
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve yılın merakla beklenen filmlerinden biri olan Mickey 17'yi inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Oscar'ın sohbeti muhabbeti bitmiyor.
İşte bu Oscar sohbetlerinden dolayı da 2-3 haftadır çok önemli olan birkaç sinema başlığını sizinle paylaşamamıştım.
Bu hafta anmaya çalışacağım.
Bunları bir konuşalım ondan sonra da Mickey 17'den bahsedelim.
Ama o sinema başlıklarından da önce gündemde ne var ne yok şöyle ben size bir hatırlatmaya çalışayım.
Şimdi Türkiye gişelerinde yaklaşık 3 haftadır Aşk Sadece Bir An filmi çokça izleniyor.
En gündemdeki filmlerden bir tanesi o.
Bu hafta gösterime giren Mickey 17 tabii ki çokça izleniyor, ilgi çekiyor.
Maria filmi, The Monkey filmi, Kaptan Amerika Cesarı Yeni Dünya hala gösterimde.
En iyi animasyon Oscar'ını alan Flow Bir Kedinin Yolculuğu gösterimde.
Dayı 2 filmi hala gösterimde.
Yılın Oscar kazananı Anora.
Tekrar gösterime girdi.
Aslında gösterimden kalkmıştı.
Geçtiğimiz yılın önemli yerli yapımlarından biri olan Mukadderat filmi gösterimde.
Konsey Oscar'larda beklendiği kadar başarılı olamayan diyelim konsey filmi gösterimde.
Yine 2024'ün en çok ödül alan çokça konuşulan filmlerinden biri olan I'm Still Here, Hala Buradayım filmi gösterimde.
En çok hasılat yapan filmler bu hafta.
Tüm dünya gişeleri için düşünürsek Kaptan Amerika Cesur Yeni Dünya filmiydi.
Gösterime girdiği 3.
haftada da gişenin lideri olmaya devam ediyor.
Şu an için toplam hasılatı 350 milyon doların üzerine çıktı.
Türk gişelerinde ise Aşk Sadece Bir An filmi, Maria filmi, Kaptan Amerika Cesur Yeni Dünya.
The Monkey filmi ve Dayı Bir Adamın Hikayesi geçtiğimiz haftanın en çok izlenen 5 filmi oldular.
Geçtiğimiz haftalardan kalan önemli başlıkların bir tanesi Gene Hackman'ın ölümüydü.
Gene Hackman artık 95 yaşına gelmişti ve yaklaşık 20 yıldır falan hiç film yapmıyordu.
Artık iyice yaşlanmıştı.
Alzheimer hastalığından muzdarip olduğunu da biliyorduk.
Ondan dolayı pek de gündemde olduğunu iddia edemeyiz.
Ve Gene Hackman evinde eşi Betsy Arakawa ve 3 köpeğinin biri ile birlikte ölü bulundu.
Bu gerçekten çok şaşırtıcıydı.
Nedeni anlaşılamadı ilk etapta.
Evde yiyen Jean Eggman eşi ve köpeği ölü bulunuyor.
Neden? Mesela işte gaz kaçağı olabilir mi?
Bakıyorlar hayır. İşte zehirlenmiş olabilirler mi?
Hayır. Evde bir zorla girme, hırsızlık, öldürme, cinayet falan gibi bir suç şüphesi var mı?
Bakıyorlar. O da yok.
Ve tabii böyle gizemli bir ölüm olunca da hemen sosyal medya patladı.
Bir sürü şey söylendi yani.
Tabii hepsi işte böyle komplo teorileri falan.
Ve geçtiğimiz günlerde de Gene Hackman ve eşinin neden öldüğü resmi raporla açıklandı.
Gene Hackman'ın eşi Betsy Arakawa hantavirüs nedeniyle hayatını kaybetmiş.
Bu kesinleşti. Ve Arakawa ölünce de Alzheimer olan Gene Hackman'ın Eşinin öldüğünden bile haberi olmadığı ya da bunun farkına varamadığı ya
da farkına vardıysa da belki unuttuğu ve evde yalnız kaldığı ve ilerleyen birkaç günde de çünkü çiftin ölümleri arasında birkaç gün süre olduğu söyleniyor.
Gene Hackman'ın da hem ilaçlarını hem bakımını tabii kendisi yapamadığı için de kalp rahatsızlığının iyice ileri aşamaya geçip kalbinden dolayı vefat ettiği
üzerine bir açıklama yapıldı.
Elbette son derece üzücü bir ölüm ama ölümün nasıl olduğunu çok da detaylandırmamıza gerek yok.
Elbette hangi şekilde olursa olsun Gene Hackman çok büyük bir oyuncuydu.
Çok önemli bir oyuncuydu.
Kariyerinde unutulmaz performanslar vardı.
Çok zengin bir kariyeri var.
Hangi filminden bahsetsen bilemiyorum ama İlk akla gelen filmleri 1971 tarihli Kanunun Kuvveti diye bir film vardı mesela.
William Fredkin'in yönettiği, o yılın Oscar galibi olan ve Gene Hackman'ın da buradaki performansıyla en iyi erkek oyuncu Oscar'ını aldığı film.
Gerçekten çok iyi bir filmdir.
Hatta 1970'lerde başlayan ben hep programlarımızda bahsediyorum ya.
Sakallılar diyorum. Blockbuster dönemi diyorum.
Hollywood gişe sinemasının yenilenmesi dönemi.
Sinema tarihinde dönemler programında bundan bahsetmiştim.
Yani o Hollywood'un büyük yönetmenlerinin ortaya çıkıp dünya sinemalarını ve Hollywood'u ayaklandırdığı dönemin.
Kimine göre ilk filmi Kanun'un kuvveti filmidir.
Gene Hackman'ın bir başka unutulmayan performansı 1992 tarihinde Clint Eastwood'un yazıp yönetip başrolünde oynadığı ve gerçekten hem bir sinema
tarihi hem de bir western başyapıtı olarak kabul edilen Unforgiven affedilmeyen filmindeki performansıdır.
Başrol diyebiliriz ama en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında da Oscar'a kavuşmuştur buradaki rolüyle Gene Hackman.
Son derece sert hatta biraz kötücül bir şerif karakterini oynuyordu böyle gerçekten muhteşemdi.
Onun dışında 1974 yılında Francis Ford Coppola'nın gizli başyapıtı olarak kabul edebileceğimiz The Conversation konuşma filmindeki başrolü.
Gerçekten çok müthiş bir filmdir.
Şimdi Francis Ford Coppola elbette daha çok Godfather serisiyle ve özellikle de Apocalypse Now filmiyle çok anılıp konuşulduğu için işte bu Conversation konuşma filmi biraz
böyle bu başyapıtların arkasında kalan bir film gibi görülür ama gerçekten çok müthiş bir filmdir.
Çok iyidir ve Gene Hackman'ın da Buradaki başrol performansı olağanüstüdür.
Diyorum hani hangi filmi saysam bilmiyorum.
Çok sayıda filmde enfes performansları var.
Ve aynı zamanda bir de hem özel hayatında hem de yani Hollywood dünyasında diyelim sektörde herkesin çok saygı duyduğu çok özel bir kişilikti gerçekten Gene Hackman.
Çok parlak bir simaydı yani.
Gene Hackman'ın ölümü elbette tüm sinema dünyasında.
Konuşuldu hani hayranlar, sinema seven hemen herkes onu tanıyan herkes elbette üzüldü.
İşte 2025'in de en büyük kayıplarından bir tanesi olarak daha şimdiden Gene Hackman'ı sayabiliriz.
Saygıyla anıyoruz elbette kendisi de ortaya çıkardığı muhteşem performansları da unutulmayacaktır diyoruz.
Evet geçtiğimiz haftanın en önemli sinema başlıklarından bir tanesi de Altın Ahududu ödülleriydi elbette.
Sürekli dinleyici arkadaşlarım hatırlayacaklardır.
Ben Oscar sohbetlerinden bahsederken yani işte 2 Mart'ta dağıtılıyor falan diye andığımda bunu da belirtmiştim.
Demiştim ki 2 Mart'ta Oscar'lar dağıtılıyor.
1 Mart günü de Altın Ahududular dağıtılıyor diye hatırlatmıştım.
Ki hani orada belirtmemiştim ama aslında bu çok kötü bir fikirmiş arkadaşlar ya.
Yani diyoruz ya bakın hani Oscar'lar tüm sinema haberlerini, tüm sinema dünyasını domine ediyor.
Sen ikisinde Oscar'ları veriyorsun.
Birinde altın ahududuları verirsen elbette altın ahududuların haberi başlığı Oscar'ın gölgesinde kalacaktır.
Yani çok az konuşuldu bu sene diyeceğim ama aslına bakarsanız...
Altın Ahududu ödülleri bu yıl özellikle tek bir film ve tek bir isim için kendi tarihinin en önemli ödül paylaşımlarından bir tanesini yaşadı.
Şimdi malum yılın en kötü filmi Marvel'ın geçtiğimiz yıl ki ve elbette hani tüm Marvel evreninde de diyebiliriz.
En kötü filmlerinden bir tanesi olarak Madam Web filmine verilmişti.
Gerçekten çok kötü bir filmdi.
Yani hem eleştirel olarak hem gişede battı gitti Madam Web yani.
O bağlamda Altın Ahu Dudular'da en kötü film ödülünü almış olmasına hiç şaşırmıyorum ben.
Ancak işte üzerine özellikle bir şeyler söylemek istediğim en kötü yönetmen ödülü ne yazık ki diyeceğim.
Yani bunu söylemek gerçekten beni üzüyor.
Megalopolis filmiyle Francis Ford Coppola'ya verildi.
Şimdi bakınız Francis Ford Coppola sinema tarihinin gerçekten en büyük yönetmenlerinden bir tanesi.
İşte bakın az önce Jenny Hackman'dan bahsederken andım yani işte Conversationlar, Apocalypse Now'lar, Godfather'lar falan yani başka birçok muhteşem filmi var.
Altın Ahududuları böyle çok da ciddiye almıyor olabiliriz yani.
Tamam biraz şakalı, komikli böyle.
Hani biraz böyle goy goy bir yarışma yani.
Elbette bir kurumsallığı, bir ciddiyeti var mı?
Yok. Ama biz böyle desek de neticede Altın Ahududular'da bir kendi içinde bir ödül sistemi yıllardır veriliyor.
Ve tüm sinema dünyası da aslında Altın Ahududular'ı çok ciddiye almasa da şöyle bir bakıyor göz atıyor yani.
Ondan dolayı şimdi çok böyle yani artık çok aşınmış çok klişe bir laf vardır.
Burada hani bu sohbette bunu dile getirdiğim için lütfen beni mazur görün ama hani ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin denir ya böyle.
Diyorum isteyiniz kadar ciddiye almayın.
İsteyiniz kadar umursamayın.
Francis Ford Coppola gibi bir yönetmenin yılın en kötü yönetmeni seçilmesi ve ne yazık ki diyeceğim bunun üzerine kalkıp sosyal medyadan bir açıklama yaptı.
Bu ödülü kabul ettiğini açıkça söyledi yani sosyal medyadan.
İyi ki gidip almadı yani baya çünkü küçücük bir salonda böyle küçük bir ödül töreni yapılıyor.
Yani öyle çok heybetli falan bir ödül töreni değil ama böyle...
...küçük de olsa bir organizasyon var.
Yani hani siz aday gösterildiniz diyelim...
...hani ben katılacağım ya bu törenine deseniz...
...size bu koltuk ayırıyorlar yani merak etmeyin...
...ki geçmişte bu ödülü...
...bizzat alan sinemacılarda olmuştu.
Mesela Hal Berry... ...en kötü kadın oyuncu ödülünü almıştı...
...Catwoman, Kedi Kadın filminde...
...ve baya kendisi böyle ödülü eline aldı...
...gülerek, eğlenerek falan güzel bir şey aslında.
Çok hoş bir şey ama...
...işte Coppola'nınki böyle pek sevimli bir durum değil.
Kendisi sosyal medyadan bir açıklama yapıyor...
Bu ödülü kabul ettiğini söylüyor.
Biraz daha uzun bir açıklama yapmış ama ben çok can alıcı bir kısmını size buradan aksarmaya çalışayım.
Megalopolis için bu kadar önemli kategorilerde Rezi ödülünü kabul etmekten ve çağda sinema yapımının hakim eğilimlerine karşı çıkma cesaretini göstermekten
dolayı mutluyum gibi bir açıklama yapıyor.
Yani bir anlamda yılın en kötü yönetmeni seçilmesini ayrıksalığına ve günümüzün Hollywood paradigmalarına karşı bir duruş sergiliyor
olmasına istinaden bu ödülü almış olduğunu yani bir anlamda aslında hani ortaya kötü bir film falan çıkarmadığını sadece ayrıksı bir isim olduğu için kötü
yönetmen iddia edildiğini ve bir anlamda da tabi buradan da yola çıkarak Megalopolis'in de bu tip bir karşı duruşun eseri olduğu için linçlendiğini söylemeye çalışıyor gibi bir mesaj
aldım ben buradan diyorum konuşması biraz daha uzun merak eden arkadaşlar kısa bir aramayla Coppola'nın açıklamasına bakabilirler üzerinde detaylı bir program yapmıştım dinleyen arkadaşlar hatırlayacaktır
bence Megalopolis O kadar da kötü bir film olmamasına rağmen Francis Ford Coppola gibi bir yönetmenin kariyerini Megalopolis gibi bir filmle
ve... En kötü yönetmen Altın Ahu Dudu'su ile bitiriyor olması.
Hoş belki bundan sonra başka filmler yapabilir.
Artık diyorum 80 yaşına geçmiş bayağı yaşlanmış bir yönetmen.
Ama başka filmler yapabilir.
Ama sanmıyorum ki Megalopolis ya da kariyerindeki başka çok önemli filmler kadar büyük ve önemli bir filmle tekrar karşımıza gelsin.
Ondan dolayı Megalopolis'in onun...
Bir anlamda kapanış filmi olduğunu söylemek bilmiyorum.
Yani çok da şu an için yanlış gelmiyor.
Ondan dolayı Francis Ford Coppola'nın hem aldığı bu ödül hem Magalopolis'in bulunduğu konum ve Coppola'nın da kariyerinin ulaştığı nokta beni gerçekten çok üzdü
demekten kendimi alamayacağım.
Geçtiğimiz hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü elbette siz bu programı dinlediğiniz tarihlerde elbette üzerinden belli bir zaman geçmiş olacak ama ben yine de kadınlarımızın Dünya
Kadınlar Günü'nü kutluyorum ve İstanbul Modern Sinema'da Dünya Kadınlar Günü'ne özel bir seçki hazırlamış ve daha bitmedi adıyla 13
-27 Mart 2025 tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak olan ve daha çok da kadınların özgürlük mücadelelerini konu alan filmleri kattıkları
nefis bir seçki hazırlamışlar.
Filmleri uzun uzun saymayayım çok uzun bir sohbet olur ancak İstanbul Modern Sinema'nın derlediği Daha bitmedi başlıklı filmleri ilgisini çeken arkadaşlar
İstanbul Modern'in internet sitesinden ya da kısa bir aramayla ulaşabilirler.
Buradan duyurmuş olayım arkadaşlar.
Evet şimdi gelelim Miki 17 filmine.
Şimdi Miki 17 filmi Bong Yeon Ho'nun son filmi ve Bong Yeon Ho Kore...
Parazit diye bir film yapmıştı ve bu film 2020 Oscar'larından en önemli diyebileceğimiz 3 Oscar'ı almıştı.
Yılın en iyi filmi, yılın en iyi yönetmeni ve yılın en iyi senaryosu ödüllerini almıştı.
Gerçekten 3 büyük ödülü tek başına almıştı Bong Yeon-ho.
Çok büyük bir başarıydı ve bence gayet iyi bir filmdi.
Peki ondan önce neler yapmıştı?
Yaratık diye bir film vardı.
Devasa bir yaratık işte bir yerlere saldırıyor falan.
Şimdi bu tip yaratık filmleri aslında bayağı klişedir böyle.
Sinema tarihi yaratık filmi dolu.
Ama gerçekten büyülendiğimi hatırlıyorum.
Çok farklı, çok ayrıksı bir filmdi.
Öyle klişe, klasik bir böyle böö falan filmi değildi.
Çok güçlüydü. Orada da bu yönetmenin adını kenara yazmıştım.
Ondan sonra Bong Yeon Ho 2013 yılında Kar küreyici diye bizde bilinen orijinal adıyla Snowpiercer diye bir film yapmıştı.
Bu filmin de başrolünde Chris Evans vardı.
Jamie Bell, Tilda Swinton, Ed Harris, John Hurt gibi çok okkalı oyuncuları bir araya toplayan bir filmdi.
Enfes bir post apokaliptik bilim kurgu filmiydi.
Bu filmler hep böyle karizmasını gücünü arttıran hani bakalım daha da ne yapacak diye bize sorduran filmlerdi.
Ve sonunda Bong Joon-ho 2019 yılında parazitle kariyerinin böyle zirvesine oturdu.
İşte en büyük Oscar'ları aldı.
Tüm dünya Bong Joon-ho'yu tanıdı.
Dediğim gibi Kore sinemasının son 20 yılda yaşadığı silkinmenin de lokomotif yönetmenlerinden bir tanesi haline geldi.
Şimdi aradan bu kadar zaman geçtikten sonra Mickey 17 filmiyle karşımıza geldi.
Ben tabii işte koşa koşa gittim izledim yani hem merak ediyordum hem de sıcak sıcak gösterime girdiği hafta size bu filmin bir incelemesini sunmak istiyordum.
Puanları yüksek filmin yani şu an için eleştirel anlamda başarılı olmuş gibi görünüyor ama bence şimdi vasat bir film dersem hakkını yemiş olurum.
O kadar değil yani o kadar kötü değil ama gönül rahatlığıyla da iyi bir film diyemiyorum.
Bence o kadar da iyi değil böyle ortalama üstü bir film.
Neden böyle bir puana uygun gördüğümü size anlatacağım ama önce filmi size biraz tanıtmaya çalışayım.
Şimdi bilinmeyen bir gelecekteyiz artık insanlık uzaya açılmış yeni gezegenler keşfediyoruz işte oraları dünyallaştırmaya çalışıyoruz.
Tabii bununla ilgili dünyada politik bir sürü görüş var.
Yeni gezegenler arayıp yeni dünyalara açılmayı destekleyen politikacılar var.
Ve buna karşılık da buraya zaman enerji para harcayacağımıza dünyamızı daha yaşanır kılmaya çalışmalıyız diyen politikacılar ve insan kitleleri var falan.
Ama bir şekilde kocaman bir uzay gemisi yapılıyor içerisine.
Farklı görevlerde çok sayıda insan bu gemiye bindiriliyor ve belli dünyalar keşfetmek ve buraları dünyalılaştırma çalışmaları yapmak üzere uzaya salınıyor.
Bu arada bu gemide görev almak isteyen çok ciddi kitleler var.
Çünkü bu kitleler için bu gemi yaşanmaz hale gelmiş dünyadan da Kurtulmak anlamına geliyor.
Elbette bir eleme gerekiyor yani böyle hani herkese alamıyorlar.
İşte bizim baş karakterimiz Robert Pattinson'ın canlandırdığı Mickey Barnes karakteri de dünyada hiçbir eğitime olmayan hiçbir baltaya sap olamamış deriz ya biz.
Öyle bir karakter. İşte bir iş girişimlerinde bulunmuş da birilerinden borç alıp da sonra o işi batırmış da işte borç aldığı kişi bunu yakalayıp öldürecekmiş de falan.
Kaçması lazım. Hayatını kurtarmak için mecburen bu gemiye bir şekilde sığınması lazım.
Ve görüyor ki başvuru formlarının içerisinde harcanabilir diye bir görev var böyle bir tipleme var.
Harcanabilir. Ne demek bu?
Sözleşmeye göre şu. O günkü teknolojiye göre bir...
Human printer yani insan yazıcısı printerı diye bir teknoloji var.
Siz ölmeyi kabul ediyorsunuz.
Mesela bir işte deneyde sizi kullanacaklar.
Ölürseniz öleceksiniz. Ve hafızanızı sizin bir ortama yedekliyorlar ve o insan yazıcısından sizi bir daha yazdırıyorlar.
Baya böyle yani işte MR makinesi gibi böyle hani yuvarlak kocaman böyle tünel gibi bir şey.
Onun içerisinden insan çıkıyor yani.
Ve yedekledikleri hafızanızı da sizin beyninize tekrar yüklüyorlar.
Yani siz ölüyorsunuz, sizden bir daha yapıyorlar.
Bir daha ölüyorsunuz, bir daha yapıyorlar.
İşte bizim baş karakterimiz Mickey dünyadan kurtulma pahasına...
Sürekli ölmeyi göze alarak bu gemiye biniyor.
Çünkü sürekli öleceksiniz.
Bu görevi kim kabul eder?
Yani kim harcanabilir biri olmayı kabul eder ki?
Kabul ettiği için de Mickey öncelikli olarak gemiye alınıyor.
Neyse bu gemiye biniyorlar işte uzaya açılıyorlar falan.
Mickey sürekli çeşitli deneylerde tekrar tekrar ölüyor böyle.
Ve film şöyle arkadaşlar şimdi Mickey 17 filmi elbette karanlık bir gelecek alogarisi olarak yazılmış çekilmiş.
Tam böyle post apokaliptik bir film diyebiliriz onun için ki Bong Joon-ho kariyerinde daha önce de diyorum post apokaliptik filmler yaptı.
Bu bağlamda işte filmde mesela işte güneşin radyasyonunu çok alıyor böyle derisi kabarıyor falan gözleri kör oluyor vesaire.
Ona diyorlar ki işte deneyimlerini bize aktar.
Sen zaten harcanabilirsin. Birazdan öleceksin.
Biz de seni bir daha yapacağız. Bari deneyimlerini bize anlat.
Yani şimdi bu çok saçma değil mi?
Bu kabul edilecek bir şey mi?
Hayır. Mickey bunu kabullenmiş.
İşin bu tarafı komedi.
Yani film evet karanlık bir gelecek öngörüsü.
Bir post apokaliptik bilim kurgu.
Ama aynı zamanda bir komedi dozu var.
Ve Mickey'nin tekrar tekrar ölmesi.
Ölümü artık biraz böyle kabullenmiş olması falan filmde hafif bir böyle komedi dozunda verilmiş.
Ve insanların da ona tavrı da biraz esprili sunulmuş filmde böyle.
Ve bu arada dünyalaştırılacak olan inilen gezegen kar gezegeni gibi bir şey.
Yani oradaki ısı çok düşük ve orada...
Bir yarıya düşüyor böyle Mickey.
Hani orada ve bir yaratıklar var.
O gezegende yaşayan bazı canlılar var.
Çok büyük, ürkütücü, güçlü canlılar.
Böyle garip bir canlı.
Nasıl anlatsam bilemiyorum. Kocaman bir kabuklu solucan gibi bir şey.
Şimdi bu canlılar da ona saldırıyorlar falan.
Onun ekip arkadaşı Mickey öldürüyor.
Gemiye döndüğünde yani.
Ne oluyor? Bir tane daha Mickey yapıyorlar.
Ama o canlılar Mickey'yi öldürmüyorlar.
Hatta hayatını kurtarıyorlar.
O mağaradan onu çıkarıyorlar.
Mickey de gemiye geri dönüyor.
Bu sefer ne oldu? İki tane Mickey oldu gemide.
İşte bu rakam da aslında oradan geliyor arkadaşlar.
Mickey 17 demek 17.
kez doğmuş Mickey demek.
Gemide yani bir 17 var bir de 18 var.
Bu noktada da şunu belirtmem lazım.
Bu kopyalama teknolojisi oluşmuş ya ama asla klonlanmış bir karakterin İki tanesinin yani aynı iki kişinin dünyada ve yaşamda bulunmasına izin verilmiyor.
Mutlaka bir tanesi öldürülüyor.
Yani bu anlamda hiç kimse hayattayken gizlice falan kendisini kopyalayamaz.
Hani buna kanuni olarak izin vermiyorlar.
İşte iki tane Mickey oluyor.
Bu ikisi de elbette hayatta kalmaya çalışıyor falan.
Orada bir sürü macera oluyor. Bunların bir tane sevgilisi var.
Orada bir sürü aşk ilişkisi var, filminde bir seks ilişkileri falan var.
Bir sürü detaylar var yani o kadar detayına girmeyeyim.
Bu arada tabii başrolde Mark Ruffalo'nun canlandırdığı bir politikacı var.
Bu politikacı Kenneth Marshall diye dünyayı daha yaşanılır bir gezegen kılmaktansa uzaya açılıp yeni dünyalar keşfetmemiz gerektiğini düşünen ve bu fikrin önderliğini
yapan bir politikacı.
Ve işte uzaya gönderilecek olan uzay gemisinin bir nevi kaptanı, bir nevi lideri olarak bu politikacı uzaya gönderilip diyelim.
Ve tabii ki son derece kötücül bir karakter yani.
Böyle dışarıdan çok iyi görünse de aslında gayet gaddar, gayet bencil, çok elitist falan bir tip böyle.
Devamını anlatmayayım, devamını izleyin.
Şimdi filmle ilgili benim birçok sıkıntım var.
Şöyle size hızlıca sıralamaya çalışayım.
Birincisi filmde esas amaç ne?
Esas olay ne? Artık yaşanır olmayan bir dünyadan yeni yaşanır dünyalara yelken açma projesi bu temelde.
Ancak film hiç bunun üzerinde durmamış.
Yani filmin odağının burada olmaması beni üzdü.
Filmin esas odağı harcanabilirlik olgusuna bir karşı duruş, karşı mücadele öyküsü anlatıyor.
Ama bu öykü yeni dünyalar bulma ve o dünyaları dünyalaştırma çalışmalarının yanında hani ikinci, üçüncü, beşinci planda görülebilecek bir öykü bence yani.
Şimdi o makineyi yok etmeye falan çalışıyorlar.
Yani finalde o makine yok ediliyor.
Hey yaşasın artık işte bizim Mickey 17'miz harcanabilir bir karakter olmaktan kurtuldu.
Artık hiç kimse harcanabilir değil bizim kolonimizde.
Sanki film böyle bir noktaya ulaşıyor ya da ulaşmaya çalışıyor ya da öykümüzün amaçladığı final bu gibi sunuluyor ama bence burada odak kayması
var. Olay ya tamam sen yine Mickey'yi harcanabilir kılma ne bileyim o makineyi yine yok et işte Mickey'yi yine değerli bir insan haline getir falan filan ama.
Ya çok özür dilerim harcamışım mı ki yani orada insanlığı kurtaracaksınız.
Yeni bir dünya keşfediyorsunuz.
Orayı dünyallaştıracaksınız.
Bu esas öyküyü film resmen bir kenara atmış.
Bunu gerçekten anlamlandıramadım ben arkadaşlar.
Onun dışında filmde bir sürü yan karakter var ama bu yan karakterlerin filmin ana öyküsüyle da şeyi yok.
Çok da direkt ilgisi yok.
Böyle hani Mickey'nin...
Hayatta kalmak için işte klonu ile birlikte varlığını sürdürebilmek için işte sevgilisi Nasha ile ilişkisini sürdürebilmesi için işte şimdi artık iki tane Mickey oluyor ya 17 ve 18 işte
Nasha ikisiyle birlikte sevgili olmak istiyor yani hatta ikisiyle birlikte sevişmek istiyor falan diyorum filmde.
Seks, duygu, aşk falan da üzerine böyle bir yan öyküler, alt metinler falan var.
Ben gayet anlamsız buldum.
Mickey ile Nasha'nın seviştiği böyle bir sürü sahne var ve seks o ortamda yasaklanmış, baskılanmış bir şey.
Kenneth Marshall dediğimiz o politikacı insanlar rastgele üremesin ve çocuk yapmasın diye seksi baskılıyor falan gibi bir politik tercih var böyle.
Ya bunlar ne kadar bilemiyorum arkadaşlar anlamlandıramıyorum yani film böyle yan öykülerin üzerine yatıyor.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Ben işte soslar yapmak istiyorum.
Çok zevkli yemekler yemek istiyorum falan.
Hani elitistliğe laf sokuyor film kendince böyle.
Orada insanlar hani yaşam mücadelesi içerisinde.
İşte bizim baş karakterimiz mi ki sürekli ölüyor bir daha doğuyor.
Bütün o gemide çalışanlara beslenme.
Kısıtı uygulanıyor. İşte seks hayatları kısıtlanıyor falan.
İşte tam böyle elitler ve zavallılar.
Hani patronlar ve çalışanlar.
Ezenler ezilenler gibi böyle bir ayırım var filmde.
İşte o elit tabaka o politikacı ve karısı sürekli böyle çok hani şık böyle zevklerle dolu falan bir dünyada.
Ötekiler çok gariban bir dünyada falan ya.
Böyle mesajlarını film çok hoyrat veriyor.
Ve esas odak olan yeni bir dünya bulma.
çalışmalarının tamamen bir distopya tamamen böyle yalan tamamen hayalden ibaret bir girişim olduğunu sembolize etmeye ve anlatmaya çalışıyor film ama
bunu da bir tam böyle bir yapamıyor yani bir türlü yapamıyor böyle bir türlü odağı orada tutamıyor ondan dolayı ben filmden ya böyle 2 saat 20 dakikalık bir film Bir türlü de ikna olamadım
arkadaşlar. Şöyle keyifle izleyemedim.
Öyküye böyle bir türlü bir kapılıp gidemedim.
Bir türlü ya olmamış bir film arkadaşlar.
Mickey 17 vaatlerini tam olarak karşılayamamış bir film bence.
Bu bağlamda tekrar sohbetin başına döneyim.
Bong Joon-ho'nun filmlerinde zaten böyle bir sıkıntı var.
Ben izlediğim bütün filmlerinde aynı sıkıntıyı gördüm.
Bu sıkıntı ne biliyor musunuz?
Filmlerinin hemen hepsinde yapay bir dünya var.
Belli mesajlar vereceğim diye fazla laboratuvarlaştırılmış dünyalar inşa ediyor Bong Joon-ho.
Bana hiç gerçek gelmiyor fazla biçimlendirilmiş fazla böyle belli bir amaca yönelik inşa edilmiş dünyalar olduğu için Bong Joon-ho'nun filmleri hani sevsem de böyle ilgiyle
izlesem de tam ikna olmuyorum böyle.
İşte Mickey 17 bu açıdan en hoyrat filmi yani ikna edicilikten en uzak filmi.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
