
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve Kötü Ruh Cehennem Ateşi ve Davet filmlerini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve kötü ruh, cehennem ateşi ve davet filmlerinden bahsedeceğiz.
Bu iki filmden bahsedeceğimizi geçtiğimiz hafta söylemiştik.
Onun dışında sinemanın gündeminden belirtmek istediğim kısa birkaç tane başlığımız var.
Halen gündemde Örümcek Adam var, Odisey var.
Bu gündeme ek olarak da...
Insidious Ruhlar Bölgesi Korku serisinin 6.
filmi gösterime girdi. Ruhlar Bölgesi Aramızdalar filmi çokça hatırlatılıyor.
Çok iyi bir film, çok harika bir film.
Bunların biraz gazlama olduğunu düşünüyorum.
Ben şimdi Insidious serisi evet 2000'li yılların önemli korku serilerinden bir tanesi ama...
Ben kendi notlarıma bakıyorum.
İlk filmi izlemişim ve ortalama bir puan vermişim.
Yani çok da iyi bir film olduğunu düşünmemişim.
Notlarına da bakıyorum.
Devam filmlerinin öyle çok da geniş kitlelerin hayranlığını kazanmış bir seri olduğunu görmüyorum.
Bu seri biraz böyle Conjuring serisiyle denk anılmaya çalışılıyor.
Çok iyi, çok muhteşem falan.
Bir de Patrick Wilson.
Conjuring serisinin de başrolü olan bu serilerde de hem bir bölümü yönetmişti yanlış hatırlamıyorsam.
Bir iki bölümünde de başroldeydi.
Conjuring ile denk tutulmaya çalışılıyor ama bence hiç o kalibrede değil.
Yani Conjuring serisi gerçekten çok iyi bir seri.
Öncü film neredeyse başyapıt seviyesinde zaten.
Ondan dolayı yani Insidious serisinin ben biraz abartıldığını düşünüyorum.
Ama yani korku filmi seviyorsanız yine de bunun son bölümü şu an gösterimde ona bir göz atabilirim.
Onun dışında gösterime giren filmler içerisinde çok öne çıkan benim gözüme çarpan önemli bir film olmadı.
Geçtiğimiz hafta sonunun en çok izlenen filmi yine Örümcek Adam olmuştu.
İkinci sırada işte bu Insidious'ın 6.
bölümü var. Fena değil.
İlk hafta sonu 25 milyon dolar yaptı.
Yani korku filmleri çok yüksek hasılatlara ulaşmıyor.
Zaten maliyetleri de çok yüksek olmuyor.
Onun için... İkinci sıradan girmesi Insidious için fena bir başlangıç sayılmaz.
Onun dışında ilk beşte yine aynı filmler var.
Birinci sırada Örümcek Adam, ikinci sırada Odisey, üçüncü sırada Oyuncak Hikayesi 5, dördüncü sırada Michael ve beşinci sırada Super Mario Galaxy Movie.
Yılın en çok izlenen beş filmi konumundalar arkadaşlar.
Evet şimdi bu haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesi 2015 tarihli Scario diye bir polisiye gerilim film vardı.
Bu film abartılı ifadeler kullanmak istemiyorum ama o kadar iyi bir film ki ne kadar övsem az.
Ve tabii 2000'li yılların en büyük yönetmenlerinden biri olan Donnie Villeneuve'un yönettiği bir film.
Senaryosu da Tyler Sheridan gibi.
Çok incelikli.
Senaristliği ekstradan iyi.
Yani nefis bir kadrosu var.
Başrolünde Emily Blunt var.
Josh Brolin var.
Benicio Del Toro var. Bakın bu üçü 2000'li yılların yine en harika oyuncuları arasında olan oyuncular.
Yani özetle çok uzatmayayım.
Scario bence bir gizli başyapıt.
Bu filmin 2018 yılında Scario Day of the Saltado diye bir devam bölümü yapıldı.
Ki bu film bence ilk filmin hayli gerisinde kalan bir filmdi.
İşte Scario bölümlerinin üçüncüsünün yapılacağı açıklandı.
Serinin başrolünden biri olan Josh Brolin böyle bir açıklama yapmış.
Evet bunun devamı geliyor diye.
Çok büyük beklentilerle izlemek istemiyorum ama yazar yine Tyler Sheridan.
Okey belli bir seviyenin altında olmayacaklar ama filmi Donnie Villeneuve'un yönetmeyeceği kesin.
Çünkü Donnie Villeneuve'un önünde projeler var.
Şimdi James Bond serisinin son filmini yöneteceğini de biliyoruz Donnie Villeneuve'un.
Ondan dolayı herhalde bu serinin yönetmenliğini üstlenmeyecektir.
Umarım iyi bir yönetmen seçerler.
Umarım Tyler Sheridan incelikli bir senaryo yazar ve karşımıza...
İyi bir 3. bölüm gelir.
Umuyorum ki 2. bölümden daha iyi olur.
Deyim en azından. Bakalım meraklı bekleyeceğiz.
Shrek 5'in Türkçe fragmanı yayınlandığı her yerde bu fragman dönüyor.
Yüksek olasılıkla Shrek'in de 5.
bölümü yılın 2027'nin en çok izlenen ve sevilen filmlerinden bir tanesi olacaktır diye tahmin ediyorum.
Yine bir devam bölümünden bahsedeceğim ama bunu çok da böyle hevesle çok da heyecanla paylaşmayacağım sizinle ama yine de anmak durumundayım.
Çünkü çok önemli bir serinin 11.
filmi. Fast and Furious arkadaşlar.
10 tane film yapıldı.
Bunların bir kısmı iyiydi bir kısmı çok da iyi değildi.
Son bölüm artık o kadar kötüydü ki bence.
O kadar abartılıydı ki.
Yani... arabayla uzaya çıkıyorlardı arkadaşlar.
Hatırladığım tek detay o filmle ilgili.
Neticede arabalı aksiyon diyebileceğimiz bir seri.
Ancak bu son bölümle ilgili beklentiler yüksek ve yine benim hiç hoşlanmadığım bir tanıtımla geliyor film.
Vin Diesel serinin başrolü.
Son bölümün senaryosu için muhteşem demiş.
Ve gözyaşlarına boğulduğunu söylemiş.
Ya sayın Vin Diesel ne olursun böyle gaz verici, böyle abartılı demeçler vermeyin ne olursunuz.
Ya ben bunları çok antipatik karşılıyorum.
Hiç inanmıyorum da aslına bakarsanız.
Sadece gaz verici, tamamen birer PR çalışmasının bir parçası ve gelecek olan bölümle ilgili beklentiyi arttırıcı demeçler olarak görüyorum.
Doğru bulmuyorum yani ve hatta ucuzlaştırıcı açıklamalar olarak görüyorum.
Neyse yani özetle Fast Forever adıyla 11.
bölüm gelecek arkadaşlar.
Senaryosu açıklanmış, çekimler işte önümüzdeki günlerde başlıyormuş falan.
Ta 2028 tarihi veriliyor yani daha çok var ama eyvah yani 2027 boyunca işte sette kola içildi, yok sette waffle yendi.
Vin Diesel şu marka gömlek giydi falan diye böyle saçma sapan Odisey'de olduğu gibi bir sürü gereksiz gündemle 2027'yi geçirecekler.
Emin olun göreceksiniz.
Ben sizinle paylaşmayacağım bu saçma gündemleri merak etmeyin arkadaşlar ama gündemi meşgul edecekler eminim ki ve son bölümünde tabi hasılatını böyle yani yükseltmeye falan çalışacaklar.
Bakalım. Tabi izleyeceğiz yani mecburen ne yapalım 10 tane film yapmışlar 11.yi de zamanında izlerim ben size hatırlatırım ve film üzerine de bir inceleme sunarım.
Geçtiğimiz hafta bir başka harika gündem geldi ve ben şaşırdım yani hiç böyle bir gündem beklemiyordum.
Karayip Korsanları serisi evet.
Gerçekten yine 2000'li yılların en efsanevi serilerinden bir tanesidir.
Ben kendi adıma söylüyorum.
Aslında Karayip Korsanları serisini çok sevmem.
Yani evet hepsini izlemişimdir.
İşte eğlenceli bulmuşumdur ama aralarında kötü not verdiğim bölümler bile vardı.
Ama Johnny Depp'in Jack Sparrow performansı her şekilde takdiri hak ediyor.
Okey güzel. Bunun 6.
bölümü yapılacak. Tamam bunun haberi geldi ama esas bomba şu ki başrolde Margot Robbie var arkadaşlar.
Bu gerçekten çarpıcı bir haber.
Margot Robbie'yi korsan giysisinde bu eğlenceli evrenin bir parçası olarak görmek yüksek olasılıkla harika olacaktır.
Ve son olarak şu notu da düşeyim.
Karayip Korsanları bence sinema tarihinin en harika film müziğine sahip serilerinden bir tanesi.
Muhteşem bir film müziği var.
Bilmiyorum hatırlar mısınız?
Benim aklımdan çıkmaz yani.
Diye başlayan.
Bu müzikte muhteşem sahneler var.
Yani sırf müzikleri için bile benim izlediğim bir seridir.
Yani bazı sahnelerini falan açıp böyle o müziğin eşliğinde YouTube'da falan izlemişliğim vardır.
Yani gerçekten muhteşem müzikleri var.
Bu müzikleri tabii kim yaptı?
Hans Zimmer yaptı.
Muhteşem bir müzisyen ve film müzisyenini de diyebiliriz.
Özel olarak tabii ki. O açıdan Karayip Korsanları biraz özeldir bence.
İşte Margot Robbie'yi de Karayip Korsanları'nda görmek bence gerçekten heyecan verici olacak.
Güzel olacak gibi görünüyor.
Bakalım merakla bekleyeceğiz.
Evet şimdi gelelim haftanın filmlerine.
Evil That Burn filmi.
Şimdi kötü ruhun tarihini anlatmak çok uzun süre ama.
Kısa bir özet geçeyim ben size.
İlk bölüm 1981, ikinci bölüm 87, üçüncü bölüm 92 yılında Sam Raimi'nin yönetmenliğinde yapıldı.
Ve bu üçü de ama özellikle ilk bölüm gerçekten 80'li yılların efsane korku filmidir.
Ve hani hep sohbetlerimize konu olan bir grup gencin bir dağ evine gidip hep birlikte mutlu canı öldükleri filmler vardır ya arkadaşlar.
İşte bu klişeyi yazan filmdir.
Köturu. Evil Dead filmi ve üzerine o zaman 3 film yapıldı ve daha sonra 2010 yılında Evil Dead orijinal adıyla Fede Alvarez'in yönettiği bir film daha yapıldı.
O film de fena değildi bence.
2023'te Lee Cronin'in yönetmenliğinde Evil Dead Rise diye bir film yapıldı.
Bu film bence...
Yani mükemmel bir filmdi.
Daha iyisi olamazdı yani.
Evil Dead gibi bir efsanenin devamı ancak bu kadar iyi olabilir görüşündeyim ben.
Ve işte şimdi karşımızda da Evil Dead Burn filmi var.
Şimdi size önce bu filmin kısaca bir öyküsünü anlatayım.
Çok derinine inmeyeceğim.
Gerek yok çünkü. Çok kısa bir yorum yapacağım.
Hemen yani her şey ortaya çıkacak diye düşünüyorum.
Şimdi bu filmde...
Başrolde Alice diye bir karakterimiz var.
Bu Alice genç bir kadın ve evli.
Kocası ölüyor ve...
Kocasının ailesiyle birlikte kocasını defnetmek durumunda kalıyorlar.
Tabi çok acı bir olay tüm aile için ve başroldeki Alice için.
Bu defnetme olayının sonrasında da ailesinin evine bir süre birlikte yaz tutacaklar gibi bir durum var.
Ama işte aynı zamanda evlilikleriyle ilgili bazı gerçekler ortaya çıkacak falan.
Yani kendi içinde bir aile dramı yaşanıyor ve bazı...
Huzursuzluklar, kişisel ilişkiler falan ortaya çıkacak gibi bir aile dramı gerilimi atmosferi var.
Ama tabii şimdi bu aile atmosferi kötü ruh filmi ve serisi gereği bir kötü ruhun aileye ve ortama girmesiyle bozulacak.
Hani neye niyet, niye kısmet, o aile orada ne yaşamayı umuyordu da nelerle karşı karşıya kaldılar gibi bir dramatik...
Kırılmayla bizi korkutmaya çalışıyor film.
Şimdi bakınız filmi kötü ruh serisinin bir parçası olarak görmeyip de bireysel bir korku filmi olarak izlerseniz fena değil.
Gerelimi güzel kuruyor, karakterleri güzel, korku sahneleri bence korkutucu.
Yani en az 4-5 gerçekten ürkütücü sahne var.
Filmin yönetmenliği, efektleri, makyajları vs.
her şey yerli yerinde.
Şıkır şıkır akıyor, geriyor, korkutuyor, karakterleri...
Belli bir derinlik vermeye çalışıyor.
Yani yeterince değil, çok derin karakterler var diyemem ama Sam Raimi'nin yaptığı öncü filmlerde de zaten öyle karakterler çok derin karakterler değildir.
Daha çok tiplemeler dedi böyle.
Hani gençler işte bir dağ evine gidip ölecekler ya.
Zaten bu gençlerin ne karakteri kişiliği ne derinliği olacak.
Bildiğimiz gençler işte. Aralarında çift olup hemen sevişenler var.
Cem Yılmaz anlatıyordu ya hatırlayın.
En gözlüklü olan önce ölür.
En bakiri olan en son ölür.
Biliyorsunuz sevişmeyen hayatta kılır formülü vardır.
Bu filmlerde bunlar üzerine programlar yaptık.
Çok anlattık yani. Bildiğiniz şeyler.
Neyse. Yani özetle.
Zaten derin karakterlere ihtiyaç duyuran bir seri ya da alt tür değildir bu.
Kötü ruh ya da işte bir kampa giden, dağ evine gidip ölen gençler filmleri.
Ondan dolayı bu filmde de karakterler olması gerektiği kadar derin.
Bence hiçbir problem yok.
Yani korku filmi seviyorsanız izleyin, beğenirsiniz.
Ancak burada şöyle bir sıkıntı var ki siz bir korku filminin adına Evil Dead yazıyor iseniz bu evrenin Sam Raimi'nin başlattığı o
efsanenin bir parçası olmak zorundasınız arkadaşlar.
Sadece oradaki kötü ruh motifini kullanarak ortaya ikna edici, doyurucu bir film çıkartmanız gerçekten çok zor.
Olmaz yani. Ve burada da işte işin bu tarafı olmamış.
kendi başına ayakta durmaya çalışan bir kötü ruh filmiyle karşı karşıyayız.
İşte anca bu kadar olur.
Bence yani ortalama üstü fena olmayan bir korku filmi der, geçerim.
Bu noktada bir önceki filmi mutlaka hatırlatmak istiyorum size.
2023 tarihli Evil Dead Rise filmi.
Yani bakın serinin 5.
filmi oluyor. Şu an bahsettiğim hani Kötürü Cehennem Ateşi filminden ayrıcalıklı bir konumda olan film değil.
Yani işte bu filmin 3 sene önceki bölümü.
Ama o film çok iyiydi.
Neden biliyor musunuz? Çünkü Semra Emin'in başlattığı evrene o kadar harika bir katkı yapıyordu ki.
O katkı da neydi biliyor musunuz?
İlk film işte gençler ormana gider orada ölürler.
Bu formülü, bu öyküyü, bu yapıyı...
Hiç değiştirmeden şehre ve bir apartman dairesine taşıyordu.
Ya taşıyabiliyordu.
Bakın bu mümkün değil normalde.
Ve şöyle küçük bir not daha hatırlatayım.
Yani filmi bu kadar beğenip takdir etme sebeplerimden biriydi.
Şuydu ki orijinal filmde kadın karakterlerden bir tanesi kulübeden kaçıp ormana gidiyordu.
Kaçmaya çalışıyordu yani kulübeden uzaklaşmaya çalışıyordu.
Orman o kadına tecavüz ediyordu.
Böyle bir sahne vardı. Ağaçlar tecavüz ediyordu resmen.
Yani hem çok korkutucu, sarsıcı bir sahneydi ama aynı zamanda gülebileceğiniz de bir sahneydi.
Çok saçma sapan da bir sahneydi aynı zamanda.
Bu muhteşem sahneyi Evil Dead Rise filminde aynen bir...
Asansör kabinine taşımıştı Lee Cronin.
Yazar ve yönetmen. Apartman dairesinden çıkıp kadın koşa koşa asansör kabinine giriyordu.
O işte o ahşap asansör kabini kadına tecavüz ediyordu.
İlk filmi hatırlatan ve ilk filme saygı duruşunda bulunan bir sahneydi.
Yani işte her şey harikaydı arkadaşlar.
O filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin.
Bence harika. Ve işte aynı konuya geleceğim.
Öncü filmle bağları çok güçlüydü.
Evil Dead Rise filminin.
Ondan dolayı harika bir filmdi bence.
İşte Evil Dead Burn filminde böyle bir bağlantı gücü, böyle bir devam filmi, sadakati diyeyim pek görmüyorduk.
Sadece o kötü ruh motifini alıp bambaşka bir yerde kullanarak ortaya iyi bir şey çıkarmaya çalışıyor.
Dediğim gibi son olarak o yorumu yapayım.
Kendi başına bakarsak evet güzel bir korku filmi.
Ama kötü ruh evreninin bir parçası olarak bakarsak ne yazık ki ancak vasat olarak değerlendirebileceğimizi düşünüyorum.
Evet Evil Dead Burn filmiyle ilgili yorumlarım ancak bu kadar.
Şimdi gelelim The Invite filmine.
Şimdi bu film arkadaşlar Olivia Wilde'ın yönettiği bir film ki Olivia Wilde'ı biz daha çok tabii başarılı güçlü bir oyuncu olarak tanıyoruz.
Güzel performansları var.
Hoş da güzel de bir kadın.
Severiz beğeniriz ve yakın zamanda biraz daha yönetmenliğe de merak sardı.
Ve toplam 3 uzun metraj film yönetti ve bu 3 uzun metraj film de yani genel olarak beğenildi.
Güzel, hoş filmlerdi.
İşte bu filmde de Olivia Wilde'dan iyi bir yönetmenlik bekliyordu herkes ve tabii ondan da önce filmin harika bir oyuncu kadrosu var.
Seth Rogen, Olivia Wilde, Penelope Cruz ve Edward Norton'dan oluşan bu dörtlü ekip yani her şekilde tabii heyecanı yukarıya taşıyor.
Şimdi filmin size kısaca öyküsünden bahsedeceğim ama önce şunu söyleyeyim bu film İnanılmaz kutsandı arkadaşlar.
IMDB'deki Metascore'u 82, izleyici noktu da 7.6.
Ya başka işte Rotten Tomatoes'da, Letterboxd'da, Critical.com'da falan hep filmin puanları tavan yani.
Filme baş yapıt muamelesi yapılıyor.
Ben peşinen söyleyeyim bence gayet de vasat bir film.
Hiçbir özelliği de yok.
Ne çok güldüm, ne duygulandım, ne beni düşündürdü, ne çok çarpıcı, ne çok ilginç hiçbir cazip tarafı yok.
Ama oyunculukları güzel, kötü yönetilmemiş, yani bir evin içerisinde geçen böyle işte ilişki komedisi, ilişki dramı diyeceğimiz alt türün...
Alelade bir örneği. Hemen size öyküsünü anlatayım.
Onun üzerine de neden böyle düşündüğümü söyleyeyim.
Şimdi spoiler kaygısı gütmeyeceğim.
Yani film öyle çok sürprizli falan bir film değil.
Öyküsünü dümdüz anlatacağım.
Ama yine de filmi izlemeyi düşünüyorsanız ve filmin öyküsünü de duymak istemiyorsanız yine de burada uyarımı yapmış olayım.
Filmi izleyin. Sohbetin bundan sonrasını filmi izledikten sonra dinleyin.
Ev sahipleri Seth Rogen'in canlandırdığı Joe ve Olivia Wilde'ın canlandırdığı Angela diye kara koca karakterler bunlar.
Bunlar ev sahipleri ve bu gece onların evine üst kat komşuları yani Penelope Cruz'un canlandırdığı Pina ile Edward Norton'un canlandırdığı Hulk diye iki sevgili
birlikte yaşayan, onlar evli değildi galiba ama fark etmez yani evli gibi birlikte yaşıyorlar.
Onlar misafirliğe gelecekler ve anladığımız kadarıyla ev sahibi olan Joe ile Angela'nın ilişkileri artık gayet sıkıcılaşmış, hiçbir heyecanları kalmamış, seks hayatları da kötü.
İşte bir şekilde hayatın akışına kendilerini bırakmışlar yani evlilikleri bir şekilde devam ediyor.
Tamam Pina ile Hawk eve geliyorlar, hoş geldiniz, merhaba, nasılsınız, ne var ne yok, buyurun şarap getirdik vesaire ve...
Hemen zaten yine misafirler geldikten daha ilk iki dakika içerisinde anlıyoruz ki Pino ve Hulk hiç de ev sahipleri Joe ve Angela gibi tipler değiller.
İlişkileri çok fırtınalı birbirlerine deli gibi aşıklar daha yakın zamanda birlikte olmaya başlamışlar zaten.
Harika bir seks hayatları var.
Çok böyle renkli tipler yani.
Hani görece sıkıcı ev sahiplerine rengarenk pırıl pırıl misafirler geliyor.
Okey. Bu misafir gelen eşler ev sahiplerinin hani ilişkilerine böyle bir...
Heyecan katıyor gibi oluyor ve bir aşamadan sonra da anlıyoruz ki zaten misafir gelen Pina Penelope Cruz'un karakteri bir seksolojistmiş yani seks uzmanıymış
okey ve sevgilisi Hulk'la açık ilişki yaşıyorlarmış ve dairelerinde toplu seks partileri veriyorlarmış.
Herkes herkesle sevişiyor, grup seks partileri yapıyorlar.
Cinsel hayatları ve sekse bakışları son derece serbest, rahat.
Ama filmdeki denge şu ki ev sahipleri Joe ve Angela'nın hani artık hiç hayatlarında heyecan yok, seks hayatı yok, bir şey yok, hiçbir şey yok ya.
Bu misafirler onlara hani tırnak içinde ilaç gibi geliyor sanki.
Onların ilişkisine bir renk katarcasına geliyorlar.
Ve zaten filmin...
Bir aşamasından sonra hani bir süre sonra işte Joe da onları ısınıyor daha sıcak tatlı sohbetlere giriyorlar falan.
Ve sonunda anlıyoruz ki filmin de hani en büyük sürpriz veya numarası bu ki Pino ve Hulk ev sahipleri Joe ve Angela ile grup seks yapma teklifi için gelmişler
zaten. Yani işin olayı buymuş zaten gelme sebepleri de buymuş.
Peki okey hani Joe ve Angela da misafirlerine göre de normalde çok dindar ya da çok muhafazakar karakterler gibi görünmüyorlar zaten ama onlar için böyle bir cinsel deneyim
yani hiç daha önce yapmadıkları bir şey ve çok sarsıcı bir şey.
Onu belirtmek lazım. Dramatik olarak bu önemli yani.
Neyse işte öykünün bir noktasında artık bu misafirlerin grup seks yapmak için ya da en azından bunu teklif etmek için buraya geldiklerini anlıyoruz.
Joe ve Angela bir anda misafirlerinin bu teklifine okey diyorlar.
Tamam hadi yapalım.
Ve hafif gülücüklerle hafif böyle Ya çok mutlu ve hey yaşasın hani hadi yapalım tamam niye yapmıyoruz ki?
Biz 10 senedir bunu niye düşünmedik ki?
Değil mi Joe? Tabii Angela ya keşke biz yapsaydık.
Bak niye birilerinin bize gelip de böyle dürtmesine gerek vardı ki?
Keşke yapsaydık. Seviyesinde bir coşkuyla bunu karşılıyorlar.
Ev sahibi erkekle misafir kadın bir odaya çekiliyorlar.
Ev sahibi kadınla misafir erkek Hulk'la Angela da baya mutfağa falan çok güzel okey çekiliyorlar.
İşte orada sevişeceklerken partnerler artık değişmiş partnerler.
Ev sahibi erkek olan Joe Pina ile hani tam artık sevişmenin falan o kafalara girerken bir ayağa kayıyor bir şeyler oluyor ki bence çok ucuz bir kırılma sahnesiydi o.
Hiç ikna olmadım ben. Ev sahipleri için çarpıcı ve sıradışı olan cinsel deneyimi.
Engelleyen bir aksilik oluyor.
Bakın tam aksilik.
Yani bir aksilik olsun demiş senaryoyu yazan.
Kimdi? Olivia Wilde mı? Yok bir ekip yazmış.
Üç kişilik bir ekip yazmış.
Neyse işte burada da şey demişler yani senaristler.
Arkadaşlar burada bir aksilik olsun ki hani istekteye uğrasın.
Şimdi bakın bunun da bir anlamı var.
Kendileri dur demiyor yani.
Yok ben yapamayacağım. Hani niyetlendim işte öpüştüm koklaştım.
Yok bana bir garip geliyor ya ben kendimi kötü hissediyorum.
Hani herhalde bunu yapamayacağım dense.
Karakterler bunu tercih etmiş olur.
Anladığımız kadarıyla filmin beyin takımı bunu istememiş.
Bir aksilik oluyor ve bu cinsel deneyim diyelim.
Şimdi tabii grup seksi yok ona hayır onu yapamayız herhalde işte çekiniriz falan gibi bir şeyler diyorlar.
Eş değiştirme şeklinde.
sevişmeyi tercih ediyorlar yani neyse bir şekilde bu girişim sekteye uğruyor ve işte bir odada toplanıyorlar ay ne oldu düştün mü beline mi bir şey oldu şu oldu bu oldu falan derken ev sahibi
karı koca bir odaya çekiliyorlar tartışıyorlar bir şeyler oluyor falan salona bir dönüyorlar misafirleri çekip gitmişler karı koca Baş başa kalıyorlar böyle.
Yani ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
Böyle bir kalıyorlar.
Birbirleriyle tartışıyorlar, kızıyorlar.
Demek ki artık işte evliliğimiz kalmamış.
Nasıl bunu yapabildik falan gibilerinden bir hesaplaşma falan yaşıyorlar böyle.
Ve bunun üzerine de ayrılmaya veya boşanmaya falan karar veriyorlar gibi bir durum çıkıyor ortaya.
İşte ondan sonra da film bitiyor.
Şimdi bakınız hemen hemen hepsini anlattım ya.
Şimdi ne anlattı bu film bize?
Şunu mu anlattı? Şimdi bakın öykü diyorum hemen hemen böyle çok detaya girmedim ama şunu söylemeye çalışacağım.
Bu film bizim bilmediğimiz ne anlatıyor?
Bir, günümüzde işte bir sürü tabii ki sayabileceğimiz yüzlerce sebeple mutlu bir evlilik hayatı yaşamayan çift var.
Elbette. Okey. Film bunun üzerine bir tespit mi yapıyor?
Yani biz şaşırdık mı böyle bir aile görerek?
Yo. Yani böyle çok aile var ne yazık ki evet.
Peki bu ailelerin böyle hayatlar yaşamasının sebebi seks hayatlarının kötü olması mı?
Yoksa seks hayatlarının kötü olmasının sebebi zaten böyle bir hayat yaşıyor olmaları mı?
Yüksek olasılıkla ikincisidir.
Birincisi de olabilir elbette.
Benim gördüğüm görebildiğim kadarıyla iki tarafta da olabilir bu.
Ama bunun çözümü herhalde seks hayatını harlamak değildir diye düşünüyorum.
Ekonomik sorunlarınız varsa, eşinizle çok iyi geçinemiyorsanız, kariyerinizle ilgili problemleriniz varsa, ailelerinizle, ebeveynlerinizle, büyüklerinizle ilgili problemleriniz varsa, yaşadığınız sosyal çevreyle vesaireyle
yani her türden problemin çözümünün seks olduğunu iddia edebilir miyiz?
Yani şu seks hayatımız bir güzelletse her şey yoluna girecek der miyiz?
Zannetmiyorum. Ama film sanki...
Bu sıkıcı, bu dertlerle, problemlerle boğuşup bunların altından kalkamayıp heyecanını yitirmiş ailenin tek ilacının seks olduğunu iddia ediyormuş gibi
bir tablo var ortada. Şimdi buna zaten ben katılmıyorum.
Siz katılıyor olabilirsiniz, hemfikir olmayabiliriz bu konuda ama film en azından bu konuda çok katı ve kendinden emin.
Bu sıkıcı aileyi biz bir grup seksi itelersek bunlar çok mutlu olurlar diyor sanki film.
Üçüncüsü şimdi bu aile az önce hani onu söylemeye çalıştım ya ne bileyim belki 3 senedir 5 senedir baya bir süredir sıkıcı bir evlilikleri var gibi bir tablo sunuyor
film bize daha ilk 10 dakikasında.
Ama misafirler bu aileye işte bir seks partisi teklif ettikleri anda böyle ağızlar kulaklarda herkes bir mutlu oluyor böyle nedense.
Kardeşim hiç mi aklınıza gelmedi böyle bir şey yani sizin mutluluğunuz farklı cinsel deneyimler yaşamak idiyse sizin ilacınız buysa eğer hiç sizin aklınıza gelmiyor mu bu ya da birbirinize
teklif etmekte mi korkuyorsunuz çekiniyorsunuz ama çok da muhafazakar ya da dindar ya da böyle aa ben asla öyle şey yapamam diyebilecek tipler gibi de görünmüyorlar zaten.
Çünkü bu konu açıldığı anda o hemen kirli çamaşırlar ortaya saçılıyor.
O onu suçluyor, bu bunu suçluyor falan.
Herkes de birbirini suçlar.
Ki ben bunu hiç ikna edici bulmuyorum yani.
Bulmam yani. Çünkü birbirine en azından belli eğitimdeki insanlar, belli bir görgüdeki insanlar bunu konuşurlar.
Terapistlere giderler, birbirleriyle konuşurlar.
Dostları vardır, aileleri vardır.
Yani hani iletişimsizlik denir ya iletişimsizlik.
Filmin ilk 10 dakikasında ev sahipleri birbirleriyle dır dır dır dır dır gayet iletişiyorlar yani.
Öyle de bir tablo da yok.
Peki film modern dünya üzerine, modern hayat üzerine çok ince tespitler mi yapıyor?
Yoo hiç öyle bir şey de yok.
Ve işin en kötü tarafını söyleyeyim size.
Bu filmlerin ve hatta şunu da belirtmeden edemeyeceğim.
Hani Netflix'in sert biçimde eleştirildiği eşcinsel karakter olmayan proje karşımıza gelmemesi eleştirisi var ya ben de buna katılıyorum zaten.
İçinde eşcinsellik olan filmlerde de bu sorun çok fazla var.
Bu filmde de bu sorun çok fazla var.
O da ne biliyor musunuz?
Geniş kitlelerin, ülkelerin, toplumların eşcinsellik üzerine bakışını eleştirmek istiyorsa eğer mesela eşcinsel karakterlerin hayatlarını anlatan filmler nasıl eşcinsel
olmayı bir komedi malzemesi olarak sunabiliyorsunuz?
Ya da hatta şöyle söyleyeyim bunu bir gerilim malzemesi olarak sunabiliyorsunuz.
Nasıl olabiliyor? Yani size göre mesela eşcinsellik ya da sıra dışı cinsel deneyimler yaşamak.
Bu girişimi normal bir şeymiş gibi sunuyor olmanız lazım.
Eğer size göre bir normal bir şeyse eğer yani bu mesajı vermeye çalışıyorsanız eğer bunu gerilimle sunarsanız siz eşcinselliği ya da işte grup seksi ya da işte açık ilişkiyi vesaireyi
yani bunu bir gerilim malzemesi olarak sunarsanız bunun aykırı, sıra dışı hatta belki saçma, komik yani The Invite film böyle bir deneyimi bir
komedi malzemesi gibi sunuyor.
Grup seks yapmak isteyen ya da eş değiştirme niyetiyle misafirliğe gelmiş bu çifti bize böyle gülerek hani bunu istemeleri komikmiş gibi.
Onlara göre komik mi yani bu?
Misafir karakterler Penelope Cruz'un Pina karakteriyle Edward Norton'un Hulk karakteri ev sahipleri bunu teklif ediyorlar.
Grup seks yapalım mı diyorlar. Onlar diyor ki yok grup yapamayız biz eşleştirelim o zaman.
E tamam onu yapabiliriz. Ama bunu gülerek veya Bu misafir karakterleri komik birer tipleme gibi sunuyor film.
Sen bizi bununla niye güldürmeye çalışıyorsun ki?
Bu komik bir şey mi? Hiç böyle bir şey yapmamış.
Böyle bir şey yani yapabilecek gibi de görünmeyen bir aileye böyle bir şeyin teklif edilmesi komik mi yani?
Ben bunu kabullenemiyorum arkadaşlar.
Bu filmler günümüz modern toplumu, ilişkileri, evlilikleri, seks hayatı, cinsel hayatı, cinsel özgürlüğü vs.
İnceleme iddiasıyla karşımıza geliyorlar ama bence hiçbir şeyi inceledikleri yok.
Aksine incelemeleri gereken konuları birer mizah malzemesine dönüştürerek karikatürleştiriyorlar.
Hiçbir ciddiyetleri kalmıyor.
Hiçbir incelemecilikleri kalmıyor.
Ve sonunda evet grup seksi teklif eden karakterler çekiyor gidiyor.
Geriye sıra dışı bir cinsel...
Deneyime böyle niyetlenmeye cesaret eden ama onu da beceremeyen sakar ve salak affedersiniz.
Ve o sıra dışı cinsel deneyimde bulunma girişimi boşanmalarının tetikleyicisi oluyor.
E nerede kaldı hani özgür cinsel hayat, işte modern dünyadaki evliliklerin sıkıcı olması, işte seks hayatlarının kalmaması falan.
Hani bunları inceliyordun sen sayın The Invite filmi.
Yoo hiçbir şey incelediğin yok senin.
İnanılmaz vasat ve bence diyorum incelemesi gereken konuyu karikatürleştiren bir film The Invite filmi.
O nedenle ben hiçbir cazibesinin olduğunu düşünmüyorum.
Komik de bulmadım ben hani insanlar ne bileyim bazı izleyiciler görece muhafazakar ve sıkıcı ev sahibi adamın grup seks teklifini...
Böyle ne bileyim aptal bir surat ifadesiyle salak bir gülümsemeyle karşılaması bence komik de değil yani.
İnsanlar herhalde bunları gülüyorlar ama ben komik bulmuyorum kendi adıma.
Yani özetle bu anlattığım çerçevede film ilginizi çekiyorsa bir ilişki komedisi olarak görebilecekseniz ben göremedim.
Bu çerçevede diyorum yine de belki iyi oyunculuklar, incelikli bir yönetim ilginizi çekiyorsa izleyebilirsiniz.
Evet bu haftaki programımızda haftanın sinema gündemini ve kötü ruh cehennem ateşi ve davet filmlerini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
