
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemine göz attık ve ayrıca Damsel ve Bar Fedaisi filmlerini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Yakın zamanda gösterime giren hani önemli film, önemli bakın geliyor bir bakalım göz atalım diye andığım iki filmin Neredeyse yani böyle hiç de esamesi okunmadan yani konuşulmadan gösterime girip çıktığını
gördük. Bu biraz üzdü beni aslına bakarsanız.
Bir tanesi Michael Mann'in son filmi Ferrari'ydi.
Aralık 2023'te gösterime girmişti.
Ben mutlaka izleyecektim.
Michael Mann çok önemli bir yönetmen.
90'ların 2000'lerin önemli birçok filmini yapmış.
Sinema tarihine de önemli filmler armağan etmiş bir yönetmen.
Ferrari çok hızlı gösterime girdi, çok hızlı gösterimden çıktı.
Yakalayamadık bile yani dedim ne oldu böyle hani bir anda böyle geldi geçti ne oluyoruz derken girdim bir gösterim tarihine baktım, hasılatına baktım, salon sayısına falan baktım.
Ya bir dağıtım problemi yaşadı ya da belki ilk hafta sonu hiç de iyi bir izlenme rakımı da ulaşamadı.
Gördüğüm kadarıyla da hasılatı çok düşük olmuş filmin.
Notları da pek de kötü değil ama çok da iyi de değil yani daha iyi bir şey olacağını tahmin ediyorduk.
Ferrari filmi eğer dijital platformda...
Bir tanesi de Bob Marley One Love filmi.
Müzik dünyasının gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden biri olan Bob Marley'i anlatan film hayli merakla bekleniyordu.
Ben de 2024'ün merakla beklenen filmleri arasında bu filmi anmıştım ancak o film de ülkemizde hızlıca gösterime girmiş çıkmış.
Çok az izleyiciye ulaşmış nedense.
Bu notlar ortalama görünüyor böyle.
Yani çok iyi de değil, çok kötü de değil gibilerinden.
Diyorum eğer o filmi de izlemeye fırsatım olursa bu ikisini kenara not aldım.
Yani izlemeye çalışacağım. Size de fikirlerimi söylemeye çalışacağım.
Önemli filmler de bence çünkü.
Hayalet Avcıları'nın yeni bölümü var.
Merakla beklenen bir proje diyebiliriz.
Yani önemli bir evrenin son filmi Hayalet Avcıları.
Bakalım nasıl olacak bilmiyoruz.
Şimdi ondan önce 80'li yıllarda esas Hayalet Avcıları bir efsane olarak çıkmıştı.
Çok böyle kürtleşti, çok popüler, çok keyifli, eğlenceli, neşeli bir filmdi.
Onun devam filmleri yapılmıştı ve aradan uzun süre geçtikten sonra...
2020'lerde bu proje tekrar canlandırılmıştı.
Bir ilk film yapılmıştı Paul Rudd'un başrolünde oynadığı.
Çok iyi bir film değildi ama kötü de değildi yani.
Keyifli bir seyirlik vaat ediyordu.
İşte bu yeni bölümlerin ikincisi gösterime girecek.
Onu bekliyoruz. Eğer fırsatım olursa izleyebilirsem onun üzerine bir program yapmaya çalışacağım.
Onun dışında Godzilla vs.
Kong önümüzdeki günlerde Nisan ayının ilk haftasında gösterime girecek.
O da merakla beklenen filmlerden bir tanesi olarak anılabilir.
Ve ilginç bir şekilde Mart'ın son günlerinde Çanvuk Park'ın efsane filmi Old Boy ihtiyar delikanlının tekrar gösterime gireceği duyuruldu.
Bu filmler böyle restore ediliyor işte görüntüleri sesleri falan bir iyileştiriliyor.
Yani yeni dijital teknolojilerle filmler tekrar bir gözden geçiriliyor ve tekrar gösterimle sokuluyor.
Tam da Old Boy ile yakın zamanda...
tekrar gösterime gireceği duyurulan filmse David Fincher'in 1995 tarihli efsane polisiye ve kara film başyapıtı The Seven.
Seven'ın da tekrar gösterime gireceği ve hatta IMAX versiyonu ile gösterime gireceği açıklandı.
Şimdi bunlar aslında bu efsane filmleri bu başyapıtları seven bizler için güzel haber gibi görünüyor olsa da aslında Kısırlığa düşen yeni yeni çok değerli güçlü projeler üretemeyen
Hollywood'un hani biraz böyle yeni gelirler elde etme çabası gibi de görünüyor aynı zamanda.
Yani bir antipati de yaratıyor.
Çünkü aslına bakarsanız bu efsane filmleri hemen hemen herkes izledi.
İzlemeyen neredeyse yoktur.
Yani sinemaya çok az ilgisi olan sinema severler bile herhalde yani mesela David Fincher'ın Seven'ını izlemiştir.
Şimdi bu filmi tekrar işte bakın yeniledik işte IMAX.
Mesela IMAX'de gösterime gireceğiz diyorlar ama.
David Fincher'ın Seven'ın çekildiği yıllarda IMAX teknolojisi henüz yoktu.
O tip bir kamerayla, o tip bir görüntü formatıyla çekilmemişti zaten film.
Hani bir şekilde onu IMAX'e aktarabilirsiniz teknolojik olarak.
Mümkün ama görüntü kalitesi açısından o şekilde çekilmemiş bir filmin IMAX'e aktarılmasının ne kadar anlamı olur?
Hiçbir anlamı olmaz aslında çünkü IMAX'in kendi kamerası var.
Yani IMAX kamerasıyla çekmediğiniz bir filmi IMAX olarak gösterime sokuyoruz demenin çok da bir anlamı olur mu zannetmiyorum.
Yani dediğim gibi böyle bir kısırlıktan dolayı Hollywood bir ikinci bir gelir kapısı elde etmeye çalışıyor gibi geliyor bana.
Yani bu yeniden eski filmlerin gösterime girmesinin izleyicide bir antipati de yarattığını bu noktada belirtmemiz lazım.
Onun dışında...
2024'ün merakla beklenen filmlerinden biri olan The Mad Max Saga Furiosa'nın yeni fragmanı yayınlandı.
Merakla bekleyen arkadaşlara fragmanın yayınlandığını hatırlatalım.
İzlemek isteyenler olacaktır.
Yakın zamanda...
Oscar'ların ve yakın dönemin en önemli 3 filmi Poor Things, Oppenheimer ve Dune Çöl Gezegeni hala gösterimde ve anlıyoruz ki hala gösterimde olduklarına göre de izleyici çekiyorlar.
Hasılatlar yükseliyor demek ki bu güzel bir şey elbette.
Ve son baktığında Dune Çöl Gezegeni'nin hasılatı 600 milyon dolar sınırına yaklaşmıştı.
Bu iyi bir rakam yani çok da eğlenceli olmayan, çok da ana akım olmayan biraz politik, felsefi kimine göre sıkıcı olarak isimlendirilbilecek.
bir filmin böyle bir hasılata ulaşması gerçekten çok güzel daha da artacaktır yani bilmiyorum 700-800 milyon dolar gibi sınırlara gelebilir ki hayli iddialı gösterime giren çok eğlenceli, çok sürükleyici
yani çok yüksek hasılat rakamlarına ulaşması beklenen filmlerin bile bazen bu rakamlara ulaşmadığını görüyoruz.
Ondan dolayı şahsen ben Dün Çöl Gezegeni'nin bu hasılatını gayet de iyi görüyorum.
Çok mutlulukla karşılıyorum yani.
Tabii devam bölümleri içinde elbette bu yapımcılara, teknik ekibe moral oluyordur mutlaka.
Ve içerisinde bulunduğumuz hafta Steve Spielberg şu an İsrail ve Gazze'de olan gelişmelerle alakalı hayli endişeli olduğu, onu söylediği bir demeç verdi.
Birçok kişinin bildiği gibi Steven Spielberg kendisi de bir Yahudi zaten ve filmografisinde Yahudi soykurumu ile ilgili birçok film var.
Örneğin en başlıca zaten en önemli filmlerinden bir tanesi de benim de sinematristlerde birçok kez andığım Şintlerin Listesi filmi tam bir Yahudi soykurumu filmidir.
Onun dışında Münih filmi de Yahudi sporcuların Berlin Olimpiyatlarında katledilmesi üzerine hayli politik alt metinli bir filmdir.
Yani neticede Steven Spielberg Spivak'in Yahudi olduğunu ve Yahudi oluşunu da sinemasına yansıttığını da biliyoruz.
Ve en son Gazze'deki mevcut durum üzerine de Netanyahu'nun güttüğü son derecesi hani savaşçı ve soykırıma varan eylemlerini eleştiren hani bu gidişle antisemitizm
yani Yahudi düşmanlığı tekrar karşımıza gelecek ya da Yahudi olma hakkını tekrar aramak zorunda kalabiliriz gibilerinden bir demeci oldu.
O politik konulara çok fazla girmek istemiyorum ben biliyorsunuz.
Ancak Steven Spielberg'in bu açıklamasının hayli tartışma yarattığını söyleyebiliriz.
Merak ediyorsanız ilginizi çekiyorsa bu konu internette kısa bir arama yaparak Steven Spielberg'in bu açıklaması üzerine yapılan yorumları görebilirsiniz diyorum.
Ve gelelim bu haftanın vizyon filmlerine.
Bu vizyon filmlerinden bir tanesi Netflix'te gösterimde olan Dunsel adında bir film.
Sosyal medyada çok kez karşıma çıktığı, çok fazla paylaşıldığı birçok insan bu filmin üzerine yorum yaptı.
Bir tanesi de...
Amazon Prime'da gösterimde olan Roadhouse Bar Fedaisi filmi, Jack Glenhole'un başrolünde oynadığı film, gerçekten 80'li yılların efsane filmlerinden, kült filmlerinden bir
tanesinin yeniden çevrimi.
Ondan uzun uzun bahsetmeye çalışacağım ancak önce şu Damsel'den bahsetmeye çalışayım.
Bu film, fantezi sinemasının yeni parlak güçlü örneği gibi bir sunuldu, böyle bir PR çalışması yapıldı, çokça paylaşıldı, çokça tanıtılmaya çalışıldı.
Yani pek böyle fantezi sineması aslında çok da fazla örnek vermez.
Yani bildiğimiz bir türdür.
Güzel örnekleri vardır sinema tarihinde ama çok sık karşımıza gelen bir tür olmadığı için hani bu kadar gazlanmışken bir bakayım dedim ya bir izleyeyim bakayım nasıl bir şeymiş.
Arkadaşlar çok kötü. Yani nedenini hemen kısaca söylemeye çalışacağım ama şöyle bir olay var.
Küçük hani fantezi türüyle ilgili size tespit yapmaya çalışayım.
Şimdi fantezi adı üzerinde değil mi?
Hiçbir gerçeklik kaygısı yok aslına bakarsanız.
Yani fantezi filmlerin hemen hemen hepsi kendi evrenlerini kurar zaten.
Yani evrenler diyor bahsediyoruz ya işte Marvel evreni, DC evreni, Star Wars evreni, Harry Potter evreni, Matrix evreni bunların hepsi kendi evrenlerini inşa eden filmler ya da seriler ya.
Fantezi türü zaten başlı başına bir evren türü.
Yani bir fantezi filmi yapmak istiyorsanız...
Neticede şu an bizim içerisinde yaşadığımız bu bildiğimiz evrende süre giden bir film olmayacak neticede.
Yoksa fantezi olamaz zaten. Her fantastik film kendi evrenini inşa etmek zorunda ve oranın kurallarını, paradigmalarını yazmak zorunda.
Ve bunu da biz tabi izleyicilere tanıtmak, anlatmak zorunda.
İşte bu zaten bu gereklilik fantezi filmlerin omzuna ciddi bir ağırlık yüklüyor.
Ondan dolayı fantezi filmler...
işin o evren tarafına çok fazla yatırım yapmak zorunda kaldığı için daha böyle maça bir 1-0 mağlup başlıyorlar.
Yani tarihteki büyük fantastik filmleri düşünelim.
Diyorum işte örneğini verdiğim Harry Potter'dan, Yüzüklerin Efendisi'nden falan, Excalibur'dan falan bahsedecek olursak hemen hepsi zaten büyük bütçeli, büyük ölçekli, böyle yüksek prodüksiyonlu filmler.
Üçlü filmler yani her şekilde büyük filmler.
Ondan dolayı bir fantezi film projeniz var abi bir durun, bir sakin.
Olmuyor yani çok kolay olmuyor bu filmler.
Bu bir. İkincisi şu noktaya da bir dikkat çekmek istiyorum.
Fantezi filmlerin hemen hepsi elbette birer fantezi olarak sıra dışı çok uçuk hayal gücüne yelken açan filmler olmalarına rağmen mesaj olarak ya da alt metin
olarak da son derece gerçekçi öykülerle ilgilenen filmler.
Çok büyük çoğunluğunun temel meselesi güçtür zaten.
Güç. Güç sarhoşluğu.
Güç merakı, gücü eline alma, güçlerin çarpışması, kim güçlü, hangisi güçlü, hep böyle güç üzerinden süre giden hikayeler anlatır.
Güç hiç de fantastik bir...
tema değildir aslında sinema dünyası için.
Son derece geçerli, her an karşımıza çıkan, son derece bildiğimiz bir temadır aslında sinema için.
Ondan dolayı da fantezi filmler istediği kadar uçuk ve fantastik olsun, aslında öyküleri ve ilgilendiği temel konular hiç de fantastik, hiç de sırrı dışı, hiç de çarpıcı gelmez bana çoğunlukla.
Yani en iyi filmler için bile bunu söylüyorum.
Yani Yüzüklerin Efendisi'nin bile öyküsü, karakterlere öykü yakışı falan hiç de öyle fantastik değildir.
Yani son derece Basit demeyeceğim yanlış anlamayın ama tanıdık gelir biz aslında.
Çok sıra dışı değildir yani.
İşte tüm bu gereklilikleri bir arada toplarsak iyi bir fantastik film yapmanın son derece zor olduğunu zaten iddia edebiliriz.
İşte Downsell'de gerçekten o kadar vasat bir film ki.
Şimdi tamam her fantezi bir masaldır.
Okey bunu anlıyoruz. Ancak filmlerin fazla masalsı olması en azından inşa edilen gerçekliği deneyimlememizi biraz zorlaştıran bir şey.
Mesela çok basit bir şey söyleyeceğim.
Şimdi öyküsünden bahsetmeyeceğim.
Gerçekten çok klişe bir öyküsü var.
Yani böyle kötü durumda olan bir krallık kendi kızını güçlü bir krallığın prensiyle evlendirir.
Oradan ülkesini kalkındırmaya çalışan bir kral işte prensesi oraya gider.
Son gerçekten ya böyle şirinler seviyesinde basit bir öyküden yola çıkıyor Damsel.
Ve burada işte kısmen politik oyunlar, çok da fazla politik oyun yok aslında.
Bir varoluş mücadelesi var, bir işte efsaneler.
Çok ilginç değil. Kötü demeyeceğim öyküsünü aslında ama çok da ilginç değil.
Ancak ilginç olan şu filmin tavrı ve yaklaşımı inanılmaz çocukça.
Senaryonun ilerleyişi, öykünün ilerleyişi inanılmaz basit.
Ve filmde çok garip bir stratejik hata yapılmış bence.
Çok net bir hata. Ne biliyor musunuz?
Film konuşan bir ejderha içeriyor.
Ya abi ne yapıyorsunuz?
Hangi yüzyıldayız? Konuşan ejderha mı olur Allah aşkına?
Yani nasıl diyeyim?
İşte ova kardeşle orman kardeş konuşuyorlardı.
O sırada güneş kardeş onların sohbetine katıldı falan gibi.
Bu kadar saçma.
Ortaokul çocuğu için bile çocukça bence.
İlkokul, anaokulu seviyesine falan.
Ejderha niye konuşur abi?
Ejderhanın neyini dinleyeceğiz Allah aşkına?
Ne söyleyebilir? Bir ejderha varmış mağarada.
İnsanlar gelip onun yavrularını, yumurtaları neyse artık öldürmüş.
O da insanlara karşı düşman olmuş falan filan.
Tamam yani bu öyküyü senin anlatabilmen için.
Ejderhayı insanlaştırıp konuşturman gerekmiyor bu çok çocukça çizgi filmlerde bile böyle bir şey kalmadı artık yani ya da sen o ejderhayı öyle bir işleyeceksin ki bir insana dönüşecek
gerçek bir karaktere dönüşecek sadece işte insanlar yavrularını öldürdü diye insanlara düşman olan bir ejderha tiplemesi çok basit yani çok çocuk betimleyecek başka bir yakıştırma bulamıyorum gerçekten ve İşte
burada ejderhalar, alevler, kılıçlar falan tamam işte klasik bir hani orta dünyamsı bir atmosferde süre giden bir serüven, fantastik filmi ama bir yükseliş öyküsü falan var tamam.
Baş karakterin bir kadın olması tamam bir şeyler katıyor belki böyle bir feminist ruh falan.
Neticede filmin senaryosu ve...
proje bazında daha yani en başından biçimlendirilmesi diyorum son derece çocukça, son derece yüzeysel, son derece basit olduğu için Dansel filmini ben hiç de etkileyici bulmadım.
Hey nerede diyorum hani Yüzüklerin Efendisi'dir, işte Harry Potter'dır diyorum, Excalibur'lardır falan ya onların yanında hani adının bile hani kusura bakmayın bu açıdan hani onlarla aynı cümle içerisinde kullandığım için hiç adının
bile anılmayacağı film. Yani böyle fantastik filmleri çok seviyorsanız.
Bu arada bence filmin teknik işçiliği de pek iyi değil.
Yani işte efektleri, ortamları falan da bana çok da etkileyici gelmedi.
Kötü demeyeceğim ama benzerlerinin yanında çok da etkileyici bir görsel dünya, bir evren kurduğunu da düşünmüyorum filmin.
Ondan dolayı fantastik filmlerin tutkulu hayranı değilsiniz.
Çok da tavsiye edemeyeceğim ama yine de güzel bir akşam geçirmek için izlenebilir mi?
O kadar söyleyeyim.
Üzerine daha da fazla bir şey söylemek istemiyorum.
Gelelim bar fedaisine.
Bunun üzerine söyleyecek biraz daha fazla şey var.
Şimdi bar fedaisi aslında benim hem çok sevdiğim hem de hiç sevmediğim bir tür de değil.
Bu alt tür de değil. Bu filmleri nasıl bir başlık altında tasnif edeyim bilmiyorum.
Bemboş ama keyifli filmler vardır.
Bakınız. Bu kadar boş olur.
Bu bomboş. Film neredeyse hiçbir şey anlatmaz.
Ortada iler tutar bir öykü, iler tutar bir karakter.
Hani bir derinliğe, derinliğe merinliğe hak ki onu geçtim zaten.
Hani onu beklemiyoruz zaten de.
En azından ikna edici bir öykü, bir dönüşüm yaşayan bir karakter.
Biraz olsun gerçekçilik hani ne bileyim kendi evrenini inşa etmeye çalışan ama pek işte fantastik olmayan bir film.
Diyeceğim belki de yani. Çok enteresan filmler bunlar aslında.
Bunların üzerine ayrı bir program yapmak lazım.
İşte Bar Hedayesi tam olarak böyle bir projeydi.
Son derece klişe, hiçbir cazibe barındırmayan bir öykü.
Son derece yüzeysel karakterler.
Son derece basit bir senaryo.
Hiçbir ne bileyim öyküleme numarası olmayan, çok özellik barındırmayan falan filan.
Ancak... Görsel olarak, kurgu olarak, sunum olarak falan fiyakalı böyle sevimli tipler yaratan, sevimli repliklerle, sevimli anlarla güzel ve sizin sevimli
bir lollipop sunuyor. Size anlık böyle bir şeker ağzınıza küçük bir tat sunacak ondan sonra geçip gidecek.
Çok da umursamayacaksınız. Bu tip filmlerin...
Feriştahıydı bar fedaisi.
1989'da gösterime girmişti.
O zamanlar kariyerinin zirvesinde olan işte karizmasıyla, yakışıklılığıyla hangisini alıyorsanız Patrick Schweiss başroldeydi.
80'lerin önemli pop ikonlarından bir tanesidir.
Yani karizmatik bir tiptir böyle.
Güzel birkaç filmde başrol oynamıştır.
Yani kötü bir oyuncu falan diyemeyiz tabii ama bir ağırlığı, bir prestiji var mıdır zannetmiyorum.
Sadece daha çok popüler bir oyuncuydu yani Patrick Schweiss.
Ve o zamanlar bar fedaisi sevilmişti.
Özellikle genç kesim tarafından izlenmişti.
Bayağı konuşulmuştu. Aa ne tatlı, ne sevimli.
Müzikleri böyle diyorum fiyakalı.
Ya adam ya çok basit bir sahneden örnek vereyim işte.
Bir yerden ya öyküsü de çok basit.
Nerede akşam orada sabah.
Bir işi gücü olmayan, bir nasıl diyeyim hayata tutunduğu hiçbir dala olmayan yapayalnız ama çok yakışık, karizmatik falan genç bir adam var.
Bu adam iyi iyi dövüşüyor, sıkı dövüşüyor falan.
Ona bir bardan teklif geliyor.
Gel bizim barımızda böyle gelip bizi rahatsız eden tipler var.
Gel sen bizim barımızda fedailik yap.
Tamam okey o çıkıyor o bara geliyor.
Orada da çok klasik yüz bin kere karşımıza çıkmış bir hikaye.
O barın bulunduğu bölgeye emlak zenginleri, emlak barınları işte bir otel yapacaklar, site yapacaklar, bir şey yapacaklar.
Onun için o barı oradan kaldırmaları lazım, yok etmeleri lazım.
Barın sahibi de direniyor. Oradan çıkmamaya çalışıyor.
Aynı öykü 94 tarihli geçtiğimiz programlarda andığım Crowe filminde vardı mesela.
Tamamen aynı öykü.
Yakın zamandan Equalizer'ın 3.
bölümünde, Dazzle Washington'ın filminde vardı.
Emlak zenginlerine karşı direnen küçük insanlar.
Bu. Temel öykü bu. Ama diyorum ya öykü ya da senaryo çok önemli değil.
Patrick Schweitz'in o çekiciliği, alımlı hali, tavrı.
Hoş bir tarafı var yani. İzlenir bir tarafı vardı gerçekten filmin.
Ama diyorum aslında son derece klişedir.
Bir sahne vardı mesela hiç unutmuyorum.
Filmin özeti gibi bir sahne.
Bu işte eski püskü bir arabayla geliyor böyle bir otoparkın önüne arabayı bırakıyor.
Çıkıyor arabanın içerisinden. Polis diyor ki hey arabayı buraya bırakamazsın falan.
O da anahtarı fırlatıyor böyle al senin olsun diyor.
Giriyor o sırada böyle Brando'yu bir kaldırıyor.
Ona bir Mercedes vermişler hani.
Al sana peşinat Mercedes.
Yeter ki çık gel falan. O kadar şey ki yani al araba senin olsun falan.
Ruhsat ne olacak baba? Kaskosu, maskosu, trafik sigortası falan.
Çaldın mı arabayı? Polis olsa gel lan buraya diyor.
Onu tutuklaması lazım yani.
Türkiye'de de hiç bu yüzden karizma karakter çıkaramıyoruz arkadaşlar.
Çünkü Türkiye'de hiç kimse anahtarı atıp al araba senin olsun demez.
Anlatabiliyor musun? Bakın sinemamızın sorunu bence bu.
Neyse ya Patrick Schweiss'ın o sevimliliği, tatlışlığı falan bir etki yaratmıştı.
Şimdi bu kadar aradan sonra başrolde...
Yani Patrick Schweiss kadar sevimli olduğunu iddia edemeyeceğim bir karakterle bu öykü tekrar çıktı geldi ki.
Bu öykünün tek olayı başrolündeki oyuncunun karizması, sevimliliği, çekiciliğiydi zaten.
Karşımızda kim var? Jackie Glenhole var.
Şimdi Jackie Glenhole çirkin falan bir adam demeyeceğim.
Sevinme değil ne bileyim karizmatik değil falan demeyeceğim.
Bence prestijli bir adam.
Yani ben Jackie Glenhole'u gayet iyi bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.
10 numara bir adam bence yani.
Hani burada daha dramatik.
Ölçü aynı hemen söyleyeyim.
Ufak tefek değişiklikler falan yapılmış tabi ama gerçekten çok ufak tefek.
Yani filmin bir yer eden çevrim olduğunu söyleyebiliriz.
Ama Jackie Glenn Holm'un Patrick Schweitzer'ın yerine filmin başarılı olması bir şeyleri değiştirmiş.
Film biraz dramatikleşmiş.
karakter dramı katılmış, biraz yalnızlık katılmış, biraz Jackie Glenol'un biraz daha Patrick Schweitz'e göre daha iyi oyunculuk sunması, biraz daha tipleme değil, biraz daha karakter inşa etmeye
çabalaması, biraz daha bence oyunculuğu da daha iyi.
Patrick Schweitz'in oyunculuğu kötü değildi belki ama tiplemenin üzerinden gidip çok...
klasik sahnelerle karşımıza geliyor olması basitlik yaratıyordu.
Jackie Glanoğlu'nun daha iyi anları var.
Daha böyle yüksek bir performans sergilemiş.
Daha derin bir karakter inşa etmeye çalışmış falan ama öykü, senaryonun akışı falan o kadar basit ki hani ortada bir karaktere de gerek yok.
Diyorum aynı filmi bin kere izledik.
Hani benzer şeyleri. Film sevimli mi, eğlenceli mi?
Bilmiyorum. Yani kimine öyle gelebilir, kimine öyle gelmeyebilir.
Yani araba böyle. Kötü demeyeceğim yine o açıdan ama çok da 80'lerde yapılan bar fedayesi bu bar fedayesine göre daha sevimli bir filmdi.
Daha popülist bir filmdi.
Daha eğlenceli böyle daha şeker pembesi tadında bir filmdi.
Bu film biraz daha şey olmuş.
Daha ciddiyimsi bir film olmuş.
Böyle biraz daha ara bir ton tutturmaya çalışmış gibi geldi bana.
Yine komik anlar yok mu?
Var. Eğlenceli anlar yok mu?
Var. Bir de böyle Florida'nın...
Küçük bir köyünün çok nefis bir kumsalındaki bir bardan falan bahsediyoruz.
Yani oradaki coğrafyada çok güzel.
Kumsal, güzel vücutlu, çok hoş, seksi kızlar.
Böyle yakışıklı vücutlu erkekler falan.
Kumsal, sörf, deniz motorları, deniz.
Şey böyle tam yaz filmi.
Hani sörfçülük vardır ya.
Florida Sörfçüleri diye bir tipleme vardır böyle falan.
Boş beyinli, güzel vücutlu insanlar falan böyle.
Okey tamam. Biz görsel çekiciliği falan var ama Jack Glenol diyorum.
Filmi biraz drama çekmiş.
Bir de... Burada bir de Jack Lanoğlu'nun bir geçmişi var yani filmdeki karakter daha önce işte dövüşçüymüş de bazı dramatik olaylar yaşamış sportif hayatında falan böyle güzel bir yan öyküler falan eklenmeye çalışmış ama neticede
çok da özel olmayan çok da böyle diyorum izledikten sonra çok da hatırlayacağınız bir film değil ama kötü bir film diyemem yine de ortalama orta üstü fena değil diyebileceğim bir film güzel bir akşam
geçirmek için diyoruz ya mesela okey.
Öyle bir kafayla filmi izleyebilirsiniz, keyif alırsınız ama şu noktayı belirtmeden geçemeyeceğim.
Bu tip bir proje için iyi diyebileceğim özellikle iki şey var.
Birincisi... Jack Glenol'un performansı ya bu adam çok iyi bir oyuncu.
Hatta bence biraz fazla projede yer alıyor.
Yani kendisini biraz daha böyle ekonomik kullansı biraz daha seçkin projelerde yer almaya çalışsa falan bence daha iyi olacak.
Hani bu biraz üstten bakmadır böyle o Judy Foster'ı vardır o biraz böyle her projeyi okumaz falan böyle çok az projede yer alır.
Onun kadar cimri olmasın Jack Glenol ama biraz daha proje seçse iyi olacak gibi geliyor bana.
O bir. İkincisi bir de filmin yönetmeni Doug Lima.
Fiyakolu ana akım aksiyon filmleri yapan bir yönetmendir.
Ancak biraz daha iyi yönetmenlik çıkaran bir yönetmendir aslında.
Geçmişte gayet iyi aksiyon filmleri yapmışlığı var Doklima'nın.
Ondan dolayı bu filmin yönetmenlik kalitesi, teknik kalitesi bu tip bir filme göre biraz daha iyi geldi bana.
Yani kamera açıları, kurgusu, efektleri falan güzel yani.
Gerçekten böyle izlemekten keyif alıyorsunuz filmi.
Ama özetle sonuca gelecek olursak.
Çok da önemli olmayan öncüsünden çok da iyi olmayan ama onun da çok da gerisine düşmeyen keyifli gişe aksiyonu diyebiliriz bar fedayesi için.
Bu tip projelere ilginiz varsa izleyebilirsiniz keyif alırsınız diye düşünüyorum ama çok da şey beklemeyin diye şimdiden uyarmış olayım arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
