Colin Farrell ve Jamie Foxx'tu.
Onlar da harika oyuncular gerçekten.
Hala harika işler üretiyorlar.
İşte bu yeni projeleri Aston Butler'ı ve Michael B.
Jordan'ı bir arada görmek çok umut verici.
Filmin gösterim tarihi olarak şimdiden 2027 yılı işaret ediliyor.
Tabi 2 sene sonraki proje için şimdiden kesin bir gösterim tarihi belirlenmesi zor ama yine de daha şimdiden bu projeyi merakla beklediğimizi söyleyebiliriz.
Şimdi çok ilginç başka bir proje var arkadaşlar hangisi biliyor musunuz?
Aslında şöyle şimdi çok yanlış girmiş olmayayım sohbete.
Stranger Things diye bir dizi var biliyorsunuz bu dizi.
Ta 2016'dan bugüne kadar televizyonlarda 40'dan fazla bölümü yapıldı ve dizi severlerin en sevilen projelerinden bir tanesi.
Ve Netflix'te zaten tabi yakın zamanda gösterim alıyordu.
Ve ilginç biçimde şöyle bir durum var ki şimdi 2025'in final sezonu olarak tam 2 saatlik bir Stranger Things final bölümü yapılmış
ve Final bölümüne de The Right Side Up adı verilmiş.
Şimdi bu çok uzun bir konu tabii.
Bunun üzerine geçtiğimiz sinematristlerde birçok kez biz bir şeyler söylemeye çalışmıştık.
Konu ne? Netflix neticede sinema salonlarının rakibi olan bir gösterim platformu değil mi?
Elbette ancak işte aradaki sınırlar sürekli bulanıyor.
Geçtiğimiz yıllarda birçok Netflix projesi Netflix ile birlikte aynı anda sinema salonlarında da gösterim almıştı.
Ve bu gerçekten ilginç bir durum demiştik ki aynı zamanda Netflix için yapılan projelerin Oscar ödüllerinde aday olması için de çok az salonda da olsa
mutlaka sinema salonlarında gösterilmesi gerekiyor.
Bunu şart koşuyor. Bir projenin Oscar'larda aday olabilmesi için Los Angeles'da ya Hollywood civarındaki sinema salonlarında en az bir hafta oynamış olmasını istiyor.
İşte Netflix'te bugüne kadar sadece dizi projesi olarak yapılmış olan Stranger Things dizisinin son bölümü olan The Right Side Up bölümünü sinema
salonlarında da gösterme kararı aldı.
Bakınız bu iyice ilginç bir durum.
sınırların ve çizgilerin iyice fluğlaştığını gösteren bir şey tamam siz bir uzun mesaj yaparsınız ve dersiniz ki ben bunu hem sinema salonlarında gösterime sokacağım hem de Netflix'te göstereceğim.
Bunu diyorum daha önce görmüştük zaten.
Mesela Greta Gerwig'in son projesi olan Narnia filminin hem sinema salonlarında hem de Netflix'te gösterileceği ta başından duyurulmuştu.
Ama şimdi bunlar baştan öyle planlanmış projeler arkadaşlar.
Yani hem Netflix'e gösterelim hem salonlarda gösterelim.
Ama Stranger Things zaten bir dizi ve neredeyse 10 senedir sadece...
Televizyonlarda gösteriliyordu yani bir televizyon yapımı zaten bakınız o bile sonradan salonlarda gösterilebiliyor.
Ben kendi adıma söyleyeyim kendi yorumumu yapayım yani bu çok güzel bir şey.
Neden? Çünkü dizi dediğimiz şey sadece televizyonda ve evde deneyimlenebilen bir tüketim formatı değil mi dizi?
Elbette yani sinemalarda gösterimi girmiş bir dizi hatırlıyor musunuz siz?
Hayır böyle bir şey olmamıştı.
İşte Stranger Things dizisinin final bölümünün sinema salonlarında da gösterilmesi, bundan sonra sinema salonlarında da başka dizileri izleyebileceğimizi
ve hem diziler ve uzun metrajlar...
Hem de sinema salonları ve dijital platformlar arasındaki kalın çizgilerin artık flulaştığını bize gösteren durumlardan bir tanesi.
Yüksek olasılıkla buna benzer başka projeler mutlaka karşımıza gelecektir.
Şimdi... Bir başka çok önemli proje Crime 101 hani bizdeki çevirisiyle Suç 101 diyelim Crime 101 diye yepyeni bir proje
geliyor. Başrollerinde Chris Hemsworth, Hal Berry.
Mark Ruffalo, Jennifer Jason Lake, Nick Nolte, Monica Barbaro ya o kadar çok yıldız bu filmde rol alıyor ki gerçekten say say bitmiyor.
Suç Oyküsü 13 Şubat 2026'da gösterime girecek.
Karma karışık bir hırsız, polis, soygun hikayesi çok iyi bir proje gibi görünüyor.
Şimdiden merakla bekliyoruz diyebiliriz.
Fragmanı da paylaşıldı.
Gerçekten çok güzel ve ilgi çekici bir fragman.
Takipte olalım.
Suç öyküsü ve polisiye öykü sevenleri sinema salonuna çekecek bir proje olacağını tahmin ediyorum.
Ben de bu projeyi gösterime girdiğinde izlemeye ve size de bir incelemesini sunmaya çalışacağım arkadaşlar.
Bu arada haftanın gündemi için son bir not eklemek istiyorum.
Geçtiğimiz sinematrislerde yine ben bunu size hatırlatıyorum.
Çok sevdiğimiz yönetmen Catherine Bigelow'un son projesi A House of Dynamite Netflix'te gösterime girdi.
Ben de bu filmi en kısa zamanda izleyip sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim Smashing Machine dövüş efsanesi filmine.
Film çokça konuşuldu özellikle de tabii başroldeki Dwayne Johnson'ın performansı çok konuşuldu.
Geçtiğimiz hafta belirtmiştik Christopher Nolan'ın yılın en iyi oyunculuk performansı diye andığı bu performans filmi elbette yukarı çeken en önemli faktörlerden bir tanesi.
Şimdi öncelikle filmin adına bir vurgu yapmak istiyorum ben çünkü bu isimde isimlendirmede bir sıkıntı var.
parçalamak, paramparça etmek anlamına geliyor.
The Smashing Machine deyince de parçalama makinesi gibi bir tam çevirisi oluyor.
Şimdi tabii bütün filmlerin isimleri tam çeviriyle Türkiye'de gösterime girmek zorunda değil.
Yani böyle bir gereklilik yok ama verilen Türkçe ismin de filmin içeriğine, karakterine, öyküsüne bir vurgu yapması beklenir.
Çünkü filmin orijinal adı...
Özellikle verilmiş bir isim ve filmin bir noktasına özellikle vurgu yapıyor arkadaşlar.
Filmin öyküsünden ya da anlatmaya çalıştığı şeyden bahsederken bunu ayrıca vurgu yapacağım.
Yani filmin Türkçe adı dövüş efsanesi orijinal isminin vurgu yaptığı noktayı vurgulamıyor.
Burada bir anlam kaybı olmuş.
Ne yazık ki dediğim gibi öyküden bahsederken bu noktaya da ayrıca vurgu yapacağım.
Şimdi film ne anlatıyor?
Bu film... Amerika'da UFC kısaltması ile bilinen açılımıyla Ultimate Fighting Championship olan bir dövüş organizasyonunda şampiyon
olmuş ve adını da o şampiyonanın tarihine altın harflerle yazdırmış Mark Kerr diye bir dövüşçünün hayatını ya da hayatının önemli bir kısmını anlatan bir film.
Zaten başrolü ki Dwayne Johnson'da Mark Kerr'ı oynuyor.
Filmin başında Mark Kör'ü biz çaylak olarak görüyoruz.
Çaylak ne demek? Yeni profesyonel olmuş sporcular için kullanılan bir yakıştırma bu.
İşte Mark Kör çaylakken profesyonel oluyor.
İlk maçına çıkıyor. Ve karşısında kendisinden çok daha usta bir dövüşçü var.
Ve bu dövüşçüyü maçın daha ilk dakikasının içerisinde knockout ederek yeniyor.
Bu da tabii şu anlama geliyor.
Çok parlak bir dövüşçü geliyor.
Mark Kör'ün hayatında...
Bir de çok önemli bir kişi var.
Kim bu kişi? Emily Blunt'ın canlandırdığı Dawn Staples adında bir kadın.
Bir ilişki yaşıyorlar ama biraz böyle inişli çıkışlı bir ilişki.
Ve Mark Kerr baya bir süre namalup devam ediyor.
Önde çıkan herkesi yeniyor.
Tam böyle işte smashing machine yani.
Önde gelen herkesi dağıtıyor.
Paramparça ediyor. Şimdi buraya UFC dedik ya.
Bu Ultimate Fighting Champion Chip'in Türkçedeki çevirisi ya da hani vurgulamaya çalıştığı isim şöyle ki karma dövüş sanatları şampiyonası.
Bu ne demek? İlla belli bir dövüş tarzını uygulamak zorunda değilsiniz.
Yani istediğiniz dövüş tarzıyla ister karateci olun ister boksör olun ister işte jiu jitsu judo neyse her ne yapıyorsanız gelin burada dövüşün.
Gibi bir anlamı var bu karma dövüş sanatları organizasyonunun.
Ve bu da şuna işaret ediyor.
Bu dövüş organizasyonunun şampiyonu da tüm dövüş organizasyonlarının şampiyonu olarak görülüyor.
Ve dünyanın en büyük ve en güçlü dövüşçüsü olarak kabul ediliyor.
Bu şampiyonunun şampiyonu olan kişi.
İşte Mark Kör de...
Böyle bir şampiyona da namalup olduğu için aynı zamanda dünyanın en güçlü ve en büyük dövüşçüsü unvanına da sahip oluyor.
İşte Mark Kerr Japonya'ya bir müsabakaya gidiyor ve orada her şey serbest.
Karma dövüş sanatları neticede ama çok küçük bir iki hamle yasağı var.
Yani sadece şöyle yapamazsınız gibi bir bilgilendirme yapılıyor bu dövüş organizasyonunun başında.
Ve Mark Kerr çıktığı müsabakada karşısındaki rakibi işte o yasak olan vuruşu yapıyor.
Mark Kerr de bir ses çıkarmıyor.
Yani diyor ki hakem herhalde çalacak bu vuruş faul.
Ancak hakem bunu çalmıyor ve Mark Kerr bu müsabakayı kaybediyor.
Yani haliyle de artık namalup olmuyor.
İlk defa yenildi. İşte film Mark Kör'ün oradaki o üzüntüsünü o sarsıntısını bize vurgulamaya çalışıyor.
Ve kariyerindeki bu değişim de hem sosyal hayatını hem de sevgilisiyle olan ilişkisini bir etkiliyor böyle.
Yani Mark Kör böyle bir sarsılıyor.
Tüm bu öykünün içerisinde de elbette en öne çıkan tarafsa Dwayne Johnson'ın Mark Kör performansı ve tiplemesi.
Şimdi gelelim isimden bir anlam kayması söz konusu dediğim noktaya.
Film bize bu öyküyü anlatırken Mark Curran gerçekten inanılamayacak kadar nazik, sakin, hani neredeyse böyle pamuk
ruhlu bir adam gibi sunuyor.
İşte o anlar için yanınızdayız.
Hayata değer katmak için buradayız.
Memorial Göstepe hizmetinizde.
Ki zaten bir parantez açayım.
Filmin kurgusu, görselliği, oyunculukları, inşa ettiği bütün o atmosfer gerçekleri anlatıyor gibi.
Yani bir... Belgeselmiş gibi bize sunuluyor.
Filmin kurgusu ve özellikle yönetmenliği de öyle.
Çoğu yerde doğal ışık kullanılmış.
Elde ve omuzda kamera kullanılmış.
Çok göz alıcı, çok böyle estetik kamera hareketleri yok.
Efektler yok. Çok şık estetik kadrajlar yok.
Hiçbir şey yok gerçekten. Yani tam anlamıyla Mark Kör'ün hayatına bir kamera tutmuş gibiyiz.
Dediğim gibi neredeyse pamuk ruhlu bir adam.
İşte şu pencereyi açar mısınız?
Güneşin işte batışını izlemekten çok keyif alıyorum.
Ya da işte doktor sırasında beklerken oradaki yaşlı bir hanımefendiyle.
Merhaba efendim nasılsınız? Evet ben işte bir dövüşçüyüm.
İşte kadın diyor ki ay ben dövüş sporlarından çok korkarım.
Elbette çok haklısınız.
Ne yazık ki bu dövüş sanatları biraz ürkütücü.
Biraz şiddet dolu.
Evet haklısınız falan. Acayip nazik bir adam.
Çok sakin diyorum.
Yani böyle hiç hani günlük hayattaki konuşmaların halini tavsiye ederim.
tercihlerini görseniz hiç de onun bir dövüşçü böyle amansız bir savaşçı olduğunu düşünmezsiniz işte bakınız az önce dedim ya filmin adı ne smashing
machine parçalama makinesi işte film öyküsüne bu adı verirken bu ismin işaret ettiği kişinin ise filmin adındakine tam tersi
biçimde son derece nazik sakin Uysal bir adam olduğunu bize anlatıyor zaten.
Filmin esas olayı bu arkadaşlar.
Ve aynı zamanda da bu noktaya vurgu yaparken de hani bize hep öyle anlatılmıştır ya işte boksörler, dövüşçüler her ringe çıktıklarında işte hayatlarını ortaya koyarlar.
Her an bununla yaşarlar.
Ne bileyim Sylvester Stallone'nin Rocky'sini hatırlayın mesela.
Onun için o bir ölüm kalım mücadelesidir falan.
Burada hiç öyle bir şey yok.
Tam tersine Mark Kerr mesleğine Son derece profesyonelce, son derece sakin, hani bu benim işim ve mesleğim ve ben bunu yapmak zorundayım gibi
yaklaşıyor. Elbette o dövüşler son derece zorlayıcı tabii ama dövüşçülük mesleğinin ve sporculuğunun bir gereği olarak sunuluyor.
Ve bunun zorluğu özel hayata, markörün gündelik hayatına ise...
Çok farklı şekillerde yansıyor.
Mesela adam sürekli ilaçla, ağrı kesicilerle ve hatta biz görece normal insanların ameliyat olurken işte anestezi ilaçları olarak kullandığımız şeyleri falan adam günlük hayata ağrı kesici
olarak falan kullanıyor. Hani elbette bu dövüşçülüğün günlük hayata yansımaları var.
Son derece acı verici bir meslek bu neticede.
Ama Mark Kerr...
İşini yapıyor, mesleğini yapıyor ve hayatına bir şekilde devam etmeye çalışıyor.
Filmin vurgulamaya çalıştığı nokta işte bu.
O smashing machine bizim gözümüzdeki o amansız dövüşçü, o yok etme makinesi aslında sadece bir meslek ve Mark Kör de mesleğinin gerekliliklerini
yapıyor arkadaşlar. İşte filmin hani Türkçe adı dövüş efsanesi olarak çevrilmiş ya.
Ne yazık ki bu çok yanlış bir isimlendirme.
Filmin orijinal adının vurgulamaya çalıştığı noktaya vurgu yapmıyor.
Filmde iki tane daha sarsıcı yan öykü ya da alt metin var diyeyim.
Birincisi şimdi dedik ya.
Mark Kerr'ün sevgilisi biraz sıkıntılı bir kadın.
Böyle mesela işte Japonya'ya gitmiş Mark Kerr.
Orada bir dövüşe çıkmak üzere soyma odasında yani işte 10 dakika sonra ringe çıkacak ve elinden gelen her şeyi yapacak.
Öylesine sarsıcı bir maçı çıkacak olan dövüşçü nasıl bir ruh halindedir?
Nasıl bir kafadadır? Konsantre olmaya çalışıyordur değil mi?
Çok zor bir şey çünkü yani.
O sırada sevgilisi onun yanına geliyor ve Mark Kerr de sevgilisine biraz soğuk davranıyor böyle.
Görece tırnak içinde söylüyorum bunu.
Ne bileyim evine gelen bir beyaz yaka gibi olmaz değil mi Mark Kerr öyle bir anda.
Merhaba hayatım nasıl daha ne var ne yok nasıl geçti uçuş keyfin nasıl ne yaptın diyorum falan diyecek hali yok.
Adam başka bir kafada yani birazdan adam kafasını kaybedebilir yani o ringte.
İşte sevgilisine pek de sıcak davranmadığı için hayda sevgilisi bununla tartışmaya başlıyor.
Ben ta işte sana destek olmak için Amerika'dan ta Japonya dünyanın öbür ucuna geldim.
Bir merhaba diyemiyor musun?
Bana işte ilgi gösteremiyor musun?
Falan filan. Bir tartışıyorlar, kavga ediyorlar.
Ve filmin başka birçok noktasında da sevgilisiyle sarsıcı tartışmalar yaşıyorlar.
Ama bu sarsıcıyı tırnak içinde söylüyorum.
Kadın sevgilisinin markörün üzerine çok geliyor.
Çok sert şeyler söylüyor ve açıkçası...
Şimdiden neticede yetişkin insanlar yani orta yaşlı insanlar falan.
Ancak tartışmalarını bir görün ergen kavgası arkadaşlar.
İnanılmaz saçma yani ortada tartışacak kavga edecek falan bir şey yok ama abuk sabuk konular diyeyim.
Şimdi kadın adamın üzerine gittikçe şimdi bakın bu dediğimi yanlış anlamayın lütfen tırnak içinde söylüyorum.
Ya kadın karşısında neticede dünyanın en güçlü adamına bağırıyor çağırıyor işte bana vursana falan diyor.
Özür dileyerek söylüyorum yani adam fiske atsa kadının bir yerleri kırılabilir.
Yani hani şimdi öyle bir risk var.
İşte filmde şöyle bir ilginç bir gerilim alt metni var.
Yani kadın sürekli dünyanın en güçlü adamına sürekli bağırıyor.
Yani filmde şundan endişe ediyorsunuz.
Yani bir şekilde tamam bu adam gayet sakin falan bir adam ama bir şekilde kontrolden çıkıp diyorum yani kadına...
Fiziksel olarak bir böyle bir yani diyorum bakın şey yapmakta zorlanıyorum yani dile getirmekte zorlanıyorum yani vuracak olsa gerçekten kadın ölebilir yani en basit darbede bile.
Filmde böyle bir gerilim dozu var.
Yani ben birçok sahnede böyle gerildim.
Dedim Mark aman ha sakın oğlum bak sakın ha.
Kontrol et kendini aman.
Filmde böyle bir gerilim tadı tutturuluyor gerçekten.
Şimdi bu bir. İkincisi az önce söylediğim gibi Mark Kerr elbette bir dövüşçü neticede.
Bu onun mesleği. Filmde de mesleğine yani gayet şey yaklaştığını görüyoruz.
Böyle profesyonelce yaklaştığını görüyoruz.
Ve aynı zamanda şimdi bakınız Japonya'ya gidiyor.
Orada işte hani namalupken yeniliyor ama karşısındaki rakibi yasak bir hamle yapıyor.
Ve Mark Kör de gidiyor organizatörlere diyor ki bakın benim rakibim foul olması gereken bir darbe vurdu bana.
Ben de hakemin bu foulü çalmasını bekledim ama hakem çalmadı.
Bunu ben kabul etmiyorum diye itiraz ediyor.
Ve evet gerçekten oradaki organizasyon Mark Kör'ü haklı görerek...
O müsabakayı iptal ediyor.
Şimdi bakınız bu çok önemli bir şey aslında.
Yani Barak Kör namalupken o maçta kaybedip ilk yenilgisini almıştı.
Ancak o müsabaka iptal edilince tekrar namalup oldu değil mi?
Şimdi bu çok önemli bir şey değil mi ya?
Yani bu çok önemli bir şey olması lazım.
Ama film bunu hiç vurgulamıyor biliyor musunuz?
Çok enteresan. Orada ben...
Bir dakika ya dedim harika bir şey işte.
Maç iptal oldu. Yok adamın neredeyse umurunda falan değil.
İşte 3300 dolar eksik verdiler falan diyor böyle.
Şimdi bakınız bu birinci örnek.
İkinci örnek filmin sonunu söylemeyeyim.
Yani sonunda biraz ilginç beklenmedik bir şeyler oluyor.
Çok büyük bir sürpriz değil ama enteresan yine de.
Onun için burada vurgulamayacağım ama.
Yine Mark Kerr yaşadığı bir galibiyet ya da mağlubiyet üzerinden onun çok da üzülmediğini, çok da sarsıcı bir kafaya girmediğini görüyoruz.
Yani sanki Mark Kerr kazanmakla kaybetmek arasında çok da büyük sarsıntılar yaşamıyor.
Sadece mesleğindeki başarı özel hayatını etkilediği için başarılı olmak istiyormuş gibi bir alt metin.
Ya da yan öykü var filmde.
Şimdi dövüş filmlerinde dövüşçüler için hani o ring, o dövüş arenası bir hayatta kalma mücadelesidir ya böyle.
Bize böyle sunulmuştur ya.
Hayır işte bu filmde hiç öyle bir şey yok.
Ve bu noktada da şunu vurgulamaya çalışayım arkadaşlar.
Çok ilginç. Şimdi neticede bu film bir dövüşçünün hayatını ya da hayatının bir kısmını anlatıyor ya.
Ben hayatımda izlediğim hiçbir dövüş filminde döviz sahnelerinin bu kadar önemsiz olduğunu görmedim.
Çok az döviz sahnesi izliyorsunuz zaten ve bu döviz sahneleri dediğim gibi ancak Mark Kör'ün özel hayatına yansımaları bağlamında önemli gibi görünüyor.
Son olarak da şöyle bir noktaya vurgu yapmak istiyorum ki kas yığını aktör diye bir şey vardır sinema tarihinde arkadaşlar.
Daha çok 80'lerden bugüne gelen bir yakıştırma bu.
80'li yıllarda sinemada Bu Cassian'ı aktörler çok popüler olmuşlardı.
Kimdi bu oyuncular? Mesela bir tanesi Arnold Schwarzenegger, bir tanesi Sylvester Stallone, bir tanesi Jean-Claude Van Damme mesela.
Şimdi bunlar Cassian'ı oyunculardı ve aslına bakarsanız hiçbiri de iyi oyuncular değillerdi.
Hatta kötü oyuncu bile diyebiliriz bence bunlara.
Önemsemediğimiz vurdu kırdı filmlerinde şöhret yapıp belli bir payeye ulaşmış oyunculardı.
Ve hatta bakınız şöyle bir detay daha vereyim.
Bu Cassian'ı oyuncular zaten çok para kazanıyor olsalar da tüm dünya onları tanıyor olsa da sinemada pek de prestijli konumda değillerdi iyi oyuncu
olarak görülmüyorlardı genellikle ve bu duruma karşı bir duruş olarak da biz sadece Cassian'ı oyuncu olarak meşhur olmadık aynı zamanda iyi de oyuncuyuz yani
iyi oyunculuk da yapabiliyoruz gibi bir imaj yaratabilmek için Ayrıca filmler yaptılar.
Mesela Sylvester Stallone'nin 1997 tarihli Cup Land diye bir filmi vardır.
Yani başrolünde oynadığı bir film.
Mesela burada Sylvester Stallone gerçekten iyi oyunculuk sergiler.
İlginç bir karakteri canlandırır ve devasa cüssesini, kaslarını kullanmayıp oyunculuğunu kullanmaya çalışmıştır.
Jean-Claude Van Damme'da 2008 tarihli Türkçe...
Telaffuzuyla söylüyorum. J-C-V-D yani Jean-Claude Van Damme isminin baş harflerini bir film ismi olarak kullandı ve kendisine
oynadı. Jean-Claude Van Damme filminde de...
Gerçekten harika bir oyunculuk sergiledi ve hatta bu filmde yanlış hatırlamıyorsam 8 ya da 9 dakikalık bir monolog vardı tirat vardı yani kameraya
bakıp Jean-Claude Van Damme oynuyordu ağlıyordu falan böyle gerçekten de iyi oyunculuk sergiliyordu.
İşte şimdi buradan yola çıkarak çok uzattım kusura bakmayın ama güzel bir detay bence Hollywood'da kas yığını aktörlerin iyi oyuncu olmadıklarına dair bir
genel görüş vardır ve Cassian'ı aktörler de işte bu genel görüşü yıkmak için de ayrıca filmler yapmışlardır geçmişte.
İşte Dwayne Johnson yakın dönemin Anne Cassian'ı aktörü olarak da pek de prestijli bir isim değil zaten, değildi de zaten.
Yani hiç de önemi olmayan, pek de iyi de olmayan zaten bir sürü aksiyon filminde oynadı.
Tamam bu aksiyon filmleri çokça hasılat yapmış olabilir.
Dwayne Johnson en çok kazanan oyuncular listelerine de girdi yani okey.
Ama diyorum bir prestiji var mıydı ya da çok iyi bir oyuncu olarak görülüyor muydu?
Hayır diyebiliriz.
İşte bu bağlamda The Smashing Machine filmi Dwayne Johnson'ın iyi bir oyuncu olduğunu göstermeye çalıştığı bir film olduğu için de ayrıca önem arz ediyor.
Önümüzdeki yıl bakalım mesela Oscar'larda en iyi erkek oyuncu dalında Oscar adayı olabilecek mi?
Çünkü geçmişte bu adını andığım isimler yani işte Van Damme'lar, Stallone'ler, Schuwezenegger'ler falan hiçbir zaman Ödül adayı falan olmamışlardırlar ya da ödül falan almadılar zaten.
Çünkü dediğim gibi iyi oyuncu olarak görülmüyorlar aslında.
İşte Dwayne Johnson eğer bu rolle Oscar adayı olursa hatta bir de Oscar alırsa gerçekten sinema tarihinde bir öncü olacak.
Bunu merakla bekleyeceğiz.
Dwayne Johnson'ın önümüzdeki yıl nasıl bir payıya ulaşacağını da bu bakışla bir incelemenizi tavsiye ederim arkadaşlar.
Evet özet olarak diyebilirim ki Smashing Machine anlattıklarım bağlamında evet iyi bir film.
İzlemeye değer gerçekten takdir edilesi bazı tarafları var ama totale bakarsak da çok iyi bir film mi?
Hayır. Bence ortalama üstü.
Bahsettiğim noktalar eğer ilginizi çekiyorsa seyre değer bir film olduğunu söyleyebilirim.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Smashing Machine filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. İşte
o anlar için yanınızdayız.
Hayata değer katmak için buradayız.
Memorial Göztepe hizmetinizde.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
