
Haftanın Gündemi, Sinemada Zombi Filmleri Üzerine
21 Mart 2024 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
*Bu bölüm ''TV+'' hakkında reklam içerir.*
Bu haftaki programımızda hem sinemanın gündeminden bahsettik hem de Zombi Filmleri alttürünü özetlemeye ve incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
TV+ için tıklayın: The Walking Dead: The Ones Who Live
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris'ti Görkem Ögey ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda hem sinemanın gündeminden hem de sinema tarihinin önemli alt türlerinden biri olan zombi filmlerinden bahsedeceğiz.
Sinemanın gündemi çok yolunda ama bu yoğunluğun içerisinde bile öne çıkan iki ayrı başlığımız var.
Bir tanesi, Oscar'lar dağıtılmış olmasına rağmen Rüzgar'ı hala dinmedi.
Çünkü hem Oppenheimer...
Hem de Oppenheimer'ın kadrosu Cleon Murphy, Robert Downey Jr.
ve özellikle de Christopher Nolan tabii iyice yıldızlaştılar böyle.
Bütün sosyal medya gerçekten Oppenheimer'la ve bu üç sinemacıyla dolu.
Rüzgarı dinmiyor Oppenheimer'ın.
Ama sadece değil ve Oppenheimer'la gündemi paylaşan bir başka sinema, artık ilk haftalardan sinema efsanesine dönüşmüş bir proje elbette Düğün Çöl Gezegeni bölüm
2. Üçüncü haftasında 400 milyon dolar sınırına yaklaştı.
Eleştirel puanları o kadar yüksek ki yani IMDB'de Rotten Tomatoes'da, Letterboxd'a, Critical.com'da tüm ortamlarda fırtına gibi esiyor.
Ve şimdi şöyle küçük bir not düşmek istiyorum hatırlayacaksınızdır.
2023'de Oppenheimer gösterime girdiğinde hemen yakın zamanda Barbie filmi de gösterime girmişti ve Barbunheimer isimlendirmesiyle Hani bu iki film çok koşut gidiyordu böyle birlikte anılıyordu
o bu iyi bu mu iyi ona mı gidelim buna mı gidelim hani tüm popüler sinema dünyası bu ikisi üzerine konuşuyordu.
Tabi ben o zaman iki film üzerine de ayrı ayrı programlar yapmıştım ve Oppenheimer üzerine yaptığım programda demiştim ki tamam hani bu iki filmin bir arada anılması ama güzel sevimli her tarafta gifler capslerle şakalaşılıyor konuşuluyor falan ama
kıyas kabul etmez elbette demiştim Oppenheimer Barbie'den çok daha iyi bir film demiştim zaten.
Genelinle görüşü bu aslında tabii ki.
Yani o tip bir karşılaştırma değildi o.
Hani popüler bir karşılaştırmaydı diyebiliriz.
İşte hani şu an düşünüyorum da hala hatırlanıyor, seviliyor.
Yani sevimli bir projeydi ama elbette kalıcılığı biraz daha popülerlik üzerinden oldu Barbie'nin.
Ama Oppenheimer saygınlık uyandıran bir proje oldu.
Gerçekten kalıcı bir proje oldu.
Ve gündemde ne var dedik?
Hem Oppenheimer hem de Dune var dedik ya.
İşte aslında bu iki film...
Şöyle diyeyim iki film en üst yeryana konup karşılaştırılmadı ama daha çok bu iki filmin yönetmenleri Christopher Nolan ve Donnie Vindo sık sık karşı karşıya geliyorlar.
Zaten birlikte hani çektirdikleri fotoğraflar paylaşılıyor.
Donnie Vindo demiş ki işte 21.
yüzyılın en iyi yönetmeni Christopher Nolan falan böyle hani o iki yönetmen karşı karşıya getirilip birlikte anılıyor ve karşılaştırılıyordu elbette.
Yani 2000'lerin en önemli iki yönetmeni gerçekten Nolan ve Vindo.
Ama her şekilde bu karşılaştırmaları hani ister sevelim ister sevmeyelim yapalım ya da yapmayalım.
Neticede sinema sohbetlerimizi, sinemaya olan ilgimizi, sevgimizi körükleyen şeyler bunlar değil mi?
Güzel yani bir anlamda da güzel aslında.
Ve ben diyorum ki en open-eyemlerle dün karşılaştırılacak.
Elbette yani bunun üzerine sohbetler dönecek ve elbette Nolan ile Winlow karşılaştırılacak.
Benim gibi güzel. Bunlar sinema sohbetlerine kapı açan şeyler.
Şimdi bu iki büyük gündem bınması karşısında paylaşmak istediğim bir iki haber var.
Onları da hızlıca geçeyim ve esas konuma geleyim.
Birincisi benim çok sevindiğim bir haber.
2018 yılında Steven Spielberg Ready Player One diye bir proje yapmıştı.
Bana göre Steven Spielberg'in erken dönem muhteşem filmlerine bir tür dönüştü bu film.
Bilim kurguydu, oyun dünyası üzerine alternatif tarih bilim kurgusu ya da olası geleceği anlatıyor denebilecek nefis bir filmdi.
Ve Steven Spielberg'in Ready Player One projesi Ready Player Two olarak devam filmiyle tekrar karşımıza geleceği müjdelendi.
Ve haberlere göre de Steven Spielberg evet devam filminin geleceğini doyurulamış.
Henüz detaylar belli değil yani hangi yılda karşımıza gelir tam bilmiyoruz ama 2025 gibi falan olabilir diye böyle tahminler yürütülüyor.
Ama her şekilde çok güzel bir haber.
Ben bunun takipçisi olacağım.
Devam filmini de merakla bekliyor olacağız diyebilirim.
Bir diğer haber, inanılmaz bir film vardır.
Günümüzün genç sinema severleri belki izlemişlerdir ama efsanesi hala devam ediyor denebilir.
1994 yapımı Alex Proyas adlı müthiş bir yönetmendir aslında ama ne yazık ki kariyeri iyi gitmedi.
90'larda muhteşem filmler yapmıştı.
Alex Proyas'ın yönettiği The Crow projesi, başrolünde Bruce Lee'nin oğlu Brandon Lee'nin oynadığı ve set...
Ve çok trajik bir şekilde hayatını kaybetmesiyle ne yazık ki kürtleşen film The Crow'un yeniden çevirimine yapılacağı açıklanmıştı.
Ve filmin başrolünde de Bill Sarsgaard oynuyor.
Çok iyi bir proje olabilir gerçekten.
Çünkü 94 yapımı The Crow filmi muhteşemdir.
Yeniden çevirimler hani bazen öncesini aratıyor.
Tabii hani biraz da böyle tedirginlikle bu projeyi beklemiyor değilim.
Ama yine de...
Ruhu Yeniden Çevirimi güzel bir haber, heyecan verici bir haber.
Onun fragmanı çıktı.
Ben merakla beklediğim filmlerin fragmanlarını hiçbir zaman izlemediğim için bu filmin de fragmanını izlemeyeceğim ama size hatırlatmış olayım.
Ve gelelim bu haftanın esas konusuna zombie filmleri.
Şimdi ben iki buçuk yıl kadar önce Kıyameti Hak Eden Medeniyet diye iki bölümlük bir kıyamet filmleri dosyası yapmıştım.
Şimdi kıyamet filmleri çok önemli tabii ki.
Yani altında bir sürü alt türü var.
İlgi duyan arkadaşlar o programları dönüp dinleyebilirler.
Tabii o zamanlar sinematrisin formatı biraz farklıydı ama yine de kıyamet öyküleri ana başlığı altındaki çok sayıda kıyamet senaryosu içeren alt türü ben uzun uzun orada anlatmıştım.
Ancak çok fazla türe girip çıktığım için özellikle belli türler üzerine uzun uzun açıklamalar yapmamıştım.
Biraz böyle hani başlık başlık geçip.
Alt türlerin temel özelliklerinden bahsetmeye çalışmıştım.
Tabi ilerleyen haftalarda, aylarda karşımıza farklı kıyamet öyküleri geldi.
Mesela küresel felaket öyküleri üzerine Moonfall adlı film gösterime girmişti.
O zaman da küresel felaket öyküleri üzerine bir şeyler söylemiştim.
Yani sinematristlerde böyle dönem dönem kıyamet öykülerini sizinle paylaşmaya, size anlatmaya çalışıyorum.
Çünkü çok geniş bir tür gerçekten kıyamet öyküler.
Geçtiğimiz hafta da ben...
geçtiğimiz yıllara ait birkaç tane zombi filmi izledim.
Hani türü şöyle bir hatırlayayım dedim falan.
Hani onlardan da yola çıkarak böyle benim bir zombim geldi her böyle.
Onun için zombi filmleri üzerine de detaylı bir program yapmadığımız için sinematristlerde işte sizinle bu hafta güzel bir zombi filmi dosyası yapayım dedim.
Genellikle yaptığımız gibi ben bir tanımlardan yola çıkayım.
İşin böyle bir tarihine falan bir girelim değil mi?
Zombi ne demek? Zombi aslında Hem kadim Afrika kültüründe hem de Latin Amerika kültüründe geçen bir şey.
Geçmişte anlatılan bazı öyküler var.
Tabii efsaneler bunlar. Elbette gerçek değildir ama efsanelerin zaten masalların gerçek olması gerekmiyor değil mi?
Güzellikleri burada. Fantastik öyküler bunlar.
Bazı Voodoo büyücülerinin ölmüş kişileri Voodoo ayinleriyle, büyülerle falan tekrar hayata döndürdüklerine dair fantastik hikayeler anlatılmıştır.
Tarihte bunlara ait. Çok sayıda öykü var.
Tam da sinemalık zaten yani.
Yani sinema bununla ilgilenmesin de neyle ilgilensin?
İşte bu şekilde tekrar hayata döndürülen ölülere zombie deniyor.
Ya da bunlara zombie ayinleri deniyor.
Ya da bu olayın kendisine zombie deniyor.
Çok emin değilim. O biraz bulanık yani işin o tarafı.
Ama temel olarak zombie deyince aklımıza yeniden hayata döndürülmüş ölülerin gelmesi gerekiyor.
Şimdi bu biraz da estek bir tanım aslında.
Çünkü... Zombi deyince aklımıza belki de mumyalar da gelebilir değil mi?
Kadim Mısır'da Mısır firavunlarının tekrar hayata döndürülecek şekilde bedenleri çürümesin isteniyor.
Onlar böyle işte ilaçlarla falan döneminin tıbbi teknolojileriyle bezlere sarılıyorlar.
Bir tür dayandırılma usulüyle gömülüyorlar ve onların tekrar hayata geleceğine inanıyor.
Ve biliyorsunuz çok sayıda mumya filmi vardır tarihte.
Hani o mumyalar da aslında bir anlamda zombi gibi değil mi?
Neticede hani ölmüşler ve tekrar canlanmışlar.
Bunlara da zombi filmi deniyor.
Bu örneklerin arasında zombi kelimesinin geçtiği filmler de var.
Ama aslında zombi filmleriyle ortaklıklar barındırsa da zombi kelimesinin geçmediği filmler de var.
Ve buna ek olarak da bir zombi filmi türü daha var diyeceğim.
Şöyle ki yeri gelince mi bahsedeyim?
Neyse işte şimdi bahsedelim hadi tanımlardan bahsettik.
Şimdi hani ölüler bayağı gömülmüş yani ölü ya da bir piramide falan gömülmüş tabutun içerisinde bu canlanıyor değil mi?
Ama bir de bir kişinin ölmesi beklenecek bir hastalık kapı ölmesi ve hani gömülmeden falan yani hani birden atıyorum işte 10 saniye 20 saniye 3-5 dakika gibi kısa
kısa sürelerde tekrar canlanması ama insaniyetini yüksek oranda kaybedip başka bir şekilde ama yine de yaşayan ölü olarak isimlendirilebilecek bir formatta.
tekrar canlandığı filmler var.
Bakınız bunların hepsine zombi filmleri denebilir.
Şimdi zombi filmleri sinema tarihinde ta 1930'larda falan başlıyor.
Belki ondan öncesi de vardır ama özellikle zombi kelimesinin geçtiği en erken tarihli film birçok kaynağa göre ve benim araştırmalarıma göre de 1932 tarihli White
Zombie diye bir film. Şimdi bu filmde başrolde Belen Lugosi var.
Belen Lugosi Otuzların, kırkların en büyük korku filmi oyuncusu zaten.
Yani işte vampir oynamış, Dracula'yı oynamış, zombi oynamış, neleri neleri oynamış.
Çok değerli bir oyuncu gerçekten Bela Lugosi.
Yakın zamandaki bazı filmlerde zaten Bela Lugosi başka oyuncular tarafından canlandırıldı bile.
Oraya girmiyorum o çok uzun bir konu ama diyorum 1932 tarihli Wild Zombie filmini sinemada uzun metal zombi filmlerinin başlangıç projelerinden bir tanesi olarak görebiliriz.
Bir de 1936'da hani şu kelime hani başka filmler var ondan sonra hepsini anlayacağım tabii bir sürü film var.
Ama 30'lu yıllarda yani erken tarihi zombi filmleri içerisinde özellikle bir tane film benim daha çok dikkatimi çekti.
Filmin adı baya Walking Dead.
Bakar mısınız hani yürüyen ölü.
Walking Dead'e geleceğiz zaten birazdan.
Zaten zombiye hani living dead hani yaşayan ölü denmesinin de sebeplerinden bir tanesi de bu ki ne dedik hepsi ölü ama bir şekilde.
Hayata dönüyorlar. Ve Walking Dead filminin bu bahsettiğim 36 tarihli filmin yönetmeni de Michael Curtis.
Başrolde de Boris Karloff var.
Michael Curtis 30'lu 40'lu yılların sinemanın erken döneminin önemli yönetmenlerinden bir tanesidir.
Boris Karloff da tıpkı Bela Lugosi gibi o dönemin en önemli korku filmi oyuncularından bir tanesidir.
Gerçekten bir efsanedir yani müthiş bir oyuncudur.
İşte bu iki sinemacı Walking Dead gibi.
bir zombie filminde ve bir korku filminde görmek muhteşem.
Geçtiğimiz aylarda ben Exorcist filminin devam bölümleri üzerine bir program yapmıştım ve orada demiştim ki Exorcist filmi korku türüne prestij kazandıran filmlerden bir tanesidir.
Exorcist'e kadar çok az korku filmi işte Oscar'lar da boy göstermiştir.
Cannes Film Festivali'nde falan belki korku filmlerine rastlamayız falan.
Ondan dolayı korku filmin biraz diyorum dışlanmış bir tür olduğu için böyle önemli sinemacıları korku türünde Ve özellikle de zombi filmlerini görmek gerçekten önemli.
Şimdi 1930'lerden falan başlıyor zombi filmleri.
Geliyor, geliyor, geliyor.
1968 yılında büyük bir kılınma yaşıyor.
Çok da itibarı görmeyen bir tür olan zombi türü bedene geliyor tekrar diyelim.
Hangi yönetmen George A.
Romero, hangi film?
Elbette orijinal adıyla The Night of the Living Dead.
Bizdeki adıyla da tam çevirisiyle...
Yaşayan Ölülerin Gecesi filmi.
Korku sinemasının önemli örneklerinden bir tanesi ve elbette zombi filmlerinin de başyapıtı diyebiliriz Yaşayan Ölülerin Gecesi için.
Şimdi George A. Romero'nun filminin bazı ayırt edici özellikleri vardı.
Yaşayan Ölülerin Gecesi gayet düşük bütçeli, gayet mütevazi şartlarda çekilmiş.
Yani bugün dönüp izleseniz, elbette çok kısıtlı imkanlarla, çok ilkel...
Sinema teknolojileriyle yapılmış, efektlerle, makyajlarla yapılmış bir filmdi.
Ama gerçekten tüyler hürpertici, inanılmaz tedirgin edicilikte ve korkutuculukta bir filmdi.
Bu filmin özelliklerinden bir tanesi şuydu.
Şimdi zombi filmlerinde bir yaşayan ölü neticede ortaya çıkıyor.
Bir korku figürü. Sizin üzerinize saldırıyor, sizi yiyor, öldürüyor falan filan değil mi?
Yaşayan ölüleri gecesindeki zombiler mezardan çıkıyorlardı.
Sadece yavaşça yürüyorlardı.
Bakınız tek eylemleri buydu.
Yavaş yavaş yürüyorlar böyle.
Yani koşarak kaçabilirsiniz.
Ama soru şu. Nereye kadar kaçacaksınız?
Çok sayıda zombi var.
Kaç Allah kaç. Nereye?
Yani kaçıyorsun bir zombi daha.
Kaçıyorsun bir zombi daha. Elini alıp tüfek vur öldür.
Öldürsen ne olacak? Ne bileyim kılıç baltı al kafasını kopar.
Ne bileyim kolunu kopar. Zaten ölü.
Yani yapacak bir şey yok.
Çok fazla sayıda zombi yavaş yavaş yürüyerek size doğru yaklaşıyordu.
O tüyler ürperticilik o çiğlikten de geliyordu biraz.
Bir Amerikan kasabasında geçen bir öyküdür.
Zombiler ayaklanır ve bir aile bir evin içerisine girip mahsur kalırlar.
Kendilerini orada korumaya çalışırlar.
Zombiler gelir ve o aile evin içerisine o zombilerin girmesini engellemeye çalışır.
Kendilerini korumaya çalışırlar.
Gayet de küçük bir öyküdür aslında.
İlerleyen yıllarda Romero birçok zombi filmi yaptı ve filmlerin ölçekleri ve kapsamları da büyüdü tabi.
Artık sonunda neredeyse tüm dünyayı saran bir zombi fırtınasına kadar vardı Romero'nun zombi öyküleri.
Yaşayan ölülerin gecesinden sonra zombi filmleri bir filmde daha büyük bir kırılma yaşadı.
O film hangisi? 2002 tarihli Danny Boyle'un yönettiği 28 gün sonra adlı film.
Burada olay artık tamamen farklılaşmıştı.
Tedirgin edici biçimde yavaş yavaş yürüyerek insanların üzerine gelen zombi imgesi var dedim ya.
Burada koşan, saldıran, son derece vahşi, mücadeleci ve tedirgin edici tüyler ürperten korku filminden bilimkurguya drama ve aksiyon
numsu bir zombi filmi tür kaynaşmasına terfi etti zombi türü.
Çok iyi bir filmdir Dede Boylu'nun 28 gün sonra filmi.
Oppenheimer'la en iyi erkek oyuncu Oscar'ı alan Cleon Murphy 28 gün sonranın başrolündedir ve karşımızda gencecik daha çok daha toy ama yine de çok iyi oyunculuk sergileyen
Cleon Murphy vardır.
28 gün sonra etkileyici bir zombi ve bilimkurgu uyku güzellemesi karşımıza çıkardı.
Çok iyiydi ve onun etkisiyle diyelim belki yeni nesil bir zombi kurgusu anlayışı ortaya çıktı.
28 yıl sonrayla aynı yılda gösterime giren Resident Evil serisi başladı.
Ölümcül Deney diye bizde gösterime girdi.
Ondan sonra da 2007 tarihli Francis Lawrence'ın yönetip Will Smith'in başrolünde olduğu I Am Legend, Ben Efsaneyim filmi.
Bu filmde zombi kelimesi geçmiyor ama bir zombi filmi demekte hiçbir sakınca yok.
Ondan sonra 2013 tarihli Mark Foster'ın yönettiği ve Brad Pitt'in başrolünde oynadığı Ve artık zombi olgusunun tamamen böyle küresel bir felaket haline gelip
de tüm dünyayı kasıp kavurduğu Dünyalar Savaşı Z, World War Z diye bir film gösterime girdi.
Benim bildiğim gördüğüm en büyük çaplı zombi filmlerinden bir tanesi Dünyalar Savaşı Z filmi.
Peki zombi filmleri ne anlatır?
Az önce dedim ya kıyamet öyküleri başlığı altında ben bunları anlattığımda Yani makinelerin istilası, işte hastalıklar, dünyaya bir gezegen veya meteor falan bir şey çarpması, kölesel
ısınma falan bir sürü kıyamet senaryosu var.
Kıyamet öykülerinde zaten çoğunda insanın kendi kendisini yok etmesi vardır.
Mesela işte makineleri biz yaparız, bilgisayarları biz icat ederiz, bir nevi tanrısallaşırız, sonra bizim yarattığımız...
Gelir bizi yok eder. İşte Tanrı'yı yok etme miti.
Orada bir sürü mitoloji, mitoloji, Blade Runner'lar, Matrix'ler, Terminatörler.
Oraya giriyoruz. Okey. Neticede insan yapar bunu.
Onun dışında küresel ısınma, küresel felaketler, kirlilik, dünyadaki hayatın sona ermesi.
Kim yapar? Yine insan yapar.
Yani aslında az önce bahsettiğim kıyameti hak eden medeniyet diye anmıştım ya o zaman.
İşte insan eliyle çoğunlukla gelir kıyamet.
İşte Zoranbi filmlerinde nasıl bir mesaj ve ayrıcalık var?
Zombi filmlerinde artık insanın kendisi canavarlaşır.
Kendisi anormalleşerek kendisini yok etmeye başlar.
Zombi filmleri bir anlamda der ki sen dünyayı yok ediyorsun, işte makineler yapıyorsun, hastalıklar ortaya çıkıyor, onlarla başa çıkamıyorsun.
Kendi yaşadığın tek yuvan olarak dünyayı yok ediyorsun, kıyametler doyuruyorsun.
Zombi filmleri der ki sen bırak dünyaya hakim olmayı, sen kendine ve bedenine hakim ol önce.
Çünkü insan bunu bile başaramamaktadır.
Şöyle bir durum var ki, öldü bir insan, onu biz işte büyülerle, voodoo aileyle, bir şeyle tekrar canlandırdık.
O canlandırdığımız gelir bizi öldürür.
Yani onu biz canlandırıyoruz ya.
Ya niye canlandırıyorsun be adam?
Niye bin öleyi canlandırıyorsun?
Derdin ne? Hani mumya dediği risk tiplemede kısmen zombi öyküsüdür dedik değil mi?
Evet. Bütün mumya öykülerinde mumya canlanır ve insanlara zarar verir, insanları öldürür.
Dünyayı fethetmeye çalışır bir firavun falan filan.
Bak şimdi. Hemen insan eliyle oluyor.
Ve zombi filmlerin bir kısmında da az önce andı Resident Evil serisinde böyle bir şey vardır.
Bir hastalık patlar, bir virüs ortaya çıkar.
İnsanlar son derece öfkeli, son derece yırtıcı böyle hayvanlara dönüşürler.
Hani hasta insanlar sağlıklı insanları yemeye başlarlar.
Ve zaten hani o gelip bir ısırdığında ondaki virüs sana da bulaşır.
Sen de zombiye dönüşürsün falan.
Yani bir şekilde o zombilik Bulaşıcıdır da.
Bakınız böyle bir alt metni ve mesajı var filmlerin.
Ve aynı zamanda özellikle Danny Boyle'ın 28 Gün Sonra adlı filminde karşımıza geldiği gibi virüs kapmayan, zombi olmayan normal insanlar vardır.
Zombilerden kaçan, kendisini korumaya çalışan falan değil mi?
Bir de zombiler vardır.
Ancak bir de zombileşmeyip yani görece sağlıklı olup da ne yazık ki kötü insan olan tipler vardır.
İşte insanlar da kendi arasında kalan kısıtlı kaynakları paylaşamayıp birbirini öldürmeye falan başlar.
Orada da şöyle çok güzel bir altmetin vardır ki, hani bir kıyamet durumunda insan kendisini kaybediyor, zombiye dönüşüyor, ahlakını da kaybediyor, kendi kendini de öldürmeye başlıyor.
Yani sağlıklı insanlar birbirini öldürünce zombilerin insanları öldürmesine neredeyse gerek kalmıyor gibi son derece sarsıcı insan doğasıyla ilgili Gayet derin bir
tespite varır zombi filmleri.
Hemen hemen bütün zombi filmlerinde de bu kötücül insanlar var.
Şimdi zombi filmleri yapılmaya devam etti.
Özellikle çok yakın zamanda yapılmış bir projeyi anmamak gerçekten mümkün değil.
Ancak bu bir sinema projesi değil, televizyon projesi.
The Walking Dead dizisi.
2010 yılında başladı The Walking Dead dizisi ve artık 2024'teyiz.
14 yıldır yani son hız aynı isimle sürüyor, gidiyor, devam ediyor.
Olağanüstü bir proje.
Ben geçtiğimiz haftalarda ya kaç kez söylemiştim.
Çok fazla dizi izleyen bir sinema sever değilim.
Elbette çok önemli baş yazıcı dizileri izlemişliğim var ama uzun metraj dediğimiz formata ne yazık ki biraz fazla bağlı veya o anlamda belki de muhafazakar bir sinema sever olarak anabilirim kendimi.
İyi bir şey değil bu biliyorum ama ancak Leaping Dead'i ben de izledim.
çok iyi yani zombi filmleri adına kıyamet mülkleri adına kısıtlı şartlarda insanların ne kadar hani zıvaladan çıkıp birbirini öldürdüğünü gerçekten dünya eğer bir kıyamet
yaşayacaksa illa bir zombi işte makine hastalık küresel ısınma falan bunlara hiç ihtiyacımızın olmadığı insanların zaten birbirine bir kıyamet yaşatabildiği üzerine de
bir seri gerçekten ve şundan da bahsetmek istiyorum dinleyici arkadaşlar bana Ya Görkem şu programda şu filmden bahsettin hani biz o filmi nerede izleyeceğiz diye soruyorlar bazen.
Ben de hani söylüyorum ama şöyle bir durum var ki günümüzde artık filmleri çok fazla yerde deneyimleme şansımız var.
Ve tabi özellikle de dijital platformlar yakın zamana damgasını vurmuş durumda.
Yepyeni dijital platformlar çıkıyor.
Hazır Walking Dead demişken de Walking Dead şu an TV Plus'ta gösterimde ve özellikle de Yeni bölümleri Amerika'yla aynı anda gösterime giriyor.
İster dublajlı, isterseniz de altyazılı olarak ratinglerin en güncel, en son bölümlerini TV Plus'ta izleyebiliyorsunuz.
Ve özellikle de şunu söylemek istiyorum.
TV Plus yakın zamanın parlak platformlarından bir tanesi.
Bir de en çok ne hoşuma gidiyor biliyor musunuz?
Şöyle bir durum var. Yani TV Plus'a girip baktığınızda son derece sade, son derece...
Tırnak içinde minimalist bir tasarım anlayışına sahip olduğunu görüyorsunuz.
Şimdi ben kendi adıma söylüyorum.
Hani bazı platformlara girdiğinde böyle tek bir sayfada onlarca link, onlarca görsel küçük küçük böyle yani hiç böyle kullanışlı ve göze hoş gelmeyen bir tasarım anlayışını
benimsediğini görüyorum bazı platformların.
Ya arkadaşlar film opişi dediğimiz şey büyük olarak deneyimlenmek ve tüketilmek için tasarlanmış bir görseldir aslında.
Yani pul kadar bir film afişi yapmanın inanın hiçbir anlamı yok.
Yani filmin hangi film olduğunu anlayamıyorsunuz bile çoğu platformda.
İşte TV Plus bence gerçekten nefis bir tasarım anlayışı enayim sunmuş.
Ondan dolayı çok sevdim, çok beğendim ben.
Kullanımı da çok güzel. Özellikle Walking Dead en son bölümleri yayınlamak istiyorsanız TV Plus'ı denemenizi tavsiye ederim.
Aynı zamanda şöyle bir durum var ki Walking Dead ana mesajı, ana tavrı değişmedi ama...
Güncellendi. Bir sürü karakter eklendi.
Bir sürü olay eklendi falan. Kendi başına bir evren ve zombi filmlerin altında da hani biraz aksiyon, biraz korku, biraz gerilim hani hangi türe sokuyorsanız artık hepsine girebilir.
Kendi başına çok önemli bir proje haline geldi.
Ondan dolayı hani zaten biliyorsunuzdur.
Hani ben böyle anlatıyorum da peki de gereksiz bunları bu detayları vermem.
Bilmiyorum. Ondan dolayı Walking Dead'i de zombi filmleri altında almamak mümkün değil.
Son olarak da dipnotu da eklemek istiyorum.
Ben aynı zamanda zombi filmi de çekmiş biriyim.
Çok sevdiğim bir dostum Fırat Konuşlu.
Onun bir kısa film projesi vardı.
Bir zombi filmi. Görkem gel bana yardımcı ol demişti.
Zaten o benim yazıp yönettiğim bir filmde bana yardımcı olmuştu sağ olsun.
Bu projede de ben ona yardımcı oldum.
Güzel oldu bence. Keyifli oldu.
Cedel kısa film diye googlarsanız yüksek olasılıkla bulacaksınızdır.
Fırat'ın kendi Vimeo hesabında film duruyor.
Ve şöyle ki aslında Fırat'ın bir uzun metraj zombi filmi projesi vardı ki biz bu kısa filmi bu uzun metraja bütçe bulabilmek için yapımcılara sunmak için çekmiştik aslında.
Ki ben demiştim Fırat'a Türkiye'de pek fazla zombi filmi yok ondan dolayı buna yapımcı bulmanız biraz zor olur.
Senaryoyu da ben yazacaktım zaten ben demiştim kendi bütçemizle çekebileceğimiz bir senaryo yazarım ben demiştim sen yapımcı falan boşver.
Hiç o solara girmeyelim diye düşünmüştük, oturmuştuk, planlamıştık.
Ancak onun üzerine Fırat Almanya'ya taşındı.
Şu an orada kameramanlık ve post prodüksiyon işleri yapıyor.
Bir türlü fırsatımız olmadı yani o proje üzerine çalışmaya.
Senaryoyu kafamda yazdım bile çoktan.
Çok güzel, çok keyifli olacağına inandığım bir projeydi.
Neyse gelecek ne gösterir bilinmez tabii ki.
Bakarsınız bir süre sonra post apokaliptik zombi projesiyle karşınıza gelebiliriz değil mi?
Hiç belli olmaz bu işler.
Özetle zombi alt türü gerçekten önemli.
Kıyamet öyküleri altında da anacak olsak, bilim kurgunun altında anacak da olsak, dost apokaliptik olarak da anacak olsak, kurku altında da anacak olsak her şekilde zombi sinema için çok önemli
bir imge ve aynı zamanda zombi filmleri de sinemanın, sinema tarihinin önemli alt türlerinden bir tanesi bence.
Evet bu nedenle de bu hafta zombi filmlerini şöyle bir incelemek sizinle paylaşmak istedim.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
