
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, son 3 haftanın sinema gündemini özetlemeye ve yorumlamaya çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden bahsedeceğiz.
2 haftadır sinemasal açılımlar dosyası yapıyorduk.
Ondan önceki bir haftayı da dikkate alacak olursak 3 haftadır sinemanın gündemi üzerine hiçbir şey konuşamadık ve tesadüfi biçimde bu 3 haftada o kadar
önemli sinema başlıkları ortaya çıktı ki bunlardan bahsetmemek eksiklik olur.
Bunları bugün detaylıca...
Kendi yorumlarımı da katarak sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Tabi bu arada çok sayıda yeni film de gösterime girdi ve ben de gösterimde ve gündemde olan birkaç filmi de izledim ama zaman bulabilecek miyim bilmiyorum herhalde bulamam gibi geliyor.
Yavaş yavaş başlayalım biz eğer zamanımız kalırsa.
Gündemdeki filmleri de konuşmaya çalışırız.
Şimdi öncelikle hangi filmler gösterime girdi?
Şu an salonlarda hangi filmler ilgi çekiyor?
Kısaca onlardan bahsedelim.
En çok izlenen film ve haftanın da tüm dünya gişelerinde de en çok izleyici çeken filmi Zootropolis 2 filmi oldu.
Bunun ilk bölümü 2016 yılında gösterime girmişti ve 1 milyar doların üzerinde hasılat yapmıştı.
Çok sevilen bir animasyon olmuştu.
Ve işte ikinci bölümü de...
Çokça ilgi çekiyor.
Bir süredir gösterimde olan ve zaten birçok kez sinematristlerde andığımız yan yana filmi hala gösterimde.
Bu hafta itibariyle izleyici sayısı 1.700.000'in üzerine çıktı ve yılın en çok izlenen ikinci filmi konumunda şu an.
Onun dışında yılın...
Üçüncü Japon çizgi filmi Jijitsu Kaisen Execution filmi gösterime girdi.
Demon Slayer'ın başarısından cesaret alan Japon sinemacılar ve dağıtımcılar herhalde başka çizgi filmleri de gösterime sokmak istediler.
Animelerin yükselişi üzerine geçtiğimiz programlarda birçok şey söylemiştik.
Şimdi tekrara girmiş olmayalım.
Yine bir süredir merakla beklenen...
Adile Naşit'in hayatını anlatan Adile filmi gösterimde.
Uykucu filmi gösterimde.
Sihirbazlar Çetesi 3 halen gösterimde.
Yine sinematristlerde birçok kez andığımız Wicked İyilik Uğruna filmi.
İlk film dünya çapında 750 milyon dolar hasılata ulaşmış ve Oscar'larda 11 dalda aday olmuştu.
Çok önemli bir film diye hatırlatmıştım ben size.
Şu an gösterimde ve hasılatı da 500 milyon dolara yaklaştı.
Yılın en başarılı filmlerinden bir tanesi oldu diyebiliriz.
Onun dışında Judy Foster'ın başrolünde oynadığı Özel Hayat diye bir gerilim...
Tadında bir drama film var.
Yaygın gösterime girmiş sayılmaz ama Judy Foster'ın değerli oyunculuğu tekrar karşımıza böyle bir projeyle geldiyse...
Ona da bir göz atmak gerektiğini düşünüyorum ben.
F1 filmi Brad Pitt'in başrolünde oynadığı aylar oldu gösterime girili.
Ama hala demek ki küçük küçük de olsa izleyici çekiyor.
Hala belirli salonlar F1 filmini gösterimde tutuyorlar.
Yorgos Lantimos'un son filmi Bugonya hala gösterimde ki ben bu filmi izledim.
Size aslında bir incelemesini sunmak istiyorum.
Dediğim gibi zaman bulabilirsem yapacağım.
Ya da belki önümüzdeki haftalarda yapabiliriz.
Bakalım duruma göre. Evet bu film.
Altyazı M.K.
Predator Vahşi Topraklar filmi bildiğim kadarıyla ülkemizde gösterimden kalktı ama dünyanın belirli ülkelerinde hala izleniyor.
Bundan dolayı hasılat listelerinde hala onun adına rastlıyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim The Running Man Ölüme Koşan Adam filmi dünya gişelerinde hala izleniyor ancak ne yazık ki bu film gişelerde pek
de başarılı olmadı.
60 milyon dolar kadar bir hasılatta kaldı.
Bu çok düşük bir rakam gerçekten.
Ülkemizde de ben izleyecektim mutlaka size de bir incelemesini sunmak istiyorum.
En azından üzerine bir şeyler söylerdim.
Ayrı bir program yapmasam da.
İlgimi çeken bir film olmuştu.
Çünkü tarihi de olan bir film.
Ancak ülkemizde de o kadar az gösterimde kaldı ki yakalayamadım arkadaşlar.
Yani bir hafta belki ikinci haftada çok az salonda kalmıştır.
İzleyemedim fırsatım olmadı.
dijital platformlarda yakalayabilirsem yine de bu film üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım size.
Gündem ve salonlar yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim başlıklarımıza.
Şimdi bu anacağım başlık yani sadece bu haftalığın, ayın, yılın değil son yılların en büyük sinema başlıklarından bir tanesi arkadaşlar.
Konu ne biliyor musunuz? Netflix Warner Bros'u satın aldı.
Çok önemli bir konu. Neden biliyor musunuz?
Çünkü Netflix biliyorsunuz bir dijital platform ve aslında yakın zamanlı bir oluşum.
Yani daha 5 sene 10 sene önce acaba Hollywood'a rakip mi çıkıyor diye tartıştığımız bir dijital platform olan Netflix dünyanın en büyük film şirketlerinden biri olan Warner
Bros'u satın alıyor.
82 milyar dolar gibi bir rakama satın aldı.
Bu gerçekten dudak uçuklatıcı bir ücret.
Netflix şu an dünya çapında yaklaşık 300 milyon abonesi olan bir oluşum.
Ve yıllık geliri de yaklaşık olarak 30-40 milyar dolar civarında.
Bakınız o kadar çok para kazanmış ki 82 milyar dolara Warner Bros'u satın alabiliyor.
Şimdi bu elbette bir dijital platformun...
Ve aynı zamanda da Netflix gibi hakkında çok sayıda tartışma dönmüş.
Yani gerek politik, gerek ekonomik, gerek sosyal, gerek kültürel çok sayıda tartışmaya konu olmuş Netflix'in Hollywood'u etkisi altına almaya başladığını gösteren bir şey ki aynı
zamanda Netflix yani bir dijital platform böyle bir girişimde bulunursa diğer dijital platformlar da başka Hollywood'un büyük şirketlerini satın almaya soyunacaktır mutlaka.
Yani bu bir başlangıç teşkil edebilir ve bu durumda da Acaba Hollywood'a rakip mi geliyor diye andığımız dijital platformlar Hollywood'u geçmiş ve ona hakim olmaya başlamış
anlamına geliyor. Ve aynı zamanda Warner Bros'un çatısı altında o kadar çok ve o kadar değerli projeler, evrenler var ki bunların hepsi de aynı zamanda
elbette Netflix'in yönetimi altına girmiş oluyor.
Mesela Harry Potter evreni, mesela DC Comics evreni.
Çok sayıda başka diziler, uzun mesajlar yani çok sayıda proje artık Netflix'in.
Yani kalkıp Netflix yarın...
Bu değerli projeleri, bu tarihe olan projeleri çok farklı hallere dönüştürebilir.
Buna hakkı olacak çünkü hepsi kendi malı bir derece yani.
Ayrıca bu başlıkla ilgili belirtmem gereken iki nokta var.
Birincisi, şimdi Netflix neticede bir dijital platform ya.
Hani biz evde sinema deneyimliyoruz ya.
Ama Warner Bros.
aynı zamanda çok ciddi bir dağıtım ağına sahip bir şirket.
Bu bağlamda Netflix Warner Bros.
aldığında onun...
dünyadaki tüm sinema salonlarına dağıttığı filmleri ben dijital platformlarda göstereceğim diyebilir ve bu durumda da çok ciddi bir dağıtım ağına ve bu dağıtım ağında
da çalışan çok sayıda sinema emekçisinin de işleri ve pozisyonları haliyle risk altına girmiş oluyor.
Ne yapacak yani Netflix?
Ben bundan sonra tüm DC sinematik evreni filmlerini dijitalde göstereceğim dese Kendi dağıtımı kendi ekranları bunlar.
Bir bu konuda çok ciddi bir endişe var.
İkincisi de şimdi Amerika tekelleşme konusunda son derece hassas hukuki düzenlemelere sahip bir ülke.
Antitrust yasaları var.
Ben sinema tarihi bilgisi verdiğim bazı programlarda bu konuya değinmiştim.
Ta 1900'lerin başına 1903'lere 5'lere kadar gidiyor bu antitrust yasalarının ortaya çıkış tarihi.
Amerika'nın adalet sistemi bu tip çok büyük satın alımları gözetim altına alıyor ve herhangi bir sektördeki tekelleşmeyi engellemeye çalışıyor.
Bu satın alım da mutlaka ilgili kurumlar tarafından denetlenecektir ve eğer Netflix'in sektörde bir tekelleşmeye doğru gittiği kanısına varılırsa bu anlaşma
durdurulabilir ve bunun üzerine de Netflix'e yine milyar dolarlara varacak cezalar kesilebilir 2026'nın 3.
çeyreğinde. Söz konusu devrin gerçekleşeceği söyleniyor.
Yani her şekilde bu konu çok önemli.
İlerleyen haftalarda, aylarda bu konu üzerine gelişmeler olursa sektör üzerine, etkileri üzerine de ben size bir şeyler söylemeye ve bu konuyu gündemde tutmaya çalışacağım.
Şimdi geçtiğimiz haftanın bir başka önemli sinema başlığı Avatar Ateş ve Kül filmi.
19 Aralık'ta gösterime girecek artık şurada çok az bir süre kaldı ve tabii ki gündemde James Cameron ve Avatar var.
İşte bu gündemin üzerinde James Cameron bir açıklama yaptı.
Dedi ki eğer Avatar Ateş ve Kül filmi gişede beklenen hasılatı elde edemezse devam bölümlerini çekmeyebilirim dedi.
Şimdi Avatar'ın biz şimdilik en azından...
Toplam 5 bölümlük bir seri olacağını biliyoruz.
James Cameron bunu açıklamıştı.
Hatta Avatar 4 ve Avatar 5 filmlerinin gösterime giriş tarihleri bile yaklaşık olarak belli.
Şimdi James Cameron durup dururken neden böyle bir şey söylüyor?
Değil mi? Şimdi düşünelim bunun altında bir şeyler var.
Ne var biliyor musunuz? Ben size söyleyeyim.
Şimdi birincisi James Cameron yaklaşık ki kendisi de bunu itiraf ediyor.
30 yıldır bu projeyle uğraşıyorum.
Bir kere bence sıkıldı arkadaşlar onu söyleyeyim.
Şimdi yeterince para kazanamazsa devamını çekmem.
Eee ne yapacaksın? Ortada yani öyküler var.
Demiş ki bir roman şeklinde yazarım.
Yani Avatar 4 ve 5'i.
Merak edenler evren nereye varıyor?
Yani 3'ten sonra 4 ve 5'te neler oluyor?
O romanı okurlar oradan öğrenirler.
Ama tamam biz öykünün devamını öğreniriz ama.
Şimdi ilk film arkadaşlar 2.9 milyar dolar hasılatla sinema tarihinin gelmiş geçmiş en çok izlenen filmi oldu.
Bir numara. İkinci film Way of Water.
2.4 milyar dolar hasılatla 3.
sıraya yerleşti. Şimdi bakınız bu rakamlar yani o kadar yüksek ki 3.
filmin 2 milyar doların altına ineceğini ben hiç zannetmiyorum.
Yani 600 daha düşse 1.8 milyar bile olsa bu inanılmaz büyük bir asıl adı arkadaşlar.
Yine bu film sinema tarihinden çok izlenen 10 film arasına girecektir.
Yani aslında bu film yani beklenenin çok altında bile para kazanacak olsa aslında.
Maliyetinin çok çok üzerinde bir hasılat yapmış olacak.
Yine yani aslında çok kar etmiş olacak.
Şimdi maliyetler ne kadar onu direkt söylemiyor James Cameron ama biz Hollywood'un en büyük bütçeli projelerinin yaklaşık olarak hangi paraları çıktığını biliyoruz.
Ben size söyleyeyim bu tip çok büyük projeler 250 ila 300 milyon dolar arasında...
paraya mal oluyor ve yaklaşık da 100 milyon dolar da tanıtım ve dağıtım masraflarıyla birlikte 400 milyon dolar gibi rakamlara mal oluyor.
En yüksek bütçeli projeler.
İşte bu beklentiyle Avatar'ın 3.
bölümünün Yani en kötü ihtimalle 1.7-1.8 milyar dolara asılat yapacağını düşünürsek maliyet 400 gelir 1.800 bu yine de çok büyük bir kar aslında.
Yani James Cameron'ın böyle bir şey söylemesi hiç de mantıklı ve ikna edici gelmiyor.
Hiçbir şekilde ekonomik bir kaygısı olduğunu zannetmiyorum.
Yani kendisi yapmayacak da olsa bu evreni satabilir başka şirketlere ya da isimlere.
Ama bakın buna da yanaşmıyor yani James Cameron.
Bilmiyorum yani bu açıklama aslında biraz garip bir açıklama gerçekten.
Bakalım ne olacak? Ateş ve Gül filmi gösterime girsin, aradan birkaç ay geçsin bakalım nasıl bir hasılata varacak?
Yüksek olasılıkla James Cameron hasılat belli olduktan sonra da...
Başka açıklamalar yapacaktır diye tahmin ediyorum.
Ben de yine sinemanın gündemi başlığımız altında James Cameron'ın Avatar üzerine fikirlerini söylemlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Yine geçtiğimiz haftaların çok önemli gündemlerinden bir tanesi.
Heat 2 filmi.
Michael Mann 1995 yılında Robert De Niro ve Al Pacino'nun başrollerinde oynadığı efsanevi bir...
Polisiye aksiyon drama filmi yapmıştı.
Bu film gerçekten sinema tarihinin en iyi polisiyeleri ve suç öyküleri listelerinde ilk sıralara oynayan filmlerden bir tanesiydi.
Ve Michael Mann sonunda bu projenin bir devam bölümünü çekeceğini açıklamıştı.
Heat 2. Bu projenin başrolünde de, şimdi eski filmde Al Pacino, Vincent Hanna rolünde, Polisi canlandırıyordu.
Robert De Niro da Neil McCauley rolünde hırsızı canlandırıyordu.
Bu karakterlerin yerine kimler oynayacak diye elbette çok ciddi bir merak vardı.
İlk açıklamalarda Al Pacino'nun rolünün Adam Driver'a Robert De Niro'nun rolünün de Leonardo DiCaprio'ya verileceğine dair beklentiler vardı.
Sonra Adam Driver değil Christian Bale'in başrolde olacağı söylendi.
Ama hani insanlar...
Herhalde bu oyuncuların yüzlerinden yola çıkarak hani şu şunu oynayacak bu bunu oynayacak gibi yorumlarda bulunuyorlar.
Çünkü Michael Mann ya da projede adı geçen hiçbir sinemacı hangi oyuncunun hangi karakteri...
Oynayacağını direkt olarak dile getirmedi.
Bunu henüz bilmiyoruz ama son haberlere göre başrolde Christian Bale ve Leonardo DiCaprio olacak.
Ve bir de...
De Niro ve Pacino'dan sonra en önemli karakter vardı bir tane Chris Shearless diye Walt Kilmer'ın oynadığı.
O rolü de yüksek olasılıkla Aston Butler'ın canlandıracağı bekleniyor.
Bu durumda Pacino'nun rolü Christine Bale'e, De Niro'nun rolü Leonardo DiCaprio'ya ve Walt Kilmer'ın rolü de Aston Butler'a verilecek gibi görünüyor şimdilik ama
henüz kesin değil.
Şimdiden The Heat 2 filmi çokça konuşuluyor ve gündemi meşgul ediyor.
Bakalım ilerleyen haftalarda, aylarda yüksek olasılıkla bu projeyle ilgili başka açıklamalar yapılacaktır.
Biz de takip etmeye çalışacağız.
Şimdi birçok sinema severin gözden kaçırdığına emin olduğum ancak benim ısrarla anmak istediğim çok önemli bir sinema başlığı var arkadaşlar.
Hangisi biliyor musunuz? Şimdi Cyberpunk bilim kurgu alt türü.
Sinema tarihinde ne zaman başladı?
Şimdi ta 1910'lara 20'lere gitseniz yani Fritz Lang'in yaptığı Metropolis filmi bile aslında bir Cyberpunk.
Ancak hani önce bir şeyler yapılıyor ama adı konmuyor.
Sonra artık onun adı konuyor ve tekrar sinema tarihine bakılıp o adı konan şeye benzeyen başka üretimler fark edilebiliyor.
Sinema tarihçiliğinde hatta sanat tarihçiliğinde bile böyle bir...
İlginç geriye dönüş, geriye yürüme dinamiği vardır.
Bu gerçekten çok keyifli bir şeydir, eğlenceli bir şeydir.
Şimdi sinema tarihinde Cyberpunk bilim kurgunun miladı olarak biz 1982 tarihli Ridley Scott imzalı Blade Runner filmini kabul ediyoruz.
Cyberpunk bilim kurgunun sinemadaki öncüsüdür tamam ama Ridley Scott bu filmi yaptığında henüz Cyberpunk bilim kurgu...
ifadesi sinema literatürlerine eklenmemişti.
Ancak o yıllarda William Gibson diye bir yazarın Neuromancer adında bir romanı piyasaya çıkmıştı.
1982'dir Blade Runner.
Neuromancer romanı 1984'te piyasaya çıkmıştır.
İşte aslında Cyberpunk ifadesini hem edebiyat tarihine ve oradan da yola çıkarak sinema tarihine eklemiş olan isim William Gibson üretimde
New Romancer romanıdır.
Muhteşem bir romandır ve aynı zamanda o roman bir üçlemedir.
1984 yılında New Romancer, 1986 yılında Count Zero ve 1988 yılında da Mona Lisa Overdrive romanları
yazılmıştır ve Buna Sprawl üçlemesi denmiştir.
Ya da daha çok hani New Romancer üçlemesi olarak anılır çoğunlukla edebiyat tarihinde.
Şimdi ben bu üç romanı da okudum ve okuduğumda benim o zamanki sinema ya da bilim kurulu algımın o kadar ötesindeki romanlar.
İnanın hiçbir şey anlamamıştım.
Onun üzerine başka birçok şey okudum, anlamaya çalıştım.
İnanılmaz bir teknoloji ve nasıl diyeyim böyle jargonu var arkadaşlar.
Dili çok yabancı.
O evrene ait çok fazla kelime, çok fazla mecaz, çok fazla anlam içeren ifadeler falan anlayamıyorsunuz.
Yani ne anlatıyor bu roman diye.
Bir kez daha okudum sonra üçlemeyi orada biraz daha hakim olabildiğimi hissettim.
Evet tamam Blade Runner diyorum sinemada Cyberpunk'ın öncüsüdür ama aslında Cyberpunk bilim kurgunun terminolojisini, jargonunu, o hissini, dokusunu, duygusunu
ortaya çıkaran eserin Blade Runner'dan da daha çok William Gibson'ın Neuromancer üçlemesi olduğunu iddia edebilirim ben.
Bu fikirde olan başka tarihçi, sinemacı, edebiyatçı arkadaşlar da var olduğunu biliyorum.
Hatta şunu da söyleyeyim çok ilginç bir not.
Şimdi William Gibson Neuromancer romanını yazma aşamasında Blade Runner filminin gösterime girdiğini duyuyor.
Gidiyor ve filmi izliyor ve diyor ki kafamda tasarlayıp romana aktarmaya çabaladığım evreni perdede görmek bana çok büyük bir acı
vermişti diyor. Aslında birbirlerinden hiç de haberi olmayan iki büyük sanatçı Ridley Scott ve William Gibson aynı dönemde Aynı özelliklere, niteliklere, atmosfere
sahip iki evren hissetmişler ve yaratmışlar arkadaşlar.
Buradan bunu anlıyoruz. Bu çok gerçekten sarsıcı bir şey.
Blade Runner'ın Cyberpunk bilim kurgu başlığı altında etkisi ve gücü ne kadar büyükse işte William Gibson'ın Neuromancer romanı ve üçlemesinin gücü de en az Blade Runner kadardır diyebilirim.
Şimdi bu çok uzun açıklamadan sonra başlığıma geleyim.
İşte Neuromancer.
Romanlarının sinemaya uyarlanacağı açıklandı.
Bu gerçekten çok büyük bir haber.
Umarım ortaya iyi bir şeyler çıkar.
Yani eğer kötü bir şey çıkarsa of yani o kadar üzücü o kadar yani sarsıcı olur ki.
Nasıl olacak nasıl bitecek henüz çok fazla detay yok.
Projelerle ilgili bilgiler gündeme çıktıkça ben sizinle paylaşmaya çalışacağım arkadaşlar.
Evet devam ediyoruz bitmiyor başlıklarımız bu başlığı da mutlaka anmamız gerekiyor.
Konumuz Nuri Bilge Ceylan.
Nuri Bilge Ceylan geçtiğimiz hafta İran rejiminin desteklediği ve düzenlediği Fecir Film Festivali'ne jüri olarak davet edildi ve Nuri
Bilge Ceylan da bu daveti kabul etti.
Ve bunun üzerinde de Çok sayıda İranlı muhalif yönetmen ve sanatçı Nuri Bilge Ceylan'ın destek vermesi ve katılması eleştirildi.
Bunun üzerinde de Nuri Bilge Ceylan bir açıklama yaptı ve dedi ki sanat rejimlerden siyasetten daha üstte bir şeydir.
Biz aksine siyasetin dışında değil.
İçinde olmalıyız ve içinde olarak onu yönlendirebilmeliyiz, biçimlendirebilmeliyiz, hatta özgürleştirebilmeliyiz.
Mealen söylüyorum bunu.
Bu şekilde bir açıklama yaptı.
Ben kendi yorumumu katmayacağım.
Sadece bu başlığı sizinle paylaşmak istedim.
Çünkü kendi yorumumu katarsam çok uzun uzun konuşmam lazım.
İlgisini çeken arkadaşlar küçük bir aramayla konu üzerine fikirleri, söylemleri görebilirler.
Geçtiğimiz hafta bir kayıp haberi aldık.
Ne yazık ki çok özel ve sıra dışı bir isim.
Alman oyuncu Udo Kier 81 yaşında hayatını kaybetti.
Ülkemizde de gayet iyi tanınan bilinen bir oyuncudur Udo Kier.
Hem sıra dışı bağımsız art house yapımlarda hem de gayet böyle gişe filmlerinde de boy göstermiş çok değerli bir sinemacıydı.
Mesela Armageddon filminde ya da Wesley Snipes'ın başrolünde oynadığı Blade filmlerinde hatta Jim Carrey'nin Ace Ventura filmlerinde bile rol almıştı.
Yani bunlar baya böyle çok geniş kitlelere hitap eden gişe filmleri ama Lars von Trier ile de çok ciddi bir dostluğu olduğunu biliyoruz.
Karanlıkta Dans ya da Dogville gibi Lars von Trier'in en önemli filmleri arasında anabileceğimiz filmlerde de rol almıştı.
İlginç bir yüzdü, çok etkileyici, çok karizmatik bir tiplemeydi gerçekten Udo Kier.
Burada anmış olalım hem kendisi hem de üretimleri asla unutulmayacaktır.
Her zaman kendisi saygıyla anılacaktır diyorum.
Ve bu haftamızın son başlığı aslında inanın çok sayıda daha başlık var ama en azından anmadan geçemeyeceğim başlıklarımın sonuncusu.
Tom Cruise Onur Oscar'ı aldı arkadaşlar.
Ki hatta bu başlıklarımızın en...
Ya ilk önce bunu anmam lazımdı aslında.
Ben 3 hafta önce son haftanın gündemi programını yaptıktan hemen 1-2 gün sonra bu başlığı duymuştuk.
Şimdi bu noktada şöyle kısa bir belirteç yapmak istiyorum.
Ben birkaç yıl önce diyeyim parlayan bir yıldız Tom Cruise diye bir program yapmıştım.
Yani sinematristi...
Özellikle bir haftamızı ve programımızı Tom Cruise'a ayırmıştım.
Onun kariyerinden bahsetmiştim, sinemasının özelliklerinden bahsetmiştim, ilerleyişinden bahsetmiştim.
Yani şimdi neticede Tom Cruise artık bir oyuncunun çok çok ötesinde bir sinema kişiliği artık gerçekten.
Aynı zamanda bir yapımcı ve hatta Hollywood'un en büyük yapımcılarından bir tanesi.
Ancak... Öncelikle oyuncu elbette hani biz onu daha çok filmlerde oyuncu olarak görüyoruz değil mi?
Elbette. İşte ben o programda da şöyle bir noktaya özellikle vurgu yapmıştım.
Demiştim ki belli noktalara belli hani zirvelere çıkmış bir oyuncu genellikle belli bir aşamadan sonra tırnak içinde biraz saygınlık kasar.
Biraz Oscar kasar.
Hani her şeyi hallettik artık bir de Oscar alalım değil mi?
Yani bir Oscar'ımız olsun. Derler.
Çoğu sinemacı. İşte Tom Cruise arkadaşlar bir oyuncu olarak bu beklentinin tam tersi yönde tercihler yapıyordu ve kariyerini sürdürüyordu.
Ben o programda demiştim ki yani Tom Cruise Oscar kasacağına sevgilisinin penceresinden kaçan sevimli aşık rollerini oynuyor diyordum.
Maverick filminde mesela böyle bir sahne vardı.
Şimdi Tom Cruise'un o hali işte o sevgilisiyle sevişiyorlar falan o sırada sevgilisinin kızı eve geliyor bu da pencereden kaçıyor falan bakın.
Sevimli ergen aşık tiplemesi.
Şimdi bu tipleme Oscar'ın en uzağında yaralan tipleme.
Yani Öyle bir rolü oynayan bir oyuncu.
Kolay kolay Oscar'larda ne boy gösterebilir ne de ödül alabilir.
İşte buradan görüyorduk ki biz Tom Cruise Oscar'ı, ödülü, tırnak içinde ödülden gelebilecek saygınlığı hiç umursamayan bir sinemacıydı.
Ve işte yine geçtiğimiz haftalarda belli olmuştu Tom Cruise'un onur Oscar'ı alacağı.
Ben de bunu sizinle paylaşırken demiştim ki evet Tom Cruise Oscar'ı umursamıyor ama Oscar Tom Cruise'u umursamamazlık yapamadı arkadaşlar demiştim.
İşte evet Tom Cruise sonunda 16 Kasım'da düzenlenen Governor's Awards gecesinde Akademi Onur ödülüne kovuştu.
Çok güzel bir konuşma yaptı.
Ay böyle bir sevgi pıtırcıklığı herkes ağladı falan filan alkış kıyamet.
Güzel bir geceydi yani Tom Cruise'un oradaki hali tavrı falan da hoştu bence.
Bir de şimdi böyle Onur Oscar'ı alanlar bir şey tribüne giriyor böyle arkadaşlar.
ah ah bu sektörde neler yaşadık neler geçirdik ne zorluklarla buralara geldik ama işte biz emekçiyiz falan hani en son 2 milyar dolar kazanmıştı ama böyle bir emekçi kafasına giriyor böyle sinemacılar ama
işte bakın buna rağmen de gerçekten bir sinema emekçisi duygusu da yok değil Tom Cruise'da yani çok ilginç bir tipleme Tom Cruise gerçekten çok ilginç bir kesişim Tom Cruise'un sinemanın
ne diyelim son 20-30 yılına Çok büyük damga vurmuş, çok önemli bir sinema kişiliği, bir filmmaker olduğunun da artık bu böyle tescili oldu diyelim ya, madalyası oldu
diyebiliriz. Evet her şekilde yani Tom Cruise'u seviyoruz.
Ben çok hem seviyorum hem takdir de ediyorum yani.
Çok değerli bir isim olduğunu düşünüyorum.
Bu da işte geçtiğimiz haftaların en önemli sinema başlıklarından bir tanesiydi.
Evet arkadaşlar...
Anmadan geçemem dediğim başlıklarım bunlardı diyorum başka çok sayıda başlık var ama çok uzattık bu haftalık bu kadar olsun evet gördüğünüz gibi çok da zamanımız kalmadı yani bir film incelemesine
girmeyeyim artık bu kadar sohbetten sonra ama çok kısaca belirteyim.
Tron Ares filmini izledim mesela.
Çok meraklı değildim.
Puanları çok yüksek değildi.
Film gişede battı falan ama eski iki filmini izlemiştim ve Cyberpunk bilim kurgu tarihinin de önemli evrenlerinden bir tanesidir.
Hadi ya şu sonunda son filmini kötü mötü izleyeyim dedim.
Ve gerçekten film kötü arkadaşlar.
Yani eleştirel olarak da gişede de batmasına hiç şaşırmadım.
İnanılmaz vasat bir film.
Yani bu senaryoyu görüp de bu senaryoya işte 200 milyon dolar bütçeyi nasıl Bu yapımcılar.
Anlayamıyorum gerçekten. İnanılmaz vasat bir senaryo.
Neyse onu izledim ama evet.
Gerçekten çok vasat bir film.
Kötü bir film. İkincisi de Yorgos Lantimos'un Bugonya'sını izledim.
Şimdi beni sürekli takip eden arkadaşlar.
Yorgos Lantimos'tan zerre haz etmediğimi.
Hadi benim haz etmem bir yana ya.
Benim zevkim önemli değil. Hiç de iyi bir yönetmen olmadığını düşündüğümü bilirler.
Yani Yorgos Lantimos'un bu kadar.
Anılması, sevilmesi, işte Oscar adaylıkları alması.
Şaşırdığım kadar hiçbir şeye şaşırmıyorum.
Ancak Bugonya bence Yorgos Lentimos'un kötü olmayan ilk filmi.
Bakınız bu kadar yumuşak bir yorum yapmaya çalışayım.
Yani filmlerinin çoğunu izledim yani.
Bana göre Yorgos Lentimos'un bütün filmleri kötü.
Ancak Bugonya gerçekten kötü bir film değil.
Hatta ortalama üstü kendini izlettiren...
diğer neredeyse tüm Yorgos Lanthimos filmlerindeki gibi iğrençleşmeyen, gerçekten saçma, çirkin, abuk subuk alt metinlere ya da yan öykülere ya da
en azından bazı sahnelere ya da anlara sahip olmayan görece düzgün ve hoş bir film arkadaşlar.
Yani ben keyifle izledim.
Yine saçma ve olmamış dediğim birçok şey var filmde ama totalde ortalama üstü ilgiye değer, Ve yani neredeyse iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
İlerleyen programlarda tekrar adı geçerse üzerine bir şeyler daha söylemeye çalışırım.
Evet bu haftalık bu kadar diyelim.
Yine çok uzattık sohbeti.
Son 3 haftadır haftanın gündemine hiç giremediğimiz için bu hafta size açığı kapatma amacıyla hayli detaylı bir program sunmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
