
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta sinemanın gündemini, Hoplayanlar ve Drama filmlerini inceledik. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve hoplayanlar ve drama filmlerinden bahsedeceğiz.
Bu iki film bir süredir gösterimdeydi aslında.
Her haftanın...
En öne çıkan hani benim biraz daha önceliğimi alan filmler bunlar değildi.
Son birkaç haftadır hep o filmlerden bahsettik bahsettik.
Bu iki film biraz arkada kaldı gibi oldu ama hala gösterimdeler.
Onun için çok da geç kalmış sayılmayız.
Onun için bu hafta dramadan ve Hoplayanlar filmlerinden bahsedelim.
Ancak ondan önce sinemanın gündemindeki başlıkları bir göz atalım.
Gişelerden de bir bahsedelim.
Son birkaç haftadır gişedeki durum da çok ardışık bir yapı.
Nasıl oldu biliyor musunuz?
Şimdi Kurtuluş Projesi filmi yılın ilk çarpıcı projesiydi.
O film gösterime girdi.
Gişeler'de başarılı oldu. Eleştirel olarak başarılı oldu.
Ondan sonra Süper Mario filmi gösterime girdi ve Kurtuluş Projesi'nin önüne geçti.
Gişeler'de başarılı oldu. Ondan sonra Michael filmi gösterime girdi ve Süper Mario'yu geçti.
Hafta sonu hasılatları bazında bunları söylüyorum.
Ve gişeye hakim oldu.
İşte Michael'dan sonra da geçtiğimiz hafta Şeytan Marka Giyer filmi gösterime girerek Michael'ı önüne geçti.
Yani her gösterime giren önemli film bir öncekini geride bırakarak işte son bir aydır gündemi belirlemiş oldular.
Halen gündemdeki en önemli film bu.
Ve bu hafta itibariyle de hasılatlarını bir tekrar hatırlatayım.
Kurtuluş projesi 650 milyon dolara geldi.
Bu gerçekten çok iyi bir rakam.
Süper Mario filmi 900 milyonu da geçti.
Artık 1 milyar dolara doğru geliyor ve yılın en çok izlenen filmleri listesinde mutlaka olacak.
Zirveye yakın da olacak gibi görünüyor.
Ondan sonra Michael geldi ve daha ikinci haftasında Michael'ın hasılatı...
500 milyon dolara ulaştı.
Zaten filmin incelemesini size sunduğumda hatırlatmıştım.
Yüksek olasılıkla devamı gelecek diye.
Ve evet geçtiğimiz haftada filmin devamının yapılacağını duyurmuştu yapımcı şirket.
Hem filmin öyküsünün bunu gerektirmesi hem de gişedeki başarısı bunu artık kaçınılmaz kıldı.
Ve işte evet geçtiğimiz haftada Michael'ı geçen şeytan marka giyer filmi hafta sonunda 70 milyon dolardan fazla hasılat yaptı.
Bu çok iyi bir rakam. İlk 10 gün itibariyle de hasılatı 270 milyon dolara ulaştı.
İlk bölümünün başarısının da ötesine geçti.
Yüksek olasılıkla da 3.
bölümün senaryosu öyküsü yazılmaya başlanmıştır diye tahmin ediyorum ben.
Bu bağlamda şu an için gösterimdeki en önemli 4 filmin işte bu 4 film olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi... Gündemde neler var?
Gündemde yine Cannes Film Festivali var arkadaşlar.
Şimdi 23 Mayıs tarihinde ödüller dağıtılacak ve önümüzdeki günlerde de zaten festival kapılarını açacak sinema severlere.
Önce jüri başkanının Çamvuk Parkı olmasıyla konuşulmuştu.
Ondan sonra seçki açıklanmıştı.
Seçki gayet iyiydi.
Şimdi bu haftada...
Festivalin diğer jüri üyeleri açıklandı ve jüri üyelerinin arasında da gerçekten çok çarpıcı isimler var.
Mesela Demi Moore var. Ondan sonra Chloe Zaho var.
No Man's Land filmiyle Oscar alan.
Bu yılda Hamnet filmiyle yine gündemimizi çıkan, Oscarlarda boy gösteren Chloe Zaho.
Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Stellan Sarsgaard var.
Sentimental Value filmiyle bu ödüle ulaşmıştı.
Bakınız bunlar gerçekten çok önemli sinemacılar, güçlü sinemacılar.
Ancak Cannes Film Festivali her zamanda büyük tartışmaların odağı olmuş bir etkinliktir.
Ve bu yılda daha kapalı...
Altyazı M.K.
Yeni filmi var Bucking Faster diye.
Bu filmi Cannes Film Festivali'ne yolluyor Werner Herzog ve festival yönetimi bu filmi ana yarışma bölümünde yarıştırmayacağını açıklıyor.
yarışma dışı bölümde gösterebileceğini söylüyor.
Şimdi izlemeden bir yorum yapmak istemiyorum ama çok kötü bir film değildir diye düşünüyorum.
Neyse bunun üzerine de Herzog demiş ki siz beni ana yarışmada yarıştırmıyor musunuz?
O zaman da ben de festivalden filmimi çekiyorum.
Şimdi en son sanırım geçen sene ya da iki sene önce Jim Jarmusch, o da çok değerli, çok önemli bir yönetmendir.
En son filmi Father, Mother, Sister, Brother filmini Cannes Film Festivali'ne yollamıştı ve o da ana yarışma adayları arasına alınmamıştı.
Yarışma dışı gösterebiliriz demişti ve Jim Jarmusch da Herzog gibi...
filmini festivalden tamamen çekmişti ve gidip Venedik Film Festivali'ne başvurmuştu ve orada da en büyük ödül olan Altın Aslan'ı kazanmıştı.
Şimdi şöyle bir durum oluyor.
Dünyada evet Oscar'lar Oscar ödülleri en büyük ölçekli yani tüm dünyanın en fazla ilgilendiği ödül organizasyonu.
Ancak aslına bakarsanız yani Oscar'lar biraz daha biliyorsunuz popülisttir yani daha çok celebrity'dir.
Bir saygınlık açısından bakarsanız Film Festivali kadar saygın olmadığını iddia edebiliriz herhalde.
İşte Cannes Film Festivali'nden sonra da ilk akla gelen en saygın, en önemli ödül sistemi de Venedik Film Festivali.
İşte yani bir sinemacı filmini Cannes'a kabul ettiremediği takdirde Venedik'e gidiyor veya işte ondan sonra Berlin'e gidiyor falan neyse.
Kendince bir hiyerarşi var orada ama işte Cannes Film Festivali sen bir filmi kabul etmeyip de Onun yönetmeni gidip Venedik'te altın aslanı alınca biraz ayıp oluyor gerçekten.
Demek ki güçlü bir filmi sen yarışmada yarıştırmıyorsun.
İşte sorarlar adama yani sen neden Herzog gibi, Carmush gibi çok değerli isimlerin filmlerini niye yarıştırmıyorsun kardeşim?
Bir de şunu da belirteyim çok kısa bir dipnot olarak.
Biraz detay bu ama şimdi bu tip organizasyonların bir kendi yönetimi var.
Festival yönetimi var.
Ayrıca jürisi var.
Saydım ya işte Çambuk Park, Demimur, Kloyzaf falan.
Şimdi bunlar jüri. Seçkiyi festival yönetimi yapıyor arkadaşlar.
Yani jürinin seçkiyle alakası yok.
Festival yönetimi başvuran filmleri de bir eleme yapıyor yani.
Kabul ediyor ya da etmiyor.
Jüri ise yönetimin kabul ettiği filmlerin içerisinden...
ödülleri veriyor. Bu bağlamda Herzog'un filmini kabul etmeyen otorite festivalin jürisi değil, festivalin yönetimi.
Tabii şimdi festival jürisi hep tanıdığımız isimler ama Festivalin yönetimi biraz daha gizli isimler yani her biri çok böyle tanıdığımız sinemacı falan isimler değiller.
Ondan dolayı onların isimleri biraz daha arka planda gizli olduğu için yani çok da böyle o isimler tırnak içinde linçlenmiyorlar.
Yani şöyle bir haber çıksa işte Çanvuk Park'la Demimur kafa kafaya verip Warner Herzog'un filmini kabul etmediler.
Şimdi atıyorum hani böyle bir şey olacak olsa bu isimler eleştirilir, bunlara kızılır falan ama festivalin yönetimine kızıyor insanlar işte.
Kan Film Festivali'nin yönetimi.
Kim kardeşim bu insanlar? Yani tamam tabii araştırsanız bu isimler ortaya çıkar ama çok da tanınan bilinen isimler olmadığı için filmlerin Kan Film Festivali tarafından reddedilmesi ya da yarışmaya alınmaması
biraz daha böyle arka planda kalan bir sinema başlığı gibi görünüyor.
Ancak bence çok önemli.
Cannes gerçekten burada ayıp yapıyor yani.
Bilmiyorum bakalım ne olacak geri adım atarlar mı atmazlar mı ama bayağı da birkaç gün kaldı.
Herhalde bundan sonra bir karar değişimi olmayacaktır diye tahmin ediyorum.
Bu hem Cannes Film Festivali'nin itibarını zedeleyen ve bu yılki ödüllere de gölge düşürecek bir şey.
Üzücü bir şey. Bakalım festival nasıl gidecek?
Burada tabii sohbetini yapmaya devam edeceğiz.
Şimdi Maymunlar Cehennemi evreninin yeni bir filminin yapılacağı açıklandı.
Bunun şöyle bir önemi var.
Şimdi Maymunlar Cehennemi zaten sinema tarihinin önemli evrenlerinden bir tanesi.
Bugüne kadar 10 film yapıldı.
1968'de zaten öncü film sinema tarihine geçmiş.
Önemli post apokaliptik kurgu filmlerinden bir tanesidir öncü film.
Onun üzerine yanlış hatırlamıyorsam 5 tane falan film yapılmıştı 60'lı 70'li yıllarda.
Sonra Tim Burton bir yeniden çevrim yaptı.
O film başarısız oldu. Sonra 2010'larda 20'lerde 4 film daha yapıldı.
Ve bu 4 filmin arkadaşlar hemen hemen hepsi de gayet iyiydi.
Ve toplamda yaklaşık 2 milyar dolara yakın hasılat yaptı bu 4 film.
Yani bu bağlamda Maymunlar Cehennemi...
Hani böyle bir Jurassic Park'ın kalibresine sahip olmasa da yine de 2010'lu 20'li yılların önemli evrenlerinden bir tanesini dönüştü diyebiliriz.
İşte bu başarının üzerine tabii ki Maymunlar Cehennemi evreninin devamının geleceği şimdiden açıklandı.
Daha çok fazla detay yok. Onun için bu sohbetlerimiz devam edecek gibi görünüyor Maymunlar Cehennemi üzerine.
Şimdi bir başka önemli başlık.
Şimdi bunu yine uzun uzun anlatmak lazım ama ben kısaca geçeceğim.
Geçtiğimiz yıllarda zaten bu projeden size bahsetmiştim.
Şimdi Sam Raimi'nin Evil Dead diye 80'li yıllarda yaptığı efsane bir korku filmi vardır.
Devam bölümlerini de yapmıştır Sam Raimi.
Onlar da muhteşemdir.
Çok harikadır Evil Dead.
İlerleyen yıllarda bir iki tane böyle yeniden çevrim ya da o evrenin devamı gibi yapılan filmler oldu ama pek başarılı olmadı.
Ancak ben bir tanesini özellikle anmak istiyorum.
2023 yılında yani 3 sene önce Evil Dead Rise diye bir film yapıldı.
Bizde kötü ruh uyanış adıyla gösterime girdi.
Şimdi bu film yaklaşık 20 milyon dolar gibi bir paraya mal oldu.
Ve tüm dünyada 150 milyon dolara yakında hasılat yaptı.
Şimdi bu zaten iki şeyde başarılı olduğunu gösteriyor.
Okey güzel. Filmin notları ortalama üstü.
Yani çok iyi değil ama 10 üzerinden 7-6.5 gibilerinden notları var.
Ancak ben bu filmin...
Görünen başarıdan çok daha fazlasını hak eden bir film olduğunu düşünüyorum arkadaşlar.
Ya bence çok iyi bir filmdi.
Aynı ekiple ben bir devam filmi yapılmasını çok ummuştum beklemiştim ama ne yazık ki yapılmamıştı.
Yeni bir devam filmi yapıldığı duyuruldu ve bu haberden çok kısa bir süre sonra da hızlıca bir fragman yayınlandı ve filmin de gösterim tarihi açıklandı.
Bunlar hep böyle bir hafta içerisinde falan oldu.
Film 10 Temmuz'da gösterime girmişti.
Ve fragman gerçekten...
enfes arkadaşlar. Diyorum o 2023'teki filmin de ötesine geçmeye çalışıyorlar herhalde.
Öyle görünüyor. Kötü Ruh ve Sam Raimi çok önemli isimler sinema tarihinde.
Bu yeni filmin de çok çarpıcı olacağını düşünüyorum ben.
Fragmanda en azından öyle görünüyor.
Umarım beklediğimiz gibi olur.
Film gösterimi girdiğinde ben o filmi izleyip yine size hem güzel böyle keyifli bir Kötü Ruh tarihi hem Sam Raimi üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.
O film üzerine de size bir inceleme sunmaya çalışacağım.
Şimdi son olarak bu haftanın şöyle bir gündemi var.
Şimdi tabi yılın en öne çıkan böyle çarpıcı güzel başlıklarını her zaman bahsediyoruz ama ben hep yılın fiyaskolarını ya da en kötü filmlerini en azından beklenmedik kötü filmlerini de
size hatırlatmaya çalışıyorum.
Yani iyiler kadar kötüler de başlık hak eden projeler oluyor bence.
Şimdi 2026'nın En azından içinde bulunduğumuz Mayıs ayı ne kadar ki en büyük hayal kırıklığı hangisiydi?
Geçtiğimiz haftalarda size incelemesini sundum.
Maggie Glenhall'un yönettiği Bright gelin filmiydi.
Şimdi öyle bir film var ki bu filmin adı Çöl Savaşçısı arkadaşlar.
Tam çevirisiyle Desert Warrior.
Bu filmin... Yönetmeni Rupert Viad diye bir yönetmen.
Bu yönetmen Hollywood'un kalburüstü aksiyon ve büyük bütçeli gişe yönetmenidir.
Mesela işte Maymunlar Cehennemi'nin son 4 filminden bir tanesini yönetmişti.
Bir ya da ikincisiydi yanlış hatırlamıyorsam.
Neyse yani Hollywood'un önemli yönetmenlerinden bir tanesi ve bu filmin 150 milyon dolar bütçesi var arkadaşlar.
Çoğu savaşçısı. Hatta...
Arap ülkeleri galiba Suudi Arabistan'ın falan sinema sektörüne girme projesi gibi bir proje.
Yapımcıları Suudi Arabistanlı yapımcılarmış anladığım kadarıyla.
Zaten çöl savaşçısı yani orasıyla da bir bağlantısı olduğunu hissedebiliyoruz.
Filmin başrol oyuncusu Anthony Mackie, Marvel revreninden de tanıyoruz.
Başka çok güzel projelerde de yer almış.
Önemli bir oyuncu. Charlotte Chaplin var, Ben Kingsley var.
Yine önemli oyuncular da var.
Bu kadar büyük bütçe bu kadar önemli bir yapım 150 milyon dolara mal olup da 700 bin dolar hasılat yapar mı bu film arkadaşlar?
Bakın 1 milyon bile değil yani 150 milyona mal olup 1 milyon doların altında hasılat.
Bu bilmiyorum şimdi araştırırım ben onu bir bakarım önümüzdeki haftalarda size söylerim ama sinema tarihinin en büyük zararı olabilir.
Bu kadar büyük bütçeye bu kadar düşük bir gelir.
Yani şimdi Bright diyoruz işte yüze mal oldu 20 yaptı.
Tamam o da büyük bir hayal kılıklı ama işte hasılat...
Bu hasılatının 150'de birinden bile az.
İnanılmaz bir fiyasko.
Filmin notları da çok kötü.
İnanılmaz yani. Bakın isterseniz ya IMDB'de izleyici notu 3,5 falan.
Eleştirmen notu 4.
inanılmaz kötü yani sadece yılın değil diyorum sinema tarihinin en büyük fiyaskolarından biri oldu gibi görünüyor Çöl Savaşçısı filmi bu filmle ilgili başka haberler
gelir mi işte ne bileyim dijital platformlarda gösterime girer mi yapım şirketi başka hamleler yapar mı hani bu filmi kitlelere izletebilmek için bilmiyorum ama diyorum ben bu filmin takipçisi olacağım ve 2026
yılı üzerine yaptığım Özetleme programında da bu filmi tekrar anıp size hatırlatmaya çalışacağım arkadaşlar.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim haftanın film incelemelerine.
Önce hangisini anlatalım?
Dramayı mı anlatalım? Hoplayanları mı anlatalım?
Önce Hoplayanları anlatalım.
O daha enerjik, daha şirin, daha sevimli.
Sonlara doğru biraz enerji düşürelim.
Şimdi Hoplayanlar filmi evet Pixar'ın bu yılki ilk filmi Pixar.
Yani artık tanıtmaya bile gerek yok herhalde.
Günümüzün son 30 yılın diyelim en büyük en güçlü stüdyolarından bir tanesi.
Çok sayıda filmi sayısız ödül aldığı 100 milyonlar hatta bazen milyar dolarları aşan hasılatlara imza atan filmler oldu falan.
Pixar harika. Onun yaptığı filmlerin çok büyük çoğunu harika oluyor.
Ancak hoplayanlar filminin gişe başarısına bakarsanız Pixar'ın yaptığı filmler içerisinde üst sıralarda yer alan bir film olduğunu görmeyeceksiniz.
350 milyon dolar civarında asalat yaptı.
Bu filmle Pixar'ın çıtayı biraz daha yukarıya taşıdığını da iddia edemeyiz.
Önce ben size filmin öyküsünü kısaca anlatayım.
Şimdi filmin baş karakteri Mabel diye küçücük, şirin, sevimli bir kız.
Ancak bu kız biraz uyumsuz.
Böyle biraz sıkıntılı bir tip.
Büyükannesi ona içerisinde bulunduğu bu...
hani sıkkın yaşam dinamiğinden kurtulmanın formülünü veriyor.
Çok da güzel bir formül. Burası yani kızın yaşadığı ve öykünün süre gittiği Amerika'nın biraz taşrasındaki küçük bir kasaba.
Büyükannesi bu küçük kasabanın da biraz dışında bir koruluk bir alan var.
Böyle küçük bir göl falan var.
Çok böyle doğal tatlış bir alanın yakınında küçük bir kulübede yaşıyor.
Bu büyükannesinin yanına gidiyor ve büyükannesi onu bu göl ve korulun Kıyısında bulunan şöyle büyükçe bir kaya var.
Oraya götürüyor. Onun üzerine çıkarıyor.
Ve diyor ki sus.
Konuşma. Ses çıkarma.
Çünkü küçük kız hani dır dır dır konuşuyor.
Sürekli böyle şikayet ediyor. Sürekli kızıyor bir şeylere.
Öfkeleniyor falan filan. Diyor ki bir sus.
Bir çevreni dinle.
Doğayı dinle. Ve Mabel susarak çevreye ve doğaya kulak veriyor.
Ve fark ediyor ki doğadaki bin bir çeşit canlı hayvan sayısız ses çıkarıyorlar.
Ve bu seslerin hepsi aslında bu canlıların birbiriyle olan iletişimi, çevreleriyle olan iletişimleri vs.
Yani çevresinde kendi dünyasından başka çok zengin bir dünya olduğunu fark ediyor Mabel.
Ve işte o noktada doğaya aşık oluyor.
Doğadaki tüm canlılara, tüm hayvanlara ve o hayvanlara yurt olan...
Kasabasının yakınındaki o gölete ve koruluğa bir nevi hayran oluyor.
Orası onun artık yaşam ortamı gibi bir şey oluyor.
Ve aradan geçen süre zarfında Mabel tabii ki tam bir doğa korumacı ve çevreci oluyor.
Ve bu yıllarda da Jerry diye...
O kasabanın bir belediye başkanı var ve bu belediye başkanıyla sürekli didişme ve kavga halinde.
Şimdi küçük bir kasaba olduğu için tabii hani küçük yerlerde belediye başkanıyla halk daha bir sıkı fıkı ilişki içerisindedir, yakındır yani.
Belediye başkanı Ceri sürekli işte beton yapmak istiyor yani haliyle çoğu belediye başkanı gibi.
Bu belediye başkanının da...
Ekmeği, yatırım, beton, bina ve şehircilik aslında bakarsanız.
Bu da Mabel'in en sevdiği şey.
Ve sürekli Mabel ile Jerry bir kavga dövüş halindeler.
Ve en son Jerry bu koruluğun ve Mabel'in çok sevdiği o göletin üzerinden bir otoyol geçirmek istiyor.
Ve bu süreçte de Mabel oraya gidiyor doğayı dinlemeye çalışıyor.
Bakıyor ki ortada hiç hayvan kalmamış.
Hayvanların hepsi gitmiş. E ne olacak yani oraya sanayi gelince, insanlar gelince, inşaat gelince hayvanlar da bundan rahatsız olup gidiyorlar.
Bakıyor ki Mabel orada hiç hayvan kalmamış ve Mabel bu süreçte belediye başkanının oradaki faaliyetlerini engelleyip o korunlukta yaşayan hayvanları oraya geri döndürmeye
çalışıyor. Bu süreçte de o kasabada bulunan bir üniversitedeki bir hoca yeni bir bilimsel teknoloji bir şey üzerine çalışıyor.
Fark ediyor ki...
Hoplama kelimesi de buradan geliyor zaten filmin adı.
Bir teknolojiyle bir şekilde insanın zihnini...
Bir robotun zihninin içerisine nakledebiliyor.
Cyberpunk bilim kurgu teması olarak insanın zihninin başka bir materyalin içerisine nakledilmesi.
Bu filmde de bir robot. Ancak o robot da bir hayvan robotu.
İşte bu profesör hayvanları anlamaya çalışıyor.
Çeşitli girişimlerde bulunuyor ama hayvanlara nasıl yaklaşmaya çalışılsa çalışsın hayvanlar kaçmış.
Bu profesör de hayvana çok benzeyen bir robot yapmış.
Kendini o robotun içerisine koyuyorsun, hayvanların arasına karışıp onlarla birlikte yaşıyorsun.
İşte Mabel istemeden, tesadüfi olarak bu laboratuvara girip bir kunduz robotunun içerisine giriyor.
Bir kunduza dönüşüyor ve o gölette yaşayan kunduzların arasına karışıyor.
Bu kadarını anlatayım. Bundan sonrası artık spoilere gider.
Güzel film, eğlenceli film.
Akıyor, gidiyor vs. Çok güzel yan öyküler var.
Çok güzel alt metinler var yine.
Birçok Pixar filminde olduğu gibi.
Ancak film nasıl diyeyim?
Yani tamam güzel, hoş ama hani başka Pixar filmlerini düşünüyorum hatırda kalan.
O kadar çarpıcı değil arkadaşlar.
O kadar akılda kalıcı değil.
Biraz böyle ne yazık ki Pixar'ın zaten hemen hemen en kötü taraflarından bir tanesi budur.
Pixar biraz daha gençlere çocuklara hitap ediyor.
Filmin düşünsel, duygusal, çok çarpıcı taraflarını hep çabuk çabuk geçiyor böyle.
Öyküsünü hızlıca anlatıyor yani.
Pixar'ın zaten bence en sıkıntılı tarafı bu.
Neredeyse bütün filmlerinde bu var.
Yani daha yetişkinlere hitap eden filmler öykülerinin düşündürücü, dramatik, sarsıcı, güçlü anlarında biraz yavaşlar filmler.
Yani onu biraz vurgular.
Onu öne çıkarır.
Tamam filmin akıcılığı önemlidir.
Film sıkıcı olmasın.
Öykü belli bir ritimde aksın.
Ama çarpıcı anlarda da bir şöyle bir nefes alalım değil mi?
Bir sindirelim. Güçlü bir an olduğunda, çarpıcı bir an olduğunda.
İşte Pixar'ın hemen hemen bütün filmleri fazla sürükleyici, fazla akıcı gidici.
Tamam günümüzün dramatik yapıları bunu gerektiriyor ama işte burada bir denge gözetebilmek lazım.
Bu bağlamda Hoplayanlar evet güzel bir öykü, güzel karakterler sunuyor olsa da yani saf eğlencelik bir film olmuş.
duygusal ve çarpıcı taraflarını hatta düşündürücü taraflarını pek de öne çıkarmadığı için bir nevi izle geç filmi olarak karşımıza geliyor.
Tamam istediğiniz buysa sayın Pixar okey biz de izledik ve geçtik.
İzleyin geçin diyorum arkadaşlar.
Bu kadar yani hoplayanlar üzerine söyleyeceklerim.
Evet şimdi gelelim dramaya.
Drama üzerine söyleyecek daha fazla şey var ama Yani pek de böyle hoplayanlar gibi övemeyeceğim.
Eleştirilecek tarafı daha çok bence.
Şimdi bence drama ortalama bir film arkadaşlar.
Kötü bir film diyemem.
Ama önce size öyküsünü anlatacağım ve tek bir başlıkla benim hiç kabullenemediğim ve sürekli de eleştirdiğim bir tuzağa düşen bir film.
Drama. Baş karakterlerimiz Zendaya'nın canlandırdığı Emma.
diye bir kadın ve Robert Pattinson'ın canlandırdığı Charlie diye de bir adam.
Şimdi bu arkadaşlar beyaz yakalı, eğitimli, genç yetişkin insanlar.
Bir şekilde tanışıyorlar, sevgili oluyorlar, ilişkileri ilerliyor ve evlenmenin eşeğine geliyorlar.
Okey artık son hafta içerisindeyiz.
Bir hafta sonra düğünümüz var. Tam bu sırada en yakın dostları var.
Baş işte Sadıç'la Nedim'e olan iki karakter var.
Mike'la Rachel diye.
İşte düğünün yapılacağı salonlu ayarlamalar yaparlarken orada oturup bir şeyler yiyip içiyorlar falan.
Sarsıcı sohbetlere kapı açan sorular vardır.
Mesela işte hayatında yaptığın en kötü şeyi anlat gibilerinden.
Bu tip bir sohbete dalınmış tatlış böyle yarı oyun yarı sohbet havasındalar falan.
Tam bu sırada gelinimiz Emma öyle bir şey anlatıyor ki.
Ben diyor genç bir kızken benim babam bir ordu mensubu.
Evimizde her zaman silah vardı.
Ben babamın silahını alıp okulda bir katliam yapma planı yapmıştım diyor.
Şimdi Emma böyle bir şey itiraf edince bu bir şok etkisi yaratıyor.
Charlie'nin kafası karışıyor tabii.
Bir manyaklı mı evleniyorum acaba diye ve evliliklerine doğru ilerledikleri o bir hafta içerisinde özellikle Charlie ilişkisini tekrar gözden geçirmek zorunda kalıyor.
İyice kafası karışıyor, kararsızlığa düşüyor, ne yapacağını bilemiyor.
Yani neredeyse sapıtma ve delirme seviyesinde bir duygu durumuna doğru savruluyor gidiyor.
Şimdi devamını anlatmayayım spoilere girer ama neticede bu ikili Bu bir haftalık gergin süreci atlatamıyorlar ve her şey yokuş aşağı gidiyor.
Şimdi şöyle söyleyeyim size.
Oyunculukları güzel, öykü akıyor gidiyor.
Biraz sıçramalı kurgu var, karmaşık kurgu var filmde.
Biraz oradan biraz buradan.
Ardı ardına gösterilen iki çekim hani hangisi hangisinden önce, hangisi hangisinden sonra o pek belli değil.
Zaten bu tip filmler bir ilişki profili çıkardığı için yani şu gün şu saatte öykü başladı, şu gün şu saatte bitti gibi.
Doğrusal bir zaman çizgisi takip etmek zorunda değil bize bir ilişki profili çıkarıyor bu tip filmler.
Ondan dolayı bu tip bir anlatımı ben doğru buluyorum yani bu tip filmlerde iyi buluyorum.
Ancak bu filmde buna benzer filmlerin hemen hemen hepsinde olan bir sıkıntı var arkadaşlar.
Şimdi 21.
yüzyıl Büyükşehir insanı dertleri diye bir alt tür olduğunu diye düşünebiliriz.
Bu tip filmler var hep. Bu filmler sade ve kısa ifadeyle günümüz metropol insanının kafasının karışık olmasının normal bir durum olduğunu iddia ediyorlar
sanki. Yani günümüz hayatı çok karışık, her şey çok zor ve metropol insanı da bu karmaşanın içinde yok oluya gidiyor.
Hemen her zaman bu mesaj var bu filmlerde.
Abartıyorlar arkadaşlar. Özetle öyle söyleyeyim yani.
Çok derin analizlere girmeme gerek yok.
Abartıyorlar. Ya kardeşim bir kararı alırsın ya da almazsın.
Bir tercihi yaparsın ya da yapmazsın.
Tamam bazen kararsızlığa düşeriz.
Hepimiz düşebiliriz ama günümüz büyükşehir insanının ruh hali hep bu değil yani.
İşte bu filmler hep böyleymiş gibi, her ilişki çok zor inşa ediliyormuş gibi, her evlilik, her tercih, her iş teklifi, her eğitim aşaması, her
şehir değişikliği çok büyük sarsıntılarla yapılıyormuş, uygulanıyormuş ya da tercih ediliyormuş gibi sunuyor bize.
Ne olursa olsun, istediği kadar sarsıcı olsun bir karar verirsin.
Bu kararı verme süreci illa senin hayatını alt üst etmek zorunda değil.
İlla psikolojini darmadağın etmek zorunda değil.
Ya da bu filmde Charlie ya Emma'dan ayrıl ya da bunu boş ver evlen.
Bitti. Bu kadar.
Ya bu kadar kolay olmayabilir ama filmde sunulduğu kadar da çok karmakarışık, çok sarsıcı olmak zorunda değil.
Yani film öyleymiş gibi sunuyor.
Günümüz insanı sanki böyle uçurumun kenarında yürüyor, onu böyle dürttüğün anda düşüyor.
Hiçbir sarsıcılığı kaldıramayan, sürekli kafası karışık, duyguları zayıf.
Yaptığı tercihlerde bir türlü kararlı ve güçlü olamayan zayıf bir insandır günümüz metropol insanı.
Mesajı var filmde.
Etkileyici olabilmek için gerçekleri biraz sündüren, gerçekleri biraz abartan ya da en azından tamam işte bu filmde böyle oluyor, bu karakterler böyle karakterler.
O zaman ben bu karakterlerin zayıf karakterler olduğunu düşünüyorum.
Ondan dolayı ikna edici bir film değildir ama bence.
İlginç olsun diye, farklı olsun diye olayı abartmış bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Ama yine de fena olmayan bir ilişki incelemesi olarak bu tip öyküler ilginizi çekiyorsa drama filmini izleyebilirsiniz arkadaşlar.
Evet bu haftaki programımızda haftanın sinema gündemini ve şu an gösterimde olan hoplayanlar ve drama filmlerini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
