
Haftanın Gündemi, Darren Aronofsky Sineması ve Suçüstü
11 Eylül 2025 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Darren Aronofsky Sinemasını ve yönetmenin son filmi Suçüstü'nü inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Geçtiğimiz Sinematris'tlerde birçok kez Darren Aronofsky'i anlattık.
Ülkemizde de çok sayıda seveni ve hayranı var.
Şimdi... Böyle çok şey iyimser iyimser konuştum ama Couch Stirling benim hayal kırıklığı yaşadığım filmlerden bir tanesi.
Neyse önce biz haftanın bir sinema gündemine girelim.
Orada biraz sakinleşirim diye umuyorum.
Biliyorsunuz iki haftadır da sinemasal açılımlar yapıyorduk.
Ondan dolayı ben de haftanın gündemine pek bakamamıştım.
Yani programlarıma hazırlanmıştım.
Hemen kısaca bir sinemanın gündemi yapayım.
Ondan sonra Darren Aronofsky'e ve suçüstü filmine geçelim.
Şimdi son iki haftanın ne yazık ki en önemli gündemlerinden bir tanesi olan sinema TV sendikasının yaptığı bir açıklama tacize sıfır tolerans.
Ne yazık ki geçtiğimiz günlerde ve haftalarda özellikle fotoğrafçılık sektöründe Çok sayıda taciz vakası yaşandığına dair ifşalar söz konusu oldu sosyal medyadan ve
Sinema TV Sendikası gerçekten çok iyi çalışan bir sendika.
Geçtiğimiz yıllarda da farklı sebeplerle çok sayıda açıklamalar yapmıştı ve sektördeki etkisini ve gücünü göstermişti gerçekten.
Ben çok hayranlıkla takip ediyorum diyebilirim.
Çok iyi çalışıyor sendika.
Bu tacize sıfır tolerans başlığıyla da ortaya çıkardıkları hem farkındalık hem bu konu üzerinde sundukları hassasiyeti takdir ve tebrik etmemek mümkün değil.
Bu konu çok uzun.
Buradan sadece en azından hatırlatmak ve sendikayı tebrik etmek istiyorum.
Konuyla ilgili daha derin bilgi edinmek isteyen arkadaşlar Sinema TV Sendikası'nın sosyal medya hesabından bakabilirsiniz.
Ve son olarak da bu başlıkta şunu söyleyelim.
Bu ifşaları yapan kadın sinema sektörü çalışanlarının elbette hepimiz arkasındayız ve cesaretlerini hem tebrik hem de takdir ediyoruz diyelim.
Şimdi geçtiğimiz haftada 2025 Venedik Film Festivali ödülleri dağıtıldı ve en büyük ödül olan Altın Aslanı çok sevdiğimiz minimalist sinemanın
en önemli yönetmenlerinden bir tanesi olan Jim Jarmusch aldı.
Jim Jarmusch'un son filmi Father, Mother, Sister, Brother.
Altın Aslan'a ulaşan film oldu.
Bu film de Türkiye'de de bir şekilde gösterime girecektir ve biz de izleme şansına erişeceğiz diye tahmin ediyorum.
Filmin zaten teaser'ı da yayınlandı ve tabii film gösterime girdiğinde de bu filmi izleyip size bir inceleme sunmaya çalışacağım.
Şimdi çok önemli bir yönetmen kim?
Catherine Bigelow.
Catherine Bigelow sinema tarihinin en iyi yönetmen Oscar'ını almış ilk kadın yönetmeniydi ki ben hep...
Bu kadın sinemacı ya da kadın yönetmen yakıştırmalarına çok antipatik bakıyorum.
Yani yönetmen yönetmendir, sanatçı sanatçıdır, sinemacı sinemacıdır.
Kadın erkek... Diye bir ayrım olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Ama sinema sektöründe de kadın ve erkeğin tamamen eşit olduğunu iddia etmek elbette hayalcilik olur.
Ama işte Catherine Bigelow cinsiyetini bir kenara atalım.
Muhteşem bir yönetmen. Çok seviyoruz.
Ve özellikle de 2000'lerden sonra Catherine Bigelow'un tarzı da yani sınınması da biraz değişti.
Artık böyle... politik ve savaş gerilimi yapan bir yönetmene dönüştü diyebiliriz.
Bunlar üzerine birden çok film yaptı ve hemen hepsi de çok başarılı oldu gerçekten.
İşte onun yeni filmi The House of Dynamites.
Netflix için yapılan bir film ve başrolünde de İdris Elbayra, Rebecca Ferguson var.
Onlar da yakın zamanın parlak iyi oyuncuları.
Bu proje çok güzel bir proje olacak.
Dır diye tahmin ediyorum.
Ve Venedik Film Festivali'nde ilk defa orada gösterime çıktı galiba yanlış hatırlamıyorsam.
24 Ekim'de gösterime girecek.
Yani önümüzde çok da fazla yok işte.
Bir, bir buçuk ay falan bir süre var.
Bu filmi ben gösterime girdiğinde izlemeye ve size bir inceleme sunmaya çalışacağım.
Tabii fırsat bulmuşken de Catherine Bigelow sinemasını da şöyle bir incelemeyi hatırlamaya çalışırız.
Keyifli olur diyorum. Bir başka çok ilginç gelişme hatta birçok sinema severin ya da sinema sever demeyeyim video oyunu severin şaşırdığı bir durum olarak video oyunları
tarihinin en başarılı serilerinden bir tanesi olan Call of Duty.
Bugüne kadar sinemaya uyarlanmamıştı ve aslında bu durum belli bir kesimde de şaşkınlık yaratmıştı diyebiliriz.
Çünkü sinemaya çok müsait bir video oyunu gerçekten Call of Duty.
Bir hani savaş aksiyon oyunu neticede.
Ta 2000'lerin başından beri de var galiba.
Ben çok video oyunu oynayan bir insan değilim ama elbette Call of Duty'yi biliyorum yani.
Çok da fazla detay belli değil şimdiden.
Sadece hani projenin sahipleri elbette oyuna son derece sadık bir film yapacağız falan diye böyle açıklamalar yaptı.
Elbette öyle diyecekler yani başka bir şey demelerini beklemiyoruz elbette.
Ancak bu video oyunu severleri sevindirecek bir haberdir diye düşünüyorum.
Buradan da kısaca anmış olalım.
Benim çok sevdiğim bir seriye dönüştü artık.
Bir animasyon film var ya da şimdilik ikileme diyelim.
İki tane film. Hangileri Incredibles, İnanılmaz Aile adıyla bizde gösterime girmişti.
2000'lerin başıydı, 2005 falandı yanlış hatırlamıyorsam ilk film.
Ve İnanılmaz Aile'nin bir özelliği vardı arkadaşlar.
Ki bu özellik o zamanlar baya böyle öne çıkarılmıştı yani.
Film biraz bu özelliğiyle satılmaya çalışmıştı.
Ne biliyor musunuz? Sinema tarihinde bir ilkti.
Bütün karakterleri insan olan ilk animasyon filmdi.
The Incredibles. Yani...
Fanteziye ve elbette daha çok çocuklara hitap eden bir dünya olarak biliriz ya biz animasyon dünyasını.
İşte Incredibles tüm karakterleri insandan oluşan bir animasyon olarak elbette biraz daha yetişkinlere hitap eden bir Pixar yapımı olarak öne çıkarılmıştı.
Ve gerçekten çok başarılı olmuştu.
Yanlış hatırlamıyorsam 600 milyon doların üzerine bir hasılat yapmıştı.
Bu çok iyi bir hasılattı. O zamanlar için.
Aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra o ne zamandı 2018.
İnanılmaz Hale 2 yapılmıştı.
O da 1 milyar doların üzerinde hasılat yapmıştı.
Yani o da çok iyiydi. İşte bunun 3.
bölümünün yapılacağı açıklandı.
Çok da uzatmayayım. Ben kesin izlerim diyorum.
Çünkü bir Incredibles hayranıyım diyebilirim kendim için.
Yüksek olasılıkla izlerim ve o zaman size zaten hem seriden hem genel özelliklerinden falan bahsetmeye çalışırım.
Buradan hatırlatmış olayım. Şimdi bir başka benim çok hayran olduğum ve uzun süredir adını duyabildiğimiz yani ne de yüzünü görebildiğimiz müthiş bir sinemacı tekrar sahalara
dönüyor. Kim bu müthiş sinemacı?
Bryan Singer.
Bryan Singer kim?
Benim sinematristlerde birçok kez andığım Olağan Şüpheliler, unutulmaz efsane başkabıt Olağan Şüpheliler filminin yönetmeni Bryan Singer.
Ancak daha genç sinema sever arkadaşlar Bryan Singer'ı hem X-Men evreninin yaratıcısı hem de Süpermen dönüyor filminin yönetmeni olarak hatırlıyor olabilirler.
Ancak son filmi ve 8 yıldır da ortalıkta görünmemesinin sebeplerinden biri diyeyim.
Ya da ikinci sebebi diyeyim. Ne yazık ki başka bir sebep tavır ondan da bahsedeceğim.
En son Rami Malek'in en iyi erkek oyuncu Oscar'ını aldığı hangi rolde?
Queen grubunun unutulmaz vokalistiği Freddie Mercury rolünde aldığı Bombay'ın Rhapsody filmini yönetmişti en son Bryan Singer.
Ve ne yazık ki o filmin yapımında, setinde, çekim sürecinde hem ekiple hem de kendi yapımcılarla ve özellikle de filmin tüm haklarının sahibi olan Queen grubunun gitarisi Bryan
May ile yaşadığı Tartışmalar, kavgalar sonucu yani artık sonunda neredeyse beni filmin künyesinden çıkarın demişti Bryan Singer ki ne yazık
ki bakın burada çok sayıda Bryan Singer hayranı ya da sinema sever diyeyim illa Bryan Singer hayranı olmasına gerek yok.
Filmde hani o filmin ekibi böyle Oscar'da hani bir fotoğraf çekilir kırmızı alıya çıkıyor.
Filmin ekibi olarak boy gösterirler Oscar'da.
O filmin Oscar'da kırmızı alıda boy gösteren ekibinin içerisinde Bryan Singer yoktu.
Şimdi bakınız siz sette nasıl bir tartışma yaşıyorsanız yaşayın.
Nasıl kavgalar olursa olsun.
Filmin yönetmeni Bransinger mı?
Evet. O da orada olacak diye çok ciddi tepkiler söz konusu olmuştu.
Ben kendi adıma da söylüyorum.
Ben de çok sinirlenmiştim yani. Çünkü ortada Oscar'a uzanmış bir film vardı.
Birçok dalda aday olmuş.
Ve neticede bu filmi Bransinger yönetmiş değil mi?
İster sevin ister sevmeyin ister kavgalı olun kırgın olun ne olursanız olun.
O yönetmenin hakkıdır.
O Oscar salonunda ve o kırmızı halda olmak.
Düşünün artık yani Bryan Singer oraya gitmemişti falan yani böyle.
Neyse ama esas sebep bu değildi elbette.
Ne yazık ki esas sebep Bryan Singer'ın hakkında cinsel istismar iddiaları ortaya çıkmıştı.
Ve ondan dolayı da elbette Bryan Singer kendisini silmek ve uzaklaştırmak zorunda kalmıştı diyelim.
Ancak diyorum elbette tabii yani işin bu tarafının savunulacak falan bir tarafı yok.
Ve hani o konuda detaylı bilgiye sahip değiliz.
Ona söyleyecek bir şey yok ama ben hani bir sinema sever olarak çok sevdiğim, çok beğendiğim, takdir ettiğim bir yönetmendir.
İşte en son artık aradan 8 yıl geçtikten sonra yeni bir filmle tekrar sinemaya dönüyor.
Filmin başörünü de John Voight olacak ve bu film de bir politik gerilim filmi olacak.
80'li yıllarda İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesi sırasında meydana gelen bir aile dramına odaklanacağı söyleniyor.
Yüksek olasılıkla iyi bir film olacaktır diye düşünüyorum.
Çünkü Bransinger yepyeni bir enerjiyle.
sahalara dönecektir diye tahmin ediyorum.
Filmle ilgili çok fazla detay yok ve filmin gösterim tarihiyle ilgili de henüz net bir bilgi yok.
Ancak ben kendi adıma söylüyorum Bryan Singer'ın her şeye rağmen elbette sahalara dönmesini sinemaya dönmesinden gayet memnunum.
Bakalım nasıl olacak umarım iyi bir film ortaya çıkar diyorum.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Şimdi gelelim suçüstü filmine.
Ama tabii ki ondan önce de Darren Aronofsky'e gelelim.
Evet söylediğim gibi Darren Aronofsky 2000'lerden bu yana sinemanın en güçlü, en sevdiğimiz yönetmenlerinden bir tanesi.
Daha ilk filmlerinde otör sıfatını hak etmiş bir yönetmen.
Peki nedir Darren Aronofsky'ü bir otör yapan şey?
Darren Aronofsky tutkulu karakterler anlatır arkadaşlar.
Onun bir karakteri vardır.
Bazen birden çok olur ama çoğunlukla bir karakter üzerinden gider.
O karakterin o tutkularını taşıyabileceğini düşündüğü idealize bir dünyası vardır.
Bu idealize dünyada bu karakterin hayalleri vardır, amaçları vardır.
Ve o tutkularının, o hayallerinin peşinden azimle ilerler.
Ancak o karakterin içinde inşa ettiği dünya, gerçek dünyayla hiç de tutarlı ve uyumlu değildir.
İşte bu karakter, O tutkularının, o hayallerinin peşinde koşarken yavaş yavaş gerçek dünyanın acımasızlığıyla karşılaşır.
O hayallerine ulaşma yolunda attığı her adımda hayallerinden daha çok uzaklaşır.
Ve işte sonunda Darren Aronofsky'i bu kadar ayrıcalıklı yapan finale geliriz.
O karakter... Mahvolur, dünyası başına yıkılır, hayallerinden çok uzağa düşer ve çoğu zaman elbette o idealize dünyasını ve o hayallerini kaybedince
bu karakter kendisini de kaybeder.
Gerçekten sinema tarihinde Darren Aronofsky kadar karakterlerine acımasız yaklaşan, onları taarumar eden yani perişan eden başka bir yönetmen de yoktur.
Filmin başında o karakterlerin o...
kendi iç dünyalarına olan bağlılıkları, o tutkularına böyle aşık olursunuz.
Yani istersiniz ki evet bu karakter hayallerine ulaşsın, o idealize dünyasını kurabilsin, kendi dünyasını inşa edebilsin diye daha böyle filmin yarım saatinde o karaktere
böyle siz de tutkuyla bağlanırsınız.
Çünkü işte o karakteri mahvedince bizi ne kadar inciteceğini, ne kadar ağlatacağını bilir ve bunu bilerek yapar.
Bunu inadına yapar.
Yani Darren Aronofsky kadar karakterlerine olduğu kadar da sevenlerine bu kadar acımasız davranan başka bir yönetmen de yoktur diyebiliriz.
Gerçi Henneke var ama en azından Henneke duygusal bir dünya kurmuyor.
Yani olaya çok daha gözlemci ve böyle inceleyici yaklaşıyor.
Darren Aronofsky duygusal yaklaşıyor yani.
İlk aklınıza gelen filmi hangisi?
Bana göre en iyi filmi The Fountain filmi.
Kaynak adıyla bizde gösterime girdi.
Bazı sinema severleri ya da sinema yazarları Aronofsky'nin The Fountain'da biraz saçmaladığını düşünüyorlar.
Ben o fikirde değilim.
Bana göre en iyi filmi kaynak.
Gerçekten muhteşem bir film.
Ama onu geniş kitlelere tanıtan ve bir otör olarak kabul ettiren film ise Raccoon for a Dream filmi.
Bir rüya için ağıt filmi.
halen bugün için en acımasız filmidir yüksek olasılıkla.
Yani filmi izlediğinizde böyle dayak yemiş gibi olursunuz gerçekten.
İnanılmaz acımasız bir film.
Ondan sonra biraz da sinematografi değiştirdi böyle.
Üstü bunda biraz değişiklik oldu.
Wrestler yaptı mesela. Mikrok'un geri dönüş filmiydi.
Çok iyi bir filmdi. Ondan sonra Natalie Portman'ın en iyi kadın oyuncu ödülünü aldığı Black Swan, Siyah Kovu filmi.
Ne kadar acımasız değil mi? Ondan sonra Nuh Büyük Tufan diye bir film yaptı.
Bu bence filmografisindeki en zayıf film.
Yani genel Aronofsky alfabesine uyuyor.
Ama olmadı. Ondan sonra 2017'de The Mother diye bir film yaptı.
Bazı zayıflıkları vardı ayrı konu ama o da iyiydi.
Bu arada şampiyon filminin nefis bir Tanıtım cümlesi vardı arkadaşlar.
O cümle bence Darren Aronofsky'nin filmografisini en iyi anlatan cümlelerden bir tanesi.
Şimdi o bir dövüşçü ya.
Yani Amerikan göreşçisi.
Diyordu ki en azından ringde bana kimin vurduğunu biliyorum.
Bakın lafın güzelliğine bakar mısınız?
Çok tam işte Darren Aronofsky yani.
Hep böyle tutkulu karakterler.
Hep bir hedefleri var. Bir amaçları var.
Oraya doğru duyguyla böyle tutkuyla ısrarla yürüyorlar.
Ama Aronofsky o karakterleri mahvediyor işte.
Evet böyle bir yönetmen Aronofsky.
Evet çok sert vuruyor bize.
Hani ben de öyle söyleyeyim.
Yani en azından Darren Aronofsky'i izlerken bize kimin vurduğunu biliyoruz arkadaşlar değil mi?
Ooo bu güzel oldu. Evet gerçekten öyle.
Evet şimdi de gelelim bu haftanın konusuna.
Couch Sailing filmine.
İşte burada bize kim vurdu anlamadık.
Aronofsky ne yaptın sen?
Şimdi arkadaşlar Aronofsky'i özetledim.
Şimdi size Carl Staling'in öyküsünü bir anlatayım.
Bakın bize nasıl vuruyor?
Bizi nasıl aldattı? Bize nasıl ihanet etti bu filmde Darren Aronofsky?
Bakın öyle gündem mündem anlattım ama sinirim hiç geçmedi yani.
Şimdi şu filmi şöyle anlatmaya çalışayım ben size.
Şimdi bu filmde Austin Butler'ın canlandırdığı barman bir karakter var.
Hank diye. Baya New York'ta böyle sersefil bir mahallede, sersefil bir barda, sersefil bir hayat yaşayan bir barman.
Hank. Okey. Bunun da çok tatlış bir sevgilisi var.
Onda Zoe Kravitz oynuyor. Yvonne diye bir karakter.
Peki okey. Şimdi Hank'in bir tane kapı komşusu var.
Buna diyor ki ben babamın yanına gideceğim.
Şu evimin anahtarını al. Kedim sende kalsın.
Kedimi falan sen besle. Sonra tamam peki diyor.
İşte bu yan komşusu mafyalarla iş yapan bir tip ve kendi patronunu dolandırmış.
Sonra o patron, şimdi ben çok düz anlatıyorum hani başka detaylar var da arkadaşlar çok kısaca anlatayım.
O patronun adamları geliyor bundan bir şey alacaklar.
E şimdi o evin anahtarını falan buna verdi ya.
Buna bulaşıyorlar, buna önce dövüyorlar.
Ve patronundan sakladığı şey de haliyle bizim Hank'te oluyor.
Yani hiç istemeden...
Mafyayla başı belaya giriyor ama mafyanın ne istediğini bile bilmiyor.
Yani işte babamın yanına gidiyorum dediği mafyadan ne çaldı acaba?
Nasıl dolandırdı? Neyi geri verecek ki onlara?
Onu bile bilmiyor. Şimdi bakınız bu noktada işte filmin bir ilk yarım saatinde böyle bir öykü izliyoruz.
Şimdi burada insan şunu bekler yani bir Aronofsky filmi normalde olması gerektiği gibi olsa Hank burada işte sevgilisiyle bunlara karşı Mücadele etmeye falan çalışır sonra kalkarlar
sevgilisini öldürürler işte ne bileyim annesini öldürürler bunu çok kötü döverler falan filan.
Sonra bu kalkıp hem sevgilisinin intikamını almak isteyip mesela ya da işte kendisine yapılan kötülüğün intikamını almak isteyip mafyon üzerine öyle bir gider ki ölüme gider aslında.
Yani burada da Aronofsky...
hani o tutkulu karakter diyordum ya bu karakteri bir tutkulu bir intikamcıya dönüştürür diyelim ki ben intikamımı alacağım diye böyle ölümüne gider ve sonunda ölür falan zaten hani öyle olması lazım bu karakteri mahvetmesi
lazım yerin dibine batırması lazım Aronofsky bizim onu sevdiğimiz sinemayı yapacaksa arkadaşlar film İlk yarısında hatta
yarısından biraz fazlasında böyle 3'te 2'sinde falan gerçekten gerçek bir Darren Aronofsky filmi gibi ilerliyor.
Mesela bu tip filmlerde biliyorsunuz bir karakter ne yapar?
Önce gider sevdiklerini korumaya çalışır işte.
Sevgisini arar işte hemen evinden çık kaç işte benim başım belaya girdi.
Hani seni gelip bana karşı kullanabilirler falan işte kız arkadaşını kaçırdı.
İşte o parayı bize getir yoksa kız arkadaşını öldüreceğiz falan değil mi?
Şimdi mafya böyle hani en sevdiğinize...
Gider vurur yani sizi vuramıyorsa falan.
Hani film biraz böyle aşağı doğru gidiyor.
Patronunu öldürüyorlar.
Ondan sonra sevgilisini öldürüyorlar.
Bakın böyle yokuş aşağı gidiyor karakter.
Ben hani filmin yarısı falan oldu böyle dedim eyvah yani bu karakteri gerçekten çok perişan edecek.
Aronofsky dedim yani diğer filmleri gibi olacak diye böyle bekledim bekledim bekledim.
Filmin son üçte birinde film böyle bir Coen kardeşler suç komedisi mi desem.
Martin Scorsese suç komedisi mi desem?
Yani arkadaşlar bir sevimli bir suç komedisine dönüştü.
Böyle komik aptalca garip sahneler yolunda gitmeyen para ve mal değiş tokuşları buluşmaları, trafik kazaları, insanların attığını vuramadığı
çatışmalar böyle saçma sapan anlamsız bir suç komedisine dönüştü ve Spoiler vermekten kaçınmıyorum arkadaşlar artık buna spoiler bile demeye dilim varmıyor benim yani.
Ve öyle hani bir Aranovski karakteri olarak yerin dibine batmasını beklediğimiz bizi hüngür hüngür ağlatmasını beklediğimiz karakter.
Bütün bu mafya ve polis aldatmacılarından kandırmacılarından falan kurtulup 4 milyon doları cebine koyup hatta yarısını da annesine verip.
Gitti bir güneşli kumsala kurtuldu ya.
Hayatı kurtuldu adamın. Yani köhne bir mahallenin, köhne bir dairesinde yaşayan, köhne bir barda barmenlik yapan tamamen kaybetmiş bir karakter 4 milyon dolar parayla
güneşli kumsallara ulaştı.
Ya Aronofsky bu sen misin ya?
Üstat bu sen değilsin.
Bu sen olamazsın yani. Böyle bir şey olabilir mi ya?
Ve şunu da söyleyeyim bu karakter eski işte lisede, üniversitede mi ne bir gelecek vadeden bir beyzbol oyuncusuymuş.
İşte bir trafik kazası geçirmiş ve o trafik kazasında yanındaki arkadaşı ölmüş.
Hani o kullanırken yanındaki arkadaşı ölüyor.
Hani sanki karakter ben ne yapsam sevdiklerim ölüyor gibi bir dramatik alt metni var filmin.
Şimdi başı belaya girdi patronunu öldürüyorlar, sevgilisini öldürüyorlar.
Hani ondan dolayı karakter böyle bir iç çatışma yaşıyor.
geçmişinden gelen bu dramatik alt metinden kurtulabilmek için de bu olayı iyiye bağlaması lazım.
Böyle bir yan öykü, böyle bir dramatik derinlik Darren Aronofsky evreninde o karakterin daha da dibe batmasına yarayacak bir mahvoluş gerekçesi
olarak kullanılması lazım arkadaşlar.
Burada ise karakteri yukarı çıkaran bir yan öykü olarak falan kullanılıyor.
Yani inanın ki O kadar hayal kırıklığına uğradım ki Aronofsky'nin adını çıkarın filmden.
Hiç de fena olmayan gerilim tadında başlayıp sonra biraz sevimli ve iyi biten bir suç öyküsü izlersiniz.
Okey sıkıntı yok. Yani filme kötü bir film diyemem.
Ama ortalama bir Hollywood suç öyküsünden çok da bir farkı yok.
Ama bir Darren Aronofsky filmi olarak alenen ihanet filmi diyebilirim arkadaşlar.
Yani Darren Aronofsky seven bir sinema severseniz izlemeyin yani.
O kadar üzüldüm ki çünkü bir de öyle geliyor yani yarısına kadar falan eyvah diyorsun şimdi Aronofsky bizi böyle perişan edecek yani karakterini de perişan edecek tabii bizi de.
Ancak üf arkadaşlar evet işte yani umarım özetleyebilmişimdir daha da çok uzatmayayım.
Ne yazık ki devasa bir hayal kırıklığı benim için tekrar belirtiyorum kötü bir film olduğu için değil güzel bir film.
Ama bir Aronofsky filmi için yani Aronofsky sever için ne yazık ki hayal kırıklığı bir proje.
Ya bu kadar iyimser biten bir Aronofsky filmi.
Ya en son bunu şeyde yaşamıştık arkadaşlar.
Megalopolis projesinde Francis Ford Coppola için yaşamıştık.
Ya o filmi izledik.
Film iyidir, kötüdür, doğrudur, yanlıştır.
Bunu bir kenara atın. Ya bu Coppola filmi değil.
Coppola böyle bir film yapamaz yani.
Demiştim ben o zaman bu filmi incelediğimde ve size sunduğumda Sinematris'tte.
Burada da benzer bir yorum yapmak zorunda hissediyorum kendimi.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
