
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve yılın sürpriz başarısı Saplantı filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Obsession saplantı filminden bahsedeceğiz.
Saplantı filmi Backrooms filmi ile birlikte 2026'nın sürpriz bombası olarak gösterime girmişti.
Hasılatı 380 milyon dolara ulaştı arkadaşlar.
Bu gerçekten inanılmaz bir rakam.
Sinema tarihinin maliyet gelir oranında...
En karlı filmlerinden bir tanesi haline geldi.
Buna ek olarak eleştirel puanları çok yüksek, izleyici puanları çok yüksek.
Yani neredeyse yılın en büyük en önemli filmi haline geldi diyebiliriz saplantı filmi için.
Tabi bu kadar büyük başarının üzerine herkes de saplantı filmi üzerine konuşuyor.
Üzerine incelemeler yazılıyor bu incelemeler.
Hayli derinlikli de incelemeler.
Geçtiğimiz hafta size bahsetmiştim.
Steven Spielberg bile saplantı filmini izlediğini, çok sevdiğini ve bu filmin imza attığı başarının da çok umut verici, çok harika bir şey olduğunu söyledi.
Yani artık saplantının yarattığı rüzgarın nerelere vardığını görün siz.
Evet müthiş bir başarı olduğunu herhalde hiç kimse muhalefet edemeyecektir.
Ben de diyorum tabi izleyecektim ve size de bir incelemesini sunmaya çalışacaktım ve filmi izledim.
Kısaca ve peşinen şunu söylemeye çalışayım.
Hayatımda izlediğim en kötü filmlerden bir tanesi arkadaşlar.
Yani o kadar kötü ki bana göre filmin...
İlk yani yarım saatinde 40.
dakikasında filmi kapatmak ve devamını izlemek istemedim.
Ancak tabii ki size bütünlüklü ve sistematik bir eleştiri sunabilmek için filmin tamamını izlemem gerekiyordu.
Ve elbette bu fikrimi size anlatacağım.
Filmin öyküsünü anlatacağım.
Neden bence bu kadar kötü bir film olduğunu da size incelemeye ve özetlemeye çalışacağım.
Ancak ondan önce haftanın önemli sinema başlıklarını şöyle kısaca bir göz atalım.
Şimdi Ocean's Eleven, Ocean'ın 11'lisi George Colony ve Britbit'in başrollerinde olduğu bir...
Soygun filmiydi. Çok başarılı olmuştu.
Çok güzeldi. Yıldızlarla dolu bir kadrosu vardı.
Geşere de başarılı olmuştu.
Ve eleştirel olarak da yüksek puanlara sahip bir filmdi ki bu film ta 1960'larda yapılmış başka bir Ocean filminin zaten çevirisiydi.
O da güzel bir filmdir.
Evet bu seri... 3 tane film yapmıştı yanlış hatırlamıyorsam ama 2.
ve 3. filmleri pek de iyi değildi.
İşte aradan neredeyse 20 yıl geçtikten sonra işte bu Oceans serisi tekrar canlandırılacak ve başrollerde de Margot Robbie ve Bradley Cooper gibi
yakın zamanın en parlak oyuncuları olacak.
İyi bir kadro kurulacak herhalde, iyi bir bütçesi olur, iyi bir teknik işçiliği olur diye tahmin ediyorum.
Henüz gösterim tarihi belli değil ama yüksek olasılık.
Yapım şirketi bu projeyi mümkün olduğunca parlatmaya ve bir merak uyandırmaya çalışacaktır.
Yani şimdiden merakla bekliyoruz diyelim de yapımcıların gönlü olsun.
Haftanın bir başka önemli başlığı da Heat 2.
Michael Mann'in 1995 tarihli efsanevi polisiye suç filmi Büyük Hesaplaşma başrollerinde Al Pacino ve Robert De Niro vardı ve ikisinin
bir masa başında oturup karşılıklı kahve içip sinema tarihinin en unutulma sahnelerinden bir tanesine imza attıkları Muhteşem film yani ne kadar ölsek
azdır sinematrisin geçmiş bölümlerinde ne zaman polisiye sinema üzerine bir şeyler söylesek hit filmini hatırlattık zaten.
İşte bu filmin bir devamının yapılacağı...
Çok uzun süre önce söylenmişti.
İlk filmin yaratıcısı Michael Mann'in senaryo üzerine çalıştığı söylendi.
Sonra senaryonun bittiği söylendi.
Ve filmin başrollerinde de önce Adam Driver ve Leonardo DiCaprio'nun oynayacağı söylenmişti.
Şimdi bu filmde polis karakteri Al Pacino hırsız karakteri de Robert De Niro oynuyordu.
Ve biz Adam Driver ve Leonardo DiCaprio'nun oynayacağı söylendiğinde herhalde polisi Adam Driver hırsızı da Leonardo DiCaprio.
oynayacak diye düşünmüştük.
Öyle zannetmiştik. Çünkü hangi karakteri hangi oyuncu oynayacak diye resmi bir açıklama yapılmamıştı.
Ondan sonra Christian Bale işin içerisine girdi ama hala hangi oyuncu hangi karakteri oynayacak biz bilmiyorduk ve geçtiğimiz hafta evet hangi oyuncunun hangi
karakteri oynayacağı açıklandı ama bence ortadaki soru işareti daha da büyüdü.
Neden? Çünkü Christian Bale'in Al Pacino'nun oynadığı polis karakterinin gençliğini oynayacağını öğrendik.
Bu kesinleşmiş. Okey güzel.
Bu durumda filmin diğer önemli baş karakteri olan hırsız karakteri yani Robert De Niro'nun karakterini de herhalde DiCaprio oynayacak diye düşündük.
Ama hayır. Filmdeki üçüncü bir karakter vardı.
Chris Shareless diye Walt Kilmer'ın canlandırdığı.
Leonardo DiCaprio bu Chris Shareless karakterini oynayacakmış.
Tamam bunlar kesinleşti de hırsız karakteri yani Robert De Niro'nun karakteri diğer en önemli karakter.
Yine öyle De Niro karşılıklı oynadılar değil mi filmde?
En önemli karakterler onlardı.
Peki o karakteri kim oynayacak?
Bu da hala kesinleşmemiş.
Bu bağlamda diyorum soru işareti bence daha da büyüdü.
Birkaç internet sitesinde hırsız karakteri de İngiliz oyuncu Stephen Graham'ın oynayacağı söyleniyor ama bu kesin değil.
Şimdi Stephen Graham tanıdığımız bildiğimiz bir oyuncudur yani.
İyi de bir oyuncudur ama yani...
Christine Bale ya da DiCaprio gibi hani günümüzün böyle en parlak oyuncuları kadar da parlak bir oyuncu sayılmaz.
Yani Robert De Niro'nun hırsız rolü bu oyuncuya verilirse bence böyle biraz bir dengesizlik olur yani.
Bundan ben çok da emin olamıyorum.
Yani senaryonun da detaylarını tam bilmiyoruz ama Robert De Niro'nun oynadığı karakter bu devam filminde biraz arkada kalan bir karakter mi olacak ne olacak yani bilmiyoruz.
Ama yani bu açıklamalardan henüz tam da ikna olmuyoruz.
Ama her şekilde bu projeyi çok merakla bekliyoruz.
170 milyon dolar gibi bir bütçesinin olacağı söyleniyor ki bu bütçe bir polisiye aksiyon filmi için inanılmaz bir bütçe.
Çok büyük efektler çok büyük setler falan yoktu.
Çoğu gerçek mekanlarda çekilen bir filmdi yani çok büyük bütçeli bir film.
Değildi. Onun için bu ikinci filmi bu kadar çok para harcanıyor olması birinciden daha da ölçekli bir film olacağı hissini yaratıyor.
Neyse yani çok fazla belirsizlik var hala arkadaşlar.
Onun için çok böyle net konuşmayayım ama her şekilde bu filmi merakla bekliyoruz.
Bakalım nasıl olacak takip etmeye ve beklemeye devam edeceğiz.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim saplantı filmine.
Şimdi ben bu kadar başarılı olmuş bir filme kötü derken yani biraz tedirgin oluyorum ama ben dürüst olmak zorundayım.
Gerçek fikrim neyse kendi sistematiğimde kendi eleştirel disiplinimde doğru görüyorsam neye inanıyorsam bunu sizlerle paylaşmakla mükellefim.
Okey bana katılabilirsiniz katılmayabilirsiniz ama bana göre...
Gerçekten kötü bir film.
Bunu uzun uzun size anlatmaya çalışacağım ancak ondan önce ben size filmin bir öyküsünü anlatayım genellikle yaptığım gibi.
Film çok sürprizli bir film sayılmaz.
Bir sürpriz olmadığı için ve film biraz kendisini de gösterdiği için bir spoiler kaygısı olduğunu düşünmüyorum.
Onun için öykünün de büyük kısmını size anlatacağım.
Bundan dolayı uyarımı yapmış olayım hani filmi izlemeyip de izlemeyi düşünen ve öyküsünü de tabii duymak istemeyecek olan arkadaşlar filmi izlesinler benim incelememi ondan sonra dinlesinler.
Şimdi filmin iki baş karakteri var.
Bir tanesi Beard diye bir genç delikanlı bir de Nikki diye genç bir kadın ve bunların bir de iki tane de arkadaşları var Ian ve Sarah diye bir erkek ve kadın karakterler.
Bu genç karakterler birlikte takılan işte yiyen içen birbirini seven dört arkadaş bunlar.
Okey güzel. Ve daha biz filmin başında anlıyoruz ki baş karakterimiz Beard arkadaşı olan Nikki'ye genç kadına aşık ve ona aşık olduğunu o diğer arkadaşı
olan Ian'a söylüyor.
O da işte açıl açılma açılmalısın ama abartma falan gibilerinden böyle arkadaş arası olur ya birbirine tavsiye verirsin değil mi?
Bunlar çok tatlı hoş sohbetlerdir.
Neyse ve bu baş karakterimiz Beard'a hem çok nazik bir genç hem de biraz da çekingen böyle.
Yani Nikki'ye açılmak istiyor da işte ondan hoşlandığını falan söyleyecek de söyleyemiyor falan.
Neyse bir noktada Beard bir hediyelik eşya ya da böyle...
büyü malzemeleri satan bir dükkana giriyor ve orada dilek söğütü, burada söğüt ağacını kastediyor.
Dilek söğütü diye bir hediyelik bir malzeme satılıyor.
Böyle küçük bir karton kutu.
Bu karton kutunun içerisinden yani böyle işte bir karışlık söğüt ağacı dalı gibi bir ahşap parçası çıkıyor.
Bir dilek diliyorsunuz, onu böyle kırıyorsunuz.
O dileğiniz oluyor gibi böyle küçük hediyelik bir malzeme.
Bunu alıyor ve İşte bir gece bu dört arkadaş birlikte barda içiyorlar, sohbet ediyorlar falan.
Ve Nikki'yi yani hoşlandığı kadını evine bırakacak.
Evine bırakıyor. Arabanın içerisinde biraz konuşuyorlar, sohbetleşiyorlar falan.
Hani klasiktir ya orada tam böyle açılabileceği bir an mesela arabanın içerisinde.
Ama açılamıyor, söyleyemiyor.
Neyse hani Nikki de biraz bir yıldan hoşlanacaksa.
Klişe vardır ya karikatürleri, esprileri falan hep yapılır.
İşte bir kahve içmeye gelmek ister misin değil mi?
Onu evine davet eder mesela.
İşte evine davet etse işte kahve içeceğiz falan diye açılabilirler, sevişebilirler vesaire.
Ona da çok uygun bir durum. Ama işte Beer açılamıyor.
Nicky evine doğru yürüyor.
Sonra işte Beer o Söğüt dalını kutusundan çıkarıp işte umarım Nicky bana aşık olur gibi bir dilek diliyor ve o dalı kırıyor.
O sırada kamera şöyle bir uzaklaşıyor ki Nicky evine girmemiş.
Yani kapıda Beer'a doğru bakıyormuş.
İlginç böyle çarpıcı bir an.
Neyse ondan sonra tekrar Nikki'nin yanına geliyor.
Tekrar konuşuyorlar falan. Onun evine davet ediyor.
Yani sanki Birra'nın o Söğüt dalını kırıp da dilediği dilek.
Hani sanki bize yönetmen öyle bir his veriyor orada.
Kabul oluyor gibi bir şey.
Nikki birden Birra biraz ilgi duymaya başlıyor ve işte onu evine davet ediyor.
Okey. Bundan sonra evet Nicky ve Beer sevgili oluyorlar.
Birlikte güzel güzel zamanlar geçiriyorlar.
Ama bir süre sonra Nicky garipleşmeye başlıyor.
Tutarsız davranmaya başlıyor.
Garip şeyler söylemeye başlıyor.
Yani böyle bir nevi psikopatik bir tipe dönüşüyor.
Ve hatta Nikki'nin bu gariplikleri öyle bir seviyeye geliyor ki şiddet, baskı, korku, kendine zarar verme, sevgiline zarar verme, başkalarına zarar verme, cinayet, ölüm, kan,
revan. Bir aşamadan sonra da bir ırtık.
Nikki'den ayrılmaya çalışıyor, yapamıyor.
Onu sakinleştirmeye çalışıyor, bunu da beceremiyor.
Nikki'nin hatalarını, garipliklerini örtmeye çalışıyor, olmuyor.
Yakın arkadaşı Ian...
Onu işte uyarıyor ama kendi sevgilisini ona savunuyor.
Yani işte tamam bazı gariplikleri var ama bunlar hallolacaktır.
İşte hepimizin hayatında iniş çıkışları olur falan gibi.
Aslında hiç de ikna edici olmayan açıklamalarla böyle bir nevi hani kendine bile yalan söylüyor aslına bakarsanız.
Öyle sahneler var yani bu mesajların çıktığı konuşma sahneleri var.
Bir aşamadan sonra Nikki kıskançlıklara girip Cinayetler işliyor yani sevgili Spear mesela diğer arkadaşı Saray'dı yanlış hatırlamıyorsam onunla arabanın içerisinde bir
sohbet ediyor ve Nicky bunu görüp gelip Saray'ı öldürüyor.
Ve en sonunda artık inanılmaz ölçekte film iğrençleşiyor ancak şu tarafı var ki bütün bu şiddete...
doğru gitme sahnelerinde yönetmen Curry Barker gayet güzel bir gerilim tonu tutturmuş.
Yani işte Nikki garipleşiyor ya bu genç kadın.
O garipleşme sahneleri çok böyle hani gerilim...
Film yavaş yavaş arttı.
Eyvah burada çok korkunç bir şey olacak ama dur bakalım diye biz izleyicileri çok tatlı böyle güzel bir gerilim tonunda tutuyor.
Ve sonunda en finali söylemeyeyim ama film çok kötü bitiyor arkadaşlar.
Şimdi filmin öyküsü yaklaşık olarak böyle.
Yani bir nevi film tabii doğaüstü bir film.
Yani Beard bir dilek diliyor ve dilediği dilekten pişman oluyor ve hayatı mahvoluyor.
Filmin ana öyküsü bu.
Şimdi bu noktada artık filmin neden kötü bir film olduğu fikrime geleyim.
Onu size açıklamaya çalışayım.
Şimdi Beard karakteri ne diledi arkadaşlar?
Nicky bana aşık olsun diye diledi değil mi?
Bana aşık olsun demesi, Mickey'nin inanılmaz iğrençlikte şeyler yapması demek mi?
Yani biri bana aşık olsun diye dilemek bu anlama mı geliyor?
Bir kere film inanılmaz saçma bir öykü gidişatına sahip.
Bir bunu dilemedi ki.
Yani dileği gerçek oldu ya hani filme göre.
Yani aşk bu demek mi?
Filmin mesajı bu mu yani?
Bir kere film burada zaten patlıyor bence.
Burada bir mantık yok ki.
Aşk bu demek mi?
Yani yönetmen Curry Barker bunu mu iddia ediyor?
Aşk saplantılı bir duygudur.
Aşık olan iğrençleşir.
Aşkına karşılık bulamadığı takdirde ya kendisine zarar verir.
Mesela kendi gözüne bir şişe sokar.
Kafasına bir kürek vurur.
Elini kolunu bacağını keser.
Ya da ne bileyim ben gidip sevdiği kişinin kedisini öldürüp o kedinin etinden bir sandviç yapar falan.
Hani aşk zaten böyledir mı diyor filmin yazarı ve yönetmeni Curry Barker.
Bakınız şöyle olsa Nicky gerçekten bir ara çok aşık olsa onunla çok fazla zaman geçirmek istese ona çok fazla sarılmak çok fazla öpmek her şeyi onunla yapmak
sürekli birlikte olup hiç ayrılmayan çiftler vardır.
Ama bu iğrençleşmek demek değil.
Yani bir anlamda kendi partnerini boğarsın değil mi?
Çok aşıksan, aşırı aşıksan onu sıkarsın.
Buradaki durum bu değil ki.
Ondan dolayı film zaten baştan aşağı saçmalıklar silsilesi şeklinde takip ediyor.
Yani özetle bu başlık altındaki şikayetimi şöyle dile getireyim.
Şiddete başvurmak.
Öldürmek, kesmek, biçmek, cinayet işlemek vs.
aşk demek değil. Film bu ikisini aynı kefeye koyuyor bir kere.
Bu açıdan ben filmi inanılmaz derece saçma ve anlamsız buluyorum.
İddiasını da temelsiz buluyorum.
Yani aşkın bu olduğunu inanmıyorum.
Dünyada milyarlarca insan, milyarlarca insana aşık oldu, oluyor ve olacak.
Bu insanların hepsi aşkına karşılık bulamadığı takdirde ki burada bir parantez açayım.
Genç kadın kendisiyle ilgili dilek dileyen Beer'ın aşkına, sevgisine karşılık buluyor ki zaten yani.
Nikki niye sapıtıyor ki?
Beer zaten Nikki'ye her şeyini veriyor.
Sevişiyorlar, hep birlikte zaman geçiriyorlar falan.
Buna rağmen Nikki deliriyor.
E niye deliriyor ki yani Nikki?
Bunun hiçbir açıklaması yok filmde.
Hani psikopat, manyak deyip geçersiniz yani.
E bu ikna eder mi?
Film bize Beer'ın...
O dileği dilemesi sonucunda Nick'i bu hale dönüştü gibi bir mesaj veriyor film.
E bu saçma. Birine aşık olan herkes deliriyor mu yani?
Her şekilde filmin hiçbir mantıksal, psikolojik, sosyolojik, kültürel hangi açıdan bakarsanız hiçbir açıklaması ve temeli yok.
Film sağlam temeller üzerine basmıyor arkadaşlar.
Şimdi bu bir benim filmi çok kötü bulma sebebim.
İkincisi de film bir noktadan sonra tamamen o ana kadar kurduğu gerçekliği yıkıyor.
Bir noktada bir fark ediyor ki kendisi bir dilek dilediyor o Söğüt dalını kırdı ya.
Kalkıyor o dükkana gidiyor ya o kadar saçma ki ya arkadaşlar bir dilek ben Ayvalık'a gidip de şeytanın ayağına bir para attım ve bir şey diledim diyelim ki ya.
şak diye gerçek olur mu ya?
Hadi bu bana dersiniz ki görkem tamam bu fantazi bir film, fantastik bir film ama en azından fantastik bir film ise de bunu bize kendi içinde mantıksal bir çerçevede ikna
edici kılmaya çalışması lazım değil mi?
Elbette. Yani Yüzükleyen Efendisi de tamamen fantastik bir film ama kendi içinde bu tutarlılığı var.
Ya da ne bileyim bilim kurgu filmleri işte Matrix diyelim ki.
Eee Neo nasıl öyle uçuyor?
Nasıl uçar ne saçma.
Ama film onun öncesinde bize yarım saat Neo'nun nasıl uçabileceğini anlatıyor değil mi?
Yani bir şey sunmaya çalışıyor böyle.
Filmin diyorum o ayaklarını sağlam bir zemine basmasını sağlamaya çalışıyor.
Bu filmde hiç öyle bir şey yok ama herkes filmi mantıksal çerçevede inceleyip anlamlar çıkarmaya çalışıyor falan.
Ya saçmalık arkadaşlar bu film.
Söğüt dalını kırdı her şey gerçek oldu yani.
Neyse bunu bir kenara atıyorum şunu söyleyeceğim.
Film bir noktada Beer artık eyvah işte ben Söğüt dalını kırdım bu büyüyü nasıl bozabilirim diye o Söğüt dalını satan dükkana gidiyor.
Oradaki adamla böyle hararetli bir tartışma yapıyor.
Diyor ki ya ben işte bu büyüyü nasıl bozacağım falan.
Adam da diyor ki başkası senin dileğinin tersine bir şey dilerse büyü bozulur.
Okey kabul ettik.
Gidiyor ki arkadaşı var ya o en yakın dostu Ian dediğim dostu.
Ona gidiyor diyor ki bir tane de böyle söğüt dalı götürüyor ona.
Veriyor diyor ki bak sen bunu kır.
De ki Nicky Beard'a aşık olmasın.
Yani Beard'ın dilediği dileğin zıttını dilesin ki Beard bundan kurtulsun bu saplantıdan.
Ian da yani hani oğlum sen manyak mısın gibi bir şey söylüyor yani.
Böyle saçma şey olur mu yani hiçbir şekilde onun bu istediğinden ikna olmuyor.
Bir şeyi kırdın da gerçek olur mu ya?
Sen hangi dünyada yaşıyorsun?
Diyor Beera. O illa ısrar ediyor.
Hadi yap yap yap. Ve Ian o Söğüt dalını kırıyor böyle.
Bir milyar dolarım olsun diyor.
Ve arkadaşlar o anda gökten diyeyim.
Pardon gökten diyemem.
Evin içindeler. Tavandan bir şeyler akmaya başlıyor.
Hani film direkt onu para gibi göstermiyor da.
Hani sanki para akmaya başlıyor.
Şimdi bakın bunun... Bir tarafından tutulur bir ikna ediciliği var mı?
Bir dalı kırıyorsunuz tavandan para akmaya başlıyor.
Ya bakın bu kadar saçma.
E bu durumda o ana kadar gerçekçi gelen film için benim yani bizim şunu dememiz lazım.
Film meğersem aslında zaten bir gerçeklik sunmuyormuş bize.
Tamamen bir halüsinasyon ya da bir rüya.
Yani o ana kadar izlediğimiz hiçbir şeyin gerçekliğine inanamayız ve ikna olamayız.
Değil mi? Bunu anlarsınız yani.
Ian karakteri.
Dalı kırdı, para yağmaya başladı.
Ne anlarsınız siz bundan? Bu bir rüya falan dersiniz değil mi?
Ortada bir gerçeklik yok dersiniz.
İşte o noktada Birr eyvah falan diyor.
Kendi istediğini yapmadı arkadaşı.
Başka bir şey diledi. Yani kendisinin düştüğü o lanet kurtulamayacak.
Çünkü herkes de bir kere dileyebiliyormuş.
Niye? E tamam öyleymiş.
E peki tamam. Birr koşa koşa eve gidiyor Nikki'nin yanına.
Niye gidiyorsa artık yani zaten her şey kopmuş artık.
Neyse Nikki ile kendisi bir şeyler konuşmaya çalışıyor işte hala onu ikna etmeye çalışıyor falan.
Veya işte tamam hani sen delirdin tamam ben de delirelim birbirimizi gebertelim ölelim gidelim falan.
Yapacağı hiçbir şey kalmadı bir yarın.
O sırada ne oluyor biliyor musunuz?
Arkadan kapı çalınıyor böyle Ian geliyor arkadaşı.
İşte hey bir diyor artık benim bir milyar dolarım var.
Yani onu dilemişti ya.
Yani o tavandan akan paralar gerçekmiş yani.
Ya arkadaşlar bunu neresinden tutacaksınız?
İşte bazı eleştirmenler ve sinema sever arkadaşlar filmden hala bir gerçeklik bekledikleri için yani bir şekilde ikna olmak istedikleri için herhalde.
Bazıları demiş ki aslında baştan aşağı film Beard'ın zihninin içerisinde geçiyor.
Aslında ne ki Beard'a aşık falan olmadı öyle bir şey yok.
Beer, Nicky'e çok aşık ya, onu kendi evine hapsetti.
Bir ara Nicky şey yapıyor böyle.
Beer evden gidemesin diye evin kapısını yapışkan bantlarla bantlıyor.
Yani kapının açılmasını engellemeye çalışıyor.
Yani Nicky Beer'a yapmıyor da Beer Nicky'e yapıyor ama Nicky kendisine yapıyormuş gibi görüyor.
Bir de filmde böyle bir okuma yapanlar olmuş.
Peki tamam arkadaşlar böyle bir okuma yapıyor olabilirsiniz ama...
Ben de şunu söylüyorum. Eee ne olmuş?
Ha Nicky yapmış ha Beard yapmış.
Bu sefer de film şu mu yani?
Aşk saplantılı bir duygudur.
Beard çok aşık olduğu Nicky'i bırakamadığı için onun gitmesini hani kabullenemeyeceği için eee onu eve hapsediyor.
Ona eziyet ediyor. İşkence ediyor.
İşte kediyi kesiyor falan filan.
Peki tamam. Bu ikna edici değil ki.
Ya da Beard manyağın teki o zaman.
Deli. Tamam ben zaten Birçok kez dile getirdiğim gibi gerçeklik duygusunu tamamen kaybetmiş karakterleri, öykülerini izlemekten zaten artık yani o kadar affedersiniz
sıkıldım ve bıktım ki en azından karakterin yaşayacağı bu gerçeklik kopmasını Darren Aronofsky gibi bir şeylere bağlayan yönetmenleri izlemeye biraz olsun katlanabiliyorum
diyeyim. Ve artık zaten bunun hani sinema dünyasında Ucu kaçtı arkadaşlar.
Koptu bu iş yani. Manyak bir karakter yaşayalım.
Ona halüsinasyonlar gösterelim.
Eee? Yani iyi de her şey olabilir o zaman filmde.
İzlediğimiz hiçbir şeyin bir anlamı yok.
Her şey yalan olabilir. Her şey halüsinasyon olabilir.
Nicky sarayı öldürdü mü?
Bilmem. Belki öldürmüştür.
Belki öldürmemiştir. Nicky ile bir bir araya gelip bir cesedi yok etmeye çalıştılar.
Bir sahne var. O gerçek mi?
Bilmem. Ian o Söğüt dalını kırdı mı bilmem belki de bir yılın halüsinasyonudur.
Yani filmdeki zaten inşa edilmeye çalışılan bütün öykü yalan oluyor zaten.
Hiçbir anlamı kalmıyor yani gerçek mi değil mi rüya mı o mu ona aşık bu mu ona aşık o mu ona işkence ediyor bu mu ona işkence ediyor bunların hiçbir anlamı kalmıyor ki.
Yani ne anlatıyorsun kardeşim sen oluyor ve bütün bu öyküden de az önce söylediğim Curry Barker'ın şöyle bir mesajı çıkıyor.
Saplantıdır. Buna katılıyor musunuz?
Ben katılmıyorum. Bazı aşklar saplantıya dönüşebilir.
Evet. Bu da üzücü bir durumdur.
Aşık olan insanların çok küçük bir kısmı bir saplantıya düşebilir.
Onların da çok küçük bir kısmı şiddete başvurabilir.
İğrenç şeyler yapabilir.
Evet ama biz de onlara zaten klinik vaka deriz.
Yani o insanlar tedavi olmalıdır zaten.
Ondan dolayı...
Başka da birçok şey anlatabilirim ama uzatmayayım.
Saplantı filmi bence hiçbir noktasında ikna edici olmayan, mesajları tamamen temelsiz ve kurduğu dünyada gerçek mi, hayal mi, doğru
mu, yanlış mı, onun bakışı mı, şunun bakışı mı?
Baştan aşağı palüsülasyonlardan, hayallerden, hangi sahnesi doğru, hangi karakter gerçek, belki de ne ki diye biri yok.
Belki de Ian diye biri de yok.
Sarah diye biri de yok.
Belki de filmin tamamı Beer'ın hayali, rüyası, halüsinasyonu.
Filmin sonunda Beer kendisini bir akıl hastanesinde de bulabilirdi.
Her şey onun halüsinasyonuymuş.
Yani kurduğu hiçbir şey gerçek mi, yalan mı, halüsinasyon mu, rüya mı o da belli olmayan ve bu bağlamda Neresinden tutsak elimizde kalacak bir film
arkadaşlar. Saplantı filmi.
Sadece teknik olarak başarılı.
Yani yönetmenliği güzel.
Senaryosu tamam güzel akıyor.
Oyunculukları çok başarılı bulmuşlar.
Bence çok da başarılı değil ama kötü de değil.
Bahsettiğim konulardan çok kötü bir film olduğunu düşünüyorum.
Ben katlanmakta zorlandım.
Hiçbir noktasında şaşırmadım.
Yani baştan aşağı tahmin ettiğim gibi ilerledi ve...
Bu bağlamda saplantılı öykülere ilginiz varsa ve neyin gerçek neyin halüsinasyon olduğu hiç de belli olmayan filmleri seviyorsanız saplantı
filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Onun dışında da pek de öneremiyorum arkadaşlar.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve yılın sürpriz bombası ve...
Başyapıtı saplantı filmi üzerine fikirlerimi sizlere sunmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
