
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve Şeytan Marka Giyer 2 filmini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda...
Haftanın sinema gündeminden ve Şeytan Marka Giyer 2 filminden bahsedeceğiz.
Şeytan Marka Giyer 2006 yılında gösterime girmiş çarpıcı karakterler, yan öyküler ve özellikle de ışıltılı bir dünya sunmasıyla belli bir kesimin
ilgisini çekmiş çok sevilmiş bir filmdi.
Gişedeki performansı da iyiydi, eleştirmen notları da fena değildi.
Ondan dolayı bir etki bırakmıştı gerçekten müzikleri ve tabi...
Özellikle de moda dünyasına kamerasını çevirmesiyle sevilmişti.
Ben de o zamanlar film gösterime girdiğinde izlemiştim ve bu film kalacak diye düşünmüştüm.
Yani hatırlanacak diye düşünmüştüm.
Aradan 20 yıl geçtikten sonra aynı kadroyla ve...
İlk öykünün aynen devamı olarak karşımıza tekrar bir şeytan marka giyer bölümünün gelmesi bence çok güzel.
Bu aradan geçen 20 yılı da film çok iyi kullanıyor zaten.
Neyse filmin detaylarına gireceğim.
Size hem ilk filmi hem de ikinci filmi incelemeye ve anlatmaya çalışacağım.
Ancak kısaca haftanın sinema gündemine bir bakalım.
Elbette halen gündemdeki en çarpıcı film Michael diyebiliriz.
420 milyon doları geçti.
Arkadaşlar Michael zaten açılış hafta hasılatıyla bir rekor kırmıştı.
Biopic dediğimiz filmlerin rekorunu Bohemian Rhapsody filminin elinden almıştı.
Ve ilk hafta itibariyle ilk 10 gün itibariyle daha doğrusu hasılatın 420 milyona gelmesi de bu güçlü çıkışın aynen devam ettiğini gösteriyor.
Yılın en çok izlenecek filmlerinden bir tanesi de olacak yüksek olasılıkla Michael.
Ki haftanın gündemi de Michael ile ilgili de bir küçük gündem başlığımız olacak.
Yine Süper Mario filmi aynı hasılatla devam ediyor.
Neredeyse 1 milyar dolara vardı.
Kurtuluş projesinin hasılatı 800 milyon dolara vardı.
Ben inanıyorum ki...
Yapımcılar bile bu filmden bu kadar büyük bir hasılat beklemiyordu arkadaşlar.
Puanları da çok yüksek zaten Kurtuluş Projesi'nin.
Onun dışında bir de biraz şaşırtıcı oldu.
Ben bunu beklemiyordum ama. Drama filmi.
Yine geçtiğimiz haftalarda ben drama filmini size hatırlatmıştım.
Zendaya ile Robert Pattinson'ın başrollerinde olduğu bu romantik film ilk hafta sonu çok büyük bir hasılat rakamı ile açılış yapamamıştı.
Yani biraz düşük gidiyordu böyle ama.
An itibariyle yaklaşık bir ay oldu film gösterime girili ve toplam hasılatı da 200 milyon dolara ulaştı.
Böyle bir proje için bence hiç de fena bir hasılat değil.
Ondan dolayı şu son işte birkaç haftadır gündemde olan Süper Mario, Drama ve Kurtuluş projesi filmleri hala popülaritelerini sürdürüyorlar.
İşte ona yakın olarak Michael ve Şeytan Marka Gear'in şu an gündemdeki en önemli filmler olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi...
Akademiden bahsedeceğiz arkadaşlar.
Oscar ödüllerinde yeni kural güncellemeleri var.
Hızlıca size bunu hatırlatmaya çalışacağım.
Bakın da Mart ayında verilecek.
Yani neredeyse 10 ay var yeni akademi ödüllerinin verilmesine.
Ama şimdiden bunların açıklanmasının altında bir mesaj daha var.
Akademi yeni kurallar alıyor.
yeni gündemler belirliyor ve bunların sinema dünyasında ve gündeminde biraz tartışılmasını istiyor.
Bunu hep zaten dile getirmişizdir.
Akademi ve Oscar ödülleri geniş kitlelerin sinema dünyasının fikirlerini...
En yüksek seviyede dikkati alır.
Bakalım bu alınan kurallar nasıl bir etki yaratacak?
İnsanlar bunlar üzerine ne söyleyecek diye bir zaman bırakmak istiyor.
Akademi buradan bunu anlıyoruz.
Hemen ben hızlıca size yeni alınan kararları bir belirteyim.
Birincisi eskiden bir oyuncu bir dalda sadece...
Bir filmdeki performansıyla aday olabilirdi.
Ancak Hollywood'da da yani tüm dünya sinemasında da tabii böyle bir şey var ki bir oyuncu bir yıl içerisinde birden çok filmle karşımıza gelebiliyor.
Ve hatta bu performansların bazıları çok çarpıcı olabiliyor.
Ve ondan dolayı eskiden beri de hep bu fısıldanırdı.
Yani denirdi ki şu oyuncu...
Bu yıl çok iyi iki performansı var.
İşte Akademi sonunda bu konudaki şikayetleri dikkate almış ve bundan sonra bir oyuncu aynı dalda...
birden fazla filmdeki performansıyla aday olabilecek.
Şimdi bu bir. İkincisi bence bundan da önemlisi yapay zeka ile ilgili düzenlemeler zaten sık sık karşımıza çıkıyor.
Daha da çıkacak. Bu konuda da akademi hemen hızlıca bir düzenleme yapmış ve bu düzenlemeyi de özellikle yine bense geçtiğimiz haftalarda Bunu haftanın gündemi başlığında hatırlatmıştım.
Vol Kilmer biliyorsunuz yakın zamanda aramızdan ayrıldı ve imza atıp rol alamadığı bir film vardı.
Ve bu filmde yapay zekayla canlandırılarak filmde rol alacaktı.
Bu konuda Vol Kilmer'ın ailesinden izin alınmıştı.
Yani tamamen yasal bir girişimdi bu.
Ve bu girişimde genel olarak sektörde...
Olumlu karşılanmıştı ancak akademi özellikle Walt Kilmer'dan yola çıkılarak bu konudaki tartışmalara bir son vermiş gibi görünüyor.
Yapay zeka ile canlandırılan oyuncular ve performanslar akademi ödüllerinde aday olamayacak arkadaşlar.
Ve buna ek olarak da tabii efektler, seslendirmeler, sanat yönetimi gibi teknik dallarda yapay zeka kullanılıyor.
Buna yapacak bir şey yok.
Bununla ilgili de direkt bir yasak yok arkadaşlar.
Yani siz bir filmin işte yapım tasarımında yapay zeka kullanırsınız.
En iyi yapım tasarımı dalında aday olamazsınız gibi bu kural yok.
Sadece yapay zeka kullanan filmlerin ödül şansı düşüyor.
Şimdilik durum bu. Akademi de bunu da özellikle hatırlatmış.
Bazen akademi tabii fark edemeyebilir.
Yani bir filmde yapay zeka kullanır ve biz bunu anlayamayabiliriz.
Akademi... Filmlerin yapımcılarından yapay zeka ile ilgili bilgi talep etme hakkını saklı tutuyor.
Yani bunu sorabiliyor ve siz de tabi cevap vermek zorundasınız.
Ama her şekilde akademinin yapay zeka ile ilgili düzenlemeleri son derece ciddi ve dikkatle ele aldığını görebiliyoruz.
Bunun dışında şöyle çok ilginç bir düzenleme var.
Bu benim çok hoşuma gitti. Şimdi biliyorsunuz uluslararası film kategorisinde daha çok yabancı dilde en iyi film.
Kategorisi olarak isimlendiriliyor bu.
Orada ülkeler kendi içlerinde filmler seçerek akademiye yolluyorlardı.
Çünkü neticede o ülkeyi temsil eden film oluyor bu.
Ve birçok ülkeden de yollanan filmler tabii ki seçilemiyor.
Şimdi akademi demiş ki bundan sonra bir ülkenin seçmediği ancak uluslararası önemli etkinliklerde ödül alan filmleri akademi
direkt... o ülkenin adayı olarak seçebileceğiz.
Bakınız bu çok ilginç.
O ülke resmi olarak o filmi yollamıyor ama o film diyelim ki Berlin Film Festivali'nde ödül alıyor.
İşte böyle bir şey olursa Akademi o filmi direkt olarak o ülkenin adayı olarak kabul edebiliyor.
Bu güzel bir düzenleme bence ve buna ek olarak da tabii bu düzenlemede şöyle bir gerekliliği ortaya çıkarıyor.
Eskiden sadece tek bir filmle bir ülke temsil edilebilirdi.
Akademi kalkıp da derse ki ben o ülkenin yolladığı filmin dışında da o ülkeden bir aday kabul edebileceğim.
Bu durumda tabii ki bir ülkeden de...
Birden çok adayın kabul edilebileceği kararının da alındığını duyuyoruz.
Neticede o ülke bir resmi film yollar.
Okey mesela işte Almanya'nın Oscar adayı biz yolladık.
Tamam akademi kabul etti. Ama bir de akademi Almanya üretimi ve mesela Berlin Film Festivali'nde aday olmuş ya da ödül almış.
Bir filmi daha kabul edebilir.
Yani bu dalda iki tane Almanya filmi aday olabilir.
Bu düzenleme de bence güzel gayet haklı bir düzenleme.
Evet yani neticede gördüğünüz gibi akademi de Oscar'larda değişen zamana değişen sinema dünyasına elinden geldiğince ayak uydurmaya çalışıyor ve bence bu güzel bir şey.
Evet bir başka önemli sinema gündemi çok kısa bir gündem ki ben geçtiğimiz hafta Michael filminin size incelemesini sunduğumda Bu noktaya zaten dikkat çekmeye çalışmıştım
ve bu konudaki haber de gecikmedi.
Michael filminin devamı geliyor arkadaşlar.
Şaşırdık mı? Elbette şaşırmadık.
Bu başlık bu kadar. Eminim ki devam filmiyle ilgili haberler dönem dönem gelmeye devam edecektir.
Ben de sizlerle bunları paylaşmaya çalışacağım.
Bir başka önemli haftanın gündemi...
Evet John Wick serisinin bir devam bölümü gelecekmiş.
Geçtiğimiz sene biliyorsunuz Ballerina diye bir spin-off film yapılmıştı ve Ana de Armas'ın başrolünde olduğu bu Ballerina filmi hem eleştirel olarak hem de gişede bekleneni verememişti.
Yüksek olasılıkla yapım şirketi Ballerina'nın bu başarısızlığının üzerine dedi ki yok spin-off falan bizi kurtarmayacak bir John Wick filmi daha yapalım.
Şahsi fikrim bütün devam filmlerinin ilk filmin başarısının üzerine inşa edilmiş.
Yani çok da önemli ve değerli olmayan hatta hiç de iyi olmayan devam filmlerinin olduğunu düşünüyorum.
Hele bence son film yani izlenemeyecek kadar kötüydü.
Neyse yani benim fikrim aslında çok da önemli değil.
Tabii yani kendi fikrimi de sizlerle paylaşıyorum.
Umarım bir sakıncası yoktur ama.
Yani kendi adıma ben çok heyecanlanmıyorum ama yine de elbette.
John Wick de kendine ait bir dünya yarattı, bir evren yarattı.
Bu evrenin meraklıları eminim ki bu habere çok sevineceklerdir.
Bunu da sizlerle paylaşmış olayım.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyleydi.
Şimdi gelelim Şeytan Marka Giyer 2 filmine.
Ama ona gelmeden ilk filmi size biraz hatırlatmam lazım.
Şeytan Marka Giyer evet dediğimiz gibi çarpıcı güzel bir filmdi.
Şimdi 2006 yılında yapılmıştı.
Ve filmin başrollerinde Anne Hathaway, Meryl Streep, Emily Blunt, Stanley Tucci gibi...
enfes oyuncular vardı.
Yani aynı zamanda bir oyunculuk gösterisiydi.
Şeytan marka giyer.
Şimdi filmin baş karakteri Andy adında Anne Hathaway'in canlandırdığı gencecik bir kadındı.
Bu kadın gazetecilik üniversitesini okulunu bitirmiş ve iş arıyor ve filmde Meryl Streep'in canlandırdığı Miranda karakterinin yöneticisi olduğu Runway diye
bir moda dergisi var.
Bu moda dergisi moda dünyasının en prestijli, en güçlü dergilerinden bir tanesi.
Yani diyebiliriz ki neredeyse modanın gündemi Runway dergisinde belirleniyor.
İşte Andy karakteri bu dergiye bir iş başvurusunda bulunuyordu ve derginin yöneticisi Miranda'nın da bir...
Baş asistanı vardı. Onu da Emily Blunt canlandırıyordu.
Onun adı da Emily'di zaten.
Şimdi Miranda karakteri o kadar sert, o kadar güçlü, o kadar kibirli, o kadar egolu bir karakter ki ki bu rolde Meryl Streep'i izlemek gerçekten harikaydı
yani. Ki buradaki performansıyla da Meryl Streep en iyi kadın oyuncu dalında Oscar adayı olmuştu.
Hiç şaşırmadık. Andy karakteri bu dergiye iş başvurusu yapıyor bir şekilde işe alınıyor ki şöyle bir durum var ki Andy moda dünyasına moda basınına moda dergiciliğine çünkü
çok ayrı bir alan o çok da ilgisi olan bir gazeteci adayı değildi yani hiç öyle merakları yoktu çok kötü giyiniyordu zaten kilosuna falan çok dikkat etmiyordu çünkü bunlar hani moda dünyasında çok önemli konular
ya fit olacaksınız şık olacaksınız güzel olacaksınız bakımlı olacaksınız vesaire yani Baş karakterimiz Andy işe girdiği derginin yöneticisi Miranda'nın gözünde yani
o derginin kapısından dahi geçemeyecek bir tipleme.
Ancak bir şekilde ki zaten filmde bu özellikle vurgulanıyordu.
Milyonlarca kız bu iş için adam öldürebilir gibilerinden bir replik vardı böyle yani Andy'nin...
Çok geniş kitleler için çok arzulanacak bir işti.
Hiç de o işi arzulamayan Andy o koltuğa oturuyordu.
Bu ilginçti zaten filmde.
Tabii sonra bunun başka dramatik anlamları ortaya çıkıyordu falan.
Neyse filmin ilk bir yarım saatinde bir 45 dakikasında Andy tökezleyerek, düşerek, kalkarak, zorlanarak, bir türlü beceremeyerek Bu işte aslında çok da başarılı
olamıyordu ve her an kovulmanın sınırında bu işi sürdürüyordu.
Ancak bir şekilde bir noktadan sonra, bir dramatik patlamadan sonra kendileri biraz çeki düzen veriyordu, kile veriyordu, daha şık görünüyordu.
Miranda'nın ulaşılamaz disiplinine, emirlerine, saniyelerle ölçülebilecek zaman koşuşturmasını bir şekilde ayak uyduruyordu ve sonunda hatta
Miranda'yı ve bir anlamda Runway dergisini kurtaracak seviyede demeyelim ama yani hemen hemen ona yakın performanslar gösterilmeye başlıyordu.
Ve bir şekilde Miranda'nın gözüne giriyordu.
O asistanlık görevinde başarılı oluyordu.
Kendisinin üzerinde olan Emily Blunt'ın canlandırıcı.
Yani şimdi kendisi ikinci asistan olarak tabii işe giriyordu.
Bir de birinci asistan var. Emily var.
Onu bile geçiyordu ve...
Hadi onun da detayını vereyim.
Şimdi runway neticede bir moda dergisi ya ve dünyanın bir numaralı moda başkenti neresidir?
Elbette Paris'tir ve her yılda runway dergisi Paris'e bir moda etkinliğine gidiyor ve o etkinlikteki Miranda'nın Ve Runway dergisinin durumu ve konumu
çok önemli tabii ki. İşte Miranda oraya giderken de zaten ilk asistanı olan Emily'i oraya götürüyor.
Ve o asistan için de Paris'e bu büyük moda etkinliğine gitmek inanılmaz bir fırsat.
Orada başka gazetecilerle tanışıyorsunuz, modacılarla tanışıyorsunuz, yapımcılarla tanışıyorsunuz.
Bütün magazin gündemi orada oluyor zaten.
Bir asistan için o ortamda olmak bir de Miranda gibi sektörün en prestijli isminin yanındaki kişi olarak.
Orada olmak tabii ki inanılmaz bir iş fırsatı.
İşte Emily oraya gidecekti de bir şekilde gidemiyordu.
Andy gidiyordu. Yani ikinci asistan gidiyordu.
Bu onun için çok büyük fırsattı ama...
Bir anlamda da yani en yakın çalışma arkadaşına atılmış bir kazık mıydı değil miydi işte hep bunlar.
Şeytan Marka Giyer filminin dramatik anlarından, kafa karıştıran anlarından bir tanesiydi bu mesela.
Neyse yani bir şekilde Andy bu görevde başarılı oluyordu ve Miranda'nın gözüne girip Runway dergisindeki asistanlık görevinde başarılı oluyordu.
Şimdi filmin çarpıcı tarafı şuydu ki moda dünyasından bize harika kareler sunuyordu.
O dünyada işler nasıl gider, moda dünyası nasıl bir dünyadır vs.
üzerine neredeyse bütün detayları öğreniyorduk.
Keyifle izlenen bir filmdi Şeytan Marka Giyer.
Ancak filmde şöyle bir dramatik eksiklik vardı bence arkadaşlar.
Şimdi baş karakterimiz bu Anne Hathaway'in Andy'si var ya.
Bakın başta ne dedim?
Bu karakter gazetecilik mezunu ve elbette...
Yani hepimiz gibi, her insan gibi iyi bir işi olsun istiyor, işinde yükselmek istiyor, para kazanmak istiyor vs.
Tamam. Yani bir şekilde gazetecilik işinde başarılı olmak istiyor ama Runway aslında bir gazetecinin ilk çalışmak isteyeceği ya da yükselmek isteyeceği dergi değil.
Moda dergiciliği. Yani endi neticede...
Çok da hayal etmediği bir camiada yükselmeyi başarmıştı aslında.
Ve sonunda zaten Miranda'nın acımasızlığı, o sektörün acımasızlığı diyeyim.
Filmin sonunda artık hani bu sektör böyledir, şöyle olmalısın, böyle olmalısın.
Hatta şöyle bir laf söylüyordu onu hiç unutmuyorum yani.
Çok büyük bir iddia. Hani Miranda gibi diyorum son derece egolu, kibirli ama bu egoyu ve kibri de aslında hak eden.
Çünkü muhteşem bir karakter Miranda gerçekten.
En diye diyordu ki filmin finalinde.
Herkes bizim gibi olmak ister.
Bakınız bu benzerine zor rastlayacağımız seviyede kibirli ve egolu bir laf.
Yani herkes bizim gibi olmak ister.
Lafı benim aklımda kalmıştı.
İşte Andy de Miranda'nın bu kibirli ve egolu söylemine katılmadığı için en yapmaması gereken bir anda pat diye işi bırakıyordu yani.
Yürüyüp gidiyordu beni. Miranda'yı yalnız bırakıyordu yani.
başarılı olduğu runway dergisinden istifa ediyordu.
Film öyle bitiyordu. Evet şimdi aradan 20 yıl geçti.
Geldik şeytan marka giyer filmine.
Andy artık moda dergiciliğini falan bırakmış tabii ki.
Bir gazeteci olmuş.
Başka hani gazetelerde, dergilerde yazılar yazıyor falan.
Gayet prestijli bir gazeteci olmuş ve hatta filmin başında bir köşe yazarlığı ödülü alıyor.
Çok güzel yani mesleğinde iyi bir noktaya gelmiş.
Bir şekilde hayaline ulaşmış.
Okey. Ancak bu olduğu anda da çalıştığı gazetenin yönetimi tarafından işten kovuluyor.
Hatta birkaç yazar arkadaşıyla birlikte işten kovuluyor.
Tam bu aralarda tamamen tesadüfi bir biçimde Runway dergisi de Sosyal medyada ve internette bir linç yiyor.
Yaptıkları bir hatadan dolayı bir şekilde imajlarını ve itibarlarını tekrar geri kazanmak zorunda kalıyorlar.
20 yıl önce Runway dergisinden istifa eden Andy karakterini Bu şirketin CEO'su göreve çağırıyor.
Yani onu işe alıyor. Diyor ki sen iyi bir gazetecisin, iyi bir yazarsın.
Hatta bak şimdi yeni daha ödül aldın.
Çok güzel. Biz seni işe alıyoruz.
Kaybettiğimiz itibarımızı sen yazılarınla bize geri kazandır.
Ve Andy tekrar aradan 20 yıl geçtikten sonra Runway dergisinin köşe yazarı olarak işe giriyor.
Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra Miranda tekrar Andy'yi karşısında gördüğünde önce hatırlamıyor falan.
Tabii ki şimdi Miranda'nın elinin altından onlarca Andy geçmiştir.
Kaç tane asistan bu arada işe girmiştir, çıkmıştır, kovulmuştur vs.
Ki bence hatırlıyordur yani.
Çünkü yani Miranda'nın meslek hayatı boyunca yanında başarılı olup da...
Kendi iradesiyle o başarıyı istemeyip işten çıkmış çok fazla asistan olmamıştır bence.
Yani Miranda Endy'yi bence hatırlıyordu ama hatırlamıyormuş gibi yapıyor tabii şimdi o yüksek ego.
Aa canım hoş geldin nasılsın seni özlemiştik diyecek hali yok.
Önce hatırlamamış falan gibi yapıyor ve onu yine eziyor.
İlk filmde inanılmaz ezikleniyordu Endy'ye.
Yani ona gerçekten acıyacağınız kadar ezikleniyordu ki sadece Miranda tarafından değil Miranda'nın yardımcısı var.
Nigel diye bir karakter. Stanley Tucci'nin canlandırdığı.
O da şeytan marka giyer evreni diyeyim ya da adı altındaki en harika karakterlerden bir tanesidir.
Nefis bir karakterdir yani. Stanley Tucci de nefis oyunculuk sergiliyordu oradan.
Neyse yani Andy sürekli ezikleniyordu.
Sürekli aşağılanıyordu falan.
Yani işi gücü bıraktı.
Aradan 20 sene geçti. Andy başarılı oldu.
Ödüller aldı. Harika bir gazeteci oldu yani.
Hayaline ulaştı. Ve bu kadar aradan sonra tekrar runway'e gelip Aynı aşağılamalarla karşılaşması gerçekten filmin bence bir eksikliği yani.
Ben Andy olsam o aşağılamaları kabul etmem arkadaşlar yani.
O zamanki Andy değilim artık ben yani yeni mezun olmuş asistan Andy değilim artık yani.
Ben gayet prestijli, ödüllü, saygın bir gazeteciyim yani.
Neyse ama Andy herhalde Miranda'yı ve o runway dünyasını çok iyi bildiği için yani o dünyanın normali bu olduğunu bildiği için herhalde bunları kabulleniyor falan.
Ama Andy bir şekilde...
Bir şeyleri başarmaya başlıyor.
Yani derginin itibarını kurtaran çok güzel köşe yazıları yazıyor vs.
Ama tabi bunlar Miranda için çok da değerli değil.
Çünkü bu noktada Miranda'ya geleyim ve özellikle de bence bu filmin en güçlü tarafına geleyim.
Şimdi aradan 20 sene geçti ya arkadaşlar.
Şimdi 20 sene önce yani Facebook yeni çıkmıştı galiba değil mi?
Instagram hiç yoktu yani.
Yani sosyal medya dünyası 20 sene önce yoktu diyebiliriz.
Ama bu geçen 20 senede dünya çok değişti tamamen sosyal medya olduk tamamen dijitalize olduk.
Yani neredeyse sadece moda dünyasının değil hemen hemen her alanın tüm gündemi sosyal medyada ve dijital dünyada belirleniyor süre gidiyor.
İşte Runway dergisi de neticede bir dergi yani bir kağıt üzerinde basılan ve ilgililere sunulan bir ortam.
Artık dergicilik bitti diye hep söylendi, hep söyleniyor.
Bu değişime Miran da o gücünden, karizmasından...
pek de taviz vermeden ayak uydurmaya çalışmış.
Bundan son derece rahatsız olmasına rağmen Runway dergisinin varlığını sürdürme konusunda da başarılı olmuş.
Bu alt başlığın detayına inmeyeyim.
Bu konuda filmde gerçekten çok ince enfes detaylar var arkadaşlar.
Yani Miranda'nın değişen dünyaya ayak uydurma çabası Çok güzel işlenmiş filmde.
Ancak neticede Runway dergisinde işler yolunda gitmiyor.
Ve ilk filmde Miranda'nın baş asistanı olan Emily Blunt'ın canlandırdığı Emily karakteri de burada Dior markasının yetkililerinden birine dönüşmüş.
Şimdi bir dergi neticede nasıl ayakta kalıyor?
Reklamlarla değil mi? Her derginin finansörü aslında reklam verenlerdir.
Bir moda dergisinin finansörü de elbette çok büyük moda markalarıdır.
Dior'un yöneticisi olarak runway dergisi üzerinde bayağı etkin bir konumda.
Bu dergi bir linçlendi falan bir itibar kaybetti ya.
Miranda yanına alıyor Andy'yi.
Gidiyorlar Dior'a Emily ile bir toplantı yapıyorlar.
Şimdi eskiden de Emily Miranda'nın asistanıydı ya.
Yani onun altında yer alan biriydi.
Şimdi ona belli bir güçle yaklaşıyor.
Yani onun üzerinde değil belki ama Miranda'nın bir nevi bir şeyler istemek zorunda olduğu.
Bir konumda Emily. Evet ondan bir şeyler istiyor.
Emily de ondan bir sürü taviz koparıyor.
Ve ilerleyen zamanlarda Runway dergisi biraz daha zayıflıyor.
Değerini bilmeyecek olan birilerinin eline düşme riskine giriyor dergi.
Miranda bu konuda stratejik hamleler yapmak zorunda kalıyor.
Ancak bu hamlelerindeki en büyük yardımcısı da baş karakterimiz Andy oluyor.
Hatta Andy bir noktada öyle girişimlerde bulunuyor ki Miranda'yı yönlendirip Andy neredeyse Miranda'nın seviyesine çıkıyor yani etkinlikte.
Ve bu noktadan sonra da Miran da artık o kibrini, egosunu vesaire o yani Andy'yi eziklemelerini falan bir kenara bırakıp onunla iş birliği yapıp Runway dergisini kurtarmaya çalışıyorlar.
Filmin ana öyküsü bu.
Çok fazla detay var arkadaşlar.
O detaylara girmeyeceğim çünkü inanın vereceğim her detay bir spoiler olur.
Gayet iyi bir film olmuş.
İlk filmin başlattığı hemen hemen her şeyi başarıyla devam ettiriyor.
Öykü şıkır şıkır okuyor.
Karakterler çok güzel.
Twistler çok güzel. Duygu içeren, içinize dokunacak çok tatlı daha fazla an var.
O açıdan da bu filmin ilk filminden hatta biraz daha güçlü olduğunu düşünüyorum.
Buna ek olarak da ilk filmde de bu vardı, bu filmde de bu var.
Şimdi bu film komedi filmi gibi tanıtılıyor.
Ama ilginç bir komedi anlayışı var filmin.
Ben ilk filmde de bu filmde de kahkaha attığım bir an hatırlamıyorum.
Ancak... Hızlı hızlı repliklerle, hızlı hızlı karşılıklı konuşmalarla bir tür screwball komedi tadı var.
Ve o karşılıklı hızlı hızlı repliklerin hemen hemen hepsi tatlış tatlış küçük küçük espriler böyle.
Yani filmdeki karşılıklı konuşmaları, didişmeleri, eziklemeleri böyle.
Onun onu ezmesini hafif gülümsemelerle izliyorsunuz.
O açıdan film eğlenceli.
Diyorum kahkaha attırıcı bir komedi ve eğlence anlayışı değil ama biraz olsun moda dünyasına ilginiz varsa ve hani dediğim gibi böyle tatlı bir tebessümle karakterler arası
didişmeleri, yarışmaları, biraz heyecan, biraz twistler böyle dönüşümler izlemek ilginizi çekiyorsa Şeytan Marka Giyer 2 filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve gündemdeki en önemli filmlerden biri olan Şeytan Marka Giyer 2 filmini konuştuk.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kurgu
ve büyüme süreçlerinde Podcast BPT yanınızda.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
