
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sinemanın gündemini ve yılın en çarpıcı filmlerinden biri olan Backrooms filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Back Rooms filminden bahsedeceğiz.
Geçtiğimiz hafta bu filmi ben size hatırlatmıştım.
2026'nın sürpriz bombası olarak anmıştık.
10 milyon dolarlık bir maliyetle çekildi ve filmin hasılatı şu an için 150 milyon doları geçti.
Bu inanılmaz bir hasılat gerçekten.
Bu çapta bir film için.
Saplantı filmi ise 750 bin dolara çekilmiş bir film ve hasılatı şu an 180 milyon dolara ulaşmış durumda.
Hani bu etkiyi ben size şuradan anlatmaya çalışayım.
Geçtiğimiz günlerde Steven Spielberg bu iki film adına yorum yaptı.
Gerçekten çok seviniyorum dedi.
Saplantı filmini izledim.
Çok iyi bir film dedi. Bu iki film bu kadar küçük maliyetlere ve mütevazi şartlara rağmen bu kadar bir hasılat yapmaları yani tüm dünyada ilgi görmeleri gerçekten çok iyi.
Sinema sektörü adına da söz konusu genç yönetmenlerin kariyerleri için de çok iyi falan gibilerinden böyle hem cesaretlendirici hem de memnuniyet gösterici bir açıklama yaptı Siviş Biberk.
Yani bu filmlerin artık...
Ya ortaya çıkardığı etki Spielberg'i bile dile getirdi.
Demek ki bunu buradan anlıyoruz.
Ve bir de bu iki film için de şaşırtıcı olan şu ki bu filmlerin yönetmenleri çok gençler arkadaşlar.
Backrooms filminin yönetmeni Cain Parsons 20 yaşında.
Bakın yani inanılmaz bir yaş gerçekten.
20 yaşında çok genç ve...
Saplantı filminin yönetmeni Curry Barker da 26 yaşında.
O da çok genç gerçekten. Bu genç yaşında bu yetenekli yönetmenlerin hani böyle başarılara imza atması başka genç yönetmenleri, amatör sinemacıları cesaretlendiriyor olsa gerek.
Umuyorum öyledir.
İşte şimdi bu iki film şu an...
sinemanın gündemine damgasını vurmuş durumda.
Ben de bu iki filmi de izleyip sizlerle paylaşmaya çalışacaktım.
Öncelikle Backrooms filmini izledim.
Onu biraz daha fazla merak ediyordum.
Onu izledim. Onunla ilgili size bir inceleme sunacağım.
Ancak ondan önce sinemanın gündemine şöyle bir bakalım.
Aslında gişeler çok da değişmedi.
Yılın en çok izlenen filmleri hala aynı ve hemen hepsi de zaten şu an gösterimdeler.
Hala da gişeleri artıyor.
Süper Mario, Michael, Kurtuluş Projesi, Pegasus 3, Ve Şeytan Marka Giyer filmleri hala yılın en çok izlenen ilk 5 filmi konumundalar.
Bu hafta hafta sonu hasılatı itibariyle en çok izlenen filmse Backrooms oldu.
Gösterime girdiği hafta 80 milyon dolara yakın hasılat yaptı.
Bu gerçekten çok büyük bir rakam.
Şu an gösterimde olan bir başka önemli film olan Mandalorian ve Grogu'nun hasılatıysa 250 milyon doları geçti.
Bu kötü bir hasılat değil.
Ancak Star Wars etiketiyle geliyorsanız arkadaşlar yani...
Siz çok daha yüksek hasılatlara imza atmanız lazım.
Bu film başarılı bir film olduğunu iddia etmek de biraz zor.
Michael filminin hasılatı 860 milyon dolara geldi.
Çok başarılı oldu Michael zaten.
Daha önce birçok kez andık.
Sadece bu noktada artık şunu merak ediyoruz.
Sinema tarihinin en çok hasılat yapan biyopik filmi olan...
Bohemian Rhapsody'ye kadar gelecek mi hasılatı?
Bohemian Rhapsody'nin hasılatı 900 milyon doların üzerinde.
910 falandı yanlış hatırlamıyorsam.
İşte bu da 860'a geldi.
Yani... Michael işte açılış hafta ilk hafta sonu falan hasılatlarında hep Bombay'ın Rhapsody'yi geçmiş.
Maksimum yani toplam hasılat rakamında da onu geçecek mi?
Artık son 1-2 haftadayız.
Onu merakla bekliyoruz diyelim.
Şimdi vizyonda hangi filmler var diye size kısaca yine bir hatırlatayım.
Evet Backrooms ve Obsession filmleri şu an gösterimde.
Geçtiğimiz hafta ben anmayı unutmuştum.
Bir filmi daha size hatırlatmam lazım.
Yani şahsen beni çok da heyecanlandırmıyor ama.
Korkunç bir film. 2000'li yılların top komedi filmi diyebiliriz buna.
Scary Movie serisi kaç tane?
5 tane falan film yapılmıştı yanlış hatırlamıyorsam.
O an popüler olan o yılın...
Önemli filmlerini biraz tiye alan biraz abartılı ve absürt komedi sularına da böyle yelken açan eğlenceli bir seriydi aslında Sky Movie serisi.
Yani başlarda hani ilk iki bölüm falan güzeldi ama daha sonra artık 3-4-5'lerde falan biraz kabak tadı vermişti.
Ve ondan sonra da artık seriyi son bulmuştu.
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra kaç 13 yıl mı bir Sky Movie filmi daha yapalım dediler.
Hani hayata döndürülüp bakalım hala alıcısı var mı gibi bir yoklama gibi görüyorum ben bu filmi.
Bakalım göreceğiz başarılı olacak mı?
Eğer ilginizi çekiyorsa tabii korkunç bir filmi izleyebilirsiniz.
Yerli yapımlardan Oflu Hoca Define filmi.
İlgi çekiyor, seviliyor Oflu Hoca'nın artık kaçıncı bölümü bilmiyorum saymadım diyeceğim yani çok sayıda bölümü yapıldı ve hemen hemen bütün bölümlerde belli bir beğeni ve ilgi seviyesinin üzerinde oldu.
İlgisini çeken arkadaşlar bir göz atabilir.
Onun dışında Mortal Kombat hala gösterimde ilgisini çeken arkadaşlar hala izlemedilerse Mortal Kombat 2'yi yakalamak için son günleri yaşıyorlar diye burada hatırlatmış olayım.
Geçtiğimiz hafta gelecek olan önemli projeleri de size hatırlatmaya çalışmıştım ancak bir tanesini unuttuğumu fark ettim ve bu hafta onu da size hatırlatmak istiyorum.
19 Haziran'da...
Robin Hood'un ölümü filmi gösterime girecek.
Yılın önemli projelerinden bir tanesi.
Başrolünde Hugh Jackman var.
İyi de bir kadrosu var ve ilginç de bir konuyu işliyor.
Evet adı üzerinde Robin Hood'un ölümünü anlatıyor.
Özenli bir yapım olduğunu biliyoruz.
Merak ediyorum gerçekten ben bu filmi de izlemeye ve...
Fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Bakalım eleştiren notları nasıl olacak ya da gişedeki seyri nasıl olacak merakla bekliyoruz diyebiliriz.
Evet şimdi bu haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi yine sinemada yapay zeka kullanımı üzerine.
Martin Scorsese bu konuya girdi ve filmlerinde yapay zeka kullanmaya başladığını ya da başlayacağını açıkladı.
Şimdi Martin Scorsese artık yani 80 yaşını geçmiş ta 70'lerde 60'larda sinema yapmaya başlamış.
Bir ulu çınar hatta birçok kişiye göre yaşayan en büyük yönetmen.
Her ne kadar... Eski toprak olsa da yeniliklere de hayli açık bir yönetmen aslına bakarsanız.
Hugo filmini yapmıştı mesela 3D yapmıştı 3 boyutlu.
O zamanlar tabi Avatar filminin popülerleştiği 3 boyut teknolojisi baya böyle bir fırtına gibi girmişti.
Yani çok sayıda 3 boyutlu film yapılmıştı o zamanlar ve 3 boyutlu film kervanına Scorsese de katılmıştı.
Daha sonra da hangisiydi Pacino ile De Niro'nun oynadığı?
İrlandalı değil mi? İrlandalı filminde de orada da yeni bir teknoloji kullanmıştır.
Robert De Niro'yu gençleştirmişlerdi.
Bu bağlamda Scorsese'nin sinema teknolojilerine çok da soğuk baktığını söyleyemeyiz.
Ve kendisi de işte yapay zekayı kucakladığını bundan sonraki filmlerinde de kullanacağını söyledi.
İşte bu noktada sinema biraz böyle ikiye ayrılıyor.
Şu an bütün sinema ortamlarında bu konuşuluyor zaten.
Yani Hollywood'da...
Yapay zekaya sıcak bakanlar var, soğuk bakanlar var.
İşte Scorsese yapay zekanın sinemada kullanımı ayrımında hangi tarafta olduğunu burada göstermiş oluyor.
Bir diğer önemli başlığımız Ice Age serisi.
Biliyorsunuz buz devri çok sevilen geniş kitlelerin izlediği, sevdiği çok sayıda bölümü yapıldı.
Kaç tane? 5 tane mi? 4 tane mi yapıldı?
Tam hatırlayamıyorum bile. Onun yeni bölümü gelecek arkadaşlar.
Şimdi Ice Age'in ilk bölümü gerçekten harikaydı.
Eleştiren notları da harikaydı.
Çok da güzel hasılat yapmıştı.
Ama yani çok sayıda seri film gibi para kazandı bir daha yapalım.
Para kazandı bir daha yapalım.
Dene dene artık son bölümlerinde o da ne yazık ki biraz kabak tadı verir hale gelmişti.
Ve ondan sonra seri zaten bitmişti.
5 tane bölümün üzerine bir 6.sının yapılacağı açıklanmış.
Şimdi hala seveni var mıdır?
Hala merakla bekleniyor mudur?
Bilmiyorum. Artık bunlar biraz zorlama geliyor arkadaşlar.
Diyorum şu korkunç bir filmdeki gibi.
Fragman yayınlandı ve filmin 5 Şubat 2027'de gösterime gireceği de söylendi.
İlgisini çeken arkadaşlar fragmana bir göz atabilirler.
Ve bir de bir film daha geliyor.
Çok iyi bir kadrosu var.
Seth Rogen, Olivia Wilde, Penelope Cruz ve Edward Norton'ın başrolünde oynadığı ve Olivia Wilde'ın da yönettiği bir film bu.
Filmin adı The Invite tam çevirisiyle davet diye bir film.
Şimdi bu da bir formattır.
Bir evin içerisinde geçen yetişkin işi sohbetlerden beklenmeyen gerçeklerin ortaya çıktığı biraz...
Karakter incelemesi biraz, ilişki incelemesi filmleri.
Ne zaman? 10 Temmuz galiba.
10 Temmuz'da gösterime girecekmiş.
Bu tip yetişkin eşi, psikolojik içerikli, duygusal içerikli ilişki filmlerini, karakter analizi filmlerini merak ediyorsanız fragmana bir göz atabilirsiniz ve 10 Temmuz'da da Davet filmini
izleyebilirsiniz. Evet bu haftanın kısa sinema gündemi yaklaşık olarak böyleydi.
Şimdi gelelim Back Rooms filmine.
Backrooms filmi aslında bizim gayet iyi bildiğimiz çok sayıda örneğini gördüğümüz bir formülün son güncellemesi diyebiliriz.
Ve gerçekten Backrooms nasıl diyorum ya hani şu an bir fırtına koparıyor böyle yılın sürpriz bombası sürpriz yumurtası falan diye anıyoruz ya.
Bu formüle sahip filmler zaten hemen hemen hep gösterime girdikleri yılın sürpriz bombası olmuşlardır zaten.
Zaten bu filmler biraz böyle pazarlanıyor.
Biraz formül filmi bunlar diyorum ya.
Bu formülasyon bu filmlerin tanıtımlarını ve sektör ve sinema yılı içerisindeki konumlarını bile içeriyor.
Yani o kadar formül filmleri bunlar.
Nasıl biliyor musunuz? açıklanamaz ve fantastik bir ortamda buluyorlar.
Bu ortam genellikle dar, klostrofobik, nereden geldiği, nereye gittiği bilinmeyen, nerede olduğu da bilinmeyen bir ortam oluyor.
Tanımlaması da imkansız oluyor ve Bu karakterler bu tanımlanamaz fantastik ortamda bir yaşam mücadelesi vermeye çalışıyorlar.
Bu filmler baştan aşağı metaforik, sembolik, alt metinde, yana yükü de hep başka başka şeylerin olduğu ama gerçekliğinden aslında pek de emin olamadığınız
fiziksel tarafındaysa bir hayatta kalma mücadelesi içeren filmler oluyorlar.
Mesela bunları birkaç tane örnek vereyim size.
Küp diye bir film yapılmıştı.
İtalyan yönetmen Vincenzo Natali çekmişti bunu.
O küp filminin ben gösterime girdiği zamanı hatırlıyorum.
İşte aynı Backrooms gibi yılın sürpriz bombası, düşük bütçeli, amansız bir gerilim, birkaç karakter kendisini bir küpün içinde buluyor.
Aynı Backrooms'un formülü.
Mesela Vivarium diye...
Bir film yapılmıştı 2019 yılında.
Aynı hemen hemen aynı şey.
Platform diye bir film vardı hatırlarsınız.
Yanlış hatırlamıyorsam Netflix için yapılmıştı.
2019 ya da 2020 yılında gösterime girmişti.
Çok da sevilmişti böyle çok geniş kitleler bu filmi izleyip Allah platform platform yani puanları da yüksekti.
İzlenme sayıları da çok yüksekti.
Aynı şey karakterler kısıtlı dar bir alanda yaşam mücadelesi veriyorlar.
Orası neresi orayı kim yapmış nereden gelmiş o karakterler nasıl oraya gelmişler.
Oradan nasıl çıkacaklar falan hiç tamamen fantastik ortamlar bunlar yani.
Bazıları fiziksel dünyada bir deney ortamı gibi tasarlanmış oluyor.
Hani bu bir sürpriz olarak filmin finalinde ortaya çıkıyor.
Yani bu filmlerin hemen hemen hepsi daha çok genç yönetmenler tarafından çekilen...
Düşük bütçeli parlak fikirler barındıran dar alanda çekiyorsunuz.
Odada, küpte, koridorda yani hep böyle kısıtlı alanlarda çekilen filmler oluyorlar.
Bu nedenle de teknik olarak çok da zorlayıcı olmuyorlar.
Büyük bütçeler gerektirmiyorlar.
Efektler gerektirmiyorlar.
Büyük setler falan bir şey gerektirmiyorlar.
Böyle kafanıza göre 3-5 kişi 2 tane alan bir kamera 2 ışık tamam kolayca çekiyorsunuz.
Böyle gerille sinema gibi veya amatör sinema gibi çekebiliyorsunuz.
İşte Backrooms filmi bunun son ve güncel örneği.
Şimdi bu formül alt türü dediğim türle ilgili ben size fikrimi söyleyeyim öncelikle.
Bu filmleri ben çok da sevmiyorum arkadaşlar.
Hatta hep anıldığı gibi işte amansız bir macera işte çok sürpriz çok yaratıcı falan.
Bunların hepsinin de gayet gazlayıcı reklam cümleleri olduğunu düşünüyorum.
Çok sayıda örneğini izledim.
Hiçbiri de bence çok iyi filmler değillerdi.
Backrooms peki bu alt tür içerisinde hani bu formin sineması içerisinde nasıl bir noktada?
Bu filmlerin izlediğim en iyi örneklerinden bir tanesi.
Biraz daha farklı bir şeyler yapmaya çalışmış.
Biraz daha ilginç. Bu alt türün en sıkıcı klişelerine hapsolmamış.
Beklenmedik bir şeyler de yapıyor böyle güzel yani.
Ancak totalde bu alt türe yepyeni bir soluk getirdiğini iddia edecek kadar ileriye götürebilir miyim?
Bu sohbete emin değilim.
Şimdi filmi önce bir anlatayım size.
Ondan sonra filmle ilgili yorumumu bir tekrar güncellemeye, özetlemeye çalışayım.
Şimdi filmde iki tane baş karakterimiz var.
Bir tanesi Javier Eofor'un canlandırdığı Clark diye bir karakter.
Bir de Renate Rensfi'nin canlandırdığı Mary diye bir karakter.
Şimdi Clark kendi hayatında biraz başarısız olmuş.
Karısı onu terk etmiş.
Bir mobilya satıcısı işinde de pek de başarılı değil.
Aynı zamanda Clark bir iç mimarmış aslında yani mimarlık eğitimi almış.
Ancak ekonomik sebeplerden dolayı falan görece daha böyle sıradan bir iş ve meslekle uğraşmak zorunda kalmış.
Mesleğinden falan çok da memnun değil.
Bir bağlamda hayatının belli bir noktasına gelip başarısızlığa uğramış bir karakter görüyoruz.
Mary de... Bir psikolog ve Clark Mary'e gidiyor ve onunla terapiler yapıyorlar.
Clark'ın hayatındaki başarısızlığını incelemeye çalışıyorlar ve Mary de ona tabii ki terapisti olarak yardımcı olmaya çalışıyor.
Şimdi filmin ilerleyen zamanlarında bu psikolog Mary karakterinin de geçmişinde bazı travmalar olduğunu görüyoruz.
Bu travmada neymiş?
Mary'nin annesi bir akıl hastası.
Öyle anlıyoruz, öyle görüyoruz filmde.
Ve Mary küçük bir çocukken evden hiç dışarıya çıkarmamış.
Dışarıya çıkmasına hiç izin vermemiş.
Dışarıda kötülükler var, dışarıda kötü insanlar var.
Hiç dışarı ile bizim alakamız olmaması lazım.
Evin içerisinde yaşayacağız tüm hayatımızı.
Çok kısa bir iki sahne ile bu anlatılıyor ama anladığımız yaklaşık olarak bu.
Bir seviyeden sonra Mary'nin annesi akıl hastanesine kapatılıyor ve tabi bu da Mary için çok büyük bir travma haline geliyor ve tabi yüksek olasılıkla bu sebeple de Mary insan
psikolojisiyle ilgilenen bir terapiste dönüşüyor.
Ancak... Bu travmayı da tam olarak atlatabilmiş değil.
Şimdi bu iki karakterle muhatap oluyoruz filmin çok büyük bir kısmında.
Şimdi Clark karakteri karısından boşandığı evinden ayrıldığı için kendi mobilya mağazasında yatıyor.
Yani orada yaşıyor tüm hayatını mağazasında geçiriyor.
Ve mağazasının da bodrum katında duvarda...
Bir gizemli ve nasıl diyelim fantastik işte bu türde böyledir ya hani bir tamamen fantastik bir ortama gireceğiz ya.
Tamam bir şekilde gireceğiz ona.
Nereden giriyor Clark? Duvarda böyle elinizi yani duvara bir sokuyorsunuz böyle sert bir zeminle karşılaşacağınızda eliniz böyle duvarın içerisine giriyor.
Arka tarafta bilinmeyen bambaşka bir ortam var.
Clark buradan içeriye giriyor görüyor ki sonu gelmez bir ofis labirenti.
Clark buraya giriyor ve şimdi tabi burası normalde bomboş olabilir.
Ancak Clark kendi ofis alanına girdiğinde kendi hayatıyla ilgili imgeler görüyor.
Mesela ilk odada karmakarışık bir mobilya tepesi var diyeyim ya.
Mobilya yığını var. Şimdi mobilya satıyor ya neticede bu adam.
Bir mobilya yığını ile karşılaşıyor.
Oradan devam ediyor başka bir koridora.
Orada... Bir stop tabelası var böyle.
Mağazasının hemen önde bir stop tabelası var.
Orada bir stop tabelası görüyor ama tersten mesela.
İşte şimdi onun bir anlamı var.
Niye tersten falan. Okey.
Başka bir odaya geçiyor.
Kendi hayatında var olan başka imgeler.
Başka bir odaya geçiyor başka imgeler.
Yani aslında o devasa ofis ve koridor ortamı Clark karakterinin Bilinçaltı ve zihnindeki devasa anıların bulunduğu nöronlar
gibi bir şey. Bunu anlıyoruz zaten biz filmin alana geçtiği ilk anlarda.
Şimdi Clark burada geziniyor bakıyor ama...
Orası neticede Clark'ın bilinçaltıysa ya da zihninin içiyse her insanın zihninin içerisinde korkutucu bir şeyler de vardır değil mi?
Ve Clark oraya giriyor önce şöyle bir geziniyor falan.
Bakıyor ki ürkütücü koridorlar odalar falan da var.
Korkuyor geri çıkıyor.
Ve onun iki tane çalışanı var.
Bir genç bir kadınla bir erkek bunlar sevgililer herhalde birlikte yaşıyorlar.
Onların yanına gidiyor diyor ki ya ben gelin sizi bir yere götüreceğim.
Şimdi bakın burada küçük bir parantez açayım.
Bu Backrooms filminin bu filmlerin oluşturduğu alt türü açtığı noktalardan bir tanesi.
Genelde böyle fantastik bir ortama girersiniz zaten çıkamazsınız.
Bu genelde olmaz bu tip filmlerde.
Karakterler oraya hapsolur.
Ölene kadar orada bir mücadele verirler ve ölürler.
Bitti. Genelde böyle olur.
Ya da oradan çıkmaya çalışırlar, başaramazlar falan.
İşte bakın bu güzel mesela.
Bu filmde yani Clark oradan pat diye geri çıktığında, gerçek dünyaya geri döndüğünde şaşırıyorsunuz yani.
Bu hoşunuza gidiyor. Neyse.
İki tane çalışanına diyor ki bak ya böyle garip bir ortam var gelin oraya gidelim.
Orada bir araştırma yapacağız.
O iki karakteri alıyor tekrar oraya giriyor.
Başlarına ne geliyor biz bilmiyoruz.
Yani film o noktada olanları bize göstermiyor.
Mary karakterine yani psikolog karakterine geri dönüyor.
Şimdi bir de şunu hatırlatayım.
Mary'de pencereyi açmak mıydı neydi bu isimde psikolojik içerikli bir kitap yazmış.
Psikolojik olarak sizi mutluluğa ve özgüvene ulaştıracak olan bir formül bulmuş sanki.
Hani bunu hissettiriyor bize.
Mary bir gün evindeyken teresekreter'e bir mesaj geliyor ve bakıyor ki Clark yani danışanı hastası ona bir mesaj bırakmış.
Mary'e diyor ki ben bir daha senin yanına gelmeyeceğim.
Ben penceremi açtım diyor.
O kitabın adını kullanıyor.
Mary de anlıyor ki Clark...
Yani bir yerlere gitti herhalde ya da bir şeyler yaptı bir de tekrar gelmeyeceğim deyince peki onun akıbeti ne oldu?
Yani Clark ne oldu?
Onu merak ediyor Mary.
Bir şekilde onun işte mağazasına gidiyor.
Bodrum kata iniyor ve evet Clark'ın o bilinmez fantastik ofis labirentine girdiği kapıyı buluyor ve o da oraya giriyor.
Yani bir bağlamda Mary Clark'ın zihninin içine giriyor gibi bir durum var arkadaşlar.
Ve tabii ki konumu gereği de Clark'a yardımcı olmak için oraya gidiyor ve bir şekilde Clark'la karşılaşıyorlar ancak bundan sonra...
Bu buluşma dostane ya da hani Mary'nin Clark'a yardımcı olduğu bir buluşma olmaktansa Mary için ürkütücü, korkutucu bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor.
Kısaca böyle özetleyeyim.
Tabii bundan sonra başka sürprizler var, başka ilginç noktalara geliyor film.
Bir kere finalini de söylemeyeceğim size ama final ile ilgili şöyle bir yorum yapayım.
Final ilginç.
Bugüne kadar gerçekten...
Bu alt türün örneklerinde görmediğimiz bir yani hem fantastik ama bir yandan da gerçekçi bir finale varıyor.
Ben finalden ikna oldum ama çok mu beğendim yani finale çok mu bayıldım?
Hayır. Tamam farklı ama çok da iyi bir finali yok bence.
Ve bu alt türle ilgili genel yorumumun bir benzerini yapacağım.
Yine evet Back Rooms filmi ilginç olmuş mu?
Evet olmuş. Kendine has bazı özellikleri var mı?
Evet var. Bu tip gerilim filmlerini özellikle seviyorsanız bu filmi de yüksek olasılıkla seversiniz.
Bu bağlamda izlemenizi tavsiye eder miyim?
Ederim. Ancak çok iyi bir film mi?
Bence değil. Çok sarsıcı, çok çarpıcı, çok korkunç böyle ürkütücü bir film mi?
Hopladığım anlar oldu mu?
Yok olmadı. Korku sahnesi bence az.
Bu tip başka filmlerin korku dozu çok daha yüksek oluyor.
O psikolojik gerilim tonu vardır ya hani şimdi ne olacak aman bir şey oluyor aman bir şey geliyor hissi bu filmde benzerlerine göre daha az.
Bu bağlamda Türünün içerisinde iyi bir noktada olabilir ama başlı başına çok iyi bir film, harika bir film, yılın en iyi filmlerinden biri diyeceğim bir film olduğunu düşünmüyorum.
O bağlamda da ancak bu türün meraklısıysanız sizi çok mutlu eder.
diye düşünüyorum ve son olarak da şunu hatırlatmak istiyorum geçen hafta hatırlatacağımı söylemiştim 10 Haziran itibariyle Steven Spielberg'in Disclosure Day filmi gösterime giriyor
arkadaşlar yani siz bu programı dinlediğiniz günlerde gösterime zaten girmiş olacak önümüzdeki hafta Hem Steven Spielberg sineması hem de Disclosure Day filmi üzerine konuşacağız.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Back Rooms filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kurgu
ve büyüme süreçlerinde Podcast BPT yanınızda.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
