
Haftanın Gündemi ve Demon Slayer İnfinity Castle
9 Ekim 2025 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini ve Demon Slayer İnfinity Castle filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't ve Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Demon Slayer Infinity Castle filminden bahsetmeye çalışacağız.
Geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştik, Demon Slayer yılın en önemli filmlerinden bir tanesi oldu.
Gösterime giren Japon animelerinin 26 yıllık ilk...
Gün rekorunu kırdı aynı zamanda.
Ondan bahsederken biraz daha detaya gireceğiz.
Ancak önce gündem.
Geçtiğimiz haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi elbette Adana Altın Koza Film Festivali'ydi.
22-27 Eylül tarihleri arasında kapılarını açan Adana Altın Koza Film Festivali'nin ilk gününde emek ödülleri verildi.
Sondan bir önceki gün onur ödülleri verildi ve son günde ödüller sağlanmıştı.
Bu yıl Adana Altınkoza Film Festivali'nin galibi Pelin Esmer'in O Da Bir Şey Mi?
filmi oldu. Film toplam 8 ödül aldı ve bu kategorilere en iyi film ve en iyi yönetmen ödülü de dahil.
Festivalin detaylarına inmeyeceğim.
Merak eden arkadaşlar kısa bir aramayla...
Altın Koza Film Festivali'nin detaylarına ulaşabilirler.
Geçtiğimiz hafta önemli bir fragman yayınlandı.
Geçtiğimiz yıl Wicked filmi 10 dalda Oscar'a aday olmuştu ve 750 milyon doların üzerinde hasılat yapmıştı.
Ben de sinematristlerde konu etmiştim ve o zaman da demiştim ki ve zaten biliyorduk ki Wicked'ın bir devam bölümü gelecek ve öykü ikinci bölümde son bulacak demiştik.
İşte Wicked For Good.
devam filminin fragmanı yayınlandı.
Film de 21 Kasım'da gösterime girecek.
Yüksek olasılıkla ilk film gibi çok iyi olacaktır diye tahmin ediyorum.
İlk film gerçekten harikaydı arkadaşlar.
Yani yılın en iyi filmlerinden bir tanesiydi ki müzikal bir film bu.
Müzikal filmler Türk seyircisi tarafından çok da yüksek seviyede ilgi görmüyorlar ne yazık ki.
İşte Wicked gerçekten yılın en önemli filmlerinden bir tanesi bence.
Zaten önümüzde 200'deki yılın Oscar ödüllerinde de yüksek olasılıkla çok sayıda dalga aday olacaktır diye tahmin ediyorum.
Şimdi iki hafta önce Weapons filminin incelemesini size sunmaya çalışmıştım ve yılında en iyi korku filmlerinden bir tanesi olarak kabul gördü demiştim.
250 milyon dolar civarında bir hasılat elde etti ki işte bu kişi hasılatından ve yüksek eleştirel puanlardan da tabi biraz cesaret alarak yönetmen Zack Greger hemen
filmin... devam bölümü için görüşmelere başladığını açıklamış ve filmin başarısına bakılırsa yapım şirketleri de yüksek olasılıkla bu filmin devamını yapmak isteyeceklerdir.
Yani diyebiliriz ki evet Weapons filminin devamı geliyor.
Bakarsanız ikinci bölümde başarılı olursa bir üçlemeye de dönüşebilir mi?
Elbette dönüşebilir.
Geçtiğimiz hafta çok ilginç bir girişim söz konusuydu.
Kim tarafından geldi bu girişim?
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir teşvik diyelim.
27-28 Eylül tarihleri arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı...
Tüm sinema biletlerinin 80 liraya satılacağına dair bir açıklama yaptı ve bu uygulandı arkadaşlar.
Ben geçtiğimiz hafta bunu aslında size söylemem lazımdı ama ne yazık ki ben programı kaydettiğimde bakanlığın bu teşviki henüz açıklanmamıştı.
Yani ben bilmiyordum. Mutlaka yoksa sizi hatırlatmaya çalışırdım.
Burada şimdi neden söylüyorsun ki Görkem artık geçti diyeceksiniz ama özellikle şundan belirtmek istiyorum.
Sinema salonlarına olan ilgi işte...
gişe getirileri falan düşüyor dedik daha önce.
İşte bakınız Türkiye'de de bu göz ardı edilemez halde olduğu için Kültür Turizm Bakanlığı'nın konuya nasıl yaklaştığını anlamlandırabileceğimiz bir kampanya olarak görüyorum ben bunu.
Özellikle o yüzden yine de belirtmek istedim.
Kültür Turizm Bakanlığı'da devlet de tabii ki elbette olması gerektiği gibi evet bakın bunu özellikle vurgulayalım olması gerektiği gibi her türden sanat dalına ve elbette sinemaya da Destek
vermesi beklenir, destek vermesi istenir.
Bundan dolayı ben Kültür Turizm Bakanlığı'nın bu girişimini gayet faydalı ve olumlu görüyorum.
Ve umuyorum ki önümüzdeki dönemlerde de bakanlık her türden sanat etkinliğine ve sinemaya da özellikle destek vermeye ve sinema severleri salonları çekmeye
devam edecektir diye umuyorum.
Geçtiğimiz haftanın yine en ilginç, aslında ben çok şaşırmadım arkadaşlar ama yine bu haberi görmek hoşuma gitti.
Christopher Nolan Amerikan Yönetmenler Birliği'nin başkanlığına seçilmiş.
Üretimleri, sanatı, filmleri bir yana...
Bir kişilik olarak da saygı ve ilgi uyandıran bir isim olduğu için bu kadar önemli bir kurumun başkanı olarak seçilmesi şahsen beni hiç şaşırtmadı.
Bakalım nasıl uygulamaları olacak?
Amerika'da, Hollywood'da, sinema sektöründe hala bazı pürüzler, sıkıntılar var.
Bunlara karşı nasıl bir tavır ve yaklaşım verilecek Christopher Nolan?
Bakalım, takipte olalım.
Christopher Nolan'dan çarpıcı girişimler de görebiliriz diye burada küçük bir not düşmüş olayım.
Ve bu haftanın son sinema gündemi ise şu an Türk sinemasının herhalde en parlak iki ismi bir projede buluşuyor arkadaşlar.
Soyut dışa vurumcu bir dostluğun anatomisi veyahut yan yana diye benim hayatımda duyduğum en ilginç film isimlerinden bir tanesinde buluşuyor
bu iki isim. Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit.
Haluk Bilginer'i elbette tanımayanımız bilmeyenimiz yoktur.
Ve Feyyaz Yiğit de gerçekten yakın dönemin...
En güçlü komedyeni hatta ta işte 2000'lerin başından 90'lardan bu yana gelen Cem Yılmaz'dan bu yana ortaya çıkmış en iyi komedyenin Feyyaz Yiğit olduğunu söylüyor.
Bunu ben birçok yerde duydum.
Olabilir hani tabi bu konuda fikirler değişebilir ama neticede Feyyaz Yiğit gerçekten çok enfes bir adam yani çok komik bir adam.
Ve aynı zamanda şunu da belirteyim.
Kalemi de çok güçlü. Şimdi Cem Yılmaz en başlarda stand-up'larıyla tanıdık.
Hatta ondan önce tabii karikatür dünyasında tanıdık biz Cem Yılmaz'ı.
Senaristliğe baya sonradan başladı.
Feyyaz Yiğit ise daha kariyerinin...
İlk başlarında yani sinema işte Gibi dizisi mesela onu en fazla tanıdığımız üretimlerinden bir tanesiydi.
Hemen orada senaristlikle başladı.
Yani işin mutfağından başlamış bir komedyen olarak düşünürsek Feyyaz Yiğit'i gerçekten takdir etmemek sevmemek çok zor.
İşte Haluk Bilginer ile Feyyaz Yiğit'i bir araya getiren az önce adını söylediğim film.
İlk teaserı yayınlandı ve bu film gerçekten çok merak uyandırıyor.
Bu filmi izlemeye çalışacağız takipte olalım diyorum arkadaşlar.
Evet bu haftanın sinema...
gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim Demon Slayer Infinity Castle filmine.
Şu an gösterimde olan Demon Slayer filmi devasa bir külliyatın çok küçük bir parçası aslında.
Demon Slayer projesi ilk defa 2016 yılında bir manga olarak piyasaya çıkıyor.
2016'dan 2022'ye kadar Çok sayıda fasükül cilt halinde yayınlanıyor.
Çok seviliyor. Tüm dünyada çok satılıyor.
Bu başarının üzerine 2017 yılındaysa bir televizyon serisi olarak uyarlanıyor.
Bu dizide çok başarılı oluyor ve onun üzerine de 2020'de, 2021'de, 2022'de uzun metraj filmler yapılıyor.
Ve sonunda artık şu an gösterimde olan Demon Slayer Infinity Castle filmine kadar geliyor.
Şimdi ortada bu kadar çok üretim olunca elbette bir Demon Slayer evreninden bahsetmemiz lazım.
Bu çok uzun bir konu. Tabii ki size kısaca öyküsünden bahsedeceğim ama yani bu film bu devasa evrenin çok küçük bir kısmını içeriyor.
Şimdi bu noktada kısaca öyküsünden bahsetmeye çalışayım size Demon Slayer'ın.
Şimdi çok geçmiş çağlardan beri dağlarda, ormanlarda insanları öldürüp yiyen iblislerin var olduğundan bahsediliyor.
Şimdi bu noktada şunu da tabi belirteyim.
Şimdi neredeyiz? Uzakdoğu'dayız.
Uzakdoğu kültüründen, Uzakdoğu tarihinden, felsefesinden bahsediyoruz şu an.
Oradaki tanımlar, yakıştırmalar, sıfatlar bizim kendi bölgemizin tarihinden, tanımlarından, efsanelerinden çok farklı.
Oradaki iblis başka bir şey, bizdeki iblis başka bir şey.
Ondan dolayı biraz farklı bakmak lazım.
Uzak Doğu kültürüne de tabii biraz aşinalık gerektiriyor bu projelerle ilgilenmek.
Şimdi iblisler diyorum mesela değil mi?
İnsanı yiyen iblisler. İblis normalde...
İşte İslamiyet'te, Hristiyanlık'ta bir nevi şeytandır.
Şeytanın tam olarak değil ama eş anlamlısı gibi bir şeydir ama işte orada öyle değil.
Bu filmdeki iblisler şu köpek dişleri çıkık yani bizim bildiğimiz vampire benzeyen mesela insanın kanını yiyen ya da çiğ etini yiyen Ama mesela sarımsağı ya da işte haça falan tepki
tabi şimdi ortalıkta Hristiyanlık söz konusu olmadığı için uzak doğuda haç falan para etmez yani oranın vampirlerine ya da iblislerine.
İşte bakınız farklı bir kültür diyoruz ya yani her şeyi tam bizim bildiğimiz gibi algılamamak lazım.
Buranın iblisleri diyorum köpek dişleri çıkık tam ölümsüz değiller yani immortal değiller ama onları öldürmek çok zor ancak kafalarını kesmeniz lazım.
Öldürebilmeniz için ve bu iblisler aslında bir zamanlar insanlarmış yani bazı insanlar hayatlarında yaşadıkları çok büyük travmalarla çok büyük üzüntülerle bir
nevi Star Wars'un karanlık tarafa geçmek diye isimlendirdiği bir yaklaşımla normal bir insanken iblis oluyorlar karşı tarafa geçiyorlar karanlık tarafa geçiyorlar ve Bunlar
çok üstün güçlere sahipler dediğim gibi onları öldürmek çok zor işte tılsımlar büyüler çok olağanüstü doğaüstü güçleri var bu iblislerin ve Bu iblisler insanları
öldürdüğü için insanlar da geceleri dışarıya çıkmıyorlar evlerinden.
Ancak bir başka efsane doğuyor ki bu iblisleri öldüren bir iblis avcısı.
İşte isim de buradan geliyor zaten.
Demon Slayer. Bu tam çevresiyle şeytan keser, iblis keser gibi bir anlama geliyor.
O keser kelimesi de tabi uzak doğu kültüründeki...
En güçlü kaçınılmaz silah olan kılıcı işaret ediyor.
İblis avcısı gibi bir şey oluyor bizdeki çevirisi.
İşte bir efsane çıkıyor ki bir şeytan avcısı varmış ki bırakın şeytanlardan korkmayı kaçmayı dağlara ormanlara gidip bu gizlenen şeytanları bulup öldürüyormuş.
Bu efsane...
O kadar geniş bir coğrafyaya yayılıyor ki zamanının onurlu, iyi, ahlaklı dövüşçüleri, karakterleri hatta gençleri, çocukları bu efsanevi şeytan avcısını
örnek alarak bir şeytan avcısı olmaya soyunuyorlar.
Çok ciddi eğitimler alıyorlar, yeteneklerini, doğaüstü güçlerini geliştiriyorlar ve bir süre sonra da Demon Slayer dediğimiz kişilikler bir grup hatta bir ordu haline geliyor.
Ve şeytanlar da aynı zamanda kendi içlerinde büyüyorlar, gelişiyorlar, bir ordu haline geliyorlar.
Ve işte bu şeytanlarla, bu şeytan avcıları yüzyılları, bin yılları yayılan bir savaşa giriyorlar.
Ana öykü bu diyebiliriz.
Aslında çok basit bir öykü.
Yani iyi ile kötünün sonu gelmez savaşı gibi bir şey.
Ancak bu basit denebilecek öykünün o kadar fazla detayı, o kadar fazla karakteri var ki bitmek tükenmek bilmez bir evren bu arkadaşlar.
Şimdi... Bu şeytanlarda ve şeytan avcılarında seviyeler var.
Yani en üst seviye şeytan ya da en üst seviye...
Şeytan avcısı. Ondan sonra işte ikinci seviye, üçüncü seviye aşağıya doğru geliyor.
Ta işte Biginara Junior'a kadar geliyor.
Ve üst seviye olanlar alt seviyeleri eğitiyorlar.
Onlara çeşit çeşit dövüş teknikleri öğretiyorlar.
Doğaüstü güçler öğretiyorlar ve o güçleri geliştirmelerini sağlıyorlar.
Ve aynı zamanda da dövüşçüler ve tabii şeytanlar da belli aşamalara geldikten sonra...
Kendileri bazı vasıflar, üstün güçler, doğa aslı güçler oluşturabiliyorlar.
Ve bu filmde...
Bu karakterlerin nasıl iblis olduğu ya da nasıl iblis avcısı oldukları geçmişe dönülerek geçmişteki hikayelerinden, travmalarından yola çıkarak anlatılıyor.
Ve aynı zamanda da tüm bu karakterlerin doğaüstü güçleri de nasıl kazandıkları geri dönüş sahneleriyle anlatılıyor.
İşte bu yapıya bakarsak ortada gerçekten sonu gelmez bir evren var.
Yani istediğiniz kadar karakter yaratabilir.
Onun bulunduğu noktaya nasıl geldiğini ayrı öykülerle anlatabilirsiniz.
Ondan dolayı Demon Slayer evreninin gerçekten çok geniş, çok güçlü, sınırsız bir evren olduğunu söyleyebiliriz.
Evet şimdi Infinity Castle filmine gelelim.
Evreni kabaca anladık değil mi?
Taraflar, kişiler, karakterler, özellikler, ileri geriye gidişler, doğaüstü güçler, Japon edebiyatı falan filan efsaneleri.
Şimdi Demon Slayer filmi artık neticede devasa bir külliyatı Tırnak içinde zaten bildiğimizi varsayan bir film arkadaşlar.
Yani hiçbir şey bilmeden oraya giderseniz tamam filmi belki izlersiniz bazı şeyler anlarsınız ama kaçıracaklarınız anlayacaklarınızdan çok daha fazla olacaktır.
Ondan dolayı aslında şimdi nasıl diyeyim ya tabii direkt bir karşılaştırma yapmıyorum ama filmin senaryosu bence Pek de iyi değil.
Ne anlamda iyi değil? İşte bir arada kalmışlık söz konusu.
Yani bu tip projeler o seriye hakim olanlara hitap eder bir senaryo mu karşımıza getirmek zorunda?
Yoksa çok da seri ve külliyat hakkında bilgi sahibi olmayan izleyicilere hitap eder bir senaryo mu olmak zorunda?
Şimdi bakınız bu yani iki ucu pis değnekte diyebilirim bunu aslında.
Bu projede yani bu filmde Bu ikilik arasında kalmış arkadaşlar.
Şöyle söyleyeyim size.
Hiçbir şey bilmeden gittiğinizde filmden birçok şey anlayamıyorsunuz.
Bu bir. Film yani benim gördüğüm en ağır aksak, en dağınık ve en öyküsünü merkezinde tutamayan diyeceğim ama aslında bu bilinçli yapılmış bir şey.
Tutmayan projelerden bir tanesi.
Ortada bir öykü var dedik ya işte hani şeytanlar ve şeytan avcıları.
Şimdi bu şeytanların zaten filme adını veren Infinity Castle, sonsuzluk kalesi diye o şeytanlara ait bir evren var diyeyim.
Bir dünya var böyle. Burası işte o Castle, kale.
Burası bir ortam yani. Fantastik bir ortam ama gerçekten benim hayatımda gördüğüm en enteresan tasarımlardan bir tanesi.
Muhteşem bir yer. Şimdi...
Biraz uzatıyorum konuyu ama hani izlememiş arkadaşlara fikir vermek için bunlara girmem lazım.
Şimdi Japon mimarisini bir düşünsenize hatırlayın.
Hani tek katlı ahşap böyle kağıttan pencerelere olan verandalı böyle ahşap sütunlu yapılardır ya.
Japon evleri böyle kırsaldaki evler özellikle.
Şimdi bunları yani o ahşap yapıların...
ne bileyim onlarca katlık apartmanlar haline geldiğini düşünün.
Şimdi bu teknik olarak tabii mümkün değil ama yani Japon mimarisinin o tek katlı küçük evlerinin çok katlı devasa katmanlı çok yüksek fütüristik gelecek şehirlerine dönüştüğünü
düşünün. Burası İşte o Infinity Castle dediğimiz yer böyle bir dünya.
68. katman 78.
seviye falan diye böyle konumlar adresler veriliyor yani burayla alakalı.
Üst, alt, sağ, sol, ön, arka çözmeniz mümkün değil.
Yani yukarısı aşağısı yok gibi bir şey.
Yani siz bir caddede duruyorsunuz başınızın üzerinde başka bir şehir var.
Filmin tasarımları inanılmaz ya arkadaşlar.
Anime dünyasının ulaştığı en üst noktalardan bir tanesi olarak isimlendirebilirim ben.
Demon Slayer filminin görsel tasarımını, görsel dünyasını.
Şimdi burası bu şeytanların yani Demon'ların kalesi.
Yaşadıkları, bulundukları yer.
İşte Demon'larla Demon Slayer'ların bu savaşında avcılar şeytanların mekanı olan bu sonsuzluk kalesine saldırmışlar.
Ve burada... Özellikle şeytanların lideri olan ve en üst seviye şeytan olan Muzan diye bir karakter var.
Tabi Demon Slayer'lar öncelikle bu Muzan'ı öldürmek istiyorlar ama yani ona ulaşana kadar daha alt seviye işte 2.
3. veya 4. seviye o kadar fazla şeytan var ki bunları aşmaları mümkün değil çünkü bunları da öldürmek çok zor zaten.
Yani neredeyse ölümsüz seviyede güçlü karakterler bunlar.
Şimdi buraya geliyorlar saldırıyorlar ve buradaki Birkaç Demon Slayer'ın hem kendisini tanıyoruz, özelliklerini falan tanıyoruz hem de nasıl avcı olmuşlar, geçmişlerini,
tarihlerini, yaşadıkları travmaları, kendi hikayelerini izliyoruz ve aynı zamanda da doğaüstü güçlerinin özelliklerini, o özelliklerin nasıl kazandıklarını falan öğreniyoruz.
Bu öykü o kadar dağınık ki, yani bir savaşın ortasındasınız mesela işte bir...
Şeytan avcısıyla bir şeytan karşı karşıya gelmiş.
Birbirlerine böyle biraz konuşuyorlar.
Bir şeyler söylüyorlar. Tamam okey.
Ondan sonra savaşa başlıyorlar.
Bir anda film duruyor. Geçmişe gidiyor.
Ve o şeytanın ya da şeytan avcısının geçmişini anlatmaya başlıyor.
Ve bu anlatım 10 dakika 15 dakika falan sürüyor.
Sürebiliyor. Ondan sonra tekrar dövüşün içerisine geliyorsunuz.
Dövüş biraz daha devam ediyor.
İşte şeytan avcısı şeytanı öldüremedi.
Çok özel bir güç kullanması lazım.
Çok özel bir vuruş yapması lazım mesela.
Onu yapmayı düşünüyor.
Tam yapacakken bir daha geçmişe geliyoruz.
10 dakika daha o özel gücün nasıl elde ettiğini.
ya da o özel gücü kullanmak için nasıl bir şey yapması gerektiğini düşünüşünü kendi zihninin içerisindeki kendi ile konuşmalarını falan izliyoruz.
Şimdi arkadaşlar bu anlatım evet mangalara, animelere aşina olan arkadaşlar için son derece normal olabilir.
Evet animeler biraz böyledir belki.
Dizilerde falan da böyle zaten çoğu dizide ama bu anlatım tüm dünya izleyicilerine hitap eden bir proje için hiç de kabul edilebilir değil.
Çünkü ortadaki öyküyü o kadar kaybediyorsunuz ki o kadar ben neredeyim ki yani şu an ben ne izliyorum ki diye soruyorsunuz ki bu film bir uzun metraj film değil.
Bu bir film değil yani.
Bu film Demon Slayer evreninin yüzlerce saatlik bir filmin fragmanı gibi.
Evet fikir ediniyorsunuz, hikayeyle ilgili birkaç küçük detay elde ediyorsunuz, birkaç ana karakteri kabaca tanıyorsunuz ama o kadar.
Ortada bir öykü yok. Bu filmde görünen en azından bazı karakterlerin nereden başlayıp nereye geldiğini görüyorsunuz ama evrenin bütününde onlarca karakter olduğu için 2-3 tanesini tanımak da aslında
100 saatlik bir filmin 1 saatini deneyimlemek anlamına geliyor.
Çok küçük bir kısmını görmüş anlamış oluyorsunuz aslında.
Buradaki senaryo yapısı çok farklı ve bana göre bu senaryo yapısının ben hiç de nasıl diyeyim Etkili olduğunu düşünmüyorum.
Yani film yarım saat anlattığı bir karakteri bırakıyor.
O bitti gitti tamam ona yükse gitti.
Öteki karakteri geliyor yarım saat onu anlatıyor.
Uzun metraj için hiç de kabul edilebilir ve bağlantı kurulabilir bir senaryo yapısı değil.
İşte bu noktada da dediğim gibi projeyi yaratanların bir ikilikte kaldıklarını görüyoruz.
Yani bu projenin öncesine bu evreni dizileri mangaları bilenlere mi hitap edeceğiz?
Yoksa bilmeyen geniş kitleye mi hitap edeceğiz?
Bu kadar... yüksek bütçeli tüm dünyada gösterime girmiş bir proje yapıyorsanız ister istemez sizin Demon Slayer evreninizi bilmeyen insanların da bu
filme ilgi göstereceğini varsayarak bir senaryo yazmanız ve bir film ortaya çıkartmanız beklenir arkadaşlar bence.
Bakın size bir şey söyleyeyim. Star Wars'un hiçbir şeyini izlemeseniz ya da Harry Potter'ın hiçbir bölümünü izlemeyip direkt 6.
bölümünü falan da izleyecek olsanız Külliyatın tamamını anlamayacak olsanız da en azından o filmin içerisindeki gerilimi ve çatışmayı anlayabilirsiniz arkadaşlar.
Bakınız Hollywood senaryo yapısı bunu çok gözetiyor.
Merkezdeki hikayeyi sürekli ve ısrarlı olarak merkezde tutma çabası Hollywood'un bu kadar başarılı bir sinema olmasının temel anahtarı zaten.
Bu olmalı yani bu olmak zorunda.
Bu olmadığında çünkü filmin ve projenin içerisine giremiyorsunuz.
İşte Demon Slayer'ın sıkıntısı bu zaten.
Öykü yok yani merkezde bir öykü yok arkadaşlar.
Çok dağınık gerçekten çok dağınık.
Tüm o gersel dünya inşa edilmiş o evren harika.
Ama işte senaryo yani.
Senaryo ve tavır kime hitap ediyorsunuz?
Tüm o külliyata hakim olmadan da bu filmden...
yüksek oranda bir şeyler anlayabilmemiz gerekirdi ki başka birçok animede bu vardır zaten.
Yani uzun metraj film başladığında önce size bir öyküyü anlatır.
Tamam bilen zaten biliyordur.
Onlar da bir baştan bir geçmiş olurlar.
Bunda hiçbir sakınca yok. Yani 5 dakikalık bir sekans ya.
2,5 saat film yapıyorsun be kardeşim.
5 dakikasını bir özetle, bir anlat.
Bizi bir şeyin içerisine sok.
O evrenin içerisine sok. Mesela size bir örnek vereyim.
Hangisine örnek vereyim?
Mesela Final Fantasy 7.
diye bir uzun metraj film var. Şimdi Final Fantasy bir oyun.
Muhteşem bir oyundur. Ve Final Fantasy 7 filmi de bu oyundan yapılmış uyarlamalardan bir tanesidir.
İnanılmaz bir filmdir. Bana göre sinema tarihinin en iyi aksiyon filmidir.
Ama o filmi hiç oyuna oynamamış olun.
Hiç öyküyü bilmiyor olun.
Yani sıfır kilometre beginner olun.
O filmin başına geçin.
Filmin zaten ilk 5 dakikasında size önce öyküyü anlatıyor.
Karakterleri azıcık anlatıyor.
Sizi şöyle bir evrene sokuyor.
Ondan sonra da oh tertemiz uzun metrajı izliyorsunuz.
Çok da bir şey kaçırmıyorsunuz.
Elbette oyun evrenine hakim olanlar sizden daha çok şey anlıyor belki ama siz de yine de filmi anlamaktan ve takip etmekten geri kalmıyorsunuz.
İşte Demon Slayer filmi bunu yapmadığı için...
hiç de izleyici dostu sayılamayacak bir film arkadaşlar.
Ondan dolayı her ne kadar diyorum işte görseli, kurgusu, kurduğu olağanüstü zengin evren, animelerin bir anlamda ulaştığı noktayı temsil eder güçte bir proje olsa da
senaryosu biraz dağınık ve öyküsünü odakta tutamayan bir proje olarak eleştirebilirim ancak elbette Yine de ilginç bir deneyime imza atmak istiyorsunuz.
Zaten anime severseniz eminim ki ya izlemişsinizdir ya da mutlaka izleyeceksinizdir zaten.
Japon edebiyatına, mangalara, animelere çok da hakim olmayan bir izleyici iseniz de en azından...
Bu işin kültürünü, efsanesini, evrenini, tavrını, genel tarzını, dokusunu deneyimlemek için yine de Demon Slayer filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Çünkü kendi türünün geldiği coğrafyanın en iyi örneklerinden bir tanesi olduğunu söylememek mümkün değil arkadaşlar.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve şu an gösterimde olan Demon Slayer Infinity Castle filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
