
Haftanın Gündemi: Vahşi Robot ve Gladiator II
30 Kasım 2024 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini, Vahşi Robot ve Gladyatör 2 filmlerini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Hem sinemanın gündeminden hem de şu an gösterimde olan Vahşi Robot ve Gladyatör 2 filmlerinden bahsedeceğiz.
Evet Vahşi Robot'tan da daha önce birçok kez bahsetmiştik.
Hatta size izledim ama bu hafta anlatmayayım önümüzdeki haftalarda anlatırım demiştim.
Onu bu hafta hemen kısaca da olsa anlatayım.
Neden kısaca? Çünkü elbette Gladyatör 2 gösterime girdi.
Ondan biraz daha uzunca bahsetmek lazım değil mi?
Uzun süredir gündemi meşgul ediyordu.
O kadar çok haber geliyordu ki tüm yapımından, çekiminden, bütçesinden, filmle ilgili fikirlerden, yönetmenler, oyuncular, set ekibi falan yani sıkıcı seviyede diyebiliriz.
Hatta gündemi meşgul eden bir filmdi.
Tabii bunun bir tanıtım çalışması olduğu çok belliydi.
Çünkü Ridley Scott'ın yakın zamandaki bir iki filmi pek iyi hasılat yapmadı.
Bu filmden de beklentiler çok büyük.
Bütçesi de çok yüksek gerçekten.
250 milyon doların üzerinde bir bütçesi olduğu söyleniyor.
Ondan dolayı Ridley Scott'ın da, yapımcıların da ki zaten yapımcılardan bir tanesi de Ridley Scott, beklentisi çok büyük olduğu için çok fazla reklam yapılmıştı.
Eh artık kurtulduk.
Tamam yani. Gerçi kurtulduk diyorum ama önümüzdeki Oscar'larda da yüksek olasılıkla Gladiator'ın birçok dalda adaylığı olacağı için yani Gladiator 2'den konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.
Neyse dediğim gibi bu hafta Gladiator 2'den bahsedeceğiz.
Yine önce hem gündemden biraz bahsedelim.
Gündemdeki filmlerden bahsedelim.
Evet bu haftanın gösterime giren filmleri arasında en önü çıkanı elbette Gladiator 2.
Vahşi Robot hala gösterimde.
Venom Son Dans artık iyice düştü salonları veya hazırlat falan ama hala gösterimde.
İllegal Hayatlar Meclis filmi hala gösterimde.
Geçtiğimiz haftanın en çarpıcı sinema gelişmelerinden bir tanesi ise...
Görevimiz Tehlike serisinin 8.
bölümü olan son hesaplaşma filminin fragmanı yayınlandı.
Ve bu fragman çok ilgi gördü.
Görevimiz Tehlike serisi tarihindeki tüm bölümlerinin hem gişede hem de eleştirel olarak başarılı olduğu bir seri olduğu için hani bu son filmin de artık belli bir izleyici sayısına belli bir hasılata
ulaşacağı şimdiden kesin diyebiliriz.
Bir haftada 20 milyon kişi tarafından izlendi fragman.
Bırakan bile elbette. Görevimiz tehlikenin ne kadar ilgi çeken bir seri olduğunu gösteriyor zaten.
Geçtiğimiz hafta 2025'in Oscar ödül töreninin sunucusu belli oldu.
Amerikalı talk show sunucusu Conan O'Brien.
Bilinen bir isimdir. Programları çok ilgi görüyor.
Gayet de komik, eğlenceli bir adam.
Programını konuk almadığı meşhur artık neredeyse yoktur diyebiliriz.
Ondan dolayı da akademi...
Conan O'Brien'e bu görevi teklif etmişler.
O da işte esprili tweetler de falan kabul ettiğini söylemiş.
Ben hani sevimli bir sunucu olacağını ve Oscar gecesini de gayet böyle hakkıyla sunacağını, neşelendireceğini düşünüyorum.
Geçtiğimiz haftanın bir başka konuşulan filmi ise Rami Malek'in son filmi The Amateur.
Şimdi Rami Malek, Freddie Mercury'yi canlandırdığı Bohemian Rhapsody filminde en iyi erkek oyuncu Oscar'ını almıştı ama...
Şahsi fikrime göre yani neredeyse o Oscar'ın akademinin geri isteyeceği seviyede kötü oyunculuklar sergilemişti ondan sonra.
Çok derine inmeyeceğim.
Hani Rami Malek hani şu an tamam bir yıldız elbette Oscar'lı bir yıldız ama en öne çıkan ya da onun oynadığı filmler en öne çıkan isimlerden bir tanesi değil.
Neden geçen hafta çok konuşuldu?
Çünkü amatör filmi...
İstanbul'da süre gidiyor.
Sadece İstanbul değil İngiltere'de ve Fransa'da da çekimler yapılmış ama İstanbul'da çok sayıda sahnesi var.
Ondan dolayı hani Türk sinema siteleri hemen bu filmi konuştu.
Galata Köprüsü'nün üzerinde Rami Malek'in yürüdüğü sahneler fragmanda olduğu için Türkiye'de konuşuldu.
Hani bu film Türkiye'de geçtiği için İstanbul'da geçtiği için ayrıca ülkemizde izlenir mi ilgi görür mü?
İstanbul'da geçen bir film.
Hadi koşa koşa. salonlara gidelim diyen bir sinema sever kitlesinin olacağını pek zannetmiyorum ama diyorum yine de geçen haftanın ilgi çeken sinema gündemlerinden bir tanesiydi.
Ve geçen hafta bir haber daha biraz konuşuldu böyle paylaşıldı.
Konuşulan film hangisi?
Avatar 3. Elbette James Cameron'ın artık ömürlük projesi diyelim.
5 filmlik bir seri olacağı kesinlikle hepsinin artık işte gösterim tarihleri belli falan.
Avatar 3. Resmi adıyla Fire and Ash.
Filmiyle ilgili birçok görsel yayınlanmış.
Çizimler, tasarımlar, işte 3D resimler falan.
Şimdi Avatar 3 2025'in 19 Aralık'ında gösterime girecek.
Yani bugün itibariyle bir seneden daha fazla süre var filmin gösterime girmesine ama işte şimdiden hani diyorum Ridley Scott hesabı yani çok büyük maliyetler olduğu için Çok büyük beklentiler
de var. Ondan dolayı da yapım şirketi ve James Cannon yavaş yavaş hani bakın geliyoruz demeye başladılar.
Anladığımız kadarıyla.
Ve yayınlanan görseller gerçekten çok şık arkadaşlar.
Yani alın duvarınıza asın böyle.
Alın masaüstü yapın yani.
Gerçekten çok güzel elbette.
Ama hani Avatar hani birinci film sinema tarihinin en çok izlenen filmi olmuştu zaten.
Yani direkt birinci. İkinci film birinci filmi geçer mi acaba falan diye böyle düşünüyorduk.
Üçüncülükte kaldı diye.
Bakın kaldı diyorum sanki bekleneni verememiş gibi ama.
Birinci Avatar, ikinci Avengers Endgame zaten.
Şu an sinema tarihinde en çok izlenen ilk üç filmini saymış oluyorum size.
Üçüncü de Avatar 2'ydi zaten.
Bu filmde ilk üçe girmese de ilk beşe falan girecektir yüksek olasılıkla.
Ondan dolayı elbette ilgi çeken bir film.
Elbette ilgi çeken bir seri.
Hani çok merak ediyorsanız şöyle...
Küçük bir arama yaparak Avatar 3 ile ilgili yeni bilgileri, yeni görselleri görebilirsiniz.
Tabi birkaç hikaye detayı falan da verilmiş böyle.
Yeni Na'vi halkları bu filmde yer alacakmış.
Elbette James Cameron'ın Avatar'ın devam bölümlerinde Pandora'daki hayatı, yaşamı, kavimleri falan giderek zenginleştirecektir, güçlendirecektir.
Bu çok da şaşırtıcı bir durum olması gerek diyorum.
Evet bu haftanın benim gözüme çarpan biraz daha önemli bulduğum sinema gündemleri yaklaşık böyleydi.
Şimdi gelelim filmlerimize.
Önce Vahşi Robot'tan bahsedeceğim hemen hızlıca.
Şu Vahşi Robot gerçekten çok sevildi.
Puanları çok yüksek. Hasılatı dünya çapında 300 milyon doların üzerine şimdiden çıktı.
Tabi o rakam biraz daha tırmanacaktır.
Çok sevilen bir film oldu.
Evet iyi bir film. Çok iyi mi?
Yani çok iyi desem de abartmış olmam.
Çok canımı sıkan bir iki şey var.
Onu da belirteceğim. Önce size kısaca hemen filmin öyküsünden bahsedeyim.
Ya şu öyküye bakar mısınız?
Bir kere öykü çok güzel. Bilinmeyen bir gelecekteyiz.
İnsanlık teknoloji, robot teknolojisi falan baya ilerlemiş böyle.
Gelişmiş teknolojili bir görev robotumuz var.
Ve ne yazık ki bir uçak kazası oluyor.
Ve bu görev robotu...
Hiç insanlı olmadı yani sadece vahşi doğanın hayvanların bulunduğu bir adaya düşüyor.
Bu adada şimdi insanların hayatını kolaylaştırmak için tasarlanıp üretilmiş çok ileri seviye bir görev robotu hiç insanın olmadığı bir adada ne yapar?
Değil mi? Çok güzel bir soru.
Çıkış noktası çok güzel zaten arkadaşlar.
Nefis. Hani bu adada tabii bu robot sağa gidiyor sola gidiyor böyle hani bir anda tırnak içinde kendine bir görev arıyor gibi bir durum var.
Çünkü yapacak bir şey yok insan yok yani.
Konuşmaları, teknolojisi falan gerçekten çok güzel anlatıyor film.
Hani hemen anlıyorsunuz insanların ulaştığı teknolojiyi o robotun psikolojisini, çevreye yaklaşımını, görev bilincini falan filan.
Çok güzel böyle alt metinli replikler o robotun adada çok güzel bir arayışı var.
Ve... Sonunda yumurtadan yeni çıkan küçücük bir kuş yavrusunun bakımını kendine görev ediniyor.
Onu yaşatmayı, onu beslemeyi, büyütmeyi, hani uçurtmayı falan kendisine görev ediniyor.
Hani bir görev robotu dedik ya.
İşte Wild Robot ismi de yani filmin ismi de zaten burada geliyor.
Nefis bir öykü gerçekten arkadaşlar.
Çok duygulu, harika.
Filmin teknik işçiliği, karakterleri, reptikleri, anlatımı falan senaryosu.
Ya baştan sona yani neredeyse böyle...
kusur bulamazsınız filmde öyle söyleyeyim oturun izleyin baştan başa sizi sürüklüyor komiklikler var duygular ya hüngür hüngür ağlayacağınız anlar da var filmde gerçekten nefis bilim yani
inanın ki bu kadar anlatasım geliyor yani daha derin böyle uzun uzun saatlerce anlatılır gerçekten çok keyifli bir film ama bu kadar anlatmam bile bir fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır diye düşünüyorum.
Onun için uzatmayacağım. Hangi tarafından tutsam yani?
Filmi övmem lazım. Birçok açıdan iyi ama tek bir sorumu var.
En azından canımı sıkan bir tarafı var filmin.
Onu belirtmekle yetineyim.
Bu senaryoyu alacaksınız Stanley Kubrick'e vereceksiniz.
Yani üstadı mezardan çıkarıp böyle üstad buyur şu senaryoyu al çek deseniz inanıyorum ki aslında Stanley Kubrick'in bile ilgi duyup Üzerine bir film yapmak isteyeceği kadar felsefi,
düşünsel, böyle alt metinlerle dolu, yan öykülerle dolu ya inanılmaz derin bir öykü aslında.
Düşünsel tarafı bence çok güçlü ancak tırnak içinde hem bir gişe filmi olduğu için hem de bir animasyon olması sebebiyle elbette çocuklara da bir parça hitap etmek zorunda olduğu
için. Hem de günümüz sinema anlayışı, anlatım dinamikleri bunu sinematristlerden ben birçok kez anlattım size mutlaka hatırlayacaksınızdır.
Hani günümüzde bir film istediği kadar düşünsel olsun, derin olsun hızlı akmak zorunda ya filmler yani.
Hani hızlı akıyor, hızlı akmak zorunda.
E işte bir film ne kadar hızlı akarsa düşünsellikten ya da o derinliğinden bir parça da ödün vermek zorunda diye şikayet etmiştim.
İşte aslında tam olarak vahşi robotun da sorunu bu.
Yani çok düşünsel, çok felsefi, çok derin, nefis bir senaryo ama öyküsünü o kadar hızlı anlatıyor ki hiçbir düşünselliğine takılamıyorsunuz arkadaşlar.
Filmi izlerken hani böyle bir serüven filmi gibi izliyorsunuz, duygulanıyorsunuz, beğeniyorsunuz.
Ay ne kadar güzel, ne kadar şeker, harika bir film diyorsunuz ve film bitiyor.
Mesele ya çok basitinden bir şey söyleyeyim.
Ne bileyim teknoloji doğa ilişkisi.
Ne kadar önemli bu konu değil mi?
Yani bunun üzerine Allah Allah neler yapılır yani.
Bu harika bir film işte bunun üzerine.
Ama film hiç oraya takılmıyor.
Bu kadar derin ve felsefi bir filmi bu kadar yüzeysel izlemek benim canımı acıttı.
Hani diyorum bu ne kadar kusurdur.
Yo yani bu filmin hedef kitlesi ya da hedeflediklerini düşünürseniz belki de bir kusur değildir yani.
Belki de benim filmden böyle bir beklentiye girmem yanlıştır.
Bunu net bir şey koyamıyorum yani.
Net bir tespit yapamıyorum bu açıdan ama film çok güzel arkadaşlar.
Mutlaka izleyin diye öneriyorum size.
Ve hani duygusal olarak ama çok iyi.
Hani diyorum düşünsel tarafı çok zayıf ama duygusal olarak çok iyi.
Böyle bayağı böyle salya sümük yani salonda Allah ah böyle mendiller havada uçuştu diyebilirim gerçekten.
Çok ben de çok duygulandım.
Çok güzel bir film yani özetle arkadaşlar.
Çok duygusal bir inceleme oldu.
Kusura bakmayın ama. Hani her şekilde iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
O hani verilen yüksek notları falan da böyle sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum.
Ondan dolayı Vahşi Robot'u her şekilde izlemenizi tavsiye ediyorum.
Evet gelelim şimdi Gradyatör 2'ye.
Nereden başlasam? Nasıl anlatsam?
Bu kez Ridley Scott'tan hiç bahsetmeyeceğim.
Çünkü sinematristlerde geçtiğimiz aylarda yıllarda birçok kez bahsettik.
Ridley Scott'ın kariyerini detaylı biçimde ben size anlattım.
Burada sadece Gladiator'dan bahsedelim ama elbette öncü filmden bahsetmek lazım değil mi?
Gladiator, tarihsel aksiyon filmi diyebileceğimiz alt türün önemli örneklerinden bir tanesiydi.
2000 yılında gösterime girmişti ve aynı zamanda...
Bu zamanda bir de sandalet filmleri diye bir alt tür var.
Roma İmparatorluğunda geçen filmlere sandalet filmleri deniyor daha çok.
Tarihsel aksiyon filmlerin içerisinde ayrıca bir alt tür.
Neden? Çünkü elbette antik Roma...
İnsanlık tarihinin en önemli tarihsel dönemlerinden bir tanesi zaten.
Hani bu kadar önemli bir tarihsel dönem olunca elbette onun üzerine yapılan filmler de kendince bir alt tur teşkil ediyor diyebiliriz.
Sinema tarihinde hem tarihsel aksiyon filmi olup hem de Antik Roma'da geçen çok sayıda önemli film var.
Ben Hurlar var, Spartaküsler var, Kleopatra'lar var falan bunların hepsi Antik Roma filmleri.
İşte Gladiatör de Antik Roma üzerine yapılmış.
En önemli en böyle güçlü filmlerden bir tanesiydi.
Bütçesi çok büyüktü.
Oyuncuları çok parlaktı.
Setleri teknik içili falan.
Yani hani 2000 yılının ya da 2000'li yılların başlangıcının önemli filmlerinden bir tanesiydi.
5 Oscar almıştı ve bir en iyi film Oscar'ını almıştı.
Bir de en iyi erkek oyuncu dalında Russell Crowe Oscar'a ulaşmıştı.
Onun dışındaki 3 Oscar'ı da başka teknik dallardaydı.
ki hatta Ridley Scott hani Oscar almamış çok önemli bir yönetmendir.
Bu filmle en iyi yönetmen Oscar'ına da ulaşacağı çok böyle bekleniyordu, söyleniyordu falan ama öyle bir şey olmadı.
Ben şimdi kendi fikrimi söyleyeyim.
Evet iyi bir filmdi ama çok iyi değildi bence.
Neden? Çünkü filmin öyküsü tamam iyiydi ama böyle çok iyi değildi.
Yani sarsıcı değildi, çok farklı değildi.
Hemen hemen bütün tarihsel aksiyon filmlerinde olduğu gibi Gücün peşinden koşan birkaç karakter işte biri iyi biri kötü.
İşte baş karakter zaten Russell Crowe'un canlandırdığı Maximus karakteriydi.
Roma İmparatorluğu'nun generaliydi.
Ve o zaman bir de kötü sezarımız vardı.
Komodus. Yaku'nun, Phoenix'in canlandırdığı.
O işte babasından tahtı devralıyordu.
Biraz kötü bir Sezar'dı yani.
Kötü bir imparatordu falan. Babası ona vermek istemiyordu da Maximus'a vermek istiyordu.
Ama o işte darbeyle aldı falan filan.
Aslında klişe demekten çok klasik öykü demem daha doğru olur.
Kötü denemez ama alışıldık.
Hani bizi çok da şaşırtmayan öyküler.
Bu filmler daha çok teknik güçleriyle, oyunculuklarıyla, efektleriyle, setleriyle, bütçeleriyle, ölçekleriyle cazibe yaratmaya çalışan öyküler oldukları için hani öyküleri çok da sarsıcı olmuyor.
O açıdan Gladiator...
Hani diyorum daha çok görselliğiyle, oyunculuklarıyla, teknik işçiliğiyle falan cazibe yaratan bir filmdi.
Roma İmparatorluğunu hani tüm görkemiyle karşımıza getiriyordu gerçekten.
Ha bir de şunu belirteyim arkadaşlar.
Evet Gladiator gayet iyi bir filmdi ama esas bıraktığı güçlü iz neden kaynaklanıyordu biliyorsun.
Çok iyi ve doğru bir dönemde yapılmış ve gösterime girmişti.
Çünkü 2000'li yıllarda...
Antik Roma bir süredir üzerine önemli ya da iyi film yapılmayan tırnak içinde biraz unutulmuş bir dönemdi böyle.
Bayağı zamandır yapılmıyordu hani yine bir Roma İmparatorluğu üzerine bir film yapalım diyen yapımcıların projesiydi aslında.
Bir Ridley Scott filmi olarak tanıtılsa da Ridley Scott sonradan bu projenin yönetmenliğine getirilmişti falan.
Ondan dolayı bir anlamda yapımcı başarısı bir projedir Gladiator projesi.
Yani özetle evet Gladiator hani 2000'ler sonrasının ve aynı zamanda antik Roma filmlerinin ve aynı zamanda tarihsel aksiyon filmlerinin de önemli bir örneği olarak tarihe geçmişti diyebiliriz.
Şimdi bu kadar zaman sonra yani yaklaşık 25 yıl sonra Gladiator 2 gösterime girdi.
Hemen peşinen söyleyeyim iyi bir film.
Ridley Scott'ın mesela bundan önceki film Napolyon bence son derece ortalama bir filmdi yani vasat bir filmdi.
Birçok sorunu vardı. Keyifle izlemenin bile çok da mümkün olmadığı bir filmdi.
Ancak burada gerçekten durum o değil.
Gayet iyi bir film var.
Öyküsü, karakterleri, yan öyküleri, oyunculukları, setleri her açıdan gayet iyi bir film.
Yine çok iyi diyemiyorum bakınız.
Çok iyi demeyeceğim çünkü yine klasik bir öykü.
Gayet düzgünce öyküsünü anlatıyor.
Öykü derken hemen tekrar öyküsünden bahsedeyim.
Şimdi ilk filmde baş kötü karakter Komodus'un Bir kız kardeşi vardı.
Conan'in senin canlandırdığı Lucilla diye bir karakter.
Bu Lucilla kardeşi olan Kobus'un kötü biri olduğunu biliyor yani.
Onun imparator olmasını istemiyor ama bir yandan da ona destek olmak zorunda bir durum var.
O da Maximus'a aşık. Maximus'u seviyor.
Ama Maximus ailesi öldürülüyor.
Tekrar detaylı olup geri dönüyor.
Biliyorsunuz öyküyü. İzlemişsinizdir herhalde.
İşte orada Lucilla ile Maximus arasında bir yakınlaşma görüyorduk.
Ve anlıyorduk ki...
Birbirlerine aşıklar falan ama birlikte olamıyorlar falan gibi bir durum var.
Ve orada Connie Nilsen'in bir oğlu vardı.
O zamanlar işte 10 yaşında falan bir çocuktu böyle.
Onun adı neydi? Lucius'tu.
O Lucius adlı çocuğun biz hani babası kimdi bilmiyorduk.
Artık hani spoiler'ı falan umursamıyorum arkadaşlar.
Hani filmin çok da büyük bir sürpriz yok zaten.
Bence bunu öğrenmenizde bir sakınca yok.
İşte bir Lucius isimli çocuk aslında Maximus'un çocuğuymuş.
Bunu anlıyoruz biz buradan.
Annesi onu Maximus'un oğlu olduğunu kimse duymasın diye bir Afrika ülkesine kaçırmış.
İşte Lucius karakteri gitmiş Afrika ülkelerinde büyümüş serpilmiş bir asker olmuş orada aşık olmuş evlenmiş falan hayatiyetini orada sürdürüyormuş.
Ve Roma İmparatorluğu da bu Afrika ülkesine hangisiydi?
Namibya mıydı? Namibya'ydı galiba yanlış hatırlamıyorsam.
Neyse yanlış söylemiş olmayayım.
İşte bu Afrika ülkesine Roma imparatorluğu tabi seferler düzenliyor falan.
Oraya geliyorlar işte Lucius karakteri de Roma'ya karşı savaşıyor ama yeniliyor.
Sevdiği kadın ölüyor ve esir oluyor.
İlk filmde Maximus'un hikayesine biraz benziyor aslında.
Tabi sebepler farklı ama Maximus karakteri de imparator tarafından hani öldürülmek isteniyordu, öldürülemiyordu.
bir köle oluyordu. Sonra gladiyatör olup tekrar imparatorun karşısına çıkıyordu.
Burada da Lucius karakteri bir savaş eseri oluyor.
Sonra gladiyatör oluyor ve tekrar imparatorun karşısına çıkıyor.
Öyküler aynı değil ama öykü yapısı hemen hemen aynı.
Bence izlemesi keyifli.
Diyorum çok yaratıcı, çok farklı bir öykü olmasa da senaryo çok düzgün, akıcılığı çok iyi.
Hiç sıkılmadan izliyorsunuz.
Yani iki buçuk saatlik bir film ama sizi hiç sıkmaması zaten filmin senaryosunun ...akışının son derece kusursuz olduğunu gösteriyor.
Bu noktada biraz karakterlere değinmek istiyorum.
İlk filmdeki Commodus'un kız kardeşini canlandıran Colin Wilson...
...evet burada da var. Gerçekten o filmin devamı.
Tam olarak devamı. Aradan bayağı bir zaman geçiyor.
Ve aynı coğrafyada aynı evrendeyiz.
Bu kez gladiyatörlerin tırnak içinde reisi yani patronu gibi...
...Macronus diye bir karakter var.
Onu Denzel Washington canlandırmış.
Nefis. Nefis.
Yani Denzel Washington zaten.
Yani kimi oynasa, ne yapsa, ne etse çok seviyoruz değil mi?
Burada Conan Hillsen tekrar evlenmiş.
Marcus diye bir generalle.
Bu filmin generali o. Marcus karakterini de Pedro Pascal canlandırıyor.
Onun dışında çifte imparator gibi bir durum var burada.
Caracalla ve Geta diye iki tane ayrı imparator izliyoruz.
O karakterler de gayet güzel bence.
Yani filmde hangi karaktere baksam gerçekten hem çok iyi canlandırılmış, hem çok iyi yazılmış.
Hiç karakterler açısından hiçbir sorun görmedim ben.
Bu filmin başrol karakteri Lucius, Paul Mescal canlandırmış.
Şimdi biz Paul Mescal'ı 2022 tarihinde After Sun diye bir filmde duymuştuk, görmüştük böyle.
O film çok kutsanmıştı gerçekten.
Herkes hem filmi hem de Paul Mescal'a çok hayran olmuştu.
Ben kendi adıma söylüyorum, hiç de cazip bulmamıştım.
Bence iyi bir film bile değildi yani After Sun.
Ve Paul Mescal'ın bu filmdeki, Oscar adaylığı falan var ama...
Bu filmdeki performansı ne bileyim bana hiç de cazip gelmemişti yani.
Ama bu filmdeki performansını gerçekten beğendim.
Gayet iyi oyunculuk sergilemiş.
Abartılı falan oynamış yani.
Çok böyle dik oynuyor ama yakıştırmış yani.
Genelde abartılı oyunculuklar hani biraz şey durur ya böyle.
Yani abartılı oynayacaksanız çok iyi oynamanız lazım gerçekten.
Çok az oyuncu abartılı oyunculuğu haklı ya da güçlü çıkarabiliyor diyeyim.
Bir de arkadaşlar küçük bir parantez açayım.
Şimdi... Çok yakışıklı falan bir adam değil ya Paul Mescal yani.
İşte böyle rollerde ben yakışıklı adamları pek şey bulmuyorum aslında.
İktidarıcı bulmuyorum. Yani işte Afrika'nın bir ülkesindeki bir asker köle oluyor.
Sonra gladiyatör oluyor. Ya bir gladiyatör bir karakterin yakışıklı olması çok işte tam karizmatik falan olsun böyle sesi, hali, tavrı, bakışları falan okey ama yakışıklı olmaması lazım bence.
Yani ne bileyim. Jude Love'u burada görmek istemem yani.
Kimi yakışıklı buluyorsunuz bilmiyorum ama.
İşte Paul Mescal da bence gayet karizmatik güçlü bir suratı var yani adamın böyle ama yakışıklı falan bir adam olmadığı için ben bu rolde gayet Sanrio Descat'ın doğru bir tercih yaptığını
düşündüm. Filmin teknik olarak hemen hemen her şeyi mükemmel.
İzlerken gerçekten tırnak içinde böyle büyüleniyorsunuz diyeceğim ama artık yani 2020'deyiz arkadaşlar.
Büyük bütçeli hemen hemen.
Her filmin zaten tekniği, setleri, efektleri, ortamları, kostümleri, mekanları her şey zaten mükemmel.
Yani evet çok iyi ama filmi bu açıdan nasıl diyeyim böyle çok övmek arkadaşlar.
Film muhteşem hani sırf setleri, efektleri görmek için gidin der miyim?
Herhalde demem. Diyorum çok çalışılmış gerçekten ama film Oscar'larda da yüksek olasılıkla adaylık alacaktır ve birçok teknik dalda da Oscar'a ulaşacaktır gibi geliyor bana.
Ama bu filmi sadece görmek için yeterli bir sebep midir onu size bırakıyorum artık.
Hani iyi demiş olayım ben yani hakkını vermiş olayım.
Doğruya doğru film görsel olarak teknik olarak falan çok iyi.
Hani toplamda iyi bir film izlemenizi öneriyorum.
Tarihsel aksiyon filmlerine ilginiz varsa Roma dönemi filmlerine ilginiz varsa.
Ridley Scott gibi büyük güçlü yönetmenlerin çokça para harcadığı ve teknik becerilerini, zanaat becerilerini konuşturdukları böyle büyük ölçekli filmlere ilginiz varsa Gladiator
2 yüksek olasılıkla sizi mutlu ve ikna edecektir diye düşünüyorum.
Ama çok farklı bir şey beklemeyin.
Çok sizi şaşırtacak.
Hiç görmediğiniz ya da son olarak da şunu belirteyim.
Ridley Scott artık zaten hani eskiden öyle bir yönetmendi.
Artık hiç öyle değil. Nasıl? İşin içinde hiçbir düşünsellik, hiçbir kafa karıştırıcılık, hiçbir nasıl diyeyim felsefi taraf yok arkadaşlar.
Yani Ridley Scott kariyerinin başında işte Blade Runner gibi, Alien gibi, işte Thelma ve Louise gibi falan gayet politik, düşünsel, felsefi, derin alt metinlere olan falan filmler
yapardı. Artık pek öyle şeyler görmüyoruz dedi Scott'tan.
Yani evet Gladiator 2 birçok açıdan çok iyi bir film ama...
Sadece yüksek bütçeli, büyük ölçekli, tarihsel aksiyon filmi.
Bir gişe filmi yani. Hiçbir sizi düşünsel olarak hiç böyle kafanızı karıştıracak, üzerine düşünmenizi gerektirecek hiçbir şey yok filmde gerçekten.
Hani Ridley Scott'tan belki de artık öyle şeyler beklemeyelim mi?
Yani 40 sene önce de mi kaldı Ridley Scott'ın bu tarafı?
Herhalde öyle görünüyor.
Bu açıdan da ben Ridley Scott'ın yakın dönen filmlerini biraz zayıf görüyorum.
Ondan dolayı diyorum hani keyif alırsınız mutlu ayrılırsınız salondan ama yani çok da şaşırmayacaksınız sizi düşündürecek bir şey de olmayacak.
Yani salondan çıktıktan sonra aklınızda kalacak şey sadece güzel fotoğraflar olacak diye düşündüğüm için de olağanüstü muhteşem böyle izler bırakacak falan bir film olduğunu da düşünmüyorum.
Bunu da belirtmiş olayım.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
