
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündemini ve Mukadderat filmini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Geçtiğimiz aylarda bahsetmiştik ki 2024'ün yüksek gişe hasılatına ulaşması beklenen birçok film gişede başarısız oldu.
Ondan dolayı 2024 ne yazık ki gişe getirileri açısından hiç de iyi gitmiyor demiştik.
En azından Haziran ayında kadar bunu söylemiştik.
Ancak 2024'ün ikinci yarısı rüzgar gibi esiyor diyebiliriz.
İlk yarının aksine ikinci yarıdaki başarılarla gayet de iyi geçen bir yıl oluyor.
Bu hafta iki tane büyük gişe bombası gösterimi girdi.
Hatta üç tane diyelim.
Bir tanesi elbette geçen hafta da bahsettiğimiz Gladiator 2 filmiydi.
Bir tanesi Moana 2 ve bir tanesi de Wicked adında bir film.
Devasa bir fantastik serüven filmi diyebiliriz Wicked için.
Şimdi bu üç film özellikle gişede başarılı olan filmler.
Şöyle bir durum var ama...
Şimdi Gladiator 2 hani aylardır bahsediyoruz zaten sürekli Ridley Scott filmi gündemde tutmaya çalışıyor böyle.
Hani çok yüksek gişe getirisi beklenen bir filmdi.
Şu an için Gladiator'in gişe rakamı 320 milyon dolar.
Aslına bakarsanız bu rakam pek de iyi değil.
Neden? Çünkü Gladiator 250 milyon dolara mal olmuştu.
Bu gerçekten çok yüksek bir bütçe ve bunun üzerine de yaklaşık...
100 milyon dolar civarında bir tanıtım ve dağıtım bütçesi harcandığı söyleniyor.
Yani filmin esas maliyeti 350 milyon dolar civarında.
Şimdi Ridley Scott gibi büyük bir usta bir filme 350 milyon dolara yatırım yaptıysa en az 600-700 milyon dolar civarında bir hasılata imza atacak ki gladiyatör evet bu
film iyi para kazandı densin.
Ancak 600 milyon dolar 700 milyon dolar gibi rakamlar Gladiator 2'nin 2024'ün en çok hasılat yapan ilk 5 filminin arasına
girmesi anlamına geliyor ki filmin şu anki beklentilerine bakılırsa hani 450-500 milyon gibi bir hasılata ulaşacağı tahmin ediliyor.
Yani öyle 600'lerde 700'ler falan pek de mümkün gibi görünmüyor.
İşte bu beklenti rakamları üzerine de Ridley Scott bir açıklama yapmış.
Gladiator 3'ü senaryosunun üzerine çalışıyormuş.
Ve demiş ki mutlaka yapacağım.
Şimdi neticede tamam hani Ridley Scott filmin yapımcısı aynı zamanda ama birden çok yapım şirketiyle çalışmak zorunda Ridley Scott.
Çünkü hani bu kadar büyük bütçeli filmleri tek bir yapım şirketi asla üstlenmiyor.
Yani bu Hollywood'un alışkanlığıdır ki iyi de yapıyor Hollywood açıkçası.
Yani tek bir filmi bir şirket 350-400 milyon dolar para yatırırsa ve o film hiç para kazanmazsa...
Hani o şirketi bile böyle sarsacak kadar hani iflasa bile sürükleyebilecek proje olur bu.
Geçmişte böyle örnekler var.
Ama bakıyoruz ki hani Ridley Scott ısrarlı yani ben illa yapacağım diyor.
Bakalım göreceğiz nasıl olacak bilmiyoruz.
Bu konuda şöyle bir hani Ridley Scott'la ve Gladiator'la alakalı şöyle bir haber daha paylaşayım.
Gladiator 2'nin görüntü yönetimi olan John Matheson bir programa katılmış ve Ridley Scott'la ilgili Eleştirel ve negatif yorumlar yapmışsın.
Bakın arkadaşlar bu çok ilginç bir şey.
Ridley Scott gibi şu an Hollywood'un en güçlü yönetmenlerinden ve yapımcılarından biri için bir teknik yönetmenin kalkıp da negatif şeyler söylemesi, eleştirel yorumlarda bulunması pek sık rastlanan
bir şey değil. Mitherson demiş ki Ridley Scott çok aceleci davranıyor, çok böyle üstün körü çekiyor, filmleri hızlı hızlı çekiyor.
O eski özeni, o eski teknik işçiliği falan yok.
Şimdi bakınız bu çok sert bir yorum gerçekten yani kolay kolay diyorum karşılaşabileceğiniz bir yorum değil ve artı ben de gladiyatör üzerine sunduğum incelemede dinleyen arkadaşlar hatırlayacaktır demiştim ki hani artık
Ridley Scott yönetmenden çok bir yapımcıya evrildi artık.
Senaryoları artık... İyi yazılmış gişe senaryoları o kariyerinin en başındaki filmlerindeki gibi öyle düşünsel işte entelektüel böyle felsefi açılımları olan falan filmler yapmıyor
artık Ridley Scott. Yani hani yönetmen olarak iyi işçilikli gişe filmleri yapan bir yönetmene dönüştü.
Ve bu anlamda da Ridley Scott'ın eski ağırlığını ve koruyamadığını söylesek çok da abartılı ifadeler kullanmış olmayız.
Ve buna yak olarak şunu söyleyeceğim şimdi hani gündem filmleri diyorum.
Moana 2 ve Wicked filmleri gişede Gladiator 2'yi geçtiler.
Şimdi bu filmler Moana 2 zaten bir animasyon.
Daha çok gençlere ve çocuklara hitap eden bir animasyon.
Wicked filmi de animasyon değil ama daha çok gençlere çocuklara hitap eden bir fantastik serüven filmi.
Yani bu filmlerin bir ağırlığı yok yani.
Öyle bir prestij beklentileri yok.
Sadece izleyicilerine, gençlere, çocuklara güzel vakit geçirmeyi hedeflemiş filmler.
Gladyatör 2 gibi bu kadar özenli, işte bir yıldır iki yıldır üzerine bir sürü haber çıkan, işte Hüddü Eskat Kıvı prestijli bir yönetmenin ısrarla hayatiyete geçirdiği, işte 10 senedir üzerine çalıştığı söylenen
falan. Bakın yani bu iki film...
Gladiator'dan daha fazla asılat yaptı.
Bakar mısınız ne kadar güçlü filmler kendilerinden çok daha az iddiaya sahip filmlerin altında kalıyor.
Hani biraz tabii Hollywood'un dengeleriyle falan da alakalı bir durum bu ama yine de hani gördüğünüz gibi Ridley Scott'ın hani kariyeri aslında artık 85 yaşında mı 87 yaşında mı ne çok da iyi gitmiyor gibi görünüyor.
Neyse. Gündemdeki diğer filmlerden bahsetmeye çalışayım.
Serdar Akar'ın 2007 yılında çektiği Barda diye bir film vardı.
Baya sarsıcı ve üzerine çokça konuşulan bir filmdi.
Bu filmin yeniden çevrimi yapıldı.
O gösterime girdi. Onun dışında Venom Son Dans, İllegal Hayatlar Meclis filmi, Vahşi Robot filmi hala gösterimde.
Bu hafta...
Çok ilginç bir film gösterime girdim.
Ama çok da konuşulan bir film olmadı.
Ben bu filmi mutlaka izleyeceğim.
Benim tırnak içinde duygusal bağ kurduğum bir ekibin elinden çıkmış bir film bu.
Filmin yönetmeni kim?
Robert Zemeckis. Robert Zemeckis eski gücüne faip değil.
Yani çok fazla konuşulan ve gündemde olan bir yönetmen değil ama işte 80'lerde 90'larda sinemayla tanışmış.
Benim gibi sinema severlerin efsane ismidir.
Özellikle üç tane filmi Robert Emek'si size hatırlatmaya çalışacağım.
Bir tanesi Forrest Gump, bir tanesi Message the Contact filmi ve bir tanesi de elbette Geleceği Dönüş serisi ve şu an gösterime giren filmi de Ada Here
yani Türkçedeki tam çevirisiyle Burada ve filmin senaristi de Eric Roth.
O kadar büyük ve önemli bir senarist ki hemen yazmış olduğu birkaç tane filmden size örnek vermeye çalışayım.
Forrest Gump'ı yazmış bir senarist, Siviş Bilberk'in yönettiği Münih filmini yazmış senarist, Muhammed Ali'nin hayatını anlatan Michael Mann'in yönettiği Ali filmini yazmış senarist, yine Michael Mann'in yönettiği
Köstebek filmini yazmış senarist.
Yani gerçekten hem Oscar'lı bir senarist hem de çok önemli bir senarist.
İşte Forrest Gump gibi bir efsanenin yazarı yönetmeni tekrar bir projede buluşursa o yani elbette önemli bir filmdir, önemli bir projedir.
Ondan dolayı burada filminin gösterime girmesi hani diyorum benim için ve aslında Robert Zemeckis ve Eric Roth'u tanıyan sinema severler için çok önemli.
Ama diyorum film öyle çok da konuşulmuş görünmüyor ve ilk etapta filmin notları da çok yüksek gibi görünmüyor.
Filmin başrolünde Tom Hanks var.
Elbette Tom Hanks'ı Robert Zemeckis'in en sevdiği hem yakın dostu hem de en sevdiği oyunculardan biri olarak anabiliriz.
Ve onun yanında da Robin Wright var.
Robin Wright ise... Çok önemli bir oyuncu, çok sevdiğimiz değerli bir oyuncu.
Ondan dolayı diyorum hani her ne kadar çok konuşuluğu olmasa da burada filmine bir göz atmanızı öneririm.
Onun dışında Christopher Nolan'ın unutulmaz bilim kurgusu Interstellar Yıldızlar Arası filmi 2014 yılında gösterime girmişti ve 2024 itibariyle Interstellar
10. yılını kutluyor ve bundan dolayı da yapım şirketi Bizim bu efsane projemiz tekrar gösterime sokalım biz yıldızlar arasını büyük perdede tekrar görmek isteyen sinema
severlere bir kıyak geçelim demişler.
İşte Interstellar filmi 6 Aralık'ta yani siz bu programı dinlediğiniz hafta sonunda tekrar gösterime girecek.
İnanıyorum ki Interstellar'ı beyaz perdede tekrar izlemek isteyecek sinema sever arkadaşlar olacaktır.
Buradan onu hatırlatmış olayım.
Evet yaklaşık olarak bu haftanın sizinle paylaşmak istediğim sinema gündemi böyle.
Şimdi gelelim Mukadderat filmine.
Şimdi Mukadderat evet Antalya Altın Portakal Film Festivali'nden 3 ödülle döndü.
En iyi film ödülünü aldı.
En iyi kadın oyuncu ödülünü aldı Nur Sürer'le.
Ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü aldı Osman Sonant'la.
Güzel bir film bir kere.
Öncelikle hani ben fikrimi söyleyeyim.
İyi bir film. Ben izlemekten gayet keyif aldım.
İzlemenizi öneriyorum.
Filmin öyküsünden bahsedeyim size.
Önce biraz öveyim sonra da yereceğim.
Şimdi hani gömeceğim demiyorum.
Hani onu benim için söyleyen dinleyici arkadaşlarım var biliyorum ama hani ben gömbe kelimesini çok sevmiyorum.
O hani çok kötü diyorsak gömüyoruzdur bence bir film yani.
Hani gömbe kelimesinin hani bendeki anlamı, duygusu biraz o.
Bu filmin gömülecek hiçbir tarafı olduğunu düşünmüyorum ben ama yine de...
Kötü yönde eleştireceğim bazı taraflar olacak.
Neyse öncelikle ben size filmin öyküsünden bahsedeyim.
Filmimiz küçük bir sahil kasabasında geçiyor ki filmde zaten direkt adı da veriliyor.
Kastamonu ilimizin Cide ilçesinde geçiyor.
Bu küçük kasabada yaşayan 60'lı yaşlarında Sultan Hanım'ın hayatına konuk oluyoruz.
Ve filmin başında Sultan Hanım eşini kaybediyor.
Elbette hani bir ömür geçirdiği eşini kaybedince Sultan Hanım çok üzülüyor, çok ağlıyor.
Bir an için yıkılıyor böyle.
Bu Sultan Hanım'ın aynı kasabada yaşayan bir oğlu var.
Nevzat diye bir karakter. Kahvecilik yapan bir karakter Nevzat.
Bir de Reyhan diye bir kızı var.
Reyhan ise abisinden, Nevzat karakterinden daha eğitimli.
Büyük şehire göçmüş, orada evlenmiş ve anladığımız kadarıyla bankacılık yapan bir kadın.
Okey, tabii çocuklar hemen annesinin yanına geliyorlar.
Annelerini teselli etmeye çalışıyorlar.
Tabii kendileri de üzülüyorlar, ağlıyorlar.
Babalarını kaybetmişler neticede.
Ve bu ölüm olayından sonra aile ve özellikle de Sultan Hanım böyle bir sarsıntı yaşıyorlar ve hayatlarını, durumlarını, ilişkilerini bir gözden geçirmek durumunda kalıyorlar.
Aynı zamanda Sultan Hanım elbette hani bu kadar üzülüyor, ağlıyor olmasına rağmen tırnak içine bir boşluğa düşüyor böyle.
Güzel bir aile dramı, aile komedisi denebilir mukadderat için.
Filmin senaryosu çok düzgün.
Yan öyküleri, karakter tasarımları yani karakterler çok güzel yazılmış.
Replikleri, olay yakışı falan, dramatik yapısı her şeyi çok güzel senaryonun.
Filmi baştan aşağı hiç sıkılmadan keyifle izliyorsunuz.
Yönetmenliği de güzel. Filmin kurgusu, kadrajları, rengi, kostümü, teknik işçiliği falan hani.
Film her açıdan ikna edicik ve keyifli bir seyirlik vaat ediyor gerçekten.
Kah güleceksiniz, kah duygulanacaksınız yani hemen her açıdan.
Tertemiz güzel bir film var.
Şimdi biraz daha hikayenin ayrıntılarından size bahsetmeye çalışayım ve bu noktada da eleştirilerimi dile getirmeye çalışacağım.
Şimdi bundan sonra bir miras meselesi var.
İki kardeş biraz birbirine düşüyor.
Sultan Hanım ertesi sabah daha bakın hani tamam kocası ölüyor üzülüyor falan hani normal olarak hani dramatik bir olay üzücü bir olay ama ertesi sabah çocuklarına beni evlendirin diyor.
Bu gerçekten filmin en böyle şaşırtıcı sarsıcı anlarından bir tanesiydi daha filmin başında.
Karşımıza geliyor zaten beni evlendirin diyor.
Çocuklar ya anne sen ne yapıyorsun kendine gel ne oluyor daha babam dün öldü bir dur falan diye böyle.
O sahnelerde biraz güldük falan ama Sultan Hanım bayağı böyle inatçıdı bir kadın zaten.
Ve gidip aklından geçirdi şurada şu vardı işte gençken bana aşıktı ben gideyim bakayım onunla konuşayım falan diyor.
Gidip bir bakkal amca böyle yani yine 60'lı 70'li yaşlarında bir bakkal amcaya dükkana girip sen benimle evlensene falan diyor böyle.
Gayet patavatsızca.
Sultan karakterinin ben koca arayacağım arayışı gerçekten enteresan yani böyle hani ne düşüneceğinizi bilemiyorsunuz.
Hani bir yandan hem sempatik, sevimli, komik tabii hani bir gariplik yok aslına bakarsanız ama neticede bir Anadolu kasabasında bu dedikodu yaratacak bir malzeme ki çocuklar annelerine tepki gösteriyorlar ama
sultan bir iki denemeye girişse de böyle olmuyor.
Yani hani evlenecek bir koca bulamıyor.
Bunu yapamadıktan sonra da ben...
Esnaflık yapacağım, pazarcılık yapacağım diyor.
Güzel böyle müstakil kocaman bir bahçesi olan bir evde oturuyor.
Bahçesinde de böyle sebze meyve falan yetiştiriyor.
İşte kendi bahçesinde yetiştirdiği sebzeyi meyveyi pazarda satmaya başlıyor.
Esnaflığa soyunuyor. Bu da biraz tepki yaratıyor.
Hem hani çevredeki diğer esnaflar ona biraz tepki gösteriyorlar.
Hani önce böyle alayı alıyorlar tabii.
Ya sen hani kaç yaşına gelmiş kadınsın ya gelip burada hani pazarcılık mı yapacaksın diye böyle biraz alay ediyorlar.
Biraz da o esnafın mallarını falan kötüleyip böyle onun biraz onların hani müşterisini çalıyor ya.
Biraz da böyle tepki gösteriyorlar.
Şimdi pazarcılık yapıyor Sultan Hanım.
Çocukları yine buna da biraz tepki gösteriyor.
Anne ne yapıyorsun koskoca kadınsın bununla mı uğraşıyorsun falan.
Ve filmin devamında da evinin üst katını pansiyon olarak kiralamaya başlıyor.
Bundan da yine bir tepki doğuyor.
Yani hem çocukları biraz tepki gösteriyor.
Belediyeciler geliyor. Baksana ceza keseriz buraya işletemezsin derken.
Yani bir şekilde kocası öldükten sonra yepyeni diyor dediğim gibi hani arayışlara giren, girişimlerde bulunmaya çalışan, hayatını yenileme çabasına giren Sultan Hanım
'ın maceralarını izliyoruz diyebiliriz filmde.
İşte bu maceraların çevresinde de bir aile ilişkileri filmi.
En özet haliyle bu şekilde anlatabilirim bu kaderat filmini size.
Ama bu noktada işte filmin eleştirilecek bazı Tarafları ortaya çıkıyor.
Şimdi film arkadaşlar 3 katman.
Birincisi eşini kaybeden Sultan Hanım'ın psikolojik duygusal patlaması.
Bir yandan Sultan Hanım'ı izliyoruz ki Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi kadın ödülünü alan Nur Sürer nefis bir performans sergilemiş.
Hem diyorum karakter de çok güzel yazılmış ve Nur Sürer de karakteri nefis sırtlanmış.
Böyle elbise gibi giymiş.
Yani nefis bir oyunculukla karşımıza getirmiş.
Ki şunu ekleyeyim bence sadece Nur Sürer değil filmdeki bütün oyunculuklar çok iyi bence.
Yine en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alan Osman Sonant Nevzat karakteri harika canlandırmış.
Burada biraz daha böyle eğitimsiz hani böyle küçük kasaba esnafı bir adam yani hani tırnak içinde ölçüsüz konuşan.
Küçük hesaplar peşinde olan falan böyle kasaba esnafı kafası.
Anladınız mı? Yani o karakter gelmiştir gözünüzün önünde.
Bilirsiniz o karakteri değil mi?
Biliyorsunuz. İşte onu ne pis canlandırmış yani.
Ve Reyhan karakteri Aslıhan Gürbüz eğitimli kız kardeşi.
Yani abisine ve annesine biraz daha böyle bağıran, çağıran, biraz daha taşkın davranan.
Tırnak içinde hani büyükşehirli ya şimdi.
Hani anne ve abi küçükşehir insanı.
O artık büyükşehir insanı olmuş.
Böyle bankacı olmuş. Kapitalist sistemin.
bir bireyi olmuş, biraz daha taşkın, biraz daha üstten bakan falan bir karakter.
Aslıhan Gürbüz nefis canlandırmış.
Yani diyorum bu hani üç ana aile bireyi karakter o kadar güzeller ki yani bunları bu üç karakteri izlemek, bu üç oyuncu izlemek zaten çok keyifli.
Ancak diyorum şimdi filmin birinci katmanı Nur Sürer'in canlandırdığı Sultan karakterinin bir değişim geçirmesi, hayatının bir değişimi.
Bu bir. İkincisi aile içi ilişkiler.
Aslıhan Gürbüz, Osman Sonant ve Nur Sürel'in kurduğu üçlü ilişkiyi izlemek bir aile dramı tarafı var.
Ya da bir aile komedisi de diyebilirsiniz.
Böyle daha komik sevimli anlar falan da var.
İkincisi bu. Üçüncüsü de bu ailenin ve özellikle Sultan Hanım'ın yaşadığı bu değişime karşı kasabanın gösterdiği tepki yani bir sosyal tespit filmi olarak
da bakabiliriz mukadderata.
Yani bir, Sultan Hanım'ın karakter incelemesi.
Aile içi ilişkilerinin incelenmesi ve aile dramı.
Üç, sosyal tespit o kasabadaki dönen dolaplar, sohbetler, engellemeler, dedikodular, eleştiriler falan filan.
Şimdi güzel değil mi?
Ne güzel. Yani Mukadderat üç katmanlı bir film.
Ama arkadaşlar, üçü ama aynı zamanda hiçbiri.
Neden? Çünkü hiçbiri tam doyurucu değil.
Ne tam çok detaylı hani çok alt katmanlı psikolojik incelemeleri olan hani sultan karakterin derinliklerine inen bir film.
Ne de aile içi ilişkilerin çok derinine inilen bir film.
Ne de sosyal tespit filmi diyorum ya ne de onu çok böyle hani uç noktalara götüren bir film.
Ya arkadaşlar film anlattığı hiçbir şeyi tam olarak köpürtmüyor, tam olarak yükseltmiyor.
Filmi izlerken gerek düşünsel olarak gerek duygusal olarak tam bir patlama yaşayamıyorsunuz.
Çok kafamı karıştıran şeyler göremedim.
Duygularımı da son noktaya kadar yükselten sahneler anlar göremedim gerçekten.
Yani evet mukadderat filmi iyi bir film ama çok iyi bir film değil.
Daha da detaya girip birkaç örnek vereyim.
Şimdi filmde mukadderat adı zaten nereden geliyor?
Özellikle Reyhan karakteri yani Sultan'ın kızı birçok kez bu kelimeyi kullanıyor.
Hani mukadderat yapacak bir şey yok.
Sanki Sultan Hanım mukadderat olarak görülebilecek birçok şeye direnip hiç beklenmeyen bir şeyler başaran bir karaktermiş gibi sunuluyor filmdeki.
Filmin sonunda hani bu film...
İşte ülkemizin emekçi kadınlarına hitap edilmiştir, hediye edilmiştir falan gibi de bir belirti cümlesi geliyor.
Yani aslında filmin esas iddialı olduğu konu Sultan Hanım'ın hani evinde otur sen başka bir şey yapma.
Kasaba da Sultan Hanım'dan bunu istiyor ve bekliyor.
Çocukları da Sultan Hanım'dan bunu istiyor ve bekliyor.
Ama Sultan Hanım mukadderata baş kaldırıyor gibi bir öykü.
Ama arkadaşlar Sultan Hanım'ın bir, şimdi bir eş arıyor bulamıyor.
İki... Pazarcılık yapmaya başlıyor, esnaflık yapmaya başlıyor, eleştiri görüyor ve bir de pansiyonculuk yapmaya başlıyor.
Şimdi Sultan Hanım'ın eşini kaybettikten sonra ticarete soyunması, esnaflık yapması, pazarcılık yapması ve pansiyonculuk yapması mı kadere ve mukadderata başkaldırışı?
Arkadaşlar tamam hani kadın işte girişimcilerimizi, kadın çiftçilerimizi falan destekleyelim bu gereksizdir demiyorum ama bu çok da büyük bir tabu değil ki bu ülkede.
En muhafazakar illerine, ilçelerine, bölgelerine gidin.
Tarım yapan, ticaret yapan çok sayıda kadın var.
Bu konuda baskı yoktur demiyorum.
Var ama hani bu öyle çok da büyük bir tabu değil.
Arkadaşlar Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tarım Bakanlığı kadın çiftçilere destekleme veriyor.
Destek programları var.
Hani bu o kadar şaşılacak, o kadar da büyük bir başkaldırı hikayesi değil mukadderat ve Sultan Hanım'ın yaptıkları.
kocası öldükten sonra erte sabah beni evlendirin demesi Sultan Hanım'ın gerçekten çok daha büyük bir başkaldırı ve çok daha büyük bir hani şaşırma tepkisi diyelim buna.
Hani film oradan devam edecek olsaydı gerçekten hani ben illa evleneceğim diye ısrar etseydi Sultan Hanım mesela bu daha büyük bir sosyal ve psikolojik tespit öyküsü olurdu.
Öyle bir şey yok ki Sultan Hanım onu bırakıyor.
Ve filmde şöyle bir tutarsızlık ve nasıl diyeyim eksiklik var.
Emekçi kadınlara ithaf edilen bir film ya bu.
Okey tamam. Ama Sultan Hanım hani işte kocası ölüyor da bir boşluğa düşüyor da ticaret yapıyor gibi bir durum var ya.
Ama ilk tepkisi neydi Sultan Hanım'ın?
Bana koca bulun. Yeniden evlenmek istiyoruz.
Yani sanki Sultan Hanım'ın ticaret yapması, işte pazarcılık, pansiyonculuk falan yapması ben bir işe yarayacağım, ben ticaret yapacağım gibi bir çabadan çok boşluğa
düşüp acaba ne yapsam?
Sorusuna bulunan bir cevap gibi görünüyor.
Sultan hanım kocası varken de ticaret yapabilirdi değil mi?
Hatta ne bileyim kocası ona engel olurdu da o kocasına itiraz edip ısrarla bu işi yapardı.
O zaman daha büyük bir kadere ya da mukadderata başkaldırma öyküsü olurdu.
Filmin iddiasından yola çıkarak hani böyle olsaydı daha güçlü bir film olurdu diyorum.
Sultan Hanım boşluğa düşük bunu yapmış gibi görünüyor.
Yani tamam hani filmde bir başkaldırı var.
Bakın yok demiyorum. Bu başkaldırıyı değersiz ya da önemsiz görmüyorum ama dediğim gibi tam böyle köpürtülen ne bileyim insanın hayatını ortaya koyduğu başkaldırı öyküleri daha güçlü görünür değil mi?
Yani hayatın pahasına ben bu başkaldırıyı yapacağım falan dese bir karakter daha güçlü gelir elbette bize.
o kadar da köpürtülmüş ve o kadar da duyguları sarsan bir öykü yok gerçekten.
Şimdi bu noktada şunu da belirtmem lazım.
Şimdi Nedim Güç filmin yönetmeni ilk uzun metrajını imza atmış ve peşinden söyleyelim ilk uzun metraj için karşımızda harika bir film var.
Şıklı şıkır yani ilk işini yapan ya da biraz daha deneyimsiz bir yönetmen olarak kabul edersek Nedim Güç'ü harika bir iş çıkarmış.
Tebrik etmemek mümkün değil.
Ama... Nedim Güç bu senaryoya, şimdi tabii ben hani senaryoyu okumuş değilim elbette hani o noktada bir yanlışa düşmek istemem, yanlış bir eleştiri sunmak istemem size.
Hani senaryoyu okusaydım daha net bir tespit yapabilirdim ama hani şöyle senaryoya kendi damgasını vurmuş gibi görünmüyor.
Bu senaryo zaten güzel, hoş bir senaryo.
Diyorum yine çok iyi olmasa da yani duyguları tam patlatan.
çok güçlü bir başkaldırı senaryosu olmasa da güzel, temiz bir senaryo.
İşte Nedim Güç de bu senaryoyu zanaat kerane bir yaklaşımla tertemiz çekmiş.
Çok büyük bir şeyler katmamış.
Yani farklı bir bakış açısı, çok böyle senaryoda olmayıp da daha da köpürtülüp patlatılan bir yana yükü ya da bir alt metin falan.
Yok, böyle bir şey yok. Temiz, düzgün, güzel bir yönetmenlik var karşımızda.
Bu noktada şunu da belirtmeden geçmeyeyim.
Filmin künyesinde, tanıtımında komedi yazıyor.
Yani direkt komedi filmi. Mukadderat bir komedi filmi.
Eğer Mukadderat'ı bir komedi filmi olarak bakacak olursak, yani ben size bir tür filmi eleştirisi disiplini altında bir inceleme sunacak olsam filme bala kötü demem lazım ya.
O kadar da komik bir film değil yani.
Filmde iki üç yerde gülmüşüzdür en fazla.
O kadar da komik bir film değil.
Yani bence aile dramı, aile ilişkileri dramı dememiz lazım aslında bakarsanız bu filme.
Ondan dolayı özetle, çok da uzatmayayım, Mukadderat filmi iyi bir film.
Yapan herkese tebrik etmek lazım.
Çok güzel bir proje. Evet, bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
