
Haftanın Gündemi ve Bu Haftalık Bu Kadar Bölüm 6
13 Haziran 2024 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris'te gündemdeki filmlerle ve Bu Haftalık Bu Kadar'ın 6. Bölümüyle sizlerleyiz. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
yılın en fazla hasılat yapması beklenen filmlerinin hemen hemen hepsi ya da bir tanesi istisna belki de o da zaten yılın en çok izlenen filmi Dün Çöl Gezegeni iyi bir hasılat yaptı.
Hani puanlar da yüksek falan harika yani Dün Çöl Gezegeni neredeyse 2024 yılını tek başına sırtlanan film oldu gibi bir şey yani şimdilik öyle görünüyor.
Ancak onun dışında Zaten Oppenheimer ve Dune'dan sonra özellikle hem Godzilla and Kong gösterime girdi.
Hem Planet of the Apes gösterime girdi.
Hem Ghostbusters gösterime girdi.
Hem de Kung Fu Panda 4 gösterime girdi.
Ve en sonda Mad Max Saga Furiosa girdi.
Ve tabii bir de The Foil Guy'ı da bu grubun içerisine dair edebiliriz.
Yüksek bir hasılat beklentisi vardı o filminde.
Ancak bu filmlerin hiçbiri iyi bir hasılat rakamına imza atamadılar ve...
Aynı zamanda eleştirel olarak da çok da sevilmediler.
Yüksek puanlar alamadılar.
İşte şimdi bu filmlerin bir kısmı hala gösterimde.
Maymunlar Cehennemi hala gösterimde.
Mad Max Saga hala gösterimde.
Kung Fu Panda 4 hala gösterimde.
Yakın zamanda birkaç tane daha önemli film gösterime girdi.
Bir tanesi Garfield elbette.
Garfield sinema tarihinin en sevilen kedisi diyebilir miyiz Garfield için?
Herhalde diyebiliriz. Garfield gösterime girdi.
Şöyle bir baktım yine ilk hafta ansılatı baya düşük.
Önemli bir film gösterime girdi Garfield ile birlikte Bad Boys gösterime girdi.
Başrolünde Will Smith ve Martin Lawrence'ın oynadığı bir polisiye aksiyon filmi Bad Boys.
Bunun üzerinde aslında uzun uzun konuşabilirim.
Çünkü Bad Boys geçmişi ta 1990'ların ortasına kadar uzanan serinin dördüncü filmi.
Biraz böyle siyahi sinemada denebilir başrolü iki tane siyahi jön var.
Bu iki oyuncunun başrolünde oynadığı eğlenceli böyle polisiye aksiyon filmi olarak çıkmıştı.
Çok da yüksek hasılat yapmıştı.
Gerçekten o yıllarda böyle bir rüzgar estirmişti ki ilk bölümün yönetmeni de Michael Bay'di.
Michael Bay'i en çok nereden tanıyoruz?
Transformers külliyatını yöneten önemli gişe yönetmeni olarak tanıyoruz.
İşte Bad Boys serisi devam etti.
Neyse Bad Boys aslında önemli bir seri yani ama bir eğlence aksiyonu olarak bir iyi film olduklarını düşünmüyorum ama yine de yani eğlenceli bir iki saat geçirmenize olanak verebilir.
Eğer ilginizi çekiyorsa Bad Boys'u izleyebilirsiniz.
Onun dışında bu hafta gösterime giren ilginç filmlerden bir tanesi Gözcüler filmi.
Gözcülerin özelliği ne?
En özelliği şu aslında, Hollywood'un son 20 yılın en önemli yönetmenlerinden bir tanesi olan May Night Şımalayan'ın kızı, İşana Şımalayan'ın ilk filmi.
May Night Şımalayan tabii çok önemli bir yönetmen yani.
Bir sürü önemli bir filmi var.
Hani hoş son 10-15 yılda böyle kariyeri biraz düşüşe geçmiş olsa da hala tabii onu takip ediyoruz.
Ne yapıyor, ne ediyor diye filmlerini izlemeye çalışıyoruz.
Şimdi onun kızı internette şöyle bir arama yaptım.
Ya ben tanımıyordum, bilmiyordum gerçekten kızının sinemayla ilgilendiğini falan.
Tabii ilk bir uzun metrajı. Şöyle kabaca bir baktım.
Birincisi İşan Aşımalayan.
Doğum tarihi belli değil.
Gerçekten gizlenmiş.
Birçok internet sitesinde 1999'da olabilir 2000'de olabilir yaz yazılmış.
Başka bazı internet sitelerinde 2001 ya da 2002 falan yazılmış.
Birincisi baya böyle doğum tarihini gizlemiş.
Hani kimse onun hani çok genç herhalde yüksek olasılıkla 20'li yaşlarında 22-23 falan olabilir.
İkincisi de M.
Night Shyamalaya'nın kızı olduğunu gizlemeye çalışmış.
Birçok yerde baktım böyle hani Meyana Şımalaya'nın kızı falan diye böyle bir tanıtım cümlesi ya da bir şey yok böyle bir jenerik yok hiçbir yerde.
Hani gayet böyle ben genç yetenekli bir sinemacıyım.
Filmler yapmaya başladım.
Buyurun bu da benim ilk filmim.
gibi çıkmaya çalışmış ama yani hani sosyal medya yutar mı bunu?
Yutmaz. Sayın Işan Aşımalayan elbette sizin Meyana Şımalayan'ın kızı olduğunuzu herkes biliyor, herkes öğreniyor, herkes anlayacak zaten.
Soyaptan kaybediyorsun canım kardeşim.
Yapacak bir şey yok. Ya adını değiştirecektin?
Hiç tanınmak istemiyorsan Nicholas Cage'ı nasıl yaptı?
Nicholas Cage kim? Francis Ford Coppola'nın öz yeğeni ancak soyadını değiştirdi Coppola soyadıyla çıkmamak için Nicolas Cage olarak çıktı tanındı gerçekten birçok kişi de hani en azından hani biz uzaktan
izleyenler diyelim belki tabi Hollywood tanıyordur biliyordur o çevre ama dünya bilmiyordu bunu biz çok sonra öğrendik yani Nicolas Cage Oscar aldıktan falan sonra işte Sayın Nişan'a sen de öyle yapacaktın.
Bak işte herkes duydu şimdi. Böyle bir Türk kafası hani babasına da bu da babasından yürüyor falan demeyelim şimdi.
Öyle bir şey söylemek ayıp olur tabii ama genç bir yetenek bu çok güzel.
Yani bu yaşlarda böyle 20'li yaşların başında tüm dünyada geniş ölçekte gösterime giren uzun metraj bir korku gerilim filmi yapan gencecik bir yönetmen harika bir şey elbette.
Ondan dolayı bunu anmış olalım Gözcüler filmi ilginç üzerine ilginç şeyler de söylenmiş.
Ancak ilk bakışta filmin notları pek yüksek görünmüyor.
Yani çok iyi bir film değil ya da çok beğenilmemiş gibi görünüyor notlarından.
Bu hafta gösterime giren önemli filmlerden bir tanesi de Hitman.
Hitman neden önemli bir film?
Üç açıdan önemli bir film.
Birincisi yönetmen Richard Linklater'ın filmi.
Linklater 2000'ler sinemasının önemli yönetmenlerinden bir tanesi.
Önemli filmleri var geçmişte yaptığı.
Mesela 2006 tarihinde...
oyunculu animasyon böyle çok ilginç bir teknik kullanarak yapmıştı bunu yani gerçek oyuncular oynuyor ama tamamen böyle bir çizilmiş yani çizim bayağı hatta çizme animasyon gibi böyle kalemle yapılmış gibi bir
gösterim tekniği olan Scanner Darkly bir gişe filmi olarak yaygın gösterime girmemişti ama festivaller mestivaller yok başka sinema işte film ekimi falan filan bir yerlerde sonra gösterilmişti Scanner Darkly
gerçekten çok enteresan bir Animasyon bir suç uykusu aynı zamanda bir bilimkurguydu.
Bilimkurgu tarihinin önemli yazarlarından biri olan Philip K.
Dick'in uyarlamasıydı.
Ve ayrıca bir de...
ta 90'lı yıllardan kalan Desert and Confused diye bir film vardır.
Müthiş bir gençlik filmidir.
Çok iyidir gerçekten. 90'lı yılların hatta 80'lerin izini taşıyan bir filmdir.
Neyse çok uzatmayayım.
Richard Linklater üzerine ayrı bir program bile yapılabilir.
Önemli bir yönetmendir.
İşte onun yönettiği bir film olduğu için hitmen önemli.
Bu bir. İkincisi başrolü Glenn Powell var.
Glenn Powell yakın zamanın yükselen yıldızlarından bir tanesi.
En son nereden tanıyorsunuzdur?
Top Gun Maverick. Hangman karakterini canlandırıyordu.
Tırnak içinde filmin en başta kötü gıcık pilotlarından bir tanesiydi böyle.
Bizim Maverick'te sürekli zıtlaşıyordu falan böyle.
Tabii sonra filmin kahramanına dönüşüyordu.
O da ayrı bir konu ama yani Glenn Powell önemli yükselen bir yıldız ve esas filmin numarası filmin künyasına bakarsanız eğlenceli gişe filmi çok da önemsemeyeceğiniz bir film gibi görünüyor ama filmin puanlarına
bakarsanız gerçekten çok yüksek.
Özellikle eleştirmenlerin verdiği notlar çok yüksek.
Şaşırtıcı bir şey. Böyle eğlenceli bir suç komedisinin bu kadar yüksek puanlara sahip olması şaşırtıcı.
Ondan dolayı Hitman haftanın ve ayın en önemli filmlerinden bir tanesi.
Bir göz atmak isteyebilirsiniz.
Hemen de şunu hatırlatmak istiyorum.
Şimdi siz bu programı dinlediğiniz günlerde Inside Out 2 gösterime girmiş olacağım.
Inside Out nefis bir animasyondu.
Gerçekten çok iyiydi. Oscar'larda da boy göstermişti.
Oscar almıştı. Onun ikinci bölümünün gösterime gireceği yakın zamanda açıklanmıştı zaten.
Ben de geçmiş sinematristlerde bunu söz konusu etmiştim.
Hatta birçok sinema sitesinde Paribu'da falan Inside Hatun biletleri ön satışta diye böyle tanıtımlar kampanyalar falan yapılmaya başlanmış.
Yani salonların doğup taşacağını falan da bekliyor herhalde Paribu Cineverse.
Olabilir gerçekten Ters Yüz çok iyi bir projeydi.
İkincisinin de çok iyi olacağını tahmin ediyorum ben de.
Onu da buradan hatırlatmış olayım.
Şu an gösterimde olan aslında benim eskiştiğim bir filmden daha bahsetmek istiyorum size.
Artık hemen hemen bir iki Kore filmi her sene böyle bir listelere giriyor değil mi?
Tap oluyor yani. Ülkemize de geliyor.
Tüm dünyada da böyle yaygın gösterime çıkıyor.
İşte bu yılın en önemli Kore filmlerinden bir tanesi şu an gösterimde.
Adı Exuma. Şöyle ki ben yönetmenini tanımıyordum hani Koreli yönetmenler var tabi öyle çok öne çıkmış falan artık çok sevdiğimiz.
Bu oy yönetmenlerden biri değil Yang Ye-hun diye bir yönetmen.
Filmografiste de şöyle bir baktım benim izlediğim bir film olmamış yani daha zaten çok da fazla uzun metraj yapmamış.
Ancak bu film şu an çok anılıyor puanları da yüksek gibi görünüyor Eksuma.
Bire böyle korku, gerilim, doğaüstü falan.
Kore bu konularda çok iyi ya.
Polisini, gerilimi ve doğaüstünü bir arada harmanlıyorlar.
Böyle işte bir yerde bir cinayet işleniyor.
Polis başlıyor onu aramaya falan.
Hani sonra bir katil matil çıkmıyor.
Böyle ne bileyim kadim bir şeytan böyle doğaüstü güçler falan.
Kendi kültürlerinde de var o biraz.
Bunu çok güzel işliyorlar gerçekten.
Çok iyi o anlamda.
Exuma da öyle bir proje gibi görünüyor.
Bir tane de artık aslında böyle ya ben son anda yakaladım böyle salonda böyle koşa koşa son bilet bu muydu tamam verin falan diye böyle atladım bileti aldım izledim ama artık gösterimden falan kalktı yani şu an sinemalarda
yok ama yine de anmadan geçemeyeceğim Civil War filmi İç Savaş.
Tekrar dijitalde falan veya işte artık bir yerlerde karşınıza çıkabilir.
Eğer çıkarsa mutlaka izleyin diye burada anmak istiyorum.
Hani şu an gündemde ya da gösterimde olan bir film değil yani ona rağmen anıyorum.
Alex Garland yönetti filmi.
Alex Garland da yakın zamanın yani 2010'lardan sonrasının diyelim daha çok genç ve hayli yetenekli yönetmenlerinden bir tanesi.
Yakın zamanda Ex Machina diye bir cyberpunk bilimkurgu filmi yapmıştı.
Gayet iyiydi film.
Ondan dolayı Alex Garland kariyerine iyi başlamış bir yönetmen olarak görüyoruz onu.
İyi işler bekliyoruz. Ondan dolayı da Civil War filmi de benim iyi şeyler beklediğim filmdi.
Gerçekten iyi bir film. Karcanıza çıkarsa izlemenizi öneriyorum arkadaşlar.
Evet gündemdeki ve gösterimdeki filmler şimdilik böyle.
Ben size bu haftalık bu kadar konusundan bahsetmek istiyorum.
Şimdi geçtiğimiz haftalarda...
Şey demiştim ben, dikkat eden dinleyici arkadaşlarımız olmuştur.
Ben böyle gişe sineması, sanat sineması, bağımsız sinema, adaların çok kalın çizgilerle birbirinden ayrılmasından pek de hoşlanmam demiştim.
Şimdi mesele tabii sadece benim hoşlanmam değil, benim neyi sevip neyi sevmediğim çok önemli değil.
Ama sinemanın böyle bir dünya, böyle bir mecra olmadığını ben uzun yıllardır birçok sinema sohbetinde insanlara anlatmaya çalışıyorum.
Anlatabildiğim oluyor, bunu becerebildiğim oluyor, beceremediğim oluyor.
Bugün bunun üzerinde size bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Şimdi Hollywood elbette dünya sinema sektörünün merkezi.
Hollywood'u da en çok bu para açısından anıyoruz ya yani gişe getirileri.
En çok izlenen filmler, en yüksek bütçeler, sektör bir de orada.
Yani orada koskoca Hollywood diye bir şehir var.
Devasa bir şehir.
Los Angeles'ın bir mahallesi aslında.
Tamam okey ama... O kadar fazla sinema, sinemacı, teknik ekip, dağıtım şirketi, reklam yani sinema sektörü orada diye orada o kadar büyük bir ekonomi dönüyor ki ondan dolayı da tabii
merkez olarak Hollywood'u kastediyor gibi oluyoruz.
Ancak Hollywood'un dünyadaki toplam sinema ekonomisinin en büyük kısmını kendi üzerine almış olması Hollywood'un sadece kişi sineması yaptığı anlamına gelmiyor.
Bakınız bu noktaya dikkat edelim.
Hollywood demek gişe getirisi demek.
Para demek. Tamam. Hollywood'da yapılan her film gişe filmi mi?
Çok yüksek hasılat rakamlarına ulaşsın diye yapılan filmler mi?
Hayır. Hollywood'da çok ciddi miktarda bağımsız sinemaya para akıyor.
Sektörün içinde olmayan çok sayıda yönetmene paralar veriyor.
Onların filmlerine yapımcılık yapıyor.
Onlara destek oluyor ve oradan Hollywood'a Çok parlak yönetmenler keşfediyorlar.
Bakınız mesela Christopher Nolan bunun örneklerinden bir tanesi.
Çok fazla örnek verebilirim tabi sinema tarihine gidecek olsa ama o yani Tarantino'lar da öyle Scorsese'ler de öyle.
Bu yönetmenlerin ilk filmleri bağımsız filmler.
Elbette önce bir yönetmen keşfedilecek değil mi?
Yani hiçbir yönetmen ilk filmde 100 milyon dolar bütçeyle 500 milyon dolar hasılat yapmış film rengini artmıyor.
Kariyerinin ilerleyen aşamalarında bağımsız kalmaya devam eden yönetmenler var.
bağımsızla gişe yönetmeni arasında kalan yönetmenler var.
Tamamen gişe sinemasını oynayan yönetmenler de var.
O da başka. Şimdi bakınız bu alanlar çok kalın çizgilerle ayrılmış alanlar değil bunlar.
İşte gişeci. Tamam Michael Bey gişecidir.
Peki Martin Scorsese'ye ne diyeceğiz?
Martin Scorsese gişe yönetmeni mi?
Değil ama filmlerinde çok büyük paralar harcanıyor.
Yani büyük bütçeli filmler yapıyor.
Ve elbette para kazanıyor ki yani hiç para kazanmıyor olsa Martin Scorsese'ye hala stüdyolar yatırım yapmaz değil mi?
Ama Martin Scorsese'ye gönül rahatlığıyla bir gişe yönetmeni diyebilir miyiz?
Hayır. Hala kendi sinemasını yapıyor.
Hemen hemen her zaman öyle yaptı.
Ve en para da kazandığı prestiji de var.
Başka bir örnek vereyim mesela.
David Fincher. David Fincher üzerine ben program da yaptım.
En son Killer adlı bir film yapmıştım.
Gayet de iyi bir filmdi. Orada David Fincher'dan uzun uzun bahsetmiştim.
David Fincher gişe akış dinamiğini kullanan gayet akıcı filmler yapan bir yönetmen.
Ancak sineması sanat filmi doluluğunda gayet düşünsel, gayet politik, gayet felsefi metinler yazan, bu tip konularla ilgilenen psikolojik gelinim öyküleri falan yapan bir adam.
Şimdi David Fincher'ı biz kolayca...
gişe yönetmeni ya da sanat yönetmeni diye ayırabiliyor muyuz?
Hayır. Ayıramıyoruz. Aralarda kalan bir yönetmen böyle.
Öyle söyleyelim. Gişe asılatına imza atmış.
Filmlere de var yani şimdi. Başka bir örnek vereceğim.
Şimdi mesela Fransa diyoruz değil mi?
Fransa. Daha iki hafta önce kan film festivallerinin üzerine konuşurken ne dedik?
Fransa sanat sinemasının merkezi.
Kan sanat sinemasının merkezi.
Yani oraya flarsız giremiyorsunuz yani.
Kapıda bir flar takıp öyle gireceksiniz abi.
Başka çaresi yok yani.
Peki Luc Besson'a ne diyeceğiz?
Luc Besson'u tanıyor musunuz?
En çok nereden tanıyoruz aslında?
Elbette Leon filminden tanıyoruz.
Natalie Portman'ı keşfeden bir yönetmendir Luc Besson aynı zamanda.
Müthiş bir yönetmendir.
Çok iyidir ve işte ondan da önce, Leon'dan da önce Nikitagi diye bir film yapmıştı.
Sonra Hollywood'da Fifth Element'i yaptı.
Hollywood'da üretiyor. Hollywood dinamikleriyle üretiyor ama biraz böyle kendi tadı da var.
Yani bir kendi sineması da var.
Çok iyi bir yönetmen. Hatta Fransa'da...
daha böyle Hollywood formülleriyle film yapmaya çalışan bazı Fransız sinemacıların yapımcılığını da yapmıştır.
Fransız sinemasını, Hollywood sinemasını ve gişe sinemasına yaklaştıran bir yönetmen diyelim.
Biraz arada kalan bir yönetmen böyle.
Çok iyi. Şimdi Luc Besson Fransız sineması yapıyor mu?
Yoksa Hollywood sineması mı yapıyor?
Hangisini yapıyor? Fransa'da da film üretiyor.
Hollywood'da da film üretiyor. Uzakdoğu'ya gideyim mesela.
Uzakdoğu'da kim var? Hemen bir örnek verelim.
Benim için 21.
yüzyılın... en büyük yönetmeni.
Muhteşem Çanvuk Park mesela.
Geldi Hollywood'da da film yaptı.
Nefis bir film yaptı. Ama daha çok kendi ülkesinde üretiyor elbet ama filmleri gayet yaygın gösterime giriyor.
Şimdi uzak doğulu bir yönetmeni sanat sinemasına mı koyacağız?
Gece sinemasına mı koyacağız? Bağımsıza mı koyacağız?
Nereye koyacağız? Hiçbir yere koyamayız zaten.
Ama filmleri para kazanıyor ve Hollywood'da çağırıyor.
Gel bizimle de film yap falan diyor böyle.
Şimdi Hollywood hani sıf kişiyle ilgilenirdi?
Hollywood'tan hoşlanmayan, bazı böyle tırnak içinde daha entelektüel takılan sinemacılar veya sinema kuramcıları falan hep şey der böyle Hollywood'la ilgili.
İşte Hollywood para kazanmayacağı şeye yatırım yapmaz.
Hollywood'un aklında para vardır.
Hollywood paradan başka bir şey düşünmez.
Çamlur Park'tan ne bekliyor abi?
İyi o zaman her sene Michael Bay'e, Stephen Spielberg'e, ne bileyim Roland Emmerich'e hani böyle en çok gişe sineması yapan diyelim.
Stephen Spielberg dedim mi? Çok ayıp yaptım ya kusura bakmayın.
Neyse canım şimdi belki her filmi para kazanan yöneticiler yani böyle ufacık klişe bir şey yönetmeni olmasa da.
Neyse iyi o zaman Hollywood en çok para kazananlara bassın parayı para kazansın bassın parayı para kazansın.
Var mı böyle bir şey? Hayır.
Hollywood neden gidip uzak doğudan müthiş bir yönetmeni çağırıyor da ona çok da fazla para kazanmayacağı belli olan bir film yaptırıyor mesela neden?
Ki bu ta 1920'li yıllarda bile vardı.
Yani Potemkin Sırhlısı'nın yönetmeli sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden bir tanesi olan ve sinemada dramatik kurguyu keşfetmiş olağanüstü
sinemacı daha nasıl öveyim yani daha nasıl gaz vereyim.
Hollywood çağırdı gel bizimle film yap dedi ve Einstein yapmadı.
Ben sizinle uğraşamam bunu herhalde senaryosuna projesine falan karıştılar.
Şöyle yap böyle yap falan dediler yüksek olasılıkla.
Şimdi Hollywood'un ya o zamanlarda da böyle bir kafası vardı.
Hollywood'un ya şöyle söyleyeyim para kazanmasının yolu her zaman genç ve yeni yetenekler keşfetmesi sayesinde mümkün olabilir arkadaşlar.
Hollywood sadece iyi para kazanacağı belli olan klişeleşmiş denizor tiplerinin üzerinden para kazanmayla yol alamaz.
Her sene inanın ki en az belki 10 tane yeni genç yetenek yönetmeni para yatırıyor Hollywood.
Bu 10 tanenin 9'undan para para kazanamıyor olmuyor yani ama bir tanesinden Nolan çıkıyor.
Bazı yönetmenler kariyerinin başında başka bir şey oluyor.
Ortasında başka bir şey oluyor.
Sonunda başka bir şey oluyor.
Bazı yönetmenler başka ülkelerden geliyorlar.
Hem kendi ülkelerinde yönetiyorlar.
Bazen ortada üretimler yapıyorlar.
Bazen baya Hollywood'da üretim yapıyorlar.
Hollywood'a taşınıp orada kalıyorlar.
Lee Scott gibi mesela bir İngiliz yönetmendir.
Hollywood'a taşındı ve orada kaldı.
Alfred Hitchcock öyle yapmıştı.
O da İngiliz yönetmendi. Hollywood'a taşındı ve orada kaldı.
Şimdi bakınız ülke sinemaları, tarzlar, üsluplar.
Bu yönetmenlerin yapmak istedikleri sinemalar.
Bakın bunların hiçbirini biz belli bir adaya...
Belli bir gruba mal edemeyiz.
Bunlar ne sadece kişicidir diyebiliriz.
Ne sadece sanat yönetmenidir diyebiliriz.
Ne de böyle şey değil yani.
Kalın çizgilerle ayıramayız biz bu sinemaları hiçbir zaman.
Quentin Tarantino bir zamanlar tamamen bağımsız bir yönetmendi.
Yani çok böyle kendine az işler yapıyordu falan.
Hollywood onu destekliyordu.
Ben böyle yapacağım diyordu. Tamam diyorlardı.
Zaten ilk filmleri Rezerva Köpekleri falan bayağı bağımsız filmdir.
Miramax film şirketi ona yatırım yapmıştı.
Ve... Miramax daha çok bağımsız sinemacılara destek veren ve bağımsız sinemacıları keşfetmeye çalışan bir yapım şirketiydi.
Sonra Tarantino keşfedildi.
Sonraki filmleri güzel paralar kazandı falan filan yani.
Şimdi bu araları nasıl ayıracağız biz birbirinden?
Ayıramayız. Ayırmak çok zor.
Sanat filmi dediğimizde aslında biraz böyle şeyi kastediyor gibi oluyoruz.
Yani tabi bu çok uzun bir konu.
Buna ayrı bir program yapmam lazım ama.
Özellikle 80'lerden 70'lerden sonra sanat sineması böyle bir değişim geçirdi.
Sinema tarihinde akımlar vardı.
Alman dışı vurumculuğu, İtalyan yeni gerçekçiliği, Fransız yeni dalgası, İngiliz yeni gerçekçiliği falan filan.
Şimdi bu dalgaların hemen hemen hepsi sanat sineması kapsamında anılır, anlatılır.
Doğrudur bu yaklaşım çok da yanlış değildir.
Ancak en son işte 60'larda falan Fransız yeni dalgası akımı çıktı.
Ondan sonra Avrupa'dan...
çok da böyle tüm dünyayı etkisi altına alınabilecek.
Yani böyle o sanat sinemasıyla çokça ilgilenen izleyicileri, sinemacıları, sinema severleri böyle bir grup altında toplayabilecek yeni bir sanatsal akım çıkmadı gibi bir şey.
Ancak özellikle Hollywood'da Tarantino'nun başına çektiği sinema üzerinden sinema yapma akımı hani buna da tam bir akım denir mi denmez mi?
En son o çıktı falan. Yani son 40 senedir, 50 senedir falan bu tip bir Akım ortaya çıkmıyor gerçekten.
Ondan dolayı hani şimdi bu akımlara daha çok sanat sineması diyorduk ya işte yakın zamanda sanat sinemasını böyle bir grupta toplayamıyoruz.
Nasıl biliyorsunuz daha çok Tarkovski'nin sinemasal üslubunu takip eden diyebileceğimiz böyle Nuri Belige Ceylan gibi bazı yönetmenler çıktı.
O Tarkovski'nin biraz minimal, biraz felsefi akımı biraz devam ediyor diyebiliriz yani.
O da kısmen tam değil ama biraz.
Onun dışında birisel yönetmenler var.
İşte Belatarlar falan var.
Fransa'dan hala bazı isimler çıkıyor falan.
İskandinavya'dan çıkıyor. Ama Sarasya'nın hırsını bir grupta toplayamıyoruz böyle.
Net bir isim veremiyoruz.
Onun için de Hollywood'dan aslında çok güzel bağımsız yönetmenler çıkıyor.
Nefis filmler çıkıyor. Sean Baker bu sene Kanda Altın Palmiye'yi aldı mesela.
O gayet iyi bir bağımsız yönetmen.
Var yani şimdi çok fazla anlatmayayım.
Uzun uzun anlatmam gerekir.
Ama bağımsız bağımsız böyle isimler çıkıyor.
Biraz sanat sineması biraz bağımsız falan.
Şimdi bu isimlerin belki bir süre sonra Sean Baker belki de Hollywood'da harika filmler yapacak.
Mümkün olabilir. Belki de bağımsız devam edilir o başka ama Hollywood yeni yeni isimleri keşfedecek elbette keşfetmek isteyecek yakın zamanda çıkacak olan bu bağımsız
sinemacılar belki sanat sinemasının kapsamında andığımız bazı yönetmenler belki de bir süre sonra kişi yönetmeni olacaklar olabilir.
Yani özetle arkadaşlar o adaları kalın çizgilerle birbirinden ayıramayız diyorum ya işte sanattır, gişedir diyorum bağımsızdır.
Hani ülke sinemasıdır biraz daha otantik sinema, politik sinema işte entelektüel sinema, felsefi sinema.
Benim gişe sineması severim ya da gişe sineması sevmem.
Sanat sineması severim, sanat sineması sevmem.
Bağımsız severim, bağımsız sevmem.
Hiçbir sinema grubunu severim ya da sevmem diye bir cümle hiçbir zaman kurmadım.
Hiçbir zaman böyle bir görüşüm olmadı.
Ne pozitif ne de negatif bakmamışımdır.
İyi film, kötü film.
Bu kadar. Her sinemadan iyi film çıkabilir.
Her sinemadan kötü film de çıkabilir.
Yani iyi sanat filmi de var, kötü sanat filmi de var.
İyi gişe filmi de var, kötü gişe filmi de var.
Sinemanın... Adalarını ayırmak da neredeyse imkansız gibi bir şey yani mümkün değil.
Her zaman bu adaların ortasında o çizgi diyoruz ya bir çizgi çekmeye çalışıyoruz ya o gişe bu sanat.
Hayır bu ikisinin arasında her zaman olan yönetmenler vardı ve olacak.
Hiçbir sinemada toptan iyi ya da toptan kötü olmaz olmamıştır olmayacaktır da benim inancıma göre.
Ondan dolayı sinemayı belli kıstaslar belli sınırlar belli alanlar bağlamında.
birbirinden ayırmak ve özetlemek hiçbir zaman doğru sonuç vermiyor benim araştırmalarıma, incelemelerime, okumalarıma göre.
Ondan dolayı sinemanın hiçbir alanına peşinen olumlu ya da peşinen olumsuz yaklaşmamamız gerektiğini düşünüyorum arkadaşlar.
Şimdi son olarak da şunu söylemek istiyorum.
Bizim gibi anlatıcılarda mesajcılarda bir gelenek vardır.
Hani denir ki nasıl olsa sizin düşündüğünüzü sizden önce birileri mutlaka düşünmüştür.
Ve hatta ötesinde birileri sizden daha da iyi dile getirmiştir.
Onun için anlatılığınızın sonunda bir alıntı yapın.
Şimdi ben genellikle bunu yapmak istemiyorum yani çoğunlukla özgün fikirlerle hani doğrusu ile yanlışıyla kendi fikirlerimle size gelmeye çalışıyorum ama bugün elimde öyle güzel bir alıntı var ki bu konu üzerine hani onu sohbetime
eklemeden edemeyeceğim ama öyle direkt kopyala yapıştır da yapmayayım kısaca öyküsüne de anlatayım.
Şimdi Fransız yeni dalgası akımı denince ilk akla gelen yönetmenlerden bir tanesi Jean-Luc Godard'dır ve genellikle de Fransız yeni dalgası akımının ilk filmi olarak da Jean
-Luc Godard'ın ilk filmi olan 1960 tarihli Serseri Aşıklar filmi kabul edilir.
Yani birçok kaynağı karıştırırsanız birçok kitapta, internet sitesinde falan Serseri Aşıklar'dan bahsedilir.
Ancak bu bilgi doğru değildir.
Aslında Fransız yeni dalgası akımının ilk filmi Claude Capron'un 1958 yılında yönettiği, zaten kendisinin de ilk filmidir, yakışıklı sergi filmidir.
Şimdi Claude Capron bir anlamda Fransız yeni dalgasına...
Asıl başlatan yönetmendir.
Ancak Vlad Kapol...
Kariyerinin ilerleyen zamanlarında Fransız yeni dalgasını bir bırakıyor böyle.
O dalganın ve Fransız sinemasının genel özelliklerine uymayan başka filmler yapıyor.
Kara filmler yapıyor, gerilim filmleri yapıyor.
Daha biraz Hollywood usulü filmler yapmaya başlıyor.
Ve tabii ki Fransız sinema severler, eleştirmenler, sinemacılar falan.
Vay davamızı sattın sen dönek falan filan diye böyle bayağı Claude Caprol bir linçleniyor böyle.
Ve bir sanat dergisi için yapılan röportajda Claude Caprol'ü...
Soruluyor. Hani yeni dalgacıydın?
Cevap. Dalga falan yok.
Deniz var. İşte bu.
Bakış bu. Söz bu.
Dalga falan yok. Deniz var.
Yani o sinema, bu sinema, şunun sineması, bunun sineması şöyle olmalı, böyle olmalı.
Yok. Sinema var.
İyi sinema var. Kötü sinema var.
Bu kadar. Bunun ötesine söyleyecek bir şey gerçekten bulamıyorum.
Büyük Üstat Claude Caprol olayı harika özetlemiş gerçekten.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
