
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini ve şu an gösterimde olan The Wonder ve Black Adam filmlerini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Hem sinemanın kısırlığından bahsetmiştim size geçen hafta.
Hem Hollywood'un sinema dünyasının kısırlığı biraz can sıkıyor.
Hem de çok eski güçlü önemli yönetmenler artık.
Hani oyuncular da tabii aynı zamanda.
Böyle iyice yaşlandıkları için onlardan gelen yeni yeni projeler, yeni yeni söylemler, yeni yeni fikirler.
Böyle tartışmalar doğuruyorlar.
Eski yönetmenler yeni yönetmenlerle ilgili eski filmler yeni filmlerle ilginç bağlar kuruyorlar.
Valla sinema dünyası gerçekten çok karışık.
Üzerine diyorum konuşulacak, söylenecek, incelenecek çok fazla şey var.
Mesela bu haftanın haberlerinden bir tanesi, önemli haberlerinden bir tanesi aslında biraz gecikmiş bir haber.
O benim hatam biraz geç haberim oldu da.
Indiana Jones'un 5.sinin çekileceği açıklandı.
Açıklanmıştı zaten aslında.
İşte set fotoğrafları falan yavaş yavaş sinema dünyasına dağıtılıyor.
Basında falan yer almaya başlıyor.
Şimdi Indiana Jones konusuna girdikten sonra aslında bütün programı Indiana Jones'a ayırmak lazım.
Çünkü o kadar önemli bir seri ki onu size yüzeysel olarak geçersem çok iyi bir şey yapmamış olacağım gibi hissediyorum.
Önemi çok büyük çünkü.
Sadece Steven Spielberg'ten veya Harrison Ford'tan falan kaynaklanmıyor.
Kuramsal. olarak da sinemanın gelişiminde, sinemanın bugünkü halini, bugünkü biçimini almasında en büyük etkisi olmuş serilerden, filmlerden bir tanesi Indiana Jones.
Ondan dolayı işte hani Indiana Jones'un beşincisi geliyormuş.
İşte 2023 Haziran'da gelecek haberiniz olsun deyip geçmek istemiyorum.
Ve bu konuyu zannet ediyorum.
Söyleyecek çok fazla şey var.
Şimdi Hemen o zaman hızlı hızlı söylemeye çalışayım.
Serinin 5. filmi aslında Indiana Jones Harrison Ford'un çok böyle gençliğinde ya da Steven Spielberg'in filmin yönetmeninin çok gençliğinde böyle bir hevesle sarılıp ortaya çıkardıkları hem projenin
öyküsünü Josh Lucas yazdı.
Senaryosunu Lawrence Kastan yazdı.
Steven Spielberg yönetti. Harrison Ford başrolde oynadı.
İsimlerini dünyaya duyurdukları dönemlerdi onlar.
En böyle yükselişte oldukları dönemlerdi ve Indiana Jones...
Gerçekten sinema tarihine ve o zamanın hani gişesine, sinemasına diyeyim inanılmaz bir damga vurmuştu.
Yani böyle kitleler akın akın sinemalara koşmuştu.
Filmler çok sevilmişti.
Hem entelektüel kitle tarafından hem genel izleyici kitlesi tarafından inanılmaz ilgi görmüştü.
Çok yüksek asılat rakamlarına ulaşmıştı vs.
vs. Yani Indiana Jones gerçekten sinema tarihinin en önemli serilerinden, projelerinden bir tanesiydi.
Şimdi... En son 1989'du yanlış hatırlamıyorsam.
Üçüncüsü yapıldı. Yani bir yapıldı, iki yapıldı, üç yapıldı.
1989'da bir üçleme olarak kalmıştı.
Bitmişti. Ta 2008'de yani neredeyse 20 yıl sonra Steven Spielberg bir Indiana Jones daha yaptı.
Indiana Jones 4. O da bence eski seriler kadar iyi değildi ama yine neticede Harrison Ford vardı.
Format aynıydı, akış dinamik aynıydı, serüven aynıydı.
Steven Spielberg'in yine o harika görselliği, harika sinematografisi yerli yerindeydi.
Ondan dolayı diyorum bence çok iyi bir film değildi ama yine de iyiydi.
Yani şimdi kötü film diyemeyiz elbette.
Çok eğlenceliydi, çok keyifliydi.
Şimdi de işte beşincisi yapılıyor.
2023'te gösterime girecek.
Şimdi bakınız öyle bir durum var ki filmin kahramanı...
Şimdi neticede Indiana Jones karakteri değil mi?
Harrison Ford. Harrison Ford 1942 doğumlu.
2023'te gösterime giren bir filmde 80 yaşında bir aksiyon kahramanı hala başrolde.
Yani hani o efsanesini bir şekilde hani büyük aksiyon kahramanları bir noktadan sonra efsaneyi devrederler ya.
İşte ne bileyim öğrencisi işte oğlu kızı işte ne bileyim.
Birilerine bırakırlar o karakteri, o karizmayı, o serüven duygusunu.
Yeni bir seri devam eder falan filan.
Bu normal bir şey.
Beklenen bir şey. Yok abi öyle bir şey yok.
Harrison Ford, Indiana Jones 80 yaşında hala Indiana Jones olarak karşımıza gelecek.
Ve biz yine bir aksiyon filminde 81 yaşında olacak o zaman.
Harrison Ford'u izleyeceğiz.
Şimdi peşinen ben şunu söyleyeyim.
Çok böyle sempatiyle çok hoşlanarak yaklaşacağımıza eminim.
Ne açıdan eminim? Şundan dolayı eminim.
Zaten Harrison Ford'u seviyoruz.
Zaten Indiana Jones'u hani o serüven duygusunu o keyfi o.
O dokuyu o duyguyu zaten seviyoruz.
Sevmemek mümkün değil. Artı Indiana Jones dedik hani Harrison Ford demek dedik zaten.
Ancak Harrison Ford deyince akla Indiana Jones kadar gelen bir karakter daha var.
Kim o? Star Wars'taki Han Solo karakteri tabii ki.
İşte en son üçlemenin ikinci ve üçüncü bölümünde yine Harrison Ford'la karşı karşıya geldik.
Orada da işte 80 değil 73 yaşı atıyorum.
75 yaşındaydı şimdi tam bakmadım.
Ama 70 küsur yaşındaydı.
Adam aslan gibi oynadı yani Han Solo'yu tekrar ve onu öyle görmek yine çok keyifliydi, çok mutluluk vericiydi.
Ondan dolayı ben yine böyle çok hoşlanarak bakacağımızı düşünüyorum.
Çok da böyle gençliğindeki gibi akrobatik hareketlere, olağanüstü aksiyon sekanslarına girişmeyecek olsa da onun hani orada görmek bile bize çok keyif verecek diye tahmin ediyorum.
Ondan dolayı Haziran'da zaten hani gösterime girdiğinde Indiana Jones'un efsanesinden size uzun uzun bahsederim.
Hani şimdi diyorum anıp geçtim böyle o sinema tarihindeki önemini o dönemlerde.
ki vurduğu damgayı falan.
Hem kuramsal olarak, sinematografik olarak size anlatırım, özetlerim.
Şimdi o kadar derinine girmeyeyim ama Indiana Jones 5'in hani çekilmesi çekiliyor mu?
Ha bu arada şundan da bahsedeyim. Evet güzel bir haber.
Şundan da bahsedeyim. Indiana Jones'un hani hem eski üçlemeyi hem 2008 yılındaki filmi Steven Spielberg kendisi yönetmişti.
Ancak bu kez yönetmen koltuğunu devrediyor.
Kime devrediyor? James Mangold'a devrediyor.
James Mangold kim? Hani tanımayan sinema sever arkadaşlar için söyleyeyim.
Gayet iyi bir yönetmen.
Hollywood'un kalburüstü yönetmenlerinden bir tanesidir James Mangold.
Kariyeri gerçekten harika filmlerle dolu.
Yani öyle bir tane iki tane değil.
Hani birkaç tane örnek vereyim. Mesela en son Wolverine'i anlatan Logan filmini...
James Mangold yönetti. 3-10 Yuma trenini o yönetti.
Identity, kimlik diye bir korku gerilim filmi vardı.
2000'leri yılların başında.
Harika bir filmdi. Angelina Jolie'nin tek Oscar aldığı film olan Girl Interrupted diye bir film vardı.
O yönetti. Güçlüler Bölgesi diye bir film vardı.
Sylvester Stallone'un oynadığı bir polisiye.
Ki Sylvester Stallone'un bir tiplemeyi değil de böyle hani Rocky Rambo falan gibi ucuz tiplemeleri değil de bir karakteri canlandırdığı nadir iyi filmlerden bir tanesidir.
Onu James Mangold yönetti.
Van Gogh yönetti ve en sonunda 2019'da Asfaltın Kralları diye bir film yönetmişti.
Ford ve Ferrari'nin işte 70'lerdeki yarışmasıyla alakalı otomobil yarışları üzerine bir filmdi.
Yani gerçekten çok iyi filmler var.
Birçok iyi filmi var. Ve hatta şunu da söyleyeyim.
Genellikle belli bir tema ve belli bir konu üzerine filmler yapıyor James Mangold.
Ondan da uzun uzun bahsetmek lazım.
Şimdi girmiyorum yani bayağı böyle otör diyebileceğimiz yönetmenlerden bir tanesi.
Ve ben şimdi tabii diyorum yine film gösterimi girdiğinde bundan uzun uzun bahsederim.
Şimdi kısaca geçiyorum. James Mangold'un genellikle ilgilendiği ve onu otör yapan esas meseleyle...
Harrison Ford'un Indiana Jones karakterini bir arada görmek bende acayip bir heyecan yaratıyor.
Dediğim gibi o çok uzun bir konu.
Ona uzun uzun girmeyeceğim.
Şimdilik bu konuyu geçiyorum.
Indiana Jones'u bekliyoruz yani merakla.
Şimdi ikinci haberim.
23 Aralık'ta gösterime girecek bir film.
Garip Bülbül Neşet Ertaş.
Neşet Ertaş neticede hani...
Türk müziğinin, Türk hak müziğinin, otantik müziğinin diyeyim aynı zamanda tabii ki en büyük üstadlarından bir tanesi Neşet Ertaş.
Çok seviyoruz. Uzun süredir Neşet Ertaş üzerine bir film yapılacağı, yapılması gerektiği vs.
Çok konuşulmuş. Tabii ondan önce en fazla filminin yapılmasını istediğimiz karakter kim aslında?
Aşık Veysel değil mi? Bir türlü o da yapılmadı, yapılamadı, yapılacak deniyor.
Son durum nedir bilmiyoruz ama Neşet Ertaş'ın filmi artık yapıldı ve karşımıza gelecek 23 Aralık'ta.
Eski programlarda bu konudan biraz bahsetmiştim hatırlarsanız.
Yakın zamanda Türk sinemasında sürekli böyle hem müzik tarihindeki hem de hani popüler kültür tarihindeki diyeyim.
Önemli kişilikler üzerine bir sürü filmler yapılıyor.
İşte Müslüm yapıldı. Barış Akarsu yapıldı şu an gösterimde.
Bergen yapıldı. Naim Süleymanoğlu yapıldı.
Bir sürü böyle önemli kişilik filmi yapıldı.
Ancak ben demiştim ki hiçbiri kötü filmler değil.
Ama hiçbiri çok iyi de değil ve çoğu da yüksek oranda aslında gişe kaygısıyla yapılıp çok da samimi, çok da güçlü, çok da böyle konu edindiği kişiyi Mümkün
olduğunca iyi biçimde işlemeye çalışıyor olsa da aslında onun anısını da çok güçlü biçimde yaşatan filmler olmadığına inanıyorum demiştim ben.
Bunun üzerine de bazı insanlarla konuştuğumuz, sohbet ettiğimiz oluyor.
Birçok kişinin de bana katıldığını görüyorum.
Tabii katılmayanlar da olabilir ayrı konu ama umuyorum ki Neşet Ertaş'ın filmi biraz daha özellikle biraz daha iyi bir film olur diye umuyorum ve tahmin ediyorum.
Ben de izlemeye çalışacağım.
Üzerine de bir program... Yapmaya çalışacağım.
23 Aralık'ta Garip Bülbül Neşet Ertaş filmini takip ediyor olacağız.
Takipte olacağız. Merakla bekliyor olacağız.
Şimdi... Bir konudan daha bahsetmek istiyorum.
Yakın zamanda çok popüler oldu biraz böyle hani herkes bunu konuşuyor gibi bir durum oldu.
Eleştiriler var falan filan ne biliyor musunuz?
Quentin Tarantino. Şimdi Quentin Tarantino üzerine sohbetler, tartışmalar, kavgalar bir türlü bitmez.
Sevenleri, sevmeyenleri, övenleri, yerenleri yani zaten çok tartışmalı bir isim.
En başta tabii şunu söyleyelim sinema tarihinin...
Önemli yönetmenlerinden, en önemli yönetmenlerinden bir tanesi olduğu kesin.
Bunun üzerine tartışma yapmaya gerek yok.
1990'lı yılların başında ortalarında yaptığı özellikle iki film.
Biri Rezervuar Köpekleri, bir tanesi de ucuz roman sinema tarihinde neredeyse bir dönemi bitirip yeni bir dönemi başlatan.
Hani tek başına değil ama o döneme gelmiş, o dönemi sembolize etmiş diyeyim, temsil etmiş en önemli filmlerden iki tanesiydi.
Quentin Tarantino hemen hemen her zaman provokatif bir isim.
oldu. Garip garip söylemleri var.
Garip garip şeyler söylüyor. Hatta ben alenen artık şu seviyeye geldim.
Quentin Tarantino'nun ağzından doğru dürüst mantıklı ikna edici neredeyse hiçbir laf çıkmıyor.
Yani saçma sapan konuşuyor adam gerçekten.
Diyorum sinemasal gücünün dışında tutuyorum bunu.
Son zamanlarda birkaç tane daha laf etti böyle garip saçma sapan.
Şimdi kısaca size onları hatırlatmaya çalışacağım.
Bir tanesi şu.
Uzun yıllar onun filmlerinin yapımcılığını yapmış olan Weinstein şirketinin sahibi Harvey Weinstein.
Çok sayıda kadına cinsel tacizde bulunduğu sebebiyle yargılanmıştı ve hüküm giymişti.
Ve bunun üzerine Hollywood'da Me Too etiketiyle yani Twitter'da bir akım başlamıştı.
Çok sayıda Hollywoodlu kadın çalışan diyeyim oyuncu bu akıma katılmıştı.
Neydi? Hollywood'da cinsel taciz çok fazlaydı.
Kadınlara karşı çok fazla hani...
Cinsel taciz uygulanıyordu.
İşte hani meşhur olmak için Hollywood'da yükselmek için yapımcılarla çok da ahlaksız ilişkiler söz konusu oluyordu.
Yapımcılar işte kadınlara sarkıntılık ediyordu falan.
O kadar isim ben de cinsel tacize uğradım.
İşte Me Too ben de yani etiketiyle.
Bunu açıklamıştı ki ortalık ayağa kalkmıştı tabii.
Çok da haklı ve çok nefis bir hareketti yani o.
Hani bitmedi de aslında o bitmez bence o hareket tamamen bitmeyecektir.
Neyse hani Harvey Weinstein bunu hani başlatan isimdi yani.
oyunculara cinsel tacizde bulunduğuna dair hani şikayet edilip yargılanıp ve hüküm giyendiğim ilk kişilerden bir tanesiydi.
Geçenlerde Tarantino demiş ki cinsel tacizle suçlanan Harvey Weinstein'la yani kendi yapımcısı hani bir de dostu böyle çok samimi bir sürü fotoğrafları vardı vesaire vesaire.
Şimdi diyor ki Tarantino onunla bu konuda erkek erkeğe konuşmadığım için çok pişmanım.
Şimdi bu yani lafın gelişi bile çok Çirkin bence.
Erkek erkeğe ne demek? Yani erkek erkeğe konuşmak.
Zaten hani böyle bir eril bir noktadan bakıyor zaten Quentin Tarantino.
Tamamen neticede iki erkeğin sohbeti olacaktır bu.
Okey. Ona vurgu yaptığını düşünelim de.
Pişmansın. Hani şimdi öyle başka sorulara kapı açıyor ki bu durum.
Biliyordun demek ki sen bunu.
Ampul gibi ortadaydı yani bu.
Sen bunu biliyordun. Hiçbir şey yapmadın.
Hiçbir şey söylemedin. Ve şu anda...
Açıkça pişman olduğunu söylüyorsun.
O zaman bunu biliyordun. Buna göz yumuyordun.
Hiçbir şey söylemiyordun.
Neden bunu yapıyordun? Niye?
Kariyerin batmasın diye mi?
Adam sana yapımcılık yapmaya devam etsin diye mi?
Şimdi hani şunu söylemeye dilim varmıyor.
Sen de mi bu işin içindeydin?
Yani sen de mi taciz uyguluyordun?
Ya da onun uyguladığı tacizlerin sonuçlarından hani sen mi faydalanıyordun?
Atıyorum nasıl yani faydalanma derken.
Belki de oyuncularını Harvey Weinstein'in tavsiyeleriyle ya da ilişkisinde olduğu kişilerden mi seçiyordun da filminde ona göre bir kadın mı oynatıyordun mesela?
Atıyorum çünkü hani direkt yapımcısıydı, tek yapımcısıydı.
Bütün projeleri birlikte yürütüyorlardı vesaire vesaire.
Yani haberinin olmadığını düşünmek.
İmkansız gibi bir şey. Yine bir spekülasyon yapıyorum aslında.
Kesin konuşmak istemiyorum ama hani kendisinin şu an kalkıp da hani onunla konuşmadığım için pişmanım demesi alenen ben de biliyordum ve göz yumdum demesiyle eş anlama geliyor.
Kabul edilir gibi bir şey değil.
Hani bunu zaten birçok kişi biliyordu derken hani tahmin ediyoruzdur hepimiz neticede bunu ama kalkıp böyle bir açıklama yapması gerçekten inanılır gibi değil.
Çok saçma. Şimdi bu bir söylediği saçma şeylerden bir tanesi diyorum.
İkincisi kalktı dedi ki Marvel ve DC filmi yönetmek için kiralık olman lazım.
Kiralık yönetmen olman lazım.
Ben öyle biri değilim.
Ben iş aramıyorum diyor.
Şimdi bakın Marvel ve DC dünyasında çalışan bütün yönetmenleri bir anlamda kendine has bir üslubu olmayan, kendine has bir tarzı olmayan kiralık yönetmen.
Hani bu biraz kısmen bunu hakaret olarak kullanıyor.
Anlatabiliyor muyum? Sen kiralık adamsın.
Sen çok önemli bir adam değilsin.
Sana para verirler. Her işi yaparsın.
Gibilerinden bir imajı vardır.
Yani bu kiralık yönetmen ifadesinin sinema dünyasında.
Şimdi size Marvel ve DC dünyasında film yönetmiş birkaç örnek vereceğim.
Christopher Nolan. Az önce adını andığım James Mangold.
Sam Raimi. Brian Singer, Zack Snyder, Josh Whedon, Ang Lee bu yönetmenlerin hepsi sinema tarihine damga vurmuş yönetmenler, harika yönetmenler ve Marvel DC filmlerinin
dışında başka...
Birçok harika projeler yapmış yönetmenler.
Bu yönetmenlerin hepsine Quentin Tarantino siz beş para etmez adamsınız diyor.
Bunu nasıl diyorsun Quentin abi ya yapma böyle düşünüyor da olsan.
Hani bu fikri düşünüyor da olsan senin kalkıp da bu kadar değerli insanlara, bu kadar değerli yönetmenlere.
Bir kısmı da kendi döneminin yönetmeni.
Yani Christopher Nolan, James Mangold, Bryan Singer yakın dönemde sinema yapmış.
Birbirlerinin üslubunu etkilenmiş.
Birbirinin filmini izlemiş, sevmiş, beğenmiş yönetmenler.
Hani bu kadar bok atılmaz başka yönetmenlere.
Bu kadar böyle bir şey söylenemez.
Gerçekten söylenemez. Çok çirkin.
Niye sen böyle bir şey yapıyorsun?
Neden böyle bir şey söylüyorsun?
İnanılmaz. saçma gerçekten. Çok çok yanlış bir söylem.
Başka bir söyleminden bahsedeceğim.
En sonunda bunu söyledi. Bugüne kadar yaptığım en iyi film Once Upon a Time in Hollywood dedi.
Bir zamanlar Hollywood'da filmi.
Yaptığı en iyi filmmiş. Şimdi bu da o kadar saçma bir söylem ki.
Şimdi bence o film kötü bir film değildi be.
Ortalama bir filmdi bence. Çok iyi bir film de değildi.
Çok kötü bir film de değildi.
Ama şimdi bu benim fikrim. Benim fikrim önemli değil.
Ama Hemen hemen bütün yani sinema kuramcıları, sinema tarihçileri, bir sürü eleştirmen, başka yönetmenler.
Sinema dünyasında hani biraz olsun önem arz eden neredeyse bütün sinemacıların söylediği bir şey var ki.
Quentin Tarantino bir dönemin kapanıp bir dönemin açılmasına önayak olmuş isimlerden bir tanesi.
Ve az önce bahsettiğim gibi bu filmlerin en önemli iki tanesi.
Rezervuar Köpekleri ve Ucuz Roma.
Ki onun dışında.
Bana göre en iyi filmi ya ucuz romandır ya da Inglourious Basterds'tır.
İnanılmaz iyi bir film bence.
Onun dışında tabii başka bir sürü filmi var.
Birçok kişiye göre en iyi film hangisi?
Kill Bill ikilemesi diyelim.
İki tane film o. Tek film aslında 4 saatlik.
Kill Bill filmleri muhteşem.
Onun dışında başka güzel filmleri de var.
Senin kalkıp da benim en iyi filmim bu demenin ne anlamı var?
Ve yani klişe bir laf vardır ya işte hangi filminizi en çok seviyorsunuz?
Ay hiç seçemiyorum hepsi çocuğum gibi derdi ya bazı Türk böyle oyuncular yönetmenler falan böyle.
Ya bunu niye söylüyorsun sen?
Sen kendi kuramsal atılımını sinema tarihine verdiğin büyük hediyeyi sinema tarihine hani yaptığın etkiyi resmen görmezden gelip bana göre en iyi filmi bu.
Diyor ya bu da gereksiz.
Hani bu fikirde olabilir. Bu fikirde olmasının bir şeyi yok ama mahsuru yok ama bunu böyle bir hani işte sosyal medyadan veya bir basın açıklamasıyla tüm dünyaya duyurması falan o kadar gereksiz.
Daha başka birçok şey söylemek istiyorum aslında Quentin Tarantino ile ilgili.
Ya en basitinden daha iki sene önce bile sinemayı bırakıyorum dedi.
Onun üzerine şimdi kalktı ben dizi yapacağım diyor.
Bir söylediği bir söylediğini tutmuyor.
Sürekli abuk sabuk saçma sapan şeyler söylüyor.
İnsanlara laf sokuyor falan. Quentin Tarantino çok önemli bir yönetmen.
Çok değerli, çok güçlü bir yönetmen.
Yani hepimizin aslında hayran olduğu bir yönetmen.
Ancak buna karşılık böyle garip garip saçma sapan açıklamalar yapması gerçekten çok can sıkıcı, çok da garip.
Ne desem bilemem ben her Quentin Tarantino böyle söylemini gördüğümde ha şimdi bir bomba daha daha geliyor diyorum.
Şimdi yine saçmalayacak diyorum.
Ve diyorum yüksek oranda saçmalıyor.
Diyorum bu konudaki fikirleriniz nedir bilmiyorum.
Hani benimle hemfikir olmaya da bilirsiniz.
Söylediklerine katılıyor da olabilirsiniz.
Ama ben Quentin Tarantino'nu çok sık ve gereksiz seviyede saçmalayan bir adam olduğunu düşünüyorum.
Evet haftanın sohbeti dediğim gibi çok söylemek istediğim şey var ama çok uzattım bu kez.
Hemen filmlerime girmeye çalışayım.
İki tane filmden bahsedeceğim şimdi size.
Bir tanesi şu an Netflix'te gösterimde olan The Wonder diye bir film.
Mucize diye bir Türkçe'ye çevirdiler.
Film hakkında birkaç güzel şey gördüm.
Başrol oyuncusunuz da Florence Pugh.
Çok beğendiğim yeni nesil.
İyi oyunculardan bir tanesi.
Hani bir izleyeyim bakayım dedim. Biraz 1800'lerde İngiltere'de geçen böyle ilginç bir gerilim dram falan gibi bir şey.
O türü de biraz seviyorum. Hani böyle içimden bir dönen filmi izleyesim geldi.
Oturdum izledim. Onunla ilgili bir şeyler söyleyeceğim.
Bir de zaten Black Adam'la ilgili haftalardır bir türlü sinemada izleyemedim.
Size de fikrimi söyleyemedim. Bir de Black Adam'dan bahsedeceğim ama önce Wonder'dan bahsedeyim.
Şimdi bunun üzerine de tabii o tür üzerine.
bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Şimdi biraz doğaüstü, biraz gizem falan filan.
Geçmişte geçen böyle gizemli veya fantastik öykülerde şöyle kaba bir mantık vardır.
Kaba bir yaklaşım vardır. Hani bir özetlenebilecek bir cümlesi vardır o işin.
Ondan bahsedeceğim ama önce kısaca filmden bahsedeyim.
Şöyle ki 1800'lerde İngiltere'de köy gibi, kasa gibi bir yerde bir tane kız var.
Bir ailenin kızı. Hani fakirce bir ailenin 12-13 yaşlarında ergen bir kızı.
Bu kız 4 aydır hiçbir şey yemiyor.
Ve hayatta. Sağlığı yerinde.
Şimdi bakınız doğa üstü bir olay.
Gizemli. Böyle ne kutsal ne diyorsanız deyin.
Çok ilginç sıra dışı bir olay.
Şimdi şehirden bir tane gayet akıllı konusunda uzman.
Böyle bir hemşire bir kadın.
O da işte Florence Puy'un canlandırdığı kadın.
Karakter. Onu buraya yolluyorlar.
Diyor ki sen git bu kızın bakımını üstlen.
Yanına bir tane de rahibe vereceğiz sizin.
Siz ikiniz böyle işte 12'şer saat şift yapın.
Nöbet yapın. Bu kızı gözlemleyin.
Bu gerçekten hiçbir şey yiyor mu, yemiyor mu, nasıl oluyor?
Yani kutsal bir şey mi, doğal bir şey mi?
Ne oluyor kardeşim burada?
Gidin bakalım bu olayı bize bir tıbbi olarak, bilimsel olarak falan bir inceleyin, bakın gibi bir görev veriliyor bu kadına.
Bu kadın da kıza şey olmaya başlıyor.
Nöbet yapmaya başlıyor başında.
Ona hem bakmaya başlıyor, incelemeye başlıyor, notlar alıyor falan.
Bu kız ne oldu? Aile çok dindar ve diyorlar ki, hani kız şunu söylüyor, ben kutsandım.
Ben işte Allah'ın işte ya işte Hristiyanlıkta yani God Tanrı neyse artık kendi meşrebince işte İsa'nın suyuyla besleniyorum.
İşte Tanrı'nın ışığıyla besleniyorum.
Annemin kutsal öpücüğüyle besleniyorum falan filan diye böyle kız da böyle bir kafaya girmiş gayet güzel.
Ve diyorum kayıtlara göre 4 aydır bir şey yemiyor.
İşte bu gizemin çözülmesi süreci.
Filmin esas meselesi, cümlesi, konusu kabaca böyle.
Gerisini anlatmayayım. Güzel sürprizler var, dönüşler var, ilginç detaylar var falan filan.
İlginizi çekiyorsa böyle bir şey izleyin diyorum.
Kötü bir film değil. Çok iyi değil ama iyi bir film bence.
Şimdi bu tip filmler genelde hani tarihte geçen fantastik öyküler genel olarak iki başlık altında tasnif edilebilir.
Gayet böyle materyalist, akıllı, gerçekçi bir tip doğaüstü bir olayla, bir meseleyle karşı karşıya gelir.
O olayın altından ya Mantıklı bir açıklama çıkar, o kişi bunu fark eder ancak bunu kimseye kabul ettiremez.
Niye? Çünkü o işte kutsanmıştır.
Orada bir hani işte o işte kasabanın ileri gelenleri onun annesi mannesi herkes böyle kendi ortamlarından kutsal bir varlık çıktığını kabullenmişlerdir.
Yani onlar için çok güzel harika bir şeydir.
İşte bakın bu kasaba kutsandı.
Tanrı buradan olağanüstü bir insan çıkarttı falan filan gibi böyle o fantastik öyküye o kutsal yapıya bağlanırlar.
Yani hayır kardeşim ortada bir kutsallık yok bir şey yok ortada başka bir şey var deseniz de size inanmazlar falan ne bileyim sizi öldürebilirler bile.
Bunun için mesela. Mesela en basitinden.
O bir ya da gerçekten altından büyülü bir şey çıkar.
O bizim baş karakter hani bu materyalist bu gerçekçi bilime dayanan tavrını falan değiştirmek zorunda kalır gibi bir durum vardır.
Birincide olay gerilime drama kayar.
İkincide de tamamen fantaziye korku filmine falan dönüşür.
Öyle bir yapı vardır.
İşte bu film bunun...
Tam da güzel örneklerinden bir tanesi izlemenizi tavsiye ediyorum.
Oyunculukları güzel. Yönetmenliği iyi.
Tonu çok güzel tutturmuş.
Tansiyon çok güzel ilerliyor. Böyle yavaş yavaş film öyküsünü anlatıyor bize.
Karakterlerini tanıtıyor falan. Güzel bir film yani diyorum.
Bu tip dönemsel gerilim ve biraz doğaüstü öyküler falan ilginiz varsa The Wonder filmini izleyebilirsiniz.
Keyif alacağınıza inanıyorum.
Bir de Black Adam'dan bahsedeceğim.
Malum şu an hem Gişel'in lideri hani hem bayağı zamandır çok konuşuldu falan bir de hep bahsediyorduk ya DC evreni Marvel evrenine göre sinema macerasında biraz geride kaldı falan.
Şimdi Avengers'lar falan çıktı böyle hani Marvel evreni bir sakinleyecek mi acaba diye düşünüyorduk ki öyle bir şey olmadı ayrı konu.
Ama DC biraz atakta falan diyoruz böyle işte hem Wonder Woman işte hem yeni Batman'ler geldi işte yeni Black Adam geliyor falan böyle ne oluyoruz diye.
Hayır arkadaşlar hiç de bence DC evrendin serpildiği, güçlendiği falan yok.
Ne yazık ki Black Adam bence gayet vasat bir film.
Nedenini söyleyeyim. Şimdi karakterden çok fazla bahsetmeyeceğim.
Çünkü her tarafı spoiler. Yani işte bir tane süper kahraman var o kadar.
Öyle söyleyeyim.
Zaten filmin üzerine söyleyecek fazla bir şey yok.
Gayet sıradan bir hikaye.
Gayet klişe. Hani çok böyle büyük bir farklılık, büyük bir ilginçlik falan barındırmayan bir hikaye bence.
Bir tek... Hani biraz ilginç bir tarafı varsa Black Adam karakterinin baş karakterin yani iyilikle kötülük arasında kahramanlıkla kahraman olmama arasında böyle hani filmin büyük bir çoğunluğunda büyük bir dost
tutturması. Yani aslında o karakter hani bize iyi karakter olarak sunulsa da o gerçekten iyi mi kötü mü bir kahraman mı değil mi nedir ne değildir ona güvenelim mi güvenin güvenmeyelim mi tam bir ton tutturmuyor film
böyle biraz böyle bir ortada tutuyor bir sürü izleyiciyi o açıdan fena değil.
Filmin görüntü yönetimi, efektleri falan iyi güzel ama ortada çuvalla, kamyonla para var.
Bu kadar para döndükten sonra zaten babam da yapar denir ya tırnak için.
İlginç bir şey değil. İyi diyorum ama bu açıdan filmi övmek biraz beyhudi olur.
Çünkü diyorum bu çirkişe filmlerin hepsi zaten böyle.
Şunu belirteceğim. Filmin kötü tarafı ne?
Birincisi hani klişe bir öykü var.
Bir sürü karakter var.
Çok da çekici, karizmatik karakterler falan ama...
Filmde hiçbir karakterle özdeşleşme kuramıyoruz.
O kadar yüzeysel işlemiş ki karakterleri.
O kadar hani böyle bize uzaklar ki yani hiçbir karakteri onun öyküsüne ortak olacak kadar yakın hissedemiyoruz.
İnanılmaz abartılı aksiyon var.
Yani çok çok çok abartılı.
Çok fazla patlama, yıkılma, alev...
Böyle çökme yani hem ateşli silah hem uçma hem yüzme yani o kadar abartılı aksiyon ki.
DC'nin karakterleri zaten Marvel karakterlerine göre hem çok daha fazla güçlü çok daha fazla böyle abartılı.
Hem de diyorum daha önce programlarda bahsetmiştim.
Marvel'ın karakterleri ve öyküleri hep bildiğimiz şehirlerde geçer.
Gerçek dünyada geçer. DC'nin öyküleri ve karakterleri ise hep...
Hiç bilmediğimiz, var olmayan şehirlerde falan süre gider o hikayeler, o karakterlerin olayları.
Hani madem hem bu kadar fantastik bir dünya yaratıyorsunuz.
Hem bu kadar abartılı aksiyon sahneleri oluşturuyorsunuz.
Hem de bu kadar...
Fazla güçlü karakterler hani fazla tanrısal böyle hani uçuyor anormal güçlü görünmez oluyor ya alıp bir gezegene ötekine fırlatacak falan neredeyse yani o kadar üstün güç gösterileri var
ki o karakterlerle özdeşleşmek zaten çok zor.
Bir de sen o karakterleri sadece filmdeki öykü bağlamında tanıtırsan günlük hayatlarından fazla görüntü vermezsen, eylem göstermezsen hani o karakterleri böyle hani bir insanmış
gibi en azından öyle değiller zaten çok fazla insanüstüler zaten ama bir insanmış gibi de bize sunup tanıtmazsan hani filmin içerisine girmek dediğim gibi birçok sebepten dolayı imkansızlaşıyor.
İşte Black Adam'da tam olarak bu tuzağa düşmüş.
Hiçbir... Samimiyeti yok.
Hiçbir inandırıcılığı yok.
İnandırıcılığı yok derken bakın tabii ki bu süper kahraman filmi.
Yani tabii ki doğası da olacak.
Tabii ki olağanüstü olacak. Ona bir şey demiyorum ama en azından o karakterlerin insani taraflarından bahsediyorum.
Hiç ikna edici ve inandırıcı değil derken.
Hani baş karakter Black Adam mesela ya.
Filmde samimi...
insani böyle daha böyle doğal hiçbir diyaloğa girdiğini görmüyoruz.
Hiçbir doğru dürüst hani gerçekçi ve insani eylemde bulunduğunu görmüyoruz.
Yık parçala et tut karizmatik karizmatik bak böyle kasları şişir şişir.
Bak Allah bak bak bak nereye kadar kardeşim bir otur bir şey yap ya bir otur muhabbet et sohbet et bir espri yap otur bir yemek ye.
Yok yani o kadar doğaüstü ki.
Çok uzak bir film izleyiciye bence.
Ondan dolayı Hani diyorum bir sürü para harcanmış, bir sürü öykü, bir sürü karakter diyorum hepsi de karizmatik karakterler aslında.
Güzel yani izlemesi keyifli bir film ama hani buluşması zor bir film.
iç içe hissetmek zor o karakterlerle.
Filmin içerisine girmek zor.
Yani bence son derece yüzeysel son derece böyle nasıl diyeyim samimiyetsiz bir film gibi geldi bana.
Black Adam. Ondan dolayı zaten ilk gösterime girdiğinde hey böyle millet bir alkış kıyamet hey yaşasın Black Adam geliyor falan.
Zaten dediğim gibi Marvel dünyası karşısında DC dünyası biraz ezik kaldı ya böyle.
DC'ciler ondan dolayı bir yerlerde takip ediyorum ben.
Bazı internet ortamlarında, bazı işte Twitter'da falan, Instagram'da falan böyle DC'ciler sürekli bir gaz yaratmaya, böyle bir hype yaratmaya çalışıyorlar.
Hani Marvel çok güçlü, herkes çok seviyor falan filan.
Bir DC projesi gösterime girdiğinde ya da gösterime gireceği açıklandığında falan bir gaz yaratmaya çalışıyorlar falan ama gerçekten...
Gaz yani balon yani böyle iğneyi dokunduruyorsunuz.
Pof sönüveriyor gidiyor.
Ne yazık ki bence Black Adam'da öyle bir proje olmuş ki ben şahsen kendi adımı söylüyorum.
DC'yi de çok severim. Yani Marvel'ı severim.
DC'yi de çok severim.
Ondan dolayı hiçbir rahatsızlık hissetmiyorum aslında ben DC evrenine karşı.
Ancak dediğim gibi Black Adam ne yazık ki...
Hiç de iyi bir film olmamış.
DC'nin Marvel karşısındakini gücünü karizmasını varlığını güçlendiren değil.
Aksine hani DC'yi zayıflatan bir film olmuş.
Hani çok türe merakınız varsa diyeyim böyle çok böyle patlamalı çatlamalı çok doğaüstü çok böyle anormal süper kahraman falan filmlerini seviyorsanız izleyebilirsiniz ama giderek puana da düşüyor zaten böyle yavaş yavaş.
Hani çok hayranları belki seviyorlar filmi öyle söyleyeyim.
Ondan dolayı Black Adam'ın çok da iyi bir film olduğunu Düşünmüyorum ortalama vasat işte yani izlenebilir falan diyebileceğim bir film olduğunu düşünüyorum diyeyim.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
