
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda haftanın gündemini ve şu an gösterimde olup yoğun ilgiyle karşılanan Günahkârlar filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögeli birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bu filmin üzerine söylenecek gerçekten çok şey var.
IMDb'deki notlarına ve genel olarak eleştirilere, aynı zamanda gişe getirisine bakacak olursanız yılın en önemli ve hatta en iyi filminden bahsediyor olmamız lazım.
Ama ben hiç de o fikirde değilim.
Bugün hepsinden bahsetmeye çalışacağız.
Ama önce sinemanın gündemi.
Şimdi sinemanın gündemi de bir garip eski çok sevdiğimiz sinemayla biraz olsun ilgisi olan hemen her sinema severin de zaten izlemiş olduğu çok sayıda film tekrar gösterimde.
Hangi filmler bunlar?
Mesela Star Wars bölüm 3 City'nin İntikamı gösterimde.
Christopher Nolan'ın Yıldızlar Arası filmi gösterimde.
Quentin Tarantino'nun başyapıtı Pulp Fiction gösterimde Luke Besson'un yine 90'lar başyapıtı diyebileceğimiz Leon filmi gösterimde yine Christopher Nolan'ın çok sevilen
Inception filmi gösterimde bu başyapıtları tekrar büyük perdede izlemek isteyen sinema sever arkadaşlar olacaktır.
Ben yine de buradan size hatırlatmış olayım.
Son birkaç haftadır tabii ki Türkiye gişelerinde en çok izlenen film ki aynı zamanda dünya gişelerinde de en çok izlenen filmler arasında Minecraft filmi.
Minecraft filminin hasılatı 800 milyon doların üzerine çıktığı bu gerçekten çok iyi bir hasılat yani.
Zaten demiştik hani Minecraft evet çok sevilen bir oyun onun uyarlaması da yüksek olasılıkla çok başarılı olacaktır gişede.
Tahmin ettiğimiz gibi de oldu.
Ama yine hatırlatmış olayım.
Arkadaşlar film çok kötü.
Ben zor katlandım.
Çok da tavsiye edemediğimi buradan tekrar göstermiş olayım.
Bu hafta sonu hem Amerika'da hem de dünyada bugün de size bir incelemesini sunacağım.
Sinners filmi gişenin lideriydi.
Bu film daha ilk haftasında 160 milyon dolar hasılata ulaştı.
Bu gerçekten çok iyi bir rakam.
Şimdi bu haftanın sinema gündemlerinden bir tanesi değil ama bu benim ihmalkarlığıma denk geldi.
Ben size bir filmden bahsetmem lazımdı.
Bundan dolayı özür diliyorum.
Şöyle söyleyeyim. Şimdi bunu nasıl telaffuz etmem lazım?
Hani aynen yazıldığı gibi okuyayım.
Neza diye bir film var.
Yani Neza diye yazılıyor.
Bunun ikinci bölümü Neza 2.
Çin sinema endüstrisinin yaptığı bir animasyon film bu arkadaşlar ve birinci bölüm var bu da adından da anlaşılabileceği gibi ikinci film.
Bu film dünya çapında şu an 1.9 milyar dolar hasılata ulaşmış durumda.
Yani daha ilk haftasında böyle 1 milyar dolar falan kırılmadık rekor bırakmadı bu animasyon film ve tüm dünyadaki başarısı da.
1.9 milyar dolara ulaşınca artık yani neredeyse 2 milyar böyle hani titanik hasılatı falan oluyor yani.
Gerçekten inanılmaz bir başarı bu.
Türkiye'de göstereme girmedi diye hatırlıyorum ben hiç.
Ben izlemeye çalışacağım gerçekten.
Çünkü bu kadar büyük başarıya kayıtsız kalmak mümkün değil.
Ve aynı zamanda Neza 2 filminin başarısı hem Çin sinema endüstrisinin ayak sesleri gibi yani Hollywood'a da bir rakip haline gelmesi.
Mesajını veriyor. Aynı zamanda Çin'in animasyon sinema dünyasında da son derece güçlü ve başarılı bir ülke haline geldiğini bize müjdeliyor.
Hollywood'a yeni bir rakip çıkıyor gibi görebiliriz.
Hani bu yeni bir şey değil aslında yani uzak doğudan gelen başarılı animeler, çizgi filmler.
Yeni değil ama işte bu Neza 2'nin başarısı ayrı bir kilometre taşı bir köşe taşı oldu diyebiliriz.
Anmış olayım ilgisini çeken merak eden Neza 2'ye bir göz atmanızı tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Evet şimdi bir başka sinema gündemi bu sene Venedik Film Festivali 82.
kez izleyicilerle buluşacak ve bu yılki festivalin jüri başkanı Alexander Payne.
Alexander Payne'i ben bugüne kadar yaptığım sayısız sinematristi anmışımdır.
Benim çok sevdiğim, muhteşem bir yönetmen.
Ve tabii Alexander Payne'in jüri başkanı olmasıyla Venedik Film Festivali'nin seçkisi de açıklandı.
Ben uzun uzun anlatmayayım.
İlgisini çeken arkadaşlar kısa bir aramayla Venedik Film Festivali'nin detaylarına ulaşabilirler.
Yine bu hafta çok ilginç ve şahsen benim hoşuma giden bir haber var.
Şöyle ki şimdi biliyorsunuz bu yılki Oscar ödüllerinde The Brutalist filmi Oscar gecesinin galibi oldu diyebiliriz.
Hoş Oscarlar biraz böyle dengeli dağıtılmıştı yani çok fazla Oscar olan tek bir film olmamıştı ama Brutalist yine gecenin galiplerinden bir tanesiydi diyelim en azından.
Ancak Brutalist filmi bir açıdan eleştirilip tartışmalara konu olmuştu.
Neydi bu? Hem seslendirmesinde hem de efektlerinde işte görüntü yönetiminde yapay zeka kullanıldığı açıklanmıştı ve bu bir kesim tarafından
eleştirilmişti. Ben de bunu sinematristlerde konu etmiştim.
Şimdi işte bununla ilgili bir haber var.
Oscar komitesi bir açıklama yapmış ve...
Yapay zeka kullanılan filmler Oscar'larda yarışabilecek.
Bir kesim yapay zeka kullanılan filmler işte Oscar'larda yarışmasın yani Oscar seçkisine alınmasın gibi tekliflerde ya da önerilerde bulunmuştu.
İşte Akademi bu önerileri çok da dikkate almadığını bu şekilde göstermiş oldu.
Tabi bu haberde bir de şöyle bir şey var.
Ne kadar insan emeği olduğu da dikkate alınacak diye bir not düşünmüş.
Bu şu anlama geliyor. Yapay zekalı filmler avantajlı olmayacak.
Yani hala akademi insan emeğine biraz daha fazla değer veriyor gibi bir alt metin var orada diyebiliriz.
Burada şöyle küçük bir parantez açayım arkadaşlar.
Şimdi ben yaşımın verdiği avantajla yani 40 yaşını geçmiş bir sinema severim.
Ta 80'lerde falan çocuktum ben 90'ları falan baya sıcak sıcak yaşadım.
Şimdi sinema dünyasında diyeyim sinema endüstrisinde diyeyim daha doğrusu atılımlar olur.
Bu çok normal yani teknoloji gelişiyor ve sinema yapma biçimleri de elbette değişiyor.
Eskiden bir havadan çekim yapabilmek için işte sinemacılar helikopter tutarlardı orada özel teknik gereklilikleri olan ekipmanlar kullanırlardı falan filan bir sürü şey.
Şimdi 3 kuruşluk bir drone ile aslan gibi havadan çekim yapıyorsunuz.
Dijital sinema mesela ben ilk kısa filmimi 2012 yılında taraflı bölgeyi dijital kamerayla çekmiştim.
Ve 2010'larda dijital kameralar çok böyle patlamıştı yani dijital dijital dijital sinema falan diye.
Çok sevdiğimiz arkadaşımız dostumuz İlker Canikligil mesela dijital video ile sinema diye bir kitap yazmıştı.
Mesela o kitap amatör sinemacıları arasında İlker Canikligil gerçekten böyle efsane bir isimdir.
Yani çok saygı duyduğumuz öncü bir isimdir.
Dijitalle sinema yapmak hem bütçeleri düşüren herkesin sinema yapabileceği müjdesini veren çok önemli bir sinema teknolojisi atılımıydı.
Bir tane daha örnek vereyim.
Bir de ta 90'larda Steven Spielberg'in Jurassic Park'la CGI dediğimiz Computer Generated Images yani bilgisayarda yaratılan imajlar, görseller teknolojisini sinema dünyasına
kazandırmasıydı. Şimdi bu örneğini verdiğim tüm sinema teknolojileri Önce böyle bir şeyle karşılanır.
Tepkiyle. İşte öyle sinema mı olur?
Kısayarda yaratılan şeyler sinemayı öldürdü bitirdi.
Her şey çok yapay. İşte dijital de sinema mı?
Dijital sinema mı olur? Efendim sinema dediğim filmdir.
Peliküldür yani. Hani band gibi böyle eline alacaksın filmi falan.
Hep böyle bir tepkiyle karşılanır.
Öyle şey olur mu falan. Arkadaşlar olur.
Oldu ve bundan sonra da olacak.
Hiçbir sinema teknolojisine Muhalefet etmemeliyiz.
Bunlar çok küçük gündemler yaratan, çok kısa zaman dilimlerinde insanların sesini çıkarabildiği tamamen anlamsız itirazlardır arkadaşlar.
İsterse gün gelsin bugün için atıyorum böyle işte...
3 milyar dolar hasılat yapan işte Avatar gibi, Endgame gibi böyle devasa filmleri isterse 18 yaşında bir genç kardeşimiz, sinemacı kardeşimiz otursun tek bir
bilgisayar başında yapabilsin.
Bakın isterse yani sinema teknolojileri bu kadar basitleşsin.
Bunlar olmaz, bunlar olmamalıdır, bunlar sinemayı düşürüyor, ucuzlaştırıyor falan filan diye şikayet etmek tamamen anlamsızdır arkadaşlar.
Bugüne kadar hem ben şahit olduğum teknolojik gelişmelerden biliyorum yani ben tanığı oldum.
Hem de 70'ler, 60'lar ne bileyim 30'lar, 40'lar hangi sinema teknolojisi gelişmesine bakarsanız bakın hemen hemen hepsi de başarılı olmuştur ve sinemaya bir
şeyler katmıştır. sinemayı daha kolay, ucuz, basit, hızlıca yapabilmesine olanak sağlamıştır.
Sinemada çok da şey değişmemiştir yani.
Yine sinema kurgudur, kadrajdır, dramatik yapıdır, senaryodur.
Yani sinemanın temel bileşenleri hiçbir teknolojiyle değişmemiştir.
Hangi sinema teknolojisi çıkarsa çıksın, sadece sinema daha kolay...
Ucuz ve hızlı yapılmıştır.
Bu kadar. Sinema hala Melie'dir, Griffith'tir, Eisenstein'dir, Abel Gans'dır.
Yurttaş Kane'dir, işte Orson Welles'dir, Rüzgar gibi geçtidir, Godard'dır.
Hala bunlar sinemayı icat eden ve bugüne getiren insanlar.
Elbette teknolojik atılımlar da bugünkü sinemanın ortaya çıkmasında çok önemlidir.
Ama sinemanın o kuramsal atılımlarının önemi ve değeri hiçbir teknolojik atılımla arka plana...
Düşmemiştir arkadaşlar. Ondan dolayı sinema hala sinemadır.
Hiçbir teknolojik gelişmeyi tepkiyle karşılamaya gerek yoktur.
Bırakın sinema yapmak kolaylaşsın.
Bırakın dijital olsun, yapay zeka olsun diyorum.
İsterse 18 yaşında bir kardeşimiz otursun bilgisayarın başında avatar yapsın.
Bunun hiçbir sakıncası yok.
Hiçbir şekilde sinema teknolojilerine tepkisel ve önyargılı yaklaşmamalıyız arkadaşlar.
Evet bunu da böyle bağladıktan sonra gelelim çok merakla beklenen benim böyle yani gerçekten yıllardır hadi artık diye böyle dişlerimi sıktığım bir filmden
bahsedeceğim size. Old Guard.
Bizde hangi isimle gösterime girmişti gerçekten hatırlamıyorum.
Old Guard Netflix için yapılmış bir...
Fantastik aksiyon savaş filmiydi.
Başrolünde Charlize Theron vardı.
Ve bu filmin en önemli taraflarından bir tanesi de o yıllarda 2020'lerin başında diyeyim Netflix artık çok işte çöp içeriğine döndü.
Netflix yapımları artık çok kötü.
İzleyecek bir şey bulamıyoruz diye çokça eleştirildiği bir dönemdi.
Ve işte tam da bu dönemde Old Guard filmi gösterimi girmiştir Netflix'te ve harika bir filmdi arkadaşlar.
Ve bu filmin tabi bu kadar başarılı olunca ikinci bölümünün yapılacağı da kesinleşmişti.
Ve 2022'de de bu filmin çekimlerinin tamamlandığını duymuştuk.
Bakınız 2022 yani film çekilmiş ama 3 yıldır raflarda duruyor.
Bu filmin ne zaman gösterime gireceği de açıklandığı için artık bunu özellikle bugün konu etmek istedim.
Old Guard 2, 2 Temmuz 2025'te gösterime girecek.
Mayıs ayı geldi yani önümüzde işte 2 aylık falan yaklaşık bir süre var.
Diyorum ben çok sevindim, çok meraklı bekliyorum.
Film gösterime girdiğinde size bir inceleme sunmaya çalışacağım.
Evet bu haftalık sinema gündemimiz yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim günahkarlara.
Arkadaşlar film patladı.
IMDB izleyici puanı 8.2.
Eleştirmen puanı 84.
İnanılmaz puanlar.
Bence balon diyeceğim ayıp olacak.
Balon demeyeyim yani. Kötü bir film değil çünkü.
Evet iyi bir film ama ben çok uzun süredir politik mesajlarını bu kadar hoyrat veren ve bu kadar da taraflı bir film görmemiştim arkadaşlar.
Şimdi öncelikle filmi size tanıtayım.
Şimdi Brian Kogler diye bir yönetmen var.
Bu genç siyahi pırıl pırıl gayet yetenekli harika bir adam.
Güzel. Yani hangi filmi yapsa ben böyle meraklı izlerim.
İyi bir yönetmen çünkü. Geçmişte Marvel'ın Black Panther projesini yapmıştı mesela.
İnanılmaz başarılı olmuştu.
Yani kaç 1.3 milyar dolar mı ne hasılat yapmıştı.
Puanlar tavan harika güzel.
Bunun devam filmini yapmıştı Black Panther Yaşasın Vakan'da.
Güzel bir filmdi okey.
Hiç sıkıntı yok. 80'lerin hatta 70'lerin diyeyim yani Star Wars'ın yarattığı diyeyim.
Efsane Rocky serisinin.
Devam filmi, biraz spin-off diyebiliriz yani ona.
Creed serisinin bir bölümünü yapmıştı.
Creed efsanelerin doğuşu filmini yapmıştı.
İlk film gayet de iyi bir filmdi.
Yani özellikle Ryan Cogler güzel işler beklediğimiz yönetmen.
Okey, sıkıntı yok. Peki başrolde kim var?
Bu anlığım filmlerin bir çoğunda mutlaka rol alan ve Ryan Cogler'ın da...
Böyle fetiş oyuncusu deniyor değil mi?
Hep öyle isimlendiriliyor yani işte fetiş oyuncu.
Kim? Michael B.
Jordan. Michael B.
Jordan da yakın zamanın böyle en parlak, en güzel oyuncularından bir tanesi.
Hem böyle çok siyahi baby face bir adam böyle.
Hem yakışıklı, çok oyunculuğu güzel.
Özel hayatında falan da böyle çok övülüyor yani.
Çok düzgün bir kişilik, düzgün bir adam olduğu falan bahsediliyor.
Güzel, harika. Şimdi.
Ryan Coogler'la Michael B.
Jordan zaten daha önce bir sürü iş yapmışlar.
Hepsi de güzel olmuş. İşte bu filmde de harika bir şey karşımıza getirmiştir diye.
Şimdi film 8 ya. Hem izleyici hem eleştirmen notu 8 ya.
Benim notum 10 üzerinden 6.
Fena değil. İyi bir film ama öyle 8'lik falan bir film değil.
Bunun birçok sebebi var.
Filmin öyküsünden kısaca bahsedeyim size.
Michael B. Jordan bu filmde ikiz kardeşleri oynuyor.
1930'larda Missouri'de falanız.
Yanlış hatırlamıyorsam Louisiana mıydı neyse.
Yani Amerika'nın kısmen taşla kısmen şehir diyebileceğimiz bir coğrafyasındayız.
Burada iki tane kardeş var.
Bu kardeşler fakir, gariban, iki siyahi genç olarak büyük şehire gidip para yapıp memleketlerine geri dönüyorlar.
Ve kendi memleketlerinde bir arazi, bir böyle ahşap kocaman bir bina satın alıyorlar.
O kasabadaki eski işte eş, dost, arkadaş, sevgili, eski eş, eski kanka falan kim varsa ne kadar siyahi tabii.
Her 19.30'larda falanız.
Daha Ku Klux Klan henüz silah bırakmamış bir örgüt.
Para kazanmış iki siyah kardeş olarak elbette kendi rengindeki insanlara sahip çıkıyorlar.
Ve sadece onların girebilmesi için, onların güzel vakit geçirebilmesi için öyle bir organizasyona imza açacak.
Genç bir müzisyen buluyorlar.
Filmin ilk yarısı bu iki kardeşin hem bu ekibi toplaması hem...
Kendilerini tanıtması, eski kasabalarındaki tüm siyahileri bir toplayıp hadi gelin birlikte eğlenelim.
Bu beyazlar zaten bizi sevmiyor.
Bizim eğlenmemize izin vermiyorlar.
Para kazanmamıza, mülk edinmemize hiçbir şeye izin vermiyorlar.
Gelin abi biz burada kendi aramızda eğlenelim, yiyelim, içelim.
Tırnak içinde kendi siyahi dünyamızı kuralım gibi bir kasıtla bir taverne inşa ediyorlar.
Ve tüm bu siyahilerin arasında onlarla bağlantıda olan tek bir beyaz karakter var.
Bir kadın. O kadını da Hayley Stanfield oynuyor.
Yakın zamanın çok genç, parlak, sevimli yıldızlarından bir tanesi.
Ben çok beğeniyorum yani. Bir tek o var.
Onun eski sevgilisi falanmış galiba.
Karakterinin adı da Mary. O siyahilerin tavernasına onu alıyorlar.
ortamın kurucusunun eski sevgilisi olduğu için tabi diğer siyahiler de onu tanıyor.
Onu kabul ediyorlar.
Hani bir nevi aileden biri olarak kabul ediliyor.
Yani kocaman bir böyle ahşap baraka devasa içeride 200 tane siyahi varsa bir tane beyaz var.
O da Halle Sandfield'ın canlandırdığı Mary karakteri.
Şimdi buraya kadar okey miyiz?
Bir tane yan öykü var.
Sonra o tabi bununla birleşecek işte.
Tüm vücudu yanlış beyaz bir adam koşa koşa kızılderililerden kaçıyor.
Bir eve geliyor bana yardım edin bakın üzerime benzin döktüler yaktılar falan.
Sonra o eve giriyor.
Sonra o eve Kızıldereliler geliyor.
Diyor ki bir tane çok önemli bir suçlu bir katil biri var.
Bu eve mi girdi? Onlar diyor ki hayır.
Yani beyazlar kendilerine sığınan beyazı Kızılderelilerden koruyorlar.
Daha sonra çıkacak ortaya. Bunların hepsinin politik anlamları var.
Neyse. Sonra ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Üstü başı hani benzin dökülüp yakılmış ya alakası yok.
O beyaz karakter vampir.
Gün ışığı aldığı için yanmış.
Ve Kızılderililer de onu vampir olduğu için öldürmek istiyorlar.
Suçlu falan değil. Tabii ki bu beyaz eve giriyor.
Evine sığındığı o iki karı koca yani beyaz karakterleri de vampire dönüştürüyor tabii ki.
İşte bu üç vampir bizim siyahilerimizin mutlu, huzurlu ortamlarına gelip içeri girmeye çalışıyorlar.
Ancak siyahiler...
Bu beyazları yani vampirleri içeri almıyorlar.
Ve bu siyahi dünyadaki tek beyaz karakter olan Mary Smoke'a diyor ki bak onlar geldi hani sen onları içeri almadın ama onların çok parası olabilir.
Ben gideyim bakayım onları bir şey yapayım böyle bir ağızlarını arayayım.
Hani çok paraları varsa onları taverneye alalım.
Ne diyorsun? İyi tamam diyor bu da.
Mary onların yanına gidiyor.
Mary'i de vampiri yapıyorlar.
Sonra Mary içeriye giriyor.
Bizim eski hani kocası dedim ya Smoke dediğim karakter.
Onun ikizine gidiyor.
Onunla sevişmeye niteleniyor.
O diyor ki bak sen ikizimin karısısın.
Yani sen başkasınınsın. Benim değilsin.
O da bakın şöyle bir laf söylüyor.
İşte büyük şehre gittin.
Gangsterlik yaptın. İşte kim bilir neler yaptın.
Hani buna mı hayır diyorsun. Hani sen zaten ahlaksız bir tipsin.
Zaten neler neler karıştırdın.
Hani benimle sevişmeye mi dur diyorsun yani.
Bir de onu yani baştan çıkarıyor.
Okey sevişmeye başlıyorlar ve onu ısırıp vampir yapıyor.
Ve bu siyah karakterle Mary işte beyaz kadın diğer vampirlerin yanına kaçıyorlar.
Ve tabii taverne komple dağılıyor.
Ortalık ayağa kalkıyor. Herkes kaçıyor canını kurtarmak için.
İçeride bir ekip kalıyor.
Bu arada tek beyaz karakter dedim ama bir de sarı karakter var.
Uzak doğu göçmeni bir karakter var.
Ayrımcı bir izah olduğum için değil yanlış anlamayın.
Filmdeki sunumu böyle.
Neyse şimdi içeride sadece siyahiler ve sarı...
Bir kadın kalıyor öyle söyleyeyim.
Şimdi arkadaşlar bakınız.
Bundan sonrası dışarıdaki vampirler içerideki siyahileri öldürmeye, yok etmeye ya da tırnak içinde yine alt metini de vurgulamaya çalışıyorum.
Dışarıda siyahlar nasıl beyazların hakim olduğu dünyada huzurlu, mutlu, keyifli, rahat olamıyorlar da orada kendilerine bir dünya kuruyorlar da vampir yani evil
hani kötülük anlamına gelen beyazlar, siyahları.
Büyük zorluklarla kurabildikleri kendi mutlu dünyalarında rahatsız etmeye, yok etmeye, öldürmeye ve bir anlamda aslında vampire dönüştürmeye yani kendi kötülüklerine dönüştürmeye
uğraşıyorlar. Bundan sonrası korku filmi.
Bayağı vampir korku filmi hem de.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımdan filmlerdeki mesajları ya da alt metinleri böyle yan öyküleri çözümlemeye meraklı bir insansınız.
Zaten bu anlattığım öyküden her şeyi anlamışsınızdır.
Çözümlemeye çok meyilli olmayan ya da çok da böyle ben hemen mesajları cuk badana kapan bir sinema sever sayılmam.
Görkem biraz anlatsana biraz hani o mesajları versene diyen arkadaşlar için hızlıca mesajları vermeye çalışayım.
Michael B. Jordan hani Ryan Coogler'la resmen yani şırk.
Kısaca şöyle söyleyeyim hani baş başa gelmişler.
Baba biz meşhur muyuz?
Meşhuruz. Saygınlığımız var mı?
Var. Paramız var mı?
Var. Stüdyolar bize yatırım yapıyor mu?
Yapıyor. Gel şu beyazları yerden yarı vuran filmler yapalım.
İşte bu iki sinemacı resmen bu şekilde yola çıkmışlar gibi hissediyorum arkadaşlar ben bu filmi izleyince.
Filmlerdeki politik mesajlara...
Biraz olsun takılıyorsanız bu filmden rahatsız olmamanız mümkün değil.
Çünkü film beyazları böyle evil yani direkt kötülük olarak sunuyor.
Çok açık net. Bakın ne dedim?
O siyahların ortamında bir tane beyaz kadın var.
O dışarı gidiyor ve kötülüğü o getiriyor.
Filmin o yan öyküsünde dedim ya beyaz hani yanmış bir tane adam yanık halde böyle kaçıyor.
Kimden kaçıyor? Bakın kızılderililerden.
Beyazlara sığınıyor. Ve beyazların onu kızılderillerden kurtarıyor.
Burada da anlam şu.
Beyazlar kötülük ve siyahlara burada saldırıyor ya.
Onların mutluluğuna kastediyor ya.
Kimin elinden kaçarak bunu yapıyor?
Kızılderillerin. Yani film diyor ki neredeyse kızılderiller beyazların içindeki kötülüğü yok edeceklerdi.
Neredeyse yok edecek olan onlardı yani.
Kızılderillerdi. Onlar başaramadı.
Biz başarıyoruz. Siyahlar başarıyor.
Bu mesaja da şunu ekliyorum.
İçeride de dedim ya sadece siyah birkaç karakter kalıyor ama bir tane sarı karakter kalıyor.
Yani uzak doğulu bir kadın karakter var.
O siyahların içerisinde de en zayıf davranan, taşkın tavırlarda bulunan da o sarı ırkın üyesi olan kadın karakter.
Yani film diyor ki kızıl deriller onlara da biliyorsunuz hani kızıl derili kızıl yani Kırmızı ırk.
Ya arkadaşlar filmde bütün ten renkleri ısrarla böyle gruplaştırılıp ayrımcılığa maruz bırakılıyor.
Ya bu kadar siyahi pozitif ayrımcılık filmi bu.
Ama bu kadar ırkçı bir film olamaz yani öyle söyleyeyim size.
Beyazlar, kırmızılar, sarılar, siyahlar diye o kadar net ayrımlar ve politik mesajlar koyuyor ki film.
İnanamadım yani bu kadar.
Buna dikkat çeken bir film olabilir.
İşte o kadın da en zayıf karakter olarak sunuluyor.
Burada da mesaj.
Diyorum hani film Kızılderililer yapamadı biz yaptık diyorum ya yani kötü beyazları yok ediyoruz.
Buna aday olan bir ırk daha var.
O da sarılar yani sarı ırk ama o da zayıf ne yazık ki.
Bizim kadar yani Amerika'daki siyahiler kadar henüz güçlü ve yeterli değil.
Mesajı çıkıyor filmden.
Siyahi pozitif ayrımcılığı yapan film tüm renkten karakterler, gruplar kullanarak ve bunları özellikle de vurgulayarak politik yapı içerisinde
bir konuma oturtuyor yani.
Kızıllar böyle, beyazlar böyle, sarılar böyle, siyahlar.
Yani biz... Böyleyiz.
Filmin kahramanı. Artık kahraman biziz.
Artık güçlü olan biziz.
Ve beyazların içerisindeki evil'ı, o kötülüğü, o vampirlik.
Çünkü burada biraz onu sembolize ediyor yani.
Diyorum ya hani beyazların dünyasında mutlu olamayan siyahlar bir parça olsun mutlu olabilmek için kendilerine bir dünya kuruyorlar.
İşte beyazlar onları da orada rahat bırakmıyor gibi bir politik yapı var filmde.
Bu yapıda da işte diyorum tüm renkler belli konumlara oturtuluyor.
Ben şimdi normalde elbette yani bir sinema programcısı olarak çözümlemek benim yapmam gereken bir şey.
Ama sinema sever olarak yani Görkem'e sorsanız ben filmlerin...
Politik taraflarına çok takılmak istemiyorum.
Felsefi şeyleri çok önemserim.
Felsefi mesajlar, bilimsel, sanatsal türler, dönemler onlara çok takılırım.
Onları çok severim. Bayılırım yani onları çözümlemeye.
Ama politik bakmaktan hoşlanmıyorum filmlere.
Bunun da nedenini burada fırsat bulmuşken söyleyeyim.
En ince politik mesajlı filmi bile ben çok hoyrat buluyorum.
Ve hiç işe yaramaz buluyorum yani.
Hiçbir akıllı insanın filmlerdeki politik mesajlardan etkilenerek politik fikir ve yaklaşım oluşturacağına inanmadığım için en azından
günümüz için konuşuyorum. Sinema tarihi için konuşmuyorum ama.
20'ler, 30'lar, 50'ler, 70'ler falan o zamanlar dünya çok başkaydı.
Onu kastetmiyorum ama 90'lardan sonra en azından filmlerin politik mesaj veriyor olmalarını Çok beyhude buluyorum.
Sinemayla bu kadar popülerliğe sırtını dayayan bu kadar artık bunlara takılmıyor abi dünya.
Yani biraz olsun eğitimli, akıllı, medeni kitleler artık filmlerden politik olarak çok etkilenmiyor bence.
Ben bunun olduğunu inanmıyorum.
Ondan dolayı da sohbetin başına geleyim.
Diyorum günahkarlar filmi ırkçılık karşıtı bir film yani.
Siyahi pozitif ayrımcı bir film ya.
Tabii ki siyahiler geçmişte çok ciddi ayrımlara uğradılar.
Çok büyük baskı gördüler, eziyet gördüler.
Okey. Bütün bunları söylerken beni yanlış anlamayın.
Yani siyahileri hiçbir şekilde eleştirmiyorum tabii.
Bu direniş ve karşı duruşlarına karşı bir sözüm yok.
Ama günümüzde bu kadar direkt politik mesajlı, açık seçik politik mesajlı filmler yapmak bence çok antipatik oluyor.
Ve aynı zamanda...
Ya şimdi mesela o iki baş karakter büyük şehre gidip baya böyle gangsterlik de falan para kazanıp da kasabalarına döndüğü üzerine replikler var, yan öküler var.
E şimdi bu ne kadar ahlaki?
Ha diyeceksiniz ki o zamanlar siyahilerin onurlarıyla, ahlaklarıyla para kazanmasına izin verilmiyordu ve o kişiler yasa dışı işler yapmaya itiliyordu.
Olabilir. Bakınız buna bir itirazım yok yani ama bunun üzerine de çok derin incelemelere girmeyeyim.
Hani sohbet çok daha dallanıp budaklanmış olacak ama.
Ve film şöyle bir kadim bir hikaye varmış.
Tamamen uyduruk bir şey bu yani.
Bu gerçek değil tabii ama ne diyor biliyor musunuz bu hikaye?
Bu hikaye diyormuş ki iyi müzik bu dünyayla öte dünya arasında bir bağlantı kurar.
Ve iyi müzik ölüleri, fantastik yaratıkları öte dünyadan bazı varlıkları çeker, bu tarafa çağırır.
Bir anlamda iyi müzik sanki şeri, kötülüğü, ürkütücü varlıkları çağırır.
Böyle başlıyor film.
Bu bana çok uyduruk ve saçma geldi zaten.
Saçma sapan geldi. O yıllarda bluz müzik biraz ahlaki olarak pürüzlü bir müzik gibi görülüyordu ya.
Rahipler işte müzik yapanları, bluz yapanları hani sen ahlaksızsın.
O kötü bir yol. O yola girme gibilerinden bir ahlaki tartı vardı böyle.
Film de buraya biraz dayanıyor.
bir müzikal tarafı da var. Bazı sahnelerde geçmişten işte Kızılderili dönemlerinden çok daha kadim dönemlerden müzik yapan bir sürü müzisyenin bir arada kullanıldığı böyle çok güzel müzikal sahneler
falan var. Güzel yani oralar okey ama buradan şu noktaya geçmeye çalışacağım.
Şimdi filmin teknik tarafı acayip övülmüş.
Film müthiş müthiş müthiş.
Hayır arkadaşlar film müthiş falan değil.
Filmin kurgusu Bence hiç de iyi değil.
Gereğinden çok uzun sahneler var.
Çok gereksiz bir sürü replik, bir sürü konuşma sahneleri falan var.
Film zaten 2 saat 20 dakika diyorum.
Bu süre de bayağı uzun.
Ve çok ilginç bir şey söyleyeceğim size.
Bu filmde çok garip bir durum var.
Şimdi film biraz karanlık. Tabii gece geçiyor ya böyle tavernada falan.
Okey. Film biraz karanlık ve büyük oranda siyahi oyuncu var ya.
Ya abi bir sürü sahnede siyahi oyuncunun karanlıkta yüzü görünmüyor.
Yani. Gerçekten böyle bir gömlek ve şapka izliyorsunuz.
Yani arada hani bir surat var ama o suratı göremiyorsunuz.
Çünkü adam kapkara zaten. İlk defa bunun ayırdığına vardığımı hissettim.
Siyahi oyuncuların oynadığı gece çekimlerinde ya da karanlık filmlerde Ayrı bir görüntü yönetimi anlayışı benimselmeli yani.
Bilmiyorum. Ne bileyim David Fincher'ın Seven'da da Morgan Freeman oynuyordu ama Morgan Freeman'ın yüzünü göremediğim bir çekim hatırlamıyorum yani.
O film de çok karanlıktır ama öyle bir şey hatırlamıyorum.
Bu filmde bayağı böyle yakın planlı işte siyah oyuncuyu çekiyor yönetmen.
Hani konuşuyorlar diyelim böyle karşılıklı.
Ya oyuncunun suratını göremiyorum abi.
Şu adamın yüzüne böyle bir ışık vurmadınız mı ya?
Şuradan bir sekiz yüzük yaksaydınız yani.
Falan diyesim geldi yani.
Bence filmin görüntü yönetmeni o kadar değil.
iyi değil. Kurgusu bence bayağı sarkıyor.
Bayağı aksıyor. Senaryosu çok gereksiz.
Bir sürü detayla dolu. Oyunculukları iyi mi?
İyi olabilir yani.
Kötü diyemem ama öyle çok da parlak değil yani.
Bence ne bileyim buradaki ikiz kardeşi oynayan Michael B.
Jordan bence en iyi erkek oyuncu dalında Oscar adayı olmaz yani bence.
Yılın iyi performansların biri olarak göremem.
Yani teknik olarak filme baktığımda Çok da parlak değil bence.
Bu yüksek notlar da biraz oradan geliyor yani.
Özellikle Amerika'daki siyahiler böyle cayır cayır 8'leri, 10'ları, 9'ları basmışlar bu filme bence.
İzleyin der miyim?
Derim. Korkutucu sahneler güzel.
O vampir makyajları, o korku seansları.
Yani bir korku filmi olarak nasıl?
Güzel. Çoğu Korku filminden daha iyi bence yani kötü değil.
Günahkarları izlemenizi öneriyorum ama özellikle de bugün değindiğim noktalara şöyle bir dikkat ederek izlemenizi de tavsiye ediyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
