
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve Guillermo del Toro'nun Frankenstein uyarlamasını inceledik. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Guillermo del Toro'nun Frankenstein'ından bahsedeceğiz.
Bir süredir hatırlatmıştık, önemli bir proje geliyor, Netflix'te gösterime girecek demiştik.
Elbette Frankenstein çok önemli bir proje.
Edebiyat tarihinin, aynı zamanda bilim kurgu tarihinin de en öncü, en güçlü projelerinden bir tanesi ki sinema tarihinde birçok kez uyarlaması yapılmıştı.
Ancak bu son uyarlama Guillermo del Toro'nun yorumuyla Hayli güçlü gelecek gibi görünüyor demiştik.
İşte bugün bundan biraz bahsedeceğiz.
Ancak önce haftanın gündemine kısaca bir göz atalım.
Peki sinema salonlarında ne var?
Haluk Bilginer ile Feyyaz Yiğit'in başrolünde olduğu yan yana filmi gösterime girdi.
Sihirbazlar Çetesi filmi gösterime girdi.
Bir süredir gösterimde olan ve...
Sinemalarımızda hayli yüksek bir izleyici rakamına ulaşmış olan uykucu filmi gösterimde, yılın en önemli ikinci Japon çizgi filmi, animesi Chainsaw
Man filmi hala gösterimde, Yorgos Lantimos'un son projesi Bugonya hala gösterimde, artık son haftalarını yaşıyordur diye tahmin ediyoruz uzun süredir gösterimde olan Savaş
Üstüne Savaş filmi, Hem geçeri hem de eleştirel anlamda hayli başarılı olmuş bir film oldu.
Bu filmlerin hemen hepsi artık 2025'in son güçlü önemli projeleriydi ki birkaç tane daha film var tabii.
Henüz bitmedi tamam 2025'in sonuna geliyoruz diyoruz ama birkaç tane daha çok önemli proje gösterime girecek.
Hemen ben size kısaca bunları da hatırlatmaya çalışayım.
Birincisi 21 Kasım'da çok önemli iki film gösterime giriyor.
Bir tanesi Running.
Ben Ölüme Koşan Adam bir tanesi de Wicked İyilik Uğruna filmleri.
Bunların ikisi de 2025'in büyük ve önemli prodüksiyonları arasında sayılabilecek filmler ve bundan sonra da elbette yılın son büyük projesi ve hatta belki de
En büyük projesi olabilir hangisi?
James Cameron'ın Avatar evreninin 3.
filmi Ateş ve Kül.
19 Aralık'ta gösterime girecek bütün gişeleri, bütün eleştirel puanları ve hatta Oscar beklentilerini de etkileyecek bir film olduğuna inandığım Avatar Ateş ve Kül
elbette 2025'in.
En meraklı beklenen en büyük projelerinden bir tanesi diyebiliriz.
Geçtiğimiz hafta size bir incelemesini sundum.
Predator Vahşi Topraklar filmi Predator serisinin gelmiş geçmiş en büyük açılış hasılatına imza atan film oldu.
İlk 3 gün içerisinde yani buna dünya gişelerinde ilk hafta sonu hasılatı deniyor.
80 milyon dolar hasılat yaparak 105 milyon dolarlık maliyetinin çok büyük bir kısmını daha ilk hafta sonu hasılatıyla çıkardı.
Eleştirel puanlar da çok yüksek Predator Vahşi Topraklar filminin daha şimdiden hem eleştirel anlamda hem de gişede başarılı bir film olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi geçtiğimiz haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi Süper Mario projesinin ikincisinin fragmanının yarınlanmasıydı ve filmle
ilgili bazı detayların ortaya çıkmasıydı.
Şimdi Süper Mario'nun ilk bölümü dünya çapında 1.3 milyar dolar hasılat yaparak Büyük bir başarıyı imza atmıştık.
Ben de o zamanlar hadi Görkem çocuk filmi falan deme bir izle bakalım.
Hani nasıl bir filmmiş diye gidip sinemada daha ilk haftasında filmi izlemiştim.
Ve sizlerle de paylaşmıştım tabii fikirlerimi.
Ve elbette bir çocuk filmi tamam.
Bunun dışında bir iddiası yok zaten.
O kadar iyi bir film ki öyküsü, anlatımı, mesajları çocuklarla kurduğu bağ...
Filmin o kadar başarılıydı ki çocuklara hitap eden sinema diye bir şey var mıdır yok mudur?
Tabi bu da ayrı bir tartışma konusu ama Süper Mario'nun gerçekten eğer böyle bir şey varsa onun en iyi örneklerinden bir tanesi olduğunu...
Bizzat kendim de deneyimlemiştim.
İşte bunun devam filmi de yüksek olasılıkla öncü filmin başarısını sürdürecektir diye tahmin ediyorum.
2026'nın Nisan ayında gösterime girecek.
2026'nın en çok izlenecek filmlerinin arasına girecektir.
Yine bizim sinematristlerde hatırlattığımız bir proje Adile Naşit'in hayatını anlatan Çağan Irmak'ın yönettiği Adile filmi.
Fragmanı yayınlandı ve 5 Aralık'ta gösterime girecek.
Artık şurada çok kısa bir süre kaldı.
Meraklıları ilgiyle bekliyordur diye tahmin ediyorum.
Fragmanın paylaşıldığını tekrar hatırlatalım.
İlgisini çeken arkadaşlar fragmanı izleyebilirler.
Şimdi Super Mario'dan sonra bir başka efsane animasyon diyeceğiz ama bu Super Mario'dan elbette çok daha eski ve köklü bir proje.
Hatta yani sinema tarihinin en büyük animasyon efsanelerinden bir tanesi diyebiliriz.
Hangisi? Oyuncak hikayesi Toy Story değil mi?
Ta 1995'te başlamıştı bu efsane ve bugüne kadar gösterime giren 4 filmin hepsi de hem eleştirel anlamda hem de gişede son
derece başarılı olmuşlardı.
İşte bu serinin 5.si 19 Haziran 2026'da gösterime girecek ve bunun fragmanı yayınlandı.
Yine harika görünüyor.
Yani oyuncak hikayesini hani işte diyorum bunu artık çocuk filmi der misiniz demez misiniz ama ben dememeyi tercih ederim.
Çünkü çok sayıda yetişkinin de ilgisini çeken bir proje olduğunu söyleyebiliriz oyuncak hikayesinin.
Çünkü çok güzel, çok sevimli, çok tatlış yani izlemesi çok keyifli gerçekten.
Elbette bu kadar hasılat sırf...
Çocuklara bu filmi izleterek olmuyor herhalde.
Çok başarılı olacak gibi geliyor bana çünkü filmin yönetmeni Andrew Stanton.
Andrew Stanton kim? Andrew Stanton animasyon sinemanın gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden bir tanesi arkadaşlar.
Birçok harika animasyon film yaptı.
Mesela Wall-E filmini yapmıştı Stanton.
10 yılın 100 yılın en iyi filmleri listelerine bile girmiş bir filmdi Wall-E mesela.
Ondan dolayı bu filmle de ilgili beklentilerimiz gayet yüksek diyebiliriz.
Şimdiden hatırlatmış olalım ilgisini çeken arkadaşlar fragmanı izlesinler.
Bu haftanın son başlığı, hep böyle çocuk filmlerinden, projelerinden gittik.
Bayağı yetişkin işi bir filmden bahsedeceğim.
Şimdi Donnie Villeneuve deyince zaten akansılar duruyor.
Ortalık böyle bir sessizleşiyor.
Bakalım Üstat ne yapacak diye merakla bekliyoruz.
Ancak bu kez onun yeni yapacağı projeden bahsetmeyeceğim.
Çünkü onu hepimiz biliyoruz.
Dune serisinin 3.
filmini yapacak. Uzun süredir ondan dolayı Villeneuve'ü şimdilik affediyoruz.
Yani başka hiçbir şey yapmasına gerek yok.
Ancak onun başlattığı enfes bir...
Ne diyeyim ben bu filmi sınıflamakta bile zorlanıyorum ama ajan gerilimi diyorum ben.
Scario diye bir film yapmıştı Dönü Villeneuve.
Çok özel bir film arkadaşlar.
Ve bu filmin gücü sadece Dönü Villeneuve'den de gelmiyor.
Yine ben geçtiğimiz haftalarda adını andığım Tyler Sheridan diye müthiş bir sinemacı var.
Hem senaristtir hem yönetmendir.
Gerçekten çok önemli bir isimdir.
İşte Scario projesinin de senaristiydi.
Tyler Sheridan. Scario filmi gerçekten son yılların en böyle akılda kalan hatta biraz gözden kaçan belki ama yine de izleyenlerinin payesini vermekten kaçınmadığı bir film
oldu. Müthişti. Bunun üzerine bir ikinci film yapıldı.
Pek de iyi bir film değildi.
Biraz üzmüştü bizi. İşte şimdi Scario'nun üçüncü bölümünün geleceği söylendi.
Filmin başrolünde Benicio Del Toro var.
Henüz filmin üçüncü bölümünü Kim yönetecek belli değil.
Yazar yine Tyler Sheridan olacak.
Ondan dolayı yine beklentimizi biraz yüksek tutuyoruz.
Umuyorum ki gerçekten çok istiyorum yani.
Umarım 3. bölüm çok iyi bir film olur.
Birincinin efsanesini sürdürecek kalibrede bir film olur diye umuyorum.
Takip etmeye çalışacağız arkadaşlar.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim Frankenstein'a.
Şimdi Frankenstein ilk olarak...
Ta 1700'lerde doğmuş ve 1800'lerde üretmiş edebiyat tarihinin en güçlü kalemlerinden biri olan Mary Shelley'nin 1818 yılında
yayınladığı bir romandı.
Hatta bu romanın ilk baskısında Mary Shelley'nin ismi bile yoktu.
Şimdi romanla ilgili inanın o kadar fazla detay var ki...
Burada uzun uzun uzun böyle size anlatabilirim ama merak ediyorsanız hiç de fena olmayan bir Wikipedia sayfası var.
Onun dışında tabi sayısız kaynakta.
Ben detayına girmeyeyim merak eden arkadaşlar ayrıca araştırabilirler tabi.
Şimdi romanın esas olayı şudur ki şimdi tabi 1800'ler bilimle...
doğaüstünün işte simyanın, fantezinin biraz böyle iç içe olduğu, hatta zaten öyledir tabii kendisinden önceki dönemlerde ama yavaş yavaş bilimin gücünü gösterdiği ve fanteziden
biraz biraz ayrılıp böyle artık kendi rüştünü ispat etmeye başladığı, dünyaya bilimin hakim olacağına yavaş yavaş inanıldığı bir dönemde ortaya çıkmış bir romandır.
Ve elbette öyküsünü biliyorsunuz.
Victor Frankenstein bir bilim insanıdır, bir tıp insanıdır.
O bilimin artık bir insan yaratabileceği gücüne ulaştığına inanan ve evet gerçekten bir insan yaratır ancak ortaya çıkan insan
ne yazık ki Bir insan olmaya pek de yakın değildir.
Bir nevi ücubedir.
Şimdi biz Türkçemizde Frankenstein eserini roman olarak ya da ondan uyarlanan filmleri anlatırken bahsederken Frankenstein'ın yaratığı ya da canavarı ifadesini kullanıyoruz
ki bu İngilizceden tabii ki bize geçen bir ifade.
Frankenstein uyarlamalarında ya da romanında çoğunlukla ya creature ya da monster kelimesi kullanılır.
Tabii burada küçük de bir yanlış anlaşılma var.
Onu da lafı açılmışken söyleyeyim.
Şimdi eserin adı Frankenstein değil mi?
Frankenstein. Aslında Frankenstein'ı birçok edebiyat ve sinema sever o yaratığın yani ücubenin adı olarak bellemiş ya da öğrenmiş.
Burada tabii bir yanlış anlaşılma var.
Frankenstein aslında... O ücubeyi yaratan doktorun adı Victor Frankenstein.
Onun yarattığı yaratığa da Frankenstein'ın yaratığı ya da Frankenstein canavarı deniyor ki.
Romanda da ve tabi uyarlanan bütün filmlerde çok ürkütücü, çok korkutucu görünüme sahip olduğu için ona daha çok yaratık canavar işte creature, monster falan dendi hep bugüne kadar.
Ve bu romanda da zaten bu vurgulanmıştı ki insanın kendisini...
başka bir insan yaratacak bir konumda görmesi yani bir anlamda...
Bilimin ve insanlığın...
Tanrılaşmaya soyunması son derece yanlış ve kibirli bir yaklaşımdır.
İşte Mary Shelley Frankenstein romanında bunu eleştirir ve insanın tanrılaşma sürecinin tamamen bir yanılsama, kibir ve kendisini
çok büyük görme olarak Gördüğünü anlatmıştır ve Dr.
Frankenstein bu girişiminden pişman olur.
Bu arada şunu da belirteyim.
Bugüne kadar Frankenstein romanından o kadar fazla film uyarlandı ki hepsini burada anmam mümkün değil.
Ta 1930'lardan bugüne kadar çok sayıda uyarlaması var.
Ben birçok izledim yani 1930'larda yapılmış, 40'larda, 50'lerde yapılmış Frankenstein uyarlamalarını da izlemişliğim var.
Yani benim görebildiğim, hatırlayabildiğim gerçekten aslına en uygun Frankenstein uyarlamalarından bir tanesi işte bugün konumuz olan Guillermo del Toro'nun yönettiği Frankenstein
olmuş. Hani ne kadar yansıtıyor söz konusu romanı derseniz gerçekten yüksek oranda.
Yani izlediğim başka uyarlamaların bu kadar sadık olduğunu görmemiştim.
Hepsini anlamam dedim ama en yakın zamanlı ve en önemli olanı anayım en azından hatırlatayım size.
1994 yılında İngiliz sinemacı Kenneth Branagh hem yönetmişti hem Victor Frankenstein rolünü oynamıştı.
Bir Frankenstein uyarlaması yapmıştı.
Ve hatta bu Frankenstein uyarlamasının yazarlarının arasında Frank Darabont da vardı ki Frank Darabont 90'lardan bugüne sinemanın en büyük yazar ve yönetmenlerinden bir tanesidir
diyebiliriz. Olağanüstü bir sinemacı gerçekten.
Yani mesela esaretin bedelini Yeşilyolu yapmış yönetmen desem herhalde yeterince fikir vermiş olurum.
Bu projenin içerisinde Frank Darabont vardı.
Bayağı da özenli bir projeydi ve burada Frankenstein'ın yaratığını Robert De Niro oynuyordu.
Ve enfes bir performans sergilemişti gerçekten.
Ancak benim şahsi fikrim o kadar da iyi bir film değildi.
Ve bence hemen artık sohbete geleyim çok da uzatmayayım.
Guillermo Del Toro'nun Frankenstein'ı da bence çok iyi bir film değil.
Şimdi nedenlerini söyleyeceğim elbette.
Öyküsünü tekrar anlatayım mı arkadaşlar?
Yani anlattım bile aslında ama hadi biraz daha detaya gireyim.
Evet Victor Frankenstein son derece ilerici, son derece güçlü, çok olağanüstü bir bilim ve tıp insanıdır.
O işte akademide falan bir sunum yapar böyle işte artık biz insan yaratabiliriz.
Akademi tabii o zamanlar son derece muhafazakardır ve aynı zamanda kilisenin de etkisindedir.
Ondan dolayı Viktor Frankenstein'ın bu merakı, bu eğilimi tehlikeli görünür ve...
Ancak Frankenstein elbette yolundan asla dönmeyecektir.
Ancak bu son derece pahalı ve yatırım da gerektiren bir şeydir.
İşte Christoph Waltz'un canlandırdığı Harlander diye bir karakter var.
Ve bu karakter hayli zengin bir adam.
Viktor Frankenstein'e geliyor diyor ki bak ben çok zenginim okey.
Gel sen bu çalışmanı yap ben de sana bütün maddi desteği sağlayayım.
Bir de Victor Frankenstein'ın bir kardeşi var William Frankenstein.
O da abisinin çalışmalarını hem destekliyor hem onunla ilişkisi iyi ama ayrı şehirlerde falan yaşıyorlar yani çok da yakın sayılmazlar.
Ve elbette bu filmin de tırnak içinde arzu nesnesi diyeceğim ama bu hem romanda ve bugüne kadar yapılmış bütün Frankenstein projelerinde son derece önemli ve kilit
bir roldür ki.
Elizabeth karakteri.
Elizabeth karakteri baş karakterimiz Frankenstein'ın kardeşi William Frankenstein'ın nişanlısı.
Bu projede Mia Gold canlandırmış.
İşte Victor Frankenstein bir insan yaratma çalışmalarına başlar ve Victor Frankenstein de kendi öz kardeşinin o zaman için sevgilisi ya da nişanlısı olan Elizabeth
karakteriyle biraz yakınlaşır.
Şimdi burada tabii hani küçük bir parantez açmak lazım.
Victor Frankenstein'in bir bilim insanı olarak biraz ahlaki değerlerden yoksun olduğu mesajı vardır burada.
Hani kendi erkek kardeşinin sevgilisine yürüyor yani.
Şimdi bu olacak iş mi? Frankenstein karakteri biraz böyle bir karakterdir.
Frankenstein'in yapımcısı Harland'ir, silah üreticisi.
Baya birlikte gidiyorlar cepheden ölmüş çok sayıda askerin biraz olsun...
Tırnak içinde bedenleri zarar görmemiş olanlarını alıp Frankenstein'in laboratuvarına getiriyorlar.
Baya onun kolu, onun bacağı, onun kafası, onun gövdesi, onun şurası, burası derken bir yapuz gibi farklı bedenlerden parçalar alıp birleştirip ona da bir
yıldırımla elektrik enerjisi vererek ortaya...
Bir insan çıkarmaya çalışıyorlar.
Bu insanda kim? Burada Jacob Elordi'nin canlandırdığı işte The Creature diyelim.
Monster diyelim. Frankenstein'in canavarı.
Bu canavar ortaya çıktıktan sonra şimdi burada Frankenstein kendi yaratığını ona eğitmeye çalışır mesela.
Ona bir şeyler öğretmeye çalışıyor falan ama yaratık pek de bir akıl ve zeka göstergesi sunmuyor.
Ağzına sadece Victor ifadesi çıkıyor mesela.
Victor. Victor. Yani kendisini yaratanın adını öğrenebiliyor.
Ancak o kadar. O kadar insan olabiliyor.
Ve Victor Frankenstein de elbette bir süre sonra artık sabrı taşıyor.
Onu... Öldürmek istiyor.
Ama bundan sonra pişman oluyor.
Tekrar onu kurtarmaya çalışıyor falan ama kurtaramıyor.
Bu öykü tabii bir de şu var.
Romanda da var bu. Filmlerin de büyük çoğunluğunda var.
Öyküyü önce Frankenstein'in gözünden izleriz.
Daha sonra ayrıca yaratığın gözünden izleriz.
Bu bakış açısı farklılığı da öyküyü zenginleştiren bir öyküdür.
İşte ondan sonra artık Frankenstein'la yarattığı o canavar birbirleriyle tekrar karşı karşıya gelirler.
Canavar. Ben çok yalnızım der.
Sen bir ücube yarattın yani insanlık beni hiçbir şekilde kabul etmiyor.
Bana bir eş yani bir kadın yap der.
Ancak Frankenstein bunu da reddeder ve bunun üzerine yaratık Frankenstein'ın aşık olduğu Elizabeth'i öldürür.
Hatta erkek kardeşini de öldürür William'ı.
Ondan sonrası tamamen yokuş aşağı arkadaşlar.
Bir şekilde Frankenstein elbette yaptığını pişman olacaktır.
Ortaya Bir türlü insan olamadığı için mutluluk bulamayan, insanların arasına karışamayan, bir insan olarak kabul göremeyip büyük bir ızdırabın
içerisine hapsolan bir yarı insan yaratığın dramı karşımıza gelecektir.
Güzel bir hikaye okey.
Bunda sıkıntı yok. Ancak neden ben...
Hem işte Kenneth Branagh'ın hem de Guillermo Del Toro'nun bu filmi çok da iyi değil diyorum.
Nedenini söyleyeyim size. Öncelikle 1800'ler için son derece ilerici ve son derece sarsıcı bir öykü olsa da Frankenstein günümüz için son derece arkayık
hiçbir ilginçlik barındırmayan Ve ne yazık ki Guilherme Deltour'un neredeyse hiçbir şey katmadığı, güncellemediği ve günümüze de uyarlamadığı bir proje olmuş arkadaşlar.
Mesela şu an için...
Çok gelecekçi böyle fütüristik fikirlere sahip, çok cesur, kendi ilkelerinden ödün vermeyen bilim insanı tiplemesi sizce çok mu ilginç?
Bence hiç ilginç değil.
O kadar fazla sadece Frankenstein uyarlamalarında bile çok sayıda Frankenstein ile karşı karşıya geldik ancak bunun dışında...
Frankenstein tiplemesine benzeyen o kadar çok bilim insanı gördük ki artık bunun hiçbir cazibesi ve ilginçliği kaldığını ben düşünmüyorum.
Ve bu projede de Del Toro farklı açılımlara sahip bir Frankenstein sunmamış.
Şimdi bakınız bu bir. İkincisi Creature.
Evet Frankenstein'in yaratığı.
Bu yaratığın temel dramı ne?
Evet ücube.
Tamam. İnsanlar onu kabul edemiyor hiç kimse onu sevmiyor herkes ondan korkuyor kaçıyor tamam ve sürekli acı çekiyor yalnız kimsesi yok falan okey ve beyni çocuk olsa da bedensel olarak
bir yetişkin olduğu için yetişkin bedeninde çocuk zekası ya da çocuk bilgisiyle hayata atılıyor ve dünyayı en acı yoldan tanıyor.
Tamam bu güzel bir öykü felsefi düşünsel psikolojik sosyolojik bir sürü açılımı var ama bunu da çok kez görmedik mi arkadaşlar?
Bunu da çok kez gördük ve hemen hemen bütün Frankenstein uyarlamaları yine Del Toro'nunki de bu yaratığın dünyayı tanıma ve insanlarla bir araya gelme çabasına
çok uzun bir alan ayırıyor ve burası da bizim için hiç ilginç ve farklı değil.
Aynı öykü... Tekrar tekrar tekrar izle izle izle.
Hep bildiğimiz temalar, hep bildiğimiz tiplemeler.
Yeni bir şey yok. Klasik bir öyküyü siz bugün tekrar yapıyorsanız yeni bir açılım koymak zorundasınız.
Bir şeyler eklemek zorundasınız.
Biraz farklı kılmak zorundasınız.
Ya da aynı öykünün, bakınız en güzelini söyleyeyim mi size?
En güzeli... Aynı öykünün farklı yan öykülerini biraz daha öne çıkarabilirsiniz.
Bu çok daha güzel olur aslına bakarsanız.
Tamam yine aynı öyküyü anlatın problem yok.
Ama farklı katmanlarını biraz öne çıkarmaya çalışın.
İşte bunu da yapmıyor Del Toro.
Frankenstein romanının bugüne kadar hiç uyarlaması yapılmamış.
Bu öykü defalarca kez anlatılmamış.
Ya da buna benzer.
Sayısız öykü, sayısız karakter defalarca kez anlatılmamış da ilk kez bir Frankenstein uyarlamasına imza atıyormuş gibi davranmış Guillermo del Toro.
Bence bu stratejik olarak hata.
Daha işin başında yanlış yaklaşılmış gibi geliyor bana.
Filme kötü diyemem.
Del Toro'nun işçiliği enfes, yönetmenliği harika, sanat yönetimi nefis, oyunculuklar harika.
Her açıdan teknik olarak on numara film.
Açın izleyin. Ki zaten hemen bir parantez açayım.
Film gösterime çıktığı ilk haftada yaklaşık 30 milyon izlenmiş arkadaşlar.
Bu bilmiyorum Netflix için bir rekor olabilir.
Ki bence normal yani.
Del Toro'da tabii çok sevilen bir yönetmen.
Aynı zamanda Frankenstein çok klasik.
Harika bir eser. Okey.
Yeniden uyarlamasının ilgi çekmesine beni şaşırmıyorum.
Sinema sitelerinde puanları da yüksek.
Sevilmiş gibi görünüyor ama ben kendi adıma söylüyorum pek de o fikirde değilim.
Dediğim gibi kötü demiyorum.
Ancak artık o kadar çok anlatılmış şeyi hiçbir şey eklemeden bir kez daha klasik biçimde anlatmış ki Del Toro.
Ben filmi izlerken biraz sıkıldım.
Biraz ya üstad tamam bunlar çok anlatıldı hani buraları biraz hızlı geçsen dediğimde oldu.
Ya bak şu kısmı biraz daha derinleştirsen hani biraz şuraya doğru bir kanal açsaydın dediğimde oldu.
Çok heyecan verici bir proje olduğunu...
Pek de düşünmüyorum ancak yine de tüm bu anlattıklarım bağlamında Frankenstein'in bu son uyarlaması bu yeniden artık kaçıncıysa güncellemesi ilginizi çekiyorsa elbette
Del Toro'nun Frankenstein uyarlamasını izleyebilirsiniz.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Guillermo Del Toro'nun Frankenstein uyarlamasını incelemeye ve sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
