
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta: Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve şu an gösterimde olan Rebel Moon, Dublör ve Maymun Adam filmlerini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Öncelikle ne yazık ki üzücü bir haberle bu haftanın sinema gündeminden bahsetmek gerekiyor.
Türk sinemasının usta oyuncularından Ahmet Uğurlu'yu ne yazık ki bu hafta kaybettik.
Ahmet Uğurlu hala güzel bir şeyler karşımıza getirebileceğini umabileceğimiz bir yaşta 71 yaşında kaybettik.
Ahmet Uğurlu devlet tiyatrolarında kariyerine başlamış bir oyuncuydu.
Çoğumuz elbette onu Türk sinemasından tanıyoruz daha çok.
Filminden geniş gittiler.
Ahmet Uyurlu'yu herhalde o filmde tanımıştır.
Çok iyi bir oyuncuydu.
Çok gerçek bir karakter oyuncusuydu böyle.
Yani perdede çok etkileyici dururdu.
Performansı gerçekten çok güçlüydü.
Hani neyi oynarsa oynasın.
Birçok filmde yer almıştı.
Döngel Keranesi'nde rol almıştı mesela benim hatırlığım.
Memleket meselesinde rol almıştı.
Behzat Çeyiz dizisinde rol almıştı.
Ve en sonda 2012 tarihli Yol Ayrımı filminde rol almıştı.
Yani bütün bu performanslar elbette yani Ahmet Uğurlu unutulmayacaktır, saygıyla anılacaktır.
Ahmet Uğurlu'yu kaybettiğimiz haberi bu yılın en üzücü haberlerinden bir tanesi olsa gerek.
Ben geçtiğimiz hafta Kan Film Festivali üzerine anlatmaya çalıştım.
Filmlerden, ödüllerden bahsettim ama aslında Kan Film Festivali üzerine söylenmesi gereken iki ayrı haber daha vardı ama geçen hafta çok uzun bir program yaptığım için bu iki haberden bahsedememiştim.
Bu hafta bahsetmeye çalışayım.
Bir tane... Kav film festivalinde binden fazla...
Türk sinemacının boy gösterdiği ancak hiçbir Türk filminin bu sene Cannes Film Festivali'nde seçkiye giremediği bunun üzerine birçok tweet atıldı.
İşte sinema platformlarında, sinema ortamlarında, eksiz sözlükte falan konuşuldu.
Sosyal medyada bundan sıkça bahsedildi.
Ve şundan bahsedildi özellikle Cannes Film Festivali'nin kırmızı halısında yer alabilmek için 60 bin euro gibi bir rakam verip hani halıya çıkabiliyorsunuz.
Gibi bir gündem haberi oldu.
Şimdi bu bilgi doğru mudur yanlış mıdır bilmiyorum.
Teyit edemedim yani şöyle kabaca bir araştırdım ama doğru olduğunu varsayacak olursak yani bu kadar konuşulduğuna bu kadar bahsedildiğine göre herhalde doğrudur diyorum.
Hiçbir Türk filmi ödül almamış seçkiye girmemiş falan ama binden fazla Türk sinemacı orada hani parayı bastır kıyafeti giy kameraların önüne çık gibi bir durum oldu böyle yani.
Popülarite kazanmaya çalışan, konuşulmaya çalışan Türk oyuncuların parayı verip gidip Cannes'da, Kırmızıalı'da yürüyüp fotoğraf çektirip gündeme çıkmaya çalıştığı üzerine sosyal medyada bu çok konuşuldu.
Herkes de bunu hani Cannes Film Festivali'nin o entelektüel, o sanatsal, o prestijli, o değerli imajının zedelendiği üzerine sohbetler döndü.
Hani şimdi öyledir değildir bunu yorumunu size bırakıyorum ya da bunun üzerine farklı okumalar, aramalar yapabilirsiniz.
Ancak bu baya baya konuşuldu.
Bu kadar konuşuldu. Altyazı M.K.
İlk kez Cannes Film Festivali'nin bu kadar eleştirildiğini gördüm.
Ve şunu da hatırlatmak istiyorum ki geçtiğimiz hafta ben Cannes üzerine konuştuğumda daha böyle popüler sinemaya, Hollywood sinemasına, gişe sinemasına göz kırpmaya çalışıyor.
İşte George Lucas'a Hollywood gişe sinemasının bir numaralı yönetmenine onur ödülü veriyor.
Hani bu da bir eleştiri noktası olabilir diye ben bundan bahsetmiştim.
Şimdi sinema başka bir şey bakınız.
Yani Cannes Film Festivali'nin...
Hollywood sinemasını gör kırpması başka bir şey.
Bu bir eğilimi gösteriyor.
Ancak ben bunun çok da kötü bir şey olduğunu düşünmediğimi size söylemiştim zaten.
Yani benim bu konudaki fikrim bu.
Çünkü ben sinemadaki...
farklı adaların, birbirinden kalın çizgilerle ayrılan sinemaların olmasından çok keyif almıyorum.
Bunu çok doğru bulmuyorum.
Ancak bu popülerite meselesi gerçekten farklı bir eleştirel bakış teşkil ediyor.
İkincisi de ilk kez Cannes Film Festivali'nde gösterimi yapılan ve uzun yıllardır merakla beklenen Francis Ford Coppola'nın Megalopolis projesinin sadece izleyenleri ikiye böldü
gibi özetlenebilecek bir başlıktan çok ileriye geçti.
Şu an... Megalopolis projesinin artık neredeyse linçlendiğinden bahsedebiliriz ki en büyük problem şu filmin dağıtıcı bulamadığından bahsediliyor.
Yani düşünün Francis Ford kopalı bir film yapıyor.
Cannes Film Festivali'nde ilk gösterimi yapılıyor ve hiçbir dağıtım şirketi bu filmin dağıtımını üstlenmiyor.
Dünya bu filmi izleyemeyecek demek arkadaşlar.
Bu film yaygın gösterime girmeyecek anlamına geliyor.
Bu gerçekten üzücü bir şey.
Yani film yığılmayabilir.
İyidir, kötüdür. Gösterime girsin kardeşim.
Dünyaya bir dağılsın. Film de izleyelim, yorumumuzu yapalım.
Yok abi öyle bir şey yok.
Ona bile gerek yok. Boşverin bu filmi gitsin.
gibi bir anlam çıkıyor bu durumdan ben gerçekten çok üzüldüm yani şimdi elbette bir yerlerde biz o filmi yakalarız en fazla dijitale bile düşse ne bileyim Netflix'lere Amazon Prime'lere Disney'lere falan hani tırnak içinde bu da bir düşme
midir değil midir artık yani sinema tarihinin büyük yönetmenleri bu dijital platformlar için projeler yaptılar yıllardır yapıyorlar yani bu düşme denemez herhalde buna belki ama Kimine göre belki de öyledir.
Bilmiyorum bunun yorumunu size bırakıyorum ama en azından şu an emin olduğumuz haber şu ki Megalopolis projesinin dağıtımına üstlenen bir sinema dağıtımı şirketi olmamış.
Gerçekten bu şok denebilecek seviyede kötü bir gelişme diyebiliriz bunun için.
Şu an Türkiye'de gösterimde olan filmlerin bir kısmı zaten bir süre önce gösterimde olan büyük projeler.
Maymunlar Cehennemi hala gösterimde.
Kung Fu Panda 4 hala gösterimde.
Furiosa hala gösterimde.
Ancak bunun üzerine özellikle şunu söyleyeceğim.
Şimdi bu senenin gişe rakamları gerçekten çok kötü gidiyor arkadaşlar.
Nasıl çok kötü gidiyor?
Birincisi... Mad Max Furiosa gerçekten iyi bir film.
Geçtiğimiz hafta bu filmden uzun uzun bahsetmeye çalıştım.
Filmin puanları yüksek falan ama açılış hafta hasılatı çok kötü.
Mad Max Furiosa ilk hafta sonunda 26 milyon dolarlık bir açılış hasılatına imza attı.
Onun dışında yakın zamanın en önemli hem böyle hem yüksek puanlar hem yüksek işe getirisi var eden filmlerinden bir tanesi olan The Fall Guy.
O filmin açılış hasılatı da 27 milyon dolar.
Çok düşük rakamlar yani böyle büyük bütçeli zengin kadrolu filmlerin ilk haftasında en azından 50 milyon doların üzerinde bir hasılat yapması beklenir.
Ve 2024'ün yani haziran ayına geldik artık yani neredeyse ilk 6 ay bitti.
Bu 6 aylık performansa bakarsak yılın en çok izlenen filmi şu an için Dune bölüm 2.
711 milyon dolar hasılat rakamına ulaşmış durumda ki dün gerçekten yani zaten son yılların en büyük en güçlü filmlerinden bir tanesiydi ama onun dışında Godzilla and Kong, Kung Fu Panda, Maymunlar
Jehennemi, Ghostbusters gibi filmler bunların hepsi böyle şey yani çok yüksek yani 1 milyar dolar seviyesine ulaşmasını bekleyebileceğimiz filmler ancak bu filmlerin hiçbiri Şu
an için beklenen hasılat rakamlarına ulaşamamış durumda.
Burada şu konuya geçeceğim aslında.
Artık sinemaya gidilmiyor, artık sinema salonları boş, sinema ölüyor, sinema bitiyor falan diye o kadar çok sohbet dönüyor ki sosyal medyada.
Ben kendi adımı söyleyeyim hafta sonu.
Yani baya böyle hani insanların sinemaya gidip gündemde ne var hadi koşa koşa gidelim onu izleyelim demeleri beklenen bir günde gittim ve Mad Max Furiosa'yı izledim.
Arkadaşlar salonda 7 kişiydim bakın bir cumartesi günü İstanbul'unda çokça böyle izleyici çeken çok bilinen bir salonunda bu filmi izlemeye gittim yani orada baya kalabalıklarda
film izlediğim oldu daha önce birçok kez.
Ancak tabii şimdi bir de yaz girdi havalar güzelleşti falan artık insanlar sinemaya gitmez diye bekleyebiliriz ama ya tamam 400 kişi olmasın da 200 kişi olsun.
7 kişi nedir ya hani böyle bir şey olabilir mi?
İnanın çok şaşırdım ve ilk gösterim haftasıydı yani Mad Max'in uzun süredir de beklediğimiz bir film.
Yılında en güçlü filmlerinden bir tanesi.
Hani salonlar eskisi kadar ilgi görmüyor 2024 yılı sinemanın gişe getirisi açısından.
Çok kötü bir yıl olabilir.
Hani artık tabii yılın sonunda biliyorsunuz ben o yılın bir şeyini yapıyorum böyle bir incelemesini yapıyorum yani.
O zaman bu konuyu ayrıca tekrar konuşuruz.
Şimdi çok peşinden konuşmayayım ama en azından şunu söyleyeyim.
İlk 6 ay itibariyle rahatlıkla diyebilirim ki 2024 yılı sinema sektörünün gişe getirisi açısından gayet kötü gidiyor arkadaşlar.
Bakalım ikinci 6 ayda nasıl olacak?
Artık bunun incelemesini 2024 yılının sonunda yaparız diyorum.
Şimdi şu an gündemde olan başka bir önemli haber...
Exorcist projesiyle alakalı.
Nasıl? Yakın zamanda Exorcist Believer projesi gösterime girdi.
Şimdi bence hiç de kötü bir film değildi.
Yani film linçlendi.
Filmin puanları bayağı düşük.
Ama bir parantez açayım.
Aslında filmin maliyeti 30 milyon dolardı.
Ve kişede 137 milyon dolarlık bir getiri elde etti.
Şimdi bu kötü bir rakam değil aslında.
Yani 30 milyonluk film 130 milyon kazandıysa yapım şirketi bayağı bir karı geçmiş demektir.
Fena değil. Ancak Yine de düşük puanlardan dolayı yapım şirketi bir açıklama yaptı.
Dedi ki tamam hani bu filmi siz çok da beğenmediniz ama Exorcist projesi efsane bir projedir.
Biz özür diliyoruz okey bu film olmadı tamam.
Biz yeni bir üçlemeye başlayacağız dedi ve bu üçlemeyi de Mike Flanagan'ın eline vereceğiz dedi.
Mike Flanagan kim? Yakın zaman korku sinelasının en güçlü yönetmeni Mike Flanagan bir şey yapıyorsa ona kulak kesilmek lazım.
En son neyi yaptı?
Sinema tarihinin en büyük korku efsanelerinden biri olan Stanley Kubrick imzalı Shining projesinin devam filmini yaptı.
Filmin adı neydi? Doctor Sleep filmiydi.
çok iyi bir filmdi yani elbette şimdi öncüsünün yanına koyacak halim yok yani Shining kadar iyi bir film diyecek halim yok ama bence en azından öncüsünün yanında ezilmeyen bir filmdi ki bu zaten
hani günümüzde yapılmış bir film için hele hele Shining gibi bir efsanenin devamı için yapılabilecek en iyi yorumdur herhalde ondan dolayı Flanagan'ın yapacağı şey yüksek olasılıkla iyi olacaktır
ve anladığınız kadarıyla zaten yani yapım şirketi işte Exorcist gibi efsane bir şeyin devamı Bunu da Mike Flanagan'a veriyorsa hani artık o yapım şirketinin yapacağı bir şey yok yani.
Al abi en iyi sensin en kral sensin al sen yap daha ne yapalım demiş oluyor aslında biz korku filmi severleri ya da Exorcist severleri diyelim.
Bakalım nasıl olacak ben bunun takipçisi olmaya çalışacağım.
Eğer bununla ilgili yeni haberler çıkarsa yani ilk filmin falan gösterim tarihi yüksek olasılıkla yakın zamanda açıklanacaktır.
Onunla ilgili sizinle bilgileri paylaşmaya çalışacağım ve filmler gösterime girdiğinde de yüksek olasılıkla ben izleyip üzerine bir program yaparım diyorum.
Şimdi bakınız eski projeler tekrar tekrar karşımıza geliyor çünkü yenileri kötü oluyor ya.
Eskilerden biz yürümeye çalışalım çok da riske girmeyelim diyor yapım şirketleri.
İşte animasyon sinema tarihinin iki büyük efsanesini tekrar karşımıza...
...geleceğini duyurdu yapım şirketleri.
Hangileri bunlar? Bir tanesi Pixar'ın unutulmaz filmi Kayıp Balık Nemo.
Çok iyiydi ve hepimiz çok sevdik yani.
Efsaneye dönüştü gerçekten Kayıp Balık Nemo.
Onun devamlarının tekrar başlayacağı duyuruldu.
Güzel bir haber umuyoruz iyi olur.
Ve bir başka muhteşem seri ve bana göre de gerçekten animasyon efsanesi Incredibles projesi.
İnanılmaz aile muhteşem filmlerdi bence.
İlki zaten daha da iyiydi.
Ve inanılmaz aile filminin bir özelliği vardı.
Sinema tarihinin bütün karakterleri insan olan.
İlk ve tek animasyon filmiydi.
Hani işte hep yaratıklar, balıklar, böcekler, karıncalar hep böyle tabii.
Hani insan dışı farklı karakterlere insansılık kazandırıyor animasyon sineması değil mi?
Evet, güzelliği biraz da burada.
İnanılmaz aile projesi gerçekten cesur bir adım atmıştı.
Bütün karakterleri insan olan bir animasyon yapmıştı.
Ve aynı zamanda işte bir süper kahraman miti vardı falan filan çok nefisti yani gerçekten.
Eğer hani izlemeyip es geçtiyseniz arkadaşlar buradan size hatırlatmış olayım.
Hani üzerinden yıllar geçti belki ama.
Yine de izleyin diye buradan tavsiyemi vermiş olayım.
İşte bu iki büyük animasyon filmlerin devamının yapılacağı bence güzel bir haber.
Umarım çok iyi projeler karşımıza gelir.
Şimdiden bunu da hatırlatmış olayım.
Başka bir haber Knives Out bıçaklar çekildi diye bir seri vardı.
Filmin yönetmeni ve yazarı Ryan Johnson nefis bir projeyi imza atmıştı.
Ne açıdan tam olarak şöyle bunu ifade etmek lazım.
Eski usül dedektiflik filmleri.
Bakınız artık böyle filmler yok.
Böyle filmler yapılmıyor. Dedektiflik filmleri polisiye sinemanın suç öykülerinin unutulmaz bir alt türüdür.
Sinema tarihinde bunun üzerine nefis filmler yapılmıştır.
Nefis romanlar yazılmıştır.
Şimdi onlara girmeyeyim sohbet çok uzamasın ama işte Rian Johnson karşımıza eski usül bir dedektiflik filmi örneği getirmişti Nights Out'ta ve bayılmıştık filme.
Çok iyiydi gerçekten. Ancak ne yazık ki devam filmi çok kötüydü.
İlk filmin iyiliği kadar kötüydü neredeyse yani.
Hani baya böyle eyvah abi ne yaptın sen ya falan diye böyle baya bir üzülmüştük.
Herhalde Rian Johnson o ikinci filmde hayranlarını üzmenin üzüntüsüyle tamam arkadaşlar kusura bakmayın ikinci film kötüydü okey ben şimdi nefis bir üçüncü filmle karşınıza geleceğim dedi.
Üçüncü filmi merakla bekliyoruz şimdiden notumuzu alalım kenara yazalım.
Umuyoruz ki çok iyi bir üçüncü filmle eski usul bir dedektiflik öyküsüyle Ryan Johnson tekrar karşımıza gelir diyorum.
Evet sinema haberlerim böyle.
Nasıl filmlerimizden bahsedelim mi?
Bence biraz zaman kaldı ya.
Birkaç filmden de bahsedelim ya.
Bu sinema haberlerine bahsede bahsede hiç filmlerden bahsetmediğimiz programlar yapıyoruz.
Biraz üzülüyorum yani filmlerden de böyle bahsetmek istiyorum.
Şimdi üç tane filmden bahsedeceğim.
Bir tanesi Challengers diye bir film.
Kısa süre önce gösterime girdi ama çok da uzun gösterimde kalmadı.
Hala birkaç salonda gösteriliyor diye hatırlıyorum.
Çünkü bu filmin kadrosu da önemli, yönetmeni de önemli aslında konusu da önemli.
Tenis dünyası üzerine bir film.
Tenis filmleri diye bir program bile yapabilirim gerçekten sinema tarihinde.
tenis üzerine olmasa da içerisinde tenisin geçtiği çok sayıda film var.
Çok da güzel filmler de var.
Woody Allen falan gibi böyle çok sinema tarihinin önemli yönetmenleri bile yalaşıyor yani.
Tenis sinema için güzel bir konu gerçekten.
Challengers filmi bizde rekabet adıyla gösterime girdi.
Hani artık tenise teyit geçen ya da bulaşan bir film değil.
Bayağı böyle kalı hukukkalı tenis üzerine bir film.
Filmin yönetmeni Luca Guadagnino.
Luca Guadagnino önemli bir yönetmen.
Yakın zamanın önemli birkaç korku gerilim projesi falan da yapmış bir yönetme.
Güzel filmleri var. Ve filmin başrolünde de Zendaya var.
Artık Zendaya nerede varsa o konuşuluyor değil mi?
Yapacak bir şey yok yani. Zendaya olsun.
Çamurgan olsun diyoruz.
Zendaya'nın başrolü zaten hani film de Zendaya'ya o kadar dayanıyor ki afişinde Zendaya'nın iyice yüzüne yakın çekim böyle bir fotoğrafı çekilmiş.
O da böyle afişini ortasına konmuş.
Gözünde gözlük falan böyle.
Tamam anladık. Anladık Zendaya'ya dayanan bir film okey.
Ama film kötü mü?
Hayır. Zendaya film de kötü mü?
O da hayır gerçekten. Zendaya'yı izlemesi keyifli bu film de.
Güzel bir performans sergilemiş.
Nasıl bir film bu? Ta gençliğinden böyle hani amatör tenisçiliğinden birlikte yetişen, gelişen iki tane güçlü tenisçi var.
Bu iki tenisçi artık böyle profesyonelleşmenin kıyısına geliyorlar.
Bu sene olmadı seneye falan. O sırada da Zendaya'nın canlandırdığı bir tenisçi de o da profesyonelleşme aşamasında.
Bunlar tanışıyorlar.
Yarı birbirinden hoşlanma böyle.
Yarı arkadaşlık, yarı sevgililik.
Böyle bir cinsel gelelim.
Hani o erkek tenisçiden hangisi Zendaya'yla sevgili olacak, hangisi olmayacak.
İkimiz birlikte olsak olmaz mı falan filan.
Böyle üzüntüler, satmalar, kazık atmalar, küsmeler, darılmalar, barışmalar.
Böyle karmakarışık bir ilişki üçgeni içerisinde bir tenis kariyeri.
Maçlar, turnuvalar, ödüller.
Fena bir film değil güzel ama internetteki puanlara bakarsanız gerçekten çok yüksek.
Yani film Allah müthiş bir film diye bayağı onore edilmiş.
Ben o kadar iyi bir film olduğunu düşünmüyorum ama.
Yine de kötü bir film değil bence.
Keyifli bir izlek vadedebilir.
Eğer ilginizi çekiyorsa bilmiyorum yani sinema salonlarında yakalayabilir misiniz ama sinema daha sonra da elbette dijital platformlara falan düşecektir.
Yani bir yerlerde karşınıza gelecektir.
Eğer tenis konusunu seviyorsanız hem böyle üçlü ilişkileri, karmaşık, aşk, hoşlanma, arkadaşlık ilişkilerini seviyorsanız hem de böyle bir sporda yükselme öyküleri var değil mi?
Bir de spor filmleri denebilir bunlar aslında.
Hani bu tip bir projeye ilginiz varsa Challengers projesini izlemenizi tavsiye ederim.
Şu an gündemde olan bir başka film Netflix için çekilmiş olan Atlas adlı bilim kurgu.
Şimdi dürüst olmak gerekirse bu proje beni biraz nasıl çekti biliyor musunuz arkadaşlar?
Jennifer Lopez'in içerisinde olduğu popüler bir proje bayağı zamandır görmemiştim.
Şimdi artık Jennifer Lopez biraz yaşlandı değil mi?
Duymasın böyle söylediğimizi ama elbette artık yaşını başını aldı ama arkasında elbette hem hani müzikal olarak hem de sinema oyuncusu olarak bayağı zengin bir kariyer bıraktığını söylesek herhalde abartmış
olmayız. Tabi sevini vardır sevmeyeni vardır değerli bir oyuncu mudur yoksa sadece popüleriteden işi götürüyor mu diyorsunuz Jennifer Lopez için bilmiyorum.
İki taraf da kendince haklı olabilir ama ben Atlas projesinde böyle yine Hani Zendaya gibi Jennifer Lopez'in yüzünü kocaman afişlerin ortasına koymuş bir projeyi sosyal medyada görünce içimden
şunu diyesim geldi. Ya dedim Jennifer Lopez ne yapıyor acaba bu aralar deyip geldim filmi izledim.
Netflix için yapılmış bir bilim kurgu.
Filme aslına bakarsanız puanları hiç de yüksek değil baya yani linçlenmiş demeyeceğim ama böyle biraz yerden yarı bulunmuş gibi görünüyor yani.
Çok da sevilmemiş film ama bence biraz hakkı yenmiş.
Çok iyi bir film demeyeceğim ama kötü de demeyeceğim.
Yani fena değil diyeceğim.
Baya gelecekte geçen artık işte başka gezegenlere başka dünyalara açılmış bir dünyadan bahsediyoruz.
Elbette teknoloji çok gelişmiş.
Yapay zekaya dayanan bir dünya var.
Ama elbette bunlara gayet antipatik ve şüpheyle bakan da insanlar var.
Hani hemen hemen her cyberpunk ya da bilim kurgu örneğinde olduğu gibi.
Bir anlamda insan yapay zeka dostluğu ya da düşmanlığı ya da risk.
tehlikeleri üzerine bir anagora olmuş.
Aynı zamanda bir aksiyon filmi, aynı zamanda bir macera filmi, işte dramatik, duygusal, psikolojik tarafları falan da var.
Yani bu tür üzerine çok da fena olmayan bir film.
Yine hani aynı klişe ifadeyi kullanacağım ama keyifli bir seyirlik vaat ediyor mu?
Bence vaat ediyor. Yani o gördüğünüz puanlara falan bence kanmayın diyorum.
Bence biraz haksız yere ilk küçümsenmiş bir film olmuş.
Atlas projesini Bu tip filmlere ilginiz varsa böyle hani diyorum gelecek üzerine yapay zekar, bilim kurgu, cyberpunk, robotlar, dünya açılmış, vay benim beynimi hackliyorlar, aman kaçalım robotlar geliyor hani.
Bunları seviyorsanız ki ben severim.
Bu projeyi sevdim yani ben.
Fera değil. Hani olduğu kadar tavsiye ediyorum diyeyim.
Bu hafta son olarak anmak istediğim filmse geçtiğimiz haftalarda ben bu filmden bahsetmiştim.
The First Omen filmi bizde The Omen ilk kehanet adı ile gösterime girdi.
Bu filmden bahsederken yine anmıştım sinema tarihinin önemli korku filmi başyapıtlarından biri olan 1976 tarihli The Home'un filmini öncesine anlatan bir film olacak
demiştim. Ben de filmi izlemiştim 2-3 hafta önce izledim hatta yani anmaya diyorum fırsatım olmadı.
Burada küçük bir boşluk bulmuşken bahsedeyim filmin puanları iyi gördüğün kadarıyla insanlar filmi beğenmiş fena değil ancak bence benim beklediğim kadar iyi bir film olmadı.
Yani şöyle söyleyeyim.
Filmin yönetmeni ilk uzun metrajını çekmiş genç bir yönetmen Arkasha Stevenson diyeyim.
Kısaca film ya her şeyi o kadar çaktırıyor ki.
O kadar yani böyle hani sonu başından belli gibi bir şey.
Yani işte işte rahibelere eğiteceğim.
Ben çok temiz saf pırıl pırıl gencecik bir rahibiyim.
Çok pırıl pırılım ben.
Böyle ay o kadar şirin sevimliyim ki.
İçim falan o kadar iyilik güzellik dolu ki.
Bu güzelliği bütün dünyaya saçmak istiyorum.
Abi Bu kadar ya inanın bakın abartmıyorum ya gerçekten abartmıyorum.
Hani o kadar klişe ve bir karakter denemez buna bakınız.
Gerçekten anlattığım gibi bu bir tipleme.
Orada da tiplemeler var.
Hani o manastıra geldim her şey ne kadar güzel olacak.
Hayır öyle değil.
Dur burada neler neler var.
Bu manastırda sen neler neler göreceksin.
Bir dayak yiyeceksin burada var ya.
Senin neler başına gelecek.
Sen hele bir gel bakalım gel gel.
Niye film devam ediyor arkadaşlar?
Bu kadar andıra andıra, bu kadar hissettire hissettire falan.
Ya filmi izlerken, şimdi bu bir korku gerilim filmi değil mi?
Bir gizem yaratacaksın sen.
Biraz çaktırma ya.
Yani tamam artık hepimiz sinema sever olarak belli böyle hani bir klişeleri çözdük.
Belli bir film nasıl ilerler ne olur.
Tamam bunu anlayacak bir korku filmi birikimine sahibiz.
Okey ama... Film gerçekten her ne anlatacaksa o kadar çaktırıyor ki, o kadar sonu başından belli ki.
Yani diyorum filmin neredeyse hiçbir anında ben bir şaşırmadığım, bir korkmadığım, bir beklemediğim, bir gelişme olmadığı.
Hani şaşırtmasın, beni şaşırtmasını beklemiyorum ama en azından sahneler kendi içinde bir gerilimi koruması bir yön.
Ya yönetmenliği de pek iyi değil mesela.
Bir korku filmi yönetmenliğinin bir yıldızı var arkadaşlar.
Bir şeyi var böyle. Açısı, kurgusu, oyunculuğu.
Sahne nasıl başlar, nasıl ilerler, nasıl yükselir, nasıl patlar.
Yani bunun bir yıldızı var gerçekten.
Şimdi burada arkadaşa sinirlisin ya.
Bak gencecik bir yönetmen korku filmi.
Elinde bir sürü güzel olanak, oyuncu, imkan falan.
Ya biraz kasması lazım.
Böyle olmaz yani. Bu filmin yönetmenliği gerçekten bu tip bir proje için hiç de yeterli değil.
Bir korku filmi severi bu filmin ikna edeceğine ben yönetmenlik olarak da öykü olarak da pek gerçekten inanamıyorum.
Ancak şöyle söyleyeyim filmin finali güzel.
Film döndü dolaştı öykü öyle güzel bir şekilde 76 tarihli filme bağlandı ki sonunda böyle o kadar güzel bağlanacağını beklemiyordum gerçekten.
Çok hoşuma gitti. Yine kötü demeyeceğim ama bence yani ortalama bir film böyle kötü değil ama.
iyi demeye de böyle dilim varmıyor gerçekten.
Yani hani yakın zamanda bile birçok güzel korku filmi izledik.
Hani hele hele eski efsane filmlerin devamlarını ya da öncelerini falan anlatan başka filmler de izledik.
İşte Scream'leri izledik.
Evil Dead'lerin devamlarını izledik falan.
Ya onlar bence çok iyiydi.
Eski efsanelerin devam filmleri olan korkuların yanında bence The First Woman bayağı sönük kalmış.
Diyorum yine kötü demeyeceğim ama çok da iyi değil.
Ama yine de yine aynı klişeyi kullanayım.
Keyifli bir seyirlik var ediyor mu?
Eh, türü seviyorsanız biraz böyle korkulu, gerilimli, marastırılı, rahibeli ve alt dur diyebilir miyiz?
Derim ya niye demeyeyim derim değil mi?
Denir bence yani. Manastır filmleri, rahibi filmleri, rahibili korku filmler.
Olur abi gerçekten bu şekilde çok film var bence.
Onu bir alt tür olarak falan kabul ediyorsak bu film o alt türün kralı.
Yani feriştahını yapmışlar yani bu kadar rahibeli bir manastırda neler oluyor temalı korku filmleri içerisinde Om'un ilk ihanet gayet ilk akla gelecek filmlerden bir tanesi olabilir diyorum.
İşte bu kadar öneriyorum artık kendi payınıza bir öneri alarak alıyorsanız da hiçbir sakıncası yok benim için.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
