
Haftanın gündemi, Kurak Günler filmi ve üzerine tartışmalar
15 Aralık 2022 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve hem gördüğü büyük ilgi hem de Kültür Bakanlığı ile yaşadığı sorunlar nedeni ile gündemden düşmeyen, Emin Alper imzalı Kurak Günler filmini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler..
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Çok fazla sayıda haber var, sinema üzerine gelişmeler var ve zaten 2022 yılının sonuna yaklaştığımız için çeşitli otoriteler, internet siteleri, çeşitli organizasyonlar hep yılın en
iyi filmleri listelerini açıklamaya başladılar.
Ve zaten 2022 yılının altın küre adayları da açıklandı.
Hani bu listeler, bu adaylar 2022 yılının nasıl geçtiğini, bu yılın en önce çıkan filmlerinin hangileri olduğunu bize gösteriyorlar aslında.
2022'nin en öne çıkan filmleri hangileri artık biraz belirlenmiş durumda ki bu listeler en sonunda zaten Oscar adaylarıyla netleşiyor diyebiliriz.
O anlamda altın küre adayları hani artık diyorum 2022 yılı üzerine bir özet geçebilmemiz için yılın öne çıkan projelerini, öne çıkan isimlerini, filmlerini, yapımcılarını, yönetmenlerini inceleyebilmek
için bize bir olanak vermiş oluyor.
Şimdi bundan kabaca bahsedeceğiz zaten.
Onun dışında birincisi Guglielmo del Toro'nun Pinocchio'su gösterimde film genel olarak sevildi aslında.
Kötü notlar verildiğini görmedik ancak yine de Guglielmo del Toro'nun genel filmografisi içerisinde biraz farklı bir durumda, farklı bir pozisyonla duran bir film.
En başında zaten animasyon olması ve stop motion animasyonla çekilmiş olması gerçekten çok çarpıcı.
Bunun üzerine birçok şey söylemek lazım.
Teknik olarak çok başarılı ve çok güçlü bir film.
Ondan da bahsetmek lazım aslında.
Hani bu haftanın önemli filmlerinden bir tanesi de o.
Ve ayrıca hani bana göre son yılların, son 10 yılın, 20 yılın en önemli yönetmenlerinden biri olan Chan Wook Park'ın son filmi Decision to Leave Mubi'de gösterime girdi.
Ben de filmi izledim.
Gerçekten çok... Sarsıcı çok iyi bir film.
Çanvuk Park gerçekten hiç hız düşürmüyor.
Neredeyse adamın yaptığı bütün filmler çok iyi.
Çok çarpıcı. Onun üzerine başlı başına bir program yapmak isterdim gerçekten.
Onun dışında yakın zamanda gösterime girecek olan çok önemli filmlerin fragmanları karşımıza gelmeye başladı.
Bir tanesi Galaxy'nin Koruyucuları 3 fragmanı yayınlandı.
Onun dışında Transformers'ın son bölümü olan Rise of Beats'in...
Fragmanı yayınlandı ve filmle ilgili beklentiler gerçekten çok yüksek.
Geçtiğimiz haftalarda Indiana Jones 5'ten bahsetmiştik zaten.
Onun fragmanı yayınlandı.
Hani böyle gayet yüksek teknik işçilikli, yüksek hasılata ulaşacağını tahmin ettiğimiz merakla beklenen projeler bir bir önümüze dökülüyor.
Ve tabi bunlar arasında belki de en önemlisi gerçekten...
Christopher Nolan'ın son filmi olan Oppenheimer.
Bu çok konuşuluyor.
Filmden sürekli görseller yayınlanıyor.
Hani çok güçlü, çok değerli oyuncular.
Zaten bir kısmı da Christopher Nolan'ın fetiş oyuncuları arasında.
Cleon Murphy mesela filmin başrolünde.
Christopher Nolan hem Robert Downey için hem de Cleon Murphy için çok övücü şeyler söyledi.
Ve filmin görselleri gerçekten çok çarpıcı, çok çekici.
Altın küre adayları açıklandı dedik ve dediğim gibi yılın en böyle öne çıkan filmleri farklı listelerde öne çıkmaya başladı dedik.
Bunları hemen ben bir hani şöyle kabaca bir anayım.
Yılın en öne çıkan filmlerinden bir tanesi zaten Avatar ki.
Önümüzdeki hafta zaten Avatar'dan bahsedeceğiz.
Ben filme hani ilk seanslarda zaten gideceğim.
Onun üzerine bir program yapacağız.
Uzun uzun size anlatmaya çalışacağım.
Avatar filmi öne çıktı.
Elvis filmi öne çıktı.
Her şey her yerde ve aynı anda filmi öne çıkanlardan bir tanesi.
Woman King filmi öne çıkıyor.
Herkes onu konuşuyor. Top Gun, Maverick zaten yılın en parlak, en güçlü filmlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıktı.
Doctor Strange'in yeni bölümü, ikinci bölümü.
Sonsuzluğun sınırı. Sanırım da o gerçekten çok hani iyi ve güçlü bir film olarak kabul edildi.
Onun dışında Steven Spielberg'in son filmi Fabelmanler henüz bizde gösterimle girmedi.
Yani henüz izleyemedik ama yine yılın öne çıkan filmleri arasında anılıyor.
Zaten hani yılın çarpıcı filmlerinden biriydi.
Pek de iyi bir film değildi belki ama tabii ki Marilyn Monroe'nun hayatını anlatan Blonde filmi var.
O çok konuşuluyor.
Black Panther Yaşasın Wakanda yine yılın öne çıkan filmlerinden bir tanesi olduğu hala Amerika listelerinde baya yukarılarda yer alıyor.
Ve onun da hem ödül alacağı hem de oskarlarda aday gösterileceği ve yılın da en iyi filmleri arasında olduğu sıkça söyleniyor.
Hani baya böyle diyorum artık 2022 yılı karşımızda böyle netleşmeye başladı diyebiliriz.
Şimdi diyorum çok fazla gündem var ama kurak günleri bir an önce geçelim.
Çünkü onun üzerine söylenecek çok şey var.
Artık diğer başlıkları ilerleyen zamanlarda başka programlarda tekrar hatırlatmaya ve üzerine bir şeyler söylemeye çalışırız.
Şimdi kurak günleri hemen hemen bütün sinema severler duymuştur zaten ama...
Hem film hakkında fazla bilgisi olmayan hem de Kültür Bakanlığı ile yaşanan sıkıntıları hiç duymamış arkadaşlar için, sinema severler için ben olayı size şöyle bir kabaca özetlemeye çalışayım.
Konuyu duymuş ya da bilen arkadaşlar da bilgilerini bir tekrar gözden geçirmiş olurlar.
Şimdi Kurak Günler Emin Alper'in dördüncü filmi.
Emin Alper yakın zamanın önemli sinemacılarından bir tanesi.
Türk sinemacılarından bir tanesi.
Tepenin Ardı. Abluka ve Kız Kardeşler diye 3 tane film yapmıştı.
3'ü de çeşitli festivallerde gösterildiği ödüller aldı vs.
Hani bayağı böyle başarılı sinemacılarımızdan bir tanesi.
Ki Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde de kurak günler 9 ödülle festivalden ayrılmıştı.
Gayet başarılı bir performans sergilemişti.
Filmin de ilk gösterimi Kan Film Festivali'nde yapılmıştı zaten.
Yani artık diyebiliriz ki...
Kurak günler Emin Alper'in böyle rüştünü ispatladığı film olarak karşımıza geliyor.
Şimdi filmden önce Kültür Bakanlığı meselesini anlatayım.
Film üzerine fikirlerimi, eleştirilerimi dile getireceğim ama.
Şimdi ta 2018 yılında henüz bir taslak halindeyken, proje halindeyken Emin Alper filmi Kültür Bakanlığı'na sunuyor ve proje için destek istiyor.
Kültür Bakanlığı da projeye...
Destek veriyor, onaylıyor yani.
Desteğini Emin Alper'e ve yapımcılara iletiyor.
Daha sonra filmin senaryosu tabii değişiklikler geçiriyor falan.
Hani her senaryoda olur zaten.
Tüm projelerde bu tip değişiklikler olur.
Ondan sonra Emin Alper filmi çekiyor.
Ve işte kurgusu, son hali falan filan.
Ondan sonra film gösterime giriyor.
Yakın zamandaysa Kültür Bakanlığı'nın filme verilen desteği faiziyle birlikte geri istediği haberleri Hani ortaya çıktı ve tabii çok sıkı yayıldı.
Hemen bütün sosyal medya bunu konuşmaya başladı.
Emin Alper ve filmin yapımcılarından en büyük yapımcısı diyelim olan Ay Yapım'da ortak bir bildiri yayınladılar.
Dediler ki işte Kültür Bakanlığı parayı bizden geri istiyor.
Bu inanılmaz çok hani sansürücü bir zihniyettir.
Gerici bir zihniyettir. Bu bir baskıdır.
Bundan dolayı izleyicilerimizden tüm sinema severlerden destek bekliyoruz.
Lütfen filmimizi gelin izleyin.
Hani hem tepkinizi göstermiş.
Olun hani filminizi izleyerek zaten Kültür Bakanlığı'na tepki göstermiş olacaksınız.
O nedenle gelin izleyin.
Hem de elbette bizden hani geri bir para istiyorlar.
Hani biz bu parayı geri ödemek durumundayız.
Ondan dolayı bize ekonomik olarak da destek olmuş olun.
Diye bir bildiri yayınladılar ve gerçekten bu bildiri ve talep Türk sinema severlerinde inanılmaz bir hani hem işte sevgi yarattı ilgi yarattı.
Film Cannes Film Festivali'nde gösterimi girmiş diğer filmlerle karşılaştırıldı tabi.
Bu filmler hangisi? Bir tanesi Ahlat Ağacı, bir tanesi de Kış Uykusu filmi, Nuri Bilge Ceylan'ın filmleri.
Kurak Günler filmi bu iki filmden de daha iyi bir başlangıç hafta sonu hasılatı yaptı.
51 bin kişi izledi filmi ve gerçekten bütün salonlar, bütün seanslar ağzına kadar dolu.
Bilet almak isteseniz, filmi izlemek isteseniz, gişede kalırsınız yüksek olasılıkla.
Filmi izlemek istiyorsanız mutlaka önceden internetten bilet almaya çalışın diye şimdiden size hatırlatayım ben.
Tabii şimdi ilk hafta sonu geçti ben bu programı yaptığım tarihi itibariyle.
Bundan sonra daha rahat bilet bulunur belki ama neticede kurak günler kapalı gişe oynuyor diyebiliriz günlerdir.
Şimdi bunun üzerine tabii hemen tartışmalar döndü.
Hani nasıl olmuş, niye olmuş, para niye geri isteniyor falan.
Hemen de bir parantez açayım.
Geri istenen rakam 800 bin liraymış.
Emin Alper bunu kendisi Nevşin Mengü'nün programında söyledi.
Şimdi burada tabii sular biraz bulanıyor.
Neden? Çünkü Kültür Bakanlığı'nın parayı geri istemesi konusunda farklı fikirler var.
Yani Kültür Bakanlığı'nı haklı bulanlar var.
Tabii ki haksız bulanlar da var.
Bazı açılardan sorunlu ya da kusurlu bulanlar da var.
Şimdi bunun üzerine size bazı ayrımlar koymaya çalışayım.
Birincisi zaten bütün sinemacılar, sinema yazarları, oyuncular, bu sinema dünyasında var olan hemen herkes bu konuda zaten farklı fikirde.
Hangi konuda? Sinemacıların devletten yardım alması meselesi.
Bu zaten tartışmalı bir mesele.
Ben şahsi fikrimi söyleyeyim.
Ben genel olarak aslında sinemacıların herhangi bir...
Devlet kurumundan değil herhangi bir otoriteden destek alması konusunu bayağı sıkıntılı görüyorum.
Çünkü çok temel bir prensip olarak para veren akıl verir arkadaşlar.
Burada gerçekten sıkıntılı bir durum var.
Çünkü parayı veren otoritenin...
Sağcı solcu ileri geri hangi politik fikirde ya da yaklaşımda olduğu çok da önemli değil belki ama normal şartlarda siz en azından para aldığınız, destek aldığınız kuruluşun
benimsediği politik, kültürel, sosyal, siyasi, ekonomik herhangi bir fikri eleştirme cüretinde bulunduğunuz anda elbette o parayı veren otorite size karışacaktır.
Ya da bir şekilde karışmayacak olsa da sizi sansüre uğratacak olmasa da bundan rahatsız olacaktır.
Ondan dolayı aslında belli bir otoriteden para alma mantığı temel olarak sıkıntılıdır.
Ancak buna karşılık elbette devletler kültürü, sanatı, sanatsal faaliyetleri desteklemekle yükümlüdür.
Anayasada bile bu var zaten.
Ondan dolayı bir anlamda da aslında bilet paralarından hani gişe filmlerinin biletinden kesilip de bir fon oluşturulup daha genç sinemacıların desteklenmesi ya da hani gişede çok fazla para
kazan... kazanma şansı olmayan projelerin desteklenmesi de aslında kendi içerisinde çok da yanlış bir mantık değil.
Ancak elbette hepimizin bildiği gibi Türkiye'de 20 yıldır muhafazakar ve çok farklı fikirlere, çok eleştirel projelere ya da eleştirel gruplara, kitlelere pek de anlayışlı olmayan
ve bu açıdan çok da rahat olmayan bir yönetimin söz konusu olduğunu ve var olduğunu hepimiz biliyoruz.
Ondan dolayı Kurak Günler filminin bir anlamda böyle Kültür Bakanlığı tarafından baskıya maruz kalması ya da verilen paranın geri istenmesi elbette hiçbir şekilde kabul edilecek bir şey değil yani doğru bir şey değil.
Ancak itiraf edelim ki çok da şaşılacak bir şey de değil.
Şimdi şaşılacak noktaya geleyim.
Kültür Bakanlığının söz konusu parayı geri istemesinin temelinde Kültür Bakanlığından para istenirken sunulan projeyle gösterime giren film arasında farklılıklar olduğu
iddiası ve Emin Alper de zaten bunu inkar etmiyor.
Evet diyor bizim Kültür Bakanlığına sunduğumuz projeyle çektiğimiz film arasında farklılıklar var.
Şimdi işte bu noktada farklı bir tartışma.
Sen neyi değiştirdin?
Bize nasıl bir proje sunmuştun da nasıl bir proje çekip gösterime soktun?
Biz bunun hangi kısmına karışıyoruz ya da karışma demeyelim de hangi kısmından rahatsız oluyoruz ya da olmuyoruz gibi bir tartışma ve odaklanma söz konusu.
Buna da geçmeden önce şöyle bir şey söyleyeyim.
Zaten Kültür Bakanlığı herhangi bir projeye destek verdiği zaman...
O projede yapılacak olan değişikliklerin kendisine mutlaka ibraz edilmesini talep ediyor.
Yani sizin projenize destek verdiğinde diyor ki ben bu projenin akıbetini ve ilerleyişini de aynı zamanda denetlerim, denetleme hakkını kendimde görürüm.
Bakın bu bir taahhütname.
Yani sen kültür bakanlığından destek alacaksan bir taahhütnameyi imza atıyorsun.
Belli ön koşulları kültür bakanlığının sana sunduğu gereklilikleri kabul etmiş oluyorsun zaten.
Şimdi burada bir hukuki bağlayıcılık var.
Yani hani haklılık haksızlık neye karıştı neye karışmadı neyi kabul etti etmedi.
Konusunu bir kenara atıyorum. İşte baştaki muhabbete dönüyor olay.
Yani temel olarak ben dediğim gibi şahsen bu tip desteklere normalde karşıyım mantık olarak yani teoride.
Ondan dolayı işte böyle durumlar çıkıyor karşımıza işte burada da çıkmış.
Peki değişen ne mesele ne?
Zaten kurak günlerin en fazla tartışıldığı nokta da bu ki filmdeki eşcinsel göndermeler, homofobiyle alakalı alt metinler ve hatta üst metinler.
Ondan dolayı Kültür Bakanlığı'nın projeden desteğini geri çektiği söyleniyor.
Emin Alper de böyle söyledi zaten.
Çünkü Kültür Bakanlığı'na sunulmuş olan senaryoda, öyküde herhangi bir eşcinsel ima yokmuş.
Eşcinsellikle ilgili herhangi bir sahne ya da ima ya da herhangi bir kasıt diyelim hiçbir şey yokmuş.
Emin Alper sonradan bunları projeye eklediğini kendisi söyledi zaten.
İşte bu durumda da Kültür Bakanlığı diyor ki senin bana sunduğun projede bu yoktu.
Ama artık var ondan dolayı ben senden paramı geri istiyorum.
Şimdi nasıl diyeyim?
Vurgulamaya çalışacağım nokta şu.
Zaten herhangi bir baskıyı, sansürü...
Paranın geri çekilmesini vesairesini elbette haksız görüyoruz çünkü ortada...
Gerçekten hani buradan da artık film üzerinde fikirlerimi söylemeye başlayacağım.
Ortada çok iyi bir film var.
Teknik olarak çok iyi, metin olarak çok iyi, senaryosu, oyunculukları.
Yani harika bir film gerçekten.
Çok iyi bir film. İşte temel olarak zaten Kültür Bakanlığı'nın bu kadar özenli bir projeye, bu kadar iyi çalışılmış, bu kadar iyi çekilmiş, yurt dışındaki festivallerde gösterim almış, ödül almış, hani herkesin
beğenisini kazanmış bir projeye içeriğini çok da önemsemeden destek vermesi gerektiğini tabii ki düşünüyorum ben.
Birçok kişi de böyle düşünüyor zaten.
Bu konuda sorun yok.
Emin Alper de ancak yakın zamanda Türkiye'de birçok kez hani gündeme gelmiş ve politik olarak tartışılmış olan homofobi konusunun ve Türkiye'deki mevcut yönetimin hani
işte LGBT'yi haklarına ve homofobiye karşı ne yazık ki baskıcı politikalar.
Sürdürüyor olmasına karşı bir tepki olarak zaten filme bu söz konusu homofobik ya da işte eşcinsel metinleri işte sahneleri detayları eklediğini söylüyor.
Bundan dolayı Kültür Bakanlığı'nın baskısını elbette kabul etmiyor ve herkesten bu konuda destek talep ediyor.
Elbette etik olarak işte politik olarak sanatsal olarak hani sinemasal olarak falan her açıdan Emine Alper'i tabii ki destekliyoruz ve Kültür Bakanlığı'nın söz konusu baskısını ve parayı geri çekme talebini
elbette haksız görüyoruz.
Ancak dediğim gibi hukuki olarak da Kültür Bakanlığı'nın buna hakkı var mı?
Bildiğimiz kadarıyla var.
İşte bu noktada Emin Alper'i hani biraz haksız gören sinema severler de yok değil.
Yani neticede sen gittin kardeşim destek istediysen bir şeye imza attın, bir taahhüt verdin, bir söz verdin ve neticede o söze uymadın.
Meselende haklı olsan da filmin çok özenli olsa da ve biz hepimiz hani sinema severler tabii ki sana destek oluyor olsak da.
İşte hani ortada hukuki olarak da ne yazık ki Kültür Bakanlığı haklı çünkü sen Kültür Bakanlığı'na başka bir metin gösterdin, gittin sette başka bir film çektin ve gösterime de başka bir film soktun şeklinde.
Emin Alper'i de kendi içinde hatalı ya da kusurlu gören sinema severler yok değil.
Şunu da söylemeye çalışayım.
Bir yandan da bir yandan da tabii böyle bir işin içerisinde bir PR çalışması bir hinlik bir cinlik olduğunu da dile getiren sinema severler ya da işte sinemacılar yok değil.
Hani bir şekilde filmin gişesini arttırmak için yapımcıların ve Emin Alper'in de işte bakın bize baskı uyguluyorlar hadi gelin filme destek verin gibilerinden hani filmin gişesini arttırmak
için Kültür Bakanlığı'nın desteğini bir tür.
PR malzemesi olarak kullanıldığına dair de böyle alt telden de olsa işte böyle tweetler atan işte çeşitli sosyal medya ortamlarında hani bunu dile getirenler de hani bunu biraz böyle bir çakallık olarak görenler
de olmuş elbette normaldir.
Hani bu fikirde olanların olmasına ben şaşırmıyorum şahsen.
Evet gerçekten böyle bir şey de olabilir.
Yani Emin Alper ve yapımcılar bunu bir PR çalışması malzemesi olarak da kullanabilir.
Bence hiçbir sakıncası yok.
Ancak her şekilde hepimiz değil.
Ben zaten diyorum ben de gittim.
Sinemada izledim filmi destek oldum kendimce zaten izleyecektim ama öyle bir destek olma çalışmasına girmeseydi de yönetmen ben zaten izleyip programını konu etmeye çalışacaktım zaten ama hani diyebiliriz ki bir şekilde film kapalı gişe
oynuyor hala ve tüm sinema severler filme ve Emin Alper'e sahip çıkmış durumda filmin eleştirileri de çok iyi gişesi de çok iyi böyle her açıdan yani film Türkiye'de başarılı oldu ve Kültür Bakanlığı
'nın baskısına karşı da Tüm sinema severler Emine Alper'e destek vermiş durumda diyebiliriz.
Şimdi bu tartışmaları bir kenara bırakıp kabaca filmden bahsetmeye çalışayım size.
Dediğim gibi çok iyi bir film arkadaşlar.
Çok iyi bir film. Hemen kabaca öyküsünden bahsedeyim size.
Baya böyle aslında hani o şey ifadesi var ya Türk sanat filmi tırnak içinde.
Aslanlar gibi bir Türk sanat filmi ama...
Türk sanat filmlerine göre de çok daha akıcı.
Pencereden bakan adam sahneleri falan var.
Uzun uzun birbirine bakışan karakterler var.
Yani yok değil. Türk sanat filmi, klişeleri filmde yok değil.
Ama zihnimizdeki Türk sanat filmlerine göre aslında çok daha akıcı.
Çok daha güncel sorunlarla ilgilenen.
Baştan sona böyle düşünsel, alt metinli falan olmaktan.
Başka gayet de böyle sürükleyici bir gerilim öyküsü.
Nefis bir psikolojik, sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik bir taşlama, bir Anadolu taşlaması.
Anadolu'daki genel geçer kuralların, muhafazakar yapının, genel sosyal kültürel sorunların, sıkıntıların enfes biçimde incelendiği gayet iyi bir film.
Filmin tekniği çok iyi.
Bence yönetmenliği, ışıkları, tekniği, kurgusu, sesi, müzikleri falan 10 numara 5 yıldız.
Yani hiç bu açıdan sıkıntılı, kusurlu, izlemekte zorlanacağınız hiçbir teknik detay olduğunu düşünmüyorum.
Filmin görseli gayet sağlam, gayet iyi.
Çok iyi bir yönetmenlik sergilemiş Emin Alper gerçekten.
Ondan dolayı çok iyi bir film var karşımızda teknik olarak.
Ancak filmin bazı sıkıntıları yok değil elbette.
Problemleri yok değil. Zaten bence Türk sineması...
Şu an bahsedeceğim sorunu çözdüğü anda, şimdi de aslında kısmen dünyaya hitap ediyor denebilir Türk sineması için ama bu açıdan hala bence eksiyiz.
O da ne biliyor musunuz?
Çok net bir şekilde size ifade etmeye çalışacağım bir cümleyle.
Alt metinle üst metni dengeleyememe hastalığı var ne yazık ki.
Türk filmlerinin büyük çoğunluğunda yakın zaman hani Türk sanat filmi dediğimiz filmlerin büyük çoğunluğunda ne yazık ki aynı şey bence Kurak Günler filminde de var.
Üstte bir öykü anlatıyor.
Bir sürü güzel karakter var.
Bir sürü güzel sahne var. Gayet gerilimli, düşündürücü, sarsıcı, harika bir öykü gidiyor.
Okey. Bir de altta tabi mesajlar, kasıtlar, alt metinler, göndermeler vs.
vs. var. İkisi yani böyle çok güzel bir şekilde gidiyor.
Hani o tarafı da iyi, bu tarafı da iyi.
Ancak film bazı anlarda açıkçası mesaj vereceğim diye, gönderme yapacağım diye, bir şeyleri kastedeceğim diye Üst öykünün mantığını, inandırıcılığını, nasıl
diyeyim, ikna ediciliğini gerçekten bir taraflara bırakıyor.
Bir sürü, yani alt metin bence çok iyi, çok sağlam.
Yani bu film bence alt metin olarak üst metinden çok daha sağlam ve çok saygı uyandırıcı gerçekten.
Yani hayran olmamak mümkün değil.
Ancak üst metinde izlediğimiz hani hiç alt metinlere falan takılmayın.
Sadece üstteki öyküyü izleyin.
Yine çok iyi bir öykü var, yine çok başarılı bir öykü var ama ne yazık ki...
Hem biraz karışık hem anlaşılmaz bir sürü şey var içerisinde.
Hem de neden ölüyor olduğu anlaşılmayıp da ikna edici gelmeyen, çok böyle inandırıcı gelmeyen çok sayıda işte detay var, yan karakter var, sahne var, söylem var.
Yani insanların kafası karışık gerçekten filmle ilgili.
Üst metin anlamında. Bu noktada filmin bir öyküsünü kabaca size anlatmaya çalışayım.
Gayet tanıdık bir tabloyla gayet tanıdık bir şablonla başlıyor film diyebiliriz.
Gayet küçük mütevazi ve muhafazakar bir Anadolu kasabasına bir savcının tayini çıkar.
Bu savcı çıkar gelir gayet genç idealist böyle pırıl pırıl bir devlet görevlisi diyelim adalet gönüllüsü diyelim.
Tabi bu kasabadaki işte belediye başkanı bir hakim işte bir gazeteci bir esnaf.
Hani belli bir kitle var neticede ve kasabanın belirli paradigmaları, belli sorunları, belli problemleri var.
Bu savcı kasabaya geliyor ve o kasabanın diyorum bu ön kabullerini çok da umursamadan diyelim kabaca.
Biraz adalet bu, kanun bu, gereklilik bu, ben bunları yaparım ve bu yolda ilerlerim gibilerinden bir.
...yaklaşım ve görev bilinciyle işine başlıyor.
İnsanlarla bu anlamda, bu yönde bir ilişki kuruyor.
Ve belediye başkanının evine bir gece bir yemeğe davet ediliyor.
Orada işte belediye başkanı var, belediye başkanının oğlu var.
Oturuyor, yemekler yeniyor, rakılar içiliyor falan.
Ve o gece orada bir şeyler oluyor diyeyim.
Bir tecavüz vakası ortaya çıkıyor.
Ve tabii ki bu tecavüz vakasını savcımız, başvurudaki savcımız inceleyecek ve irdeleyecek.
Ve kendisi de aslında... O olayın olduğu gece orada ve ne yazık ki kendisi alkollü.
Tam olarak her şeyi hatırlayamıyor.
Hani kafasındaki o gece olan bitenler çok da net değil.
Ve bu olayın içerisinde aynı zamanda eşcinsel olduğu düşünülen kasabanın muhalif gazetecisi de o gece bir şekilde o yakınlarda bulunuyor.
Savcının alkollü olduğu için detaylarını hatırlayamadığı bir suç.
Gecesinin ardından söz konusu vakayı incelemesi, soruşturma açması, o gecedeki adı geçen bazı kişileri gözaltına alması, sorgulaması vs.
ile alakalı bir suç öyküsü ve hukuki soruşturmanın öyküsünü anlatıyor bize film.
Ancak bu soruşturma esnasında elbette söz konusu olay belediye başkanının evinde olduğu için, belediye başkanının oğlu ve onun bir arkadaşı içerisinde olduğu için.
Belediyeyi de ve belediye başkanını da ilgilendiren bir mesele oluyor tabii ki.
Ve o kasaba susuzlukla başa çıkmaya çalışan bir kasaba olduğu için ve söz konusu belediye başkanı da kasabaya su getirme vaadiyle halktan oy topladığı için savcının
bu çabası aynı zamanda belediye başkanının kasabaya su getirme çabasını da engelleyici bir çaba olarak görüldüğü için Savcıya karşı bir negatif fikir oluşturulması
süreci haline geliyor. Bu söz konusu soruşturma süreci.
Şimdi Kabaca filminin öyküsü böyle.
Bu öykünün içerisinde çok iyi yani sosyal, politik, ekonomik, kültürel eleştiri var.
Hani o kasaba bir şekilde bir Türkiye'nin özeti gibi sunuluyor yaklaşık.
Ve o kasabada yer alan farklı farklı karakterler.
Bir hakim hanım karakteri var.
Bir belediye başkanı var. Belediye başkanının oğlu var.
Bir gazeteci karakteri var.
Esnaf var. Kasabanın hani avlanmayla alakalı bir geleneği var kendince böyle.
İşte domuz avına çıkılıyor. O domuzlar öldürülüp işte sokaklarda sürükleniyor falan.
Havaya sürekli ateş açılıyor vesaire.
Savcı karakteri buna karşı da bir duruş gösteriyor bu.
Çünkü şehir içerisinde silah sıkmak tabii ki kanuna aykırı bir durum olduğu için.
Bunun da gösterdiği bazı böyle...
Çok nefis mesajlar, içeride çok güzel alt metinler var bu detayların.
Ve aynı zamanda kasabada su olmadığı için ve belediye başkanı da su arama çalışmaları yaptığı için kasabada rastgele ve hani çevredeki arazide diyeyim kasabanın çevresindeki arazide Obruklar
oluşuyor istemeden hani devasa çöküntüler böyle kocaman bir çukur 3-5 tane evi kendi içerisinde alabileceği büyüklükte obruklar oluşuyor.
İşte bununla ilgili çeşitli bilirkişi raporları alınmış işte belediye başkanı söz konusu raporları değiştirmesi falan filan böyle bir sürü farklı detay var.
Ve bu detayların hemen hemen hepsi gerçekten...
Çok doğru noktalara, güzel alt metinlere diyorum mesajlara, kasıtlara, göndermelere olanak veren ve karşımıza gayet zengin bir öykü çıkmasına katkı sağlayan detaylar olarak karşımıza
geliyor. Şimdi bunlara ek olarak da dediğim gibi ortada bir üst metin var.
Yani bir sürü alt metin, mesaj falan vesaire var ama o üst metinde hani film...
Şimdi kimi sinema severler?
Filmin... Ulaştığı noktayı artık filmin sonlarına doğru karşımıza gelen detayları diyeyim.
O finali çok başarılı bulmuş ancak ben o açıdan çok da başarılı olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü filmde dediğim gibi çok fazla açıklanmayan detay var.
Neye hizmet ettiği tam olarak anlaşılamayan.
Çok fazla ayrıntı var. Ve filmin üst öyküsü ana öyküsü gerçekten çok belirsiz.
Bazı karakterlerin bazı şeylerin niye söylediğinden hani neden öyle söyledi neden öyle yaptı.
Ya da canım bu da böyle olur mu yani bu çok saçma çok tamamen anlamsız gibilerinden çok fazla eleştiri var filme.
Ve ben de bu eleştirilerinin bazılarının haklı olduğunu düşünüyorum.
Ama ama hani ona rağmen de.
Elbette bazı eksiklikleri falan olsa da filmin genel olarak totalde çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Hani bu izlemeyi hani kurak günleri gayet böyle merak ettik.
Yakın zamanın en önemli, en güçlü, en iyi filmlerinden bir tanesi olduğu için izleyeceğim.
Kafasıyla da izleyebilirsiniz.
Ancak sadece işte diyorum bu Emin Alper'in ve yapım şirketinin Kültür Bakanlığı ile yaşadığı...
Bu sıkıntılara destek olma amacıyla da elbette sadece filmi izlemek isteyebilirsiniz ki sosyal medyada birçok sinema sever hatta hani Türkiye'nin başka şehirlerinde hani o filmin gösterimi giremediği başka
şehirlerde bile bazı sinema severler demiş ki hani benim şehrimde filmim gösterimi girmedi ben izleyemeyeceğim ama yine de biletini alıyorum sadece Emin Alper'e.
Destek olmak için bunu yapıyorum diyen sinema severler de olmuş.
Hani ondan dolayı ben zaten hem destek için hem de çok iyi bir film olduğu için hani her iki kanaldan da zaten filmi her şekilde izlemenizi öneriyorum ve tavsiye ediyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
