
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini ve şu an gösterimde olan Tuzak ve Derin Kargaşa filmlerini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bu iki filmi özellikle seçmemin bir sebebi var.
İkisi de Daha önce hem Sinematris'tlerde çokça bahsettiğimiz hem de benim biraz daha böyle ilgimi çeken önemli alt türlerin örnekleri olması ve tabii aynı zamanda sosyal medyada bu filmler
konuşuldu üzerine bir şeyler söylen bu sohbetlere ben de ortak olmak istedim.
Şu an gündemde ne var diye soracak olursanız aslında son iki haftadır gündemi ele geçiren bir film gösterime girmedi.
Hala salonlarda en çok izlenen filmlerin bir tanesi Thunderbolts filmi.
Yine bir süredir gösterimde olan Sinners filmi hem hala gösterimde hem de hasılatı 280 milyon doların üzerine çıktı.
Yani şu an için yılın en çok izlenen filmler arasına girecek gibi görünüyor.
Minecraft Movie elbette hala gösterimde ve yılın en çok izlenen filmlerinden bir tanesi olacağı kesin 900 milyon doları bile geçti.
Ve elbette yine daha önce sinematristlerde andığım ve bu yılın en çok izlenen filmi olacağı kesinleşen Neza 2.
Neredeyse artık 2 milyar dolar hasılat sınırına ulaştı.
Artık yani bu kadar hasılat da herhalde başka hiçbir film nezai ki geçemeyecektir diye tahmin ediyorum.
Bunlar dışında önümüzdeki 2 hafta içerisinde 2025'in merakla beklenen 2 tane projesi gösterime girecek.
Hatta bir tanesi siz bu programı dinlediğiniz hafta sonu gösterime girmiş olacak zaten.
Hangi film? Son Durak Kan Bağı filmi.
Detayına inmiyorum geçtiğimiz sinematristlerde bahsetmiştik ve bir tanesi de elbette görevimiz tehlike son hesaplaşma bölüm 2 filmi.
Bu filmde 23 Mayıs itibariyle gösterime girecek ve bir tane daha film var.
Hani ben gözlem mi kaçırdım diyeceğim ama baş karakteri efsanedir bu projenin hangisi temel reis projesi.
Çizgi film animasyon temel reisin bir uzun metraj uyarlaması yapıldı ancak çok ilginç biçimde Film hiç tanıtılmadı, üzerine hiç haber yapılmadı.
Gösterime girdiğinde de geniş bir dağıtım ve tanıtım almadı.
Ben notlarına baktım, girdiği salon sayısına falan baktım.
Yani gerçekten çok zayıf bir dağıtım olmuş.
Filmin notları çok düşük, hasılatı da çok kötü.
Yani hiç hasılat yapmamış desem çok da abartmış olmam.
Ve son bir not daha Temel Reis için.
Film normalde hani bir çizgi filmi hatırlasanıza.
Temel Reis nasıl bir çizgi filmdir?
Elbette hani çocuklara hitap eden bir komedi karakteridir değil mi?
Tabii onun çok köklü geçmişi var.
Hani ıspanak yiyor, pazusu şişiyor.
Amerika'da çok ıspanak üretilmiş de satılamamış da.
Hani bir reklam karakteriymiş aslında Temel Reis.
O kadar da çok sevilmiş ki çizgi filme dönüşmüş.
Baya güzel bir tarihi var.
Aslında hepimizin bildiği, tanıdığı ve sevdiği bir tiplemedir değil mi Temel Reis?
Elbette öyle. Ancak bu temel reis uyarlaması ilginç biçimde...
Bir korku filmi projesi olarak yazılmış, çekilmiş ve gösterime çıkmış.
Temel Reis'i bir korku karakteri olarak düşünebiliyor musunuz?
Ne kadar saçma değil mi?
Çok saçma yani. Temel Reis, Safinas, Kabasakal falan o tipleri bir düşünsenize.
Ne kadar saçma yani.
Evet korku filmi. Siz bu programı izlediğiniz hafta sonu itibariyle halen gösterimde olacak mı bilmiyorum.
Bir yandan da ben böyle bir izleyip hani Temel Reis'i ne hale getirdiler acaba diye göresim var yani.
Gerçekten ne yapmış bunlar?
diye bilmek de istiyorum ama belki yakalayamayacağız bile.
Ama yine de Sinematrist'e bir konusunu anmak istedim.
Bu haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi 78.
Cannes Film Festivali açılışını yaptı.
Açılış gecesinde de onur ödülü Robert De Niro'ya verildi.
Robert De Niro ödülünü çok sevdiği dostu birçok kez de aynı projede yer aldı.
Leonardo DiCaprio'dan aldı ve De Niro harika bir konuşma yaptı arkadaşlar.
Sosyal medyada hemen her yerde onun videosu yayıldı zaten bir şey söylemeyeyim.
Söylenenleri Robert De Niro'nun...
Ağzından dinleyin diye burada önerimi yapmış olayım.
Ve sonunda da elbette ödüller dağıtıldığında ben de size bunun üzerine bir program yapmaya çalışacağım.
Sadece şöyle bir parantez açmak istiyorum.
Şimdi Robert De Niro'nun Trump nefreti meşhur.
Biliyorsunuz daha önce bayağı böyle mikrofonda bağıra çağıra fuck Trump falan demişti ya.
Bayağı küfür etmişti.
Donald Trump da kalkıp o işte boks filmi yapmaktan yumruk yemekten yumruk sarra şu oldu ne dediğini bilmiyor demişti.
Böyle aralarında böyle bir atışma olmuş.
Konuşmada da Trump'a nefis şeyler söyledi yani.
Ve bu yıl Cannes Film Festivali ile ilgili çok ilginç bir not var.
Şöyle ki festival yönetimi bir açıklama yapmış.
Demiş ki kırmızı halıda çıplaklık ve hacimli kıyafeti yasaklıyoruz.
Şimdi bu çok ilginç bir ifade.
Ben tam olarak açıklamayı size aktarayım.
Bu yıl Cannes Film Festivali uzun süredir yürürlükte olan bazı kuralları tüzüğünde açıkça belirtti.
Amaç başlı başına kıyafetleri düzenlemek değil, etkinliğin kurumsal çerçevesi ve Fransız yasalarına uygun olarak kırmızı halıda tam çıplaklığı yasaklamaktır.
Şimdi bu tabii biraz böyle...
Kıvırtmalı bir açıklama hani biraz böyle esnek ya da yumuşak olmaya çalışan bir açıklama ama ben bunu da şöyle bir alt metin görüyorum.
Evet Cannes Film Festivali hani sanat festivali sadece sanat filmleri gösterir.
Sadece sanatseverler ya da entelektüeller Cannes Film Festivali ile ilgilenir.
İmajını biraz silmeye çalışıyor.
Biraz daha popülist olmaya çalışıyor.
Hollywood'a biraz daha kucak açıyor.
En önemli yüksek hasılat beklenen gişe filmlerinin de gösterimini alıyor falan.
Ondan dolayı biraz daha böyle popüler sinemaya, gişe sinemasına da yaklaşmaya çalışıyor.
Ancak popüler sinemaya yaklaşmak demek de tırnak içinde sinemadan da biraz uzaklaşıp tamamen popülerleşme, tamamen medyatiklik, işte selebriti dünyası falan.
Oralara yelken açmak anlamına geliyor.
Ve biraz da o dünyada sansasyonel girişimlerde bulunmak biraz böyle geçer akçe ya.
Hani çok açık bir giysi giyersiniz herkes sizi konuşur.
Ondan dolayı o çıplaklığı ya da çok kabarık etekli böyle çok uzun kuyruklu elbiseler falan giyiyor bazı kadınlar.
Ve bu da biraz medyatik oluyor böyle konuşuluyor yani bir gündeme çıkıyor.
İşte bu da...
biraz Cannes'ın o saygınlık tarafını, o sanat tarafını zedeleyen bir durum ortaya çıkarıyor gibi bir durum var.
Cannes Film Festivali yönetimi biraz bunu engellemeye çalışmış gibi geldi bana.
Ancak tabii hemen buna direnenler olmuş.
Sen işte kadın bedeni, kadın modası, kadın güzelliği vs.
bunları baskı altına alıyorsun, bunları sınırlamaya çalışıyorsun diye festivali eleştirenler olmuş.
İlginç bu durum. Bence biraz saçma bir açıklama olmuş.
Çıplaklık. Şimdi bunu nasıl tanımlıyorsun?
Yani çıplaklığın çizgisini nereden çekiyorsun?
Hangi giysi çıplak hangisi değil?
Hangisi büyük hangisi makul kabul edilebilir?
Bunların çizgileri sınırları hiçbir şekilde belirlenemeyeceği için bu tip bir tırnak içinde yasaklamanın yani çok da uygulanır ya da çok da tanımlanabilir olduğunu düşünmüyorum.
Bence ya Cannes Film Festivali çok da iyi bir şey yapmamış ama bir yandan da böyle kendi içerisinde haklı bir tarafı da olabilir bilmiyorum.
Yani bunun yorumunu da size bırakıyorum.
Hazır ne yazık ki diyeyim Trump demişken şu an zaten her hafta Trump'ın bir başka saçmalamasına maruz kalıyoruz.
Ve geçtiğimiz haftada Trump öyle bir şey söyledi ki inanılır gibi değil.
Dedi ki Amerika dışında üretilen filmlere %100 gümrük vergisi uygulamak için yetki veriyorum.
Gibi bir açıklama yaptı. Bu inanılmaz bir şey.
Bunun üzerine nasıl yansımalar olacak?
Nasıl cevaplar verilecek?
Sektör buna nasıl bir tepki verecek?
Bunu görmek istiyorum arkadaşlar.
Onun için şu an bu konunun üzerine uzun uzun konuşmayacağım.
Sadece şu kadarını söyleyeyim.
Şimdi Hollywood biliyorsunuz tüm dünyanın sinema üretim merkezi.
Yani Hollywood tamam. Coğrafi olarak Amerika'da olabilir.
Ama dünyadaki...
Bütün ülkelerdeki sinema üretimleriyle Hollywood'un zaten bağlantısı var, ilişkisi var.
Bir film çeker Hollywood ya her yıl işte...
Bin tane falan film çekiliyor.
Bu filmlerin bir kısmı Amerika'da çekiliyor.
Bir kısmı birçok sebeple başka ülkelerde de çekiliyor.
Bazı ülkeler film çekimlerini destekliyor.
Bazı ülkelerde film çekimleri için iş gücü daha kolay.
Teknik olanaklar daha kolay olabilir.
Ya da başka ülkeler coğrafyalarıyla, iklimleriyle, mimarileriyle, kültürleriyle daha otantiklerdir.
Daha kendilerine haslardır.
Ondan dolayı Hollywood film üretirken illa Amerika'da üreteceğim gibi bir...
Tüm dünyayı bir film seti gibi kullanır zaten.
Tüm dünyada zaten bundan memnundur.
Yani biliyorsunuz Türkiye'de ne zaman Hollywood gelse bir film yapsa bu haber olur.
Hepimiz bakarız aa işte James Bond kapalı çarşıda çekim yapmış falan.
Bu güzel bir şeydir yani.
Hem Hollywood'u besleyen bir şeydir.
Dünya için besleyici bir şeydir.
İşte buna karşılık Trump'ın kalkıp da Amerika dışında üretilen filmlere %100 vergi uygulayacağız demesi İnanılmaz saçma bir şey yani diyorum ben sektörden mutlaka buna
ses çıkaran işte yapımcılar önemli isimler olacaktır.
Onun için bu sohbeti çok da derinleştirmeyeyim.
Önümüzdeki haftalarda bu gerilimi takip etmeye ve eğer bir gelişme olursa sizinle paylaşmaya çalışacağım arkadaşlar.
Hemen çok önemli bir proje.
Yüzüklerin efendisi elbette Peter Jackson'ın olağanüstü yönetmenliği ve yapımcılığından sonra devasa bir efsane başlattı ki bir türlü bitmedi ama Şunu da belirtmiş olalım elbette
Peter Jackson'ın çektiği öncü üçlemeden sonraki macerası da aslında çok da güzel olmadı.
Yani ondan sonra çekilen Hobbitler, diziler çok da sevilmedi aslında çok da iyi olmadı.
Ancak elbette buna rağmen seveni var ve buna rağmen de hala Yüzüklerin Efendisi evreninden çıkacak.
Her türden film hala bir cazibe taşıyor değil mi?
İşte Lord of the Rings The Hunt of Gollum'un vizyon tarihi belli oldu.
Biliyorsunuz Gollum çok önemli bir karakter.
Uzun yıllar yüzyıllar boyunca yüzüğün taşıyıcılığını yaparak tüm tırnak içinde hobbitliğini yani insanlığını diyelim ya da işte hobbitliğini diyelim değil mi?
Daha doğru tabii. Hobbitliğini kaybedip bir ücubeye bir yaratığa dönüşen Gollum gerçekten çok derin çok güçlü nefis bir karakterdi.
Onu merkeze alan bir film yapılacak.
2027'de gösterime girmesi planlanıyor şimdilik.
Ve Gollum'u eski projelerde de zaten Andy Serkis canlandırmıştı.
Burada da kendisi canlandıracak ve filmin yönetmeni de Andy Serkis olacak.
Ama bir parantez Gollum'da da harika bir performans sergilemiş olsa da ne yazık ki ben yönetmenliğinin pek de parlak olduğunu düşünmüyorum.
Ondan dolayı bu projenin başına yönetmen olarak en az herkesin gelmesi beni biraz tedirgin ediyor ama yine de peşin hükümlü olmayalım bakalım nasıl olacak görelim.
Buradan da hatırlatmış olalım.
Engelsiz Filmler Festivali bu yıl 23-29 Mayıs tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak adından da anlaşılacağı gibi görme ya da işitme engelli sinema
severlerin filmleri deneyimleyebilmesi için betimlemeli altyazı sesle betimleme daha detaylı anlatım ya da detaylı altyazı gibi düzenlemelerle filmler izleyicilerle
buluşuyor. Festivale bu yıl 36 ülkeden 165 kısa film başvurmuş ve bu filmler arasından 15 kısa film finale kalmış.
Bayağı uluslararası bir organizasyon ve zaten Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Hollanda Büyükelçiliği ve yine Gautier Enstitü'nün katkılarıyla
hayata geçen bir festival.
Pruly Kültür Sanat tarafından düzenleniyor.
İlgisi olan arkadaşlar hem kendi internet sitesinden hem de kısa bir aramayla etkinliğin detaylarına ulaşabilirler.
Önemli bir proje daha gösterime giriyor.
Hemen kısaca anayım. Denzel Washington çok sevdiğimiz bir oyuncu ve Spike Lee çok sevdiğimiz bir yönetmen.
İşte bu iki önemli ismi bir araya getiren Highest to Lowest filminin fragmanı yayınlandı.
Önümüzdeki Ağustos'un 22'sinde gösterime girecek bir suç hikayesi.
Fragman da çok güzel.
Buradan hatırlatmış olayım.
İlgili olan arkadaşlar hemen kısa bir aramayla filmin fragmanını izleyebilirler.
Ve bu haftanın son sinema gündemi yine kısaca ansam yeter de artar.
Squid Game dizisinin 3.
sezonunun... Fragmanı yayınlandı.
Artık bir efsaneye dönüştü diyebiliriz.
İlk sezonu zaten çok geniş kitle tarafından izlenmiş, sevilmişti.
Bu kadar iyi bir sezonun üzerine bakalım ikinci sezon o kadar iyi olacak mı diye şüpheler vardı.
Ancak ikinci sezonda gayet iyiydi.
Ve sonu çok fenaydı yani.
Sonu çok böyle açık bırakılmıştı gerçekten.
Burada hatırlatmış olalım.
İlgi duyan arkadaşlar yine kısa bir aramayla 3.
sezonun fragmanını izleyebilirler.
Bu haftalık sinema gündemim yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim film incelemelerimize.
Evet ilk film Tuzak.
Bu filmi özellikle neden anmak istedim?
Yine geçtiğimiz sinematristlerde çokça andığımız bir film alt türü vardı.
Nedir bu? Tek mekan filmleri.
İşte Tuzak filmi de tek mekan filmi, filmin %90'ı neredeyse bir otomobilin içerisinde geçiyor.
Ve bu film tek mekan filmlerinin hem bütün güzel taraflarını, hem bütün klişe ya da sıkıcı taraflarını, hem gücünü...
hem de zaaflarını içeriyor diyebiliriz.
Ondan dolayı tam bir tek mekan filmi olmuş tuzak.
Baş rolleri de Bill Sarsgaard ve Anthony Hopkins var.
İşte bu iki gücü bir araya getiriyor film ve burada Bill Sarsgaard'ın canlandırdığı Eddie diye bir karakter var.
Filmin hemen 5 dakikasında karakteri böyle hızlıca tanıtıyor ve anlıyoruz ki Eddie Son derece sıkıntılı problemli bir tipleme.
Evlenmiş boşanmış bir tane çocuğu var.
Son derece sorumsuz ve kötü bir baba.
Bir sürü sorumluluğu var ama hiçbirini yerine getiremiyor.
Parası yok pulu yok işsiz güçsüz ve aynı zamanda da suça meyilli.
Evet film bunu tanıtıyor.
Ve bu hem ahlaken hem de hukuken diyelim kanunen pürüzlü karakter.
Bir otoparka geliyor böyle orada bir tane araba geliyor.
Hani bir arabamı çalsam ne yapsam.
Güzel şık böyle bir su görüyor.
Pahalı ve lüks görünen bir araba.
Bu arabanın içerisine biniyor.
Locked. Filmin adı.
Araba kitleniyor ve arabanın kontrolü arabanın içine binen kişi de değil.
Çok özel bir otomobilmiş bu.
Uzaktan kumanda.
Ekipmanları var diyelim. Teknolojileri var.
Ve bir anda arabadaki telefon çalıyor.
Oradan da William diye yaşlıca bir beyefendiden geldiği anlaşılan bir sesle Eddie'ye deniyor ki.
Ben seni şu an bir tuzağa düşürdüm.
Sen bu arabayı çalmak istiyordun değil mi?
Evet. Sen ahlaksız bir adamsın.
İşte benim tuzağıma düştün.
Ben senin tüm bu ahlaksızlıklarını, tüm bu hukuksuzluklarını, bu zayıflıklarını sana bir bir ödeteceğim.
Ve Eddie karakterine eziyet etmeye başlıyor.
Telefondaki William dediğimiz karakter.
Evet onu da Anthony Hopkins oynuyor zaten.
İşkence ona sorular soruyor.
Ondan bir şeyler istiyor.
Kendisine ters cevap verdikçe işte otomobilin koltuğunda bir elektrik mekanizması var.
Elektrik çarpıyor adamın. İçeriği çok sıcak yapabiliyor.
Seni terletebiliyor yani sıcak.
Ya da çok soğuk yapabiliyor.
Seni dondurabiliyor. Zaten arabanın içerisinde kitli kaldın.
Yani suyun yok, yiyeceğin yok.
Seni aç bırakıyor, susuz bırakıyor.
Yani resmen William karakteri Eddie'yi işkenceye maruz bırakıyor.
Ve bir anlamda onu kendi bakış açısıyla...
ahlaksız ve hukuksuz ve aynı zamanda zayıf bir kişilik olduğu için kendince cezalandırıyor.
Buradan bunu anlıyoruz. Filmin öyküsü kabaca böyle.
Sürükleyici olduğu söylenebilir.
Yönetmenliği, oyunculuğu falan fena değil.
Teknik işçiliği okey, güzel.
Ancak bu filmin şöyle bir problemi var diyeceğim ama aslında türden bahsetmek istiyorum dedim ya size en başta.
Şimdi bu daralan filmlerinde iki tane özellikle dikkat etmemiz gereken nokta var arkadaşlar.
Şimdi birincisi Siz dar alanda film çektiğinizde yönetmenlik olarak diyeyim ya da senaristik olarak zor bir işe girişiyorsunuz.
Tek mekanda olduğunuz için yani zengin, sürükleyici, bir buçuk saat boyunca izleyiciyi çekebilecek bir öykü yazmak zor değil mi?
Bir arabanın içinde geçecek neticede.
Zor. Bu zorluğu bir.
Bunun hani ne kadar başarabilmiş film.
Bir buna dikkat etmek gerekli.
İkincisi de şu. Şimdi dar alanda siz bir şey yaptığınızda orada hani sizi kısıtlayıcı bir sebep lazım.
Tematik bir sebep lazım. Ne hani seni oraya hapseden şey ne?
Tek mekanda olmana gerek duyuran şey ne?
Bu genellikle ya fiziksel bir şey olabilir işte atıyorum hani William Eddie'yi cezalandırıyor burada.
Tamam bu tek mekan için yeterli bir öykü ama buradaki olay ne?
Buradaki olay şu. Hani film bir anlamda ahlaki olarak pürüzlü metropol insanını ya da zayıflıkları olup yoldan çıkan büyükşehir insanını cezalandıran,
eleştiren ve yargılayan bir mahkeme temsili haline geliyor.
Bakınız buna size bir tane daha çok güzel örnek vereyim.
Nefis bir film vardır. 2000 tarihli Telefon Kulübesi diye.
Colin Firrell'ın başrolünde oynadığı ve George Schumacher'in yönettiği harika bir tek mekan filmidir.
İşte tuzak filmi diyeceğim ki neredeyse telefon kulübesinden arabanın içine nakledilmiş.
Burada Eddie karakterinin arabanın içine hapsolduğu gibi.
Orada da Colin Firrell'ın karakteri Stuart'ı yargılıyordu o elinde silah olan tetikçi.
O bir mahkeme temsiline dönüyordu orada.
Arınma yaşıyordu Stuart karakteri.
İşte burada da aynı şey var.
Ancak burada şöyle bir zayıflık var.
Bu filmdeki Eddie karakteri dediğim gibi hem hukuki olarak yani bir suçlu baya böyle hani işte araba çalıyor ne bileyim başka bir şeyler çalıyor.
Eşinle boşanmış çocuğuna iyi bir baba olmuyor.
Sosyopat diyebileceğim bir tipleme falan.
Hani bir anlamda şimdi William hani onu arabasının içerisinde hapsetti de cezalandırıyor ya.
Şimdi çok düzgün bir tip olsa ortada cezalandıracak bir şey olmaz değil mi?
Onun için film biraz hani cezalandırılmaya uygun bir karakter yaratmaya çalışmış.
Ancak burada şöyle bir sorun var ki Eddie karakteri bizleri pek temsil etmiyor.
Hani film biraz daha bizleri hemen hepimizi temsil edecek bir karakter hapsetse o arabanın içerisine.
İşte Stu biraz öyleydi o telefon kulübesindeki Stuart karakteri.
Mesela hani ahlaki olarak...
Tam kötü değil ama böyle esnetilebilecek ahlaki değerlere sahip bir kişiydi mesela.
Ve gerçekten hukuki olarak suçlu değildi yani.
Bir suç işlemiyordu mesela.
O telefon kulübesi filminde o tetikçi beni de yargılıyor olabilirdi.
Ama işte buradaki Eddie karakteri gerçek bir suçlu bir tip olduğu için sizleri ve beni çok da temsil etmediği için film izleyicisiyle duygusal bir bağ kurabiliyor gibi
gelmedi bana. Ondan dolayı...
Bu film bizim bile cezalandırmak...
Yani şöyle söyleyeyim arkadaşlar. Bu filmi izlerken kendinizi Eddie'nin yerine de koyabilirsiniz.
William'ın yerine de koyabilirsiniz.
Yani cezalandırılan karakter olarak da görebilirsiniz kendinizi.
Hani bu filmde böyle biraz daha gözlemci konumdayız.
Yani karakterlerle tam bir özdeşleşme yaşamak pek mümkün olmuyor.
Ama şunu belirtmek isterim.
Yani tek mekan filmleri buna biraz daha fazla ihtiyaç duyuruyor.
Çünkü filmin %95'inde kadrajda bir ya da iki kişi var.
Bir özdeşleş... Yaşamıyorsunuz işte tam da bu açıdan bu film izleyicisiyle kurduğu bağ bağlamında çok da güçlü bir film olmamış ben pişman olmadım hani böyle çok da sıkılmadan
izledim ama bittiğinde oh iyi ki de izlemişim de demedim ondan dolayı tek mekan filmleri çok sık karşımıza gelmiyor böyle basınç altında bir film izlemek istiyorsanız böyle tek mekanda süre giden gerilimlere
ilginiz varsa yani yine de izleyebilirsiniz diyorum kötü bir film değil ama çok da iyi bir film olduğunu.
Evet şimdi gelelim derin kargaşa filmine.
Evet burada biraz daha fazla söyleyecek şey var.
Peşinden şunu söyleyeyim bunun da notları hemen hemen tuzak filmiyle aynı.
Yani ortalama bir film deniyor.
Ama bence tuzağın pek hakkı yenmiyor.
Yani bence de o ortalama bir film ama derin kargaşa filmi bence bu notlardan biraz fazlasını hak ediyor.
Nasıl bir film? Polisiye dediğimiz ana türün çok önemli bir alt türün örneği.
Hangi alt tür? Serp polis filmi.
Polis prosedürü filmi değil mesela.
Ya da o işte Agatha Christie kafası.
Ya da işte Seven'daki Morgan Freeman kafası.
O değil. O değil arkadaşlar. Son derece kirli.
Son derece kanlı.
Çatışmalı, kovalamalı.
Hani rahatsız olabileceğiniz seviyede kirli bir film.
Bu anlamda, bu türü sevip sevmemek ayrı bir şey.
Hani ben bu sevmem pek öyle çok kanlı, dövüşmeli, mermili falan filmleri çok sevmiyorum ben diyorsanız okey zaten izlemeyin.
Size hitap eden bir film değil.
Ama sert polis filmi seviyorsanız bazı klişeler içeride ne katılabilirim elbette.
Neticede bir alt türlü örneği.
Ama kötü olduğuna katılmıyorum.
Ama filmin kurgusu, anlatımı, oyunculukları görsel olarak...
Gerçekten etkileyici bir film.
Güçlü bir film bence. Bu aktörü seven sinema severlerin hoşlanacağı bir film bence.
Şöyle ki şimdi başrolde evet Tom Hardy var.
Onun canlandırdığı Walker diye bir dediktif karakteri var.
Walker o şehrin belediye başkanıyla bir iş ilişkisi var galiba.
Onun oğlu suçlu bir karakter.
O belediye başkanının oğlunu daha önce bir suçtan kurtarmış.
Bu belediye başkanının oğlu tekrar suç işliyor.
Ve birini öldürüyor daha doğrusu.
Bir mafya anası diyelim.
Uzakdoğu kökenli kadın bir mafya babasının diyelim.
Oğlunu yani o da tabii kendi içinde o da bir mafya babası.
Oğlunu öldürüyor ve haliyle belediye başkanıyla şehrin en güçlü mafya lideri birbirine düşüyorlar.
O onun oğlunu öldürmeye çalışacak.
O onun oğlunu kurtarmaya çalışacak.
İşin içerisinde kirli polisler var.
Dürüst polisler var.
O var bu var. Böyle karmakarışık.
Bir suç öyküsü gerçekten yani diyorum hani bence kötü bir öykü değil bir sürü karakter var bir sürü detay var güzel.
Başroldeki Tom Hardy Walker adı altında gerçekten bu alt türün hani sert polis polisiyesi sokağın gerçeğine bağlı polisiye çirli polisiye
kanlı polisiye diye isimlendirilebilecek alt türün o baş polis karakterini gerçekten hani film çok iyi bir film olmadı.
için hani sinema tarihine falan geçecek bir film olmayacaktır yani unutulacaktır bir hafta sonra iki hafta sonra belki ama tipleme bence o kadar iyi ki Tom Hardy bu karakteri o kadar iyi oynamış o kadar iyi
çizmiş ve canlandırmış ki Serp Polis filmleri diye bir dosya yapacak olsam Tom Hardy'nin Walker karakterini anarım arkadaşlar gerçekten çok güzel yani Tom Hardy'yi bu rolde izlemek çok güzel
Ve aynı zamanda yine ben geçtiğimiz sinematristlerde polisiyeden bahsettiğim bir bölümümüzde bu konuya girmiştim.
Şimdi polisiye filmlerin baş karakterleri sürekli he hitten bahsederken olabilir.
Michael Mann'in hit filmi var ya Robert De Niro ile Al Pacino'nun başrolde oynadığı.
Herhalde bir sinemasal açılımlar dosyasında falan bu filmden bahsettiğimde bu konuya girmiştim diye hatırlıyorum.
Şimdi suçlu karakterin neticede her an yakalanma riski ortaya çıktığında böyle tabanları yağlayıp kaçacak bir tipleme oldu.
olduğu için onu kovalayan polis tiplemesi de sürekli suçlu kovalamaya sürekli o suçluğu nereye giderse onun arkasından onu takip etmeye ve bu nedenle
de özel hayatını, ailesini işte eşini, çocuğunu vesairesini ihmal etmeye çok yatkın bir karakterdir.
Polis karakteri. Yani bir özel hayatı yoktur.
Ya gecenin ikisinde siz eşinizle çocuğunuzla evinizde uyurken bir telefon gelir ve sizi çağırırlar yani.
Ne doğum günü işte çocuğumun işte o mezuniyeti vardı.
Ah işte kızımın voleybol maçı var.
Mutlaka geleceğim bu cumartesi.
Yok abi. Gidemeyeceksin kusura bakma çünkü o cumartesi senin bir yıldır üzerine çalıştığın davanın suçluları başka bir banka soyacak.
Merkezdeki nöbetçi polis arkadaş da seni arayacak.
Diyecek ki görken bak sen bir senedir bu herifin peşindesin herif şurada görülmüş hadi koş.
İşte sen kızının voleybol maçını izleyemeyeceksin.
Volker ve evet Volker'da tam da böyle bir karakter işte.
Eşiyle ayrılmış çocuğunu eşi ona göstermiyor falan.
İşte doğum gününde ona hediye alacağım da hiç alma hiç gelme falan diyor.
Özel hayatı olmayan, ekonomik durumu kötü, sağlığı kötü böyle perperişen bir karakter.
Sokaklarda suçlu kovalamaktan, sokağın gerçekliğini, sokağın acımasızlığını ve suçun kol gezdiği bir metropolün tüm pisliğini içine çekmiş bir karakter
olarak o kadar...
Yani neredeyse zavallı diyeceğiniz bir karakter Walker.
Ancak buna rağmen...
İşte o polis öyle derler ya polis bakışı polis olmak ahlakın kanunun yanında durmak doğruyu yapmaya çalışmak ne olursa olsun hayatı pahasına suçun karşısında durmak
insanları korumak işini iyi yapamadığı takdirde birilerinin ölmesi anlamına geldiği dünya polislerin dünyası onların böyle çok kendilerine has bir şeyleri var yani bir felsefeleri var polislerin
işte bu felsefeye de Gayet bağlı bir karakter Volker'in karakteri.
İşte Tom Hardy bu karakterin hem yorgunluğunu hem mahvolmuşluğunu ama aynı zamanda polis olma polislik felsefesine diyeyim bağlılığı
da öyle güzel dengelemiş ki gerçekten ben film boyunca evet öykü bence kötü değil dediğim gibi sürükleyici akıyor gidiyor bir sürü karakter var dönüşümlü karakterler var ufak tefek sürprizler var falan güzel yani bence.
Tamam öyküyü izledik geçti.
Problem yok ama Tom Hardy'i izlemekten ben gerçekten keyif aldım.
Bu bağlamda polisiye türünün sert polis filmleri alt türüne meraklıysanız, koşuşturmalı, araba kovalamalı, silahla çatışmalı filmlere ilginiz varsa bence
Derin Kargaşa filmi puanları hiç kanmayın.
Size... hoş bir akşam geçirtecek kadar da iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Ondan dolayı da türün meraklarını özellikle tavsiye etmek istiyorum arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
