
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini konuştuk ve hem 1994 tarihli Crow filmini hatırladık hem de şu an gösterimde olan yeniden çevrimi incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Sinemanın gündeminden ve gündemdeki birkaç filmden de notlar vermek istiyorum size.
Öncelikle tabii kayıplardan bahsetmeye çalışıyoruz daha çok.
Geçtiğimiz hafta sinema tarihinin en büyük oyuncularından bir tanesini kaybettik.
Unutulmaz, fıralsız oyuncu Alain Delon.
Çok zengin bir filmografisi vardı, çok önemli bir oyuncuydu.
Bu kadar zengin bir kariyerin içerisinde hangi filmden bahsetsek, onu hangi filmle alsak, hatırlatsak gerçekten karar veremiyorum.
Ve en azından benim izlediklerim bildiklerim arasında 1967 tarihli Le Samurai diye bir film vardır.
Bizde kiralık katil olarak bilinir.
Evet bir kiralık katilin öyküsünü anlatan son derece duygusuz, mesafeli, soğukkanlı bir anlatıma sahip gerçekten çok etkileyici bir filmdir.
Jean-Pierre Melville zaten güçlü önemli bir yönetmendir.
Yani onun kariyerindeki de en önemli filmlerden bir tanesidir.
Le Samurai filmi Alain Delonc yakışıklı, çok karizmatik, unutulmaz bir yönetimdir.
Hani sadece Fransız sinemasının önemli oyuncularından bir tanesi olarak onu anmak gerçekten haksızlık olur.
Dünya sinemasının önemli oyuncularından bir tanesiydi.
Ben kendi adıma söylüyorum onu hep James Bond olarak düşünmüşümdür böyle.
James Bond rolünde görsem çok mutlu olurdum diye düşünmüşümdür ama aslında yeşil oyuncusu denemezdi onun için.
Biraz mesafeli, biraz daha farklı bir tarzı vardı.
Elbette saygıyla anıyoruz.
Tabii çok küçük bir parantez açayım.
Özel hayatı üzerine kişisel olarak hürüzlü bir kişilik olduğunu söyleyebiliriz.
Şüpheli politik söylemleri vardı.
Biz en azından sinema açısından yaklaşıyoruz.
Sinema kariyeri olarak bakarsak son derece değerli ve unutulmaz bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.
Hani bizi ilgilendirdiği tarafından en azından saygıyla anıyoruz diyeyim.
Şu an en gündemde olan Arda Turan yüzleşme filmi.
Türk futbolunun herhalde çıkardığı en güçlü en önemli oyunculardan bir tanesi olsa gerek Arda Turan.
Onun hem kariyerini anlatan hem kişisel hayatını anlatan bir film Arda Turan Yüzleşme.
Ancak bu filmi izlemedim çünkü bu dünyasından çok uzak bir insanım ben.
Ondan dolayı filmi izleyecek olsam da size bir inceleme sunmaya çalışsam son derece fakir yorumlar yapabileceğimi düşündüğüm hissettiğim için bu filmi izlemedim ve diyorum üzerine de bir inceleme ya da bir yorum sunmayacağım
size. Sadece futbola ilgisi olan arkadaşlar Arda Turan'a ilgisi olan arkadaşlara bu belgesel filmi...
Hatırlatmış olayım çünkü bayağı konuşuluyor.
Yani ne kadar iyidir, ne kadar kötüdür, ne kadar objektiftir, ne kadar değerli yorumlar yapıyordur diyorum tam olarak bilmiyorum.
Sadece buradan hatırlatmış olayım.
Geçtiğimiz haftanın en çok konuşulan ve nasıl diyeyim böyle artık böyle bir çıkmaza sürüklendi film.
Daha izleyemeden bu filmin macerası çok sarsıcı oldu.
Francis Ford Coppola'nın son filmi Megalopolis.
Megalopolis ne olmuştu?
Bu yılın Cannes Film Festivali'nde ilk gösterimi yapılmıştı.
İlk intiba hiç de iyi değildi.
Film yerden yere vurulmuştu diyebiliriz.
Ve gösterime girip girmeyeceği belli değildi öncelikle.
Çünkü hiçbir dağıtım yapım şirketi bu filmin gösterimini üstlenmemişti.
Ancak ben demiştim yani bir şekilde bu film elbette gösterime girer.
Birileri bu filmi üstlenir demiştim.
Ve kısa bir süre sonra ise Lionsgate yapım şirketi bu filmin dağıtımını üstlenmişti.
27 Eylül'de gösterime gireceği duyurulmuştu.
Bu filmle ilgili son haber buydu.
Bahsedeceğim en güncel gelişme ise şu ki filmin bir fragmanı yayınlandı.
Film gibi fragman da linçlendi.
Çünkü filmin fragmanında birçok sinema yazarı, birçok yönetmen veya önemli kişiliğin demeçlerine yer veriliyordu.
Ancak bu fragmandaki yorumların birçoğunun...
Asılsız olduğu ortaya çıktı ve yapım şirketi bu fragmanı özür yorumlarıyla birlikte fragmanı apar topar gösterimden kaldırdılar ki milyonlarca izlenmişti.
Yani iki gün falan herhalde gösterimde kalmış fragman ama çok sayıda izlenmiş olmasına rağmen geri çekildi ve...
İşte Megalopolis gerçekten bu kadere çok kötü görünüyor ya ne olacak bilmiyorum yani ben çok üzülüyorum arkadaşlar.
Francis Ford Coppola bu kadar zaman sonra iddialı, büyük bütçeli, uzun süreleri üzerine çalıştığı bilinen bir projeyle tekrar karşımıza geliyor ancak her şey perişan halde yani ne olacak bilmiyorum gerçekten.
Bakalım takip etmeye devam edeceğiz elbette.
Şimdi geçtiğimiz hafta ben Elin Robulus'tan bahsetmiştim yani onu uzun uzun size anlatmıştım.
Tarihinden falan bahsetmiştim ama aslında başka birkaç tane daha filmi izledim ben gündemdeki.
Bir çoğunu böyle son anda yakaladım aslında ama bir tanesi beni aya uçur gündemdeki ilgi çeken filmlerden bir tanesiydi.
Bence ferabe film değil güzel.
Puanları çok yüksek değil ama benim şahsen fikrim filmin verilen puanlar ya da yorumların biraz daha üzerinde olduğu yönünde.
Ben filmi sevdim yani keyifle izledim.
Hiç beni rahatsız eden bir tarafı olmadı.
Tamam çok iyi bir film değil ama güzel bir sihirlik vadediyor.
Hafif tarihsel komedi dram bilim kurgu böyle güzel bir birleşim olmuş bence.
Eğer karşınıza gelirse bir şekilde şu an bir yerlerde gösterimde bilmiyorum hani sinemalarda gösterimi bitti herhalde.
Eğer karşınıza gelirse dijital platformlarda falan izlemenizi tavsiye ederim.
Bir diğer film Twisters.
Ben bu filmi sinematristte birçok kez anmıştım.
90'lı yıllarda bir öncü filmi yapılmıştı.
Böyle bir pozitif fikirdeydim ben.
Filmi izledim.
Bence gayet iyi bir film.
Neredeyse hiçbiri eksiği yok.
Güzel karakterler var.
Güzel bir öykü. Aksiyonu yerinde falan.
Hatta şöyle söyleyeyim. Aksiyonu biraz az.
Yani 90'lı yıllardaki Twisters aksiyon olarak bir felaket filmi olarak böyle daha sarsıcıydı.
Bu filmde de var elbette birçok felaket ve aksiyon sahnesi ama işin karakter tarafı, dramatik tarafı, öykü tarafı biraz daha iyi geldi ki 90'lardaki Twisters'ın da bu tarafı daha zayıftı
bence. Yani bir öykü olarak, karakter olarak, dramatik olarak falan Doyurucu bir film değildi daha çok böyle aksiyonu daha renkliydi bence.
İşte bu filmin dramatik tarafı daha iyi olduğu için 90'lardakinden daha iyi bir film yapmışlar bence.
Bakınız bu çok fazla olmaz yani nadiren böyle örnek karşımıza gelir.
Ondan dolayı Twisters filmini de gayet başarılı buldum.
Eğer karşınıza gelirse izlemenizi tavsiye ediyorum.
Bu hafta...
2024 yılı Altın Koza Film Festivali ile ilgili iki ayrı haber ve iki ayrı duyuru yapıldı.
Festival üzerine uzun uzun anlatmayacağım birçok film Altın Koza Film Festivali'nde gösterim alacak ve yarışmada mücadele edecek.
İlgisini çeken arkadaşlar hani bir böyle bir google'lasınlar detaylı bir şekilde baksınlar diyorum ben ona hiç girmeyeyim çok uzun bir sohbet olur.
Sadece ben bu yılki jüriden bahsetmek istiyorum.
2024 yılı Altın Koza Film Festivali'nin jüri başkanı Nuri Bilge Ceylan oldu.
Hiç de şaşırtıcı değil elbette Nuri Bilge Ceylan çok önemli bir sinemacı tabii ki.
Ondan dolayı Altın Koza'nın jüri başkanının Nuri Bilge Ceylan olması beni hiç şaşırtmadı diyebilirim.
Bakalım Altın Koza nasıl olacak seçki gayet zengin.
gibi görünüyor. Bu yıl 31.
düzenlenecek. Takipte olacağız bunun üzerine de söyleyeyim.
Pardon bir film daha unuttum.
Hani şu an gösterimde olan ve izlediğim üzerine bir şey söyleyemediğim bir tane ilginç film var.
Aslında arkadaşlar bunun üzerine inanın ki bir program yapmak isterim.
Çünkü çok enteresan bir film. Hangi film?
The Instigators diye bir film.
Apple'da gösterime girdi.
Nasıl anlatayım? Bu film üzerine diyorum çok uzun uzun konuşmak istiyorum ama çok kısa bir yorum yapmak durumundayım bu hafta için.
Şöyle ki Komik olmayan komedi filmi.
Filmin senaryosu diyorum çok komik ama film hiç komik değil.
Filmin başrolünde Matt Damon ile Casey Effect var.
Şimdi bu iki oyuncu gayet güçlü.
Hollywood'da sevilen bilinen oyuncuları.
Hani ortada iyi bir bütçe var, çok güzel bir senaryo var falan.
Şimdi diyeceksiniz ki bu proje nasıl iyi olmaz?
Çok ciddi bir stratejik hata yapılmış.
Nefis bir suç komedisinin yönetmenlik koltuğuna Doglima oturtulmuş.
Şimdi Doglima bir komedi yönetmeni değil.
Bir komedi senaryosunu bu yönetmene veremezsiniz.
Olmaz yani. Kariyerinde hiç komedi filmi yok.
Komediyi yönetecek bir yönetmen gibi de görünmüyor zaten Dogliman.
Filmi izlerken senaryoyu okuyormuş gibi hani o esprileri senaryodan okuyormuş gibi davranmanız lazım gülebilmek için.
Valla ben filmin ne bileyim böyle yarım saat falan oldu anca o filmin bir komedi filmi olduğunu fark ettim.
Bu yorumumu şöyle bir şeyle desteklemek istiyorum.
Sinema tarihinin en iyi suç komedilerini kim çeker?
Coen kardeşler çeker gayet aptal sakar bir suç öyküsünün içerisinde olmasını ummayacağınız karakterlerin üzerine bir suç öyküsü inşa eder Coen kardeşler ortaya harika
komedi suç öyküleri çıkar işte burada da iki tane aptal karakter var.
Bunlar bir şekilde bir soygun öyküsünün içerisine sürükleniyorlar diyelim ve orada ortaya tam bir suç karmaşası çıkıyor.
Yani kabaca bunlara yolunda gitmeyen suç öyküleri denebilir.
Hani suç öyküleri içerisinde bir alt tür olarak görebiliriz bunları.
İşte bu filmde... tam bir aptal karakterlerin sürüklemeye çalıştığı ve yolunda gitmeyen suç öyküsü diyebiliriz biz Instigators'a.
İşte böyle bir film ama ne yazık ki hiç de komik olmamış.
Ya böyle diyorum işte dogliman yapamamış yani.
Çünkü onluk bir proje değil.
Çok büyük bir hata. Ama yine de ben filmi sevdim.
Gerçekten hani komik olmayan komedi filmi.
tür filmi eleştirisi bağlamında yaklaşıp yorum yapacak olsam hiç de iyi bir film değil demem lazım ama ben karakterleri sevdim, öykünün akışını sevdim.
Filmde sevdiğim birçok şey oldu.
Ondan dolayı izleyebilirsiniz.
Ben tavsiye ediyorum ama komik olmayan bir komedi filmi.
Sadece bunu bilerek izlemenizi tavsiye ediyorum.
Çok böyle gülüp eğlenmeyi beklemeyin.
Ancak keyif alacağınızı düşünüyorum.
Bu arada evet İkişen'in seyri çok değişti.
Geçtiğimiz haftalarda 2024'ün en çok izlenen film Inside Out 2 idi.
İkinci de... Dune Part 2'ydu.
Bu haftaysa evet elbette Deadpool and Wolverine Inside Out'tan sonra 1.2 milyar dolar hasılata yaklaşarak 2024 yılının en çok izlenen ikinci
filmi konumuna çıktı. Ve çılgın hırsız filmi animasyon 850 milyon dolar hasılata ulaşarak Dune Part 2'yu da geçerek şu an için 2024'ün en çok izlenen üçüncü filmi
konumuna çıktı. Deadpool ve Wolverine 1.2 milyar dolar asıl hatta tabii çok başarılı oldu diyebiliriz yani.
Birçok kez bahsetmiştik ya 2024'te gişeler çok kötü gidiyor böyle.
İşte yaz aylarında böyle bir silkinme geldi anladığımız kadarıyla.
Ve son olarak Alien Romulus yılın en çok izlenen filmleri arasına girmeyecek ama yine de hani gişesi fena gitmiyor diyelim.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak bu kadar.
Şimdi gelelim The Crow'a.
Eyvah eyvah siz ne yaptınız siz ne ettiniz ya zaten şimdi şu yönetmen var ya Rupert Sanders şimdi bu adam ya çok.
Kötü bir kelime kullanmak istemiyorum ama ne yazık ki biraz takoz bir adam ya arkadaşlar.
Yani daha önce bir efsaneyi daha mahvetmişti diyeceğim ama Ghost in the Shell 1995 tarihli unutulmaz Japon animesi Cyberpunk'ın gelmiş geçmiş en
büyük örneklerinden bir tanesi Matrix'in öncüsü olağanüstü filmin 2017 yılında yeniden çevrimi yapılmıştı.
İşte bu filmi Rupert Sanders yönetmişti.
Bir eleştirmen olarak yorum yapacak olsam kötü bir film değil.
Yani orta üstü fena olmayan bir bilimkurgu aksiyon, cyberpunk aksiyon diyebilirim Ghost in the Shell için.
Ancak öncü filmin bir hayranı olarak konuşacak olursam...
Çok kötü bir film diyebilirim.
Filmdeki çok önemli, çok özel birçok şeyi çıkarmıştı.
Hangi açıdan bakacak olursak bence projenin içine etmişti diyebilirim ben Rupert Sanders.
Ondan dolayı hiç de sevdiğim ve...
Pozitif yaklaştığım bir yönetmen değildir.
İşte 1994 tarihli The Crow, Ölümsüz Aşk filminin yeniden çevrimini Rupert Sanderson yapacağını duyduğumda yüksek olasılıkla iyi bir film karşımıza gelmeyecek demiştim ama öncü
filmin hatırasını yaşatması bile güzel demiştim.
Ondan dolayı elbette izleyecektim filmi.
Filmi izledim.
Ne yazık ki diyorum gerçekten kötü bir film.
Şimdi neden kötü bir film sorusunun cevabını geçmeden önce size...
Önce filmden bahsedeyim.
Önce filmden bahsedince de elbette Alex Proyas'tan bahsetmemek olmaz.
Alex Proyas 90'lı yılların en umut vaat eden, muhteşem yönetmenlerinden bir tanesiydi.
Video klipten gelme bir yönetmendi ve tam bir formalisti.
Kurgusu çok iyiydi, görüntü yönetimi çok iyiydi.
Yani görsel tarafı gerçekten çok güçlü olan bir yönetmendi.
1994 yılında...
The Crow filmini yaptıktan sonra da 1998 yılında sinema tarihine geçecek seviyede Matrix gibi bir filmin Öncüsü olarak görülebilecek kadar güçlü,
inanılmaz bir film yaptı.
Hangi filmdi bu? The Dark City'di.
Gizemli şehir diye bilinir bizde daha çok.
Yani tam çevresiyle karanlık şehir olarak da bilinebilir.
İnanılmaz bir filmdi. Gerçekten muhteşemdi.
Eğer izlemediyseniz o filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.
İşte Alex Proyas yaptığı her şeyi merakla bekler olduk.
Ancak ondan sonra öyle bir inişe geçti ki sonunu söyleyeyim.
2016 yılında Mısır Tanrıları diye bir film yaptı.
Yani o kadar kötü ki ya Dark City'yi size izleteyim.
Ondan sonra da Mısır Tanrıları filmini izleteyim.
Bu iki filmin aynı yönetmenin elinden çıktığına inanmanız mümkün değil gerçekten.
Özetlemekte zorlanıyorum yani.
Alex Proyas'ın kariyerinin başındaki ve sonundaki hali arasında...
Bu kadar uçurum olan gerçekten çok az yönetmen vardır.
Çok üzücü ama hani Alex Proyas'ı sadece The Crow ve Dark City filmleriyle hatırlamak bile inanınca çok büyük mutluluk verici yani.
Ondan dolayı hani bugün için Alex Proyas'ın çok parlak bir yönetmen olduğunu iddia etmem tabii mümkün değil ama yine de buna rağmen 90'lı yılların sadece bu iki filmle bile En önemli yönetmenlerden bir tanesi olduğunu söylemek
hiç de abartılı olmaz. Peki nasıl bir film The Crawl?
Çok muhteşem bir karışımdı.
Aslında gayet acımasız, sert, karanlık bir suç öyküsüydü The Crawl.
Ama bu suç öyküsünün, bu karanlık dokunun, bu acımasızlığın, bu hüznün, bu fantezinin içinde de muhteşem bir aşk öyküsü.
İnanılmaz bir duygusallık böyle sizi hüngür hüngür ağlatacak bir sevgi öyküsüydü aynı zamanda Crow.
Hemen kısaca öyküsünden bahsedeyim.
Başrolümüz Eric Draven.
Ha tabi burada bir parantez açmam lazım.
Crow filmi aynı zamanda harika bir kariyer vaat eden pırıl pırıl bir yıldız olan Brandon Lee'nin sette hayatını kaybettiği film olarak da hatırlıyoruz diyelim.
Eric Draven bir rock müzisyenidir.
Ve onun çok sevdiği aşık olduğu Shelley diye bir eşi vardır.
Sürekli uğradıkları bir bar vardır ve o bardaki bir garsonun kızı olan Sarah diye çok şirin çok sevimli bir kız vardır.
Onların çok yakın dostudur yani bir nevi kendi kızları gibidir böyle öyle söyleyeyim.
İşte aslında ilk film Crow bu Sarah dediğimiz küçücük sarışın sevimli kızın gözünden anlatılır biraz böyle.
Bu çift Bu şehirde kol gezen son derece ürkütücü bir suç çetesi tarafından cadılar bayramında öldürülürler.
Aradan bir yıl geçer fantastik bir biçimde baş karakterimiz Eric mezardan çıkar tekrar canlanır bir süper kahraman olarak ve...
Hem kendisinin ve çok sevdiği ölümsüz aşkı Shelley'nin intikamını almak üzere suç çetesinin peşine düşer.
Artık olağanüstü güçleri vardır ve onu tekrar bedene getiren tekrar dünyaya döndüren ise bir kargadır.
Kargalar T'Crow oradan geliyor zaten filmin adı.
baştan aşağı son derece karanlık, kasvetli bir video klip gibidir.
Diyoruz ya Alex Proyas zaten video klipten gelme bir yönetmen olduğu için bu kez ise uzun metraj bir video klip çekmiştir diyebiliriz.
Brandon Lee rolünde muhteşemdir.
Filmin yan karakterleri çok iyidir.
Film bir öykü anlatmaz neredeyse.
Yani olan biten her şeyi anlarız ama...
Filmin detaylarını, öyküsünü hep böyle geri dönüşlerle falan anlatır bize.
Yani daha çok öyküsüne değil görselliğe ve işin duygusal tarafına, aşk tarafına, aksiyon tarafına ya da korku, tedirgin edicilik tarafına pencere açan bir kurguyu ve anlatım
üslubunu tercih eder Alex Proyas.
Hani özlersiniz de ara ara dönüp tekrar izlersiniz ya yani bazı projeleri böyle.
İşte bu proje benim.
Çok böyle duygusal bağ kurduğum projelerden bir tanesidir.
Çok iyidir. Bugün için bile hala çok iyi bence.
İşte Crow da 90'lı yılların unutulmaz projelerinden biri olarak tarihte yerini almıştı diyebiliriz.
İşte aradan bu kadar zaman geçtikten sonra ne oldu?
Tekrar bir Crow filmi yapılacağı duyuruldu.
Şimdi film neden kötü?
Ülki hemen hemen aynı aslında.
Yani evet Eric ve Shelley diye birbirine aşık çift var.
Bu filmde öncü filmden farklı olarak bu çiftin tanışması anlatılıyor.
Onların birbirine aşık oluşu güzel çok da kısa süren ama güzel bir ilişki yaşayışı falan anlatılıyor böyle.
Okey hadi bu film bir yeniden çevrim olmasa da çok gereksiz o kadar fazla şey var ki.
Mesela... Bu iki karakter biraz böyle tırlak karakterler tırnak içinde işte bir tanesi uyuşturucu kullanıyor bir tanesi psikolojik olarak sorumlu geçmişinde son derece kötü bir aile hayatı olmuş falan böyle onu anlıyoruz böyle birkaç
sahneyle falan onu anlatıyor yönetmen.
Neyse bunlar akıl hastanesinde hani bir rehabilitasyon merkezinde tanışıyorlar aşık oluyorlar birlikte kaçıyorlar falan.
Sonra Shelley dediğimiz baş karakter kızımız bir kötü adamın garip bir kötü öyle bir garip bir kötü adam tiplemesi var ki bu filmde.
hiçbir şekilde anlamlandıramıyorsunuz.
Garip bir süper gücü var böyle.
Bu arada bu filmle ilgili bir sürü spoiler vereceğim ama inanın spoilerlar çok anlamsız olduğu için filme neredeyse bence hiçbir şey katmadığı için yani bir anlamda da böyle nasıl diyeyim filmin öyküsü de biraz böyle deli saçması
olduğu için bence ben bu spoilerleri vermekten kaçınmayacağım ama yok ben yine spoiler yemek istemiyorum diyorsanız bundan sonrasını dinlemeyin filmi izledikten sonra dinleyin diye yine de uyarımı yapmış olayım ama bence
hiç de bunları bu detayları dinlemenizde bir sakınca yok filmin baş karakteri Böyle bir ses gücü var falan.
Garip böyle yani kulağınıza geliyor bir şey fısıldıyor.
Siz o sesten etkilenip gidip cinayet işiyorsunuz falan.
Yani adamın size söylediği şeyi yapıyorsunuz.
İşte bu baş kötü adam Shelley karakterimize bir cinayet işletmiş.
Filmin hani şey tarafı bu sürpriz tarafı bu.
İşte Eric'le Shelley tanışıp aşık oluyorlar falan okey.
Shelley diyor ki ben çok kötü bir şey yaptım kaçmam lazım.
Hani beni yakalarlarsa öldürürler.
Eric ve Shelley bir şekilde kaçıyorlar falan ama bu kötü adam tabii bunları bulup öldürüyor.
Tamam okey öldürdü.
öldürdükten sonra da Eric tekrar vücuda gelip hem diyorum kendisinin hem de Sherry'nin intikamını alıyor.
Yani öncü filmin hemen hemen aynı öyküsüne sahip bir öykü izliyoruz burada ama diyorum o kadar anlamsız detaylar var ki hatta yanlış stratejik öykü numaraları var ki mesela bakınız
tam bir aşk öyküsü karanlık aşk öyküsü bu bir intikam öyküsü bir suç öyküsü.
Eric'in baş karakterimizin filmin bir noktasında Şeli'ye olan aşkı ve o sevgisinden şüphe duyduğu bir dönüşüm var mesela.
Karakterin intikamını aldığı kadına olan sevgisinden şüphe duyduğu bir öykü dönüşümü yapabilir misin ya?
Sen ya bu olmaz yani böyle bir öykünün içerisinde bu olmaz.
Bu bir. İkincisi intikam öyküsünün içerisinde sen kötü adımı hiç de güçlü, hiç de dramatik, hiç de etkileyici sunmazsan.
Bu intikamın alınmasının ne anlamı kalacak?
Yine bu noktada bir parantez açayım.
Öncü filmde, 1994 tarihli filmde o kadar muhteşem bir...
kötü adam karakteri vardı ki o kötü adamı da Michael Wincott canlandırıyordu.
Bakınız Michael Wincott geniş kitle bilmez ama çok iyi bir oyuncudur gerçekten.
Çok etkileyici bir tiptir yani.
Yüzü falan da böyle çok tedirgin edicidir.
Ben çok başarılı bulurum. O karakter öncü filmde bir böyle suç örgütünün lideri gibiydi.
Çok sarı dışı böyle bir ürkütücü bir tiplemeydi.
Böyle çok iyiydi ve cadılar bayramında Bütün şehri o karanlık şehri yakıyorlardı.
Ne demek bu? Bir gelenek ortaya çıkarmışlar.
Şehrin bir sürü yerinde yangınlar çıkartıyorlardı.
Bakınız o kötü karakter kendisini böyle şehri ateşe veren bir efsanevi kötü adam falan gibi böyle bir misyon yükleniyordu falan.
O karakterin çok şeyi vardı böyle.
Mistik tarafı, bir etkileyici tarafı, bir efsanevi bir tarafı vardı.
Bu filmde de bambaşka hiç alakasız bir kötü karakter yaratmaya çalışmışlar.
Ve o karakter de kendini böyle hani işte bir şeytanla anlaşma yapmış da falan filan bir efsanevi falan kılmaya çalışıyor da.
O kadar yüzeysel, o kadar anlamsız ki.
İşte Sherry'nin bir anne karakteri var falan.
Ne ediyor belirsiz, ne anlama geliyor?
Yani filmdeki önemi ne?
Hiç belli değil. İlk filmde Eric ve Sherry'nin çok sevdikleri, böyle kendi kızı gibi gördükleri Sarah diye bir karakter vardı.
Burada o karakter hiç yok.
İlk filmin duygusallığının ciddi bir kısmı o küçücük kızdan geliyordu.
Ama burada hiç öyle bir karakter yok.
Araf gibi bir yer var böyle.
Öldün de cennete ya da cehenneme hani öteki dünyaya gitmedin böyle bir Araf'ta kaldın falan.
Orayı yöneten mi diyeyim ya da orada yaşayan mı diyeyim nasıl diyeyim dilenci gibi bir tipleme var.
Ölen karakterleri gerçek dünyaya geri yollayan bence hiç de etkileyici bir karakter değil.
Ve film çok anlamsız biçimde arkadaşlar çok kanlı.
iğrendirici diyeceğim neredeyse.
Hani böyle sahneler artık bize hiç etkileyici gelmiyor.
Yani öyle kanlı dövüş sahnelerine aksiyon sahnelerine alıştık belki falan ama ya bu filmde bunun bir anlamı yok.
Yani bu kadar kanlı bu kadar kesmeli, öldürmeli biçmeli bir aksiyon filmi karanlık aksiyon filmi çekmenin ne anlamı var?
Bence hiçbir anlamı yok.
Baş karaktere de geleceğim.
Şimdi ilk filmde dediğim gibi Brandon Lee o Eric Dream karakterini o kadar başarılı canlandırmıştı ki.
Şimdi bu filmde Eric karakterini Bill Sarsgaard canlandırıyor.
Şimdi Bill Sarsgaard iyi bir oyuncu.
Yani kariyerinde gayet etkileyici performanslar var.
Yok değil. Burada da oyunculuğu kötü değil.
Yani Eric Draven karakterinin içerisinde Bill Sarsgaard'ın kötü olacağını ben beklemiyordum ama nerede sorun var biliyor musunuz?
Yine Severio'da sorun var.
Buradaki karakter biraz böyle ya filmin belli bir kısmında ne yapacağını bilemeyen biraz böyle yönünü yolunu kaybetmiş.
Yani güçlü bir karakter gibi görünmüyor.
O karizmayı o gücü Eric Draven'ın o etkileyiciliğini ben bir sars katın oyunculuğunda göremedim.
Ondan dolayı hani filmde çok da etkileyici görünmüyor böyle.
Operada bir sürü kötü adamın öldürüldüğü bir aksiyon sahnesi var.
Son derece anlamsız. Yani arkadaşlar filmi nereden tutsam eksik kalıyor.
Gerçekten olmamış.
İlk film baştan sona kapkaranlıktı böyle.
Zaten bütün öykü bir gecede geçiyordu.
Yani sadece cadılar bayramında geçiyordu.
O kadar. Burada daha uzun bir zamana yayılan bir öykü var.
Yani biraz sarkıtmışlar.
Aşıkların ilişkisinin başladığı, ilerlediği bir işte seviştikleri, yüzdükleri arkadaşlarıyla takıldıkları işte klubları gidip eğlenmişler.
Kendileri falan sahneler var. Ya bırak be abi bunda bu değil.
Crow'un olayı bu değil yani.
Bu değil. Düz bir aşk öyküsü ve sonra öldürülen karakterlerin üzerine de bir intikam öyküsü falan gibi bir şey olmuş.
Yani Crow böyle bir formül değil.
Böyle bir olay değil. Rupert Sanderson yönetmenin işte şunu atalım şunu koyalım.
Bunu atalım bunu koyalım. Hani işin o tarafına girmeyelim biz şuradan tutalım öyküyü dediği ve tüm stratejik hamleler yanlış.
Bu ikinci filmde yeniden çevrimde ilk filme göre daha doğru bir hamle yapılmış dediğim hiçbir şey yok.
Ondan dolayı hani sinema tarihinde böyle kendine has bir yer edinmiş müthiş bir projeyi tamamen mahvetmişler.
Ondan dolayı da hani zaten puanları da çok düşük.
Hani görüldüğün kadarıyla hiç de beğenilmemiş bir film.
Hani bu filmi ben kendi adıma söylüyorum yok sayacağım.
Böyle bir özet böyle bir inceleme yorum sunmuş olayım size.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
