
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve Sarı Zarflar filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda...
Haftanın sinema gündeminden ve İlker Çatak'ın son filmi Sarı Zarflardan bahsedeceğiz.
Berlin Film Festivali'ndeki en büyük ödül olan Altın Ayı ödülünü almıştı ve hemen bu ödülden sonra da Türkiye'deki gösterime giriş tarihi açıklanmıştı.
Ben de size o zaman film gösterime girdiğinde sizlerle fikirlerimi paylaşacağımı söylemiştim.
Ancak ondan önce hem gündemdeki filmlerden bahsedelim hem de Yavaş yavaş 2026 yılının en çok hasılat yapan filmleri de öne çıkmaya başladı.
Kısaca bunlardan da bahsedelim.
Şimdi gösterimde... Kurtuluş projesi rüzgara esiyor.
Geçtiğimiz hafta ben size bir incelemesini sunmuştum.
İlk hafta sonunda 80 milyon dolar.
İlk hafta itibariyle de 220 milyon doları geçti hasılatı.
Filmin maliyeti 200 milyon dolar.
Daha ilk haftalık hasılatı ile bile bu büyük maliyeti çıkarmış durumda.
Büyük bir başarı bu gerçekten ya.
Daha şimdiden yılın en çok izlenen filmlerinin arasına giriyor gibi görünüyor.
Görünüyor Kurtuluş projesi.
Çok da sevildi. Eleştirel puanlar da çok yüksek.
Ryan Gosling'de parlak bir yıldız olduğunu bu filmin başarısıyla tekrar göstermiş oldu.
Şu an gösterimde en çok konuşulan ve izlenen filmlerden bir tanesi Çatlı filmi.
Abdullah Çatlı'nın hayatını anlatan film baya çarpıcı.
Çokça izleyici çekiyor. Yine geçtiğimiz hafta andığım Hoppers, Hoplayanlar filmi gösterimde ve o da yılın en çok izlenen filmleri arasına girecek gibi.
görünüyor. Hamlet filmi hala gösterimde.
Çığlık 7 hala gösterimde.
Dracula filmi gösterime girdi.
Eleştirel puanlar ve gişedeki durumu ortalama gibi görünüyor.
Çok da çarpıcı değil. Saklambaç 2 Ready or Not Çok sevilen bir korku filmi olmuştu ve onun devamı niteliğinde Ready or Not 2 gösterime girdi.
Hemen kısaca kendi fikrimi söyleyeyim.
Bence ilk film çok vasattı arkadaşlar.
Hatta kötü bir filmdi.
Neden bu kadar sevilip de ilgi gördüğünü hiç anlamamıştım.
Şimdi ikinci filmi izlemedim.
Üzerine bir yorum yapmayayım ama birinci bölümün tam bir devamı iyisi eğer.
Yani yüksek olasılıkla kötü bir filmdir bence yani.
Benim görüşüm bu. İlk hafta sonu asıl...
hasılat falan çok yüksek değil yani 10 milyon dolar civarında hasılat yapmış ama filmin maliyeti zaten 20 milyon dolar olduğu için yani Hollywood için çok küçük bir maliyeti ondan dolayı film Elbette mutlaka
kar edecektir. Yani 40 milyon dolar asalat yapsa bile maliyetin iki katını çıkarmış olacak.
Ondan dolayı şimdiden başarılı olacak gibi görünüyor.
Savaş Üstüne Savaş filmi hala gösterimde.
Muhteşem Martı filmi, Uğultulu Tepeler filmleri bunlar hep yakın dönemin en çokça izlenen, sevilen, Oscar'larda da boy göstermiş filmleri hala gösterimdeler.
Bu bağlamda salonların baya neşeli olduğunu söyleyebiliriz.
Evet hasılat listesine bir bakacak olursak geçtiğimiz hafta sonu Kurtuluş Projesi 80 milyon dolarlık hafta sonu hasılatıyla yani neredeyse bütün gişeyi sildi
süpürdü diyebiliriz. Hoplayanlar mesela ikinci haftasında 17 milyon dolar hasılat yaptı.
Bakın farka bakar mısınız yani en çok izlenen film 80, ikinci 17.
Yani Kurtuluş Projesi o kadar gişeyi ele geçirdi.
Ve 2026'nın en çok izlenen filmleri ne durumda?
Mart ayının artık sonları gelene kadar o yılın listeleri pek böyle geçerlilik sunmuyor.
Ondan dolayı ben de pek bunları sizlerle paylaşmıyorum ama artık paylaşabiliriz.
Yani Nisan ayına geldik.
Çok sürpriz olacak tabi bunun üzerine de bir şeyler söylemek durumunda kalacağız önümüzdeki aylarda.
Şu an için 2026'nın en çok izlenenler listesinin birinci sırasında Pegasus 3 filmi var.
Hiç duydunuz mu arkadaşlar? Duymadık ben de duymamıştım.
Eminim ki siz de duymadınız.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Hemen söyleyeyim. Çin sinemasının ayak sesleri.
Geçtiğimiz yılın yani 2025'in en çok izlenen filmi hangisiydi?
Neza 2 filmiydi.
Çin yapımı bir animasyon filmdi bu ve...
2 milyar doların üzerinde hasılat yapmıştı ve bu hasılatın yani neredeyse %95'i sadece Çin'de elde edilmiş bir hasılattı zaten.
İşte Pegasus 3 filmi de Çin'de yapılmış ve gişesini yine Çin'de elde etmiş bir spor komedi aksiyon filmi.
Pegasus diye bir seri varmış ben bunu da bilmiyordum.
Tabi Pegasus 3 dediğime göre elbette 1 ve 2'si de var.
Pegasus 3 filmi şu an için 610 milyon dolarlık hasılatla 2026'nın en çok izlenen filmi konumunda.
Ancak bakın böyle uzaktan biz izliyoruz yani.
Çin sineması gerçekten gümbür gümbür geliyor.
Hasılat listelerine de damgasını vuruyor.
Onun dışında hemen ikinciye gelelim 250 milyon dolarla hoplayanlar.
236 milyon dolarla Oğultulu Tepeler filmleri şu an için 2026'nın en çok izlenen 3 filmi.
Dördüncü sıradaysa evet Kurtuluş projesi var.
İlk hafta hasılatıyla 223 milyon dolar.
Daha şimdiden yılın en çok izlenen dördüncü filmi konumuna gelmiş durumda arkadaşlar.
Evet haftanın en önemli sinema gündemi Harry Potter dizisi.
Uzun haftalardır, aylardır tabii bu konuşuluyor.
Fragman yayınlandı, görseller yayınlandı, filmler ayrı başarılı çok izlendi, sevildi.
İşte Harry Potter evreninin tabii sonlanmasını da beklemiyorduk.
Dizisi de gayet başarılı olacak gibi görünüyor şimdiden.
Geçtiğimiz haftanın bir başka önemli gündemi de...
58. SIADS Türkiye Sinema Yazarları Derneği ödüllerinin sahiplerini bulmasıydı.
Gündüz Apollon Gece Athena filmi toplamda 4 dalda ödül alarak gecenin en çok ödül alan filmi oldu.
En iyi film Gündüz Apollon Gece Athena.
En iyi yönetmen Yeni Şafak Solarken filmiyle Gülcan Keltek oldu.
En iyi senaryo ödülünü yine Gündüz Apollon Gece Athena filmiyle Filmin hem yazarı hem yönetmeni olan Emine Yıldırım aldı.
Yani en iyi yönetmen ödülünü alamadı ama en iyi senaryo ödülünü aldı.
Daha da detayına inmeyeyim.
Çok sayıda ödül kategorisi var tabii ki.
Merak eden arkadaşlar kısa bir tıklamayla 58.
Siyat ödüllerinin detaylı listesine ulaşabilirler.
Evet bu haftanın kısa sinema gündemi böyleydi.
Şimdi gelelim Sarı Zarflar filmine.
Şimdi İlker Çatak Almanya'da doğmuş.
Hep Almanya'da yaşamış. Almanya'da sinema üretmiş.
Türk asıllı bir yönetmen.
En son 2023 yılında Öğretmenler Odası filmiyle çokça konuşulmuştu.
Aynı zamanda yabancı dilde en iyi film dalında Almanya'nın da Oscar adayıydı zaten.
Gerçekten tabi filmografisi geniş ondan önce çok sayıda hem kısa film hem...
Dizi hem de uzun metraj film yaptı.
Değerli bir yönetmen ve sonunda işte Sarı Zarflar filmiyle de Berlin'de aldığı büyük ödül İlker Çatak'ın adını ve tabii ki prestijini de çok daha yukarıya taşıdı diyebiliriz.
Şimdi Sarı Zarflar filmi Ankara'da yaşayan tiyatrocu bir çiftin öyküsünü anlatıyor.
Baş karakter Aziz hem bir tiyatro yazarı ve yönetmeni hem de bir akademisyen.
Aziz'in eşi Derya ise bir oyuncu.
Bu çift aynı zamanda devlet tiyatrolarında da projeler üretip sahneliyorlar.
Kariyerlerine gayet iyi bir seviyeye gelmişler.
Ve çiftin Ezgi adında da 14 yaşında bir kızları var.
İşte halleri, tavırları, söylemleri, kılık kıyafetleri vs.
den anladığımız gibi de seküler, entelektüel ve mevcut siyasi iktidara da muhalif bir aile bu.
Şimdi bu çifte Gezi Parkı olayları sonrasında Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan dolayı soruşturma açılıyor ve aynı anda devlet tiyatrosunda da sahne dedikleri oyun
sahneden kaldırılıyor.
Ve aynı zamanda Aziz de çalıştığı üniversiteden uzaklaştırılıyor.
Tabii aynı üniversiteden uzaklaştırılan başka akademisyenler de var ve bu grup üniversitenin uygulamalarına karşı bir direnişte bulunuyorlar.
Şimdi aile bu süreçte tabii işlerini, gelirlerini yani neredeyse tüm kaliyerlerini kaybediyorlar.
Ekonomik sıkıntı içerisine giriyorlar ve Ankara'dan annelerinin yanına İstanbul'a taşınmak zorunda kalıyorlar.
İstanbul'da Derya'nın bir abisi var ve bu abi karakteri de daha muhafazakar bir kişi.
İlişkileri biraz mesafeli böyle yani abi kız kardeş çok da ortak paydada buluşabilen kardeşler gibi de görünmüyorlar.
Neticede politik görüşleri ve yaşam tarzları da hiç...
Benzer değil ama yine de bu abi karakteri aileye destek oluyor.
Azize taksicilik işi buluyorlar ve bir de meslekten tanıştıkları tiyatrocu bir eski dostları var yani meslekten tanışıyorlar.
Bu arkadaşlarının bağımsız tiyatro sahnesinde de bir oyun sergilemeye çalışıyorlar.
Yani buraya kadar özetle diyebiliriz ki ilk bakışta Sarı Zarflar filmi politik baskı gören aydın ve erdemli karakterlerin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor ve
bu bağlamda da mevcut siyasi iklimi ve iktidarı da eleştiriyor.
Filmin merkezindeki Aziz ve Derya karakterleri böyle ülkemizin seküler aydın kesimini temsil eden erdemli onurlu tiplemeler olarak çizilmişler.
Ancak arkadaşlar nasıl diyeyim şimdi film aslında böyle değil.
Yani film bu görüntünün ilk bakışta görünenin tam tersi yönünde bir film aslında.
Yani film baskıcı bir yönetimin baskısı altında direnen aydın erdemli karakterlerin haklı mücadelesini ve hayatta kalma sürecini anlatıyor gibi
görünürken özellikle ikinci yarısında Öyküsü anlatılan bu ailenin ve ailenin birer temsilcisi olduğu grubun da öyküsünü anlattığını kabul edebiliriz tabii ki.
Bu grubun birbirine düşmesini, onurlu duruşlarından nasıl kolayca çıkabildiklerini hatta aslında hiç de erdemli ya da aydın insanlar olmayıp
gayet zayıf hatta belki karaktersiz, baskıcı, saygısız tiplemeler olduğunu anlatıyor.
Ve buna ek olarak da ailenin o güne kadar kurdukları işte aile bağının, sevginin, güvenin, dostluğun vesairenin de gayet zayıf ve temelsiz olduğunu göstermeye çalışıyor.
Yani bu bağlamda film ilk bakışta destekçisi hatta temsilcisi gibi göründüğü seküler insanları eleştiren hatta yani böyle abartılı bir ifade kullanmak
istemem ama kötüleyen bir filme dönüşüyor.
Şimdi bu noktada şunu hatırlatmak lazım özellikle vurgulamak lazım.
Şimdi bir sanatçının ya da eserin nasıl bir ülke anlattığını filmde hangi fikri ya da hangi grubu iyi kötü ya da işte sempatik antipatik sunduğunu ya da en temel yaklaşımda hangi fikri
desteklediğini yargılamak haddimiz değil.
İsteyen istediği öyküyü anlatır, istediği fikri, destekler elbette.
Tabi yine temel bir yaklaşımla sanatçıların mümkün olduğunca tarafsız ya da en azından gerçekleri ve doğruları işaret eden eserler üretmesini bekleriz değil mi?
Ve nasıl sanatçılar istediğini anlatmakta özgürse biz de izleyiciler de yani anlatılan öykü kendi bakışımızla iyi, kötü, ikna edici ya da değil.
Bulmakta da serbestiz tabii ki kendi fikrimizi oluşturmakta.
Bu bağlamda şahsen ben Sarı Zaraflar filmini hiç de tarafsız ya da hadi onu beklemesem de yani tamamen tarafsız olmak çok zor bir şeydir.
Hani bir parça film elbette bir tarafta durur ya da bir fikir içerir.
Hadi onu tam beklemesem de yani en kötüsü ikna edici bulmadım arkadaşlar.
Derdini anlatmakta gayet başarılı bir film ama derdi pek ikna edici.
Gerçekçi değil. Hatta belki de net değil.
Şimdi bunun üzerine tabii size açılımlar sunmaya çalışacağım.
Ve yani bunun ötesinde böyle pek de dürüst bir film gibi de görünmedi bana.
Bu açıdan da filmi yani çok şey bulmadım.
Çok güçlü bulmadım. Tavrıyla sunumuyla ilk bakışta sunduğu iddialarla pek tutarlı bir tavır sunmuyor.
Problem burada. Şimdi filmin yönetmenliği, senaryosu, kurgusu, teknik işçiliği falan sorunsuz.
Gayet şıkır şıkır akıyor.
Keyifle izliyorsunuz.
Hem ana karakterler hem yan karakterler özenle çizilmiş.
Yani her açıdan gayet başarılı ve iyi bir film olduğunu iddia edebiliriz.
Ama belirttiğim açılardan da çok ciddi zayıflıkları var.
Şimdi tabi bu detaylara girebilmek için spoilerler vermem gerekecek.
Ondan dolayı bu noktada uyarımı yapayım.
Yani sürprizli bir film değil ama bazı böyle dönüşler oluyor, beklenmedik gelişmeler oluyor.
Ondan dolayı filmi izlemeden bu sohbeti dinlemenizi tavsiye etmiyorum.
Sohbetin bundan sonrasını lütfen filmi izleyin, ondan sonra dinleyin.
Evet şimdi...
Dedim ya en başta karakterler gayet böyle erdemli, onurlu, aydın kişiler gibi sunuluyor dedik ya.
İşte yaşadıkları süreçte bu karakterler bu duruşlarından hayli uzak noktalara gidiyorlar.
Nasıl? Mesela şimdi arkadaşlarının bağımsız tiyatrosunda bir oyun sergilemeye çalışıyorlar dedik ya.
Tam bu süreçte Derya filmde iktidar yandaşı olduğu söylenen bir TV kanalından bir dizi projesi teklifi alıyor.
Dizideki rolü tiyatrodaki rolüne tercih ediyor.
Bir anlamda kendilerine kucak açan o bağımsız tiyatrodaki dostlarını ve aynı zamanda kocasını da yarı yolda bırakmış oluyor.
Hatta kocasını o tiyatronun sahibi olan arkadaşlarının önüne de küçük düşürmüş oluyor resmen yani.
Çünkü neticede birlikte bu işe giriyorlar.
Ve o rolü aldığını da eşine söylemiyor.
Kabul ettiğini de eşine söylemiyor.
Yani Aziz'den her şeyi gizliyor.
Son anda ben yokum diyor.
Mesela şimdi bu hiç onurlu ve erdemli bir tercih değil.
Şimdi bu bir. İkincisi Derya'nın bu tercihi sebebiyle de Derya kocası Aziz'le kavga ediyorlar.
Ve bu kavga sonucunda kızları Ezgi evden hani böyle öfkeyle kapıyı çarpıp çıkıyor falan.
Şimdi o noktaya da geleceğim ama.
Arabaya biniyorlar kızlarını aramaya gidiyorlar ve arabanın içinde bir kavga süre gidiyor aralarında.
Ve orada Aziz karısı Derya'ya.
Seni ben var ettim.
Ben olmasaydım sen bir hiçtin.
Hani sen kimsin ki falan gibilerinden böyle.
Hiç o ana kadar çizilen Aziz karakterinden hiç beklenmeyecek.
Son derece eril.
Son derece hakaret hamis.
Sözler sarf ediyor karısına.
Aziz karakteri bunları söyleyecek bir...
Altyazı M.K.
Tipleme değil yani o ana kadar böyle çizilmemiş ki öyle olamaz zaten yani filmdeki Derya karakteri Özgün Amal'ın canlandırdığı enfes oynuyor bir kere oyunculuğu zaten Özgün Amal'ın filmde oyunculuğu
iyi zaten de tiyatroda da onu bir ara görüyoruz böyle provalarda oyunculuk yaparken falan da görüyoruz nefis oyunculuk sergiliyor.
Yani Derya karakteri sıfırdan böyle Aziz'in var ettiği onun sayesinde var olmuş falan bir...
oyuncu ve kişilik olarak da görünmüyor yani.
Derya karakteri gayet tabii diyorum kendi içinde sonra döneklik tırnak içinde yapıyor olsa da yine de gayet başarılı bir oyuncu gibi görünüyor.
Bu bağlamda Aziz'in karısına bunları söylemesi falan hem hiç gerçekçi değil öyle olamaz yani.
Bu bir. İkincisi inanılmaz saygısızca.
Şimdi bakın Aziz de burada çok ciddi bir dönüşüm yaşıyor.
Çirkinleşiyor diyeyim. Aynı zamanda dedim ya Ezgi karakteri evin kızı evden çıkıyor gidiyor annesini öyle bağırıp çağırıp kavga ederken görünce.
Şimdi bunun üzerine aile panik yapıyor ay biz kızımızı arayalım.
Bu süreçte diyor ki Derya kocasına ya diyor Ezgi'nin bir sevgilisi vardı.
Ne diyorsun sen hani nasıl olur bu kız 14 yaşında yani.
Bir sevgilisi vardı onun evine gitmiş olabilir.
Siz her şeyi benden gizliyorsunuz bana hiçbir şey söylemiyorsunuz diye Derya'ya kızıyor Aziz.
Hemen bir parantez içeyim daha önceki sahnelerin birinde der ya anne kız sohbetleşirler ya kız 14 yaşında artık hani ergen olmuş biraz böyle kadın olma döneminde.
Anne kız tabii dertleşiyorlar falan anne kızına diyor ki bak hayatında biri var mı sevgilim falan var mı o da diyor ki ya biri var ama henüz sevgili değiliz böyle flörtleşiyoruz gibilerinden.
Hani kim bu işte bana anlatsana vesaire bak diyor sakın babama söyleme diyor yalnız.
Yani neticede kızına söz veriyor anne söylemeyeceğine dair ama bakınız burada.
En küçük baskı anında hemen kızını tuttuğu sözü bozuyor.
Bunun üzerine ne yapacaklar?
O sevgilisinin adresini bulmaları lazım.
Ne yapıyorlar arkadaşlar? Derya'nın o çok da iyi anlaşamadığı, kendisini çok da sevmeyen gibi görünen abisi var ya hani muhafazakar bir abi.
Onu arıyorlar diyorlar ki bizim kızımız sevgilisine kaçtı.
Bakın yani şimdi o abinin gözünden düşünsenize.
Şimdi abi muhafazakar ya.
Yani 15 yaşında bir kız ne bileyim.
Derya kızının bir sevgilisi olduğunu duyuyor.
Mesela ona kızmıyor. Sen daha küçüksün yapma etme dur bakalım.
Yaşın büyüsün okulum var vesaire.
Hani bir şekilde kızına tepki gösterebilir değil mi?
Göstermiyor bakın. Şimdi ona göre öyle.
Derya karakteri kızına neticede kızmıyor ama abisi açısından bu son derece utanç verici ve yanlış bir şey.
Yani abiye göre Derya'nın kızına ya ona göre kızını korumuyor, kollamıyor, ona baskı uygulamıyor, fazla serbası bırakıyor vs.
O öyle düşünür ve bu düşüncede bir nevi abi karakteri haklı çıkıyor.
Kız evden kaçmış sevgilisine.
Ana baba kızını bulamıyorlar.
Muhafazakar abiden yardım istiyorlar.
Bu abi de bir tanıdığı emniyet müdürünü arıyor.
Bize şu şu şu adamın adresini ver diyor.
Emniyet müdürü de bunu veriyor.
Ki bu kanunlara yönetmeliklere aykırıdır.
Ben arayıp da adını söylediğim birinin ne bileyim TC kimlik numarasını ya da adresini öğrenebilir miyim normalde?
Öğrenemem. Ama işte bakın abi karakter bunu öğreniyor.
Kalkıyorlar kızın sevgilisinin evine gidiyorlar.
Yarı zorbalıkla içeri girip Kızı orada yakalıyorlar yani.
Sevgilisinin evinde. İçeride de böyle bir hafif ot içki uyuşturucu belki.
Öyle de bir durum var yani.
Öyle bir atmosfer aldım ben en azından.
Kız baya dolabın içine saklanıyor.
Rezillik yani. Onu oradan çıkarıyorlar.
Aziz o sırada kızın sevgilisini tartaklıyor.
Böyle tam dövmüyor da. Böyle nennen dövmenin sınırına geliyor.
Ve kızı alıp çıkıyorlar.
Ve orada der ya bakın çok kilit bir laf söylüyor kocasına.
Diyor ki. Abime benziyorsun diyor.
Yani onlara göre.
Hani muhafazakar kitle sekülerlere göre daha baskıcı daha muhafazakar belki biraz zorbadır ya.
Aziz abisi gibi davranıyor Derya'nın mesela.
Ve bu süreçte de Aziz kendi karısına kızıyor.
Benden bir sürü şeyi gizliyorsunuz falan diyor.
Derya da kocasına sen ne kadar ilgisizsin kızına ne zaman babalık yaptın falan.
Ya bir anda en kirli defterler açılıyor arkadaşlar.
Aile yani neredeyse paramparça oluyor.
Şimdi yaşanan bu aile kavgası aslında çok büyük bir sebepten çıkmıyor.
Yani evde bir tartışma oldu.
İşte Derya dizide oynama kararı aldı.
Aziz buna kızdı. Biraz bağırıştılar falan.
Yani çok büyük bir olay yok ortada.
Çok büyük bir baskı yok. Ben öyle gördüm ki sanki böyle aileyi bir dürttünüz.
Küçücük bir şey oldu. Ortalık ayağa kalkıyor ve birbirlerine düşüyorlar.
İki tarafta kendi içerisinde haklı olabilir ama mesele hangisinin haksız olup olmadığı değil.
Ailenin parçalanıyor olması.
Bu arada şuna da bir vurgu yapayım.
İlker Çatak ezgi karakterini yani kız karakterini 18-20 yaşında yapabilirdi.
Yani hani evden çıktı gitti ya ne bileyim anne kocasına diyebilirdi ki ya o artık kocaman bir kız yani bir yetişkin.
Ama çok çocuk bak yani daha 14 yaşında.
Yani aile ister muhafazakar olsun ister sekiller olsun o yaştaki kızlarını evde yaşanan bir tartışmadan etkilenip sevgilisinin yanına kaçmasını hiçbir şekilde...
Kabul etmez yani hiç kimse kabul etmez.
İşte muhafazakar aileye göre bizim seküler ailemiz ne kadar sorunlu, kızlarına hakim olamayan, onları koruyamayıp kendisinin yardımına ihtiyaç duyan aciz bir aile
konumuna geliyorlar. Ve bu arada...
Aziz hakkında hani bir soruşturma açılmıştı ya dava var yani Cumhurbaşkanı'na hakaretten.
Bundan dolayı Ankara'ya gidiyor yani duruşmaya katılacak.
Ve bu arada da tabii uzaklaştırıldığı üniversitedeki diğer direnişçi arkadaşlarıyla da bir araya geliyor.
Ve o arkadaşlara Aziz'e diyor ki gitme bak üniversiteye karşı direniyoruz.
Aziz onlarla da kavga ediyor.
Bakın yani aile parçalanıyor.
Bu dostluk da parçalanıyor.
Buna ek olarak o yarı yolda bıraktıkları bağımsız tiyatro ekibi var demiştim ya.
Baran ve Rojda diye iki karakter.
Kürt kökenli vatandaşlar bunlar.
Ve oyunlarında da etnik konulara değiniliyor.
Yani işte Kürtçe konuşuluyor vesaire.
İlker Çatak bunu özellikle de gösteriyor.
İşte birlikte sahneyecekleri oyun hakkında bir konuda anlaşmazlığa düşüyorlar.
Ve o tiyatronun ortağı olan Rojda bizim çiftimize...
Siz yıllardır devlet tiyatrolarında rahatça güvenle kafanıza göre takılıyordunuz.
Keyfiniz yerindeydi. Bakınız şimdi bağımsız tiyatroya geldiniz.
Hemen farklı davranıyorsunuz.
Gibilerinden de derya ile eştiriyor.
Bakınız filmde başka örnekler de var.
Çok uzatmayayım. Yani hem Aziz hem derya hem birbirleriyle hem aileleriyle hem dostlarıyla hem meslektaşlarıyla hemen hemen herkesle ters düşüyorlar.
Hiç kimseyle bir bütün böyle Dayanışma içerisinde ve hemfikir olamıyorlar.
Hem ilker çatağa göre bir aile ve eğer birer temsilcisi olduklarını düşünüyorsak da seküler kesim insanları hiç de öyle aydın, erdemli,
özgürlükçü, onurlu insanlar falan değiller.
Zayıflar, baskıcılar, yalancılar, içten pazarlıklılar, menfaatçiler ve hatta yani dönekler yani.
Neticede Derya karakteri yandaş kanalda gitti oyunculuk yaptı.
Hatta o kanaldan Derya'yı proje getiren yapımcı bir kadın karakter var.
Diyor ki Derya sen eskiden hükümet karşı yani muhalif paylaşımlar yapmıştın sosyal medyada.
Onları sil diyor. Önce Derya ben asla silmem falan diyor böyle bir direniyor.
Ama filmin artık sonlarına doğru onları böyle sildiğini görüyoruz Twitter'dan.
Bayağı siliyor yani böyle.
E şimdi filmin öyküsü bu noktaya varıyor.
Onurlu bir direniş mücadelesi veren, onurlu insanların öyküsünü anlatır gibi görünen film, o insanların hiç de göründüğü gibi olmadığını anlatıyor.
Şimdi bu noktada İlker Çatak'ın Almanya'da doğmuş ve yaşayan bir yönetmen olduğunu hatırlayalım.
Sarı Zarflar filmi de zaten Almanya'da çekilmiş.
Hatta film... Bir benzerini hiç görmediğim enfes bir detay kullanıyor.
Yani ben bu detayı çok sevdim ama anlamı pek güzel değil.
Filmde Ankara rolünde Berlin diye böyle kocaman bir yazı çıkıyor kadrajın ortasında.
Ankara rolünde Berlin ve daha sonra da İstanbul rolünde Hamburg yazısı çıkıyor.
Yani İlker Çatak sanki...
Filmi Almanya'da çektiğini özellikle böyle ironiyle gözümüze sokuyor.
İlk bakışta iktidar eleştirisi yapar gibi görünen bir filmin böyle bir belirteç kullanmasını nasıl yorumlarsınız?
Siz bir düşünün.
Bu film Türkiye'de çekilemez dersiniz değil mi?
Yani İlker Çatak hani İstanbul'da ve Ankara'da çekmek istiyormuş da çekememiş Berlin'de ve Hamburg'da çekmiş.
Ve bunu da işte gözümüze tokuyor.
Yani Türkiye'de çekemez de mecburen Almanya'da çekmiş.
Ankara rolünde Berlin'i oynatmasının anlamı budur dersiniz değil mi?
İşte gerçekler bunun tam tersi.
Birincisi İlker Çatak bu filmi Türkiye'de rahatlıkla çekebilirdi zaten.
Yani hatta ne bileyim gidip Kültür Bakanlığından destek istese dahi alabilirdi bence.
Çünkü muhalefet bir film değil zaten.
Bakın tekrar hatırlatıyorum.
Olmalı demiyorum.
Beni yanlış anlamayınız lütfen.
Film ne olmak istiyorsa olsun.
Bunda bir problem yok. Ama...
Öyle gibi yapıp böyle olması tutarsızca.
İkincisi zaten derya karakterini oynayan Özgün Amal bir röportajda bu filmin Türkiye'de çekilmemesi bir zorunluluk değil bir tercih demiş.
Herhalde yani bu tabii bu konu Özgün Amal'a sorulmuş herhalde o da bunu belirtmiş.
Yani bu bir tercih. Yani bu film Türkiye'de çekilemezdi diye bir şey yok.
E öyleyse neden İlker Çatak Ankara rolünde Berlin diye belirtiyor ki?
öyküsünü çektiği şehir yerine yani filmi gerçekte çektiği şehri açık ettiğini gördünüz mü?
Yani ne bileyim Wachowski kardeşler Matrix rolünde Sidney yazabilirlerdi.
Mesela o Matrix'i Sidney'de çekmişlerdi.
Ama yazmadılar.
Neden? Çünkü gereksiz. Yani özellikle bir vurgu yapmak istemiyorsanız bunu belirtmenin anlamı yok.
İlker Çatak bunu belirtiyorsa bir anlamı olmalı değil mi?
İşte şimdi bakınız bu belirttiklerim şahsi yorumumdur.
Yani Tüm elbette bu tespitlerimde yorumlarımda yanılıyor olabilirim.
Belki de ben abartıyorum.
Belki ileri okuma yapıyorum.
Veya niyet okuyorum belki de.
Eğer bu hataya düşüyorsam özür diliyorum sizden ama bana görünenler bunlar arkadaşlar.
Ve buna göre de İlker Çatak Türkiye'de yaşamıyor.
Türkiye'de çekebileceği halde Türkiye'de çekmiyor bu filmi.
İstese de çekemezmiş gibi de bir mesaj veriyor yani Ankara rolünde Berlin'i oynatıyor.
Ama Türkiye'deki belirli olaylar yaşamış, belirli insanların öyküsünü anlatmaya ve öyküsünü anlattığı kesimle ilgili de hayli derin ve incelikli
tespitler yapmaya soyunuyor.
Sizce bu yaklaşım makul mü?
Ve bence zaten yani karakterleri pek tutarlı da değil tespitleri çok özgüvenli böyle çok hani olaya hakimmiş gibi görünüyor da pek de öyle değil yani pek de bana öyle görünmüyor yani.
Türkiye'nin sekülerleri hiç de göründüğü gibi onurlu güçlü erdemli insanlar değiller diyor sanki yani ben filmden böyle bir mesaj alıyorum ama.
Bu iddiada bulunurken hayli uzaktan bakarak bu iddiada bulunuyor yani bence.
Bana görünen tablo bu.
Bunları dile getirirken İlker Çatak'ın öyküsünü anlattığı karekler yani onun anlattığı gibi tipler değildir.
Onlar iyi insanlardır, erdemlilerdir de İlker Çatak onlara çamur atıyor falan da demiyorum.
Bakın ben sadece görünen tabloyu sergilemeye çalışıyorum.
Ya bana göre... Her grupta, her toplumsal kümede yani iyi insanda vardır, kötü insanda, erdemlisi de, erdemsizi de, güçlüsü de, zayıfı da yani her türden insan vardır, olabilir.
O başka bir şey. Konu bu değil.
Konu filmin tavrının ve öyküsünün kendi içinde tutarsız olması.
Sekülerler baskı gördükleri anda benimsedikleri değerlerden vazgeçerler ve kurdukları yapılar da kolayca çöker gibi bir mesaj veriyor film.
Aile, okul, tiyatro, dostluk, güven yani hiçbirini taşıyamazlar sekülerler diyor sanki.
Bilemiyorum diyorum tekrar belirtmiş olayım yani şimdi hani sizlere bu programı sunarken ben tarafsızca gördüğüm şeyleri hani sunma vaadinde bulunuyorum.
Hani diyorum yanılıyor olabilirim ileri okuma ya da niyet okuma yapıyor da olabilirim bilmiyorum ama.
Diyorum ben gördüklerimi dürüstçe sizlere aktarma sorumluluğunda bir kişiyim.
Bana görünen tablo böyle arkadaşlar.
Her şekilde iyi bir film.
Bakın yani bunları iddia ediyorsa da bunları elbette iddia etmeye hakkı var İlker Çatağan.
Hak verebiliriz, vermeyebiliriz ama temel olarak ben filmi kendi içinde tutarsız görüyorum.
Yani filme kabaca böyle üstten üstten bakıp hani çok da derine inmeden izlerseniz okey iyi bir film.
Güzel anlatıyor hikayesini karakterler güzel akıya gidiyor falan ama bir tık derine inip incelemeci tespitlerle yaklaşırsanız ne yazık ki filmin başarılı bir film olduğunu düşünmüyorum
arkadaşlar. Evet yine biraz oradan biraz buradan böyle çok uzattım sohbeti.
Bilmiyorum ne kadar derdimi anlatabildim filmle ilgili ama yaklaşık olarak Sarı Zarflar filmiyle ilgili tespitlerim böyle.
Son olarak da şu konuya gireceğim biraz sohbeti uzatma pahasına.
Şimdi sinematristlerdeki haftanın gündemi başlığı altında Sarı Zarflar filmini hep Emin Alper'in Kurtuluş filmiyle de birlikte andık ya.
Berlin Film Festivali'nde sarı zarflar en büyük ödülü aldı.
Kurtuluş filmi ikinci en büyük ödülü aldı.
Hani filmleri direkt yan yana koyup karşılaştırmamıza sebep olan şeyler de biraz ödül sistemleri değil mi?
Karşılaştırmaya karşı biri olduğum için aslında bu ödül sistemlerinin de hepsini bir parça...
Şüpheyle yaklaşırım yani çok sevmem ama bir yandan da ilgileniyoruz tabii şimdi takipte ediyoruz.
İşte bu iki filmde biraz karşılaştırıldı gibi bir durum oldu böyle ister istemez bunu yaptık yani hepimiz.
İşte ben de bu noktada da fikrimi söylemek istiyorum.
Emin Alper'in Kurtuluş filminin İlker Çatak'ın Sarı Zavlar filminden çok daha iyi bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Yani şahsi fikrim Berlin'deki en büyük ödülü bence Kurtuluş almalıymış.
Benim fikrim bu yönde bilmiyorum siz de benimle hemfikir olur musunuz ama bu detayı da sohbetimize eklemek istedim arkadaşlar.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve İlker Çatan Sarı Zarflar filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
