
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündemini ve Predator Vahşi Topraklar filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögey ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Predator Vahşi Topraklar filminden bahsedeceğiz.
Film merakla bekleniyordu, birçok kez Sinematris'tlerde konu edinmiştik.
Ancak ondan önce haftanın sinema gündemine bir göz atalım.
Geçtiğimiz haftada ben size hayli yüklü bir haftanın gündemi programı sunmuştum.
Ondan dolayı bu haftanın yükünü biraz azaltmışız gibi hissettim ben ama yine de önemli gündemlerimiz var.
Mesela geçtiğimiz hafta sinemanın gündemini en fazla meşgul eden başlığımız Michael filminin fragmanının yayınlanmasıydı.
Michael Jackson'ın ne kadar büyük bir müzisyen, bir efsane olduğunu anlatmamıza herhalde gerek yok.
İşte bundan dolayı da Michael filmi çok büyük merakla bekleniyor.
Ve fragman gerçekten pırıl pırıl arkadaşlar.
Çok güzel. Antoine Foucault yönetti filmi.
Gayet iyi bir yönetmendir.
Ve onun dışında kadro ile ilgili, yapımla ilgili, oyuncularla ilgili çok sayıda bilgi var.
Burada hepsini anlatmayayım.
Haftanın gündemini sadece Michael filmine ayırabilirim.
Sadece filmin gösterim tarihini hatırlatayım.
24 Nisan 2026'da gösterime girecek.
Çok da fazla zaman yok.
Ancak fragmandan gördüğümüz kadarıyla gerçekten her şey harika görünüyor.
Yani çok iyi bir film gelebilir.
Ve aynı zamanda takip...
eden arkadaşlar biliyordur ki son yıllarda diyelim yakın dönemin müzik dünyasının önemli isimleri üzerine harika biyografik filmler yapıldı ve bu filmler gerçekten iyi olmalarının
yanı sıra konu edindikleri kişilere son derece hassasiyetle ve özenle yaklaştılar.
Yani filmlerin iyi olması bir yana onları canlandıran oyuncular, performanslar detaylandırılan hayatlar ve müzik kariyerleri gerçekten çok özenliydi.
Ondan dolayı Michael filminin de bu rüzgarın en önemli halkalarından bir tanesi olacağını tahmin ediyorum ben.
Bakalım görelim. 24 Nisan 2026 Berak'la bekliyor olacağız diyelim.
Bir başka harika film geliyor diyeceğim ama bunun üzerine gerçekten çok uzun uzun anlatmak lazım.
Bugün çok detaya inmeyeyim.
Film gösterime girdiğinde bu konuyu konuşuruz.
Hangi proje? Gremlinler.
Gremlinler 1980'lerin yani neredeyse o yılları temsil eden filmlerinden bir tanesiydi.
İşte 80'ler biliyorsunuz sinema tarihinde önemli bir dönem.
Kendi nasip filmleri var, yönetmenleri var, bir duygusu dokusu var böyle.
80'ler özel bir 10 yılı gerçekten.
İşte Gremlinler'de 1984 yılında gösterime giren çok ilginç bir filmdi.
Yani burada filmi anlatmak bile çok zor yani.
Filmi bir kalıba sığdırır. Böyle bir türün örneği olarak görmek bile zor.
Ve o yıllarda 200 milyon doların üzerinde asılat yapmıştı.
Filmin yapımcısı Steven Spielberg'ti zaten.
Ondan sonra 1990 yılında bir devam bölümü yapılmıştı.
Aynı başarıyı gösterememişti ama o da fena bir film değildi.
İşte aradan neredeyse 35 yıl geçtikten sonra Gremlinlerin 3.
bölümü yapılıyor. Filmin gösterim tarihi henüz belli değil ama 2027 yılında sinemada olacağı söyleniyor.
Daha şimdiden Gremlinlerin tohumunu ekelim diyorum.
Çünkü gerçekten çok özel bir seridir.
Özel bir evrendir. Filmle ilgili detaylar gelirse ben sizinle paylaşmaya çalışacağım arkadaşlar.
Bir başka devam bölümü.
Bu da umut verici. Sihirbazlar Çetesi adıyla iki tane film yapılmıştı.
Birincisi 2013'te, ikincisi de 2016 yılında gösterime girmişti.
Özellikle ilk bölüm çok iyiydi.
Artık böyle virtüöz seviyesine ulaşmış dört sihirbazın oluşturduğu bir ekipti bunlar.
Sihirbazlar çetesi. Kendilerine Mahşer'in dört atlısı diyorlardı.
Bence güzel bir isim gerçekten.
İyi oyuncular vardı. Jesse Eisenberg, Woody Harrelson, Ilsa Fisher, Dave Franco gibi seçkin oyuncuların oluşturduğu bu ekip.
Çok iyi sihirbazlar.
Bu becerilerini aynı zamanda...
Biraz yasa dışı işler için ya da biraz da yasa dışı işler yapanları engellemek için kullanıyorlardı.
Bir nevi kendileri de suçlu olsalar da erdemli değerlerin peşinden gider kişiliklerdi bunlar.
Artık geldik 2025'e ve Sihirbazlar Çetesi'nin 3.
bölümü Daha Bir Şey Görmediniz gibi iddialı bir isimle karşımıza geliyor.
Siz bu programı dinlediğiniz hafta sonunda yani 12 Kasım'da gösterime girmiş olacak.
Ben izlemeye çalışacağım çünkü ilk iki bölümü keyifle izlemiştim.
Eğer izleyebilirsem sizinle de bu filmle ilgili fikirlerimi de paylaşmaya çalışacağım.
Yine bir devam filmi evet biliyorsunuz artık sinema dünyasının ve Hollywood'un bir hastalığı bu artık gişeler düşüyor yeterince iyi film ortaya çıkmıyor endişeleriyle yapım şirketleri sürekli yüzlerini
geçmişe çeviriyorlar işte bu çevirmelerin bir tanesinde de herhalde yapımcılarının gözüne Ta 1999'da gösterime giren harika bir film
çarpmış. Hangi film?
Mumya filmi.
Başrollerinde Brandon Fraser ve Rachel Watts'in bulunduğu Mumya filmi o yıllarda gerçekten büyük bir rüzgar yaratmıştı.
Filmin detayına inmeyeceğim.
Sadece şöyle bir belirteçle filmi tanıtmaya çalışmam herhalde yeterli olacaktır.
Biz o yıllarda...
Yeni nesil Indiana Jones diyorduk Mumya filmi için.
Gerçekten unutulmaz.
Indiana Jones filminin hani yüksek oranda bir nasıl diyeyim devamı desem yanlış olur.
Kopyası desem de yanlış olur.
Yani sanki onun hayranı olan kişilerin ortaya çıkardığı yeni bir film.
Fantastik macera filmiydi Mumya.
İşte adı üzerinde zaten işte arkeolojilik kazılar yapan son derece maceracı.
İki sevgilinin diyelim Rachel Weisz ve Brandon Fraser burada harika iki karakteri canlandırıyorlardı.
Nefis bir filmdi Mumya.
Hem çok sürükleyiciydi, heyecanlıydı, eğlenceliydi, komikti ama aynı zamanda gayet gerilimli ve hatta bazı anlarda ürkütücü bile bir filmdi.
Onun üzerine iki tane daha devam filmi yapılmıştı ve genelde olduğu gibi bu devam filmleri öncü filmin başarısını sürdürememişlerdi ama yine de bir üçleme olarak bakarsak Mumya serisi gayet
keyifliydi, gayet güzeldi yani.
İşte yine aradan bu kadar zaman geçtikten sonra...
Aynı karakterlerle bir dördüncü bölümün yapılacağı açıklandı.
Henüz filmin yine gösterim tarihiyle ilgili bir bilgi yok.
Yine bu projenin de takipçisi olmaya çalışacağız arkadaşlar.
Evet bu haftanın gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim Predator Vahşi Topraklar filmine.
Şimdi Predator ilk kez 1987 yılında yönetmen John McTiernan'ın yaptığı bir proje olarak karşımıza gelmişti.
Ve 80'li yılların yine en çarpıcı bilimkurgu aksiyon filmlerinden bir tanesiydi.
John McTiernan zaten 80'lerin ve 90'ların en önemli aksiyon yönetmenlerinden bir tanesidir.
Otor diyebileceğim seviyede iyi ve özel bir yönetmendir.
Kendine has temaları vardır.
Şimdi Predator filminde...
Arnold Schwarzenegger'ın canlandırdığı Dutch diye bir karakter vardı ve bu karakter birkaç kişilik bir kurtarma timinin böyle en elit seviye askerlerin oluşturduğu küçük bir timdi
bu. Bu tim ormanın derinliklerinden bir yerden bir askeri kamptan kaçırılmış bir kişiyi kurtarıyorlardı.
Ve bu askeri tim kendi üstlerine geri dönerken...
O ormanda ürkütücü bir şeyle karşılaşıyorlardı.
Bir şeyle diyorum çünkü filmin çok önemli bir kısmında karşılaştıkları bu ürkütücü varlığın ne olduğunu bile anlayamıyorlardı.
İşte bu Predator'du zaten.
Son derece savaşçı, son derece ürkütücü ve aynı zamanda çok ileri seviye teknolojiye sahip savaş silahları olan savaşçıydı bu.
İşte bu savaşçı Arnold Schwarzenegger'in tüm ekibinin üyelerini birer birer öldürüyordu ve de o kadar kolay öldürüyordu ki yani.
Hani şöyle bir mesaj var burada tabii hemen hemen bütün uzaylı istilası ya da uzaylı korkularının diyelim bu filmlerin hepsinin aslında temel bir mesajı ve bir meselesi vardır.
Hani biz insanoğlu dünyadaki en gelişmiş canlıyız ya.
Evrim piramidinin, beslenme piramidinin en üstteki türüyüz.
Her şey ve herkes bizim için var gibi bir tavırdayız ya böyle bir burnu büyük bir haldeyiz ya.
İşte bir uzaylı geldiğinde bir anda insan o beslenme zincirinin ikinci basamağına düşüyor ya.
İşte bu filmler şunu diyor.
Ey insanoğlu bu kadar kibirli olma, bu kadar burnu büyük olma.
Evren dünyadan ibaret değil diyor.
Evet çok güzel bir mesaj bu zaten.
İşte Predator filmi de tam bu alt metnine sahip bir filmdi.
Dutch bu savaşçının özelliklerini anlamaya başlıyordu.
Nasıl savaş taktikleri var, nasıl teknolojileri var falan.
Bunu anlıyordu ve sonunda evet onu yeniyordu ama bu hiç de kolay bir macera olmuyordu.
İşte Predator evreni...
Bu şekilde başlamıştı.
Bunun üzerine çok sayıda devam filmi yapıldı.
Ancak bu devam filmlerinin hiçbiri öncü filmin başarısına ulaşamadılar.
Hatta çoğunluğu iyi filmler bile değil.
Ve şu noktaya da bir vurgu yapmaya çalışayım.
Şimdi bu filmin yapım şirketi 20th Century Fox aynı zamanda Alien evreninin de yapım şirketi.
Ondan dolayı 2000'li yıllarda Predator ile Alien evrenleri bir araya getirildi.
Ve Alien ve Predator diye birden fazla film yapıldı.
Ancak ne yazık ki bu filmler de gerçekten çok kötüydü.
Hatta hem Alien'ın hem de Predator'un hayranları tarafından dışlanan filmler oldu.
iki evrene de, iki öncü filme de zarar veren filmler olarak kabul edildi.
Bu tepkilerden dolayı da ilerleyen yıllarda Predator ve Alien evreni tekrar ayrıldı.
İşte şimdi bu ayırmanın son filmi 2022 yılında gösterime giren Prey filmiydi.
Şimdi diyorum Prey filmi üzerine bir program yapmıştım ben ama yine de burada Prey'den kısaca bahsedeyim size.
Çünkü ben bu filmi çok seviyorum arkadaşlar.
Yani şahsi fikrim şimdi sinema tarihi disiplini altında size bir inceleme sunacak olsam öncü filmin bu evrenin en iyi filmi olduğunu söylemem lazım.
Öyle kabul ediliyor genel olarak ancak benim şahsi fikrimi sorarsanız Prey filmi 2022 tarihli 1987 tarihli Predator filminden dahi
daha iyi bir film. Bu film 1700'lerde bakınız daha yani sanayi devrimi falan başlamamış bayağı öyle insanın avcı toplayıcı döneminin artık sonlarında bir Kızılderili
coğrafyasında Bir Comanche kabilesine tutuyordu kamerasını.
Ve bu filmde baş karakter olarak Amber Mittander'ın canlandırdığı Naru diye genç bir Kızıldereli kadını vardı.
Bu başrol karakter o kadar harika, o kadar tatlış bir karakterdi ki.
Çok kısaca kendi dramatik çatışmasını şöyle özetleyeyim.
Kızıldereli kabilesi de yüksek oranda erkek egemen bir toplum.
Ve herkes Naru'ya diyor ki sen genç bir kadınsın.
Tırnak içinde Türkçe'deki ifadeyle kadınlığını bil.
Evinde otur, sen bitki topla, sen yemek yap, erkeklerine yardımcı ol yani bir nevi erkeğin uzantısı ol gibi bir baskı uygulanıyordu Naru'ya.
Naru ise zaten filmde bunun üzerine replikler de vardı.
Bir avcı olmak istiyordu, bir savaşçı olmak istiyordu.
Neden bunu yapıyorsun diye sorduklarındaysa belki de siz benim bunu yapamayacağımı düşündüğünüz içindir gibi.
Enfes bir cevap veriyordu.
Ve o Kızıldereli kabilesinde şöyle bir kural vardı.
Bir savaşçı olduğunuzu kanıtlayabilmeniz için gidip sadece bir hayvan avlamanız yetmiyor.
Sizi avlamak isteyen bir hayvanı avlamanız gerekiyor.
İşte Naru da bir savaşçı olduğunu kabul ettirebilmek için kendisini avlamak isteyecek bir yaratığı diyeyim avlamak zorundaydı.
Ve tam da bu arada işte ziyaret ettiği gezegendeki En avcı canlıyı avlamayı kendisine misyon edinmiş olan Predator karakteriyle
karşı karşıya geliyordu Naru.
İşte burada da enfes bir dramatik çatışma karşımıza geliyordu Prey filminde.
Naru Predator'la karşı karşıya geliyordu.
İşte bu özetten yola çıkarak söyleyeyim.
Prey filmi gerçekten yani Predator evrenine...
Çok başka şeyler katmış nefis bir filmdi.
Peki bu harika tekrar başlangıcı kim yapmıştı?
Dan Trostenberg diye bir yönetmen yapmıştı.
Dan Trostenberg'ü nereden tanıyoruz biz?
Dan Cloverfield Lane diye bir film yapmıştı.
Bizde Canavar Yolu No.10 diye gösterime girmişti.
Bu film kendine has bir post apokaliptik bilim kurguydu.
Yani bir kıyamet sonrası bilim kurgusu.
İlginç bir filmdi, güzel bir filmdi.
Dramatik olarak da böyle mesaj olarak da hayli dolu bir filmdi ki Dan Treschlenberg bu açıdan bayağı takıntılı bir yönetmen.
Yani iyi bir yönetmen yani teknik olarak ama senaryo hekiminde mutlaka yer alıyor ve öykülerini ve filmlerini dramatik olarak böyle taşana kadar dolduruyor gerçekten.
Çok dramatik takıntılı bir yönetmen.
Mutlaka dramatik alt metinler var filmlerinde.
Mutlaka yan öyküler var.
İşte bu özelliği de...
Prey filmini yukarıya çeken faktörlerden en önemlisiydi diyebiliriz.
Şimdi gelelim Vahşi Topraklar'a.
Ben Prey filminin o gücünden, o başarısından sonra aynı karakterle, aynı coğrafyada bir devam filmi geleceğini tahmin ediyorum.
Ancak hiç de böyle olmadı.
Vahşi Topraklar filmi bir kere peşinden söyleyeyim çok iyi bir film.
Hem öyküsü çok güzel, hem anlatımı çok güzel, çok sarsıcı, enfes aksiyon sahneleri var, çok gerilimli.
Aynı zamanda harika bir aksiyon ve tabii ki bilimkurgu ve hatta şunu da söyleyeyim size, bilimkurgunun uzay operası diyebileceğimiz türüne de biraz yanaşan bir film.
Yani çok geniş coğrafyalarda serüvene çıkan kahramanlar.
Gibi özetleyebiliriz biz uzay operası türünü.
İşte Vahşi Topraklar filminde biraz da oraya doğru yaklaşıyor film.
Şimdi daha Dan Trestenberg projeyi yazarken iki büyük problemi karşısına almaktan çekinmemiş, kaçınmamış.
Bu büyük cesaret gerçekten.
Şimdi filmin öyküsünü anlatmadan önce bunu özellikle belirtmek istiyorum ki şöyle.
Birincisi daha önceki yapılan Predator filmlerinde Predator tiplemesi o ürkütücü savaşçı.
Her zaman bizden çok uzak konumlandırılmıştır.
İşte bu filmde Dan Trachtenberg çok büyük bir risk almış.
Filmin merkezine bu predatör karakterini koymuş.
Bugüne kadar da bize hep yadırgatıcı ve korkutuş sunulmuş bir karakterle bu filmde özdeşleşmemizi bekliyor.
Bakınız bu çok cesurca ama aynı zamanda çok da riskli bir girişim.
Bu başlığı biraz büyüteyim.
Filmde insan yok. İnanabiliyor musunuz?
Yani bir spoiler vermiyorum.
Filmin bayağı başında bu gerçekle karşı karşıya geliyoruz biz.
Filmin başrolündeki Elle Fanning'in canlandırdığı bir de Tia diye bir karakter var.
O karakter de bir android.
Yani bütün filmde biz predatör karakteri ve bir android karakteriyle birlikte oluyoruz.
Şimdi bu da zaten özdeşleşme dediğimiz yani sinema severin filmdeki bir karakterle duygusal bağ kurması ve onun tercihlerini takip edip onaylaması yapısını yani
dramatik sinemanın diyelim gişe sinemasının en öncü gerekliliği olan Bu yapıyı film daha en başından sarsıyor böyle.
Bu anlamda çok garip bir film gerçekten.
Şimdi gelelim filmin öyküsüne.
Filmin başında şimdi birden çok Predator karakteri görüyoruz ama özellikle bir tane Predator karakterle özdeşleşiyoruz.
O da Deck diye bir başrol Predator diyeyim artık yani Deck.
Şimdi bu karakteri biz filmin başında daha...
Kendi abisiyle savaşırken görüyoruz.
Film açılıyor ve Dekin abisi Deke saldırıyor.
Onu öldürmeye çalışıyor.
Bu arada tabii ilk kez Predator evreninde ilk kez biz Predator'ların gezegenindeyiz bu filmin başında.
Daha önce hiç gördüğümüzü hatırlamıyorum.
Hani o kötü bölüm dediğim bölümlerde tam hatırlamıyorum.
Hani sizi yanıltmış olmayayım ama hatırladığım kadarıyla başka başka gezegenlerde süre giden maceralar izliyorduk ama.
Predatörlerin kendi gezegenini hiç görmemiştik.
Bildiğim kadarıyla Predator Prime deniyordu o gezegene.
Şimdi Predatörlerin gezegenindeyiz ve orada Dek abisiyle savaşıyor.
Neden? Anlıyoruz ki biz daha sonra bu Predatörlerin kendi kültüründe klanlar var.
İşte bu baş karakterimiz Predator olan Dek kendi klanının en zayıf karakteriymiş.
Ve onların kültüründe zayıf olan elenir.
Son derece acımasızlar ve baba karakter yani o klanın lideri olan karakter kendi büyük oğluna demiş ki küçük kardeşini öldür.
Neden? Çünkü o zayıf bir karakter.
İşte abi de ki bizim baş karakterimizi öldürmeye çalışıyor ve işte abi kardeş savaşıyorlar falan.
Ancak sonunda abi yüreği hani bakın işte istediği kadar acımasız olsun.
Bir gezegendeki en avcı tür neyse biz onu öldüreceğiz.
Gibi bir kültürel misyon edinmiş bir gezegende ve klanda bile bir yere kadar.
Yani abi yüreği dayanamıyor demek ki.
İşte abisi de ki en son öldürmekten vazgeçiyor.
Diyor ki tamam sana son bir şans vereceğim ben diyor.
Buradan git bir gezegene.
O gezegendeki en avcı türü öldür gel.
Rüştünü ispatlamış ol.
Biz de seni güçlü bir kardeşimiz klan üyesi olarak kabul edelim.
O da diyor ki ben Gema diye bir gezegene gideceğim.
O da diyor ki abisi hayır gitme orası evrendeki çok büyük konuşuyorlar haddinizi bilin.
Neyse galaksimiz diyelim.
Galaksimizdeki en vahşi gezegen orası daha önce oraya birçok kez klanımızın üyeleri gitti ve geri dönemediler.
Oraya gitme diyor. O da diyor ki hayır ben gerçekten iyi bir savaşçı olduğumu ispatlayacağım size oraya gideceğim.
Tam o sırada da klanların lideri babaları geliyor.
Diyor ki abiye hani sen kardeşini öldürecektin ben sana emir verdim.
o da diyor ki tamam öldüreceğim tam öldürecekken kardeşini uzay gemisinin içine atıp yolluyor yani kurtarıyor babasının elinden kurtarıyor ve giderken de kardeşi görüyor ki Baba abiye diyor ki
sen diyor onu öldürmedin demek ki sen de zayıfsın.
Bizim Dekin abisini öldürüyor gözünün önünde.
Bakın ne amma vahşi kültür ya siz.
Neyse yani işte Thrashtemberg karakterlerini duygusal olarak çok dolduruyor dedim ya size.
Bakın gözünün önünde abisi Dekin hayatını kurtarıyor ve kendisi ölüyor.
İşte bu dolunlukla bu öfkeyle Dek yepyeni bir gezegene gidiyor.
Gema gezegenine gidiyor. İşte oradaki en avcı türü öldürecekken bu noktada.
Weyland-Yutani dediğimiz bir şirketten bahsetmemiz lazım.
Weyland-Yutani şirketi alien evreninin yayılmacı ve özellikle savaş teknolojilerine ve hayatta kalma teknolojilerine yatırım yapan Weyland-Yutani şirketi bu
gezegende bir koloni kurmuş.
Ancak bu koloninin içerisinde hiç insan yok.
Sadece androidler var.
Neden? Çünkü bu gezegen o kadar sert şartlara sahip ki hiçbir insanın bu gezegende hayatta kalamayacağı kanısına varmış Wayland Yutani şirketi.
Buraya sadece android karakterler yollamış.
İşte predatörümüz Dek.
Bu android karakterlerin biri olan Tia ile karşılaşıyor.
Ancak Tia da bozulmuş diyeyim.
Yani belden aşağısı bacakları kopmuş.
Bir şekilde başına bir şeyler gelmiş.
Ve o karakterle karşılaşıyor.
Tia ona diyor ki Predator'a bana yardım et.
Beni en yakın üste götür.
Yani kendi yerleşimimeme götür.
Ben orada kendimi tamir edeyim.
Ha bu arada onu da belirteyim.
Bu Predator'lerin...
türünün bir adı varmış.
Ben bilmiyordum hani eski bölümlerde hiç bu isim dile getirilmiş hatırlamıyorum ama Yutşa.
Yani Yutşa ırkının üyeleriymiş bu prodütörler.
Bir Yutşa olan Dek zaten Tia'ya karşı herhangi bir arkadaşlık, dostluk, yakınlık falan kuracak bir tipleme değil.
Ancak burada verimli bir alışveriş söz konusu.
Tia karakteri diyor ki sen beni üstüme götür ben kendimi tamir edeyim, bacaklarımı tekrar kazanayım ve sana da bu gezegendeki en ben seni oraya götüreyim.
Sen o karakteri öldür ve amacına ulaş.
Sen de beni üstüme götür.
Bu şekilde başta çok da dostça görünmüyor olsa da sonradan gayet de dostluk olarak isimlendirilebilecek bir yakınlık başlıyor.
Dek'le Tia arasında.
Şimdi öykünün başlangıcı böyle.
Ancak arkadaşlar şunu söyleyeyim.
Hem dramatik olarak çok dolu, nefis bir öykü.
Hem de ilk 15-20 dakikasını anlattım ben size ama filmin sonrasında öykü.
Öyle yerlere gidiyor ki.
O kadar farklı noktalara evriliyor ki.
Harika bir öykü. Son derece sürükleyici.
Hem çok duygulu.
Bakın dedim ya filmin en başında şöyle bir riski göze almış Dan Trostenberg.
Bizi bir yutça olan dek karakteriyle özdeşleştirmeyi göze almış.
Bu çok zor bir şey zaten. Ve aynı zamanda diğer özdeşleşeceğimiz karakter de bir android.
Filmde insan yok yani.
Düşünün artık hani. Buna rağmen de film duygulu olabilmiş arkadaşlar.
Hem de sürükleyici bir film hem de gayet dramatik olarak dop dolu bir film.
Filmi baştan sona merakla ve keyifle izledim.
Filmde başka bir iki karakter daha var artık burada spoilere girecek onu söylemeyeyim.
Çok harika noktalara gidiyor ve bence...
Predator Vahşi Topraklar filmi hem Predator evrenini zenginleştiren, onu başka bir noktaya taşıyan hem de kendi içerisinde son derece duygulu, dramatik, aksiyonlu, gerilimli,
nefis bir bölüm olmuş.
Ben çok sevdim. Keyifle izledim.
Size de izlemenizi tavsiye ediyorum.
Bakalım gişedeki gidişi nasıl olacak?
Bilmiyorum ilk intiba olarak puanlar yüksek yani eleştirel olarak film başarılı olmuş gibi görünüyor.
Gişede nasıl olacak önümüzdeki haftalarda göreceğiz ben takip etmeye çalışacağım.
İlerleyen haftalarda yapacağımız Sinematris'tlerde de bu filmin gişedeki durumu hakkında size küçük hatırlatmalar yaparım arkadaşlar.
Evet bu hafta sinemanın gündemini ve Predator Vahşi Topraklar filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
