
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini ve gösterimdeki en önemli filmlerden biri olan 28 Yıl Sonra'yı inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Zombi filminin 3.
bölümü Danny Boyle'un başlattığı bu zombi serisi kendine az özelliklere sahip Danny Boyle zaten oldukça önemli ve özel bir yönetmen.
Bütün bunlardan detaylıca size bahsetmeye çalışacağım ancak önce haftanın gündemini bir göz atalım.
Çok fazla başlığım yok ama özellikle belirtmek istediğim iki tane başlık var.
Şimdi bu iki başlık da Tom Cruise ile ilgili.
Zaten çok değerli bir sinemacı zaten çok başarılı.
Geçtiğimiz yıllarda diyeyim Tom Cruise üzerine ayrıca bir program yapmıştım.
Parlayan bir yıldız Tom Cruise diye.
O programı bir dinlemenizi tavsiye ederim.
Eğer Tom Cruise'u seviyorsanız ona ilginiz varsa.
Ama hatırlıyorum ki şöyle bir ifade kullanmıştım ben o programda.
Belli bir yaşa geldi artık.
60'lı yaşlarında. Ancak buna rağmen henüz Oscar'ı yok.
Diyebiliriz ki Tom Cruise'un kariyerinde eksik olan tek şey bir Oscar gerçekten.
Bu Oscar'ı almak için de hiç de çaba sarf ediyor gibi de görünmüyor.
Yani böyle Oscar'a oynayan filmlerde hiç yapmadı, yapmıyor.
Ama işte buna karşı yani Tom Cruise her ne kadar hiç Oscar almayı ya da Oscar'ı umursamıyor gibi görünse de buradan anlıyoruz ki artık başarıları ve sektöre sinemaya
katkıları öyle bir seviyeye geldi ki akademi ona kayıtsız kalamadı.
2025 yılında iki ayrı isimle birlikte Tom Cruise Onur Oscar'ı alacak ayrı bir ödül düzenleniyor Onur Oscar'ları için.
Onun tarihi geldiğinde ben bu konuya tekrar girmeye çalışacağım ve Tom Cruise'un aldığı Onur Oscar'ını size hatırlatmaya ve bunun önemini de tekrar kısaca incelemeye çalışacağım.
Evet geçtiğimiz haftanın bir başka önemli gündemi sosyal medyayı sarsan diyelim yani çokça konuşulan konuda Brad Pitt'in başrolünde oynadığı ve Joseph Kaczynski
'nin yönettiği F1 filmi.
Şimdi yakın zamanda gösterime girecek zaten fragmanları tüm sinemalarda işte internette dolanıyor.
Joseph Kaczynski kim?
En son Tom Cruise'un başrolünde oynadığı Top Gun Maverick filmini yönetmişti.
Ve gerçekten çok iyi iş çıkarmıştı.
Film 1.4 milyar dolar hasılat yapmıştı.
Yılın en iyi filmlerinden bir tanesi olmuş.
Her şekilde çok başarılı bir filmdi.
İşte... Hazır Joseph Kaczynski ve Brad Pitt bir araya gelmişken Tom Cruise da F1 filminin galasına gelmiş ve Brad Pitt'le çok samimi böyle sarıldıkları, öpüştükleri bir
sürü görsel video vs.
sosyal medyayı meşgul etti.
Bu iki önemli, güçlü, sevdiğimiz ismi Ta 30 yıl önce Vampir ile görüşme filminde bir arada izlemiştik.
Gerçekten çok iyi bir film.
İşte bugün onları tekrar bir arada görmek çok güzel.
Bunun bir sürü detayı var. Çok uzatmamak için girmiyorum ama detayları istiyorsanız internette şöyle küçük bir arama yaparsanız bir sürü makale çıkacak bununla ilgili.
İşte röportajlar falan filan.
Çok güzel bir andı yani o.
İşte Tom Cruise diyorum geçtiğimiz haftanın en popüler simasıydı.
Şimdi kişilerde neler var?
Hasılatlar ne durumda? Kısaca size ondan bahsedeyim.
Son iki haftadır tüm dünya gişelerinde Ejderhanı Nasıl Eğitirsin filmi gişenin lideri.
İlk hafta itibariyle hasılatı 360 milyon dolara dayandı.
Bu gerçekten çok iyi bir rakam.
Bu film yılın en çok izlenen filmleri arasında olacak gibi görünüyor.
Ve bugün de konu edineceğim 28 yıl sonra filmi de geçtiğimiz hafta sonunun en çok izlenen ikinci filmi oldu.
O da hafta sonunda 30 milyon dolar hasılat yaptı ve ilk hafta itibariyle de hasılatı 60 milyon dolar oldu.
Bu da fena bir rakam değil. Yani bu film de gişede başarılı olacakmış gibi görünüyor.
Peki Türkiye gişelerinde en çok izlenen filmler hangileri?
İlk 5 filmi sayacak olursak benim de geçen hafta andığım Sihirli Annem Hepimiz Biriz filmi, Ejderhan'ı Nasıl Eğitirsin, Siccin 8, 28 Yıl Sonra ve
Elio filmleri Türkiye gişelerinde.
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenen 5 filmi oldular.
Geçtiğimiz haftanın en çarpıcı filmleri hala gösterimde.
Ancak özellikle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum arkadaşlar.
Ben birkaç hafta önce gösterime giren eski filmler diye bir program yapmıştım.
Ve orada da demiştim ki ilerleyen zamanlarda bu konuya tekrar tekrar gireceğiz gibi görünüyor demiştim.
Şimdi size anlatacağım.
28 yıl sonra filmini izlemek için sinema salonuna gittiğimde Normal afişler olur ya işte o an gösterimde olan filmler bir de gelecek program diye afişler olur değil mi?
Hatırlatmak için böyle ayrı bir stand yaparlar.
4 tane filmin afişi vardı gelecek programda diye.
Bir tanesi Megam filmi.
Gelecek programlardan bir tanesi Charlie Chaplin'in bir sinema tarihi başyapıtı olan Altına Hücum filmi.
Dijitale aktarılmış işte 4K yapılmış işte artık müzikleri her şeyi yani yenilenmiş o gösterime giriyor.
Terminatör 2 tekrar gösterime giriyor.
Hatta girdi galiba şu an gösterimde olması lazım.
Ve bir de Issız Adam filmi.
Tekrar gösterime giriyor.
Yani şöyle gelecek program diye sundukları dört filmi karşıma aldım ve üç tanesi eski film arkadaşlar.
Hadi buyurunuz. Ne kadar sevinebiliriz, heyecanlanabiliriz bu gelecek programlardan ki şöyle bir şey söyleyeyim.
Belki böyle çok önemli, çok değerli yani bir sinema tarihi başyapıtı olduğu tescillenmiş bazı filmleri hadi belki büyük perdede izlemek isteyebiliriz.
Tamam. Mesela ıssız adam filmi ne kadar önemli, ne kadar değerli ki hadi koşa koşa gidelim ne kadar sinema sever sizce bunu der.
İşte diyorum ya yeniden gösterime giren eski filmler konusu.
Artık çok fazla sömürülecek bence.
Yani benim şahsi fikrime göre ıssız adam filmi öyle çok da tekrar gösterime girecek kadar değerli bir film değil bence.
Bütün filmler tekrar tekrar gösterime girecek ve biz gelecek program standlarında hep artık eski filmleri göreceğiz arkadaşlar.
Ve ben o programda da diyorum bunun üzerine fikirlerimi özetlemiştim.
Ne yazık ki bunu hiç de iyi bulmuyorum.
Bir gelişme olarak değil bir gerileme olarak görüyorum.
bizim iyi filmleri tekrar izleme eğilimimize bir cevap olarak yeni bir para kazanma metodu keşfetmiş olması olarak görüyorum bunu.
Diyorum benim için çok üzücü bir şey.
Bakalım ilerleyen tarihlerde zamanlarda bu konuya ara ara da olsa tekrar gireceğiz gibi geliyor bana.
Evet özetleyeceğim haftanın gündemi başlıkları yaklaşık olarak bu kadardı.
Şimdi gelelim 28 yıl sonra filmine.
Bu bir üçleme yani 28 diye 3 tane film yapıldı.
Bunların birincisi 2002 yılında Danny Boyle'ın yönettiği ve gayet değerli bir senarist Alex Garland'ın yazdığı 28 gün sonra filmi.
2002'de efsane başladı.
Ondan sonra 2007 yılında gerek yazar gerek yönetmen gerek oyuncular yepyeni bir kadroyla 28 hafta sonra diye bir zombi filmi yapıldı.
İlk filme göre aksiyona biraz daha fazla prim veren bir filmdi.
Bence ilk film kadar iyi değildi.
Yani ilk film gerçekten önemli bir filmdir.
Şimdi özelliklerinden bahsedeceğim.
İkinci bölüm diyorum yine kötü olmasa da ilk film kadar iyi değildi.
Ve 2007'den sonra tam 18 yıl ara verildikten sonra evet şu an gösterimde 28 yıl sonra filmi var.
Şimdi nedir bu 28 üçlemesinin özelliği ve gücü?
Şimdi 28'den bahsetmek için 3 ayrı konuya girmem lazım.
3 başlıktan bahsetmem lazım.
Size bu serinin önemini açıklayabilmek için.
Birincisi elbette yönetmen Danny Boyle.
Danny Boyle 90'lardan bugüne sürekli adını andığımız gayet değerli önemli sinemacılardan bir tanesi.
Hangi filmlerini anabiliriz?
Mesela ta 90'lı yıllarda yaptığı Mezarını Derin Kaz diye bir film vardı.
Oldukça iyi bir filmdi. Ondan sonra bir sinema tarihi efsanesi olacak kadar büyük müdür bilmiyorum ama çok iyi ve önemli bir filmdir.
Transporting filmi elbette.
Ondan sonra 2010'da 127 Saat diye bir film yapmıştı mesela.
Çok iyiydi. Ondan önce her ne kadar üzerine fikirler biraz böyle değişken olsa da Slamdak Milyoner diye bir film yapmıştı.
2008 tarihli bu filmle en iyi yönetmen Oscar'ını almıştı ki kimine göre...
Milyoner çok da iyi bir film değildi yani Danny Boyle gibi güçlü bir yönetmenin esas Oscar'ı hak ettiği film o değildi ama benim şahsi fikrim yine de iyi bir filmdi.
En iyi filmi midir Danny Boyle'ın bilmiyorum yani ona çok emin değilim.
Gerçekten değerli bir yönetmendir ve Danny Boyle'ın biraz farklı görsel özellikleri vardır.
Biraz formalist bir yönetmendir yani görselci bir yönetmendir.
Metinleri o kadar güçlü değildir bence yani dramatik olarak çok güçlü bir yönetmen değil ama Anlatımı çok neşeli, çok renkli.
Çok enfes kadrajlar kullanır.
İlginç ölçüler, açılar kullanır.
Böyle kurgusu çok sıçramalı bir garip falandır.
Yani asla bir Hollywood görselliği, Hollywood kurgusu kullanmaz.
Çok kendine has bir yönetmenlik anlayışı vardır.
biraz da rahatsız edicidir.
Yani görsel olarak yorucudur gerçekten.
İşte Danny Boyle böyle bir yönetmen ve tüm bu özelliklerini de 28 gün sonra filminde biz görebiliyorduk.
Şimdi bu girmesi gereken detaylardan birincisi.
İkincisi 28 gün sonra filmi sinema tarihinin en böyle kendine has alt türlerinden biri olan zombi filmleri tarihinde de hayli ayrıksı bir noktada duruyordu.
Neden? Şimdi zombi filmleri deyince ilk akla gelen yönetmen George A.
Romero'dur diyebiliriz.
George A. Romero'nun 1968 yılında yaptığı Yaşayan Ölülerin Gecesi çoğu sinema sever ve sinema tarihçisi tarafından sinema tarihinin en önemli ve en iyi zombi
filmi olarak kabul edilir.
Ondan sonra iki film daha yapmıştı George A.
Romero ve adını zombi filmleri deyince ilk akla gelen yönetmen haline getirmişti diyebiliriz.
Ve hemen herkesin aklında zombi deyince George A.
Romero ve onun zombileri geliyordu.
Peki onun zombileri ne demek?
George A. Romero'nun zombileri çok yavaş hareket eden, tamamen bilinsiz, savaşmayan, direnmeyen herhangi bir duygu ya da mes...
Mesela öfke belirtisi göstermeyen donuk korkutuculukta varlıklardı onlar.
George A. Romero bu tip bir zombi çizmiş ve tüm filmlerinde bu tip bir zombi imgesi kullanmıştı.
İşte Danny Boyle...
28 gün sonra filminde o aklımızda kalan hepimizin kabul ettiği zombi tiplemesini, zombi ögesini tamamen değiştirmişti.
28 gün sonraki zombiler son derece öfkeli, saldırgan, savaşan, koşan, dövüşen, zıplayan yani gerçekten bir öfke patlaması
yaşamış bir insan gibi ya da vahşi bir hayvan gibi davranan zombilerdi.
Gerçekten bu çok farklıydı yani diyorum 28 gün sonraya kadar bizim aklımızda hep George A.
Romero'nun o donuk zombileri vardı ki bu filmi izlediğimizde bir zombinin yırtıcı bir hayvan gibi bir insana saldırdığını görmek hepimizin üzerinde gerçekten çok sarsıcı bir etki bırakmıştı
ki Dene Boylu'nun 28 gününden sonra zombi dediğimiz imge ve zombi filmleri George A.
Romero'nunkiler gibi donuk zombilerden Öfkeli saldırgan zombilere dönüşmüştü.
İşte bugünün sinemacılarının aklına yüksek olasılıkla zombi deyince George A.
Romero'nun zombileri değil Danny Boyle'un zombileri gelecektir.
Ki bir parantez açayım George A.
Romero'ya bu soruluyor.
Yani mikrofon uzatılıyor.
Deniyor ki hani bugünün zombi filmleri için günümüz zombileri için ne diyorsunuz?
Fikriniz nedir? O da diyor ki benim hiçbir zombim...
Asla koşmayacak diye bir cevap vererek açıkça söylemiyor olsa da günümüzün zombi anlayışından pek de haz etmediği ve bunu çok da doğru bir tercih olarak görmediğini anlıyoruz
bu cevabından. İşte 28 gün sonra filmi tüm sinema tarihine yayılmış olan o zombi imgesini de değiştirip dönüştürüp başka bir şeye evriltmişti.
Ondan dolayı da son derece çarpıcı ve güçlü bir filmdi.
Bahsetmemiz gereken üçüncü detay da şu ki şimdi evet 28 gün sonra filmi bir zombi korkusuydu yani evet biraz hani aksiyona kaçan tarafları vardı elbette işin içerisinde bir dram vardı falan ama
şimdi temelde bir zombi korkusuydu.
Ancak ilginç olan şu ki filmde zombiler kadar normal insanlar filmin bir noktasından sonra birer korku ögesi
haline geliyordu. Ve 28 gün sonra filmi bir anlamda virüs kapıp zombiye dönüşmüş insanlarla hiç de virüs kapmadığı halde görece sağlıklı olan insanların da aynı
derecede korkutucu birer imge olduğunu ya da olabildiğini anlatıyordu.
İzleyen arkadaşlar öyküyü hatırlayacaktır.
Ben burada öykünün detaylarına girmeyeyim.
Filmin bir noktasından sonra bizim baş karakterlerimiz zombilerden değil başka insanlardan hatta güvenlikleri için sığındıkları insanlardan kaçmak
ve korkmak zorunda kalıyorlardı.
İşte bu bağlamda 28 gün sonra filmi Evet bir zombi korkusu olsa da aslında insanın doğası üzerine neticede zombi filmleri birer kıyamet senaryosu resmederler
değil mi? Elbette hani dünyada işte bir virüs yayılır bir şey olur.
Tüm insanlık zombiye dönüşür.
Çok az insan hayatta kalır ve hayatiyetini sürdürmeye çalışırlar.
Bir mücadele verirler. Neticede post apokaliptik ya da en azından kıyamet filmi diyebileceğimiz filmlerdir zombi filmleri.
İşte 28 gün sonra da bir kıyamet atmosferinde esas korkacağımız şeyin insanlığın sonunu getiren şey değil arda kalan insanların arasındaki
kötücül insanlar olabileceğini bize gösteriyordu.
Bu açıdan da gayet felsefi gayet toplumsal politik enfes mesajlar içeren bir filmdi 28 gün sonra.
Şimdi bu üç başlığa bakacak olursak gayet iyi bir film olduğunu kabul edebiliriz 28 gün sonranın.
Ondan sonra 2007 yılında 28 hafta sonra diye bir film yapılmıştı.
Bunun detayına girmeyeceğim.
Dediğim gibi bu biraz daha aksiyona varan, ilk bölümün temalarını genel olarak barındıran ama bence onun kadar etkileyici olmayan bir filmdi.
Şimdi gelelim 28 yıl sonraya.
Evet adından da belli olacağı gibi.
Kıyametin üzerinden enfekte diyorlar.
Yani hani virüs bulaşıyor. X virüs bulaşımının üzerinden 28 yıl geçmiş dünya...
Yüksek oranda bir kıyamet yaşamış, insanların çok büyük bir çoğunluğu enfekte olup zombiye dönüşmüş ve hayatta kalan az sayıda insan hayatını devam ettirmeye çalışıyor.
Evet bu gördüğünüz gibi son derece bilindik bir post apokaliptik yani bizdeki çevirisiyle ve adıyla kıyamet sonrası bilim kurgusu oluyor.
28 yıl sonra filminde hayatta kalan bir grup insan bir adaya gitmişler.
Orada son derece korumalı bir kasaba kurmuşlar.
Elbette dış dünyadan hani her an zombi tehdidi gelebilir.
Ondan dolayı işte yüksek çitler yapmışlar, dikenli teller, ışıklandırmalar.
Kendilerini koruyorlar. Ve aralarından çıkan genç insanlar yani yetişkin olmaya doğru yaş alan insanları da tabii eğitiyorlar zombilere karşı nasıl savaşacaklar, ne yapacaklar.
Ve adanın dışına çıkıp ana karaya gidip zombi avlamaları yani zombi saldırılarına karşı güçlenmeleri, bilgilenmeleri için eğitim görüyorlar.
İşte burada da Alfie Williams diye gencecik pırıl pırıl daha önce hiç görüp duymadığımız elbette bir çocuk oyuncu olduğu için Alfie Williams'ın canlandırdığı Spike diye bir baş karakterimiz var.
Bu baş karakter babasıyla ve hasta annesiyle ve büyük babasıyla birlikte yaşıyor.
Ve artık onun hani işte dış dünyaya çıkıp ana karaya gidip zombi avlama deneyimine imza atması gerekiyor.
Babasıyla birlikte dışarı çıkıyorlar zombi avlıyorlar tekrar komünlerine geri dönüyorlar bir kutlama yapılıyor.
Artık Spike zombi avlayabilen yetişkin bir erkek tabii bu bir aynı zamanda erkeklik sınavı yani o da var.
Ve geri dönüyor geri döndüklerinde işte Kutlamalar yapıyorlar falan ve babasını başka bir kadınla yakınlaşırken, öpüşürken, sevişirken falan görüyor.
Tabii çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Çok üzülüyor yani. Neticede babası annesini aldatmış oluyor.
Ve buna karşılık babasına karşı bir tavır alıyor böyle.
Şimdi babasıyla ana karaya gittiğinde de ta uzaklarda bir yerlerde bir yangın görüyor.
Diyor ki o ne? Orada çatlak bir adam var.
Eski bir doktormuş. O orada kendince yaşayabiliyormuş.
Kendince bir şekilde hayatta kalabiliyormuş.
İşte şimdi bunu duyan Spike annesi hastaydı ya.
Annesini o doktora götürüp tedavi ettirebileceğine inanıyor.
Ve zaten hani babasının da annesini aldattığını görünce babasına karşı da bir tavır alıyor.
Tepki alıyor böyle. Annesini alıp Çeşitli hilelerle falan neticede çünkü hani izinsiz o komünden ana karaya ayrılamaz bu çok tehlikeli bir şey ama bir şekilde buna cesaret ediyor ve annesiyle ana karaya gidiyor
ve annesini o doktora götürüp iyileştirmeyi umuyor.
Kabaca filmin ilk böyle işte yarım saati 40 dakikası böyle sonrasını anlatmayayım.
Film genel olarak nasıl?
İyi bir film. Demek için bence fazla kusurları var.
Yani hem mantık hataları var.
Hadi neyse ben mantık hatalarına çok takılmam ama dramatik hatalar var filmde.
Mesela Spike karakteri evet bu bir erkeklik sınavı aynı zamanda hayatta kalma sınavı.
Babasıyla ana karaya gitti işte bir iki tane zombi avladı geri döndü falan ama...
Anakara'da bir zombi saldırısına uğruyorlar ve daha çok babası zombileri öldürüp ikisinin tabii kendisinin ve onun hayatını kurtarıyor.
Yani Spike bir tane zombi öldürse de aslında...
Tam olarak başarılı bir sınav veremiyor.
İşte babası o kutladıkları partide işte oğlum işte şu kadar zombi öldürdü bu kadar zombi öldürdü o bir kahraman falan diye böyle biraz abartıyor.
Hatta Spike diyor ki baba ben o kadar da şey yapamadım hani sen abartıyorsun.
İşte babası onu susturuyor yani sen bir kahramansın falan diye böyle.
Yani Spike aslında kendince kendisine göre böyle yeterli bir sınav veremiyor.
Ya özgüvenini tam olarak oluşturamıyor diyebiliriz.
Ancak bunun üzerine babasının annesini aldattığını görüp.
Annesini alıp ana karaya doktora götürmeye cesaret etmesi son derece mantıksız arkadaşlar.
Şimdi filmin bir kere ben orasından hiç ikna olmadım.
Spike karakterinin 12 yaşında bir oğlan.
12 mi 14 mi ne? Çok genç gerçekten yani.
Ve diyorum başarılı da bir sınav verememiş.
Böyle bir ergenin diyeyim annesiyle birlikte zombilerin kol gezdiği ana karaya gitmesi hiçbir şekilde mantıklı değil.
Dramatik olarak da Spike'ın...
Bu cesareti bulması inandırıcı değil gerçekten.
Hiç inandırıcı değil. Neyse hadi onu yuttuk diyelim.
Ondan sonra işte annesiyle ana karaya gidiyor.
Orada çeşitli maceralar yaşıyorlar.
Spoilere girer. Orayı anlatmıyorum.
Ve filmin şöyle bir sıkıntısı da var.
Eski filmler kadar en azından ilk film kadar, öncü film kadar diyeyim.
Politik tarafı güçlü değil.
İnsanın vahşetini, insanın tüketiciliğini ya da insanın...
Zor anda ne kadar ürkütücü bir varlığa dönüşebildiğini pek de incelememiş bu film.
Bu filmde pek öyle güzel alt betimler falan yok.
Yani neredeyse film bu başroldeki Spike karakterinin bir yetişkine dönüşmesi ve hayatta kalmayı başarabilmesi.
Dramatik yapısını takip ediyor.
Bu o kadar da sağlam bir öykü değil.
Yani bir gencin yetişkin olması işte hayatı öğrenmesi hayatta kalmayı başarması tamam güzel bir öyküdür yani kötüdür demiyorum ama klişe bir öykü bu yani.
Eski filmler diyorum özellikle öncü film hiç öyle değildi.
Öncü film gerçekten çok daha düşünsel tarafı sağlamdı böyle politik tarafları felsefi tarafları falan daha sağlamdı.
Ben bu filmin o tarafından da çok etkilenmedim.
Yani özetle ortalama üstü bir aksiyon korku draması diyebiliriz 28 yıl sonra için.
Yine de yılın daha çarpıcı, biraz daha kendine has, biraz daha iyi filmlerinden bir tanesi olarak anabiliriz 28 yıl sonrayı.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
