
Haftanın Gündemi, Sinemasal Açılımlar 28: Antikahraman
29 Şubat 2024 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta hem sinemanın gündemine göz attık hem de sinemasal açılımlar dosyamızın 28. Bölümünde Antikahraman tiplemesini ve bu tiplemenin dramatik anlamını incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bu hafta konumuz antikahraman.
Antikahraman o kadar önemli bir tipleme ki hem sinema tarihinde hem edebiyat tarihinde hem mitolojide yani hemen hemen bütün anlatılarda en yüksek seviyede ilgi duyulmuş tiplerden bir tanesi.
Bugün uzun uzun konuşacağız.
Çok güzel filmlerimiz var.
Çok güzel örneklerimiz var.
Ancak ondan önce şöyle yine özet olarak da olsa sinemanın gündemine bir bakalım.
Bu haftanın en önemli sinema haberlerinden bir tanesi Ekran Oyuncuları Birliği ödülüydü.
İngilizce adıyla Screen Actors Guild Awards diye geçiyor.
1994'ten beri veriliyor.
Bu ekran oyuncuları birliği Hollywood'daki oyuncuların gündemini tutan onların haklını savunuyor.
Biliyorsunuz yakın zamanda oyuncu grevi falan oldu.
Ondan dolayı bu birliğin bayağı adı geçtiği bayağı bir prestij kazandı böyle önem kazandı.
Ondan dolayı bu birliğin verdiği ödüller de gündeme geliyor konuşuluyor.
Ve geçtiğimiz hafta benim uzun uzun hararetle şikayet ettiğim konu yine karşımıza geldi.
Yine elbette Oppenheimer 30.
Ekran Oyuncuları Birliği ödülü gecesine damgasına vurdu.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Hemen ödülleri sayayım. En iyi filmi Oppenheimer aldı.
En iyi erkek oyuncuyu Clem Murphy aldı Oppenheimer'la.
Bu sene en iyi kadın oyuncu ödülleri Oscar'da da yüksek olasılıkla böyle olacak.
Çok rekabetli gerçekten yani.
Çok iyi oyuncular var ve ekran oyuncuları birliğinde en iyi kadın oyuncu ödülünü Martin Scorsese'nin Doloray Katilleri filmiyle Lily Gladstone aldı.
Ondan dolayı Oscar'ların da en güçlü adaylarından bir tanesi haline geldi diyebiliriz.
En iyi yardımcı erkek oyuncuyu Robert Downey Jr.
aldı Oppenheimer'a. Yine altın kürelerde olduğu gibi en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında da son derece güçlü adaylar olmasına rağmen Alexander Payne'in son filmi The Holdovers ile
karşımıza gelen Dwayne John Randolph ben Rudolph diye daha önce telaffuz etmiştim diye hatırlıyorum yalnız telaffuz etmişim Dwayne John Randolph ödülü aldı.
İlk kez Holdover's da karşımıza geldi.
Tanıdığımız bildiğimiz bir oyuncu değildi ama gerçekten bu sene en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında diğer güçlü adayları kenara itip Oscar'a da ulaşabilir gibi görünüyor.
Aynı zamanda filmlerin dışında dizilere de ödül veren bir organizasyon bu.
Yine altın kürelere damgasını vuran en önemli dizilerden bir tanesi olan Succession bu geceye de damgasını vurdu ve...
The Beer adlı dizi en fazla dalda ödül alan dizilerden bir tanesi olarak onu da belirtmiş olalım.
Haftanın bir başka önemli gelişmesi The Zone of Interest filminin gösterime girmesi denebilir.
Jonathan Glazer'ın yönettiği film yılın en önemli filmlerinden bir tanesi.
Beş dalda Oscar adayı olduğu meraklısı var.
Çok da iyi bir film olduğu söyleniyor.
Ben de henüz izleyemedim. Eğer izleyebilirsem üzerine bir şeyler söylemeye çalışırım.
Gerçekten önemli bir film ilgisini çeken arkadaşlarım.
Arkadaşlar Zoo of Interest'e göz atabilirler.
Geçtiğimiz hafta çok hoşuma giden küçücük bir açıklama duydum ben Steven Spielberg'den.
Steven Spielberg üzerine yaptığın programda ben demiştim ki bana göre Steven Spielberg'in yaptığı en iyi film Şitlerin Listesi filmi ve tam da onun üzerine Steven Spielberg bir açıklama yapmış.
Demiş ki yaptığım en iyi film Şitlerin Listesi.
Bunu görmek çok hoşuma gitti gerçekten.
Ve son olarak şöyle bir haberim var.
2018'de ve 2023'de Örümcek Adam karakterinin Spider-Verse diye paralel evrenlerle alakalı iki tane animasyon filmi yapılmıştı.
İkisi de gerçekten çok iyiydi.
Öyle böyle iyi değildi.
İkisini de ben izlemekten inanılmaz keyif aldım.
Müthiş filmlerdi. İşte onların üçüncüsünün yapacağı açıklandı ve filmin yapımcıları...
En son Spider-Verse filmi üçlemenin en iyi filmi olacak diye hayli iddialı açıklamalar yapmışlar.
Ben mutlaka izleyeceğim diyorum çünkü dediğim gibi Spider-Verse filmleri çok iyiydi.
Hem Örümcek Adama hem de bu animasyon üçlemesine ilgi duyan arkadaşlar son filmi de muhtemelen merakla bekliyorlardır.
Buradan hatırlatmış olalım diyorum ve gelelim bu haftaki esas konumuza.
Sinemasal açılımlarda bu hafta konumuz Antikaraman.
Şimdi antikahramanı tabii özetleyebilmek için önce kahraman nedir?
Ondan bahsetmek lazım ki kahraman savaşlarda ya da tehlikeli durumlarda üstün yararlılık gösteren güçlü, erdemli, mücadeleci kişi.
tipleme olarak tanımlanıyor.
Biz insanın kültürel birikiminde ne kadar iyi özellik varsa bunların toplandığı bir tipleme olarak görebiliriz kahramanı.
Ve üstün özelliklere sahiptir tabi.
Sadece erdemli bir karakter değildir.
Güçlü mücadelecidir, cesurdur ve bu erdemli değerler uğruna hayatını feda etmek için gözünü kırpmayan böyle çok üstün muhteşem bir insandır.
Ta antik yılana falan gitsek işte hektorlar işte aşiller falan sayısız kahraman tiplemesi.
var tabi dramatik anlatılar tarihinde ondan dolayı çok bildiğimiz bir tiplemeleri kahraman tiplemesi sinema tarihinde de çok sayıda örnek verilebilir elbette Kahraman deyince özellikle bir türe de
biraz böyle vurgu yapmak lazım.
O kahraman tiplemesinden antikahraman tiplemesine doğru bir evrim geçiriyor böyle sinema.
Ve gerçekten bu çok önemli noktalara temas eden çok ilginç gerçekleri, güzel gerçekleri bize gösteren bir dönüşüm oluyor.
Kahramandan antikahramana dönüş.
Zaten benim de tam olarak bugün odaklanmak istediğim konu o ki şöyle.
Western biliyorsunuz Amerikan sinemasının en köklü, en eski türlerinden bir tanesidir.
30'larda 40'larda müthiş western filmler yapılır ve bu westernin ilk dönemi diyebileceğimiz dönemde western filmlerinde genellikle gayet muhafazakar, Amerikan değerlerini
koruyan, kutsayan ve onun temsilcisi olan Erdemli bir West End kahramanına rastlarız daha çok.
Ve bu West End kahramanını da en çok oynamış oyunculardan bir tanesi John Wayne'dir.
Bu filmlerin de ilk akla gelen en önemli yönetmenlerden bir tanesi de John Ford'tur.
Mesela 1939 yapımı Stagecoach diye bilinen orijinal adıyla bizdeki adıyla posta arabası.
Bildiğimiz hani West End türünün en klasik imgelerinden bir tanesidir değil mi?
Posta arabası. Posta arabası filminde mesela John Wayne son derece erdemli bir western kahramanını canlandırır mesela.
Ancak 1956 tarihli The Searchers diye orijinal adıyla bizde Çöl Aslalı diye bilinen filmde ise yine yönetmen John Ford'tur.
Yine başvuruda John Wayne vardır.
Ancak bu filmde John Wayne posta arabasındaki gibi erdemli bir kahraman değil bir anti kahramana dönüşmüştür.
Şimdi bakınız bu dönüşüm çok önemli.
Yakın tarihten başka birkaç tane kahraman örneği vereyim size.
En bildiğimiz kahraman nedir?
Süpermen. Onun dışında yakın zamandan Kaptan Amerika mesela.
Tam olarak bir kahraman.
Yıldız Savaşları serisinin unutulmaz baş karakteri Luke Skywalker değil mi?
Tam bir kahraman.
Çok sevdiğimiz pırıl pırıl böyle hiçbir neredeyse kötü özelliği olmayan bir tipleme.
Hep erkeklerden gitmeyelim bir de muhteşem bir kadın kahramanı örneği verelim.
Adı üzerinde ilk aklınıza kim geliyor?
Wonder Woman. Daha bir kahraman bir kadın olabilir mi?
Olamaz gerçekten. Cesur, güçlü, güzel bunların hepsi mükemmel karakterler.
Sam olarak kahraman karakterler.
Şimdi bu çok güzel ama günümüzde diyeyim artık pek de inandırıcı ya da ikna edici olmayan karakterler.
Neden peki? Çünkü hepimiz artık biliyoruz ki mükemmel insan diye bir şey yok.
Hepimiz kusurluyuz.
Mükemmel insan olmadığı için artık günümüzde hiçbir eksiği olmayan, hiçbir sorunu, kusuru, problemi olmayan kahraman tiplemesi bize hiç de ikna edici gelmiyor.
İşte bu ikna edici gelmeme durumundan dolayı sinemada yavaş yavaş kusurlu karakterler bizim karşımıza gelmeye başlıyor.
Kusurlu karakter deyince bunlar illa antikahraman değil, yine erdemliler, yine güzeller, yine harikalar.
Ancak pürüzleri var diyelim bakınız.
Kötü demiyoruz, bazı eksiklikleri var.
Mesela size hemen nefis bir örnek vereyim yakın zamanda.
Iron Man, demir adam.
Çok zengin, deha seviyesinde zeki, çalışkan, çabalayan, harika bir karakter.
Yakışıklı, karizmatik, bir de böyle çok esprili, komik falan.
Nefis değil mi? Çok güzel.
Ama çok ciddi bir pürüzü var.
O pürüz ne? Egosu.
Ulağanüstü egoya sahip, çevresindekileri ezen, lafı da koyan çok da zeki falan bir tip ya böyle.
çok zengin olduğu için aynı zamanda zevke sefaya düşkün, kadınlara düşkün falan böyle acayip bir playboy aynı zamanda.
İşte zaten hem Iron Man filmleri kendisinin üçlemesi, özellikle Avengers filmlerinde Iron Man'in temel dramatik derinliği, o egosunu, o böyle playboy halini, tavrını bir
ekibin parçası olarak insanlığı, dünyayı kurtarma yükümlülüğünü üstlenebilmesi için bastırmak, ezmek zorunda kalıyordu.
Mesela Natasha Romanoff ona diyordu ki hani şu egondan kurtulabilecek misin?
Ne zaman kurtulacaksın acaba? Yani egondan kurtulabilsen zaten her şey yoluna girecek.
Aynı şeyi Doctor Strange söylüyordu mesela.
Senin egon hani çok büyük, biz onunla başa çıkamayız falan gibilerinden ki Doctor Strange de çok egolu bir karakterdi.
Daha sonra süper kahraman olma sürecinde o egosunu bastırmıştı, ezmişti.
Bakınız bunlar çok güzel dramatik derinlikler.
İşte Iron Man Pürüzlü bir karakterdi ancak gerçek bir kahramana dönüşme süreci Avengers filmlerinde o egosunu ezmesiyle oluyordu ve zaten sonunda bunu başarıp evreni
Thanos'un elinden kurtaran karakter kim oluyordu?
Iron Man oluyordu zaten.
Bir başka pürüzlü kahraman örneği verelim.
Kimdir? Batman.
Marvel'dan bir örnek verdik bir de DC sinematik evreninden bir örnek vermek istedim.
Hani onlar rakip ya böyle Marvel ile DC.
Bruce Wayne mükemmel bir karakter.
O da çok zengin, çok erdemli, çok onurlu, dürüst.
Harika bir adam zaten. Gotham City için nasıl Iron Man hani insanlık için çalışıyor, çabalıyor falan.
Hani Batman biraz daha yöresel falan diyecek olsak da hemen hemen aynı şeyi yapıyor aslında.
Ona sahip olduğu o zenginliği, o şanı, şöhreti, şirketleri falan yani sahip olduğu her şeyi veren bir Gotham City var.
Ancak onun da bir pürüzü vardır.
Nedir? İntikam duygusu.
Çok sevdiği ve ona sahip olduğu her şeyi veren ancak en değerli şeyler olan annesini, babasını da ondan alan Gotham City ile çok ciddi bir çatışma içerisindedir.
Gotham City'yi suçlulardan tamamen temizlemek istemektedir.
Ancak bunu aslında Gotham City için mi yapmaktadır?
Yoksa annesini babasını kaybettiği için yalnızlığa hapsolmuş olmanın verdiği intikam duygusundan dolayı mı?
...Gotton City'yi suçlulardan temizlemek istemektedir.
Zaten tüm Batman filmlerinin...
...ta 80'lerde Tim Burton'ın yaptığı filmlerde...
...daha sonra Christopher Nolan'ın yaptığı filmlerde...
...ve en sonda Zack Snyder'ın yaptığı filmlerde de...
...aynı çatışma karşımıza çıkar.
Nedir bu çatışma? Batman aslında erdemli motivasyonlarla yola çıkmayıp...
İntikam duygusuna yola çıktığı için ne yazık ki Gotham City'yi suçlulardan temizleme hedefine ulaşamayacaktır, ulaşamamıştır.
Iron Man sonunda egosunu ezip erdemli bir kahramana dönüşerek insanlığı kurtarır.
Ancak ne yazık ki Bruce Wayne yanlış bir motivasyonla yola çıktığı için o intikam duygusundan kurtulamayıp Gotham City'yi kurtaramaz sonunda.
Hatta Christopher Nolan filmlerinde Gotham City'nin neredeyse mahvolmasına sebep olan noktalara ulaşır öyküsü.
Bir başka antikahraman örneği vereyim.
Han Solo karakteri. Han Solo Star Wars'un en güzel karakterlerinden bir tanesidir.
Ama nasıl bir karakterdir?
Aslında bir alsatçıdır böyle sürekli kendi menfaatini düşünen.
Üçe alayım beşe satayım.
Son derece fırsatçı ve menfaatçi.
Hiç de kahraman olacak bir karakter gibi görünmez değil mi?
Değildir. Ama öykünün sonunda...
kendi çıkarlarını bir kenara atıp galaksiyi kurtarma motivasyonuyla Luke Skywalker'a ve çevresindeki dostlarına katılarak galaksiyi kurtarmak için kahraman olma seviyesine
kadar erdemlenen diyelim.
Bir karaktere dönüşür Han Solo.
Ancak aslında kendi içinde içten içe kahraman özelliklerine sahip bir karakter olduğu için bazı özellikleri kahraman özelliklerine uymuyor olsa da hırızlı bir süper kahraman olarak karşımıza
Bakınız, mükemmel kahraman tiplemesinden olayı biraz döndürdük, pürüzlü kahramanı getirmeye çalıştık.
Şimdi artık yavaş yavaş antikahramana gelmeye çalışalım mı?
Çalışalım bence artık. Şimdi peki antikahraman ne?
Önce bir tanımlayalım. Aslında tanımını bile henüz yapmadık.
Antikahraman o az önce tanımladığımız tüm erdemli diyebileceğimiz değerleri üzerinde barındıran kahraman tiplemesinin tam zıttı özelliklere sahip olan ancak
bakınız bu noktaya lütfen dikkat edin çünkü bu biraz yanlış anlaşılıyor.
Kahramanın yaptıklarını yapan ya da onun giriştiği eylemlere girişen karaktere antikahraman deniyor.
Buradaki vurgu özellikle neticede yine kahraman.
Antikahraman denmesi kahramanın yaptıklarının zıttını yapıyor demek değil aslında.
Kötü karaktere antikahraman denmez.
Bir gidip google'lasanız böyle antikahraman yazsanız kötü karakterlerin antikahraman olarak isimlendirildiğini görüyoruz.
Aslında bu doğru değil.
Antikahraman deyince özellikleri kahramana uymayan Ama kahramanlık yapan tipleri biz antikahraman olarak değerlendirmemiz gerekiyor.
Yoksa hani insan öldüren dönen ne bileyim.
Mesela Talos, Darth Vader bunlar antikahraman değil aslında.
Bunlar bayağı kötü karakter.
Bir öyküde kötü olarak isimlendirebileceğimiz tipe zaten kahraman diyemeyiz.
Orada da şöyle bir ayrım koymuş olayım.
Kahraman aynı zamanda şey oluyor ya.
Bir öykünün baş karakteri yani kahramanı.
Üzerine öykü inşa edilen tipleme olarak da biz kahramanı kullanıyoruz ya.
Bugün işlediğimiz konu anlamında o kahramanı işlemiyoruz yani biz.
Bazı filmler baya kötü karakterleri kahramanı olarak merkeze alabilir.
Burada biz onu kastetmiyoruz.
İşte anti kahramanda vurgulanmaya çalışılan şey bildiğimiz kahraman tiplemesinin vasıflarına sahip olmayan hatta tersi özelliklerine sahip olan kahraman anlamında
kullanıyoruz. Bakınız şimdi çok ilginç bir noktadan vuracağım ben.
Çok ilginç bir antikahraman örneği vereceğim size.
Coen kardeşleri biliyor musunuz?
Coen kardeşler. Joel ve Ethan Coen'ler Oscar falan da aldılar.
Yani artık bayağı bilinen, sevilen karakterler ama aslında sinemaya bağımsız sinemacılar olarak başladılar ve bağımsız ruhlarını hiçbir zaman da kaybetmediler.
Her zaman antikahraman öyküleri anlattılar.
Çünkü onların kahramanları hiç de kahraman vasıflarına sahip olmayan ama gayet bildiğimiz geleneksel kahramanın yaptıklarını yapmaya soyunan kahramanlardı.
Coen kardeşleri tanıyan hemen herkesin bildiği bir karakterden örnek vereceğim.
Jeffrey Lebowski karakteri Big Lebowski filminin baş karakteridir ve Bir özel dedektif tiplemesidir.
Daha doğrusu istemeden özel dedektif olan bir karakterdir.
Şimdi dedektif aslında polisiye macera filmlerinin baş karakteridir.
Yani bir kahramandır. Güçlüdür, mücadelecidir.
Sıkı yumruk atar, iyi silah kullanır, iyi ipucu takip eder, çok zekidir falan değil mi?
Yani bir tür kahraman tiplemesidir.
Dedektif tiplemesi. İşte burada Jeffrey Lebowski karakteri...
Hiçbir yani nefis bir karakter ya nefis de bir film gerçekten.
Büyük Leboski filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin diye hemen tavsiye etmiş olayım.
Hiçbir vasfı dedektif olmaya uygun değil.
Birincisi tembel.
Bütün gün evde oturup böyle göbeğini kaşıyan gayet huyuz uyuşuk işsiz mesela.
Biznes olarak işsiz bir karakter.
İkincisi hiç de öyle koşan, dövüşen, savaşan böyle yumruk atan, silah kullanan hiç öyle bir tip değil.
Yani silahı tutamıyor falan bile.
Bildiğimiz dedektif paradigmalarına falan hiç hakim bir karakter değil ama bir dedektif olmaya soyunuyor ve gerçek bir dedektifin ilgilenmesini bekleyeceğimiz karmakarışık bir kaçırma
öyküsünü çözmek zorunda kalan bir dedektif tiplemesine dönüşüyor.
İşte bir antikahraman tam bir antikahraman yani bu kadar antikahraman olur.
Gerçekten çok iyi. Hemen Coenler dünyasından bir başka muhteşem antikahraman örneği vereceğim size.
Bu da mükemmel bir film Fargo 1996 tarihli.
Bu arada Büyük Demokrasi 98'di yanlış hatırlamıyorsam.
1996 tarihli Fargo filmi zaten Coen'lerin adını dünyaya duyurdukları filmlerden de bir tanesiydi.
Ondan önce de az çok biliniyorlardı ama özellikle Fargo filminde çok geniş kitleye ulaştılar.
Neden? Çünkü film iki tane Oscar aldı.
Orada iyice artık böyle yani akademinin falan kutsalığı yönetmenlere dönüştüler.
Burada öyle bir anti kahramanımız var ki iddia ediyorum.
Sinema tarihinin hem en iyi hem de en anti kahramanı buradaki Francis McDormand'ın Oscar'la taşlandırılan performansıyla canlandırdığı Marge
Gunderson diye bir polis karakter.
Bakınız filmin yani işte başında bir...
Böyle iki tane, gerçi onlar da salak biraz da neyse ya.
Koanler'in bütün karakterleri biraz anti kahramandır ya da anti kötü adamdır yani.
Bu zaten olayları o.
Koanler üzerine bir program yapayım ya.
Bir film yapsınlar da. Onların da hani onu bahane edip Koanler'i uzun uzun anlatayım size.
Çok isterim. Müthiş yönetmenlerdir gerçekten.
Burada iki tane salak diyebileceğimiz böyle tipleme bir kadını kaçırıyor.
Öyle söyleyeyim. Çok uzun bir öyküsü var tabii filmin de.
O kadar detaya girmeyeyim. Ve bu iki salak bir kadını kaçıran kötü adamın diyelim peşine hamile bir kadın dedektif düşüyor.
Bakınız hamile böyle zor yürüyor sabah kusmalarından sabah bulantılarından muzlenip yatağından zor kalkan zor yürüyen hani hamile kadınlar artık 8.
yüzyıla gelince biraz bacakları böyle açığa açığa yürürler böyle göbeğini tutarlar zor eğilirler zor kalkarlar falan ya mesela artık o aşamaya gelmiş böyle 3 aylık hamile falan değil yani.
Daha işte cinsiyetini bekliyoruz işte hayırlısı bakalım falan.
Öyle değil. Artık sona gelmiş.
Hamileliğin son aşamalarında bu şekilde çok ilginç, garip bir kaçırma öyküsü bu dedektifimize veriliyor.
Bu dedektifimiz böyle çözecek.
Bakınız antik kahramanlığa bakar mısınız?
Nerede o az önce andığım kahramanlar işte?
Süpermenler, Kaptan Amerikalar, Iron Menler, Batmanler falan.
Zor yürüyor diyorum ya.
Bakar mısınız? Zor yürüyor ama...
Bu olayı çözecek. Harika.
Gerçekten çok iyi. Yine izlemediyseniz elbette mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Şimdi farklı açılardan tabii antilik örnekleri verdik.
Şimdi artık o erdemli, şimdi bu bahsettiğim iki karakter de mesela yani Lebowski'de, Marge'da ve erdemli tipler aslında.
Sadece yeterlilikleri açısından biraz anti kahraman örneği olarak karşımıza geliyorlar.
Evet şimdi gelelim artık baya böyle yani işin içinde hiç erdem merdem yok.
Yani o erdemliliği falan baya kenarda bırakıyoruz.
Bildiğiniz pürüzlüden de çıkıp kötü denebilecek kahramanlara geliyoruz.
Buraya geldiğimizde ise birçok örnek verebilirim ama öyle bir örnek vereceğim ki neredeyse erdemsiz olduğu için anti kahraman olan tiplemelerin hepsini bünyesinde barındırabilen muhteşem
bir filmden örnek vereceğim size.
2009 tarihli Zack Snyder imzalı Watchmen.
Watchmen hem bence çizgi roman tarihinin hem de sinema tarihinin En olağanüstü süper kahraman ve aynı zamanda anti kahraman öykülerinden bir tersi ki sinema
filmi olan Watchmen ne yazık ki eleştirel olarak çok da yüksek puanlar almadı.
İzleyiciler de hani sevdi ama öyle çok da kutsanmadı.
O kadar üzülüyorum ki bu filmin bu kadar hakkının yenmiş olmasına.
Burada kahraman miti tam olarak alaşağı ediliyor.
Ters yüz ediliyor ve Watchmen filminde erdemli olan bir sürü kahramanın antikahramana dönüşme süreci anlatılıyor.
Kötü karaktere dönüşen muhteşem karakterler görüyoruz.
Bu sarsıcı neden de şudur ki artık dünya kahramanları istememektedir.
Kahramanların o pürüzsüz erdemli haline saygı duymamaktadır.
Çünkü dünya artık o kadar pürüzsüz değildir.
Bundan dolayı da kahramanlar...
O çok sevdikleri insanlar ve günümüz dünyası kendilerine sırt döndükleri için birer anti kahraman olmak zorunda kalmışlardır.
Çok uzun uzun anlatmam lazım hani bu kadar derine inemeyeceğim sohbetimiz bağlamında ama örneğin filmde Roşak diye bir karakter var.
Jackie Earl Harley adlı oyuncunun çok fazla tanınılmaz ama muhteşem bir oyuncudur.
Ve yine çok fazla bilinmez ama Roşak karakteri bence sinema tarihinin en çarpıcı karakterlerinden bir tanesidir.
Onun dışında Patrick Wilson'ın canlandığı Dan karakteri, Dr.
Manhattan karakterinin ama elbette Watchmen deyince ilk aklımıza gelecek.
Jeffrey Dean Morgan'ın canlandırdığı Edward Blake adıyla bildiğimiz komedyen karakteri.
O en fazla dönüşen tipleme olmuştur.
Böyle neredeyse artık kötü bir süper kahraman.
Yani anti kahraman da demeyeceğim artık.
Kötü karakteri dönüşmüş bir süper kahramanı canlandırır burada.
Yani o kadar çok karakter var ki bu filmde.
Hepsi birer anti kahramana hatta kötü karaktere dönüşür.
Müthiştir. Bugün anlatmak istediğim bu anti kahraman tiplemesinin tüm vasıflarını, tüm o dönüşüm dinamiklerini bünyesinde barındırabilen bir filmdir Watchmen.
İzlediğimiz süper kahraman filmlerinin hiçbirinde tamamen pürüzsüz, tamamen erdemli ve mükemmel bir süper kahramanın sahip olduğu bir film ben artık hatırlamıyorum.
Hepsinin ya Iron Man gibi işte Batman gibi falan bir pürüzü var ya da belki onlar bir süre sonra...
Anti kahramanı dönüşüyor.
En mükemmelleri bile. Bakınız dönüşüyor dediğim hemen şöyle bir örnek daha vereyim.
Zack Snyder mesela Adaletin Şafağı filminde Superman ve Batman karakterlerini karşı karşıya getirmişti.
Tam olarak bugün size anlatmaya çalıştığım dramatik dönüşümü işte o filmde Superman nefis bir replikle dile getirir.
Orada der ki bu dünyada hiç kimse iyi kalamaz.
Bakınız bu çok çok güzel bir laf.
Günümüzde erdemli mükemmel kahraman yok.
Neden? İşte çünkü günümüzde erdemler, değerler, bizim erdemli dediğimiz bütün vasıflar o kadar aşındırılmıştır ki artık ne yazık ki hiçbir kahraman kahraman
olarak kalamayıp er geç anti kahramana dönüşecektir.
Başka bir tanesinden örnek vereyim.
Kaptan Amerika'ya örnek vermiştim.
İşte Kaptan Amerika'da hep şöyle bir şey söyler.
Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum der.
Ayırt edemiyorum der.
Bunu Civil War filminde özellikle dile getirmiştir.
Tam Captain America'nın da dramı budur.
Çünkü onun zamanında geçmişte yani işte 2.
Dünya Savaşı'nda 40'lı yıllarda falan iyi vardır, kötü vardır.
Ve kaptan peşinden gitmek istediği erdemli değerleri gayet kolayca ayırt edebilmektedir.
Ama işte 70 küsur yıl bozun içerisinde uyuduktan sonra geldiği dünya yani bugünün dünyası hiç de 1940'lardaki gibi iyinin kötünün çok belirgin çizgilerle
ayrıldığı bir dünya değildir artık.
Ondan dolayı da kaptan Amerika günümüz dünyasının doğrusuna yanlışına Ayak uyduramamıştır zaten.
Evet çok uzattım yine kusura bakmayın ancak diyorum çok zengin bir konu.
Şöyle özetlemeye çalışayım anti kahraman tiplemesinin dramatik derinliğini.
İşte tam olarak da aslında Kaptan Amerika'nın dönüşümü özetleyen bir hikaye ve dramatik dönüşüm gerçekten.
Bir zamanlar dünya iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın kolayca ayırt edilebildiği bir dünyaydı.
Ancak günümüzde artık o kadar karmışık.
O kadar kaldırılamaz bir hale geldi ki artık günümüzde iyiyle kötüyü ve doğruyla yanlışı ayırt etmemiz mümkün değil.
Ondan dolayı kahramanlarımız da ister istemez anti kahramana dönüşmüş durumda arkadaşlar.
Ve hiçbir kahraman artık pürüzsüz ve kusursuz değil.
Ve biz onları kusurlarıyla seviyoruz ve biz de zayıflıklarımızla tıpkı kahramanlarımız gibi hayata devam etmek zorundayız.
İşte kahraman mitinden anti kahraman mitine dönüş dramatik derinliği tam olarak bunu bize anlatmaya çalışıyor.
Ben de bugün bu dramatik derinliği incelemeye ve sizinle paylaşmaya çalıştım.
Umarım başarabilmişimdir.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
