
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın gündemini ve Ballerina filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Hemen size şu an gösterimde neler var, hangi filmler öne çıkıyor kısaca hatırlatmaya çalışayım.
Ejderhanı nasıl eğitirsin?
Geçtiğimiz dönemlerde bu filmin animasyonları yapılmıştı yani çizgi filmleri ve hemen hemen hepsi de gişede çok yüksek hasılatlara imza atmış filmlerdi.
İşte Ejderhan'ı nasıl eğitirsin artık oyunculu kurmaca.
Çocuklar gençler çok seviyorlar Ejderhan'ı nasıl eğitirsini.
O gösterimde ve şimdilik hem puanları yüksek hem de gişede başarılı olacak gibi görünüyor.
Bu hafta gösterime giren Sihirli Annem Hepimiz Biriz filmi bir yerli yapım.
ilgi görüyor. Siccin serisinin 8.
filmi yine sevilen bir seri.
Türk korku filmlerinin önemli örneklerinden bir tanesi gösterimde ve elbette Balerina, Lilo ve Stitch, Görevimiz Tehlike son hesaplaşma fili hala gösterimde ve izleniyor.
Şu an gösterimde olan biraz daha ilginç bir film var.
Yani genel gişe filmlerine çok da benzemeyen bir film.
Materialists. diye orijinal adıyla bizde tam bana göre adıyla gösterime girmiş biraz böyle parlak oyuncular var biraz daha yetişkin işi bir film gibi görünüyor ki sosyal medyada bunun
çok sayıda görseli üzerine atılmış tweet yorum vardı yani görmüşsünüz siz o filme bir göz atabilirsiniz Final Destination yılın önemli filmlerinden bir tanesiydi.
Hala gösterimde ve hasılat rakamlarına bakarsak bu hafta sonu dünya gişelerinde en çok izlenen film Ejderhan'ı Nasıl Eğitirsin filmi oldu.
Ve 2025'in de bu hafta itibariyle en çok izlenen 5 filmi birincisi Neza 2, ikincisi The Minecraft Movie.
Neza 2'nin hasılatı 1.9 milyar dolar, Minecraft Movie'nin hasılatı ise 950 milyon dolar.
Üçüncü sırada Lilo ve Stitch var o da 850 milyon dolar hasılat yaptı.
Bu üç film yüksek olasılıkla yine ilk beşte olacaktır.
Şu an dördüncü sırada olan film Görevimiz Tehlike son hesaplaşma fili hasılatı 500 milyon dolara geçti.
Ve beşinci sıradaki film de Kaptan Amerika Cesur Yeni Dünya filmi 415 milyon dolarla yılın şu an için en çok izlenen beşinci filmi konumunda.
Şimdi bu haftanın önemli sinema gündemlerinden bir tanesi DC sinematik evreninin yeni patronu James Gunn'ın yaptığı bir açıklamaydı.
Şimdi biliyorsunuz önümüzdeki haftalarda DC sinematik evreninin ilk...
projesi olacak olan Superman gösterime girecek.
Üzerine aylardır o kadar fazla tartışma döndü ki ben haftanın gündemlerinde tekrar tekrar bundan size bahsetmek istemedim.
Film gösterime girdiğinde uzun uzun size anlatacağım.
Orada çok hikaye var. Yani gerçekten anlatacak çok şey var.
Bu Superman'den sonra Supergirl Woman of Tomorrow filminin de bütçesi falan hani onaylanmış yapılacağı kesinleşmişti.
Ondan başka da yeni DC sinematik evreni filmleri gelecek.
Ve James Gunn'ın yaptığı açıklamaya göre yapılacağı kararlaştırılan, senaryosu yazılmaya başlanan diğer film de hangisiymiş?
Wonder Woman projesi.
Şimdi Wonder Woman'ı biliyorsunuzdur.
Şu an Gal Gadot başrolünde oynuyor.
Onun başrolünde oynadığı iki bölüm yapıldı.
Aynı zamanda Godot'un oynadığı Wonder Woman'ın göründüğü de başka filmler de oldu.
Yani mesela Justice League'de işte Flash'ta falan.
Hani o karakteri o oyuncu ile biz çok özdeşleştirmiştik.
Yakıştırıyorduk değil mi? Hoş bana göre Wonder Woman filmleri pek de iyi filmler değillerdi ama yine de görevlerini yaptılar.
İşte James Gunn'ın bu açıklamasından sonra artık Wonder Woman karakterini başka bir oyuncunun tabi canlandırıyor.
Şimdi geçtiğimiz hafta yine sinemanın gündemini meşgul eden başlıklardan bir tanesi de Yani şekilden şekile girme üstadı diyelim sinema tarihinin bir rol
için en fazla kilo verme rekoruna sahip oyuncusu çok sevdiğimiz Christian Bale'di.
Christian Bale, Al Davis adında bir gerçek kişiliği canlandırdığı bir projedeki haliyle tüm sinema severleri şaşkınlığa uğrattı.
Yani öyle... Bir dönüşüm yaşıyor ki Christine Bailey.
İster kilo olarak, ister kilo vererek, ister saçını yüzünü değiştirerek.
Yani işte plastik makyajla falan böyle.
Bayılıyor yani böyle. Bambaşka suratlara, tiplere, vücutlara girmekten böyle sapıkça bir zevk aldığını hissedebiliyorsunuz adamın yani.
Böyle pis pis sırıtıyor yani o rollerin altında.
Bugüne kadar diyorum rolden role girdi.
Bambaşka görünümlere kavuştu ama bu sonuncu da hiçbirine benzemeyen.
Bambaşka bir tip böyle yani.
Gerçekten inanamadım ben o görseli gördüğümde.
Eğer görmediyseniz benden duyuyorsanız şöyle bir tıklayın hemen bir Google yapın.
Göreceksiniz yani inanılmaz bir şey.
Bununla ilgili henüz çok fazla detay yok ama David O.
Russell'ın yöneteceğini biliyoruz.
Çok iyi bir yönetmendir yani.
Güzel filmler yapmıştır geçmişte 90'lardan bu yana.
Diyorum film iyi ya da kötü, önemli ya da önemsiz.
Christine Bailey...
Bambaşka bir suratta ve bedende görmek yine çok keyifli olacaktır diye tahmin ediyorum.
Yine geçtiğimiz sinematristlerde bahsettiğim bir film vardı.
Naked Gun tam çevresiyle bizde çıplak silah olarak bilinirdi.
Acayip bir komedi serisiydi.
Bu baş önünde Leslie Nielsen vardı.
Onun yeniden çevrimlerinin yapılacağı açıklanmıştı ki hızlıca film...
Yani gösterime gireceği falan açıklandı böyle.
Yani çok fazla bilgi gelmeden birden gündeme çıktı film.
1 Ağustos'ta gösterime girecek ve Çıplak Silah'ın fragmanı yayınlandı.
80'leri 90'ları hatırlayan arkadaşlarım varsa mutlaka Çıplak Silah'ı hatırlayacaklardır.
Çok efsane bir seridir.
İşte bizler için diyeyim hani ben de tabii o grupta sayılırım yaşım itibariyle.
...daha genç dinleyici arkadaşlarım da...
...mutlaka bunu keşfetsinler.
Hoş 80'lerin 90'ların mize anlayışı...
...ya da hani komedi sineması anlayışı...
...belki bugüne pek hitap etmeyebilir.
Yani illa seversiniz demiyorum...
...siz genç arkadaşlar ama...
...siz de böyle bir sinema tarihi bilgisi...
...bir sinema kültürü olarak...
...bu seriye bir göz atın, bir öğrenin...
...bir bilginiz olsun diye...
...size de önermiş olayım.
Leslie Nielsen'ın rolünde de bu kez...
...Lyme Nielsen var.
Lyme Nielsen... baya popüler, sevilen, güçlü bir oyuncu.
Hoş, çok da iyi olmayan çok fazla film yaptı yani.
Yüzünü biraz eskitti böyle.
Hani Lime Neeson deyince aklımıza hep çok iyi filmler gelmiyor ama yine de önemli, iyi, değerli bir oyuncudur.
Ve bu projede rol arkadaşı da Pamela Anderson.
Pamela Anderson da çok enteresan bir kişilik gerçekten.
İşte Lime Neeson'la Pamela Anderson'ı çıplak silahta görmek ilginç olacaktır diye tahmin ediyorum.
Evet, şimdi gelelim haftanın önemli filmlerine.
Filmine, balerinaya.
Of önemli film mi dedim?
Evet önemli film.
Yani işte John Wick evreninin spin-off'u o evrenin içerisinden çıkmış.
Bambaşka bir karakter ve bambaşka bir film.
Ama şimdi şöyle söyleyeyim yani bana göre çok kötü bir film.
Yani bir yıldız tablosuna yıldız veriyor olsaydım yani bir yayında falan veya bir internet sitesinde tertemiz bir yıldızı basardım.
Nedenini size söyleyeceğim ama filmi izlerken aklımdan hep şu geçti en azından 3 saat değil dedim sürekli kendi kendime.
Çünkü bana göre yine çok kötü bir film olan John Wick'in 4.
bölümü tam 3 saatti.
Son birkaç yıldır yaşadığım en büyük eziyetlerden bir tanesiydi John Wick'in son bölümü.
İşte Balerina'nın en azından 2 saat süreye sahip olduğunu bilerek yani filme girdim.
Onun için filmden hiç tatmin olmadım.
Hiç hoşlanmadım. Hiç iyi bir film olduğunu düşünmüyorum.
Yani benim hoşlanmam bir yana yani hani zevkimden bahsetmiyorum size.
Eleştirel disiplinler bağlamında da kötü bir film olduğunu iddia ediyorum.
Diyorum ama hep sürekli kendi kendime şunu derim.
En azından 2 saat. Neyse bitecek.
Sabret Görkem, sabret Görkem.
Bu bir. İkincisi de...
Şunu söylemeyi özellikle istiyorum yani dile getirmek istiyorum ki balerina filmi Hollywood'un karanlık yüzünü temsil ediyor şahsen benim için.
Bunu şöyle açıklayayım yani ne demek istiyorum bunu derken.
Dünyada başka hiçbir ülkenin hiçbir sinemacının çekemeyeceği bir film bu balerina.
Yani yüksek ölçek çok iyi teknik işçilik acayip görüntü yönetimi kurgu böyle patlamalar çatlamalar araba kovulama sahneleri falan.
Gerçekten çok zor bir şey değil mi?
Elbette yani aksiyon filmi çekmek.
Hani bir tek Hollywood sadece demeyeyim ama en azından bu kadar ölçekli büyük filmler yapmak Hollywood'un yeterliliğine ihtiyaç duyan bir şey.
İşte Hollywood bunu yapabiliyorken.
Ortada sıfır anlam sıfır mantık sıfır dramatik derinlik ya affedersiniz bunu söylediğim için ama sanki zekasızlara film yapıyormuş gibi yani iki tane parlak
yıldız oyuncuyu başına koy bütçeyi de yağdır nasıl olsa bütün dünya izler gibi son derece ucuzcu bir.
üretim stratejisinin temsilcisi gibi bir film balerina.
Hiçbir dinamatik derinliği yok.
Hiçbir anlam yok filmde.
Şimdi bakınız ben hem sinema semer olarak hem de bir eleştirmen olarak illa sinema işte düşünsel olmalı, derin olmalı, felsefi olmalı, bilimsel olmalı falan.
Asla bu tip bir eleştirme kıstası gözeten biri değilim.
Bir sinema filmi hiçbir düşünsel tarafa, derinliğe falan sahip olmadan Tamamen eğlence amaçlı üretilip bir başyapıt olabilir.
Ama balerina filminin her şeyi o kadar yapay, o kadar yalan.
İnanın ki bakın öyküsünü çok kısaca anlatacağım size ama filmdeki mantık hatalarını ve dramatik hataları.
Bakın ikisi çok ayrı şeyler.
Mantık hatalarına hadi çok takılmayız ama mantık hatalarının üzerine kurulmuş bir film.
Daha temelden saçmalıklar içeren bir filmi de kabul etmek çok zor.
Bakınız bu bir. İki bir de dramatik hata diye bir şey var.
Bu ne demek? Yani filmdeki duyguların, motivasyonların, heveslerin, heyecanların, aşkın, kıskançlığın falan hani o duygusal yoğunlukların sebep
olmayacağı öykülerin ortaya çıkarılmasına kabaca dramatik hata diyebiliriz.
Yani ikna olmuyorsunuz duygulardan.
Haklı değil hiçbir karakter.
Saçma sapan yani motivasyonlar saçma sapan.
Kabaca şöyle bir öyküsü var.
Bir tane...
İşte suikastler işleyen yani katiller yetiştiren ama kendi içinde tabii ki iyi ve doğru bir şeyler yaptığına inanan aile var.
O ailede katil olarak görev yapan herhalde öyle anlıyoruz filmde bir adam kızını ve karısını alıp bu aileden aileyi terk etmek istiyor.
Yani çıkmak istiyor. Hani ben artık katillik yapmayacağım.
Ben bu işte katiller ailesinin bir üyesi olmayacağım.
Kaçacağım gideceğim. Gidiyor.
Peki okey. Adamı öldürüyorlar.
Sonra tabii işte bu kız çok küçük tabii daha.
Diğeri başka bir aile alıyor.
O aileye rakip bir aile.
O kızı katil olarak yetiştiriyor.
Hani babasını karşı aile öldürdü.
Biz de bu kızı alalım büyütelim yetiştirelim.
Hani biz nasıl olsa o aileyle düşmanız.
Bu kızı biz büyütelim ki oraya düşman olsun.
Zaten düşman yani sebebi var.
Babasını öldürdüler çünkü. Ve onun içindeki öfkeyi onu bir katil yetiştirmek üzere bir yakıt olarak kullanalım.
Gibi bir motivasyonda bu kızı alıyorlar katil olarak yetiştiriyorlar.
Sonra bu kız da yani balerina işte gidip babasının katillerini öldürecek.
Temel öykü bu. Ama bu iki aile iki ayrı katil aile diyeyim.
Birbirleriyle hiç dövüşmüyorlar savaşmıyorlar.
Çünkü işte böyle bir kuralları varmış da bin yıllık bir kuralmış da falan.
Ya böyle hani filme böyle bir ihtişam katmak için bin yıldır töremizi sen işte aşamazsın falan böyle saçma sapan.
Ortalık öyle bir bin yıllık falan bir his gelmiyor insana ya replik işte hani bir repliği atalım nasıl olsa insanlar hani o işte söyledik işte bak bin yıllık geçmişimiz varmış canım ya sen bunu dramatik olarak felsefi olarak
bana gösteremiyorsan o bin yıllık geçmiş kültür nerede abi öyle bir şey yok ya laf işte işte bize yutturuyorlar dediğim işte bu Hollywood'un karanlık yüze işte bu bir replik koyarız.
Hoppa orası çok ihtişamlı bir organizasyon oldu.
Olmuyor işte öyle değil yani.
Bu kız kalkıyor babamı öldürdüler diye karşı aileye saldıracak.
Kendi ailesi de diyor ki bak gitme oraya.
Hani bizim onlarla bin senelik bir anlaşma o zaman biz birbirimize saldırmayız.
Kız da dinlemiyor illa babasının intikamını alacak.
İki aile birbirine düşüyor. Kızı durduramıyorlar ve ne oluyor?
Kızı durdurması için John Wick'i çağırıyorlar.
Gel sen bunu durdur. İşte öykü bu.
Bunu bir kenara atacağım. Bunu uzun uzun anlatırsam bir saat anlatırım yani.
Bunu belirtmiş geçmiş olayım.
Filmde başka o kadar büyük kusurlar var ki.
Bir kere en büyük kusur Ana de Armas'ın kendisi.
Şimdi Ana de Armas çok güzel bir kadın.
Tam bir oyuncu suratı yani.
Hem çok tatlış böyle bebek yüz, kocaman gözler.
Güzel bir yüzü var gerçekten.
Kadını izlemek hoş, güzel.
Bence iyi bir oyuncu değil.
Yani oyunculuk yeteneği çok yüksek değil.
Sürekli böyle dudaklarını büzüp böyle bir bebeksi bir bakış atıyor falan.
Diğer eski rollerinde de vardı ne bileyim.
Blade Runner 2049'da da aynı şey vardı.
O işte Marilyn Monroe'yu oynadığı filmde de vardı.
Yani orada Oscar adayı falan olmuştu da.
Film o kadar kötüydü ki yani o rolünün kutsanması biraz zordu bence.
Oscar adayı olması bile büyük bir lütuftu neyse.
Ama izlediğim hemen bütün rollerinde birbirine yakın oynuyor.
Yani diyorum oyunculuk yeteneği çok yüksek bir kadın değil ama bu rolde o kadar kötü ki.
Birincisi eğitim alırken hani işte o aile bunu yanına aldı ya onu bir katil olarak yetiştiriyorlar ya.
Eğitim alırken eğitmeni ona kilit bir laf söylüyor.
Hasmı olan erkek dövüyor böyle.
O da diyor ki kadın gibi dövüş diyor.
Kendi gücünü kullan.
Hani neyin varsa, hangi açıdan güçlüysen öyle dövüş diye bir tiyo veriyor.
Ya bunun karşısında ne yapıyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Kadın gibi dövüş diyor. Gidiyor karşısındaki adamın penisini testislerine vuruyor.
Hani kadın gibi dövüşmek o demek mi yani?
Şimdi o kadar yani filmde böyle yanlış mesajlar, yanlış vurgular falan var ki.
Ana deharmas film boyunca tabii bir sürü insan da dövüşüyor.
Kadın gibi dövüş dedi değil mi?
Öyle bir eğitim aldın sen. İnanın John Wick gibi dövüşüyor.
Yani kaba kuvvete dayalı bir dövüş tarzı benimsiyor.
Ve hasımlarının hemen hemen hepsi bunu saçından başından tut fırlatıyorlar.
Hafif çicik kadın 50 kilo falandır herhalde.
Ana diyar mı? Öyle iri yarı bir kadın da değil yani.
Yani hiç bedenine, tipine, yüzüne uymayan bir...
Aksiyon yıldızı olmuş.
Yani aslında bu aksiyon sekanslarının hepsi o kadar yalan ki yani izlerken ikna olmuyorsunuz.
Şimdi Keanu Reeves mesela diğer John Wick bölümlerinde böyle boylu postu iri yarı bir adam Keanu Reeves.
Kaba güce dayalı bir dövüş tarzı benimsediğinde ikna oluyorsunuz.
İtiyor kakıyor düşe kalka böyle bir şekilde dövüşüyor vuruşuyor falan tamam ya ana dayanmaz.
Nasıl John Wick gibi dövüşür ya?
Hiç hiç ikna edici değil.
Bu bir. İkincisi filmin oyunculukları baştan aşağı kötü.
O kadar vasat oyunculuk performansları var ki.
Artı tamam sen istediğin kadar iyi bir katil ol.
Bir stratejin olması lazım değil mi?
Ne bileyim bir otelde birini öldüreceksen ön kapıdan elini kolunu sallaya sallaya gidip ben oda alacağım.
Onun yan odasını bana ver demezsin herhalde yani.
O kadar aptalca ki arkadaşlar filmdeki bütün dövüşler, planlar, detaylar, her şey.
Acayip mantık dışı.
Ve bir yandan da şöyle bir durum var ki filmde bir sürü böyle yan karakter var.
İşte bunun lideri, ötekinin lideri, onun yan adamı, bunun yan adamı.
Şimdi bakınız temel bir dramatik senaryo gerekliliği olarak kötü adamın tanıtmadığınız, anlatmadığınız yani kötü adamın dramını sunmadığınız bir filmden
siz etkileyicilik bekleyemezsiniz.
İşte kötü adam bu diye sunuyoruz ama onu hiç tanımıyoruz.
Burada balerina iyi, herkes kötü abi.
Kim bu insanlar? Yani balerina'nın dövüştüğü, öldürdüğü, peşinden koştuğu bu insanlar kim?
Karşılıklı bir dramatik çatışma yok filmde.
Farklı istemler olacak ya.
İstem şu, o onu öldürmek istiyor, bu da bunu öldürmek istiyor.
O kadar. Ortada başka bir istem falan yok.
Bu kadar boş ve zeminsiz bir senaryoyla karşı karşıyayız.
Çok fazla mantık hatası var dedim ama özellikle bir tanesini söylemeden edemeyeceğim.
Şimdi karşı aileye gidiyor ya bu işteki babasını öldürmüşler onları öldürecek.
Diyorlar ki bir tane kasaba var o aileye hani bir de şimdi işte derin şey katacaklar ya böyle gizem katacaklar ya.
O aile nerede kimse bilmiyor işte hiç izleri yok onlar kayıp falan böyle oldu yedik.
Diyorlar ki şurada şöyle bir kasaba var oradalarmış.
O aile komple bir kasabayı kapatmış.
Kimsenin haberi yok bundan.
İşte bakın böyle saçma sapan şeyler var filmde.
O kasaba dediği de hangisi biliyor musunuz?
Viyana'nın Holstadt diye inanılmaz güzel bir masal köyü vardır.
Harika bir yerdir yani. Orası onlarınmış yani.
Ya Holstadtlı olsam valla bu filmi protesto ederim.
Neyse. Bizim balerinamız kalkıyor gidiyor Holstadt'a.
Bakın bütün orası bir mafya ailesi.
Herkes katil. Bütün aileler çocuklarını falan böyle katil yetiştiriyor.
Ya bakar mısınız sömürülen şeylere bakın.
Yani annelik, babalık, bağlılık, aile olmak falan bunları o kadar hoyrat kullanıyor ki film.
Bir kasaba aile çocuklarını katil yetiştiriyor.
Yani o kasaba katil üretim tesisi yani.
Öyle bir aile. Ya bu ailenin motivasyonu ne?
Bu ailenin kültürü ne?
Kime karşılar?
Neyin peşinde? Hiç hiç böyle bir şeyler yok filmde.
Kalkıyor ana değer maso kasabaya gidiyor.
Bakın hiçbir dövüşünden ikna olamadığınız temel prensip olarak kadın gibi dövüş gibi bir noktadan yola çıkıp olağanüstü bir katile dönüşen nasıl oluyorsa
balerina'nın bir kasabaya gidip siz bir kasaba dolusu katili Dövüp öldürüp falan oranın liderini öldürebileceğine hiç nadici geliyor mu arkadaşlar?
Olamaz böyle bir şey. Ve kasabaya gidiyor.
Patlat çatlat. Güzelim hoşlatı yıktılar.
Zaten sinir oldum. Neyse.
Tamam yani işte John Wick geliyor.
Bak peşine John Wick'i takıyorlar.
Bunu sen durdur. Kimse durduramadı.
John Wick karşısına geliyor.
Diyor ki yapma bırak. Bu arada filmin başlarında bu daha eğitim alırken John Wick onun bulunduğu okul gibi yere geliyordu da.
Orada böyle bir ayaküstü konuşuyorlar.
Tanışıyorlar. Ön kapı açık diyor ya bırak git.
Yani ona bir katile dönüşme falan demeye çalışıyor John Wick.
Neyse aradan işte zaman geçiyor.
Filmin sonunda tekrar karşı karşıya geliyorlar.
Diyor ki bırak git. Ben diyor babamı öldürdüler ben onları öldüreceğim.
John Wick ile dövüşmeye başlıyorlar falan.
John Wick birkaç kez bunu kafasına silah dayıyor boğazına bıçak dayıyor.
Hani öldürebilir istese ama öldürmüyor.
Diyor ki bırak katil olma çek git intikamını alma.
Yok illa ısrar ediyor ve sonra...
Balerina John Wick'i ikna ediyor.
John Wick ikna oluyor. Diyor ki bırak intikamı alayım.
Saate bakıyor. 11.32.
Gece yarısına kadar sana izin.
Yani yarım saatte öldürürsen öldür.
Öldüremezsen git. John Wick neden balerinaya?
Tamam hadi sana yarım saat izin veriyorum.
İntikamını al. Desin ki.
Niye bunu yapsın?
O kadar aptalca bir hamle ki bu yani.
Sıfır ikna edicilik.
Sıfır. Bantı.
Neresinden tutsam inanın elimde kalıyor.
Aksiyonu da bence iyi değil.
Oyunculukları da kötü. Yani kısaca özetleyeceğim demiştim.
John Wick'ten de bahsedeceğim demiştim.
Hani hemen onu da kısaca söyleyeyim.
2014 yılında başlamıştı John Wick.
İzleyen arkadaşlar hatırlayacaktır.
İnzivaya çekilmiş emekli bir tetikçiydi John Wick karakteri.
Birkaç tane sokak serzerizi gelip bunu evinde dövüyorlardı ve köpeğini öldürüyorlardı.
Sonra da John Wick vay siz benim karımdan kalan en önemli hatıra olan köpeğimi öldürdünüz diye kendisini dövenleri ve köpeğini öldürenleri gidiyor öldürüyordu.
İşte orada da tabii mafya dünyası bir hiyerarşi var.
Öldürdüklerinin bir üstü geliyor John Wick onları da öldürüyor.
Sonra bir üstü geliyor onları da öldürüyor.
Bir üstü bir üstü derken dört bölümde John Wick'in Öldürmediği mafya babası, lideri, direktörü, müdürü, işte şefi artık kimse yani kalmamıştı.
İlk bölüm tamam hani sevimli bir noktadan çıkıyor.
Bak siz benim köpeğimi öldürdünüz.
İnzivaya çekilmiş böyle dramatik melodramatik bir adam.
Tamam hani klişe olsa da ilk bölüm John Wick'in bir tatlılığı vardı bence.
Yani kötü bir film değildi en azından.
Ortalama üstü aksiyon filmiydi.
Ama ondan sonraki bölümler ilk filme hiçbir şey katmayıp son derece kötü filmlerdi hepsi bence.
Yani hiçbir vasıfları özellikleri yoktu.
İşte Ballerina'da aynen o vasat filmlerin bir devamı olarak sadece baş karakterini değiştirmiş.
Daha iyi bir şey de...
yapmamış hatta daha kötü bir şey yapmış diyorum.
Ondan dolayı diyorum belki de John Wick'i seviyorsunuzdur siz.
Zevklere diyecek bir şeyim yok tabi.
Benim gözümden hani bir eleştirel bakış olarak ilk filmin dışında hiçbir John Wick filminin iyi olduğunu düşünmüyorum ve sonunda karşımıza gelen bu balerina filminin de hiçbir açıdan
ikna edici, tatmin edici, duygulu, dramatik yani hangi gözle bakarsanız bakın iyi bir film olduğunu düşünmüyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
