
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini ve dijital platformlarda gösterimde olup öne çıkan The Gorge ve Şişli Kız filmlerini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Tam da bu aralar bir süredir dijital platformlara göz atmıyorum bir bakayım dedim.
Ve gerçekten iki tane önemli film gözüme çarptı.
Bunların bir tanesi The Gorge diye bir film.
Yakın zamanın en parlak iki yıldızı olan Miles Taylor ve Anya Tyler Joy'un başrolünde oynadığı film.
Gerçekten çokça konuşuluyor.
Ve bir de The Girl With The Needle Şişli Kız adında bir film.
Çok çarpıcı ve ilgi çekici bir film.
Çişli Kız filmini dinleyici arkadaşlarımızdan Buğra Budak'ın önerisi ve talebi üzerine de bugün programımızda konu ediyorum.
Bu iki filmin incelemelerinden önce sinemanın gündemi.
Sizin bu programı dinlediğiniz hafta sonu Oscar ödülleri sahiplerini bulacak ve Oscar'dan önceki son düzlükte diğer ödül sistemleri de hızlıca ödüllerini dağıtmaya
çalışıyorlar. Ve yılın öne çıkan filmleri de...
Bu ödüllerde ne kadar fazla ödül alırsa Oscar'lardaki şanslarını da arttırmış oluyorlar.
İşte geçtiğimiz hafta...
iki önemli ödül sisteminde de projeler ödüllerine ulaştılar.
Bunların bir tanesi İngiliz Oscar'ları olarak anabileceğimiz BAFTA ödülleri.
2025 BAFTA ödülleri dağıtıldı ve gerçekten de Oscar'larda en fazla adı geçeceğini düşündüğümüz ya da 2024'ün en öne çıkan projeleri BAFTA'larda da
en çok ödül alan filmler oldular.
Brutalist filmi ve Conclave filmi Bu ödül gecesinden dörder ödülle döndüler.
Onun dışında hani artık neredeyse Oscar'da en iyi oyuncu Oscar'larını kimlerin alacağı belli arkadaşlar.
En iyi erkek oyuncu Oscar'ı Ezrim Brodiye.
En iyi kadın oyuncu Oscar'ı Demi Mura.
En iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ı...
Kieran Kalkine en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar'ı da Zoe Saldana'ya gidecek gibi görünüyor.
Yani çok küçük istisnalar oldu diğer ödüllerde.
Bu küçük istisnaların dışında neredeyse bu oyuncular tüm ödül sistemlerinde ödülleri topladılar.
Bir diğer önemli ödül ise Amerikan Ekran Oyuncuları Birliği ödülleriydi.
SAG ödülleri olarak isimlendiriliyor.
Burada da yine...
Bu bahsettiğim oyuncuların hepsi ödüllere ulaştı ancak tek bir istisna ile Brutalist'teki performansıyla Adrian Brody yine favori olsa da Burada Bob Dylan
'ı canlandıran Timothee Chalamet en iyi erkek oyuncu ödülüne ulaştı.
Bence güzel oldu. Genç ve çok parlak bir oyuncu gerçekten Timothee Chalamet.
Yani hepsi de Adrian Bourdieu'ya gitmesin canım.
Bir tanesini de daha genç daha parlak bir oyuncu alsın.
Tamam Oscar Adrian'a gidecek onu biliyoruz yani çok yüksek olasılıkla.
Ama böyle küçük istisnalar da elbette.
Güzel oluyor sürpriz oluyor ve şunu da belirtmiş olayım son 3 yıldır SAG ödülleri hangi oyunculara gidiyorsa Oscar'larda da tek bir istisnası var onun şimdi hangisiydi
tam hatırlayamıyorum ama küçük bir arama yaparsam görebilirim şimdi sohbete uzatmayayım siz merak ediyorsanız bir bakın isterseniz bir tane istisna oldu yanlış hatırlamıyorsam son 3 yılda.
SAG ödülleri hangi oyunculara gittiyse Oscarlar da onlara gitti.
Artık 2024'ü önümüzdeki haftaki Oscarlarla kapatacağız.
Bir diğer önemli haber Martin Scorsese ve Leonardo DiCaprio bugüne kadar 6...
Ayrı projede birlikte çalıştılar ve bunların hemen hemen hepsi de gayet başarılı güçlü filmlerdi.
İşte bu iki yıldızın yedinci filminin de yapılacağı açıklandı.
Henüz filmin adı bile belli değil yani ne gösterim tarihi ne de detayları belli ama bu haberi duymak elbette güzel.
Martin Scorsese zaten yaşayan en büyük yönetmen olarak.
Martin Scorsese'nin bu yaşına rağmen artık 80 yaşını geçti.
Hem bu kadar üretken olması hem de bu kadar harika projelerle karşımıza gelmesi elbette çok sevindirici.
Ve bu projede Leonardo DiCaprio'nun yanında Dwayne Johnson ve Emily Blunt da projenin içerisinde olacak.
Keyif verici bir projeye olanak verecektir diye tahmin ediyorum.
2000'lerin...
En büyük iki yönetmeni olan Christopher Nolan ve Donnie Villeneuve'un haberleri bir türlü bitmiyor.
Christopher Nolan'ın filmi Odysseus daha önce bahsetmiştik.
2026'nın yaz aylarında gösterime girecek ve Donnie Villeneuve'un da efsaneyi hakkıyla sırtlandığı Dune Çöl Gezegeni serisinin de 3.
filmi yine 2026'nın yaz aylarında gösterime girecek.
Bu iki filmle ilgili sürekli yeni yeni haberler geliyor ama bunlar hani neredeyse arkadaşlar haber kırıntıları.
Yani yapımcıların daha çok bu filmleri taa gösterime girecekleri zamana kadar...
gündemde tutma çabaları.
Onun için ben sürekli bunları size hatırlatmak istemiyorum.
Bunları ben böyle şey yapayım değil mi?
Biriktireyim biriktireyim bir programda daha büyük bir başlık halinde size sunayım.
Bence daha güzel olur böyle. Ama yine de merak ediyorsanız Christopher Nolan ve Donnie Willoughby yeni projeleri ile ilgili haberler sinema sitelerinde, sosyal medyada paylaşılıyor.
Daha detaylı bilgi almak istiyorsanız kendiniz de bakabilirsiniz tabii ki.
Evet bu haftalık benim gözüme çarpan öne çıkan sinema başlıkları yaklaşık olarak böyleydi.
Şimdi gelelim.
Evet The Gorge filmi The Gorge geçit ya da tam çevirisiyle vadi falan gibi bir anlama geliyor.
Ancak bu film ilginç biçimde Türkçeleştirilmedi.
Yani işte vadi falan gibi bir Türkçe isim verilmedi.
Her yerde The Gorge diye geçiyor.
Bu film...
Apple Plus yapımı ve sadece Apple Plus'ta gösterimde.
Şimdi filmin kısaca öyküsünü size anlatmaya çalışayım.
Filmde Miles Taylor Amerikalı bir tetikçiyi canlandırıyor.
Levi adında. Ve Anya Tyler-Joy da Drasa adında Rus bir tetikçiyi canlandırıyor.
Bu iki tetikçi kendi ülkeleri tarafından çok gizli gerçekleri barındırdığı düşünülen ve üzeri böyle sisle kaplı olan bir vadinin üzerindeki
iki gözetleme kulübesinde nöbet tutmak üzere görevlendiriliyorlar.
Yani hem Rusya hem Amerika istiyor ki bu vadideki korkunç gerçek açığa çıkmasın.
Biz buraya iki tane gözetleme kulesi koyalım ve buraya da...
Son derece amansız, güçlü, böyle hani attığını vuran iki tane tetikçi koyalım.
Buradan hangi gerçek ya da hangi ürkütücü imge, nesne, kişi, karakter, yaratık, öcü, böcük, hayalet neyse yani.
Oradan çıkmaya çalışırsa bu tetikçileri onları indirsin.
Böyle bir düzenek kurulmuş.
Bir yıl sürecek bu tetikçilerin buradaki nöbet görevleri.
Ve bu karakterler buraya geliyorlar ve nöbetlerine başlıyorlar.
Karşı taraftan böyle seslenerek, bağırarak haberleşmek için falan bayağı uzak iki gözetleme kulübesi burası.
Yani vadi bayağı geniş.
Ama... Dürbünle bakmak için de o kadar da uzak değil.
Ve bir süre sonra bu iki tetikçi ve nöbetçi böyle hani biraz büyükçe diyebileceğimiz kağıtlara mesajlar yazarak birbirleriyle haberleşmeye başlıyorlar.
Ve bir süre sonra da aralarında bir bağ, bir hoşlanma ve bir sevgililik ilişkisi ortaya çıkıyor.
Bir süre sonra tabii ki hani o görevi üstlenmesini bekleyeceğimiz erkek karakter Levi.
Bir şekilde karşı tarafa geçiyor Drasa'nın yanına ve bu ikisi hani öpüşüyorlar, sevişiyorlar falan hani bir nevi sevgili oluyorlar.
Ve filmin ilerleyen kısımlarındaysa bir şekilde Levi vadinin içine düşüyor ve Drasa da tabii ki sevgilisini...
Yalnız bırakmamak için o da vadinin içerisine atlıyor ve bu iki sevgili bu vadinin içerisindeki korkunç gerçekle başa çıkmaya ya da belki ona alt etmeye falan filan artık o işin spoilerı.
Kabaca öyküsü böyle bir romantik serüven aksiyon filmi olarak güzel.
Keyifli izleyebilirsiniz. Oyunculukları güzel.
Miles Teller ve Anya Tyler-Joy gerçekten güzel karakterler çizmişler.
Scott Derrickson filmin yönetmeni.
Scott Derrickson'ı nereden hatırlıyor olabilirsiniz?
Doctor Strange filmlerinin yönetmeni Scott Derrickson.
Yani ortalama üstü gişe filmleri yapan Marvel sinematik evreninde de kendine hani fena olmayan bir yer edinmiş.
Fena olmayan bir yönetmenler.
Yani A klas bir yönetmen değil ama yine de...
Ve buradaki yönetmenlik performansı da bence fena değil, güzel yani.
Filmi işte görüntü yönetimi, efektleri, kurgusu murgusu her şey güzel.
Böyle izleyebilirsiniz filmi.
Ancak filmin iki tane çok büyük zayıflığı var.
Birincisi bu filmden ikna olabilmeniz için ya da öyküsüne kapılabilmeniz için filmi izlerken beyninizi çıkarıp bir kenara koymanız gerekiyor.
Öyle söyleyeyim. O kadar fazla mantık hatası var ki ben filmin ikna ediciliğini yani gerçekten yerlerde olarak görüyorum.
O açıdan çok kötü film.
Şimdi korkunç bir vadi içinde korkunç gerçekler gizlenmiş.
Rus ve Amerika gibi şu dünyada birbirine en düşman iki ülkenin iki amansız ve azılı tetikçisi katili.
Bu akşam benim doğum günüm bu da benimle kutlar mısın falan gibi böyle saçma sapan bir Üfürükten bir gerekçeyle birbiriyle samimi olur da arkadaş olur da hatta sonrasında sevgili olup da
sevişir mi? Filmde böyle başlıyor mesela bu iki tetikçinin ilişkisi.
Ya abi yapmayın Allah aşkına.
Ben yapımcı olsam karşıma senaryo böyle gelse devamını okumam yani.
Ya şunu düzelsin derim ya ne yapıyorsunuz?
Manyak mısınız siz? Çünkü bu kadar ucuz bir şekilde siz bu iki katil tetikçiyi sevgili yapıp seviştirecekseniz...
O karakterlerin o gücü, o acımasızlığı, o sarsıcılıkları yerle bir.
Şu ifademi maruz görün ama ya bu kadar mı abazasınız bir arkadaşlar?
Ha tamam hani orada göreviniz bir sene sürüyor, çevrenizde başka hiç kimse yok, çok yalnızsınız falan da.
Yani yapmayın abi ya.
Neyse onun dışında filmde başka gerçekten bir sürü...
İkna edicilikten çok uzak detay var arkadaşlar.
Bunlar beni çok rahatsız etti.
Bu bir. İkincisi spoiler vermeyeyim dedim ama bu eleştiri başlığını da size sunabilmek için bir spoiler daha vermem lazım ama öyle bir spoiler ki hani spoiler gibi bile görmeyeceksiniz
yüksek olasılıkla. Çünkü ya muhtemelen sinema tarihinin en sıkıcı en böyle artık öf be kardeşim yeter dediğimiz klişesini kullanmış film.
Bu da ne? Yolunda gitmeyen bilimsel deney klişesi arkadaşlar.
Ya ben bunun üzerine bir program yaptım ya.
Yani iki sene önce falan da yanlış hatırlamıyorsam.
Hani sinemada bilim karşılıklığı diye bir program yaptım.
O kadar fazla filmde, o kadar çok kez bilim düşmanlığı alt metnine sahip, yolunda gitmeyen bilimsel...
Deney öyküsü var ki sinemada karşımıza geldi ki artık bıktık usandık yani ya bir bilimsel deney de yolunda gitsin be kardeşim ya yeter ya yani bu kadar.
The Gorge filmi bir de bu klişeyi kullanmış işte ikna edicilik sorunları ve çok büyük bir klişe olan yolunda gitmeyen bilimsel deney klişesini bir
araya getirdiğinde The Gorge filmi bence Yani ancak yani ortalama bir aksiyon filmi olarak değerlendirilebilir.
Bu türe ilginiz varsa bu tür filmleri böyle ilgiyle izlerim ben öyle çok da akla mantığa bakmam.
Klişeleri de çok severim ben olsun klişe olsun varsın olsun diyorsanız The Gorge filmi size keyif verebilir.
Ama belirttiğim noktalara hassasiyet gösteren bir sinema severseniz arkadaşlar bu filmden uzak durun diyorum.
Evet şimdi gelelim Buğra'nın ricası ve önerisi Şişli Kız filmine.
Evet burada bir duraklayalım çünkü bu film gerçekten çarpıcı bir film.
Puanları çok yüksek arkadaşlar ve aynı zamanda...
Oscar'da da en iyi yabancı dilde film Oscar'ında da adaydı.
Onun dışında birçok başka ödül sisteminde de hem adaylık hem de ödül almış durumda bu film.
Hangi platformda onu da hatırlatmış olayım.
Mubi'de gösterim.
Bu hafta dijital platformlardan gidiyoruz dedik.
Mubi'de gösterimde film 1919'da Danimarka'da süre giden bir öyküyü anlatıyor.
Şöyle ki şimdi 1919 deyince hangi tarihsel dönem bu?
1914 ve 1918 yılları arasında süre gitmiş olan Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarındayız.
Danimarka direkt Birinci Dünya Savaşı'na katılmış bir ülke değil.
Ancak elbette Birinci Dünya Savaşı tüm Avrupa'yı sosyal, kültürel, ekonomik yani her açıdan elbette etkiledi.
İşte Danimarka'da...
Bundan kendine düşeni alıyor ve çok ciddi ekonomik sorunlar var Danimarka'da.
Halk çok fakir, çok kötü durumda yani.
Ve Danimarka'dan da çok sayıda erkek savaşa katılmış bir şekilde ve çok sayıda kadın da elbette...
Erkeklerini işte eşlerini, kocalarını, çocuklarını, babalarını askere ve savaşa gönderdiği için çok sayıda kadın da kendi ayaklarının üzerinde durmak zorunda.
Şimdi bu kadar fakir bir Danimarka'da da baş karakterimiz eşini savaşa gönderip son derece zor şartlarda ayakta kalmaya çalışan Caroline diye bir karakter var.
Filmin ilk yarısında diyebiliriz ki Caroline'in hayatta kalma mücadelesine şahit oluyoruz.
Bir tekstil fabrikasında işçi kirasını ödeyemediği için odasından atılıyor.
Çok daha kötü yani hani insani şartlarda yaşamanın mümkün olmadığı derecede kötü.
Tek hani göz oda bir eve taşınmak zorunda kalıyor.
Ve çalıştığı fabrikanın sahibi olan bir adamla aralarında bir duygusal ilişki baş gösteriyor.
Sevişiyorlar ve Caroline hamile kalıyor.
Bu adam evlenmek istiyor.
Ancak annesi gayet otoriter ve zengin bir hani patroniçe kadın tiplemesi böyle.
Bu kadın kendi oğlunun bu fakir ve alt tabaka bir kadın olan Caroline ile evlenmesine izin vermiyor ve bir şekilde ayrılmak zorunda kalıyorlar.
Bu durumda da Caroline ne oluyor?
Karnında bebeğiyle bekar ve fakir bir anne haline geliyor.
Daha da kötü bir duruma düşüyor yani.
Ve bir süre sonra Caroline'in savaştan kocası dönüyor.
Bir yıldır falan haber alamıyormuş.
Ona mektup yazmış. Mektuptan cevap gelmemiş.
Kara ölümde kocasının savaşta öldüğünü varsaymış.
Bir yıldır haber alamadığına göre.
Neticede başka bir erkekle yakınlaşmasını da bir anlamda tırnak içinde haklı gösteren bir durum oluyor elbette.
Ancak kocası çıkıyor geri geliyor.
Ancak savaşta çok büyük ve gerçekten kötü bir yara almış.
Yüzünün yarısı çok ciddi.
Bir şekilde ne yazık ki deforme olmuş.
Çok kötü durumda yani bir maskeyle geziyor böyle.
Kocası tekrar Karelin'le birlikte olmak istiyor.
Karelin yeni bir sevgilisi olduğu için onu kovuyor diyelim evden yani.
Onunla tekrar birlikte olmuyor ama tekrar eş adayının ailesi tarafından da tekrar reddedildiği için tekrar kocasıyla yakınlaşıyor falan.
Böyle son derece inişli çıkışlı sıkıntılı sorunlu bir dizi olay yaşıyor Karelin.
Kanındaki bebeğine bakması, onu doğurmak istemiyor elbette.
Doğurduğu takdirde ona bakması falan çok zor.
Orada böyle sosyal hamamlar var anladığımız kadarıyla.
Her evde hamam yok da herkesin ortak bir şekilde banyo yaptığı, temizlendiği bir hamam var.
Burada çocuğunu düşürmeye çalışıyor falan.
O sırada Dagmar diye, annesi yaşında diyebileceğimiz Dagmar diye bir kadın kararını fark ediyor.
Diyor ki dur yapma diyor. Doğuracağın zaman bana gel ben sana yardımcı olacağım diyor.
Aradan zaman geçiyor biraz hızlandırayım çok da detaya inmeyeyim.
Karolin bebeğini doğuruyor ve bebeğiyle birlikte Dagmar'ın yanına gidiyor.
Dagmar ona diyor ki ben diyor çocuk yapamayan daha varlıklı ve kariyerli aileleri bu çocukları evlat edindiriyorum.
Bana diyor para ver.
Sana ben bir hizmet vereceğim neticede yani senin çocuğun hani sen ona iyi bir hayat veremiyorsun ben ona çok iyi bir hayat bahşedeceğim ona borçlanmış oluyor falan ama parası da yok parasını ödeyemiyor vesaire bir şekilde Caroline diyor ki ben
fabrikada da çalışamıyorum artık işten de atıldım perişan durum değil mi ben senin için çalışayım ve bu evlat edindirici Dagmar dediğimiz kadının aynı zamanda bir şekerci dükkanı var ve Karolin o şekerci
dükkanında çalışmaya başlıyor ve bir nevi Dagmar'ı da işte onun temizliğini yapıyor ona sahip çıkıyor falan hani bir nevi böyle anne kız gibi oluyorlar böyle bir ilişki başlıyorlar şimdi bundan sonra
çok genç bir kadın geliyor ve bakamayacağını söylediği bir bebeği veriyor Karolin de yani Dagmar'ın yerine hani bir şekilde onun velahtı gibi oluyor yani o alıyor bebeği ben bakayım diyor O bebeğe bir süre bakmaya başlıyor.
Ve sonra Dagmar bebeği alıyor.
Diyor ki ben bunu sahiplendireceğim.
O da diyor ki ben o bebekle...
Şimdi bak ben kendi bebeğimi sana verdim.
Sen gittin başkasına sahiplendirdin.
Ben kendi bebeğimi kaybettim.
Ama bu bebek şu anda...
Senin sayende ekonomik olarak daha iyi durumdayım.
Sağlığım daha iyi falan. Bu bebekle de benim aramda duygusal bir bağ oluştu.
Onu vermesek olmaz mı diyor.
Yani bir nevi gerçekten annelik yapmak istiyor o bebeğe.
Dagmar da diyor ki bak biz burada bir iş yapıyoruz diyor.
Duygusal bağ falan yok diyor yani.
Alıyor gidiyor bebeği. Ve Karolin de onu takip ediyor.
Bu arada arkadaşlar bu filmi tamamen spoilerleriyle anlatıyorum yani.
Şimdi sürprizler falan da olacak.
Tam bir inceleme sunabilmek için bu spoilerlerin hepsini vermek zorundayım.
Onu belirtmiş olayım.
Öykünün tamamını dinlemek istiyorsanız buyurun dinleyin.
Ama spoilerini almak istemiyorsanız lütfen filmi izledikten sonra gelin.
Evet devam ediyorum. Karolin Dagmar'ı takip ediyor ve Dagmar bebeği öldürüyor arkadaşlar.
Ve burada Karolin fark ediyor ki ortada hiçbir sahiplendirme falan yok.
Dagmar dediğimiz kadın bir bebek katili.
Aldığı bütün bebekleri öldürüyor.
Bunu gören Karolin...
Tabii ki çok sarsılıyor çok üzülüyor falan.
Çünkü kendi bebeğini de bir şekilde öldürdüğünü buradan öğrenmiş oluyor.
Ve çok sayıda bebeği öldürmüş olduğunu fark ediyor Dagmar'ın.
Ve bir bunalıma giriyor böyle öyle söyleyeyim.
Ve Dagmar da gelip Caroline'e onu ikna etmeye çalışıyor falan.
Böyle ben iyi bir şey yapıyorum.
Bu bebekler eziyet çekecekti.
Aileleri onlara bakamayacaktı.
İşte kendince kendince her nasıl oluyorsa.
Bir ikna edici açıklamalar yapmaya çalışıyor.
Bu ikna edicilik konusuna tekrar döneceğim.
Ve hemen bir araştırma yaptım.
Evet bu Dagmar denen kadın gerçekten o yıllarda çok sayıda bebeğin katili olarak tespit edilmiş, yakalanmış ve yargılanmış.
Gerçekten böyle bir kadın karakter varmış.
Bebek katili. tarihteki ilginç, ürkütücü, kan dondurucu gerçeklere ya da hukuki böyle meselelere biraz ilginiz varsa bu konuyu da bir incelemenizi tavsiye ederim diyorum.
Çok çarpıcı bir durum gerçekten.
Ve ondan sonrasını, hadi tamam ondan sonrasını da anlatmayayım, izleyin.
Yani bir şekilde Dagmar yakalanıyor.
Az önce ikna edici olmaya çalışıyor dedim ya hani bir açıklama yapıyor böyle kendince yani tabii ki ikna olmamız mümkün mü?
Değil. Bununla da ilgili filmde başka açıklamalar var ama onları burada ben size anlatmayayım.
Diyorum filmi izleyin.
Filmin sonunda Dagmar yakalanıyor ve mahkemeye çıkıyor.
Arkadaşlar burada ne beklersiniz?
Yani işte hani ağlayacak, sızlayacak, üzülecek, af dileyecek falan veya ne bileyim.
Çok ilginç biçimde.
Filmin en çarpıcı taraflarından bir tanesi bu.
Katil kadın yaptıklarını ve bebek cinayetlerinin arkasında gerçekten haklı bir gerekçe olduğunu düşünüyor.
Ve yaptığından da utanmıyor.
Ben iyi ve doğru bir şey yaptım gibi.
gayet özgüvenli ve kendisini haklı görür bir savunma yapıyor arkadaşlar.
Bakınız bu gerçekten çok ilginç.
Şimdi bu noktada konuyu azıcık uzatma pahasına çok enteresan bir filmden bahsedeceğim size.
Sinema tarihinin en etkili, en çarpıcı katil hikayelerinden, polisiyelerinden ve Alman dışa vurumculuğunun da en güçlü filmlerinden
biri olan 1931 tarihli Fritz Lang'in yönettiği M filmi arkadaşlar.
Olağanüstü bir filmdir ve bu filmde de bir çocuk katili vardır ve bu çocuk katili bu filmde yine yakalanır ve tutuklanır ve mahkemede
inanılmaz bir savunma yapar.
Bizde bu film...
Bir şehir katilini arıyor adıyla bilinir daha çok.
Yani bir internet araması yapacaksanız hani filmin orijinal adı M ama hani sadece hani M harfini yazarak bunu bulamazsınız.
Yani onun için Türkçe'de de anılan adını size hatırlatmaya çalışıyorum.
Bir şehir katilini arıyor.
İşte Şişli Kız filmindeki...
Bebek katili Dagmar karakterinin savunmasını filmde izlediğimde benim aklıma Bir Şehir Katilini arıyor filmi geldi.
Filmler çok benziyor değil bakınız hani o açıdan özdeşleştirmiyorum ancak...
O filmdeki katil de inanılmaz bir mahkeme savunması yapar böyle.
Yani o filmden böyle en çok benim aklımda kalan sahnelerden bir tanesi odur.
İşte Şişli Kız filminde de buna benzer bir duygu aldığım için ben hem o sahneyi hem de bu filmi özellikle anmak istedim.
Ta bu noktada şunu da çok kısaca belirteyim.
Filmde sinema tarihinin en erken dönemlerine ait birçok filme göndermeler var.
Mesela Lumière kardeşlerin çektiği ilk filmlerden biri olan Fabrikadan Çıkan İşçiler filmini yani yönetmen neredeyse aynen alıp kurguya eklemiş.
O kadar aynık yani açısı, ölçeği falan.
Bu kadar olabilir. Neredeyse aynısını çekmeye çalışmış.
Başka filmlere de var göndermeler.
Şimdi o konuya çok girmeyeyim.
Ancak bu göndermelerin filmin dramatik içeriğiyle, öyküsüyle falan çok da bir bağlantısı var gibi gelmedi bana.
Yani sanki sadece bir ilginçlik olsun ya da işte sinema tarihinin erken dönemlerine bir saygı duruşu olsun diye bunu yapmış gibi geldi bana.
Genel olarak diyebilirim ki Şişli Kız filmi gayet iyi bir film.
Ancak bu filminde ne yazık ki çok ciddi bir kusuru ve sıkıntısı var.
Şimdi Şişli Kız'ın öyküsünden bahsederken fark ettiyseniz filmin ilk yarısında film Caroline'in hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.
Odasından atılıyor işinden atılıyor kocası geliyor işte fabrikanın sahibiyle bir ilişki yaşıyor hamile kalıyor sonra ondan ayrılıyor bunlar Carol'in karakterinin hayatta kalma mücadelesi
ki Şişli Kız filmini sosyal medyada ya da işte internette bir ararsanız.
Filmin tanıtımının Birinci Dünya Savaşı'nın etkisindeki Avrupa'daki o kötü sosyal kültürel ekonomik durum içerisindeki Carol'in karakterinin ayakta kalma mücadelesi falan diye tanıtıldığını
göreceksiniz. Bakınız işte bu çok yanlış bir algı ve filmin de benim eleştirdiğim tarafını açık eden ve öne çıkaran bir tanıtım arkadaşlar.
Şöyle ki. Bu filmde aynı proje içerisinde yer alması bir sorun teşkil eden iki büyük öyküyü anlatıyor.
Bu film Karoli'nin ayakta kalma mücadelesini mi anlatıyor yoksa hukuk tarihinin seri katiller tarihinin en çarpıcı en ürkütücü
karakterlerinden biri olan bebek katili Dagmar karakterini Ve onunla istemeden yolları kesişen Carol'in karakterini mi anlatıyor?
Filmin dramatik yapısı çok sorunlu.
Filmin ilk yarısında Carol'in o ayakta kalma mücadelesinin, filmin ikinci yarısındaki seri bebek cinayetleriyle ne alakası var?
Hiçbir alakası yok.
Yani film nereye odaklanacağına karar verememiş.
Filmin ilk yarısı da gerçekten güzel, etkileyici.
Yani işte Carol'in ayakta kalma mücadelesi.
E bunu anlat o zaman.
Sonra bu Carol'in karakterinin birçok bebeği öldürmüş bir bebek katili Dagmar karakterinin öyküsüyle birleştirirsen burada dramatik boşluk var arkadaşlar.
İlk öykü de çok güçlü ama ikinci öykü de çok güçlü.
Ama bu iki öykünün dramatik olarak hiçbir alakası yok.
İşte Amerikan sinemasında asla bu tip dramatik boşluklar, dramatik yapı sıkıntıları görmüyoruz.
Amerika asla bu açıdan hata yapmıyor.
Avrupa sinemasında bu tip hataları daha çok görüyoruz.
Şimdi bakınız benim bu söylememden şöyle bir mesaj çıkarmayın lütfen.
Bu filmi alalım Amerikanlaştıralım.
Ya da işte bir Amerikan filmine, bir Hollywood filmine dönüştürelim.
Hayır, bunu söylemeye çalışmıyorum.
Ancak yine de Amerika'nın mükemmel biçimde kullandığı o sağlam dramatik yapıya bu filmin öyküsünün ihtiyaç duyduğunu da iddia ediyorum.
Bu kusuruna ya da bu dramatik probleme rağmen yine de çok iyi bir film.
İzlemenizi tavsiye ediyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
