
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sinemanın gündemini ve Korku Seansı 4 Son Ayin filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Korku seansı 4 son ayın filminden bahsetmeye çalışacağız.
Malum Conjuring serisi ve evreni gerçekten çok başarılı oldu.
Film halen gösterimde ve gerek dünyada gerek ülkemizde ilgiyle karşılandı.
Hasılatı yüksek gayet de sevilmiş gibi görünüyor.
Bir süre önce gösterime girmişti aslında.
Ben biraz gecikmeli bu filmin incelemesine size sunuyorum.
Ama gündemde biraz yoğundu.
Anlatacak başka birçok film var.
Mesela hemen belirteyim şu an yine gösterimde olan yılın önemli filmlerinden biri Savaş Üstüne Savaş'ı da izledim.
Önümüzdeki hafta da onun incelemesine size sunacağım ama Conjuring ondan daha önce gösterime girdiği için bu hafta Conjuring konuşalım dedim.
Ancak ondan önce...
Geçen hafta belirtememiştik, bu hafta belirtmiş olayım.
Duyduğunuz gibi jenerik müziğimizi değiştirdik.
Johann Sebastian Bach'ın Badineriye eserinin güncel bir yorumu diyelim.
Umarım hoşunuza gitmiştir.
Evet, şimdi bu haftanın gündemi.
Ve ne yazık ki haftanın gündemine de bir kayıp haberiyle başlamak zorundayız.
Geçtiğimiz hafta sinema tarihinin gerçekten en önemli, en değerli oyuncularından biri olan Diane Keaton'u kaybettik.
Diane Keaton 1946 doğumluydu, 79 yaşındaydı.
Kariyeri gerçekten başyapıt dolu arkadaşlar.
Zaten bir tane de Oscar'ı var.
Hangi filmlerinden bahsetsem gerçekten bilemiyorum yani.
Kariyerinin en önemli filmlerini ise 1970'li yıllarda yapmıştı dersek pek de yanılmış olmayız.
3 tane örnek film vereceğim ki zaten bunlar Diane Keaton'un ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu bize gösterecek.
Bir tanesi elbette Francis Ford Coppola'nın Godfather üçlemesi.
Bu üçlemede Al Pacino'nun eşi olan...
Kay Adams karakterini oynuyordu.
Olağanüstü bir oyunculuk sergilemişti.
Yani Godfather üçlemesinin en duygusal, en hisli tarafını temsil eden karakterlerden bir tanesiydi.
Oyunculuğu da muhteşemdi zaten.
Onun dışında Woody Allen'la çok derin bir dostluğu olduğunu biliyoruz ve Woody Allen'ın en önemli iki filmi olan bir tanesi Annie Hall, bir tanesi de Manhattan filmlerinde
de Woody Allen'la başrolde oynamıştı ve Muhteşem performanslar sergilemişti.
Çok eğitimli, çok entelektüel, olağanüstü bir oyunculuk yeteneği.
Özel hayatında da son derece saygı uyandırıcı, herkesin sevdiği, saydığı, yani nerede onu görsek böyle bir ışıltı saçan muhteşem bir oyuncuydu.
Ve aynı zamanda da çok böyle klasik bir Hollywood...
oyuncusu tiplemesi de değildi aslında yani tırnak içinde bir kadın olarak güzelliğiyle meşhur olmuş ya da bir oyuncu olmuş bir oyuncu sayılmazdı.
Elbette gayet güzel bir kadındı çok alımlı bir kadındı ama güzelliğinden çok oyunculuk performansını ısrarla sunduğu rollerle Hollywood'da başarılı olmuş çok saygın bir oyuncuydu.
Unutulmayacaktır saygıyla anılacaktır diyorum.
Geçtiğimiz hafta ben size Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yaptığı bir kampanyayı gecikmeli olarak hatırlatmıştım.
İki gün için 27-28 Eylül tarihleri arasında sinema biletleri 80 lira olarak satılmıştı.
Bu çok iyi bir şey bu devam etmeli bu tip kampanyalar olmalı diye bahsetmiştim.
İşte 27-28 Eylül tarihlerinin izleyici rakamları ortaya çıktı ki...
Bu tarihlerde toplam 780 bin izleyici sinema salonlarına koştu ve bu yüksek ilgiden de yola çıkarak 2025 yılı Eylül ayı izleyici rakamı...
Tüm zamanların rekorunu kırdı.
İşte bu indirimden de tekrar görüyoruz ki insanların sinemadan uzaklaşmasının sebeplerinden bir tanesi hatta ilk akla gelen sebep ne yazık
ki pahalılık ve ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik kriz.
Ve buna ek olarak da demiştik ki evet bu kampanyalar devam etmeli.
Kültürü ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy geçtiğimiz hafta bir açıklama daha yaptı.
Bu kez gecikmeden sizi burada hatırlatmış oluyorum.
Bakanın açıklamasına göre 31 Aralık 2025 tarihine kadar yani bu yılın sonuna kadar Her çarşamba günü bilet fiyatları en fazla
120 lira olacak arkadaşlar.
Bu da gerçekten çok kayda değer bir indirim.
Salonların vasfına göre bilet fiyatları değişiyor ama en ucuz bilet fiyatı bugün için büyük şehirlerde 350 lira civarında.
Üçte biri fiyatını film izleyebileceğiz.
Bunu mümkün olduğunca duyurmamız lazım.
Tüm sinema severler bu indirimden faydalansın isteriz.
Tekrar söylüyorum. Evet
çok güzel bir film geliyor.
Hangi film biliyor musunuz? Türk sinemasının unutulmaz oyuncusu Adile Naşit'in yaşamını kanu alan Adile filmi.
BKM yapıyor Türkiye'nin en büyük yapım şirketlerinden bir tanesi yüksek olasılıkla yüksek bütçeli bir yapım olacaktır ve bu yapımın yönetmenlik koltuğunda da Çağan Irmak var.
Çağan Irmak bir film yapıyorsa ilgi görecektir.
Film 5 Aralık 2025'de gösterime girecek yani bu hafta itibariyle yaklaşık 2 ay bir süre var.
Yakın zamanda merakla beklenen bir başka film var.
Hangisi? Guillermo del Toro'nun Frankenstein uyarlaması.
Frankenstein sinema tarihinde daha önce birçok kez uyarlandı.
Tabi başarılı olanlar oldu, başarılı olamayanlar oldu.
Ancak işte bu son uyarlama ben de bu yapımı ilk duyduğumda dedim harika.
Çok güzel. Çünkü Frankenstein karakteri, onun öyküsü, Guillermo del Toro'nun sinemasına, onun anlatımına son derece uygun bir proje bence.
Film 7 Kasım'da gösterime girecek.
Bir aydan az bir süre kalmış durumda.
Bu arada tabi ki belirtelim bu film bir Netflix projesi.
Yani sinema salonlarında gösterime girmeyecek.
Netflix'de izleyebilirsiniz.
Bunu da buradan hatırlatmış olalım.
Şimdi gelelim Korku Seansı 4 son ayın filmine.
Korku Seansı bir evren.
2013 yılında yakın dönemin parlak yönetmenlerinden biri olan James Wan'ın başlattığı bir seriydi bu.
İlk film o kadar sevildi ki, yani neredeyse 2000'ler korku filmi ya da evreni efsanesine dönüştü dersek çok da abartmış olmayız.
Şimdi sinema tarihinde hani küçük bir parantez açayım biraz da sinema tarihi bilgisi verelim hazır.
Conjuring'den bahsederken şimdi korku filmleri tarihinde korku sineması şöyle bir kendi içerisinde bir paslaşma yaşıyor.
Nasıl biliyor musunuz? Korkutucu imgeyi göstermeden daha çok tedirginlik ve gerilim yaratarak psikolojik hisli biraz daha durağan bir
korku sinemasıyla Korkutucu ögeyi açıkça gösteren, tam olarak korkutan ve ürküten biraz daha hoyrat bir korku sineması anlayışı sürekli bir değişim
ve dönüşüm yaşıyor böyle. Yani bir 10-15 yıllık bir dönemde ilk korku filmi akımına gidiyoruz.
Sonra ikinci korku filmi akımına gidiyoruz.
Korku sineması göstermeyip geren, gösterip korkutan.
Diye iki ana adanın kendi arasında paslaşmasıyla süre gidiyor.
Bu hep böyle oldu yani. İşte en son 1999 yılında Beyanaç Şamalaya'nın 6.
His filmi bahsettiğim ilk ana tür korku sinemasını...
Tekrar gündeme getirmişti.
Korkutucu ögeyi göstermeyen, biraz daha durağan, biraz daha tedirgin edici ve gerilim filmi dokusu yaşatan bir korku sineması anlayışıydı o.
2010'lara kadar bu korku filmi anlayışı genel olarak korku türüne hakimdi diyebiliriz.
İşte 2013 yılında yapılan The Conjuring filmi...
Yine korku sinemasının odağını bahsettiğim ikinci korku sineması anlayışına evriltti.
Conjuring'de ise son derece sarsıcı, korkutucu ögeyi gösteren, neyin ne olacağı belli olmayan her an yani o dramatik patlamaların ya da o korku sahnelerinin böyle
hiç beklenmedik bir anda karşımıza gelebildiği korku filmi anlayışının tekrar popüler olması ve korku sinemasına hakim olmasıydı.
Ve aynı zamanda Conjuring'in bir de şöyle bir özelliği vardı.
Korku sineması sinema tarihinde sınırları en net çizilmiş birbirlerinden ayrı çok sayıda alt türe sahip sinemalardan bir tanesidir.
İşte vampir korkusu, şeytan korkusu, zombi korkusu, perili ev filmleri, yaratık filmleri gibi öyküleri, karakterleri, anlatım biçimleri hayli kendine has
ve birbirinden Kalın çizgilerle ayrılmış alt türlere sahip bir tür iken korku sineması The Conjuring filmi birkaç türü bir arada barındırarak
gerçekten en yüksek seviyede korkutucu yapı inşa ediyordu.
Conjuring'in içerisinde hem perilev korkusu vardı hem egzorsizm...
türünden yani bir şeytan korkusu vardı.
Birçok şey iç içeydi.
Ondan dolayı da Conjuring son derece başarılı olmuş bir korku filmiydi.
Türler arasında gezinmekten hiç kaçınmıyordu James Wan ve zaten James Wan şimdi nasıl bir yönetmen biliyor musunuz?
James Wan türlerin içerisinde kalan ama o türlerin sınırlarını biraz böyle zorlayan yani o türü başka türlere yaklaştıran Alışıldık bazı
kalıpları ters yüz etmeye istekli bir yönetmen zaten.
Ondan dolayı da Conjuring onun bütün sinemasal üslubunu barındıran ve bu üslubu da korku sineması gramerine tercüme eden bir filmdi.
Şimdi bu başarının ardından 3 tane daha korku seansı bölümü yapıldı.
Buna ek olarak korku seansı filmlerinde Annabelle diye bir böyle yapma bebek gibi karakter vardı.
O çok önemli bir karakterdi yani.
Bir hani yapma bir bebek olsa da hani bir insan olmasa da son derece önemli bir korku ögesiydi diyelim.
O Annabelle üzerine 3 ayrı spin-off filmi yapıldı ve ayrıca bizde dehşetin yüzü adıyla gösterime giren orijinal adıyla The Nun olan
İki de ayrı film yapıldı.
Bunlar da Conjuring'in içerisinden çıkan spin-off filmlerdi.
Bana göre The Nun çok iyiydi.
Yani neredeyse Conjuring filmine yakın seviyede iyi bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Nun ikilemesinin diyeyim.
Ancak Annabelle filmleri o kadar iyi değildi bence.
Yine kötü diyemem. Onlar da kötü filmler değillerdi ama Conjuring ya da Nun kadar iyi değildi.
Ama her şekilde ilk filmin bu başarısının üzerine 3 devam filmi ve ayrıca 5 ayrı spin-off filminin yapılması elbette Conjuring'in son derece
başarılı bir film olduğunu gösteriyor.
Bir evren yaratmış bir film olduğunu gösteriyor neticede.
Ondan dolayı 2000'lerin en önemli korku filmlerinin arasında Conjuring'i sayarsak hiç de abartmış olmayız.
Şeytan çıkarma ya da işte çeşitli doğaüstü varlıkların istila ettiği evleri bu tip vakaları inceleyen gerçek iki karakterden esinleniliyor.
O karakterlerin yaşadıklarının anlatıldığı...
İddia edildiği filmler bunlar.
Bunun üzerine ayrı bir yorum yapacağım birazdan.
Oraya geleceğiz. Şimdi Ed ve Lorraine Warren çifti bu konuda artık uzman olmuşlar.
Yani doğaüstü varlıklar, paranormal olaylar, şeytanlar, periler, cinler, ruhlar falan artık her türden korku filmi motifine hakim olmuşlar.
Ve bu tip doğaüstü olayları yaşanan evlere ya da yaşayan ailelere destekler veriyorlar.
Bu çalışmalarını biraz da böyle basına, kamuoyuna, tüm dünyaya gösterebilmek, tanıtmak için de böyle işe biraz daha ciddi yaklaşıyorlar.
Yani işte kameralarla görüntüler alıyorlar, sesler kaydediyorlar, yaptıkları her şeyi günlüklere kaydediyorlar.
İşlerine biraz daha ciddi yaklaşan bir çift olduklarını anlıyoruz ki.
Tabii ilk film... Çok başarılı olunca devam filmleri ya da spin-off'larda elbette onların formülünü barındıracak değil mi?
Elbette. Şimdi ilk film bu kadar başarılı olmuş.
Onun alfabesini devam ettirmemizde hiçbir sakınca yok.
Peki... Nedir Conjuring evreninin temel formülü?
Şimdi Ed Warren ve Lorraine Warren elbette kendi konularının uzmanları ancak kendi hayatlarında da tabii gayet aklı başında, düzenli hayatları olan pırıl pırıl insanlar bir şekilde bir yerlerden
bir haberler geliyor. Yani şurada işte doğaüstü varlıklar şu aileye, şu eve musallat olmuş.
Warrenlar oraya geliyorlar önce aileyle bir tanışıyorlar.
Ondan sonra o eve düzeneklerini kuruyorlar ve doğaüstü olayların meydana gelmesini bekliyorlar.
Ancak meydana gelen doğaüstü olaylar hemen her zaman Warrenları bile şaşırtacak hatta ürkütecek kadar yüksek telden oluyor.
Tabi ki başlarına gelen korkutucu olaya onlar...
birer profesyonel yani hani biz buraya bu işi çözmeye geldik gibi bir intibayla gelmiş olsalar da O olay elbette onların da üzerine sıçrıyor.
Yani onların da hayatları, varlıkları riske giriyor.
O yardımcı olmak istedikleri aileyi kurtarmaktansa elbette kendilerini de kurtarmak zorunda kalıyorlar.
Bütün Conjuring bölümlerinde karakter sayısı çok.
Ondan dolayı da Conjuring ve spin-off bölümleri gerçekten başarılı filmler.
Şimdi gelelim artık son filme.
Son film nasıl? geçmiş korku seansı bölümlerine göre eleştirilerin ve puanların biraz daha düşük olduğunu gördüm.
Ama arkadaşlar ben bu filmin diğer Conjuring bölümlerinden ya da spin-off filmlerinin hiçbirinden bir eksiği olduğunu düşünmüyorum.
Tabii ki şimdi ilk filmi bir kenara ayıralım değil mi?
Elbette o efsaneyi başlatan, evreni başlatan ilk film, öncü film.
Elbette o en iyisi.
Ancak ondan sonrakiler işte 2, 3, 4 işte ana beller, dınlanlar falan tamam hepsi iyi okey.
İşte bu dördüncü filmde aynı formülü sürdürüyor, ayrı teknik özende, öykü yine gayet detaylı, karakterler yine çok güzel, akış efektleri, korku sahneleri falan hiçbir eksik olduğunu
düşünmüyorum ben bir kere.
Ancak genel olarak bu filmin şöyle bir zayıf tarafı var aslında ben tüm bu korku seansı evreninin de...
En büyük zayıflığının bu olduğunu düşünüyorum.
Bu da ne biliyor musunuz arkadaşlar? Şöyle ki...
Pardon önce filmin kısaca bir öyküsünden bahsedeyim mi?
O esas zayıflığa da tabii öyküyü anlattıktan sonra gireyim.
Şimdi burada Ed ve Lorraine Warren karakterinin ilk bu işlere başladığı zamanlara dönüyoruz.
Yani daha işte yeni evlenmişler.
Bir olaya gitmişler.
O olayla pek de böyle başa çıkamamışlar.
Yardımcı olmak istedikleri genç bir kadın var.
Ona yardımcı olamamışlar.
Ve o olaydayken Lorraine henüz hamileymiş.
Ve o olaydan dolayı taşıdığı çocuğuna bir şeyler bulaşıyor gibi bir şey.
Bir lanet. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra tabii işte kızları Judy dünyaya geliyor.
Büyüyor. Tabii onun da doğası güçleri var.
Annesi Lorraine onu eğitiyor.
İşte öyle bir şey gördüğünde tekerleme gibi bir şarkı mırıldanıyor.
Hani bunu yaptığında o korkutucu nesneden uzaklaşacaksın.
O yok. yok olacak, kaybolacak. Onu bu doğaüstü gücünden, o algısını baskılamaya çalışıyor yani.
Ondan onu kurtarmaya çalışıyor.
Onun belki de bir lanet olduğunu düşünüyor.
Çelişki bir bir kere. Şimdi sen Lorraine ve eşin Ed, bu tarafınız çok güçlü ki Lorraine'in de zaten Ed'den daha güçlü.
Kendisi o algısıyla daha önemli biri olmuş.
O algısına sarılmış. Bir şekilde o algısının üzerine gitmiş.
Onu eğitmiş. Ancak kızından bunu yapmasını istemiyor.
Şimdi bu normal mi?
Adil mi? Hakkaniyetli mi?
Değil bence hiç de. Hani mantıklı bir şey değil yani.
Ama tabii bu bir lanet olabilir.
Defalarca kez hayatları riske girdi.
Çok ciddi tehlikeler, korkuluculuklar atlattılar falan.
Ondan dolayı kızının bu özelliğini baskılamaya çalışıyor.
Şimdi burada küçük bir çelişki var.
Neyse Judith evlenme yaşına gelmiş.
Ve artık kendileri bir de bu arada Edward'ın erkek karakter bir kalp rahatsızlığından muzdarip.
Lorraine ve Ed diyorlar ki artık biz yaşlandık.
Artık bu işlerle uğraşmayacağız.
ilgilenmeyeceğiz yani. Ancak bir yerlerden bir korkutuculuk haberi geliyor ve işte kızları Judy kalkıp oraya gidiyor.
Bu vakayla ilgileniyor ve Lorraine ile Ed de kendi kızlarını almak için.
Kendileri tekrar bu işin içerisine girmek istemeseler de bir nevi kızlarının baskısıyla son bir vaka almak durumunda kalıyorlar ve elbette burada da hem kızlarının hem de kendilerinin
hani bir de kızlarının Yeni bir erkek, bir sevgili karakteri falan var.
Artık işte evlenmeyi düşünüyorlar, yüzük takıyorlar falan.
Hani aileye yeni katılan bir de damat var.
Onunla birlikte yani dört Warren ailesi üyesi diyelim.
Birlikte bu olayı çözmek için yeni bir korku macerasına atılıyorlar.
Filmin kabaca öyküsü de böyle zaten.
Şimdi burada ciddi bir sıkıntı var diyecektim.
Şu şekilde arkadaşlar. Şimdi Warren ailesi gerçek hayatta var olmuşlar zaten.
Şimdi film bunu anlatıyor.
Conjuring serisinde dini etki ve tabii ki şimdi olaylar Amerika'da süre gittiği için daha çok Hristiyanlıktan ve özellikle de tabii ki kiliseden ve Katoliklikten bahsediyoruz
değil mi? Neticede Katolik kiliseler var.
Oradaki tüm rahipler, pederler Katolik kiliseye bağlı.
Hepsi kayıtlı, resmi kuruluşlar bunlar.
Ancak Conjuring evreninde dinin gücü, Katolikliğin gücü haç dediğimiz o imgenin gücü her zaman yetersiz olmuştur.
Mesela hiçbir konjürük filminde bir rahip karakter çok güçlü olmamıştır.
Olayı çözen kişi olmamıştır.
Mesela egzorsist'teki gibi.
Yani din dediğimiz olguyu ve temayı Conjuring evreni sırtlanan ve onun savunucusu olan bir seri ve evren olmadı hiçbir zaman.
Warren ailesi kendi içlerindeki inançla, birbirlerine olan bağlılıkla, aile değerleriyle, dostlukla olayı çözmüştür böyle.
Yani sırtını dine dayamamıştır hiçbir zaman.
Warren ekibi. İncil'den, kutsal kitaptan pasajlar okuyorlar, dua ediyorlar.
Ellerinde haç oluyor yani.
Hani olmuyor değil. Bu insanlar işte ateist ya da deist falan değiller.
Okey. İnançlı insanlar ama dayandıkları şey yüksek oranda din değil.
İşte bu filmde de, şimdi finali söylemeyeyim tabii ama Ed Warren karakteri korkutucu imgeye karşı kutsal kitaptan bir şeyler okuyor.
İşte haç tutuyor.
Yetmiyor. Bakınız yetmiyor.
Buna dikkat ediniz. Bu çok önemli bir detay.
Hatta filmde bir rahip karakter var.
O rahip karakter o korkutucu ögenin saldırısına maruz kalıyor.
O da haç çıkarıyor. Şimdi bu haç neticede tam bir dini sembol yani.
Şimdi sen haçı yok edersen, yetersiz gösterirsen aslında bu biraz dinin yetersiz bir inanç türü.
olduğunu simgeleyecek bir şey olur değil mi?
İşte öyle. Tam da öyle yani.
Bu filmde de öyle. Yani dini yeterli bir inanç sistemi, bir güç, bir destek olarak görmüyor bu filmde.
Ancak anne ve kızın hani en başta anne kızına bu gücünü kullanma, bu gücü baskıla telkinde bulunuyordu ya.
İşte bu filmin finalinde öyle yapma diyor.
Yani gözünü kapatma.
Kendi içindeki güce, yeteneğine ve inancına dayan.
gibi bir öneri sunuyor kızına ve anne ve kız birleşip o şekilde kötücül gücü durduruyorlar.
Bakınız burada da şöyle bir ayrım oluyor.
Erkek karakter Ed Warren dine dayanarak haç imgesine ve kutsal kitaba dayanarak kötücül gücü durdurmaya çalışıyor.
Olmuyor. Eşi ve kızı yani kadınlar Kendi iç inançlarına birbirlerine olan güvenine aile hislerine annelik kızlık hislerine inançlarına dayanarak
ve güvenerek kötücül gücü durduruyorlar.
Burada da film bir anlamda dinin var ve önemli ancak yetersiz bir güç kaynağı olduğunu iddia ediyor film.
Buradan da az önceki noktaya geleceğim.
Dedim ya hani din etkisi vardır ama birazdan söyleyeceğim.
Şimdi burada da şöyle bir çelişki var.
Film gerçek hayattan alıntıdır diyor ya gerçek hayatta çoğu insan dünyanın birçok yerinde korkutucu bir imgeyle karşı karşıya geldiğinde dua okur sırtını
dine yaslar din adamlarına yaslar değil mi?
Bir şekilde doğaüstü paranormal korkutucu bir şeylerle karşı karşıya kalan insanlar...
Dinlerinden destek alırlar.
İşte burada gerçek hayattan bir öykü anlatıyoruz diyorlar.
İşin içerisinde kilise var, papaz var, işte haç var, kutsal kitap var falan.
Hani gerçek hayattan alıyoruz. Ama o zayıf diyor film bir anlamda.
Şimdi hangisi yani Warrenlar dinden destek alıyor muydu almıyor muydu?
Alıyorlarsa... Bunun yetersiz olduğunu hiç anlatmışlar mı acaba?
Bir notlarında, bir kayıtlarında.
Yani elime ha çaldım ben.
İşte o korkutucuyum diye tuttum.
Yetmedi. Olmadı yani.
Sonra işte başka bir şey yaptım ve durdurdum falan.
Böyle bir demeçleri var mı?
Hadi bakalım. Yani bu çok cesurca bir şey olurdu değil mi?
Arkadaşlar yani ben sırtımı dine dayadım.
Olmadı. Sonra kendi içimdeki inançla, kendime olan inancımla direndim oldu.
Var mı böyle bir Ed ya da Lorraine Warren anısı, notu?
Bilmiyorum. Yani film bu noktada bir şey yaratıyor böyle yani bir boşluk yaratıyor ya da bir boşluk içeriyor diyeyim.
Ne kadar gerçek hayat, ne kadar dini inanca sırtını dayayan bir yapı ya da ne kadar...
Onun yetersizliğini gösterip dini boş verin siz kendi içinizdeki inanca sahip çıkın ve ona güvenin.
Mesajlı bir film Conjuring 4.
İşte bu noktada ben bu filmde bir boşluk bir eksiklik görüyorum.
Ama yani evet bu neticede bir gişe filmi.
İşin mesajına alt metnine ne kadar yer ayırıyor bu konuda ne kadar bize mesaj vermeye çalışıyor işin orası biraz.
Muhallak yani. Ama hani tüm bunlar bir kenara evet yani James Wan harika bir şey başlatmıştı.
O başlattığı şeyle hala devam ediyor.
İlk iki filmi kendi yönetmişti.
Üçüncü ve dördüncü filmi Michael Chaves diye başka bir yönetmen yönetmişti.
Bunun da yönetmeni Michael Chaves ve ben onun görselinde, yönetmenliğinde, kurgusunda James Wan'dan çok da aşağıda bir seviye görmüyorum.
Gayet güzel yönetiyor yani filmleri.
Her şey güzel. Korku Seansı 4 son ayın filmi bence gayet iyi bir film.
Hem türün meraklısıysanız hem de güzel bir akşam geçirmek istiyorsanız Korku Seansı 4 filmini izlemenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Korku Seansı 4 son ayın filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
