
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve yılın önemli projelerinden biri olan F1 Filmi'ni konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Lazım, onu yapacağım ama geçen haftaki programı dinleyen arkadaşlar hatırlayacaktır.
Bu hafta çok da gündemim yok demiştim.
Haftanın gündemini kısa kesmiştim.
Şu son bir haftada o kadar fazla ve çok önemli sinema haberi çıktı ki yani bu hafta böyle şaşırdım kaldım yani hangisini anayım hangisini anmayayım diye.
Bütün programı bile sadece sinema gündemleri üzerine yapabilirim.
Ama evet dediğim gibi F1 önemli onun üzerine de mutlaka konuşacağız.
Onun için önce en azından en önemli olduğunu düşündüğüm gündemleri sizinle paylaşayım.
F1'e de zamanımız kalsın.
Şimdi geçtiğimiz haftanın...
En önemli sinema gündemi muhtemelen Donnie Villeneuve'un yeni James Bond filmini yöneteceğinin açıklanmasıydı.
Sinema üzerine paylaşım yapan bütün platformların baş manşeti buydu.
Şimdi birçok kişi için bu heyecan verici bir şey olabilir.
Bunu anlıyorum. Bence değil.
Neden? Çünkü Donnie Villeneuve'un Dune gibi bir filmden sonra James Bond gibi bir filmi yapması bence...
Kendisini aşağı çekmesi demek.
Çünkü tamam James Bond önemli ama en azından hemen hepsi kendi dönemi için kaliteli, güzel, fena olmayan gişe filmlerini işaret eder.
Yani kötülerdir demiyorum.
Denis Villeneuve'un şu an yaptığı filmlerle sahip olduğu prestijle bir James Bond filmini yönetecek olması bence geri adım.
Küçük bir iki not daha var onları da söyleyeyim.
Birincisi sadece tek bir film için anlaşma yapılmış.
Oh en azından 2-3 film gibi bir anlaşma söz konusu değil demek ki.
Okey bu güzel bu bir. İkincisi Amazon açıklama yapmış.
Senaryoyu da henüz kimin yazacağı belli değil.
Henüz ortada bir senarist ve senaryo bile olmadığına göre ve projenin daha şimdiden biraz uzak bir gelecekte gerçekleşeceği söylendiği için bir ümit ediyorum.
Belki de Denis Villeneuve yönetmenlikten vazgeçer ya da stüdyo Denis Villeneuve'dan vazgeçer bilmiyorum yani.
Ama dediğim gibi bu haber beni öyle çok da heyecanlandırmadı.
Diğer bir başlığım hazır James Bond demişken Amazon tabii dönevin nöbü projenin başına getirince yeni James Bond'u kimin canlandıracağı da.
Bir tartışma konusu. Aslında bu konu çok daha eski bir konu.
Yani Daniel Craig gayet başarılı bir James Bond olmuştu.
Şimdi o tabii projeyi bırakınca yeni James Bond kim olacak diye bir sürü tartışma dönüyor ve bu tartışmalar bitmiyor.
Takip ettiğim sinema platformlarının gruplarının hepsinde neredeyse böyle her ay yeni James Bond kim diye bir ileti, bir paylaşım, bir tartışma, bir başlık, bir şeyler görüyorum.
En yüksek olasılık Henry Cavill gibi görünüyor.
Bence son derece yanlış bir tercih.
Kendi fikrimi söyleyeyim yani.
Bence en iyi James Bond olacak oyuncu kimdir biliyor musunuz?
Tom Hiddleston arkadaşlar.
Tanımayanlar için söyleyeyim kim?
Loki. Avengers evreninde Loki'yi oynayan oyuncu.
Birçok açıdan çok uygun yani hali tavrı yakışıklılığı hınzırlığı biraz böyle yarı kötücül yarı iyicil biri olması yani.
Böyle saf iyi saf mükemmel falan bir adam değil ki James Bond biraz öyledir.
Birçok açıdan bunun üzerine tek başına bir program yapabiliriz ama ben Tom Hiddleston'ın yeni James Bond olmasını çok isterim ve bence en doğru oyuncu olur.
Ama pek öyle olacak gibi görünmüyor yani bir ara adayların arasında anıldığı oldu.
Ondan sonra anılan adayların hiçbirini...
içerisinde Tom Hiddleston yoktu.
Ondan dolayı o olmayacak herhalde.
Şimdilik bir kesinlik yok.
Bunun üzerine yeni bir haber başlık vesaire gelirse zaten ben sizinle paylaşmaya çalışacağım arkadaşlar.
Şimdi bir başka çok önemli gündem Squid Game dizisi biliyorsunuz.
İki sezon yapıldı. İkisi de çok başarılı oldu.
%100 Kore yapımı bir dizi.
İşte Hollywood'da Squid Game'e kayıtsız kalamayınca Amerika'da da yani Hollywood'da da bir Squid Game spin-off bölümü yapacağı kesinleşti ve bu dizinin başına da David
Fincher getirildi arkadaşlar.
En sevdiğimiz yönetmenlerden bir tanesidir.
Ancak ben yine kendi fikrimi söyleyeyim.
Ben ne yazık ki çok da heyecanla karşılayamıyorum.
Neden? Donnie Windham ve James Bond'ta düşündüklerimi burada da düşünüyorum.
Bence David Fincher için yeni bir Squid Game sezonu çekmek ilerleme değil bence bir gerileme.
Yani David Fincher'dan başka çok sayıda yönetmen ortaya iyi bir Squid Game spin-off'u çıkarabilirler.
Ben David Fincher olsam bunu yapmam.
Hoş David Fincher daha önce Netflix için çalıştı zaten Netflix'te sözleşmesi var.
Güzel de filmler de yaptı diziler de yaptı falan okey.
Kötü iş çıkarır demiyorum ama Squid Game bence yine abartılmış demeyeceğim.
Elbette iyi bir dizi. Ben o kadar da derin o kadar da düşünsel bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Ve son olarak şöyle bir not düşmeye çalışayım size.
Kontrol altında hani bir yarışma yaratıp da onu kayda alıp insanlara sunma formülü bence artık ne vardı mesela geçmişten?
Açlık oyunları vardı mesela yakın zamanda.
Ondan önce ta 80'lerde 90'larda Running Man diye bir film vardı.
Bir yarışma yapalım ölüm kalım yarışması.
Bunu da biz işte ekranlardan insanlara sunalım.
Tamam bu diyorum kötü bir formül değil ama bence çok da iyi bir formül de değil.
Yani bu formül üzerine yapılan filmlerin birçoğu çok da iyi de değildir.
Ondan dolayı David Fincher belki kendince bir...
şey katabilir böyle bir güzellik katabilir diyeceğim ama zaten Squid Game'in temel formülü temel iddiası David Fincher'ın işlemekten ve incelemekten keyif aldığı konularla zaten örtüşüyor.
Yani Squid Game projesi David Fincher için zaten hazır paket.
Kendisinden çok da bir şey katmasına gerek yok ama zaten tam onun için de David Fincher için bir adım sayılmaz diyorum zaten.
Onun için çok da heyecanla karşılayamıyorum.
Ama tabii ki yine de peşin hükümlü olmayalım.
David Fincher'i yüksek olsakla ortaya iyi bir şey çıkaracaktır diyorum.
Bir başka önemli başlık Robert Pattinson'ın başrolünde oynadığı Batman filminin devamının yani Batman 2'nin senaryosunun tamamlandığı açıklandı.
Önemli bir gündem gibi gelmeyebilir size ama şöyle bir şey söyleyeceğim.
Birkaç ay önce Robert Pattinson'a bir mikrofon uzatmışlardı.
O da hayli öfkeli.
Küfürlü falan bir cevap vermişti.
O lanet olası film ne olacak bilmiyorum.
Anlıyoruz ki demek ki filmin devamı hani bir türlü herhalde ya yapılmıyor, ihmal ediliyor, arka plana atılıyor.
Pattinson'un o öfkesi bir soru işareti yaratmıştı.
Hani ne oluyor Batman'in devamı tehlikeye mi girdi gibi imaj yaratmıştı biz takipçilerde.
İşte bundan dolayı senaryonun tamamlanmış olması stüdyonun o filmin devamı olan Batman 2'yi kenara atmadığını...
Bize gösteriyor diyelim. Ondan dolayı önemli bir gündem.
Henüz kesinleşmiş bir tarih yok ama anlıyoruz ki Matt Reeves'in yönettiği ve Robert Pattinson'ın Batman'i canlandırdığı o yeni Batman projesi bilinmezliğe saplanmış gibi
görünüyor. Devamı gelecek.
Buradan onu anlıyoruz.
Bir başka önemli gündem Transformers serisi sinema tarihinin önemli serilerinden bir tanesi.
Ben de geçmiş zamanlarda Transformers üzerine yeni gösterime giren filmlerle birlikte birçok size program yapmıştım.
İşin geçmişini falan anlatmıştım.
Bu başlıkta şöyle bir haber var ki Michael Bay projeye geri dönüyor.
Kendisi 5 tane film yapmıştı.
Toplamda 4,5 milyar dolar slot yapmıştı bu 5 film.
Yani kendisi de çok para kazanmıştı.
Çalıştığı stüdyolara da bayağı iyi para kazandırmıştı Michael Bay.
Ancak daha sonra kendisi projeyi bırakmıştı.
Ki kendisi daha önce bırakmalıydım diye de demeçler vermişti yani.
İtiraf etmişti yani işi biraz uzattığını, abarttığını.
Neyse Michael Bay'den sonra başka yönetmenler başka filmler yapmıştı.
Ki bana göre Michael Bay'in çekmediği filmler daha iyiydi.
Yani Michael Bay'in projeyi bırakması aslında seri için iyi bir şeydi ama...
Michael Bay'in yönetmediği filmlere daha az hasılat yapmıştı şimdi.
Bu da bir gerçek. Detayına girmiyorum.
Sohbet uzun. Detayını merak eden arkadaşlar kısa bir arama yaparlarsa koru üzerine paylaşılmış haberleri görebilirler.
Şimdi yine benim hiç heyecan duymadığım ama elbette sinema dünyasının ya da severlerinin heyecan duyacağı bir başlık.
Kimin üzerine? Yorgos Lantimos üzerine elbette.
Benim en sevmediğim, en haz etmediğim Yorgos Lanthimos'un yeni projesi açıklandı ve ilk teaser'da tanıtım filmine geldi.
Başrolde Yorgos Lanthimos'un fetiş oyuncusu Emma Stone var ki Emma Stone'u çok severim.
En sevmediğim yönetmenle sürekli çalışıyor olması benim içimi yaralıyor yani.
Yeni filmin adı... Bugonya bir bilim kurgu komedi.
Detayını merak eden arkadaşlar kısa bir aramayla filmin detaylarına ulaşabilirler.
Bu haftaki son başlığım yine çok önemli bir film.
Bunu da anmamak olmaz.
Biliyorsunuz David Fincher'da demişken David Fincher'ın çok sevilen önemli bir filmi var.
Hangisi? Social Network filmi.
Facebook'un yaratıcısı Mark Zuckerberg'i hem onu kolağalan diyelim hem de onun Facebook'u internet tarihinin en büyük oluşumlarından bir tanesi haline getirişinin bu süreçte yaşadığı
çok büyük hukuk mücadeleleri.
Film onu anlatıyor. Elbette gayet iyi bir filmdi Social Network çok sevilmişti ve bu filmde de Jesse Eisenberg enfes bir Mark Zuckerberg portresi çizmişti bize.
İşte bu filmin devamı geliyor.
Kim yapıyor devamını? İlk filmin senaristi olan Aaron Sorkin.
Aaron Sorkin çok tanınmış sima olmayabilir ama gerçekten Hollywood'un bugün için en prestijli isimlerinden bir tanesidir.
Bu kez hem senaryoyu kendisi yazacakmış hem de yönetmenlik koltuğuna oturacakmış Facebook'un Mark Zuckerberg'ün Daha yakın zamanda yaşadığı detay göreceğiz.
Gerçekten merak uyandırıcı.
Filmle ilgili detayları merak ediyorsanız yine ben burada çok detaya inmeyeyim.
Kısa bir aramayla Social Network bölüm 2 part 2 yani aynen bu adla gösterime girecek.
Bu şekilde arama yaparsanız çok sayıda detaya ulaşacaksınız diyorum.
Evet bu haftanın sinema gündemleri yaklaşık olarak böyle diyorum biraz uzattım kusura bakmayın ama gördüğünüz gibi hepsi çok önemli projeler.
Hemen hızlıca F1 filmine gelelim.
Şimdi arkadaşlar F1 filmi bence ne yazık ki bir hayal kırıklığı.
Neden hayal kırıklığı hemen kısaca özetlemeye çalışayım.
Film dramatik olarak hem çok eksikli.
Hem çok sorunlu ve o eksiklikler bence neredeyse en azından karakterlerle ilgili hiçbir şey anlamamamıza ne izliyorum ki ben sorusunu sormamıza neden oluyor arkadaşlar.
Bunu birazdan biraz daha detaylı anlatacağım.
Önce filmin kısaca size özetini hikayesini bir anlatayım.
Ondan sonra bunun üzerine incelememi sunmaya çalışayım.
Şimdi Brad Pitt burada.
Sony Heist diye Hayli artık yaşını başını almış.
Gençken formülöde yarışmış, zirveye kadar çıkma şansına erişmiş ancak bir kaza geçirmiş ve formülöden uzaklaşmış.
Ondan sonra da sadece parça başı iş alan bir yarış platonu dönüşmüş.
Ne demek bu? İster NASCAR olsun, ister F1 olsun, başka ralliler olsun, hatta kumsalda yarışan jiplere varana kadar yani.
Hani o kadar önemsiz yarışmalara kadar bir yarış ortamına geliyor.
Diyor ki ben işte kiralık bir pilotum.
Pilota ihtiyacınız var mı? Gel kardeşim bu yarışta al bizim aracımızı.
İşte al sana 5000 dolar.
Yarış kazan al paranı git o kadar.
Yani kurumsal şirketlerle anlaşma yapmayan sezonluk daha uzun vadeli ki haliyle daha düzenli bir hayatı olacağı.
Yani ya da çok daha fazla para kazanabileceği.
Ya da... En azından kendi alanında adını sanını duyuran prestijli bir isim olabileceği.
Bu tür anlaşmalar yapmıyor.
Parça başı çalışan böyle bir vanda yaşıyor.
Hani böyle minibüsümsük küçücük böyle kendince bir karavan gibi bir şey yapmış.
Onun içerisinde yaşıyor.
Böyle hani nerede akşam orada sabah.
Sersefil perişan ama çok iyi bir yarış pilotu.
Bunu anlıyoruz. Filmin başında 24 saat süren liman yarışlarında arabayı alıyor.
Takımını iyi bir noktaya getiriyor.
Çekiyor gidiyor. Parasını alıyor gidiyor.
Ondan sonra eskiden birlikte yarıştığı ve eski bir dostu olduğunu anladığımız Javier Bardem'in canlandırdığı Ruben diye bir karakter var.
Ruben bir F1 takımının yöneticisi olmuş ve Sony'e geliyor.
Brad Pitt'e diyor ki ben bir takımı yönetiyorum ve şu an çok kötü durumdayım.
Gel takıma pilot ol ve seninle birlikte şampiyon olalım.
Klasik bir hikaye. Tabii önce reddediyor sonra kabul ediyor.
Önce reddedeceksin bu kuralları biliyorsunuz.
Önce reddediyor sonra kabul ediyor.
Takıma geliyor. Yaşlı bir pilot ya.
Okey. Bir de takımın o an pilotu olan başka bir oyuncu var.
O da Damson Idris'in canlandırdığı Joshua Pierce diye bir karakter.
Genç, gayet böyle yakışıklı, karizmatik, çalışkan, harika bir gelecek vaat eden bir yarış pilotu.
Ama elbette takım arkadaşı Sony ile bu ikisi tabii ki önce bir düşmanca bir tavır besleyecek değil mi?
Hem kendisine rakip çıkıyor. Hem o genç, o yaşlı.
Öyle bir alt metin yok filmde ama o siyahi, o beyaz falan değil mi?
Hani bunlar hep böyle bir alt metinde var.
Politik mesajlar var elbette.
Neyse işte Brad Pitt takıma geliyor.
Önce herkesle bir düşmanlaşıyor, tersleşiyor.
Sonra kendince böyle bir stratejiler yapıyor, bir şeyler yapıyor.
Sonra takımı yukarı çekmeye başlıyor.
Okey. Sonra da ne oluyor?
Bütün takımla tabi dost oluyor sonra.
Yani kendi takım arkadaşı olan en başta hiç de haz etmediği ve kendisinden de haz etmeyen diğer pilot Joshua ile sonra da bir yakınlaşıyorlar dost oluyorlar.
Ve hani bir coşku kardeşlik ay canım ciğerim böyle sarılıp öpüşüyorlar möpüşüyorlar.
9 yarışlık bir anlaşma yapmış oluyor.
Son yarışı kazanıyor sadece.
Takım şampiyon olmuyor ama Brad Pitt'in gelmesiyle Biraz toplanıp birkaç böyle küçük başarıya imza atıp en sonunda da bir Grand Prix kazanarak geleceğini kurtarıyor.
Film böyle bitiyor yani film iyi bitiyor.
Şimdi ana öykü bu arkadaşlar.
Şimdi bu ana öykü de o kadar fazla boşluk, o kadar fazla ikna edicilikten uzak detay.
O kadar fazla nasıl diyeyim ben bu ifadeyi bakınız pek sevmem ve sohbetlerimde de pek kullanmam yani.
Hoşlanmıyorum ama. Boş film diye bir şey var ya, boş film.
Altı boş film. Şimdi bu boş film genelde entelektüel derinlik, düşünsellik anlamında kullanılan bir kelimeleri.
Ben o anlamda kullanmıyorum.
Boş filmi ben şu anlamda kullanıyorum.
Mesela Brad Pitt niye karavanda yaşıyor?
Neden sersefil yaşıyor?
Brad Pitt'in canlandırdığı Sony ile ekip arkadaşı genç Joshua birbirlerinden neden hoşlanmıyorlar?
Yönetici Ruben. Eski dostu yarışçı Sony'yi neden takıma çağırıyor?
Sadece iyi bir pilot olduğu için mi?
Filmde geldiğim 8.
kişisin diyor. Mesela başka bir sürü kişiye gitmiş kimse kabul etmemiş.
Niye? Zor bir iş olduğu için.
Brad Pitt zaten zor işlere niyetlenen bir pilot değil ki.
Uzun süreli işler almıyor.
O niye bunu kabul ediyor ki?
Şimdi bir genç bir yaşlı pilot birbirlerinden faydalanırlar değil mi?
Ve yönetici de... Şimdi yönetici dediğin ne?
Yönetici adı üzerine bir ekibi yönetir.
Bir gençle bir yaşlıyı bir araya getirip ekip yapar.
Birinin işte gençliğinden, enerjisinden, birinin yaşlılığından, deneyiminden faydalanır.
Hiç Ruben'de böyle bir şey görmüyoruz.
Bir yöneticilik falan yaptığı yok yani.
Brad Pitt önce kimse onu sevmiyor, o da kimseyi sevmiyor.
Neden? Bakınız bu soruları soruyorum ya.
Elbette filmde bir cevap vardır değil mi?
Olmalı yani. Film bize sunduğu her tartışmayı.
açıklaması lazım göstermesi lazım arkadaşlar filmdeki tüm iniş çıkışlar oluveriyor bir açıklaması yok dramatik dayanağı yok neden diyorum Brad Pitt 30 senedir karavanda
yaşasın niye yok yani bunun cevabı yok bu tip takımlarda bir sürü böyle yan karakter vardır hilekar yönetim kurulu üyesi Oradaki ekibin teknik müdürü, işte
baş mühendis, işte ne bileyim yarış koordinatörü, lastiği değiştiren teknik ekipteki gariban personel falan.
Şimdi bunlar hep böyle yan karakterlerdir.
Burada hepsine ufuk ufak yer açıyor ama hiçbiri...
İkna edici ya da şey değil yani başka filmlerde bu tiplemelerin her birinin daha iyisini gördüğümü hatırlıyorum arkadaşlar.
Hani film yine o ekibi o formula dünyasında dönen şeyleri o yani mutfak diyoruz ya biz ona hani işin mutfağını detaylıca anlatmaya çalışmış.
Ama orada da çok ciddi dramatik eksiklikler var.
Biri öyle biri böyle biri şöyle.
Niye? Hiç hiçbir kişisel sohbet yok.
İnsani sohbet yok. Hiç kimseyi tanımıyoruz arkadaşlar.
Filmde gördüğümüz bütün karakterler birer tipleme.
Bir karakterle karşılaşmadım ben F1 filminde.
Mesela Brad Pitt'in yakınlaştığı yani seviştiği bir kadın var.
Carrie Condon diye.
Bu takımın baş mühendisi diyelim.
Yani arabayı o tasarlıyor. Gayet önemli konumdaki karakter bu.
Onunla işte sevişiyorlar.
Bir de hani işte aynı takımdasın.
Özel ilişkiye girmemelisin. Hani önce prensipli böyle hani ben çok önemli bir takımda çalışıyorum.
Çok önemli bir konumdayım.
Asla ekip arkadaşımla sevişmem.
Akşama haller olur odadayız falan okey.
O klişeyi bu filmde kullanmış yani.
Tamam hadi onu kullansın.
O güzel bir klişe. Ona bir şey demiyoruz ama.
Balkonda böyle Kate ile Sunny işte böyle hani öpüşüp koklaşıp bir yandan böyle hani o profesyonelliği falan bir kenara atmış artık.
Böyle iki sevgili gibi sohbet ediyorlar.
Kate Sonya soruyor.
Niye yarışıyorsun? Niye buradasın?
Neden bu işi kabul ettin falan. Şimdi bakınız bu soru, kötü yönde eleştiriyorum ya ben şu an, dramatik olarak eksikli diyorum ya.
Tam olarak özetip işte bu soru ve bu sorunun cevabı.
Şimdi her karakterin bir temel motivasyonu olması lazım.
Şimdi bir görünen motivasyon tamam işte yarışçıdır bir iş teklifi gelir güzel para teklif ederler güzel bir otomobil güzel bir ekip güzel bir ortam al işte kardeşim sana pist al sana otomobil al sana ekip
çık yarış okey tamam hani bu üstte görünen sebeptir fiziki sebeptir yani bir de karakterin hani zihninin derinliklerinde neden yarıştığı neden bir yarışçı olduğu diye bir
Düşünsel sebep olması lazım.
Hadi düşünseli bıraktım.
Duygusal bir sebep olması lazım.
Bizi ikna edecek. Bu tip filmlerin hemen hemen hepsinde bu sebebi bize anlatan sahneler, karakterler, anlar bir şeyler olur.
İşte bu sahne bakın şu an anlattığım sahne tam bu noktayı anlatıyor.
Kate soruyor Sony'e niye buradasın, niye çalışıyorsun?
Sony diyor ki pistte diyor.
Belli bir hızı geçtin.
Belli bir olgunluğa geldin.
Belli bir noktaya geldin.
Hani saatlerce araba kullandın.
Virajlar döndün. Gaza bastın.
Frene bastın. Yani belli bir kafaya geldiğinde diyor.
Okey. Eee Sony devam et.
Her şey sessizleşiyor diyor böyle.
İşte uçuyorsun. İşte böyle hani başka bir dünyaya giriyorsun falan.
Okey. İşte o yüzden yarışıyormuş.
Yani yarışma sebebi buymuş.
Ve o yüzden oradaymış.
Ya bunu yaşamak için senin 30 sene önceki arkadaşının teklifini mi kabul etmen lazım?
Bu ikna edici değil.
Bu yeterli değil yani.
Bu olamaz. Eski dostun Ruben'in teklifini kabul etme sebebi mi bu olamaz?
Sen gidip başka bir yarışta da başka bir yerde de...
Başka bir şekilde de o kafaya da girebilirsin zaten.
Ki bence bu da çok böyle mistik, çok duygusal, çok dramatik.
Vay işte her şey bitiyor.
Bir sessizliğe ulaşıyorum böyle.
Tamam hani çok böyle şey görünüyor bu.
Biz giremeyiz ya şimdi.
Bir de filmlerde hani bunlar çok uç tipler ya böyle.
Uç insanların öyküleri ya bunlar spor filmleri falan.
Hani biz... Bu filmleri izleyen biz fareler, biz zavallılar hiçbir şekilde giremiyoruz ya o kafalara.
Biz anlayamayız ya o dünyaları.
Bu filmler bize bir de öyle bir kibir yapar böyle.
Bize fiyaka yaparlar filmle.
Öyle bir dünya ki orası.
Siz zavallı fani sinema severler oraya giremezsiniz.
Bakın bu filmi izleyin ki biraz anlamaya çalışın.
Bu filmi yaparak size böyle bir şeyin var olduğunu göstermeye çalışıyoruz zaten.
Siz zavallılar. Aslında bunun altında böyle bir mesaj var ama.
Hani bilemeyiz ya biz. Hani yorum yapamayız ya o dünya üzerine.
Yorum yapamayız ya. Biz hiçbir F1 arabasının içerisinde girip 360 kilometre sürede çıkmadık.
Bilemeyiz ya. Bambaşka bir sebep için yarışıyor olması lazım Sony'nin.
Anladınız mı ya? Bunun altı bu.
Ama ben bundan ikna olmuyorum abi.
Bu yalan. Senaryoda yazılmış.
Hani önce hoşlanmayacaklar.
Sonra düşman olacaklar. Sonra bir şeyler olacak.
Herkes Brad'i sevecek. Sonra dost olacaklar.
Bu senaryo kırılmaları arkadaşlar çok otomatik.
Çok matematik yazılmış.
Dramatik yazılmamış.
İkna edici değil yani.
Ve Brad Pitt garip garip yarış stratejileri güderek pistte yarışırken bir şeyler yapıyor.
Ne bileyim işte saçma sapan şeyler bence de.
Hani diyorum hani hiç F1 arabasının koltuğuna oturmadık.
Biz bilmeyiz. Cahil zavallılarız ya.
Piste... Çakıl yayıyor böyle.
Yani işte kenara giriyor.
Piste çakıl giriyor. Hop yarışma duruyor.
O sırada yarış arkadaşı daha ön sıraya geçiyor falan.
Böyle stratejiler ha. Böyle saçma sapan yani şark kurnazı diyebileceğimiz stratejilerle takımını yukarı çekiyor Brad Pitt.
Bütün ekip de vay be.
Sony ne kadar akıllıymış.
Bak biz bunu hiç akıl edemedik.
Ya biraz ya piste şöyle iki kürek çakıl atsak da yarışma kazansak falan.
Ya inanın bakın böyle stratejilerle Sony takımı yukarı çekiyor.
Kendisini arka plana atıyor da arkadaşına kazandırıyor.
Ama arka tarafta takım arkadaşıyla kavga ediyorlar.
Ya da kendisini hiç sevmeyen takım arkadaşı piste çakıl atarak kendisini daha yukarı çıkaran yaşlı takım arkadaşını bu şekilde seviyor falan.
Ha sağol ya beni yukarı çektin.
Ama bir yandan düşmanlar falan.
Biraz olsun inceleyici gözle izlerseniz ikna olmanız ve bence mutlu olmanız da mümkün değil.
F1'in her ne kadar teknik olarak anlatım olarak yönetmenlik oyunculuk vesaire olarak gayet başarılı olduğunu düşünsem de dramatik olarak son derece eksik bir film olduğunu düşündüğüm için ancak
Ortalama bir film diyebiliyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
