
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve Emin Alper'in Berlin Film Festivali'nden Gümüş Ayı Ödülü ile dönen son filmi Kurtuluş'u inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Emin Alper'in son filmi Kurtuluş'tan bahsedeceğiz.
Son birkaç haftadır Kurtuluş'un adı haftanın gündemi başlığı altında geçmişti.
Film Berlin Film Festivali'nin en büyük ikinci ödülü olan Gümüş Ayı'yı almıştı ve ardından...
Türkiye'deki gösterim tarihi hemen açıklanmıştı.
6 Mart denmişti.
Emin Alper önemli değerli bir yönetmen.
Onun filmlerini zaten takip ediyoruz.
Ancak bu filmin Berlin Film Festivali'ndeki aldığı ödül de beklentimizi arttırmıştı.
Ben de size demiştim film gösterime girdiğinde mutlaka bu filmi izleyip...
Fikirlerimi sizlerle paylaşacağım demiştim.
Ve evet ilk hafta sonu hemen filme gittim izledim.
Ancak ondan önce kısaca haftanın sinema gündemine bir göz atalım.
Pixar'ın Hoplayanlar, Hoppers filmi gösterime girdi.
Bir süredir bir Pixar filmi gösterime girmemişti.
Ondan dolayı Pixar severler.
Hoppers'ı heyecanla karşılamışlardır diye tahmin ediyordum ki.
Az önce filmin gişesine bir baktım.
İlk hafta sonunda gişenin galibi olmuş Hoppers ve ilk hafta sonu itibariyle 46 milyon dolar hasılatta gayet iyi bir başlangıç yapmış ve filmin tüm sinema sitelerindeki
notları çok yüksek.
Yani Rotten Tomatoes'da 94'le falan girmiş ya bu çok nadir rastlanan puanlar bunlar.
Evet Pixar'ı seviyoruz yani neredeyse bütün yapımları...
Belli bir kalitenin üzerinde oluyor.
Pixar sevenler, animasyon sevenler Hoppers'a mutlaka bir göz atsınlar.
Çığlık 7 geçtiğimiz hafta size detaylı bir incelemesini sordum.
Çığlık 7 gişede çok başarılı oldu arkadaşlar.
Bunun detayına inmeyeyim.
Filme işte hani boykotlar oldu, şüpheyle yaklaşıldı vs.
dedik. Biraz böyle...
Ya beklentilerin biraz aşağıdan olduğu bir çığlık bölümüydü 7 ama hiç de öyle olmadı.
İlk hafta sonu itibariyle film 60 milyon doların üzerinde hasılat yaptı.
Bu çığlık serisinin bugüne kadar imza attığı en büyük ilk hafta sonu hasılatı ve...
İlk 10 gün itibariyle de hasılatı 150 milyon doları göçtü.
İnanılmaz bir başarı gerçekten bu.
Ama işte çığlık çığlık bu yani.
İstediği kadar boykot olsun eleştirilsin.
Hani sıkıldık artık diyenler olsun.
Çığlık seviliyor. Adı olan markası olan bir seri.
Ondan dolayı çığlık 7'nin puanları çok yüksek olmasa da gişede gayet başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Hamlet şu an gösterimde.
Avatar Ateş Fekül hala gösterimde, yan yana filmi hala gösterimde.
Bunların dışında gelin filmi gösterime girdi ki büyük sürpriz bu filmle ilgili ben hiçbir tanıtım, habersizinde paylaşamadım çünkü ben de görmemiştim.
100 milyon dolara yakın bir maliyeti var filmin.
Frankenstein gibi efsanevi bir, yakın zamanda da zaten Gullermo del Toro'nun uyarlaması karşımıza gelmişti ve Oscar'larda da birçok dalda aday oldu bu film.
İşte Frankenstein'ın devamı niteliğinde bir film gelin.
Başrollerinde Jesse Berkeley bu yıl Hamlet filmindeki performansıyla en iyi kadın oyuncu dalında Oscar'a aday.
Başka birçok ödül aldı ve Oscar'ın en favori ismi diyebiliriz.
Ve rol arkadaşıyla Christine Bale.
Bakınız ne kadar parlak iki oyuncu başrolde ve onun dışında da filmin oyuncu kadrosu Rüya gibi arkadaşlar.
Enfes bir kadro.
Ancak ilk hafta sonu itibariyle 7.3 milyon dolar hasılat yapmış ve ne yazık ki film gişede çakılmış.
Gerçekten şaşırtıcı.
Fragman da çok şarpıcıydı.
Uğultulu Tepeler hala gösterimde ve hasılatı 200 milyon doların üzerine çıktı.
Bu harika gerçekten. Onun dışında muhteşem Marty filmi hala gösterimde.
Başka filmler de var yani şu an salonlarda gayet neşeli bir tablo olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi geçtiğimiz haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi Susan Sarandon Hollywood'un en değerli en harika oyuncularından biridir.
Ve politik de bir kişiliktir.
Çok saygı uyandırıcı bir isimdir.
Oscar'ı da var zaten. Usta oyuncu İspanya'da bir festivale davet ediliyor.
Onur ödülü veriliyor kendisine ve orada kısa bir açıklama yapıyor.
Diyor ki Hollywood'da kara listeye alındım.
Bırakın film projeleri falan televizyona bile çıkmam imkansız.
Bu çerçevede başka birçok şeyi daha söylüyor.
Şimdi bu hiç duymadığımız bir şey değil.
Ne yazık ki Hollywood'da...
Çok ciddi bir politik baskı ve sansür ortamı var.
Tabii yakın zamanda bunun dozu biraz daha arttı.
Tüm dünya zaten gergin ve genellikle muhafazakar hükümetlerin, siyasetçilerin yıldızının parladığı bir dönemdeyiz.
İşte tam bu dönemde de Hollywood'da bu baskının artmasına çok şaşırmıyoruz ama Susan Serender'ın yaptığı açıklamaya göre artık herhalde bu baskı...
Dayanılmaz hale gelmiş durumda ve yakın zamandaki artan baskının da başlangıcı yine benim geçtiğimiz hafta size Çığlık 7 filminin açıklamasında sunmaya çalıştığım gibi Çığlık 5 ve
6 filmlerinin başrol oyuncusu Melissa Barrera'nın İsrail karşıtı söylemlerinden dolayı projeden atılmasıydı.
Yani o çok büyük bir gündem yaratmıştı ve yeni bir sansür döneminin başlangıcı gibi bir şeydi.
konusu baskı ortamının hangi seviyelere geldiğini bize gösteren ne yazık ki son ve gerçekten çarpıcı bir örnek.
Geçtiğimiz haftanın bir başka önemli gündemi çok kısa geçeceğim.
79. Cannes Film Festivali'nin yani önümüzdeki seneden bahsediyoruz.
Jüri başkanı belli oldu.
Chan Wook Park.
Chan Wook Park deyince biliyorsunuz benim ne kadar çok sevdiğimi bana göre 2000'ler sinemasının En büyük yönetmeni, yaptığı bütün filmleri izledim.
Ona olan hayranlığımı gerçekten hani burada dile getirmekte zorlanıyorum.
Çok da böyle abartılı ifadeler kullanmaktan hoşlanmadığımı bilirsiniz ama Cannes Film Festivali'de onu jüri başkanı yapmış.
Hiç şaşırmadık. Parantiz açayım tabi bu arada.
İşte biliyorsunuz az önce bahsettiğim politik baskı ortamından dolayı çok sayıda sinemacı aynı zamanda linç de ediliyor.
Mesela işte Berlin Film Festivali'nde Wim Wenders çok saygıdeğer enfes bir yönetmendir.
Yani sinema tarihine mal olmuş bir kişiliktir.
O kalktı dedi ki politik meselelere karşı tarafsız olmalıyız.
O kadar çok sevdiğimiz yönetmen gerçekten gözümüzde bir puan kaybetti ki Wim Wenders ise baya politik bir kişiliktir.
Bu bağlamda Cannes Film Festivali'nin başkanının Çanvuk Park olması beni mutlu ediyor ama büyük üstad böyle bir dili sürçer, bir yanlış bir şey söyler de bir linçe maruz kalır falan diye de korkmuyor
değilim yani. Böyle önümüzdeki seneki Cannes Film Festivali'ni ben biraz böyle bıçak sırtında izleyeceğim, takip edeceğim.
Neyse ama her şekilde tabii Çanvuk Park'ın...
Dünyanın belki de en prestijli ödül sisteminde jüri başkanı olması elbette çok harika bir şey yani bunu hak ettiğini ben düşünüyorum zaten.
Geçtiğimiz hafta da en önemli gündemlerden bir tanesi buydu.
Şimdi bir başka önemli gündem God of War oyun tarihinin gelmiş geçmiş...
En güçlü oyunlarından serilerinden bir tanesi ve yakın zamanda bu oyunun bir dizi uyarlaması yapılacağı açıklanmıştı.
Amazon Prime bunu yapıyor ve tabi ki orada yayınlanacak ve bu uyarlamanın ilk görseli paylaşıldı.
Bu oyunun unutulmaz efsanevi baş karakteri kimdir?
Oyun dünyasına az çok hakim arkadaşlar.
Çok iyi biliyorlardır.
Kratos karakteri. Çok efsanevi bir karakter.
Bir de onun oğlu var Arteus diye.
İşte Kratos karakterini Amerikalı oyuncu Ryan Hurst oynayacak.
Şimdi... Aslında bu oyun İskandinav mitolojisinden doğan bir oyun.
Ancak Ryan Hurst'ün hem Amerikalı bir oyuncu olması biraz eleştiriyle karşılandı.
Neden İskandinav bir oyuncu kullanmıyorsunuz?
Bu bir. İkincisi ilk görsellerde oyun hayranlarını pek de tatmin etmemiş gibi görünüyor.
İlerleyen haftalar God of War uyarlaması üzerine başka haberler çıkacaktır diye tahmin ediyorum.
Şimdilik burada bırakalım gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz.
Ve geçtiğimiz haftanın bir başka çok önemli gündemi Ben Affleck'in 2022 yılında kurduğu Interpositive diye bir şirket var arkadaşlar.
Bu şirket sinemadaki post prodüksiyon dediğimiz yani çekim sonrası çalışmalarını yapay zeka destekli şekilde yapmaya odaklanmış bir şirket.
Post prodüksiyon ne demek bilmeyen arkadaşlar için söyleyeyim hani filmi çektiniz her şey bitti.
İçinizdeki o ham görüntüleri işlediğiniz işlemler.
Kurgu, renk, ses işçiliği, efektler, kadraj düzenlemeleri falan.
Yani filmi çektikten sonra son haline getirdiğiniz aşamaya post prodüksiyon ya da tam çevirisiyle yapım sonrası çalışmaları deniyor.
Ve son birkaç haftadır ya da aydır diyeyim sıkça gündeme gelen Netflix Warner Bros satışından vazgeçti biliyorsunuz.
İşte Ben Affleck'in bu yapay zeka şirketini Netflix satın aldı.
film yapım süreçlerini daha da kolaylaştırıp ucuzlaştıracağı ve bu sebeple de post prodüksiyon dediğimiz aşamada çalışan sayısız uzmanlıktaki sinema teknikçisinin,
sinema zanaatkarının işlerinin de yavaş yavaş yapay zekaya devredileceği üzerine de Ciddi bir eleştiri konusu oldu ve aynı zamanda Ben Affleck de şirketinin
Netflix'i sattığı için zaten eleştirildi.
Ve aynı zamanda Netflix'in de danışmanı olmuş yani aynı zamanda danışmanlık hizmeti de veriyormuş Netflix'e.
Bir bağlamda...
Oscar almış sinemada tabi sayısız enfes film hem yönetmiş hem de oynamış bir oyuncunun Netflix'in bir parçası olmaya soyulması çok büyük tartışma yarattı.
Bakınız konu yine yapay zeka.
Geçtiğimiz haftalarda aylarda kaç kez sizinle yapay zeka ile ilgili gündemler paylaştım.
Ve arkadaşlar bu sohbet bitmeyecek diye de hatırlatmıştım.
Görüyorsunuz işte er geç bu olacak da demiştim fikrimi size sunmuştum zaten.
Tamam keşke olmasın falan diyoruz ama ne yazık ki teknolojik geliş...
Bu geçişin mümkün olduğunca yavaş çok
az insanı yaralayarak gerçekleşmesi.
Bunun ötesinde hani yapay zeka olmasın etmesin.
Hiç yani onu uzak tutalım gibi bir yaklaşımın biraz hayalcilik olduğunu düşünüyorum şahsen ben.
Neyse evet bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz.
Şimdi geldik Emin Alper'in Kurtuluş filmine.
Evet Emin Alper'in 5.
uzun metrajıyla karşı karşıyayız ve ta ilk filminden bugüne kadar da Emin Alper'in yani neredeyse yaptığı bütün filmler...
Belli bir etki yarattı.
Bana göre bütün filmleri iyi zaten.
Yani kötü film yok. Hani en iyi filmi hangisidir?
O konuda görüşler değişebilir.
Ve en sonunda 2022 yılında Kurak Günler filmiyle bayağı tartışılmıştı.
Kültür Bakanlığından alınan destekler, bu desteklerin geri çekilmesi, filmin senaryosunda yapılan değişiklikler, filmdeki karakterlerin eşcinsel ilişki yaşaması, bunun eleştirilmesi vs.
Yani bayağı gürültü koparmıştı Kurak Günler ki...
Ben o zaman size filmin bir incelemesini sunmuştum ki bana göre gerçekten iyi bir filmdi Kurak Güner.
Yani özetle Emin Alper yakın dönem Türk sinemasının en değerli en güçlü isimlerinden bir tanesi.
Önce... Hem bu programı şu an dinleyen ve filmi de izlemeyi düşünen arkadaşları dikkate alarak önce kısaca bir filmi tanıtayım ben size spoiler vermeden.
Fikrimi sizinle paylaşayım.
Ondan sonra spoiler uyarısı yapıp biraz daha derine ineceğiz.
Şimdi film tarihimizin en acı, en üzücü olaylarından biri olan Bilge Köyü katliamını çıkış noktası olarak kullanmış.
Şimdi filmde direkt Bilge Köyü denmiyor.
Filmde kullanılan araçların plakasını görüyoruz.
47 plaka. Mardin bu.
Tabii ki aklımıza orayı götürüyor ve zaten öykü de biraz benziyor.
Güneydoğu'daki herhangi bir yer değil.
En azından Mardin'de süre gittiğini zaten film gizlemiyor bizden.
Şimdi filmde...
Birbiriyle düşman olan iki köy ve iki aşiret var.
Hazeranlar ve Bazariler.
Hazeranlar biraz daha tepe üzerinde ve daha çok çobanlıkla geçinen bir köy.
Bazariler ise biraz daha ovada, daha geniş tarım arazileri olan yani bu sebeple ekonomik durumları biraz daha iyi bir köy.
Terörün yükseldiği dönemlerde devlet bu köylere demişler ki ya burada kalacaksınız ve korucu olacaksınız.
Yani biz sizi silahlandıracağız ve teröristlere karşı savaşacaksınız ya da gideceksiniz.
Yani neticede terör bölgesi burası.
İşte devlet böyle bir şart koşunca da Bazariler köylerini terk edip şehre gitmişler.
Haziranlar ise hem köylerini ve tabii ki ülkelerini aynı zamanda teröristlere karşı korumak için Topraklarında kalmışlar ve korucu olmuşlar, silahlanmışlar ve bu yolla da terör
örgütüne karşı savaşmışlar.
Bu sürede de tabi Bazarilerin köyündeki tarım arazileri boş kaldığı için oralara kuyular açmışlar, su getirmişler ve önceden kurak olan pek de verimli olamayan arazileri
çok daha değerli hale getirmişler ve orada tarım yapmaya başlamışlar.
Aradan zaman geçmiş, terör bitmiş ve topraklarını terk etmiş olan Bezariler tekrar köylerine dönüp Haziranların kullanıp ve daha verimli
hale getirdiği topraklarını geri istemeye başlamışlar.
Şimdi bu toprak paylaşımı derdinden dolayı en başta bu iki köy birbirine düşman.
Filmin en başında biz bu düşmanlığı ve bu düşmanlığın yol açtığı gerilimi görüyoruz.
Şimdi bu noktadan sonra Haziranlıların şıhı olan ve aynı zamanda bir dini lider olmasının yanında köyün de lideri olarak görülebilecek Feyyaz Duman'ın canlandırdığı Ferit karakteriyle
tanışıyoruz ve daha çok da Ferit karakterinin abisi olan Caner Jindor'un canlandırdığı Mesut karakteriyle tanışıyoruz.
Baş karakterimiz Mesut.
Şimdi Mesut tabii ki köyünü çok seviyor, insanlığını çok seviyor.
Kendisi aynı zamanda bir korucu.
Ülkesi için, toprağı için savaşmış.
Son derece inançlı, ahlaki değerlerine bağlı.
Enfes bir karakter gerçekten.
Ve Caner Jindor'un, sadece Caner Jindor'un demeyeceğim, filmin bütün oyunculukları çok iyi arkadaşlar.
Bol bol Emin Alper yakın çekim kullanmış.
Oyuncularının verdiği tüm duyguları en yüksek seviyede almaya çalışmış böyle.
Yani filmin karakterleri gerçekten çok sağlam.
Şimdi filmin ilk dakikalarında bu rakip köyüyle olan düşmanlığı Emin Alper o kadar güzel kullanıyor ki.
Türk sinemasında benim bugüne kadar neredeyse hiç görmediğim ilk bir yarım saat izledik.
Filmin ilk yarım saati inanın ki bir aşiret kavgası ya da bir toplumsal dram değil bir gerilim filmi gibi.
Hatta neredeyse bir korku filmi gibi.
Her an bezariler gelecekler bizi öldürecekler diye.
Öyle bir gerilim atmosferi yaratıyor ki Emine Alper hayran olmamak mümkün değil.
Yani diyorum ilk yarım saati bir korku filmi gerilim filmi izler gibi izliyorsunuz.
Filmin ilerleyen dakikalarında da bu gerilim daha da artıyor.
Başka yan hikayelerle, karakter çatışmalarıyla hem köyün içerisinde hem de rakip köyüyle...
Korkutucu finale doğru süre giden bir gerilim bir savaş atmosferi soluyoruz ve baş karakterimiz Mesut'un yaşadığı dönüşümü gerilimi ben buna karşı ne
yapabilirim köyümü sırtlanmam lazım elimden geleni yapmam lazım o yaşadığı sorumluluğu sırtındaki o ağırlığı film harika yansıtmış.
Filmin öyküsü kabaca böyle.
Şimdi arkadaşlar film...
Öykü olarak zaten son derece ülkemizi ilgilendiren, uzun yıllardır ülkemizin sırtında bir kambur olan terör meselesine de gayet geniş alan açan, harika karakterler
inşa etmiş, çok düzgün, yeterli, güzel bir senaryo kullanmış.
Ancak bütün bunlara ek olarak benim özellikle belirtmek istediğim iki şey var.
Bakınız bunlar Türk sinemasında yani yakın zamanda biraz daha tabii bu açıdan geliştik ama birincisi...
Filmin görseli harika.
Kamera kullanımı mükemmel.
Kadrajları, açıları, kamera hareketleri o bizim uzun yıllar boyunca ta Yeşilçam'dan bugüne kadar hasretini çektiğimiz o güçlü görsellik.
Yani sadece işte iki oyuncuyu karşımıza koyalım, onları konuşturalım ve durumu kaydedelim.
Ölesiye sıkıldığımız...
Kırsal komedi görselliği ya da Türk dizisi görselliğinden bu filmde gerçekten eser yok.
Filmin renk paleti bile harika.
Filmin sayısız çekimi o kadar birbiriyle tutarlı ışık, renk, kamera açısı, ölçeği vs.
kullanıyor ki. Yani neredeyse bir otör yönetmen görselliği diyebileceğim seviyede enfes bir yönetmenliği var filmin.
Bir kere en başta buna bayıldım.
Çok nefis bir dramatik yapısı var.
Hollywood dramatik yapısını aratmayan, şıkır şıkır akan, sahnelerin dengesi, karakterlerin gerilimlerinin yükselişi, yan öyküler, yan karakterleri kullanış falan her açıdan pırıl
pırıl bir film çekmiş Emin Alper ki bundan önceki filmleri de iyidir zaten.
Yani görsel olarak, teknik olarak iyi bir yönetmendir ama bence bu filmde...
Yani en iyi işini çıkarmış.
Şu kadarlık anlatım için bile filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.
Evet bu noktada spoiler uyarımı yapıyorum.
Filmi izlemek isteyen arkadaşlar programın bundan sonrasını filmi izledikten sonra dinlesinler.
Şimdi evet hem baş karakterimiz Mesut'un hem de köyün gerilimi artıyor ya.
Bu noktada köyün şıhı ve bir nevi manevi lideri olan Ferit karakteri.
Biraz ayrılıyor. Nasıl biliyor musunuz?
Şöyle düşman köy Bezarilerden de Ferit'e güven duyan ve ona yakınlaşmak isteyen kişiler de oluyor.
Bu durumda Ferit bir dini lider olarak onlara hayır diyemiyor.
Ancak rakip köyden bazı kişilere kucak açıyor olması en başta kardeşim Mesut'un hiç hoşuna gitmiyor haliyle.
Ve bir ara...
Şıh Ferit birkaç günlüğüne köyden gidiyor ve baş karakterimiz Mesut köyün liderliği görevini üstleniyor.
Ve bu arada da sanki biraz liderlik provası yapıyor gibi bir durum var böyle.
Ve Ferit'in geçmiş zamanlardaki de bazı uygulamaları rakip köy geri dönüş yapıp toprakları tekrar...
Almak istemeleri döneminde onlara bir direniş göstermemesi sebebiyle de Köyün bazı sakinleri tarafından da eleştirilen ve sevilmeyen bir lider.
Şimdi Ferit gitti ya bir süre abisine bıraktı Mesut'a.
O sırada zaten...
Haziranlar Ferit gitmişken Mesut'a tırnak içinde biraz da böyle gaz veriyorlar.
Yani bak biz şıhımızdan pek de memnun değiliz.
Sen gel başımıza geç ve düşmanımız olan Bezarilere onlar tam da serpilmeden tam da güçlenmeden onları bastıralım topraklarımızı geri alalım.
Diye baş karakterimiz Mesut'u lider yapmaya çalışıyorlar.
Ve bunun üzerinde de Mesut Ferit'i koltuğundan indiriyor yani bir nevi darbe yapıyor.
Onu köyden sürüyor ve köyün liderliğini ele geçirip Bezarilere karşı savaş açıyor.
Şimdi bu filmin...
tüm köy sakinleri olarak yaşadığı öykü.
Bu öykünün içerisinde aynı zamanda baş karakterimiz Mesut'un yaşadığı da bir kişisel öykü var.
Mesut filmin başında biraz güvensiz, biraz üzgün, başımıza ne gelecek, ne olacak, biz aç kalacağız, perişan olacağız, topraklarımız elden gidiyor diye derin bir endişe içerisinde.
Buna ek olarak da kendi dedesi ölmüş yani vefat etmiş bir kişilik.
Dedesi de Dini olarak son derece bilgi bir kişilik olarak da Mesut'un fikir önderi aynı zamanda.
Onun işte zaman zaman rüyalarına giriyor ona önerilerde bulunuyor.
İşin mistik tarafı gerçek üstücü tarafı da var.
Buna ek olarak bir de Mesut'un eşi var Gülsüm.
Şimdi Gülsüm karakteri daha önce Hazeranların düşman olduğu Bezarilerin köyünde bir kadınmış ve o köyün Lideri olan kişinin hizmetçisiymiş.
Bakınız bu çok ilginç bir detay.
Mesut sen düşmanımız olan köyün liderinin hizmetçisi olmana rağmen hani onun için aşağılayıcı bir vasıf bu.
Olmana rağmen ben seni sevdim aldım ancak sen eski hayatını unutmuyorsun dedikodu yapıyorsun vesaire diye sürekli kendi karısını da eleştiriyor
ona kızıyor. Bileniyor ona biraz ve köydeki başka bir kadın şimdi adını hatırlayamadım ama başka bir kadın karakter Mesut'un karısının yani Gülsüm'ün anlattığı
hikayeleri. Mesut'a geliyor anlatıyor diyor ki senin karın önceden eski köyünde ağanın cinsel olarak da paylaşımlarda bulunduğu bir kadınmış.
Yani anlattığı öykülere göre neredeyse bu ağanın bir haremi varmış.
Yani kendi hizmetçileriyle de cinsel yaklaşımda bulunuyormuş ve Gülsüm'le de cinsel yaklaşımda bulunmuş.
Buna rağmen ben seni aldım.
Demiş olsa da bunun gerilimi ve bunun ona verdiği yani manevi ve o namus algısını son derece yaralıyor ve gitgide kendi karısına karşı da bilenmeye
başlıyor. Onunla ilgili duyduğu öyküler aynı zamanda...
Düşman köyün insanlarının ve özellikle ağasının da ne kadar iğrenç insanlar olduğu konusundaki açılımlarını da zenginleştiriyor.
Yani o kadar iğrenç ki yani o köyün insanları.
Var olan öfkesini o kadar katlayan bir şey ki.
İşte Haziranlıların köy olarak yaşadıkları bu.
Silkinme ve rakip köyü gidip orada bir katliam yapma öyküsünün içerisinde baş karakter Mesut da kendi içinde bir yükseliş yaşıyor.
Yani köyün ikinci kişisiyken...
Birinciliğe yükseliyor.
Dini bir önder haline gelmesi anlamına geliyor.
Ve aynı zamanda filmdeki birçok sahnede bir mağaranın içerisinde bir ateşin başına oturmuş derin düşüncelere dalmış mesut karakteriyle baş başa kalıyoruz.
Hani bir nevi böyle peygamber kelimesi abartılı olur belki ama onun gibi diyeyim en azından.
Bir peygamberimsi bir mertebeye yükseliyor.
Tüm bunlara ek olarak da Mesut'un az önce bahsettiğim değerli bir kişilik olarak gördüğü ölmüş olan dedesi bunun rüyasına girip bunu hani önerilerde falan bulunuyor dedim ya.
O dedesi diyor ki aynı zamanda ben işte köyden 7 kişinin rüyasına bir gece gireceğim ve olacakları size söyleyeceğim.
Mesut bunu anlatıyor işte benim dedem rüyama girdi olacak olanları anlat hani bakın geleceği görüyor artık.
Diyorum ya hani bir dini lider böyle bir peygamber gibi gerçek üstücü doğaüstü güçleri olan bir kişiliğe dönüşüyor.
Diyor ki o köyü bize saldırıp bizi öldürecek hepimizi öldürecek yani dedem böyle söylüyor.
Başkaları da bu rüyayı görüyorlar ve anlıyorlar ki artık hani ölmüş bu dünyadan göçüp gitmiş bir...
Manevi kişilik bir kerametle geliyor.
Artık köy rakip köye bir katliam yapmak üzere gereken her türden birikimi elde etmiş oluyor arkadaşlar.
Şimdi bu öyküde ya inanın her an her sahne her yan karakter detay falan daha bir sürü şey var tabi anlatamadığım.
Hepsi harika ancak filmin eksikleri de var.
Ve bu eksikler beni gerçekten üzdü.
Emin Alper bunu nasıl atlamış olabilir?
Hatta belki de atlamamıştır bilmiyorum yani.
Belki senaryoda bunlar vardı.
Belki çekti ama kurguda kullanmadı.
Belki film çok uzadı ya da ne bileyim o sahneleri istediği gibi çekememiş olabilir.
İstediği gibi yedirememiş olabilir bilmiyorum ama.
Birincisi baş karakter Mesut kendi karısına karşı çok ciddi bir soğukluk hissediyor dedim ya.
Karısı neticede geçmişi o köyden gelmeyen bir nevi o köyün insanı.
Hala öyle görenler var onu.
Beni öldürecekler diye oraya gidiyor ve eski evine sığınıyor.
Kendi ağasına sığınıyor.
Filmde kadın bunu yaptıktan sonra o kadınla ilgili hiçbir şey yok.
O kadının akıbeti ne oldu?
Sayın Emin Alper sen o kadına bayağı yatırım yapmıştın.
Yani Mesut'un karısıyla yaşadığı o çatışmayı bir yan öykü olarak işlemiştin.
Orası yok. Bu bir.
İkincisi kadın evini terk edip eski ağasına sığınmadan önce kocasıyla tamam birkaç tartıştıkları sahne var ama kadının evden kaçacak seviyede kocasıyla yaşadığı
bir kavga da yok. Yani orada da bir boşluk var.
Üçüncüsü Mesut karakteri tamam.
Köyün ikinci adamıyken birinciliğe yükseliyor.
Ferit'i ne yapıyor? Yani kendi abisi ve köyün şıhı olan.
Onu birkaç tane adamıyla birlikte bir yere bağlıyorlar.
Kenara çekiyorlar. Diyorlar ki ya öldüreceğiz seni ya da sen buradan şehre git.
Yani onu sürüyor yani köyden.
Ferit karakteri o ana kadar çok önemli bir karakterdi.
Ona çok sayıda sahne ayrılmıştı.
En önemli 2-3 karakterden bir tanesiydi.
Bir anda filmden çekti gitti.
Çok büyük bir dramatik eksiklik.
Onunla da çok ciddi bir duygusal bağ kurmuştuk.
Filmden öylesine çekip gitmesi o kadar yanlış ki.
O belki kovulmasına rağmen köyüne yardım etmek istediği, belki döneklik yaptı gitti karşı köye yardım etti atıyorum.
Ya da belki de yine kendi köyünün savaşı kazanması için Mesut'un yani kendisine darbe yapan abisinin Onaylamayacağı belki başka yardımlar yapabilirdi vesaire.
Yani orada da çok ciddi bir dramatik boşluk var.
Tüm bunlara ek olarak da şimdi filmle ilgili ben birkaç incelemeye baktım şöyle.
Sosyal medyaya baktım, yazılan incelemeleri okudum, ekşi sözlükte neler söylenmiş falan şöyle bir baktım.
Şimdi film elbette otantik film, yerel film.
Yani bizim topraklarımızı anlatıyor.
Güneydoğu'nun, ülkemizin gerçek sorunlarıyla ilgilenen yani tam bir Türk filmi, öykü olarak.
Bizden çıkan bir film, bize anlatan bir film.
Ancak birçok kişi bunu ülkemizin ne yazık ki sonu gelmez Türk, Kürt ya da Kürtlerin çoğunlukla olduğu bölgelerdeki etnik çatışmalarla
ilgili olduğunu, oradaki sorunlara parmak bastığına işaret ediyorlar.
Ancak bu çok yanlış. Filmde evet karakterlerin hepsi Kürt ve...
Kürtçe ve Türkçe iç içe kullanılıyor.
Bu da harika bir şey. Yani filmde karakterler birçok yerde Kürtçe konuşuyorlar ve yönetmen oralara altyazı koymuş.
Kolay anlaşılsın diye illa Türkçe konuşmamışlar.
Bu çok güzel bir şey. Kürtçe de var, Türkçe de var.
Tamam bir Kürt coğrafyasında geçiyor film.
Okey. Ama filmdeki bütün karakterler...
Kürt karakterler ve işte şıh falan herkes hiçbir şekilde Türklükle ilgili ya olumlu ya da olumsuz herhangi bir ayırım koyucu hiçbir şey söylemiyorlar.
Hatta Türk kelimesinin hiç geçmemiş bile olabilir yani ya bu önemli değil.
Bundan bahsedilmiyor. Bu bir.
İki filmde devlet gücü jandarma gücü komutanı birkaç kez köylere geliyor ve Onun için seçilen oyuncunun Kürt olmadığı çok belli.
Yani bir Kürt asker de olabilirdi tabii ki.
Bir jandarma komutanı da olabilirdi ama.
Hani şimdi askerler neticede işte Tayin, Türkiye'nin binbir yerinden gelen memur.
Ve asker kardeşlerimiz olduğu için o tipleme biraz farklı seçilmiş.
Hani Türkiye'nin başka bir bölgesinden gelen bir tipleme gibi seçilmiş.
Ama yine de orada hiçbir etnik ayrımcılık hissiyatı yok.
Ve gerek ilk şıh Ferit gerekse de ikinci şıhımız Mesut jandarma komutanıyla Son derece dostane, ona son derece yardımcı olan, onun yardımını alan toprağımız
için, ülkemiz için, ordumuz için, askerimiz için elimizden gelen her şeyi yaparız.
Minvalinde yaklaşımlar gösteriyorlar.
Yani hiçbir şekilde...
Bu Kürt karakterlerin ve bu köylerin karakterlerin hiçbirinin devlete karşı bir antipatisi olmadığını hissediyoruz.
Ama filmde hiçbir şekilde etnik ayrımcılık, kendi topraklarını kendisinin yönetmeye dair meyilleri, devlete karşı bir antipati ya da askere karşı bir antipati falan asla böyle bir şey yok filmde.
Filmdeki bütün öfke, çıkış noktası olarak toprak kavgası ve...
Bir katliama dönüş yakıtı olarak da inanç dediğimiz olgu kullanılıyor arkadaşlar.
Bakınız Mesut önce kendi köyünün dini liderine dönüşüyor.
Esas gücü ve gidip o köydeki herkesi öldüreceğiz emrini verme gücünü de bir dini lider olduktan sonra buluyor.
Bakın ondan önce de bir korucuydu.
Ondan önce de onu seven ona destek olan dostları vardı.
Ondan önce de elinde silah vardı.
Yine güçlü bir kişilikti.
Yine rakip köye çok ciddi düşmanlık besliyordu.
Ama hiçbir şekilde hadi gidelim o köyü işte öldürelim katliam yapalım vesaire gibi bir enerji ve bir cesaret bulamıyordu.
Bulamamıştı. Hangi noktadan sonra bunu buluyor?
Köyün lideri ve özellikle de dini bir lider olduktan sonra bu gücü buluyor.
Az önce dedim ya hani dini bir mesaj alıyormuşçasına tek başına bir mağarada ateşin başında oturan Mesut karakterini görüyor olmamız artık onun başka bir mertebeye ve
nasıl diyeyim bir dini elçi konumuna yükselişini sembolize ediyor dedim ya.
O mağaraya ona biat eden.
Bir grup daha geliyor ya.
Emin Alper o sahneyi böyle çok özellikle çekmiş.
Yani hani ortada bir dini lider, ortada bir ateş yanmış ve karşıda müritler.
Bu alenen ve çok net hiç yani bunun siyasetle, politikayla, Türklükle, Kürtlükle, etnik, dil hiç bunlarla alakası yok.
Buradaki kasıt kesinlikle...
İnançla ilgili ve dinle ilgili bir kasıt arkadaşlar.
Şimdi bu noktadan sonra da şu noktayı çok özellikle vurgu yapmam lazım.
Yani şimdi söyleyeceklerimi söylemeyecek olsaydım bundan önceki söylediklerimi söylemezdim.
Çünkü yanlış bir anlam çıkabilir, yanlış bir mesaj çıkabilir.
Şimdi filmin en başından itibaren baş karakterimiz Mesut son derece güçlü, erdemli, ahlaklı, harika bir karakter olarak çiziliyor.
Kendince iyinin, doğrunun, ahlaki olanın peşinden gitmek için canını vermekte bir saniye tereddüt etmeyecek bir karakterle karşılaşıyoruz biz.
Ne dedim? Film ilerledikçe bu karakter yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor.
Sonunda bir dini lider olma konumuna geliyor.
Şıh oluyor. Köyünün de lideri oluyor.
Ancak bu süreçte giderek karanlıklaşıyor.
Bir katliam yapma olgunluğuna erişiyor.
Ve hatta bu arada küçük bir parantez açayım.
Düşman köyden küçücük bir çocuk.
Yani işte ne bileyim 8-10 yaşlarındadır en fazla.
Dilsiz ve sağır bir çocuk.
İşte yolunu şaşırmış bir şekilde bu köye gelmiş.
Bu çocuğu buluyorlar. Bu ajan mıdır ne bileyim dilsiz ve sağır yani.
Hani Emin Alper niye o çocuğu dilsiz ve sağır yapıyor?
Mesaj taşıyabilecek bir çocuk değil.
Hani yolunu şaşırmış biraz aptal gibi de bir çocuk.
Bu çocuğu... Öldürüyorlar ya.
Ya sen bir çocuğu öldürme şeyini nasıl, bakınız nasıl bir öfke, nasıl bir nefret yani düşman köye karşı.
Bakınız artık bu noktada toprak paylaşımı, biz aç kalacağız.
Vay toprakları biz daha verimli hale getirdik de onlar geri aldı falan.
Bakın bunları bıraktık artık.
O öykünün ilk ortaya çıkışı, ilk başlangıcı falan.
Gitti yani burada bambaşka bir kafadayız artık.
Engelli bir çocuğu öldürebiliyorlar düşünebiliyor musunuz?
Bu reddeye kadar öfke artıyor.
İşte bu öfkenin artışı Mesut karakterinin o hani dini inançlarının ve bir dini lider oluşuyla paralel anlatılıyor bize.
Ve başta son derece ahlaklı ve erdemli olan Mesut karakterinin inancının o seviyelere çıkması onu bir nevi karanlıklaştırıyor.
yanlış inançlar ya da inançları yanlış yorumlama, öfkenin inancı nasıl da tehlikeli bir duygu ve olgu haline getirebildiğini anlatıyor
film aslına bakarsanız. Diğer eleştirilerde etnik meselelere el atıyor falan filan.
Filmin etnik çatışmayla hiç alakası yok arkadaşlar.
Tamam Güneydoğu'da geçiyor olabilir, karakterler Kürt olabilir, Kürtçe konuşuyor olabilir falan filan ama...
Film hiçbir şekilde etnik ayrımcılık, Kürtlerin yaşadığı problemler falan bu değil.
Mesele bu değil. Rakip köyü de Kürt, bu köyü de Kürt mesela.
Yani Kürtlerin kendi içerisinde yaşadığı bir şey bu.
Ama biz buna Kürtlerin çatışması ya da Kürtlerin rekabeti demiyoruz değil mi?
Neticede ülkemizin problemi bu.
Yani Güneydoğu'nun problemi.
Birbirine düşman olan Türk köyler de var olabilir yani bu.
Öyle bir ayrım değil bu.
Buradaki mesele zehirli inanç.
İnanç dediğimiz duygunun ne kadar tehlikeli noktalara varabileceği ve siz inancınızı yanlış adreslere yönlendirdiğinizde ne kadar karanlıklaşabileceğiniz
üzerine bir film bu.
Ve filmin zaaflarından bir tanesi de şu ki Az önce dedim ya filmin başında Mesut karakteri nefis bir karakter olarak sunuluyor.
Ama filmin ilerleyen zamanlarında tabi ki kötü adama dönüşüyor.
Katliamı yapan köyün lideri neticede.
O katliamı ateşleyen kişi.
Köydeki bir kadın kendi karısının daha önce hizmetçilik yaptığı köyün ağasının evinde yaşadıklarını kendisine anlattırıyordu dedim ya.
Orada çok ahlaksızca, iğrenç bir sürü şeyler yaşanıyormuş ya.
Bunu anlatıyor kadın Mesut karakterine.
Mesut o kadına anlattırıyor diyor ki gel bana anlat.
O da diyor ki ya abi ben sana bunları nasıl anlatırım bunlar ayıp.
Ayıp şeyler yani benim bunları anlatamam utanırım.
O da diyor ki anlat. Zorluyor yani onu anlatması için.
Zorlarken biz şunu anlıyoruz.
Diyoruz ki herhalde o köyün ne kadar iğrenç bir köy olduğuna dair açılımlar istiyor.
Ve o köyde neler döndüğüne dair de bilgisi olursa o köyü alt edebilmek için de bilgiler edinmiş olur.
Böyle anlıyoruz en başta.
Ancak ikinci, üçüncü anlatmada o anlatılanlardan tahrik olduğuna dair bir mesaj iletiyor bize Emin Alper.
Bakınız filmin başında son derece ahlaklı, dindar, inançlı işte diyorum köyü, ülkesi için hayatını veren adam.
Cinsel fanteziler dinleyen bir karaktere dönüşüyor mu desem?
Artık bu dönüşümü ikna edici bulur musunuz diye topu size mi atsam?
Bilmiyorum arkadaşlar. Ya onları o yüzden mi dinliyordu o?
O muydu yani olay?
Heyecan duyarak mı dinliyor?
Bir de kendi karısı yani. O erotik, o pornografik öykülerin...
karakterlerinden biri de kendi karısı ya da kendi karısını öldürmek istiyor da mesela hani benim karım ne kadar iğrenç bir kadınmış gel bana anlat diye mi anlattırıyordu da karısını öldürecekti de karısı kaçtı gitti diyelim
ki bunu da tam anlayamıyorsunuz ama o sahneler çok güzel çekildiği için böyle gerilimli olduğu için izliyorsunuz ama bakalım bunun altından bir şey çıkacak diyorsunuz ve sonunda ne yazık ki çok kötü bir şey çıkıyor buradan şu noktaya
bağlayacağım film Şimdi bu tip filmlerde şöyle bir durum vardır.
Bir toplumsal ayaklanma ve bir girişim var ve bu girişimin bir lideri var.
İşte burada da Mesut. Bu filmler o topluluğun yaşadığı dramatik dönüşümü anlatırken aynı zamanda baş karakterin yani o toplumun kahramanının da dönüşümünü ve yükselişini
aynı anda anlatır.
Mesela işte Matrix'te insanlar makinelere savaşıyor ya ama o aynı zamanda Neo'nun da hikayesi değil mi?
Kahramana dönüşüp İşte bu filmde köyün yaşadığı gerilim, yükseliş, patlama ve katliam çok güzel anlatılıyor ama Mesut karakterinin
yaşadığı yükseliş ve dönüşüm ne yazık ki hem eksik hem de ikna edici değil.
Kendi köyünü ayaklandırıp bir katliama yöneltmesi konusunda ikna oluyorsunuz ama karısıyla Ya da kendi iç çatışmasıyla yaşadığı o gerilimden ikna olmuyorsunuz
arkadaşlar. O eksik ne yazık ki.
Bu bağlamda Emin Alper bir köy hikayesi olarak mükemmel bir film çekmiş.
Ama Mesut'un hikayesi olarak ne yazık ki eksik bir hikaye yazmış ve çekmiş.
Ama her şekilde Kurtuluş filmi çok iyi bir film arkadaşlar.
Eksiklerine rağmen yine de harika bir film.
Evet çok uzattım kusura bakmayın yine çok böyle daldan dala atladığım çok dağınık bir anlatım oldu ama mümkün olan tüm alt başlıklara uğramaya çalıştım.
Umarım size yeterince doyurucu bir inceleme sunabilmişimdir.
Her şekilde Emin Alper'in son filmi Kurtuluş'u izlemenizi tavsiye ediyorum.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Emin Alper'in son filmi...
Kurtuluş incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
