
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündemini ve yılın en önemli yapımlarından olan Emilia Perez filmini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Geride bıraktığı yılın bir değerlendirilmesini yapmaya soyunuyor.
2024'ün en önemli filmleri, yükselişleri, düşüşleri, hasılatları, ödülleri söz konusu ediliyor.
Evet ben de önümüzdeki haftalarda tabii 2024'ün bir değerlendirilmesini size sunmaya çalışacağım.
Ve tabii artık Aralık ayına gelindiğinde de bir sonraki yılın da önemli yapımları.
Önümüzdeki yılda bizi neler bekliyor?
Bunun da dosyaları yapılıyor.
Ben de diyorum yine önümüzdeki haftalarda 2025'in merakla beklenen...
projeleri üzerine bir program yapmaya çalışacağım.
Şimdi 2024'ün kayıplarına ne yazık ki çok önemli bir Türk sinemacı daha eklendi.
Geçtiğimiz hafta usta yönetmen Şerif Gören'i kaybettik.
Şerif Gören 1944 Yunanistan doğumluydu ve Şerif Gören deyince herhalde aklımıza gelecek ilk film senaristliğini Yılmaz Güney'in yaptığı ve Türk sinema tarihinin de en önemli
filmlerinden biri olarak kabul edilebilecek.
Yol filmidir. Yol filminin dışında Yılanların Öcü Katırcılar ve Amerikalı filmleri Şerif Gören deyince ilk aklımıza gelen filmlerden bazılarıdır.
Şerif Gören 60'lı 70'li yıllarda Yılmaz Güney'in asistanı olarak sinemaya girmişti ve toplumsal gerçekçi olarak isimlendirebileceğimiz bir sinemanın en önemli temsilcilerinden bir
tanesiydi. Hani Yeşilçam'ı Türk sinemasının yükseldiği ve güçlendiği yılları yakaladı ama asla klasik bir Yeşilçam yönetmeni olmadı diyebiliriz.
Daha çok sistemin karşısında konumlanan güçlü, azimli ve biraz da isyankar karakterlerin öykülerini anlatan filmler yaptı.
Yılmaz Güney de öyle isimlendirilir ya İtalyan yeni gerçekçiliğinin Türk sinemasındaki...
Temsilcisi gibi böyle hani uzantısı gibi isimlendirilir daha çok Yılmaz Güney ve Şerif Gören de zaten Yılmaz Güney'in hem asistanı olduğu için ve derin ve güçlü bir dostluk olduğunu da biliyorum.
Yılmaz Güney'e hayranlığı sevgisi çok büyüktür.
Şerif Gören Türk sinema tarihinin en değerli sinemacılarından bir tanesiydi.
Saygıyla anılacaktır diyorum.
Şu an vizyonda elbette yeni yeni filmler gösterime giren filmler var ama haftalardır hatta neredeyse aylardır sürekli dinliyorum.
Arkadaşlar farkındadır ki ben hep şey diyordum.
Sinema gündemi bu aralar çok yoğun falan.
Son 1-2 haftada bunu söyleyemeyeceğim.
2024'ü kapatıyoruz diye herhalde.
Şu son 1-2 haftada gündem biraz böyle seyrekleşti.
Şu an gündemde hala bir süredir gösterimde olup çokça izlenen Moana 2, Gladiator 2, Wicked ve Venom son dans filmleri var.
İllegal Hayatlar Meclis filmi hala gösterimde.
Yakın zamanda gösterime giren filmlerden Hain adlı bir Türk casusluk aksiyon filmi merak uyandırıyor.
Çakallarla Dans serisinin 7.
filmi. Bir Marvel karakteri olan Avcı Craven, Hunter Craven adlı film gösterimi girdi.
Önümüzdeki hafta Aslan Kral Mufasa filmi gösterime girecek.
2024'ün son gişe bombası herhalde Mufasa olacaktır diye tahmin ediyorum.
Malum Aslan Kral elbette çok sevilen, bilinen ta 90'lardan bugüne kadar devam etmiş bir seri.
Onun da son filmi yüksek olasılıkla en önemli yapımlardan bir tanesi olacaktır.
Çakallarla Dans 7 en çok izlenen film oldu.
İkinci sırada Moana 2.
Üçüncü sırada Nasrettin Hoca'nın animasyonu.
Dördüncü sırada Gladyatör 2.
Ve beşinci sırada da Christopher Nolan'ın unutulmaz bilim kurgusu Interstellar var.
Geçtiğimiz haftalarda Interstellar filminin tekrar gösterime gireceğini ben size hatırlatmıştım.
Arkadaşlar Türkiye'de yıldızlar arası yaklaşık 30 bin kişi tarafından izlendi.
Bakınız. Bu müthiş bir rakam aslında.
Yani Interstellar'ı herhalde biraz olsun ilgisi olup da izlemeyen sinema sever yoktur herhalde.
Ama bakın işte ne kadar sihirli, ne kadar güçlü bir film Interstellar.
30 bin kişi Türkiye'de tekrar filmi beyaz perdede izlemeye değer görmüş.
Bu gerçekten büyük bir kam. Yani birçok film gösterime girdiğinde 30 bin kişi tarafından izlenmiyor Türkiye'de.
Şimdi sinemanın gündemindeki önemli başlıklardan bir tanesi de 2025 Altın Küre adaylarının açıklanmasıydı.
Bir önceki yılın en önemli yapımlarının tescillendiğini bize gösteriyor.
5 Ocak 2025'de dağıtılacak olan 82.
Altın Küre adaylarının arasında en öne çıkan filmler.
İşte benim bugün de zaten size incelemesini sunmaya çalışacağım Emilia Perez filmi.
Brutalist filmi, Conclave filmi, The Subtance ve Anora.
Elbette The Subtance ve Anora da Emilia Perez gibi Cannes Film Festivali'nden ödülle dönen ve 2024'ün de en önemli yapımlarından bazılarıydı.
Geçtiğimiz haftanın yine çarpıcı başlıklarından bir tanesi de Amerikan Sapığı diye bir film vardır.
Şimdi belki bilmiyor olabilirsiniz günümüz için biraz eski bir yapım.
2000 tarihli bir filmdir.
Bir roman uyarlamasıydı.
Çok da tanınıp bilinmeyen Mary Horan diye bir yönetmenin yönettiği en önemli taraflarından bir tanesi de 2000'li yılların en sevdiğimiz oyuncularından biri olarak anabileceğimiz
Christian Bale'in geniş kitlelerce tanındığı ve hayran olunduğu filmdi Amerikan Sapığı.
İzlemediyseniz diyeyim hani duymadıysanız Amerikan Sapığı'nı izlemek için asla geç değildir.
Buradan hatırlatmış olayım.
İşte Amerikan Sapığı filminin ne olacak olan Luca Guadagnino o romanı tekrar uyarlayacaklarını açıklamışlardı.
Ve filmin başrolünde...
Christine Bale'in ilk filmde canlandırdığı karakteri bu kez Austin Butler'ı canlandıracak.
Şimdi Austin Butler yakın zamanın en parlak yıldızlarından bir tanesi.
Elvis filminde Elvis Presley'i canlandırarak en iyi erkek oyuncu dalında Oscar adayı olmuştu ki bence o hak ediyordu.
Yani müthiş bir performans sergilemişti ama...
Onun yerine Brandon Fraser almıştı.
Onun da oyunculuğu çok iyiydi yani.
O da iyi bir projeydi Darren Aronofsky'nin projesi.
Ama hani Aston Butler orada hani gönlümüzün Oscar'ını almıştı gerçekten.
Onun dışında da Dune'un ikinci bölümünde kötü karakteri canlandırıyordu.
Yine müthiş bir oyunculuk sergiliyordu.
İşte Amerikan Sapığı'nın yeni uyarlamasında Aston Butler'ı Patrick Bateman rolünde görmek gerçekten çok heyecan verici olacak.
Ama yine ben bir parantez koyayım.
2000 tarihli Amerikan Sapığı filmi yani o kadar iyi bir film.
Bilmiyorum ama 10 kez falan izlemiş olabilirim.
Yani hani 2000'lerden bugüne ara ara böyle canım Amerikan sapığı çekiyor ve oturup tekrar izliyorum.
O kadar iyi bir filmdir.
Çok inceliklerle dolu bir filmdir.
Alt metinlerle, yan öykülerle dolu bir filmdir.
Kristen Bale'in performansı gerçekten olağanüstüdür.
Sinema tarihinin gizli başyapıtlarından bir tanesidir.
İşte bu kadar iyi bir filmin...
Tekrar yapılması ya da romanının tekrar uyarlanması ister istemez bizi tedirgin ediyor diyeyim.
En azından o kadar söyleyeyim ama yine de tabii önyargılı olmamak lazım.
Bakalım merakla bekliyoruz.
Umarım iyi bir proje olur.
Geçtiğimiz aylarda 28 gün sonra filminden bahsetmiştim.
Danny Boyle'un 2000 yılında yaptığı özel çok güçlü bir zombi filmiydi gerçekten.
Hatta zombi filmlerinin...
yeni açılımını yapmıştı.
Yani yepyeni bir zombi efsanesi ortaya çıkarmıştı.
28 gün sonra filminin daha sonra devam bölümleri yapılmıştı.
İşte bu filmin 28 yıl sonra diye bir devam filminin yapılacağı ve o filmde de geçtiğimiz yıl Oppenheimer'la en iyi erkek oyuncu Oscar'ını alan ve ilk filmde de başrolde olan
Cleon Murphy'nin de projenin içerisinde olduğundan falan bahsetmiştim.
İşte 28 yıl sonra filminin fragmanı yayınlandı.
Herkes 28 yıl sonranın fragmanından bahsetti.
Çünkü projeyle ilgili baya poyler niteliğinde birçok detayı içeren bir fragman.
Ben üzerine çok uzun uzun konuşmak istemiyorum.
Merak eden arkadaşlar küçük bir aramayla 28 yıl sonra filminin fragmanına ulaşabilirler.
Haftanın son sinema gündemi.
2000'li yılların en önemli yönetmenlerinden biri olan Sam Mendes.
The Beatles grubunun yani müzik tarihinin gelmiş geçmiş en büyük grubu diyebiliriz herhalde Beatles'a.
Beatles grubunun filmini yapacağını zaten daha önce açıklamıştı.
Hani açıklanmayan tarafı şuydu.
Beatles grubu üzerine 4 ayrı film yapacağını da açıkladı Sam Mendes.
Hani 4 kişiden oluşur bu grup ve her birinin gözünden ayrı bir film yapacağını söyledi.
Ve yine Beatles grubunun 4 üyesini kim canlandıracak bunlar da açıklandı.
Ben detaya inmeyeyim biraz ilginizi çekiyorsa Sam Mendes'in Beatles projesi yine küçük bir aramayla film üzerine detayları görebilirsiniz diyorum.
Oh evet sinemanın gündemi bu haftalık bu kadar.
Şimdi gelelim Emilia Perez filmine.
Şimdi Emilia Perez filmi nasıl diyeyim arkadaşlar aslında bende böyle bir soğuk duş etkisi yarattı.
Neden? O kadar fazla...
Pürüz içeren bir film ki.
Yani iyi bir film olduğunu kabul edip övmemen mümkün değil.
Ama filmi sevmek ve bir anlamda da böyle övmek mümkün değil.
Hangi açılardan şimdi onları söylemeye çalışacağım zaten.
Ben size filmin öncelikle spoilersiz bir öyküsünden bahsedeyim.
Başrolümüzde Rita diye bir avukat var.
Kültürel mesleki iç çatışma yaşayan bir karakter.
Film öyle başlıyor yani. Zoa Saldana ile başlıyor.
Sonra avukat karakterimiz Rita'ya bir telefon geliyor.
Zengin olmak istiyorsan şuraya gel.
Alıyorlar kafasına bir çuval geçirip kaçırıyorlar.
Uçsuz bucaksız bir çölün dağın ortasına bunu getiriyorlar.
Orada bir karavanda kartel liderinin karşısına oturtuyorlar.
Ne istiyorsunuz benden ne yapacağım diyor.
O da diyor ki ben diyor kadın olacağım.
Cinsiyet değiştireceğim.
Bu çok büyük bir şey tabii.
Yani benim geçmişimi sileceksin.
Kimliğimi sileceksin. Bana yeni bir kimlik vereceksin.
Bu ameliyattan tabii hiç kimsenin haberinin olmaması lazım.
Bütün her şeyi sen yapacaksın.
Ben de seni zengin edeceğim. Ve bu olayı...
Tamamen senin üstlenmeni istiyorum.
Bana kadın kişiliğimle yepyeni bir hayat inşa et diye bu avukatı işe alıyor.
Ve tabii bu kartelin bir eşi ve iki tane çocuğu var.
Onlara başka bir hayat tasarlıyor falan filan.
Ve gerçekten tüm bu proje baştan aşağı başarıyla sonuçlanıyor.
Her şey yolunda hiç sıkıntı yok.
Şunu da söyleyeyim aynı zamanda film öyküsünden anlayabileceğiniz gibi hem bir suç öyküsü hem bir drama hem bir gerilim öyküsü ama beklenmeyecek biçimde aynı zamanda müzikal.
Her şeyden var böyle politik taraf var suç öyküsü tarafı var gerilim var yani çok ilginç bir tür kırması Emilia Perez.
Aynı zamanda filmin yönetmeni Fransız öykü Meksika'da geçiyor ve gerçekten Meksika'nın politik, kültürel, toplumsal, sosyal bir sürü sorununa...
Temas etmeye çalışan, bunlar üzerine bir şeyler söylemeye çalışan bir film.
Ama filmin oyuncularından hiçbiri Meksikalı değil.
Garip de bir ülke sineması kırması böyle.
Bunu kötü anlamlı söylüyorum ama.
Yani birileri gelip Meksika üzerinde film yapıyor gibi bir durum var ortada yani.
Ki zaten bunun üzerine filmin birçok eleştiri dile getirilmiş.
Karmakarışık bir film yani. Ama diyorum Jacques Adiat bütün bunları tek bir öykü ve tek bir proje altında derlemeyi toplamayı bilmiş.
Ancak... Öykü olarak büyük tutarsızlıklar ve sıkıntılar var filmde.
Bu bir. İkincisi de filmin politik olarak iddia ettikleri ya da yan öyküleri alt metinleri falan kabul edilemeyecek seviyede problemli.
İşte bu noktada artık öykünün bundan sonrasını anlatacağım.
Spoiler yemek istemiyorsanız filmi izleyip geri dönüp bundan sonrasını dinlemeniz konusunda sizi uyarayım.
Ve öykünün devamına geçeyim.
Kartel lideri cinsiyet değiştiriyor.
Evet bir kadın oluyor. Rita da avukat hani zengin oluyor ve herkes kendi hayatına gidiyor.
Ve aradan 4 yıl artık olay unutulmuş neredeyse.
Herkes kendi hayatına devam ediyor.
Londra'da bu avukat karakterle Emilia yani trans karakterimiz artık hani dönüşümü yaşamış karakterin.
Adı Emilia zaten filme adını veren karakter de o.
Emilia Perez. Emilia ile Rita tekrar karşı karşıya geliyorlar ve avukatımız Rita korkuyor tabi.
Şimdi hani her şeyi bilen tek kendisi ya.
Diyor ki ne oldu hani buraya beni öldürmeye mi geldin diyor.
Hani seninle ilgili gerçeği bilen bir tek benim ya.
Hayır asla öyle bir şey yok.
Çok ben mutluyum. Gerilecek bir şey yok diyor ama senden bir şey daha istiyorum.
Ne? Ben çocuklarımı geri istiyorum diyor.
Hayda. Ne yapmıştı?
Rita bu kartel liderinin çocuklarını ve karısını işte hani sizin işte babanızın düşmanları var onu kovalıyorlar sizi güvenlik için ben İsviçre'ye bir yere yerleştireceğim falan demişti.
Yerleştirmişti oraya ve ondan sonra babanız öldü demişti.
Şimdi bu çocuklarını geri istiyor.
Bunu da ayarlayabilecek tek kişi elbette Rita.
Babanızın bilinmeyen bir üvey kız kardeşi vardı.
Halanız Emilia. Gelin sizi onun yanına yerleştireceğim diye karısını ve çocuklarını Emilia'nın yanına getiriyor.
Orada yeni bir hayat yaşamaya başlıyorlar.
Ve bundan sonra Emilia Rita'yı bırakmıyor.
Gitme diyor eski hayatına dönme.
Benimle birlikte burada kal.
Ve ondan sonra da Emilia.
Şimdi Meksika çok böyle hani uyuşturucu kartelleri, mafya, terör, mörör hani güvenlik açısından çok sıkıntılı bir ülke ya.
Çok fazla insan öldürülüyor ve bu insanların hani cesetlerine falan ulaşılamıyor.
Diyor ki ben bir sivil toplum kuruluşu kuracağım ve bu kayıp insanları aileleriyle kavuşturacağım.
Ya da toplu mezarlar falan var böyle bilinmeyen.
Onları açacağım bu kayıp insanları ölülerine ulaşacağım.
Bu konuda bir toplumsal bilinç oluşturacağım diye çok büyük bir girişim başlatıyor.
Ve tabii yanındaki en büyük yardımcısı da kim?
Rita. Şimdi bundan sonra Emilia bir meleğe dönüşüyor.
Yani bir toplumsal böyle iyilik timsali muhteşem bir kadın karakter haline geliyor.
Ancak çok riskli de bir şey yapıyor.
Çünkü eski kimliği ortaya çıkabilir.
Neyse onun üzerine şimdi kendi yanında artık eski karısı kendisini işte ölen eşinin kız kardeşi olarak tanıyor ya.
Eski karısını canlandırıyor.
Onu da Selena Gomez canlandırıyor.
Selena Gomez başka bir sevgiliye ediniyor ve onunla evlenmeye karar veriyor.
Okey. Kabulleniyor Emilia yani artık neticede kendisi cinsiyetle yaşamış.
Onun için yaralayıcı bir şey değil. Ama eski karısı çocukları da alıp gidecek.
Neticede kendi çocukları ya aslında artık halaları diye onlarla birlikte yaşıyor.
Çocuklarını da alıp gidecek buna izin vermiyor.
Ve eski karısı Jesse'ye çok sert davranıyor böyle hani gırtlağını falan sıkıyor bak seni öldürürüm asarım keserim gibilerinden bir tavır sunuyor böyle gidemezsin diyor.
En azından çocuklarımı bırakmam çocuklarımı benden alamazsın onlar benim çocuğum yani senin çocuğun değil ki.
Ben çocuklarımı alıp gideceğim kendim evleneceğim yeni bir hayat kuracağım diyor.
Buna izin vermiyor ve evleneceği kişiyi kendi adamlarına dövdürtüp para teklif edip şehirden gitmesini istiyor.
Hani bir anlamda zorbalık yapıyor.
Eski karısı Jesse ve onun evleneceği kişi Emilia'yı kaçırıyorlar ve çok büyük bir fidye isteyip hani ona baya böyle işkence ediyorlar demeyeyim de böyle dövüyorlar falan onun
parmaklarını kesip Rita'ya bizim avukatımıza yolluyorlar diyorlar ki bize 30 milyon dolar ver yoksa onu öldüreceğiz.
Aslında onu komple saf dışı etmek istiyorlar çünkü o varken evlenemiyorlar yani Emilia izin vermiyor neticede onların evlenmesine.
Yani en sonunda da film daldan dala atlayıp bir kaçırma tam bir suç öyküsü bir rehine öyküsüne dönüşüyor tamam finalde söylemeyeyim artık onu da kendiniz izleyin yani böyle bir öyküsü var arkadaşlar o kadar
sorunlu ki yani sadece ana öyküye takılıp derinlere inmeyip izlerseniz çok iyi film hiç beklemediğiniz yerlere giriyor çok ilginç ve enteresan bir öykü ama detaylara indiğiniz anda Ben
size öyküyü anlatırken bile birçok şey hani kafanıza takılmış olabilir.
Şimdi bir kere önce öyküdeki tutarsızlıklardan bahsedeyim.
Birincisi hatta filmin bazı tanıtım metinlerinde bile şöyle bir ifade vardı.
Bu çok sıkıntılı. İşte kartel lideri cinsiyet değiştiriyor.
Sanki bütün suçlarından düşmanlarından kaçıp kurtulmak için kimlik değiştiriyor gibi bir cümlelere rastladım filmin tanıtım metinlerinde.
Şimdi bir kere bu böyle değil.
Bu kartel lideri kaçmak için kadın olmuyor.
Ben hayatım boyunca ikili bir kişilik yaşadım.
Aslında ben içimde tamamen kadınım.
Bu karakter bir kadın olarak kendisini hissettiği için cinsiyet değiştiriyor.
Bir şeylerden kaçmak için değil.
Şimdi onu anlıyoruz. Bu bir.
İkincisi tamam bu cinsiyet değiştiriyor.
Şimdi cinsiyet değiştirdikten sonra tırnak içinde bir iyilik meleğine dönmesi.
Bir anlamda o cinsiyet değişiminin bir karakter ya da kişilik değişimi anlamına geldiğini de sanki mesajlıyor film.
Yani o erkekken iğrenç, kötücül bir karakterdi.
Sanki iyi birine dönmek için cinsiyetini değiştirdi.
Öyle midir değil midir diyorum hani filmi izleyip filmde öyle bir mesaj var mı?
Sizin incelemeniz lazım.
Hani ben net bir yorum yapamıyorum ama bana öyle geldi.
Kendini kadın olarak hissediyorsan dönüş.
Tamam o kartel trans bir lideri kabul etmeyebilir.
Okey bunu anlıyorum ama sen zaten eğer bir biri olmak istemiyorsan erkek olarak da o işi bırakabilirsin.
Devam etmek zorunda değilsin ki.
Ya da erkek olarak da kimliğini yok edebilirsin.
Başka bir hayat inşa edebilirsin kendine.
Yani o hem cinsiyet değişiminin o hem o kimlikten kaçışın başka bir kimlik edinmenin sebebi ya da nasıl bir dinamikle ortaya çıktığı Biraz böyle şey
boş bırakıyor film orayı ama bu boş bırakılacak kadar da önemsiz bir şey değil arkadaşlar.
Yani filmde orada çok ciddi bir boşluk var gerçekten.
Neyse filmi kendiniz izleyip bunu analiz edin diye en azından bu noktaya böyle bir vurgu yapmış olayım.
İkincisi bu sonra iyilik meleğine dönüşüyor.
Halkın böyle yarı hani en azından belli bir kitlenin diyeyim kahramanı oluyor böyle.
Of melek Emilia melek.
E iyi de kardeşim bu karakter cinsiyet değiştirmeden önce bir sürü insanı öldürmüş kötücül bir tip değil miydi?
Bakın şuradaki yanlış mesaja bakın.
Nasıl melek olabilir ya?
Yani eski günahlarından kurtuldu mu sanki?
E yine aynı kişi aslında o günahları nasıl aklayabiliyor ki kendisi?
Yani ya da bir sivil toplum hareketi başlatarak eski günahlarını biz unutacak mıyız?
Ve bunu bir de bakın cinsiyet değişimiyle paralel görüyor.
Yani melek gibi kadın.
Kadın olmasaydı da erkek olarak kimliğini bırakıp başka bir kimliğe dönüşüp de sivil toplum hareketi başlatıp da katlanmaya çalışsaydı biz kabul edecek miydik?
O zaman kabul etmezdik de kadına dönüşünce mi kabul ediyoruz biz onun bu iyilik meleğine dönüşmesini?
Ayrıca hani şimdi hikayedeki tutarsızlıkları anlatayım dedim ama tutarsızlıktan bahsedince filmin politik tarafındaki sorunları da ortaya çıkıyor gerçekten.
Peki şöyle de bir sıkıntı var.
Kadın bir hani zengin bir kadın neticede hani eski servete hala duruyor.
İşte o servet nereden geliyor abi?
O sivil toplum kuruluşu, yardımlar, hani halkın meleği haline gelişi falan eski servetin sayesinde oluyor.
Yani uyuşturucu parası, kara paradan bunlar mümkün oluyor.
Yani bak diyorum ne kadar sorundu.
Ve halkın önüne çıkıyor işte toplantılar yapıyor, gazetelere demeçler, televizyonlara çıkıyor falan.
Ya hiç kimse demiyor mu ya bu kadın kim?
O kadar da düşmanı var yani o kartellerin öldürdüğü insanların kimliklerini açığa çıkarıyor falan.
O karteller de buna düşman olup bunun geçmişini bulamazlar mı yani?
Bulurlar çok da mantıksız yani bu.
Geçmişini tamamen silmeye çalışmış bir kartel lideri hiç toplumun önüne çıkar mı ya?
Böyle televizyonlara, programlara, devletin önüne işte valiler, kaymakamlar, devlet adamları, zenginler falan.
Onların önüne çıkar mı ya? Böyle bir şey olabilir mi yani?
Çok mantıksız.
Şu noktaya da dikkat çekmeye çalışacağım.
Şimdi bu artık tırnak içinde iyilik meleğine dönüştü ya.
Sen cinsiyet değiştirirken, kimliğini yok ederken onlara yeni bir hayat inşa etmedin mi sen?
Sen bunu gönüllü isteyerek yapmadın mı?
Evet. E ondan sonra da eşinin kendisine yeni bir hayat çizmesi gayet normal bir şey değil mi?
Yine evet. E bu sefer kadın ben evleneceğim, çocuklarımı alacağım, gideceğim.
Dedindi niye ona hayır diyorsun?
Bir zayıflık ya bir çelişki.
İki o bunu yaptığında hani artık sen bir iyilik meleğiydin daha nazik düzgün.
Hemen onun boğazına sarıldın seni öldürürüm asarım keserim dedin.
Evlendiği adamı gittin dövdürdün ona para teklif edip şehirden kovmaya çalıştın.
Hani iyilik meleği?
Demek ki hiç de öyle bir iyilik meleği falan bir taraf yok işin içerisinde yani.
Hani onlar çakma mı ya da yeni kadın kimliğini?
topluma kabul ettirmenin bir yolu mu acaba o iyilikler ya da sivil toplum örgütü kuruluşları falan da böyle bir çakma organizasyonlar mı yani?
Hani başka bir şeylerin üzerine örtmek için mi yapılan girişimler falan?
Bakın arkadaşlar filmin öyküsünde o kadar fazla sıkıntılar, o kadar fazla tutarsızlıklar var ki yani kabul edilemeyecek pürüzler gerçekten Emilia Perez'i böyle of yani ne düşünsem bilemiyorum.
Denecek bir film haline getiriyor gerçekten.
İşte bu noktada da şuna dikkat çekmek istiyorum.
Dört ana baş karakterinin hepsine kan film festivali en iyi kadın oyuncu ödülünü verdi.
Şimdi... Bu çok saçma bir ödülmüş.
Ben filmi izlediğimde fark ettim.
Neden? Başroldeki o cinsiyet dönüşümünü yaşayan Emilia karakteri gerçek hayatta da zaten trans bir kadındır.
Carla Sofia Gascon nefis oyunculuk sergilemiş.
En iyi kadın oyunculuğu sonuna kadar hak etmiş.
Okey. Sıkıntı yok. Avukat karakteri canlandıran Rita karakterini Zoya Saldana harika.
Okey. Buna da hiçbir sözüm yok.
Ama... uyuşturucu kartelinin karısını canlandıran Selena Gomez'in oyunculuğu bence bırakın hani ödüllük falan bir oyunculuğu fena değilmiş bile demiyorum bence.
Vasat iyi değil diyeceğim hatta.
Bu bir. İkincisi filmin ta yarısından sonra bu Emilia karakterinin sevgilisini canlandıran onu da Adriana Paz canlandırıyor.
O ya filmde 5 dakika falan görülüyor ve ortada iyi oyunculuk falan bırak oyunculuk yok ya 5 dakika.
Buradan şu çıkarsamayı yapacağım.
Bu dört karakterin hepsine ödül verilmesi entelektüel yalakalık diyebileceğim bir mesaj.
Hani izleyin kendiniz görün yani bilmiyorum benimle hemfikir olur musunuz ama hiç olacak iş değil.
Bir de şunu söylemek istiyorum.
Şimdi film çok yüksek olasılıkla Oscar'larda da birçok dalda aday olacak.
Altın Küreler'de 10 dalda aday olduğu açıklandı.
Tamam diyorum filmin teknik tarafının kutsanmasına okey diyorum ama LGBTI pozitif ayrımcılığının izlerini görmemek mümkün değil gerçekten.
Ve filmin de politik olarak o açıdan çok sıkıntılı olduğunu bakın tekrar hatırlatmak istiyorum.
Yani hani o cinsiyet değişiminin kötülükten iyi karaktere dönüşüm paralel sunulması ama bu trans karakterin işine gelmediğinde de Başka bir kadına hemen
şiddet uygulaması, hemen onu ölümle tehdit etmesi.
Ortada çok ciddi bir yalancılık böyle hani anlatabiliyor muyum?
Filmin baş karakterini iyilik meleği olarak sunmasından zaten ikna olmamıştım.
Zaten hani ben yememiştim o numarayı.
Ama iki diyorum kendi eski karısına şiddet uygulayıp zorbalık uygulaması da işte bak yani yalan yani yalan yalan o karakterin dönüşümünü yememiz mümkün değil.
Hani film o bir anlamda kendi inşa ettiği yapıyı da...
Kırıyor yani yıkıyor böyle.
O olmamış yani. Ama diyorum çok yoğun bir film.
Karnımı karışık bir film arkadaşlar görüyorsunuz.
Yani yönetmenlik olarak överim.
Kurgu olarak, müzikal olarak, dramatik yapı olarak, teknik ve anlatım olarak her açıdan överim.
Gerçekten çok iyi bir film. Ama metin olarak, alt metin olarak, mesaj olarak falan övmek mümkün değil.
Hatta kötü yönde eleştirmemek mümkün değil diyeyim.
Ve ama yani puanlar yüksek diyorum ödüller havada uçuşuyor böyle yani altın kürelerde de Oscar'larda da adı geçiyor.
Geçecek ve çok sayıda ödül alacak.
Yine her şekilde yani 2024'ün en çarpıcı filmlerinden biri olduğunu kabul etmemek mümkün değil.
Ama gönül rahatlığıyla da harika bir film demek de mümkün değil bence.
Daha söyleyecek çok şey var hatta yani şu an gündemde olan başka izlediğim bir iki film daha var.
Hani onlardan da bahsedecektim ama işte.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
