
Haftanın Gündemi ve Örümcek Adam Yepyeni Bir Gün
6 Ağustos 2026 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sinemanın gündemini ve Örümcek Adam Yepyeni Bir Gün filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Örümcek Adam yepyeni bir gün filminden bahsedeceğiz.
Evet, yılın en büyük yapımları sırayla gösterime giriyorlar.
Gişeler çok neşeli.
Hasılatlar yüksek, güzel para kazanıyor Hollywood bu aralar.
Hasılat listelerine baktığımızda yılın en çok izlenen 3 filminin oyuncak hikayesi Michael ve Super Mario.
1 milyar doların üzerinde hasılat yaptılar.
Aralarında çok küçük farklar var ama elbette bütün bu filmleri bir kenara atarsak Christopher Nolan'ın son filmi Odyssey'in gişede nasıl bir performans sergileyeceği son
birkaç haftanın en büyük sorusu ve filmi.
Film çok iyi gidiyor yüksek olasılıkla 1 milyar dolar sınırına yaklaşacaktır.
Çünkü bu yıl gösterime girecek başka çok büyük filmler var.
Başka gişe bombaları sırada bekliyor.
Yani yıl sonunda 2026'nın sonunda yılın en çok izlenecek 10 filmi sıralaması gerçekten çok dikkat çekici bir liste olacak gibi geliyor bana.
Bu haftanın...
En önemli filmlerini size hatırlatmama gerek yok çünkü son 2-3 haftadır hemen hemen aynı filmler gösterimde sadece bu hafta.
Evet. Gösterime giren yeni ve en önemli film Örümcek Adam zaten.
Bugün size detaylı bir incelemesini sunacağım ve hazır Örümcek Adam'dan bahsederken de biraz tarihine gideceğiz, sizgi romanlarına gideceğiz.
Ancak ondan önce kısaca haftanın sinema gündemine bir göz atalım.
Şimdi geçtiğimiz hafta Hollywood'un ve sinema dünyasının sevilen yüzü, önemli bir ismi kaybettik.
Kimdi bu isim? Sam Nail'di.
Sam Nail İrlanda doğumlu ama daha çok Yeni Zelandalı...
oyuncu olarak görülüyordu ama biz onu çoğunlukla tabi Hollywood yapımlarında izlediğimiz için direkt Amerikalı oyuncu diyorduk.
Nereden hatırlayabilirsiniz?
Steven Spielberg'in Jurassic Park filmindeki başrolüyle daha geniş kitleler Sam Neill'i tanıdı ve orada da gerçekten enfes bir performans sergiliyordu.
Sonra Spielberg'in çektiği ikinci bölümde ve Joe Johnston'ın çektiği üçüncü bölümde de aynı karakteri canlandırmıştı.
Çok zengin bir kariyeri var.
Oyuncunun 150'den fazla filmi var ama ben özellikle bir performansını da hatırlatmak istiyorum.
John Carpenter'ın 1994 tarihli In the Mood of Madness bizde daha çok çılgınlığın ötesinde adıyla bilinen filmdeki başrol karakteriydi.
Enfes bir gerilim ve korku filmi.
Buradaki performansı da Sam Neill'in gerçekten unutulacak gibi değildi.
Jurassic Park'taki performansından çok Buradaki performansını değerli buluyorum.
Gayet karizmatik, yakışıklı, kendine güvenli ve bilge tiplemeleri canlandırmıştı daha çok.
Hatırlanacaktır, sevgiyle anılacaktır diyorum.
Buradan Sam Neill'i tekrar anmış olalım.
Şimdi bu geçtiğimiz hafta çok önemli bir proje duyuruldu ki ben bu projeyi ise geçtiğimiz sinematristlerde hatırlatmıştım.
Çok uzun bir konu, her defasında bir özet geçiyorum böyle.
Filmi izlediğimde ayrıca size detaylı bir inceleme sunmak istiyorum.
Şimdi Cyberpunk bilim kurgu 1980'lerde ortaya çıkmış bir bilim kurgu alt türü.
Şimdi Cyberpunk bilim kurgunun edebiyat dünyasındaki ilk örneği William Gibson'ın yazdığı New Romancer romanı ve o romandan sonra gelen iki kitapla birlikte üçlemesidir
diyelim. Ve New Romancer üçlemesi ta 80'lerden bugüne sinemanın hep dikkatinde olmuştur ki Matrix gibi, Terminator gibi veya Tron gibi çok büyük Cyberpunk
başyapıtların öncüsü hatta atası olarak New Romancer roman üçlemesi kabul edilir.
Ancak özellikle bu üç roman hiçbir zaman görsel dünyaya uyarlanmamıştı.
Çünkü uyarlanması gerçekten çok zor romanlar arkadaşlar.
Ben okuduğumda anlamakta bile çok zorlanmıştım.
Çok kendine ait bir terminolojisi var, bir anlatım dili var.
Kurgusu çok ilginç, karakterleri çok ilginç.
Ancak sonunda Neuromancer Apple TV'nin yapımcılığında ekranlara taşınıyor bir dizi olarak yapılacakmış.
Uzun metraj olarak değil.
Bu çok heveslendirici.
Şu noktaya da vurgu yapmak lazım ki Apple TV görsel dünyaya adım attıktan sonra gerçekten enteresan bilim kurgu filmleri yaptı arkadaşlar.
Bilimkurgu tarihinde yani Apple TV'nin yaptığı bazı filmler, şimdi bunların hiçbir baş yapıt sayılamaz.
Yani görsel özellikleriyle, anlatım biçimleriyle falan çok farklı filmler değiller.
Daha çok klasik sinemanın birer örneği olarak görülebilirler.
Ancak işlediği konular ya da işlediği bilimkurgusal meselelere yaklaşım biçiminde Apple TV biraz farklılık içeriyor gerçekten.
Buradan da yola çıkarak Neoromancer roman üçlemesine farklı bir bakış getirebilir Apple TV.
Romanlara tamamen sadık kalması ayrı güzel olur.
Kendi bakışını da romanların özünü kaybetmeden eserlere yansıtması ayrıca güzel olabilir.
Bir fragman yayınlandı.
Fragman da güzel görünüyor.
Görsel tarafı falan da güzel yani.
Teknik olarak zaten Apple filmleri iyi oluyor.
Bakalım nasıl olacak Neoromancer?
Dizisini merakla bekliyoruz.
Merak eden arkadaşlar hemen kısa bir tıklamayla dizinin ve romanın detaylarına ulaşabilirler.
İlerleyen programlarda bu konuya mutlaka gireceğiz.
Bir başka çarpıcı haber.
Ryan Gosling yakın dönemin en parlak oyuncularından bir tanesi ve Ryan Gosling'i en son hangi projede izlemiştik?
Project Hail Mary.
Bu film de yılın şu an için en çok izlenen 6.
filmi konumunda. 680 milyon doların üzerine çıkan hasılatıyla.
Yani evet Ryan Gosling'in yaptığı hemen her şey ilgi çekiyor, seviliyor.
İşte Ryan Gosling artık Marvel sinematik evrenine katılıyor.
Hangi projeyle?
Ghost Rider, hayalet sürücü projesiyle.
Şimdi Ghost Rider Marvel çizgi romanlarında oldukça ayrıksı ve sıra dışı bir karakter.
Onun ayrıca bir öyküsü var şimdi detayına inmeyeyim ama Ghost Rider karakteri 2007 yılında Nicolas Cage'in başrolünde olduğu bir projeyle sinemaya uyarlanmıştı ve
bu filmin bir de 2011 yılında devamı yapılmıştı ama...
Bence çok kötü filmlerdi arkadaşlar.
Projelerin senaryoları, tavırları, kurguları, akışları o kadar klişe, o kadar sıkıcıydı ki.
İşte bunun üzerine yeni bir Ghost Rider, yeni bir projenin gelmesine şahsen ben çok şaşırmıyorum ve evet heyecan da duyuyorum.
Ancak bir de şöyle bir durum var.
Projenin yönetmeni Sean Levy olacak.
Sean Levy en son Deadpool ve Wolverine filmini yönetmişti.
Ve bu film hem eleştirel olarak hem de gişede gayet başarılı olmuştu.
Sean Levy'nin onun dışında başka çokça hasılat yapmış filmleri de var.
Ama ne yazık ki yine ben Sean Levy'nin çok da iyi bir yönetmen olduğunu düşünmüyorum.
Elindeki projelere biraz yüzeysel yaklaşan bir yönetmen.
Hani maksat eğlendirelim.
bir yönetmen gibi geliyor bana.
Derinleştirilmeye çok müsait bir karakterdir Ghost Rider karakteri ama işte Sean Levy'nin yönetmenlik koltuğunda olacak olması bu derinlik beklentisini biraz boşa çıkarıyor gibi geliyor
bana. Ama evet yine de önyargılı olmayalım bakalım nasıl olacak.
Her şekilde Ryan Gosling evet seviliyor.
Bakalım başka hangi projeleri göreceğiz.
Takipte olacağız. Şimdi haftanın son sinema gündemi benim çok sevdiğim, çok önemli bulduğum bir yönetmen üzerine ki bence bu yönetmen ne yazık ki günümüz sinemasında hak
ettiği mertebeye bir türlü gelemediği Paul Grangras üzerine ayrıca bir program yapmayı düşünüyorum.
Matt Damon'ın başrolünde oynadığı Jason Bourne serisinin 2, 3 ve 4.
filmlerini yönetmişti.
2. ve 3. bölüm Bambaşka filmlerde anlatımı, kurgusu, görsel özellikleri 2000'li yıllar sineması içerisinde çok önemli bir yere sahip.
En son Jason Bourne'ı yaptıktan sonra yine iyi filmler yaptı ama bir nevi başka bir yönetmeni dönüştü.
İşte dediğim gibi yani önemli bir yönetmendir Granger House ama artık biz onu unuttuk neredeyse.
Çünkü o filmlerine benzer filmler yapmıyor.
Neyse evet uzattım bile.
Neden sohbetini açtım?
Onun yeni projesi geliyor. Ancak bambaşka bir proje, hiç ondan beklemeyeceğimiz bir proje.
1300'lü yıllarda İngiltere kralına ayaklanan İngiliz köylülerinin öyküsünü anlatacak ve başrolde de Tom Holland'dan önceki örümcek adam Andrew Garfield
var. Bu proje beni çok heyecanlandırıyor.
Daha çok gerçekçilikle ve çarpıcı bir kurguyla öne çıkan bir yönetmenin 1300'lü yıllardaki bir halk isyanını anlatması gerçekten çok ilginç
bir birleşim gibi geliyor.
Eylül ayında 11 Eylül'de gösterime girecek.
Önümüzde çok da süre yok artık yani 2 ay gibi bir süre kalmış.
Ben bu filmi mutlaka izlemeye çalışacağım ve üzerine de fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyleydi.
Şimdi geleliğim Örümcek Adam yepyeni bir gün filmine.
Şimdi Örümcek Adam üzerine konuşacaksak aslında konuyu o kadar fazla yerden alıp getirebiliriz ki arkadaşlar.
Çizgi romandaki Örümcek Adam'a bakacak olursak 1962 yılında ortaya çıkmış bir kahraman ve temel özelliği diyelim yani Örümcek Adam'ı diğer süper kahramanlardan ya da çizgi roman
dünyasında özel kılan şeylerden bir tanesi şudur ki Yani orijinalini söyleyeyim size.
The hero of neighborhood derler.
Yani mahallemizin kahramanı.
Mahallemizin süper kahramanı.
Diğer bütün süper kahramanlar ister kadın olsun ister erkek olsun.
Ya çok üstün güçleri vardır ya da insan olmanın sınırında dehada.
Yani ya çok zeki, çok güçlü, çok zengin vs.
hep çok üstün özellikleri olan tiplerdir çok büyük çoğunluğu.
Ancak örümcek adam Peter Parker liseli bir gençtir.
Annesi babası yoktur.
Kendisini halasıyla amcası büyütmüştür.
Orta tabaka çalışan, işine gücüne bakan, mahallede yaşayan yani son derece sıradan insanların yeğenidir.
Ve kendisi de biraz asosyaldir.
Lisede işte sosyal sorunlar, arkadaşları ile geçinmesi, üniversiteye gidecek ben gelecekte ne yapacağım, ne iş yapacağım vesaire gibilerinden tüm dünya ülkelerindeki gençlerin yaşadığı sorunlarla
başa çıkmaya çalışan ve elbette okulunda hoşlandığı bir kız olan ama ona açılmakta da zorlanan son derece standart sıradan bir gençtir.
Evet ve bu genci bir örümcek ısırır, doğaüstü güçlere ulaşır bu gencimiz ve en temel dramatik derinliği ve problemi de şudur ki büyük güç Büyük sorumluluk
getirir. Bu da şu demek zaten.
Yetişkin bir süper kahraman özel hayatıyla süper kahramanlık hayatı arasında bir denge tutturur.
Bir şekilde bir tercih yapar ve o tercihinin arkasında durur.
İşte örümcek adam bir ergen olduğu için bir şeyleri seçemez zaten.
Problemi budur. Hep arada kalır.
Bir yandan onu yapmaya çalışır, bir yandan bunu yapmaya çalışır ama iki tarafta da başarılı olamaz.
Aynı zamanda hem çizgi romandaki öyküde hem de sinemadaki filmlerindeki öykülerinde işte bir hırsız marketi soyar.
Onu yakalayabilecekken örümcek adam yakalamaz, bırakır.
Çünkü marketçiye sinirlenmiştir.
Ancak işte o hırsız gidip onu sokakta arayan amcasını öldürür.
İşte burada Peter çok derin bir iç çatışmaya girer.
Çünkü... Kendisi yüzünden ölmüştür baba yerine gördüğü amcası.
Ve bir de elbette her genç delikanlı gibi okulunda hoşlandığı bir kız vardır.
Ona bir türlü açılır, açılamaz, sevgili olurlar, ayrılırlar.
gücün sorumluluğu altında da ezilir.
İşte Örümcek Adam'ın temel dramatik gerilimi ve ayrıcalığı budur.
Evet bu güzel gerçekten farklıydı en azından 1960'lı yıllarda ya da Marvel sinematik evreninin başladığı 2000'li yılların başında ancak bugüne kadar 3.
Sam Raimi'nin yönetiminde ve Tobey Maguire'ın oyunculuğunda.
2. Mark Webb'in yönetmenliğinde ve Andrew Garfield'ın oyunculuğunda.
Ve en sonda John Watson yönetmenliğinde ve Tom Holland'ın oyunculuğunda toplam 8 Örümcek Adam filmi izledik arkadaşlar.
Ve ne yazık ki bence sadece tek bir uzun metraj filmi doldurabilecek bir öykü olan genç bir süper kahramanın buradaki
yaşadığı çatışma gibi bir öykü neredeyse 6 film boyunca bize tekrar tekrar anlatıldı arkadaşlar.
Çok küçük farklılıklar, farklı yan hikayeler ya da farklı karakterler, farklı kötü adamlar tamam bu normal elbette.
Hiçbiri yeterince güçlü, dramatik değildi.
Dediğim gibi bence tek bir filmlik öyküydü bu arkadaşlar.
Yani Örümcek Adam'ın ortaya çıkış öyküsünü anlatırsanız tamam ve bundan sonra bunun herkes tarafından bilindiğini varsayarak bunun üzerine başka öyküler anlatırsanız ama
neredeyse bütün Örümcek Adam filmleri aynı gerilimi kullanmaya çalıştılar.
Ta ki 2021 yılına kadar.
Yeni Marvel sinematik evreni Örümcek Adam'ı Avengers ekibiyle mi Marvel sinematik evreninin bir parçası yapmaya karar verdiğinde işte Örümcek Adam'ın yaşadığı
maceralar, dramatik derinliği, yan öyküleri ve o evren içerisindeki konumu Bir daha geri dönmemecesine değişti.
Mesela Örümcek Adam'a ilk eklenen dramatik derinlik neydi arkadaşlar?
Tony Stark'tı.
Çünkü Tony Stark evet ona ihtiyacı vardı.
Özellikle Civil War filminde onun yardımını istiyordu.
Onu... Savaşın içerisine çekiyordu.
Bu Tony Stark için büyük bir gerilimdi aslında.
Bir korkuydu yani. Ya çocuğun başına bir şey gelirse.
Ancak Örümcek Adam burada başarılı oluyordu.
Harika bir mücadele veriyordu.
Tony Stark'la yakınlaşıyorlardı ve ondan sonra ona işte teknolojik yardım yapıyordu.
Onu koruyordu, kolluyordu.
Hatta bir nevi onun için baba figürüne dönüşüyordu.
Ve zaten... Peter Parker babasını kaybetmiş ve bunun üzerine de kendi hatasıyla amcasını kaybetmiş tam bir baba eksikliği çeken Tony Stark gibi bir karakter
gerçekten ilaç gibi gelmişti ve bin bir sebeple onun detayına inmeyeyim Tony Stark daha da derin bir karakter bir şekilde hiç çocuğu olmayan Tony Stark
'a da bir evlat olarak Örümcek Adam gerçekten ilaç gibi gelmişti diyeyim.
İşte onların mesela birlikteliği Örümcek Adam karakterine katılmış enfes bir derinlik devi bir yana yüküydü.
Onun dışında zaten Örümcek Adam özellikle 2021 yılındaki Eve Dönüş Yok filminde geçmişteki tüm kötü adamlarıyla tekrar hesaplaşmak ve farklı
evrenlerdeki farklı örümcek adamlarla evet Tobey Maguire ve Andrew Garfield Tom Holland'la birlikte 3 Örümcek Adam.
Bu filmde bir arada olmuştu.
Birbirleriyle yaşadıkları dostluk bugünün örümcek adamı olan Tom Holland için bambaşka bir derinlik anlamına gelmişti.
O filmde evet örümcek adam yine kötüleri yeniyorlardı.
Yeni bir dostluk inşa ediyorlardı.
Sevgilisiyle, diğer örümcek adamlarla, en yakın dostu Ned ile ve başka karakterlerle bambaşka bağlar kuruyordu.
Çok dramatik olarak gerçekten çok yoğun bir filmdi.
Ancak... Filmin en dramatik anı da yine Eve Dönüş Yok filmindeydi.
Bu filmde de May halası ölüyordu.
Yine Spidey kendi kabahati olarak görüyordu bunu ve belki de evet öyleydi.
Ve sonunda herkese kendisini unutturtmak zorunda kalıyordu.
Doctor Strange'miz bir başka muhteşem Marvel sinematik evreni karakteri bu filmde vardı zaten.
O örümcek adamı tüm dünyaya unutturuyordu ve örümcek adam artık...
Peter Parker'ı hiç kimsenin tanımadığı, hiç kimsesinin olmadığı bir dünyada yepyeni bir hayata başlıyordu.
Evet bu film böyle başlıyor.
Ve inşa ettiği bu yeni başlangıcı gerçekten çok güzel kullanıyor.
Örümcek Adam tekrar örümcek adamlık yapmaya başlıyor ve bu konuda gayet başarılı.
Pek de hata yapmamış, kimliğini gizlemeyi başarmış.
Tüm şehir onu seviyor, ona hayran.
Herkes arkasında, hayatında hiç kimse yok.
Eski sevgilisi MJ'ye ve eski dostu Nat'e de hiç yakınlaşmıyor.
Onları biraz uzaktan takip ediyor.
Biraz Instagram'dan falan takip ediyor böyle.
Onlardan haberi var ama hiçbir şekilde onlara yaklaşmıyor.
Süper kahramanlık yapmaya devam ediyor.
İşte büyük güç büyük sorumluluk getiriyorsa burada artık Peter Parker'ın bu sorumluluğu gerçekten üstlenmeyi başardığını...
Buna ek olarak da son derece bilgece hareket ettiğini görüyoruz.
Bundan da şöyle bir anlam çıkıyor.
Artık bugüne kadar yapılmış bütün Örümcek Adam filmlerinde karşımızda olan o genç, o ergen tırnak içinde gençliğin sorunlarıyla uğraşan
Örümcek Adam tiplemesi artık bitmiş arkadaşlar.
Ve bitmeliydi zaten.
Yeter artık. Bu filmin öyküsünü anlatmayacağım.
İzleyin. Gerçekten iyi bir film.
Yine bugüne kadar yapılmış en iyi Örümcek Adam filmlerinden bir tanesi.
Yetişkin bir Peter Parker var.
Bu filmi iyi yapan şeylerden bir tanesi bu.
İkincisi Marvel sinematik evreninin bugüne kadar inşa ettiği o çok zengin hatta sinema tarihinin artık en zengin evreni herhalde Marvel evreni Star Wars falan geçti yani.
Bu çok zengin evreni o kadar verimli kullanıyor ki arkadaşlar.
Marvel sinematik evreni. Burada çok alakasız yani bambaşka projelerden ama neticede Marvel sinematik evreninin bir parçası olan bir sürü karakter görüyoruz.
Mesela Punisher cezalandırıcı.
Geçmişte başka oyuncular tarafından canlandırılmıştı ama John Bantle'ın canlandırdığı Frank Castle yani Punisher karakteri dizide de bence gayet iyiydi.
Buraya çok yakışmıştı ve bu filmde çok önemli bir karakter.
Filmin gidişatını etkileyen bir karakter.
Harika. Bakınız bunu getirmiş Marvel sinematik evreni.
Bir başka önemli karakter Hulk.
Mark Ruffalo'nun enfes bir performansla canlandırdığı Hulk karakteri.
Bu filmde de son derece önemli bir konumda.
Bir başka önemli karakter Florence Pugh'un canlandırdığı Yelena karakteri.
Scarlett Johansson'un canlandırdığı Natasha Romanoff'un kız kardeşi.
Ki biz Yelena karakterini...
Natasha'nın bireysel kendi filmi olan Black Widow filminde ilk kez görmüştük.
Harika da bir karakterdi yani bence çok keyifliydi.
Ondan sonra Hawkeye dizisinde görmüştük.
Ondan sonra da en son Thunderbolts projesinde başroldeydi ve baş karakterdi zaten çok güçlüydü.
İşte burada da onunla tekrar karşı karşıya geliyoruz.
Bence harika. Ama özellikle bu film için şu noktaya dikkat çekmek durumundayız.
Yapacak bir şey yok. Hemen şunu size hatırlatayım.
Şimdi Marvel Sinematik Evreni deyince bizim aklımıza daha çok işte Iron Man'ler, Kaptan Amerikalar, işte Natasha Romanoff'lar, Hulk'lar veya Thor'lar gibi Avengers ekibini oluşturan ve
daha sonra da diğer bireysel filmlerden Avengers filmlerine katılan karakterleri hatırlıyoruz.
Mesela işte Galaksinin Koruyucuları veya Karınca Adam gibi.
Bunların hepsi en son Avengers filmlerinde bir araya geldiler.
Ancak Marvel Sinematik Evreni Avengers filmlerindeki karakterlerden ibaret değil.
Aslında Marvel Sinematik Evreni'nin Avengers evreniyle bir bağlantısı olmayan Başka bir evreni daha var.
Hangi evren? Elbette X-Men evreni arkadaşlar.
X-Men evreni yine Marvel sinematik evreninin içerisinde ama o kendi dünyasında süre gidiyor.
Orada bambaşka kurallar var, bambaşka karakterler var.
X-Men evreninde zaten en başından beri çok sayıda süper kahraman hep bir arada oldu.
Ve Marvel sinematik evreninin hem baş yönetmeni hem de başkanı olan Kevin Feige'ye bu daha önce sorulmuştu.
Avengers tarafıyla X-Men tarafı bir araya gelecek mi?
Hatta bu sorunun hangi film üzerine Kevin Feige'ye sorulduğunu da size hatırlatayım.
Deadpool filminden önce bu soru sorulmuştu.
Çünkü Deadpool karakteri Avengers evreninin bir parçası mı olacak yoksa X-Men evreninin bir parçası mı olacak?
diye Kevin Feige'ye sorulmuştu.
O da demişti ki Deadpool karakteri X-Men evreninin bir parçası.
Yani bir nevi mutant.
Bu cevaba karşılık da muhabir tekrar ısrarla sormuştu.
Yani bundan biz şunu mu anlamalıyız?
Avengers ile X-Men asla bir araya gelmeyecek.
Kevin Feige de en azından o zaman bu soruya evet diye cevap vermişti.
İşte biz de anlamıştık ki Avengers ile X-Men bir araya gelmeyecek.
Bu cevap üzerine bir süre ve birkaç film evet gerçekten X-Men ve Avengers evrenleri hep ayrı süre gittiler.
Ta ki 2022 tarihli Doctor Strange çoklu evren çılgınlığında filmine kadar.
Bu filmde X-Men evreninin yani herhalde baş karakteri diyebiliriz.
Charles Xavier karakterini bu filmde gördük.
Ancak o çok küçük bir dokundurmaydı.
Çok küçük bir köprüydü yani.
Charles Xavier. Sadece bir iki sahnede vardı.
O kadar. Filmin öyküsünü yüksek oranda etkileyen bir karakter değildi.
Ancak işte Örümcek Adam yepyeni bir filminde X-Men evreninin en güçlü, en sıra dışı hatta üzerine bir bölüm bile yapılmış.
karakteri olan Jean Grey karakterini yepyeni bir performansla Sadie Sink'in performansıyla karşımızda görüyoruz ve evet X-Men evreninden
bir karakter artık Avengers evrenine çarpıcı biçimde gayet güçlü biçimde gelmiş durumda.
Bakınız öyküyü hala anlatmadım ama anlatmayacağım arkadaşlar.
İzleyin çok da karmaşık bir öyküsü var çok uzun uzun anlatmam lazım ama lafı şu noktaya getirmeye çalışacağım.
Artık karşımızda yetişkin bir örümcek adam var.
Yetişkin yan karakterler var.
Artık ergen dertleri yok.
Ve dediğim gibi Marvel sinematik evreninin zenginliğinden enfes biçimde faydalanmış olan Kevin Feige nefis bir öykü yazdırmış.
Harika yan karakterler yazdırmış.
Güzel twistler, beklenmedik anlar, örümcek adamın kendisiyle ilgili bazı iç çatışmalara girmesi.
Tony Stark'tan kendisine kalan o teknolojilere de artık baya bir hakimiyet sergiliyor.
Ondan dolayı bu keyifle izliyorsunuz.
Yani 2 saat 25 dakikalık bir film.
Hiç de kısa değil ama bu yeni sürüm diyeyim artık yani.
Yetişkin Peter Parker çok başka bir noktaya gelmiş.
Bütün karakterler harika.
Film gayet iyi.
Her şekilde izlemenizi tavsiye.
Ediyorum arkadaşlar. Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Örümcek Adam yepyeni bir gün filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
