
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini ve şu an gösterimde olan Gizli Ajan ve Hizmetçi filmlerini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve şu an gösterimde olan gizli ajan ve hizmetçi filmlerinden bahsetmeye çalışacağız.
Küçük bir ara vermiştik gündeme.
Bu haftalık bu kadar programları yapmıştık iki bölüm ve bu arada da Oscar'lara yaklaşıyoruz.
Ve yıl içerisinde gösterime girmeyip Oscar'da adı geçen bazı filmleri de izlemek için...
Böyle son haftaları, son günleri kovalıyoruz gibi bir durum var ve gerçekten de Oscar'da aday olan birçok film gösterime girmemişti.
Son bir ay ya da hatta bir iki hafta içerisinde gösterime girdi.
Gizli Ajan bu filmlerden bir tanesiydi.
Muhteşem Martı filmi bu filmlerden bir tanesiydi.
Ve özellikle de Chloe Zahu'nun...
Hamnet filmi de 2025 yılı içerisinde gösterime girmemişti.
O da yaklaşık 2 hafta önce gösterime girdi.
Tabi biz hani Oscar'lar dağıtılmadan bu filmleri mutlaka izlemek istiyorduk.
Tabi Oscar'ı da bir kenara atalım.
Yılın en önemli filmlerinin de arasında yer alan filmler.
Ben de hepsini gündemde yakalama şansına eriştim.
Yani aslında şu an sizinle paylaşmak istediğim 4 tane film var.
Ama bunların hepsini tabi programımızın makul sınırları içerisinde...
Size anlatmam mümkün değil. Bu hafta gizli ajanda hizmetçiyi anlatayım.
Önümüzdeki haftada muhteşem Marty ve Hamlet filmlerini konuşalım tamam mı?
Hemen ben şimdi hızlıca size...
Gündemden salonlarda neler var neler yok dünya gişelerinde durum nedir kısaca özetlemeye çalışayım.
Şimdi son 2-3 hafta içerisinde bir Hamlet filmi gösterime girdi.
İki Uğultulu Tepeler filmi gösterime girdi ki geçtiğimiz hafta sonu dünya gişelerinin lideri Uğultulu Tepeler filmiydi.
İlk hafta sonunda 38 milyon dolar hasılat yaptı ve toplamda da...
İlk hafta itibariyle de yaklaşık 80 milyon dolarlık hasılatla gişenin lideri oldu.
Yani gişeleri alt üst etti diyebiliriz.
Onun dışında Muhteşem Marti filmi gösterime girdi.
Hizmetçi filmi hala gösterimde.
Nürnberg filmi hala gösterimde.
Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim filmi gösterimde ve bu film Oscar'larda adından bahsettirecek gibi görünüyor.
Onun dışında Sam Raimi'nin son filmi Yardım Çağrısı 2 hafta önce gösterime girmişti ve ilk hafta...
İyi bir açılış hasılatına imza atmıştı.
Yaklaşık 20 milyon dolar civarında hasılat yapmıştı.
Onun dışında Avatar Ateş ve Kül hala gösterimde.
Yan Yana filmi hala gösterimde.
Artık aylar oldu ve izleyici çekmeye devam ediyor.
Momo filmi gösterime girdi.
Merakla beklenen bir projeydi diyebiliriz.
Zootropolis filmi çok yüksek hasılat rakamına ulaştı ve hala gösterimde.
Yerli Yapım Disco filmi hala gösterimde.
Bu filmleri bir toplarsan...
Ancak şu son 1-2 haftada sinema salonlarının biraz daha hareketlendiğini söyleyebiliriz.
Geçtiğimiz haftanın en çok konuşulan gündemlerinden bir tanesi Berlin Film Festivali'nin kapılarını açmasıydı.
Ve açılış gününde de jüri başkanı olan Wim Wenders soruları aldı.
Festival ile ilgili bir tanıtım yaptı.
Şimdi Wim Wenders çok önemli bir isimdir.
Ancak ne yazık ki hem Wenders hem de Berlin Film Festivali Daha açılış gününde bile çok ciddi eleştirilerin kurbanı oldu.
Neden biliyor musunuz? Konu yine politik ve konu yine gazze.
Gazze ile ilgili sorulara sinema dünyası çok da siyasete karışmamalıdır.
Çok da siyasi yorumlar yapmamalıdır.
Hatta tam olarak şöyle bir açıklama yaptı.
Dedi ki sinemacılar ve sinema sanatı siyasetçilerin ve politik dünyanın fikrini değiştirmez ve buna çalışmaz.
Sinema ve sanat İnsanların fikrini değiştirir ve değiştirmeye çalışır gibi bir açıklama yaptı.
Ancak bu açıklama hiç de ikna edici bulunmadı.
Çünkü biliyoruz ki sinemacılar ve sinema dünyası başka çok sayıda savaş ve soykırım üzerine bugüne kadar elbette çok ciddi açıklamalar yaptılar.
Yani bir tarafı tuttular.
Mesela Rusya'nın Ukrayna'yı işgal edişine neredeyse tüm batı dünyası tabii ki sinema dünyası ve sanat dünyası da karşı çıktı Rusya'yı haksız gördüler ve Ukrayna'ya destek verdiler.
Yani orada da bir işgal ve neredeyse bir soykırım var.
Ancak işte İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırıma bir tepki göstermemesi Berlin Film Festivali'nin ve özellikleri tabii Wim Wenders'ın hiç de ikna edici bulunmadı.
Başka savaşlarda ve soykırımlarda taraf tutuyorsunuz ancak burada tarafsız kalmaya çalışıyorsunuz gibi Bir eleştiriye maruz kaldı Berlin Film Festivali.
Sinema severlerin ve sinema dünyasının çok da hoşuna gitmeyen bir şekilde açıldı diyebiliriz.
Bakalım önümüzdeki günlerde bu konu üzerine farklı açıklamalar olabilir takip etmeye devam edeceğiz.
Şimdi geçtiğimiz haftanın bir başka çok ama çok önemli gündemi neydi biliyor musunuz arkadaşlar?
Tam da benim de yakın zamanda...
İncelediğim bir konu üzerine çok çarpıcı bir gelişme oldu.
Konu sinemada yapay zeka kullanımı.
Scarlett Johansson ve Cate Blanchett gibi çok önemli oyuncuların içerisinde olduğu 800 ismin imza attığı bir yapay zeka tepkisi bildirisi yayınlanmıştı.
Orada da çok hararetli açıklamalar yapılmıştı.
İşte geçtiğimiz hafta öyle bir yapay zeka videosu.
İnternete düştü ki yani gerçekten tam bu açıklamaların tam bu sarsıntının üzerine oldu gibi bir şey arkadaşlar.
Video nasıl biliyor musunuz?
Yani inanılmaz bir video. Bir binanın tepesinde böyle inşaat yıkıntılarının arasında Brad Pitt ile Tom Cruise birbirlerini öldürmecesine bir dövüşe tutuşuyorlar.
Ve... Bunun üzerine de yine benim geçmiş programlarda uzun uzun bahsettiğim Hollywood Oyuncu Sendikası SAG AFTER'a öyle zehir zemmelek bir açıklama yaptık.
Yani bu hırsızlıktır, bu hukuku yok saymaktır, bu etik değerleri yok saymaktır falan diye.
Yani gerçekten çığlık seviyesinde bir açıklama yaptı.
Ve şunu da itiraf etmeden geçemeyeceğim.
Şimdi ben bu tip videoları pek izlememeye çalışıyorum yani film 20 milyon falan izleniyor belki ama bunu en azından yani 20 milyon 1 yapmamak için bile bu tip videoları
izlememeye çalışıyorum ama bunda gerçekten dayanamadım izledim arkadaşlar ve itiraf etmek zorundayım.
Ya mükemmel, mükemmel olmuş arkadaşlar.
Enfes bir işçilik var gerçekten.
Yani hem dövüş sahnesi mükemmel, hem dövüş kareografisi mükemmel ve hepsini bir kenara attım.
Filmdeki yapay zeka ile oluşturulmuş Brad Pitt ve Tom Cruise performansları da harika gerçekten.
Yani beğenmemek mümkün değil.
Cate Blanchett'in, Scarlett Johansson'un, Saga After'a'nın yaptığı açıklamalar yerini buluyor yani.
Çünkü burada inanılmaz bir emek hırsızlığı var.
Yani ortada oyuncu yok, hiçbir şey yok.
Ancak oyunculuk mesleğinin ulaştığı noktayı...
Yani gayet kısa bir yapay zeka video ile mükemmelen taklit edebiliyorsunuz.
Ortaya çıkan iş gerçekten muhteşem yani.
Çok iyi. Hani oyuncuların paniğe girmemesi mümkün değil.
Gerçekten oyunculuk mesleğini riske eden bir teknolojik seviye ve fake video üretimi teknolojisi var ortada.
Ancak ya bu engellenmeli...
Demeye de böyle biraz dilim de varmıyor yani.
Çok teknoloji karşıtı falan bir insan değilimdir.
Ve yapay zekanın sinema üzerine etkileri programında da tam olarak şu cümleyi kullanmıştım.
Ne yapılsa yapılsın engellenemez bu arkadaşlar demiştim.
Yani engellemek mümkün değildir.
Büyük şirketleri takip edebilirsiniz.
Tamam onlar yapay zeka kullanamaz zaten.
Yani Warner Bros. Brad Pitt'i yapay zeka ile var ede bir filmde oynatabilir mi?
Oynatamaz tabii ki yani. Yer yerinden oynar.
Sinema dünyasında ya da tüm bu görsel sanatlar, görsel üretimler dünyasında o kadar fazla isimsiz insan, yapı, oluşum, şirket vs.
var ki tamam büyük şirketler yapmaz ama başka birileri yapar zaten.
Mutlaka yapacaktır demiştim o programda.
İşte üzerine bu video geldi.
Yani izleyin diye böyle reklamını da yapmak istemiyorum ama bir yandan da izleyin arkadaşlar.
Ne diyeyim yani teknolojinin ya da yapay zekanın sinema etkileri üzerine.
Bir kilometre taşı seviyesinde yine dediğim gibi bu tartışma bitmeyecek.
Eminim ki yeni yeni üretimler ortaya çıkacak ve bu konu tartışılmaya devam edecek arkadaşlar.
Şimdi yine geçtiğimiz haftanın önemli gündemlerinden bir tanesi.
Uzun uzun anlatmayayım çünkü bu bir programlık bir konu.
Exorcist sinema tarihinin en iyi korku filmi olarak kabul ediliyor.
Çok geniş bir kitle tarafından ki ben de bu fikirdeyim.
En büyük rakibi de herhalde Stanley Kubrick'in Shining filmidir yani.
Bu ikisi zirveyi oynar.
Ben biraz daha Exorcist tarafındayım yani.
Bence de Shining de müthiş bir film ama.
Neyse Exorcist'in bugüne kadar çok sayıda devam filmi yapıldı ve...
Hepsi kötüydü. Yani ve büyük çoğunluğu da zaten linçlendi.
Ben hani çok da kötü filmler olduğu için hani çok da izlemek istemiyor olmama rağmen en azından fikrim ve tabi bilgim olması gerektiği için de bu filmlerin de hemen hemen hepsini izledim ben.
Gerçekten de kötü filmler.
Ve en sonunda Universal Pictures Exorcist filminin isim haklarını almıştı.
Ve ben Exorcist adıyla yeni yeni devam filmleri yapacağım ve bunları bugüne tercüme edeceğim demişti.
Ve işte 2023 yılı...
David Gordon Green'in yönettiği ki iyi bir yönetmendir yakın zamanın değerli genç isimlerinden bir tanesidir.
Exorcist Believer diye bir film yapmışlardı ve bir dörtleminin başlangıç filmi olacağı açıklanmıştı.
Ancak ne yazık ki bu film hiç de iyi bulunmadı.
Eleştirel puanları da çok kötüydü.
Gişede de battı neredeyse.
Bana göre çok da kötü bir film değildi aslında yani.
Biraz hakkı yendi ama elbette yani öncüsü olan efsane bir...
Exorcist'in yanında adını bile anmak pek de doğru olmaz.
Neyse yani Universal Pictures iyi bir başlangıç yapamamıştı ve bunun üzerine şirket böyle tekrar bir kolları sıvamış.
Biz iyi başlayamadık ama isim hakkını da aldık ne yapalım?
İyi bir film yapalım diye bu kez gerçekten çok ciddi yaklaşıyor konuya.
Birincisi yeni filmin yönetmeni Mike Flanagan olacak.
Mike Flanagan...
Sinema tarihinin en iyi iki filmi ne dedik?
Biri de Shining dedik değil mi?
Onun devam filmi olan Dr.
Sleep filmini yapan yönetmen yani Shining gibi efsanevi bir Stanley Kubrick projesinin devamını yapmaya niyetlenmek bile çok büyük cesaret iken Flanagan gerçekten
enfes bir devam filmi yapmış.
Shining'in devam filminin linçlenmemesi bile başarıdır bence.
E tabi şimdi Shining'in linçlenmeyen bir devam filmini yapmayı başarmış bir yönetmene İşte Exorcist'in devam filmi verilir değil mi?
Bence çok doğru bir karar ve oyuncu kadrosu da rüya gibi.
Scarlett Johansson desem yeter mi arkadaşlar?
Düşünün bakın şirket ne kadar kasıyor yani iyi bir Exorcist filmi yapacağım diye.
Scarlett Johansson başrolde ve Scarlett Johansson'un yanına da Lawrence Fishburne'ı koymuş şirket harika bir tercih bence.
Yani bu iki oyuncu da hem çok popüler hem de çok iyiler.
Yani hani her şekilde...
Yeni film için gerçekten çok hevesliyiz.
Zaten bu da olmazsa artık olmaz.
Yani günümüzde bir Exorcist filmi yapılacaksa yönetmen Flanagan olmalı ve başrolde de gerçekten böyle harika oyuncular olmalı.
Umarım iyi bir Exorcist filmi gelir ve umarım Exorcist efsanesi güçlü ve başarılı bir şekilde devam eder deyip...
Bu sohbeti burada bırakalım.
İlerleyen haftalarda, aylarda mutlaka bu filmle ilgili yeni haberler gelir.
Ben de sizlerle paylaşmaya çalışırım.
Ve bu haftanın son gündemi çok kısaca geçeceğim.
2025'in en çok izlenen filmleri listesine giren...
Brad Pitt'in başrolünde olduğu F1 filmi 600 milyon dolardan fazla asılat yapmıştı yani.
Devam filmi geliyor arkadaşlar.
Bu başlık bu kadar.
İlerleyen haftalarda, aylarda F1'in devam bölümü için yeni haberler mutlaka gelecektir.
Ben de bunları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Evet şimdi gelelim bu haftanın filmlerine.
Bir tanesi gizli ajan filmi dört dalda Oscar adayı olmuştu.
Clever Mendoza Filho'nun son filmi iyi bir yönetmendir.
Şimdi Gizli Ajan filminin ben kısaca size öyküsünden bahsedeyim ve bu filmin esas olayı ne?
Yani çarpıcı tarafı ne? Bundan bahsetmeye çalışacağım.
Şimdi Gizli Ajan filmi 1970'li yıllarda geçiyor.
O yıllarda Brezilya'da muhafazakar, askeri, baskıcı bir rejim var.
Ve o dönemin daha genç aydınlarına tabi çok ciddi baskılar uygulanıyor falan.
Öldürülüyorlar, hapsediliyorlar vs.
İşte tam...
Bu dönemde bir üniversitede gayet genç, çok yetenekli, çok parlak, pırıl pırıl bir akademisyen olan Marcelo Dio'ya bir karakterimiz var.
Wagner Mauro'nun canlandırdığı baş karakterimiz zaten ki bu noktada şunu belirtmeden geçemeyeceğim.
Wagner Mauro'nun bu performansı 2025'in yani çok güçlü...
Erkek performanslarının arasından hem Altın Küreler'de hem de Cannes Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödüllerini aldı arkadaşlar.
Bakın bu sene Oscar'larda zaten bu konuya mutlaka girelim.
Size hatırlatırım güçlü performanslar var.
Yani Timothee Chalamet var, Leonardo DiCaprio var.
Var yani başka bir sürü muhteşem performans var.
Ve Wagner Moira'nın performansı hepsini ezdi geçti.
Neyse Marcelo diye bir karakter.
Şimdi bu karakter. Üniversitede akademisyen ve buraya hükümet işte bir adam yolluyorlar ve Marcelo'nun üniversitedeki uygulamalarını eleştiriyor meleştiriyor yani onu oradan böyle bir nevi baskıyla
kovuyor gibi bir durum var.
Marcelo da ne yapsın tabi buradan kaçıyor ancak tabi ki bu baskıcı askeri rejim bir muhalif olarak gördüğü Marcelo'yu yakalamak işte yargılamak hapsetmek hatta belki de öldürmek
istiyor. Bunun üzerine de Marcelo adını değiştirip izini kaybettirip yeni bir hayata başlıyor.
Şimdi burada küçük bir parantez açayım.
Şimdi bu bir alt tür teşkil eder mi bilmiyorum ama tanık koruma programı filmleri gibi bir alt tür neredeyse var yani.
Mahkemedeki tanıklığı çok önemli görünen bir kişinin işte bir polis tarafından ya da işte devlet tarafından saklanması hani buna tanık koruma programı deniyor ya.
Hollywood'da bunun üzerine bir sürü film var.
Bu alt türün En belirgin klişesi şudur.
Bir karakter kendisini kaybettirip başka bir memlekete bir yerlere gittiğinde bir türlü orada...
köklü, rahat ve mutlu bir hayat inşa edemez.
Neden? Çünkü bir gözü hep ensesindedir.
Yani beni buldular mı, arıyorlar mı, yakaladılar mı, işte peşimde biri mi var falan diye sürekli bir gerilim yaşar.
İşte bu kaçan karakter filmlerinde genellikle o karakterin bulunduğu yere köklenememesi ve sürekli bir gerilim hayatı, bir kaçak hayatı yaşaması
öyküsü anlatılır.
Gizli Ajan filminin bu tip filmlerden tek bir farkı var.
O da şu ki burada Marcelo karakteri geldiği yer...
O kadar cennet bir yer ki, o kadar hoş, o kadar güzel bir yer ki.
Ev sahibesi olan kadın, harika komşular, hepsi çok tatlış, çok şeker, çok dostane.
Hatta eşini kaybetmiş ve bir oğlu var Marcelo'nun.
Üst katlarında onun biraz akranı olan gayet hoş, tatlış bir hanımefendi var.
Ve zaten Marcelo ile sevgili oğlar, sevişiyorlar falan.
Neticede bir aşk ilişkisinin yaşanması.
Orada biraz daha köklü bir hayat kurmanın da bir gerekçesidir ya böyle.
Aşık olursunuz bu güzel bir şey ya da bir sevgiliniz olur falan okey.
Yani bir anlamda Marcelo sadece gizlenmek için geldiği bu memlekette bu gizli bölgede bir anlamda köklü bir hayat kurmak için gereken her şeyi buluyor
arkadaşlar. Hani filmin hatta ciddi bir kısmında hani şimdi Marcelo sürekli o gerilimi yaşıyor yani bir yandan yaşıyor yaşamıyor değil ama.
Çevresindeki hayat o kadar güzel ki yani orada o karakterin köklenmesini ve gerçekten yeni bir hayata başlamasını istiyorsunuz.
Anlatabiliyor muyum? Filmin numarası bu.
Bir şeylerden kaçan karakter filmlerinin içerisinde gerçekten bu kadar harika bir yeni hayata başlamış bir karakter ben bugüne kadar görmemiştim.
Güzelliği burada yani özetle.
Gizli Ajan filmin hani olayı ne görkem diye soracak olursanız bu şekilde size cevap verebilirim.
Evet Wagner Mauro'nun oyunculuğu gerçekten çok iyi.
Filmin yönetmenliği işte 1970'li yılların Brezilyasını resmediş falan her şey harika filmde.
Ancak şöyle bir durum var.
Filmin önemli bir kısmında bu bahsettiğim saklanma gerilimini Tamamen bir kenara atıyor film.
Yani iki buçuk saatlik falan bir film.
Bir, bir buçuk saatinde hiç bu gerilim yok.
O zaman da şunu soruyorsunuz.
Ben ne izliyorum ki? Hani bu karakter bir gerilim yaşaması lazım değil mi?
Bizi sürükleyecek öykü.
Karakter tedirgin olacak falan bir şeyler olacak.
Hiç böyle bir şeyler olmuyor.
Bunları izliyoruz yani. Eee diyorsun yani ben ne izliyorum ki şimdi?
Gibi bir sorunun...
Yani akla gelmemesi mümkün değil arkadaşlar şimdi.
O açıdan filmin çok da cazip olduğunu düşünmüyorum ben.
Bu bir. İkincisi de şöyle bir durum var.
Belirli bir sosyal, kültürel, politik çalkantı yaşanılan bir lokasyonu ve zamanı siz anlatırken genellikle o dönemdeki o politik çalkantı
ortamını da Tanıtmasını istersiniz değil mi siz o filmin?
Yani şimdi 70'li yıllarda Brezilya'dayız.
Bakınız ben filmi size anlatmaya tanıtmaya başlarken diyorum ki işte 70'li yıllarda işte Brezilya'da baskıcı bir askeri rejim var falan diye küçük bir tanıtım geçiyorum.
Filmde söz konusu askeri rejim, 70'li yıllar, Brezilya baskı ortamı, işte darbe vs.
bunlarla ilgili neredeyse hiçbir bilgi yok arkadaşlar.
Yani akademisyen olan Marcelo'nun yanına kendisinden daha yaşlı gıcık bir hükümet adamı geliyor.
Bir askeri adam geliyor böyle.
Ona baskı yapıyor. Yani o yıllarda Brezilya'nın nasıl bir sosyokültürel, politik, siyasi ortamda olduğunu bilmeseniz o adamın nereden geldiğini falan da anlamazsınız.
Yani şunu dersiniz ya bu adam kim ya?
Hani tamam devletin adamı da.
Hani bu adamın politik görüşüne onu nasıl bir rejim yolluyor falan.
Yani filmde politik hiçbir şey yok neredeyse.
Ayrıca açıp bakmanız lazım.
Yani Google'a baya böyle 70'li yıllarda Brezilya'da ne oldu ya falan diye bir sorun.
Onun üzerine filmi izleyin diyeceğim neredeyse.
Bence bu da ciddi bir eksiklik.
Filmin politik tarafı eksik yani.
Ha ama az önce dediğim gibi daha çok işin o karakter ilişkisi tarafına, o dram tarafına, o yani işin tatlış tarafına...
çok fazla zaman, enerji, işte çekim, sahne karakter ayırdığı için film işin siyasi tarafı araya gitmiş yani.
Bu bağlamda ben filmin yani IMDB'deki metaskoruna falan bakın 91 işte izleyici notu 74 falan çok inanılmaz sevilmiş böyle yılın en iyi filmlerinin
arasına giren bir film olarak görülüyor gizli ajan filmi.
Ben o fikirde değilim yani filmi keyifle izledim okey ama biraz abartıldığını düşünüyorum.
Ancak yine belirttiklerim bağlamında yine de iyi bir film olduğunu söyleyebilirim.
İzlemenizi tavsiye ederim.
Evet bu hafta inceleyeceğim ikinci film.
Bunu biraz daha kısaca size özetleyebilirim.
Çünkü Hollywood formüllerine o kadar bağlı bir film ki kurduğu...
Tatlış atmosferi ya da nasıl diyeyim böyle inşa ettiği sevimli karakterleri bu formülün hizmetçisi gibi yapmış.
Evet yani filmin adı da hizmetçi, karakterleri de hizmetçi.
Yani ne yazık ki kötü bir film değil ama çok da iyi bir film değil.
Şimdi hizmetçi filminin kısaca size öyküsünden bahsedeyim.
Şimdi filmde... Filmin en parlak tarafı zaten yakın zaman Hollywood'un en parlak iki sevimli sarışınını bir araya getirmesi.
Sidney Sweeney ve Amanda Seyfield filmin başrollerinde.
Sidney Sweeney'nin canlandırdığı Melody'e gencecik bir karakterimiz var.
Ve bu genç kadın ne yazık ki hapse düşmüş.
Çok genç yaşlarda uzun süre hapis yatmış.
Sonra hapisten çıkmış biliyorsunuz.
Hapisten çıkan sabıkalı karakterlerin iş bulması, hayatlarına devam etmesi falan çok zordur.
İşte Millie de tam da böyle bir karakter.
Ve hizmetçilik yapıyor.
Ve bir eve hizmetçi olarak başvuruyor.
Ve bu evin sahibesi de Amanda Seyfield'ın canlandırdığı Nina diye bir karakter.
Nina da başvuruların arasından Millie'yi seçiyor.
Tamam ben seni sevdim. Harikasın.
Gel bizim kocaman, devasa, zengin hayatımıza, malikanemize hizmetçi ol.
Seni çok sevdim. Bir de filmin başında şey var böyle.
Amanda Seyfield şimdi Mellie'nin patronu ya böyle yani.
Ona biraz daha şey davranmasını beklersiniz değil mi?
Böyle hafif üstten baksın.
Biraz böyle mesafeli davransın falan.
Değil mi? Yani normalde orada bir hiyerarşi var ama Nina karakteri acayip samimi.
Böyle ona arkadaş gibi sarılıyor, öpüyor.
Ay canım hoş geldin.
Çok acayip bir samimiyet var böyle.
Hani ne oluyor ya diyorsunuz.
Filmin başında zaten bir soru işareti var.
Ve ilerleyen zamanlarda işte bu Nina'nın hiç de öyle dostane, samimi, mütevazı bir kadın olmadığını fark ediyorsunuz.
Ve bunun üzerine de evin erkeği olan Andrew karakteri yakışıklı, zengin, işte kariyerli, harika bir adam böyle şirket patronu falan.
Biraz böyle bizim hizmetçi karakterimiz Mel ile de böyle yakınlaşıyorlar.
Yani çok tehlikeli sular oralar.
Yakın bir ilişki kurmaya başlıyor falan.
İşler biraz bulanıyor.
Bundan sonrasını anlatmayayım sürprize girer.
Ama yani film ilk yarım saatinde gerçekten bir sürü soru işareti doğuruyor.
Bir sürü tohum ekiyor.
Ve bunun sonrasında...
da gayet gerilimli bir karakter dramı karakter gerilimi izliyoruz.
Şimdi öykü güzel, karakterler güzel, her şey güzel.
Tamam yani çok yaratıcı değil, çok ilginç değil ama film çok güzel başlıyor.
Hatta güzel de ilerliyor bence.
Ancak ne yazık ki o kadar formül ki o kadar film böyle ya bakın şu sinematristlerde bunu birçok kez size söyledim ya.
Ben bu filmlere ne isim veriyordum?
Meğersem böyleymiş filmleri.
Hani artık sürpriz sonlu filmler sürprizli filmler bile demiyorum.
Tırnak içinde kendimce biraz böyle aşağılama mı oluyor böyle bir isimlendirme bilmiyorum yani.
Sizde öyle bir intiva yaratıyor muyum bilmiyorum ama aslında evet niyetim de biraz o.
Meğersem böyleymiş filmlerinden artık gına gelmedim ya.
Bıktık usandık yani filmlerin bizi şaşırtmaya çalışması.
Bakınız sürpriz öyle bir şey olmalı ki.
Bu çok önemli arkadaşlar. Bakın size bu noktada küçük bir tiyo vermeye çalışayım.
Bir meğerse böyleymiş filminin iyi olması için ne lazım biliyor musunuz?
O filmde sürpriz olmasa da o filmin iyi bir film olması lazım.
Örnek olağan şüpheliler.
Başka çok sayıda meğersem öyleymiş ya da sürprizli film söyleyebilirim.
Var çünkü çok güzel filmler var.
Yani Dövüş Kulübü de öyle mesela.
Tamam bu filmlerin en çarpıcı tarafı baş döndürücü sürprizleri.
Okey ama o sürpriz olmasa da o filmler iyi zaten.
İşte Hizmetçi filminde sürpriz olmasa da iyi gibi başlıyor.
Anlıyor musunuz demek istediğimi?
Yani film güzel gidiyor zaten.
Sürükleyici gidiyor. Karakterler güzel.
İlginç soru işaretleri var.
İlginç böyle tohumlar ekiliyor falan.
Yani filmin ilk yarısını böyle keyifle izliyorsunuz.
Sürprizleştikten sonra öyle bir formülüze oluyor ki film.
Doğallığı bozdun, karakteri bozdun.
Meğersem şöyleymiş. Hayır öyle de değilmiş.
Meğersem şöyleymiş falan. Sanki film bizi bir değil üç defa şaşırtınca daha iyi bir film olacakmış gibi.
Ya da bu filmi yapanlar, yazanlar, yönetenler öyle zannediyor ama öyle değil işte.
Siz illa sürpriz yapacağım derken güzel tatlış karakterleri, güzel bir öyküyü daha saçma yerlere götürüyorsunuz aslına bakarsanız.
Yine de kötü bir film demeyeceğim.
Ortalama üstü güzel bir karakter gelimi.
İzlemenizi tavsiye ederim.
Ama ne yazık ki sürprizleştirmenin...
tatsızlaştırdığı projelerden bir tanesi bence.
Hizmetçi projesi. Evet bu haftalık bu kadar diyeceğim ama küçük bir virgül koymuş oluyorum.
Muhteşem Marty ve Hamlet filmlerini bu hafta diyorum artık anlatmayayım.
Makul süremizi çok da aşmayalım.
Önümüzdeki hafta bu filmleri anlatacağım ve mümkünse de bu hafta atladığım ya da önümüzdeki haftaya kadar tekrar gündeme gelecek sinema başlıkları olursa da önümüzdeki hafta onları haftanın sinema gündeminde
sizlerle paylaşırım.
Evet bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
