
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve Kurtuluş Projesi filmini inceledik. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımız da haftanın sinema gündeminden ve...
Kurtuluş Projesi filminden bahsedeceğiz.
Evet, Oscar ödülleri dağıtılmadan geride bırakılan yılın hesabı kapatılamıyor.
Yıl bitiyor, çok sayıda ödül sistemi bir önceki yılın en parlak projelerini ödüllendiriyorlar.
Geride bırakılan yılın özeti çıkarılmış oluyor.
İşte bu özetlerin en ölçeklisi ve...
Elbette sonuncusu da Oscar ödülleri oluyor.
Evet işte Oscar ödülleri bitti.
2025'i artık lütfen kapatalım ve önümüzdeki projelere ve yıla bakalım.
Zaten bunu yapmaya çalışıyorsak 2026 ile ilgili çok sayıda haber geliyor.
Bunların hemen hepsini sizlere haftanın gündemi başlığını sunmam mümkün değil arkadaşlar.
İnanın o kadar çok başlık var ki.
Ama başlıcalarını elbette önümüzdeki haftalarda sizlerle paylaşacağım.
Altyazı M.K.
Ne yazık ki bu hafta Chuck Norris'i kaybettik.
Yakın dönümün sinema severleri pek tabii hatırlamayabilirler ama özellikle 70'lerin, 80'lerin daha çok...
B filmlerinde başrol almış olan bir aksiyon yıldızıdır Chuck Norris.
Bruce Lee'nin yakın dostudur.
Bir döviz sanatları ustasıdır aynı zamanda.
Geniş kitleler yıldızının parladığı dönemlerde Chuck Norris'i tanırlardı.
50 kadar film yaptı ve bu filmlerin...
Şimdi dediğim gibi çoğu B tipi aksiyon filmidir.
Yani yüksek kalite Hollywood işi değildir.
Ama B filmleri de tabi sinema dünyasına ve sinema tarihinde kendine ait bir alanı olan önemli.
İşte B filmleri deyince, aksiyon filmleri deyince ve uzak doğu döviz sporlarının sergilendiği filmlerin de en önemli yıldızlarından bir tanesiydi.
86 yaşında kaybettik Chuck Norris'i.
Zaten bir süredir pek film yapmıyordu.
Aksiyon yıldızlarının bir başka çok bilinen jönü olan Sylvester Stallone ile de zaten bir dostluğu vardı.
Ve en son 2012 yılında Stallone'nin Cehennem Melekleri projesinde bir rolde oynamıştı.
tabii ki unutmamıştı. Bu işte 70'lerin 80'lerin aksiyon filmi yıldızlarını bir projenin altında topladığı Bir film serisiydi Cehennem Merekleri.
Stallone'nin yaptığı Chuck Norris'i en son orada izlemiştik.
Evet yani sinema tarihine mal olmuş bir isimdi.
Burada saygıyla ve sevgiyle anıyoruz.
Elbette Chuck Norris hatırlanacaktır ve saygıyla anılacaktır.
Şimdi geçtiğimiz hafta size Oscar töreni üzerine fikirlerimi sunarken Sean Penn'den tabii uzun uzun bahsetmiştik.
Onunla ilgili birkaç not hatırlatmıştım size.
Ve tabii şunu özellikle de söylemiştim ki Sean Penn...
Ödül törenine katılmamıştı ki zaten siz de fark etmişsinizdir.
Hani sosyal medyada elbette Oscar gecesinin çok sayıda görseli işte fotoğraflar videolar vesaire paylaşılıyor biliyorsunuz.
Ve bu bir gelenektir ki her yıl Oscar ödüllerinde en iyi erkek kadın ve yardımcı erkek kadın Oscar alan dört oyuncu bir arada mutlaka
bir poz verirler böyle. Hani iki erkek iki kadın bir arada dört tane de böyle oyuncu Oscar'ı işte.
Bu yılın Oscar ödüllerinde bilmiyorum fark ettiniz mi?
3 oyuncu vardı 4 oyuncu yoktu.
Neden? Çünkü Sean Penn geceye gelmemişti.
Ve ben o programda size demiştim hani insan bir açıklama yapar hani neredesin sayın Sean Penn hani hiç kimse bilmiyor.
Ben bunu size söyledikten hemen ertesi gün Sean Penn'in nerede olduğu ortaya çıktı ki ben kendisinin Twitter hesabına da Instagram hesabına da bakmıştım.
Hani bir açıklama falan yaptı mı diye görmemiştim.
Belki ben biraz erken bakmış olabilirim.
O gecenin sabahında bir paylaşım...
yapmış. Kendisi Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'nin yanındaymış.
Kiev'deymiş ki daha önce Sean Penn sahip olduğu iki Oscar'ın bir tanesini Zelenski'ye hediye etmişti.
Yani Zelenski ile baya yakın bir dostluğu var herhalde.
Buradan onu anlıyoruz. İşte Oscar gecesinde de Zelenski'nin yanında olmayı tercih etmiş.
Yani orada olmayarak bile Oscar gecesine damga vurduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Şimdi geçtiğimiz haftanın bir başka önemli gündemi ki bence en önemli gündem buydu.
Bütün sosyal medya bununla doldu taştı.
Sizler de biraz olsun hani sosyal medyadan sinema gündemini takip ediyorsanız eminim ki bunu görmüşsünüzdür.
Dün çöl gezegeninin Üçüncü bölümünün görselleri ve fragmanı paylaşıldı arkadaşlar.
Şimdi karakterlerin yüzlerinin yakın plan fotoğrafları yani filmde rol alan bütün önemli karakterlerin birer görselini paylaşmışlar.
Ve şimdi ben dün üzerine fikirlerimi yıllardır yaptığımız sinematist programlarında hep söyledim.
Zaten yapılmış iki film üzerine de sizlere birer inceleme sunmuştum.
Dune serisi bana göre bir modern çağ başyapıtı arkadaşlar.
Şimdi sinema tarihinde özellikle tabii 70'lerden sonra Steven Spielberg'lerden, George Lucas'lardan sonra seri filmler daha çok yapılır oldu.
Yani sinema tarihinin geçmiş dönemlerinde de seri filmler var.
Yok değil ama 70'lerden sonra çok daha öne çıktılar, güçlendiler.
Hatta seri filmlerin yani neredeyse son 50 yıldır sinemaya damga vurduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
İşte Star Wars, Star India.
Diana Jones'lar, Jurassic Park'lar, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter'lar, Matrix'ler daha çok yani anmakla bitmez.
Çok sayıda harika seri var ve bu serilerin bir kısmı gerçekten sinema tarihine mal olmuş devasa projeler.
Muhteşemler. İşte ben Dune serisini sinema tarihinin en iyi seri filmleri ve...
Evren projeleri de diyebiliriz buna biliyorsunuz.
Bu serilerin büyük bir çoğunluğu zaten kendi evrenlerini de inşa ediyorlar.
İşte Dune serisini ben bunların arasına koyuyorum.
Bence ilk iki film muhteşemdi.
Birer başkapıt seviyesindeydi ki şunu da belirtmekten kendimi alıkoyamıyorum.
İlerleyen tarihlerde o zamanın sinemacıları bizleri...
Dune serisini sinemada izlemiş şanslı nesil olarak anacaklar bence.
Ben buna inanıyorum şimdiden.
Ondan dolayı 3.
bölümü de çok böyle coşkuyla yani çok merakla bekliyorum gerçekten.
Ve görseller de bence harikaydı.
Ki beni sürekli dinleyen arkadaşlarım bilirler.
Ben çok merakla beklediğim filmlerin fragmanlarını asla izlemiyorum.
Hollywood'un... Fragman dinamiğini hiç sevmiyorum çünkü filmle ilgili mutlaka bilgiler veriyor.
Bazen finali bile söylüyorlar ya da final hariç her şeyi anlatıyorlar.
Onun için asla izlemiyorum yani fragmanın nasıl olduğunu bilmiyorum ondan dolayı.
Onun üzerine yorum yapamayacağım. Eminim güzeldir ama görseller çok etkileyiciydi.
Yani çok merakla bekliyoruz.
Sadece şimdiden ben filmin gösterime giriş tarihini size hatırlatayım.
18 Aralık arkadaşlar.
Daha var yani yılın son haftalarında gösterime girecek ama.
Dune'un şimdiden çok büyük heyecan yarattığını söyleyebiliriz.
Şimdi bir başka önemli gündem...
Örümcek Adam biliyorsunuz Tom Holland'ın performansıyla Marvel sinematik evreninin en önemli karakterlerinden ve serilerinden bir tanesi.
Yeni bir film yapılacak diye zaten duyurulmuştu.
Onun küçük böyle bir giriş teaserı yayınlanmıştı.
Filmin adının Brand New Day olacağı da açıklanmıştı.
İşte Brand New Day'in fragmanı yayınlandı.
Hoş bir fragman yani ben izledim onu.
Buradan anlaşıldığı gibi o kadar da heyecanla beklemiyorum ama yine izlerim.
Yani keyif alırım Örümcek Adam. Sevilir yani.
İzlenir değil mi? Güzel bir fragmandı bence.
Diğerlerinden çok farklı değildi.
Ama yine neşeli, eğlenceli, böyle aksiyonlu falan.
Güzel bir fragman. Okey.
Merakla bekliyoruz diyelim şimdiden.
Ve ben size yine filmin göstereme giriş tarihini hatırlatayım.
31 Temmuz yazın yani neredeyse tam ortasında gösterime girecek.
Ben de o filmi o zaman izleyip sizlerle bu filmle ilgili fikirlerimi paylaşacağım.
Ve son bir gündem bu elbette haftalardır, aylardır konuştuğumuz bir gündem.
Yine yapay zeka meselesi.
Ama çok kısaca anacağım çünkü bunun üzerine ilerleyen haftalarda, aylarda yine ayrıca programlar yapmak durumunda kalacağız kesin.
Yapay zeka üzerine tekrar detaylıca konuştuğumuzda ben bugün size bahsedeceğim başlığı da mutlaka o konuya dahil edeceğim.
Şimdi Walt Kilmer yakın zamanda vefat etti.
Çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz bir oyuncuydu ve şimdi onun imza attığı yani evet ben bu filmde oynayacağım dediği bir proje varmış.
Ben de bilmiyordum. As Deep As The Grave adında bir film.
Bu filmde oynayacakmış ancak Gırtlak kanseri rahatsızlığını, zaten kendisini gırtlak kanserinden kaybetmiştik, durumunun kötüleşmesinden dolayı bu filme imza atmış olmasına rağmen filmin
çekimlerine hiç katılamamış.
Yani onun karakterinin oynadığı hiçbir çekim yapılamamış ve filmin yönetmeni Korty Voorhees, Walt Kilmer'ın mirasçılarından, çocuklarından izin almış, demiş ki
biz bu filmi... Yapay zeka ile Volkilmar'ı oynatacak şekilde tamamlayıp bitirelim mi?
Ne diyorsunuz? Çocukları da yönetmenin bu teklifine onay vermişler.
Ve filmde Volkilmar yapay zeka ile canlandırılıp oynatılmış arkadaşlar.
Bakınız kendisi vefat etti.
Ancak imza attığı filmde Volkilmar oynamış oldu.
Sadece şunu belirtmek istiyorum.
Birçok kişi mesela bu girişimi...
Olumlu karşıladı.
Hani yapay zeka hep böyle antipatik bakıyor ya.
Mesela işte Suck After'ı dedik, oyuncu birliği.
Yani bu yönetmen ve filmin yapımcıları gidip Suck After'ıya ücret ödemişler arkadaşlar.
Bakınız geçtiğimiz programlarda benim yapay zeka üzerine söylediklerimi hatırlayan arkadaşlar bu noktayı da özellikle vurguladığımı hatırlayacaklardır.
Yani eğer yapay zeka kullanıcıları oyuncu birliğine gidip telif öderlerse ne olacak demiştim.
O zaman oyuncuları filmlerinde oynatabilirler o zaman demiştim.
İşte bakınız tam olarak da bu yol takip ediliyor.
Demek ki yani bu yönetmen ve bu yapımcılar hani öyle kaçak göçek hiç işte telif ödemeden falan kafamıza göre oynatalım dememişler bakın.
Gitmişler oyuncu birliğine. Kardeşim verelim biz size.
Tamam bu sizin üyeniz ne bileyim işte onun yıllık bir bağışı mı yapıyor size?
Para mı veriyor ne yapıyor? Tamam bak çocuklarından da izin aldık imza attılar.
Biz Volkilmur'u oynatacağız.
İşte bu girişim.
Sektörde genel olarak olumlu karşılanmış gibi görünüyor.
Daha da detayına inmeyeyim elbette yapay zeka üzerine daha anacak çok konu gelecek başlık gelecek karşımıza.
Bu da çok önemli bir örnek arkadaşlar.
Bakınız bence sinemada yapay zeka kullanımı konusu diyelim üzerine çok önemli bir aşama bu bence.
Ailesinin onayıyla bir oyuncunun yapay zekayla canlandırılıp telifi ödenerek tamamen sektörün onayının alınarak oynatılması.
Bu konuya bir dikkat çekmiş olayım.
Dediğim gibi ilerleyen zamanlarda bu konudan tekrar bahsedeceğiz arkadaşlar.
Evet bu haftanın benim özellikle gözüme çarpan en önemli başlıklar bunlardı.
Şimdi gelelim Kurtuluş Projesi filmine.
Hiç fikri olmayan ya da filmin adını bile duymamış arkadaşlar olabilir.
Ben önce kısaca bir filmi size tanıtayım tabii ki.
Şimdi filmin başrolünde...
Ryan Gosling var. Ryan Gosling yakın zamanın zaten en parlak, en yıldız oyuncularından bir tanesi.
Filmin yönetmenleri Phil Lord ve Christopher Miller diye iki yönetmen.
Biliyorsunuz Hollywood'da bir filmi iki yönetmenin birlikte yönetmesi pek sık rastlanan bir şey değildir.
Ama Phil Lord ve Christopher Miller bütün kariyerlerini birlikte film yaparak bugüne getirmişler.
Yaklaşık 7-8 filmleri var.
Animasyon yapmışlar, komedi aksiyon filmleri falan yapmışlar.
Ben daha önce duymamıştım.
Ryan Gosling'in başrolünde olması tabii A sınıfı, büyük bütçeli bir proje olduğunu bize müjdeliyordu ama filmin yazarı yönetmenlerinden daha önemli arkadaşlar.
Drew Goddard, bu ismi de duymamış olabilirsiniz ancak Drew Goddard yakın zamanın Hollywood'un en parlak isimlerinden bir tanesi ancak özellikle senarist olarak.
O kadar muhteşem, o kadar...
Çok sayıda film yazdı ki.
Mesela Ridley Scott'ın Marslı filmi.
Brad Pitt'in başrolünde oynadığı Dünya Savaşı Z.
Özellikle de Cabin in the Woods diye 2011 yapımı bir korku filmi vardır.
Müthiş bir filmdir. Bakınız 2010'lar sonrası böyle son 15 senenin...
En muhteşem korku filmiydi bence.
Nefisti yani. Hem eğlenceli falan da bir film böyle.
Cabin in the Woods. Bizde dehşet kapanı olarak bilinir.
İzlemediyseniz o filmi mutlaka izlemenizi öneriyorum.
İşte o filmin hem yazarı hem yönetmeniydi.
İşte Drew Goddard.
Kurtuluş Projesi filminin senaristi ki bu film Andy Weir adlı bir yazarın romanından uyarlanmış.
Uyarlama senaryoyu Drew Goddard yazmış.
Bilmiyorum bu yıl en iyi uyarlama senaryo dalında Oscar adayı olur mu?
Ya dur Görkem Oscar'ları yeni kapattık hemen Oscar sohbeti açma diye olabilirsiniz.
Haklısınız. Bir süre Oscar konuşmayalım lütfen gerçekten.
Neyse yani filmin...
Seçkin bir kadrosu var ve şimdi yakın zamanda tabii bu ana başlık bu ana konu üzerine çok sayıda film izledik ve izlemeye de devam edeceğiz yüksek olasılıkla.
Evet dünya yok oluşa gidiyor ve biz de kurtuluş projeleri inşa etmek durumunda kalıyoruz insanlık olarak.
İşte burada da tam olarak böyle bir öykü var.
Ancak şimdi arkadaşlar şöyle söyleyeyim bilim kurgu sineması üzerine program yaptık mı?
Sinematrist'e geçtiğimiz.
Aylarda yıllarda artık baya birikmiş bir külliyatımız olduğu için hani girip çıktığım konuların hepsini hatırlayamıyorum bile.
Neyse yani yaparız bu güzel bir konu.
Şöyle ki sinema tarihinde belli dönemlerde tabii insanlığın gündemdeki en önemli derdi bilim kurgu sinemasının da aldığı yönü.
En yüksek seviyede etkilemiştir.
Hatta ilk faktördür.
Yani dünyadaki en büyük kıyamet senaryosu.
Dünyanın en büyük sorunları, problemleri.
Dünya nereye gidiyor? Sorusu her zaman bilimkurgu sinemasının başat sorusu olmuştur.
İşte yakın zamanda artık küresel ısınma, kirlilik vesaire, gıda sorunu, salgın hastalıklar falan.
Tabii kıyamet projeleri yeni değil.
Sinema tarihinin hemen hemen her döneminde kıyamet senaryoları üzerine filmler yapıldı ama...
İşte dünya yok olacak biz de buna bir çözüm bulacağız öyküleri yakın zamanda elbette daha da yükseldi.
Ve bu projeler Stanley Kubrick'in 2001 Uzay Macerası filmiyle sinemaya kazandırdığı hard science fiction deniyor.
Buna tam çevre katı bilim kurgu derken o hard o katı kelimesinin kastettiği şu.
Gerçeğe yakın bilimsel disiplinle uyumlu bilim kurgu alt türü bu.
Bilimsel bilim kurgu deniyor buna diyorum sinemadaki ilk örneği Stanley Kubrick'in çektiği 2021 uzay marjerası filmidir yani bilim kurgu filmleri.
İşte 1960'lardan 70'lerden önce yani pür eğlencelik ve hiçbir gerçekçiliği olmayan böyle yani fanteziden hallice bir türdü bilim kurgu bir ciddiyeti falan yoktu bir gerçekçiliği yoktu ama işte yakın
zamanda giderek gerçekten daha bilimsel daha bilimsel gerçeklere yakın diyeyim tam uyumlu olması tabii mümkün değil ama daha yakın projeler karşımıza gelmeye başladı ki işte bu Kurtuluş
Projesi filmi bilime çok yakın bir proje yani filmin daha ilk anlarından ben O kokuyu aldım yani gerçekçi bilim kurgu.
Filmin kabaca öyküsü şöyle.
Şimdi insanoğlunun tabii ki en büyük enerji kaynağı ve dünyadaki tüm canlılığın kaynağı ne?
Güneş. Kaynağı bilinmeyen bir mikroskobik ölçekte bir canlı.
Bizim sistemimizde, galaksimizde yayılıyor bu canlı.
Ve bu canlı o kadar ilginç bir canlı ki yıldızlarla besleniyor arkadaşlar.
Yani güneşimiz de tabii neticede bir yıldız olduğu için yıldızların yaydığı radyasyonu, ışığı, enerjiyi emerek besleniyor.
Ve hani bu mikroskobik canlı yani mikroskobik canlıların en büyük özelliği nedir?
Çok olmaları yani sayılamayacak kadar çok olmaları ve bu canlıdan o kadar fazla var ki önümüzdeki işte 20, 30, 40, 50 yıl içerisinde güneşin
tüm enerjisini emip Onu yok edeceği anlaşılıyor.
Tabi buradan da güneş yok olursa ne olur?
Elbet dünyadaki hayat da çok kısa süre içerisinde yok olur gider.
İşte insanoğlu yıldız yiyen bu organizmayı ortadan kaldırmak zorunda.
Bundan dolayı da bir kurtuluş projesi hayatiyete geçirmek zorunda.
İşte bu film bunu anlatıyor.
Filmde çok sayıda sürpriz var.
Tabii ki karmaşık hikayelemesi var yani bir önden bir arkadan bir ileri bir geri gibi.
Onun için size birçok detayı hiç yani spoiler vermeyeceğim bu anlatımımda.
Filmin can alacağı önemli güçlü taraflarını belirtmekle yetineceğim.
Sadece şunu belirteceğim tabii filmin zaten fragmanında falan da anlaşılıyor.
Bir şekilde bir astronot dahi olmayan Ryan Gosling'in canlandırdığı Grace diye bir bilim insanı.
Bir uzay gemisinde tek başına kalmak zorunda kalıyor.
Diyorum o duruma nasıl geldiğini söylemeyeceğim.
Birçok sürprizi açık etmek zorunda kalırım.
Yani Grace bir bilim insanı ve o gemide tek başına bir şekilde yıldız yiyen diyelim.
Bu organizmayla başa çıkmak onu ortadan kaldıracak bir bilimsel keşif yapmak zorunda.
İşte Grace karakterinin bu mücadelesini ve o tek başına o uzay gemisinde.
Dünyadan çok çok çok ışık yılları uzaklıktaki hayatta kalma mücadelesini izliyoruz arkadaşlar.
Peşinen söyleyeyim gerçekten iyi bir film.
Keyifle izleniyor 2,5 saat bir süresi var ve tek bir oyuncu ve neredeyse tek bir mekan.
Tabi diyorum ileri geri gidişlerle başka karakterler ve başka ortamlarda görüyoruz.
Görmüyor değiliz ama buna rağmen ve 2,5 saatlik süresine rağmen film...
Akıyor gidiyor çok enfes yani.
Teknik olarak da nefis yönetilmiş.
Görüntü yönetimi, yapım tasarımı, efektleri, oyunculukları.
Her şeyi on numara.
Çok keyifli ama filmin en büyük numarası şu arkadaşlar.
Bu türde, şimdi bakın öncüsü kim dedik?
Stanley Kubrick dedik. Bu türde çok nasıl diyeyim böyle kutsal bir tırnak içinde ciddiyet vardır.
Ciddiyet yani önemli bir konu bu.
Önemli bir mesele.
Bu film önemli bir film.
Önemli bir konuyu inceliyor.
Bu tırnak içinde önemlilikten yola çıkan bir hissiyatla bu tip filmler ciddi olur, ağır olur, felsefi olur, düşünsel olur.
Ki iyi ki de böyle olur.
Sinema tarihinde enfes böyle filmler var yani.
Bu tonda, bu yaklaşımla çekilmiş.
İşte Kurtuluş Projesi'nin farkı şu.
Bir bilimsel bilim kurgu filmi olmasına rağmen gayet felsefi ciddi önemli bir meseleyi merkezine almış olmasına rağmen acayip deli bozuk bir film.
Aynı zamanda komedi desek bakın künyesinde komedi geçmiyor bu filmin ama yani neredeyse komedi filmi seviyesinde komik demeyeceğim böyle kahkahalar attığınız sahneler yok böyle tebessüm
ettiğiniz ama bir sürü an var.
Ve eğlenceli gibi görünen bir film.
Baş karakter çok eğlenceli bir tip.
Filmin... En başında tavrı, bakınız yönetmenlerin tavrı çok neşeli, sevimli ve deli bozuk böyle.
Filmin en çarpıcı tarafı bu.
Filmin tamamı neredeyse sıçramalı kurgu arkadaşlar.
Bakınız Godard kurgusu. Zamansal bir bütünlük sunmaya çalışmıyor filmin kurgusu.
Bir oradan bir buradan sürekli kesmeler var.
Kurgusu çok akıcı.
Yani bir Christopher Nolan ya da bir Michael Bay filmini aratmayacak bir...
Akıcı kurgu var işin içerisinde.
Ama şimdi bakın bu deli bozuk yapıyı kurarken işlediği konunun ağırlığını ve önemini yıpratmamayı başarmış.
Yani film hem eğlenceli ve deli bozuk olurken aynı anda ciddi ve önemli bir konuyu işlediğinin de...
Farkında olarak bir tavır sunmayı başarmış arkadaşlar.
Kurtuluş projesi filminin en can alıcı ve en harika tarafı bu.
Yani filmi böyle diyorum tebessüm ederek eğlenceyle izliyorsunuz böyle.
Yani eğlenceli bir film ama aynı zamanda gayet ciddi, gayet düşünsel.
Son derece de tedirgin edici bir film.
Yani çok çok enteresan bir tonu var.
Şimdi filmin başında zaten yani böyle bir ilk nasıl diyeyim esas öykü başlayana kadar filme ben eşimle gittik eşimle birlikte izliyoruz.
Arada böyle hani tabii çevremizi de çok rahatsız etmeden ufak tefek fısıldaşıyoruz böyle kendi aramızda.
Eşim neredeyse filmin ilk bir saatinde yani hep bana şunu fısıldadı.
Henüz hiçbir şey anlatmadı.
Henüz hiçbir şey anlatmadı.
Film daha neredeyse hikayesine başlamadı.
Yani anlatacağı öyküye daha başlamadı.
Bakınız bir saat geçmiş.
Ama bu şu demek. Bize sunduğu dünyayı anlatmaya çalışıyor.
Ya da bize sunacağı öyküyü anlatırken dünyanın nasıl bir durumda, nasıl bir kıyamet senaryosunun içerisinde ve bilim dünyasının içerisinde
bulundukları o kıyamet atmosferine Nasıl bir tavır sergiledikleri, nasıl çalışmalar yaptıkları, nasıl bir yol izlemeye çalıştıklarını gösteriyor.
Bakın sıçramalı kurgu dedim ya filmin birçok sahnesinde birçok anında öykünün neresinde olduğunu bize göstermeye ihtiyaç bile duymuyor böyle.
Yani ilk bir saat film öyküsünü anlatmaktansa dünyanın içerisinde bulunduğu o paranoyak durumu bize sunmaya çalışıyor.
O ilk bir saat hani diyorum öykü anlatmıyor.
Demiş olmamıza rağmen o bir saatlik sunum sekansları bütünü o kadar harika ki başlamasına ihtiyaç duymuyorsunuz.
Hadi kardeşim artık şu öykünü anlat da ne olacak bir görelim demiyorsunuz.
Size nefis bir giriş diyorum sekanslar bütünü sunuyor film.
Orada zaten film harika bir atmosfer kuruyor ve izleyicisiyle harika bir diyaloğa giriyor böyle.
O nefis yani. Hatta şunu yani filmle ilgili hani olumsuz anlamda bir eleştiri olarak şunu sunabilirim.
O bir saatlik sunum kısmı diyeyim.
Bitip de... Film bize öyküsünü anlatmaya başladığında yani baş karakter Grace'in dünyayı kurtarmaya çalıştığı çalışmaları öykü olarak kabul edersek onlara başladığında hatta
tansiyon kaybediyor aslına bakarsanız.
Diyorum filmle ilgili çok fazla sürpriz var çok fazla dönüş var bunların hiçbirini size açık etmemeye niyetliyim ama her şekilde izleyin arkadaşlar.
Keyifli bir film olmuş yani.
Çok izlemesi çok keyifli.
Çok duygulu, çok dramatik.
Bilimsel de bir sürü şey var.
Yani biraz bilimle ilgilenen bir izleyiciyseniz filmden çok keyif alacaksınız.
Yani özetle çok da uzatmama gerek yok.
Gerçekten Kurtuluş Projesi 2026'ya merhaba dediğimiz proje olacak seviyede.
İyi bir film olmuş zaten. Sinema ortamlarına bakarsanız filmin puanları acayip yüksek.
IMDB'deki izleyici notu 8.5, eleştirmen notu 77.
Bu gerçekten bir gazlama notları değil bunlar yani.
İzlemenizi öneriyorum.
Harika bir proje.
Ve 2026'ya da Kurtuluş projesiyle hep birlikte merhaba demiş olalım.
Tamam mı? Okey. Evet bu hafta haftanın sinema gündemine bir göz atmaya ve Kurtuluş Projesi filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kurgu
ve büyüme süreçlerinde Podcast BPT yanınızda.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
